“Kent Uzlaşısı” Soruşturması: 10 Kişi Hakkında Tutuklama Kararı

“Kent Uzlaşısı” soruşturması kapsamında düzenlenen operasyonda gözaltına alınan, aralarında Kartal ve Ataşehir Belediye Başkan Yardımcılarının da bulunduğu 10 kişi tutuklandı.

Tutuklananlar arasında CHP’li Kartal ve Ataşehir belediye başkan yardımcıları C.Y ile L.G’nin yanı sıra Üsküdar Belediye Meclis Üyesi B.K, Sancaktepe Belediye Meclis Üyesi E.G., Fatih Belediye Meclis Üyesi G.A, Tuzla Belediye Meclis Üyesi H.Ö., Adalar Belediye Meclis Üyesi N.A., Şişli Belediye Meclis Üyesi S.G., Beyoğlu Belediye Meclis Üyesi T.Ş. var.

Gazete Duvar’dan Furkan Karabay’ın haberine göre; Savcı Ahmet Şahin tarafından hazırlanan tutuklamaya sevk yazısında, 15 Ekim 2011 tarihinde kurulan Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından, ‘terör örgütü’ olarak kabul edilen Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) devamı olduğu öne sürüldü.

HDK’nın yasa dışı bir örgüt olmadığına yönelik İzmir 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı olmasına ve istinaf tarafından onanmasına rağmen savcı Şahin, HDK’nın ‘terör örgütü’ olduğu tespiti yaptı. Kartal Belediye Başkan Yardımcısı Cemalettin Yüksel ve Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Livan Gür’ün de aralarında bulunduğu 10 kişinin HDK içerisinde faaliyet gösterdiği iddia edildi.

Cemalettin Yüksel’in 31.01.2015 ile 31.01.2025 tarihleri arasındaki HTS verilerinin incelenmesinde adli kaydı olan 313 kişiyle iletişimde olması tutuklamaya gerekçe olarak gösterildi. Yüksel’in, “HDP 1. Bölge İlçeler” adlı WhatsApp grubuna üye olması da delil olarak sunuldu.

Yüksel’in evinde, “Şüphe yoktur. 6-8 Ekim olaylarının toplumsal açıdan yarattığı derin yaraları sarmanın yolu bu olaylar ile ilgili hakikatin açığa çıkarılması” notunun bulunması da “PKK’ya destek” olarak yorumlandı.

Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Livan Gür’ün tutuklanmasına gerekçe olarak gösterilen deliller arasında, 31.01.2015 ile 31.01.2025 tarihleri arasında adli kaydı olan 52 kişiyle iletişim kurması vardı. Üsküdar Belediye Meclis Üyesi Bülent Kaygun’un da aranması olan kişilerle iletişim kurması ve “Üsküdar Basın” WhatsApp grubuna üye olması tutuklanma talebine gerekçe gösterildi.

Sancaktepe Belediye Meclis Üyesi Elif Gül hakkındaki delillerden biri de 31.01.2015 ile 31.01.2025 tarihleri arasında aranması olan kişilerle iletişim kurması olarak gösterildi. “Kongre Grubu” adlı WhatsApp grubuna üye olması da Gül hakkındaki tutuklama talebine gerekçe yapıldı.

Fatih Belediye Meclis Üyesi Güzin Alpaslan’ın ise aranan 4 şahıs ile iletişim kurması ve “8 Mart eylemleri: Kadınlar erkek-devlet şiddetine boyun eğmeyecek” başlıklı haberde isminin geçmesi üzerine tutuklanması talep edildi.

Tuzla Belediye Meclis Üyesi Hasan Özdemir’in, soruşturma kaydı olan 223 farklı kişi ile iletişim kurduğu, “Tuzla DEM Parti İlçe Yönetim Grubu” adlı WhatsApp grubuna üye olduğu gerekçesiyle tutuklanması istendi. Beyoğlu Belediye Meclis Üyesi Turabi Şen için gösterilen deliller ise soruşturma kaydı olan 474 farklı kişi ile iletişim kurması ve birlikte gözaltına alındığı belediye meclis üyeleriyle irtibatlı olması.

Şişli Belediye Meclis Üyesi Sinan Gökçe’nin tutuklanması için de soruşturma kaydı olan 336 farklı kişi ile iletişim kurması ve eski HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın konuşma yaptığı kongreye katılması gerekçeleri sıralandı. Adalar Belediye Meclis Üyesi Nesimi Aday’ın, aranması olan şahıslarla iletişim kurduğu, “Demokratik Modernite” dergisinin hazırlanmasında “rolü” olduğu için tutuklanması istendi.

Savcı Ahmet Şahin, WhatsApp gruplarına üye olmayı, soruşturması bulunan kişilerle iletişim kurmayı, dergi hazırlamayı ve not tutmayı “örgüt faaliyeti” kapsamında değerlendirerek 10 kişinin de “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla tutuklanmasını talep etti. 10 kişi çıkarıldıkları sulh ceza hakimliğinde tutuklandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın gözaltına gerekçe olarak sunduğu açıklamada şu ifadeler yer alıyordu: “Kent uzlaşısı formülünün teorisinin terör örgütü yönetimince yapıldığı, demokratik özerklik sisteminde bazı alanlarda uygulanacak bir formül olduğu, doğu illerinde yerel yönetimlerin kazanılarak özerklik sisteminin kurulması,

batı illerinde ise Kürt nüfusunu özerklik sistemine benzer bir sistemle yerel yönetimlere dahil edilmesi planlaması çerçevesinde oluşturulduğu ve adına da ‘Kent Uzlaşısı’ denildiği, Kent Uzlaşısı formülü ile batı il ve ilçelerindeki Kürtlerin, belediyeleri kazanamasalar da uzlaşılacak ve desteklenecek aday karşılığında, belediye meclislerinde belli sayılarda kota elde edilmesi sonucu belediye meclis kararlarında söz sahibi olmalarının,

yerel yönetimlerde yer almalarının ve siyasi bir denge olmalarının amaçlandığı, Özerlik Sistemi ve Kent Uzlaşısı formülünün, DEM Parti üstü bir örgütlenme sistemi olduğu, özellikle örgütlenme konusunda çalışmalar yürüten örgüt bünyesindeki oluşumların (DBP, HDK) örgütün taban (halk) örgütleme sistemini geliştiren ve yöneten esas kurumlar olduğu anlaşılmıştır.”

“Kent Uzlaşısı” nedir?

DEM Parti, 15-16 Aralık 2023’te düzenlenen ve Mart 2024’te yapılan yerel seçimlere yönelik olarak karar alınan Parti Meclisi toplantısında “Kent Uzlaşısı” stratejisi açıklamıştı.

Parti Meclisi’nin ardından duyurulan bu strateji ile kayyum atanan belediyelerin geri alınacağını savunan DEM Parti, “Bunun yanı sıra daha önce yönetiminde bulunmadığımız birçok il, ilçe, belde belediyesinin seçimlerini kazanacak ve halkı yolsuzluktan, rant şebekelerinden ve kimliğimizi inkar edenlerden kurtaracağız. Bu hedefimize ulaşmak için parti adımızla çeşitli iş birlikleri ve güç birlikleri kurarak ilerleyeceğiz,” diye belirtmişti.

Toplantıda sonucunda açıklanan bildirinin 5. maddesinde de “Türkiye’nin batısında ise kenti var eden, yaşatan sosyal ve siyasal dinamikleri geniş ölçekte kapsayan tüm kurum, kuruluş,  işçi, emekçi, ekolojist, kadın, gençlik, halklar ve inanç örgütleri, siyasi partiler, emek ve meslek örgütleri, demokrat ve vicdan sahibi yurttaşlar, tüm toplumsal taraflar ve siyasi aktörlerle görüşmek, müzakere etmek, birlikte yürümek, ortak mücadeleyi örecek Kent Uzlaşısı zeminini oluşturmayı öncelikli görev olarak görüyoruz,” ifadeleri yer almıştı.

Tutuklamalara tepki

Tutuklamalara tepki gösteren CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı: “Bugün yaşananlar gösteriyor ki bir kez daha hukuk, siyasetin aparatı haline geldi. Siyaseti dizayn etmek için mahkemeleri kullanmak adetleri haline geldi.

Tutuklanan meclis üyeleri seçime girmeden önce YSK’ya, temiz kağıtları ile başvurdu. Temiz kağıtlarını Adalet Bakanlığı’ndan aldılar. Seçildiler. YSK elinden mazbatalarını aldılar. İktidarını sürdürmek için türlü pazarlıkları adet edinmiş olanlar, bir yandan yeni ‘pencere’ açarken bir yandan da insanlara şafak operasyonu yapıyor.

Kendi saflarında siyaset yapanlara bakmadan partimize yönelik ucube iftiralar atmaktan da geri durmuyorlar. Sözün özü şu; Ülkemizi suni gündemlerle oyaladığınız yeter. Halkımızın gerçek gündemi yoksulluk, güvensizlik hatta açlık. Bunu biliyoruz. Mücadelemiz bunun içindir.

Erken seçim sandığı gelecek, halkımız bu çileye son verecek. Bu düzen değişecek. İşte o gün, siyaset ve hukuk arasına çok net çizgiler çekeceğiz. Vatandaşlarımız ve siyasetçiler arasında aldığı pozisyona göre farklı işleyen ikili hukuk sistemi değil, 86 milyona eşit ve adil işleyen bir yargımız olacak.”

CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır tutuklamaların “iktidarın kılıcını sallıyor” diye nitelendirdiği İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in hukuku askıya alması sonucu gerçekleştiğini belirterek karara şöyle tepki gösterdi:

“Dört gün önce gözaltına alınan meclis üyeleri, belediye başkan yardımcılarımız tutuklandı. Aslında neden mahkemeye çıktıklarını da bilmiyorum, gerek de yok çünkü Akın Gürlek, bir gün savcılık yapmamış ama başsavcılık koltuğunda oturan, iktidarın kılıcını sallayan, hak ve özgürlükleri askıya almış bir kişi kararı zaten veriyor.

Mahkemeye ne gerek var ki? Bu ülkede o Sulh Ceza Mahkemeleri tutuklama taleplerini değerlendiriyor mu sanıyoruz? Buradan gelen siparişler önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı tarafından kaleme alınıyor. Ondan sonra senaryoyu polisler toplayarak nezarete atıyor. Mahkemeler sadece bir prosedür uyguluyor. Artık hukuk düzeni askıya alınmıştır. Türkiye başka bir noktaya gelmiştir.

Sandıkta toplayamadığı oyları, meclis üyelerini bir savcı eliyle azaltarak çoğunluğu elde etmek istiyorlar. Her gün bir soruşturma, her gün bir tutuklama… Geldiğimiz nokta konuşulmalı. Türkiye’de demokrasi üzülerek söylüyorum ki askıya alınmıştır.

Öğle saatlerinde grup başkanvekili Cumhurbaşkanı’nın bir şiir okuması sebebiyle siyasi yasaklı olduğun söyledi. Bugün Cumhurbaşkanı’nın yarattığı bu kara düzen siyasetçileri, gazetecileri, sanatçıları, hepsini tutuklayarak, susturarak baskı altına almak istiyor. Hep beraber direneceğiz. Bu artık hukuk falan değil. O kararları tanımıyoruz. Ne mahkeme, mahkeme; ne savcı, savcı; ne düzen, düzen!”

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit de tutuklamalara tepki gösterdi. Koçyiğit şöyle konuştu: “İstanbul merkezli yürüyen ve CHP’li 9 belediyede yapılan operasyon sonucu gözaltına alınan 10 kişi tutuklandı bugün. Tutuklanma gerekçesi aslında savcılığın kamuoyuna yaptığı açıklamada açık ve netti.

Bugün adliyeye çıkarıldıklarında kamuoyuna servis edilen görüntülerden minareyi çalıp kılıfına uydurmaya çalıştıklarını çok iyi biliyorduk. Bu ülkede demokratik siyaset zeminini ortadan kaldırmaya çalışan, hukuku askıya alan, adaleti yok eden bir rejim adım adım İstanbul merkezli inşa edilmeye çalışılıyor. İstanbul merkezli, Akın Gürlek’in başında olduğu bir yargı darbe mekaniği devreye girmiş durumda.

Bu ülkede demokrasiye, seçilmişlere, herkese kumpas kuruluyor ve bu kumpaslar eliyle de büyük bir istibdat rejimi hakim kılınmaya çalışılıyor. Bunu asla ama asla kabul etmiyoruz. Belediyeleri böyle yıldırmaya çalışmak, ortaklaşma zeminlerini ortadan kaldırmaya çalışmak, siyasi muhalefetin yan yana gelmesini kriminalize etmeye çalışmak buradan kendilerine göre bir algı operasyonuyla Türkiye’nin 2028 seçimlerini adım adım örmeye çalışan anlayışın karşısındayız, karşısında olmaya devam ediyoruz.

Kamuoyuna deklare edilen, gizlisi saklısı olmayan işler, yapılan siyasi tutumların kendisini mahkum etmeye çalışan, terörize etmeye çalışan bu anlıyışın karşısında duracağız. İstanbul merkezli savcılık eliyle bu ülkenin demokrasisine darbe yapılmaya çalışılıyor.”

Paylaşın

Demirtaş Ve Mızraklı’dan Yeni Sürece Destek

DEM Partili Pervin Buldan’ın Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı’ya yaptığı ziyaret sonrası, DEM Parti’den yapılan açıklamada, Demirtaş ve Mızraklı’nın yeni süreci destekledikleri ifade edildi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’yı ziyaret etti.

DEM Partiden yapılan açıklamada, “Buldan, çözüm arayışlarına ilişkin gelinen son aşama konusunda Demirtaş ve Mızraklı’yı bilgilendirmiş, bir kez daha görüş ve önerilerini almıştır” denildi. Açıklamanın devamında ise “Demirtaş ve Mızraklı bütün güçleriyle sürece destek vermeye devam edeceklerini belirterek, halkımıza selam ve sevgilerini iletmiştir” ifadeleri kullanıldı.

Yeni Süreç

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısı sonrası DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan ve İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, 28 Aralık 2025’te İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmüştü. Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yapmıştı. Buldan ve Önder’in yazılı açıklamasında Abdullah Öcalan’ın açıklamalarına yer verilmişti.

Abdullah Öcalan, açıklamasında, “Sayın Bahçeli’nin ve Sayın Erdoğan’ın güç verdiği yeni paradigmaya, ben de pozitif anlamda gerekli katkıyı sunacak ehil ve kararlılığa sahibim” demişti. Öcalan, “Heyet bu yaklaşımımı gerek devletle gerekse siyasi çevrelerle paylaşacaktır. Bunlar ışığında gereken pozitif adımı atmaya ve çağrıyı yapmaya hazırım” ifadelerini kullanmıştı.

Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder ve Ahmet Türk’ten oluşan DEM Parti heyeti, yılbaşından sonra siyasi partilerle temasa başlamıştı. 2 Ocak’ta TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşen DEM Parti heyeti, daha sonra MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret etmişti.

Heyet, 6 Ocak’ta AKP TBMM Grubu ile görüşmüştü. DEM Parti heyeti 7 Ocak’ta CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile bir araya gelmişti. Heyet ayrıca Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Yeniden Refah Partisi ve DEVA Partisi ile görüşmüştü. DEM Parti heyeti ayrıca eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ı da ziyaret etmişti.

DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan ve İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’den oluşan heyetin ikinci görüşmesi 22 Ocak’ta gerçekleşmişti. Görüşme 4 saat sürmüştü. İmralı Heyeti, PKK lideri Abdullah Öcalan’la yaptığı ikinci görüşme sonrası, “Öcalan’ın sürece ilişkin çalışmalarını sürdürdüğüne” ilişkin kısa bir açıklama yapmıştı.

Paylaşın

Bakırhan’dan Bahçeli’ye: Türkiye’nin Size İhtiyacı Var

Kalp kapakçığı ameliyatı geçiren Devlet Bahçeli’yi arayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Bahçeli’ye “Barış ve kardeşlik çalışmaları konusunda Türkiye’nin size ihtiyacı var” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, kalp kapakçığı değişten Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye geçmiş olsun dileklerini iletti.

DEM Parti’den yapılan açıklamada, “Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, kısa süre önce ameliyat olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi telefonla arayarak geçmiş olsun dileklerini iletti. Bahçeli’nin sağlık durumunu soran Bakırhan, ‘Barış ve kardeşlik çalışmaları konusunda Türkiye’nin size ihtiyacı var’ dedi” ifadelerine yer verildi.

Devlet Bahçeli, geçtiğimiz perşembe günü Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nde kalp ameliyatı oldu. Bahçeli, iki gün sonra taburcu oldu.

Paylaşın

Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Abdullah Zeydan’a Hapis Cezası

DEM Partili Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Abdullah Zeydan, “yasadışı örgüte yardım ve yataklık” suçlamasıyla yeniden yargılandığı davada, 3 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Haber Merkezi / Kararın açıklanmasının ardından Van Büyükşehir Belediyesi’nin önünde toplanan Vanlılara seslenen Zeydan, karara tepki gösterdi. Kararın yok hükmünde olduğunu belirten Abdullah Zeydan, davanın siyasi olduğunu söyledi.

DEM Partili Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Abdullah Zeydan’ın “yasadışı örgüte yardım etmek” iddiasıyla yeniden yargılandığı davanın 8’inci duruşması Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme, Zeydan’a “Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeye teşebbüs” iddiasıyla 3 yıl 9 ay hapis cezası verdi.

Abdullah Zeydan, kararın açıklanmasının ardından Van Büyükşehir Belediyesi’nin önünde toplanan Vanlılara seslendi. Kararın yok hükmünde olduğunu belirten Zeydan, davanın siyasi olduğunu söyledi. Daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) benzer davalarda verdiği kararları hatırlatan Zeydan, şunları dile getirdi:

“Buradan artık Türkiye halklarına hukukun ne kadar siyasi iktidarın emrinde ve emelleri için kararlar verdiğini anlatmaya gerek yok. Adalet yok, hukuk yok, Anayasa yok, sadece ve sadece siyasi iktidarın isteklerini, emirlerini yerine getiren bir yargıyla karşı karşıyayız.

Bilirkişi raporlarını tanımayanlar bu davanın kumpas olduğunu teyit etmiştir. Buna rağmen yeniden Van halkının iradesine çökmek için, buna zemin hazırlamak için siyasi iktidarın emriyle bugün yeniden hukuksuz bir ceza verilmiştir. Bizim için önceki kararlarda olduğu gibi bu karar da yok hükmündedir.”

Daha sonra söz alan Eş Başkan Neslihan Şedal da karara tepki gösterdi. Şedal, halktan morallerini bozmamasını istedi. Bu kararlarla AK Parti’nin kaybettiğini savunan Şedal, şunları söyledi:

“AKP’nin siyasi arenada hiçbir prestiji kalmamıştır, bütün kapılar AKP’ye kapanmıştır. İşte bu sebeplerden dolayı Kürtler’e karşı, kazanımları artmaya devam eden Kürt halkına karşıdır. Statü sahibi olmaya çok yakın olan Kürt halkına karşı büyük bir nefret politikası yürütmeye devam ediyor. Kazanımlarımızı yeniden gasp etmek istiyorlar ancak burada asla onlara geçit vermeyeceğiz.”

Ne olmuştu?

Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Abdullah Zeydan, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HDP) milletvekillerine yönelik 4 Kasım 2016 yapılan operasyonlar kapsamında dokunulmazlığı kaldırılarak tutuklandı.

Zeydan hakkında “örgüte yardım etmek” ve “örgüt propagandası yapmak” iddialarıyla dava açıldı. “Örgüte yardım etmek” iddiasına, Zeydan’ın 2015’te Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde canlı kalkan eylemine katılarak, “yasaklı bölgeye girdiği” iddiası gerekçe gösterildi. Diğer suçlamaya ise, Zeydan’ın yaptığı bir konuşmada “PKK sizi tükürüğünde boğar” sözleri gerekçe gösterildi.

Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, Zeydan’a “yasak bölgeye girdiği” iddiasıyla “örgüte yardım etmekten” 5 yıl; “PKK sizi tükürüğünde boğar” sözleri nedeniyle ise “Basın yayın yoluyla örgüt propagandası yapmaktan” 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verildi.

Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi, 26 Mayıs 2021’de “örgüte yardım etmek” iddiasıyla verilen 3 yıl 1 ay 15 günlük hapis cezası kararını onadı. Ancak diğer ceza bozuldu. Bozmaya, Zeydan’ın “yasaklı bölgeye girip girmediğinin” tespiti için keşif yapılmadığı, bu konuda araştırma yapılmadan hüküm kurulduğu gerekçeleri gösterildi.

Yerel mahkemenin toplamda verdiği 8 yıl 1 ay 15 günlük hapis cezasının 5 yıl 2 ayını tutuklu geçiren Zeydan, 6 Ocak 2022’de tahliye edildi.

Kararın bozulmasının ardından Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılama başladı. Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda ve avukatların talebiyle, Zeydan’ın yasak bölge içinde bulunup bulunmadığının tespiti için keşif yapıldı.

Zeydan’ın yargılanmasına gerekçe gösterilen “yasak bölgeye girme” suçlaması, bilirkişinin raporuyla çürüdü. Raporda, Zeydan’ın yasak bölgeden 13,6 kilometre uzakta olduğu tespitine yer verildi. “Yasaklı bölge girmek” iddiasına dair daha önce ifade veren karakol komutanının beyanları da bilirkişi raporuyla örtüştü.

Yasaklı haklarının mahkeme tarafından iade edilmesinin ardından, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Zeydan’ın 2024 yerel seçimleri için yaptığı belediye başkan adaylığı başvurusunu kabul etti. 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere resmi olmayan sonuçlara göre Van Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı yüzde 55,48 oyla DEM Parti adayı Abdullah Zeydan kazandı.

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Adalet Bakanlığı’nın başvurusu üzerine, Van Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Abdullah Zeydan’ın memnu (yasaklı) haklarının geri alındığını açıkladı.

Memnu haklarının elinden alınması, Zeydan’ın seçilme hakkını yitirmesi, itiraz başvurularından sonuç çıkmazsa mazbatasının verilmemesi anlamına geliyordu. Daha sonra Yüksek Seçim Kurulu’nun kararıyla Zeydan mazbatasını aldı.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan İktidara “Çözüm Projen Nedir?” Sorusu

Mersin’de düzenlenen Özgürlük İçin Barış Mitingi’nde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Barış bu kadar konuşulurken ve İmralı’dan gelecek mesaj herkes tarafından büyük bir merak ve heyecanla beklenirken ey iktidar sen ne yapıyorsun? Senin çözüm projen nedir? AKP’nin çözüm projesi nedir?” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Mersin’de düzenlediği Özgürlük İçin Barış Mitingi’nde konuştu. Hatimoğulları, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

Bugün İmralı’da Sayın Öcalan ile devam eden görüşmeleri toplumun  tamamı merak ediyor. Bu süreç nereye evrilecek, bu süreç bir çözüm ve barış süreciyle taçlanacak mı? Bütün bu sorular bu alanı dolduran siz değerli halklarımızın merakla beklediği sorulardır. Emin olun ki sadece sizler değil, Türkiye’nin dört bir yanında Türkü, Kürdü, Arabı, Lazı, Çerkesi ezcümle bu ülkede yaşayan bütün halklar, bütün yurttaşlarımız yüzünü gözünü İmralı’ya ve yapılacak açıklamaya dönmüş durumdadır. Ben sözlerime başlarken bu konunun nereye ve nasıl evrilmesi gerektiğini sizlerle paylaşırken ilk olarak Sayın Abdullah Öcalan’ın İmralı görüşme heyetimizle göndermiş olduğu selamlarını sizlere iletiyorum. Sayın Öcalan’ın selamlarını iletiyorum sizlere.

Bize diyorlar ki kayyım atanırken, gözaltı ve tutuklamalar devam ederken bu süreç barışla taçlanır mı? Siz değerli halkımızın en çok sorguladığı soru bu, bunu biliyorum. Burada başta Akdeniz Belediyemiz olmak üzere kayyım atayan zihniyeti barışla eşleştiremeyiz. Kayyım atayan zihniyeti buradan bir kez daha kınıyoruz, kabul etmiyoruz. Bakın bizler belediyelerimizi alnımızın akıyla, siz değerli halkımızın kayyım atanmasına rağmen onurlu dik duruşuyla kazandık.

Akdeniz Belediyesi bu ülkenin nadide belediyelerinden biridir. Akdeniz Çukurova’nın Türkiye’nin nadide kentlerinden birisidir. Siz değerli Kürt halkı 90’lı yıllarda savaşın ve çatışmanın yoğun olarak yaşandığı dönemde oralardan kalkıp buralara göç etmek zorunda kaldınız. Burada sürgüne geldiğiniz memleketi kendi memleketiniz yaptınız. Akdeniz Kürt halkının memleketi oldu, Arap halkı ve Türk halkının olduğu kadar. Ve kayyım atayan bu zihniyet sadece Kürt halkına, Kürdün iradesine kayyım atamadı; Arabın, Türkün ve burada yaşayan bütün halkların ve inançların iradesine kayyım atadılar.

Biz burada Mersin’de, Akdeniz’de bu zulmü bize yaşatanlara bir kez daha diyoruz ki irademizi gasp edemezsiniz. Elinizde koltuk değneği olarak kullandığınız yargıyla belediyemize kayyım atayarak halkın iradesine el koyduğunuzu zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Kayyım siyasi darbedir, irade gaspıdır, halk tanımamaktır, seçme ve seçilme hakkını yurttaşın elinden almaktır. Biz bunu dün olduğu gibi bugün de kabul etmiyoruz. Akdeniz halklarındır, Akdeniz bizimdir ve böyle kalmaya devam edecektir.

Türkiye halkları bizlere soruyor, barış nasıl olacak, barışı neden istiyorsunuz diye. Kürt halkı 50 yıldır verdiği mücadelede barış demekten hiç vazgeçmedi. Bizler barışı bugün aklımıza gelerek dillendirmedik. Bizler barış için bu ülkede hep birlikte, Kürt halkıyla beraber, bu ülkede barış isteyen Türk halkıyla beraber, barış isteyen bütün halklarla birlikte DEM Parti’de mücadele ettik. Tarihimiz boyunca ödediğimiz bütün bedellere rağmen, en ağır bedelleri ödememize rağmen bizler barış demekten asla vazgeçmedik.

Türkiye halkları barış olursa nasıl olacak diyor. Biz de bu sorunun yanıtını buradan Mersin ve Çukurova’dan bir kez daha veriyoruz. Biz kadınlar barış istiyoruz. Çünkü biz kadınlar her gün erkekler tarafından işlenen cinayetlerde katledilmek istemiyoruz. Biz kadınlar siyasette özne olduğumuz zaman bizleri katletmelerine göz yumamayız. Biz kadınlar Rojava’da IŞİD zihniyeti ile mücadele ederken oradaki kadınların kazanımlarının yok edilmesini istemiyoruz. Biz kadınlar Tarsus’ta katledilen sevgili Özgecan gibi katledilmek istemiyoruz. O nedenle biz kadınlar barış istiyoruz. Biz kadınlar Jin Jiyan Azadî şiarıyla barış istiyoruz, barış istiyoruz.

Barış mücadelesinin en önemli sembolü bugün bu meydanın en ön saflarında yer alan beyaz tülbentli analar, sizleri saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Siz değerli analar ödediğiniz bedellere, çektiğiniz acılara rağmen, yitip giden çocuklarının yasını tutarken beyaz tülbenti başınızdan eksik etmediniz, özgürlük mücadelesini büyüttünüz, barışın sembolü oldunuz. Değerli kadınlar ve değerli halklarımız çocuğunun cenazesi kargo koliyle teslim edilmişti Halise anaya.

Halise Aksoy. Çocuğunun cenazesi kendisine kargo kutusuyla teslim edildiği halde o acıya rağmen barış dedi. O acıya rağmen barış demeye devam etti. Barış için mücadele ederken sevgili Halise anaya 6 yıl 3 ay hapis cezası verdiler. Bizler bunu asla kabul etmiyoruz ve analara sözümüz olsun ki bu topraklarda bugün ya da yarın er ya da geç sizlerin mücadelesini verdiği barışı biz bu coğrafyada inşa edeceğiz. Buradan Halise analarla dayanışmak için sevgili kadınları, hep birlikte alkış ve zılgıtlarımızla büyük bir dayanışmaya çağırıyoruz.

“Kürt sorunu çözülürse işçinin ekmeği büyür”

Bize diyorlar ki neden barış istiyorsunuz. Bu ülkede Kürt sorunu çözülünce bütün sorunlar çözülmüş mü olacak diye bir soruyla çok sık karşılaşıyoruz. Evet Kürt sorunu çözülürse bu ülkede demokrasinin önü açılır, Türkiye demokratikleşir. Kürt sorununun çözümü Türk işçisini neden ilgilendirir biliyor musunuz? Bunu Türk, Arap, Ermeni işçi kardeşlerime özellikle altını çize çize söylemek isteriz. Ey işçi kardeşim Kürt sorunu çözülürse, bu ülkede demokrasinin tesis edilmesi başlarsa senin ekmeğin büyür, İHA’lara, SİHA’lara, özel güvenlik politikalarına, savaşa, mermiye, tanka, topa, askere ayrılan bütçe artık oraya ayrılmayacak. Senin ekmeğinin büyümesi için hep beraber mücadele edeceğiz.

Bizlerin, işçilerin, emekçilerin özellikle terör parantezi içine alarak bugün bir tane eylem, basın açıklaması yapması engelleniyor. İşçilerin grev hakkı engelleniyor. Gerekçe tırnak içinde bütün demokrasi mücadelesini terör parantezine almalarıdır. Buradan en yüksek sesle haykıracağız yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın işçilerin birliği. Barış istiyoruz, niye? Göç bitsin diye. Suriye’de savaş başladığı günden bugüne kadar Mersin Adana Antakya Osmaniye ve bütün sınır illerimizde yoğun bir göçün yaşandığını biliyoruz. Göç edenler mutlu değil, topraklarından oldu. Buraya geldiklerinde de yaşadıkları sorunlar çabasıdır. Bizler göç bitsin diye barış diyoruz. Bakın Akdeniz. Akdeniz’in hırçın dalgalarının sesi kulaklarımıza geliyor.

Akdeniz’in dibinde, çocukların ve kadınların cenazeleri, sayısız göçlerin cenazeleri o denizin dibinde. İşte bu ölümler bitsin diye barış istiyoruz. Doğanın hakkı sağlansın diye barış istiyoruz. Kullanılan kimyasal silahlarla sadece insanı katletmiyorlar, kullanılan kimyasal silahlarla doğa da katlediliyor. Bizler doğanın hakkı için de barış istiyoruz. Bütün Türkiye halkları neden barış istediğimizi lütfen can kulağıyla dinlesin ve lütfen Kürt Türk Arap Laz Alevi Sünni Hıristiyan ayırmadan gelin hep beraber büyük barış projesinde el ele verelim ve bu mücadeleyi birlikte yürütelim.

Bizler barış istiyoruz. Barış istiyoruz ki burada şimdi bizleri çeken ve bütün Türkiye ve dünyaya servis eden değerli basın emekçileri katledilmesin, tutuklanmasın diye barış istiyoruz. Biliyorsunuz Nazım Daştan ve Cihan Bilgin İHA ve SİHA’larla katledildiler sınırın öte yanında Rojava’da. Şimdi Aziz Köylüoğlu. O da katledildi yine hava araçlarıyla. Ben Musa Anterlerden Çukurova’nın bisikletli gazetecisi Kadri Bağdu’ya kadar katledilen bütün basın emekçilerini saygıyla anıyorum, saygıyla onların önünde eğiliyorum. Sadece onlar değil aynı zamanda gözaltı ve tutuklamalar devam ediyor.

Jinnews’e, Mezopotamya Ajansı’na burada sayamadığım çok sayıdaki basın emekçisine yönelik gözaltı ve tutuklamalar devam ediyor. Halkayı genişlettiler. Halk TV’ye çekilen operasyonla Suat Toktaş cezaevinde. Bir kez daha diyoruz ki faşizme karşı dışarıda birleşmeliyiz ki içeride, hapishanelerde bir arada olmayalım. Barışa uzattığımız el sadece iktidar ve devlet açısından değil aynı zamanda muhalefet açısından da ne kadar kıymetli. Bir arada ve el ele olmamız ne kadar kıymetli.

Sayın Öcalan içeriden göndermiş olduğu mesajında özellikle muhalefete bu dönemde barışın sesi ve soluğu olması için, barışa dair yapılan çalışmalarda görev ve sorumluluk alması için çok önemli mesajları vardı. Bizler de buradan bu mesajları değerli halklarımıza ve muhalefete bir kez daha iletiyoruz. Sayın Öcalan İmralı’dan çok önemli bir mesaj daha gönderdi. Dedi ki Kürt sorununun çözümü Türkiye’nin  demokratikleşmesinden geçer. Demokratikleşemeyen bir ülke Ortadoğu yangın yerine döndüğü zaman da ne yazık ki olumsuzluklarla karşılaşırız. O nedenle barışın bu öneminin altını ısrarla çizmiştir, demokratikleşmenin bunun yolu olduğunun altını ısrarla çizmiştir.

Değerli Alevi canlarımız bizleri ‘Aleviler barışı konuşuyor’ buluşmalarına davet ettiler. Bu buluşmaları devam ettirecekler. Bizler de gücümüz yettiğince katılacağız ve Alevi canlarımızla barışı konuşacağız. Alevi canlarımıza söylediğimizi burada diğer Alevi canlarımız da duysun diye altını çizerek belirtmek isterim. Bizler eşit yurttaşlık hakkı için mücadele ediyoruz.

Bizler barıştan bahsederken bu ülkede yaşayan bütün farklı halklardan ve inançlardan insanların ortak demokratik bir zeminde yaşamlarından bahsediyoruz. Bu nedenle barış mücadelesine her zamankinden daha çok birlikte sahip çıkmanın tam da zamanıdır. Ben buradan Suriye’de, Hama’da, Humus’ta, Lazkiye’de katledilen bütün Alevi canlarımızı saygıyla anıyorum ve onların yanından olduğumuzu belirtmek istiyorum.

Bizler Türkiye’nin iç barışından bahsederken aynı zamanda Suriye’nin de iç barışından bahsetmeliyiz. Bugün Suriye’de yıllardır devam eden savaşta IŞİD’e, SMO ve onların türemiş olduğu El Nusra, El Kaide gibi örgütlere karşı en güçlü mücadeleyi Rojava’da başta Kürt halkı olmak üzere oradaki halklarımız vermiştir. Rojava’da sahip olunan öz yönetim ve toplumsal sözleşmeyle çok önemli demokratik bir modele imza atılmıştır. Rojava’da neler olduğunu havuz medyasından, yandaş medyadan takip eden değerli yurttaşlarımıza buradan altını çizerek Rojava ne demektir bunu bilince çıkaralım isteriz.

Rojava’da kadınlar ve erkekler eşit bir şekilde siyasette temsil ediliyor. Eş başkanlık ve eşit temsiliyet sistemi var. Rojava’da hangi halktan ve inançtan olursan ol o yönetimlerde yer alabiliyorsun, kendi inancınla ibadetini yapabiliyorsun, hiç kimse sana karışmıyor. Rojava’da seküler kültür vardır, demokrasi vardır, öz yönetim vardır. Şimdi bu dönemde Suriye’deki yeni gelişmeler karşısında Rojava’nın bu huzurunu kaçırmak isteyenler var. Türkiye’de eğitip donattıkları SMO şimdi Tişrin Barajına ve Karakozak Köprüsüne saldırı düzenliyor. Biz burada Tişrin Barajında nöbet tutan değerli halklarımıza, Rojava’daki onurlu direnişe selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.

Yine sıklıkla sorulan bir soru. Bu süreçten çözüm çıkar mı ve bu süreç nasıl ilerleyecek? Bizler barışı evimizde oturarak beklemedik. Hep mücadele ettik. Şimdi Sayın Öcalan’ın girişimi ve yapacağı çağrı ile barışa dair bir yol alınacağını umut ediyoruz. Ama evimizde oturup bekleyerek değil. Biz DEM Parti olarak 42 merkezde halk buluşmaları gerçekleştirdik. 10 günlük zaman diliminde evde oturmak yok, 10 gün boyunca bütün halkımız seferberlik içindeydi. Partimiz seferberlik içindeydi. Mitinglerimizi gerçekleştiriyoruz.

Gördüğünüz gibi bizler barışı evimizde oturarak beklemiyoruz. Bu sürecin barışa evrilmesi için siz değerli halkımızdan en büyük ricamız alanlara, meydanlara çıktığımızda eğer 1 kişi geliyorsak 5 kişi gelelim 10 kişi geliyorsak 20 kişi gelelim, yani barışı demokratik zeminde sahiplenmek ve onu bir oya gibi nakşetmek bizlerin görevi. Sayın Öcalan’ın talebi bu olur zaten, bundan da hiç şüphemiz yok. O yüzden biz bu süreçte kendimize ve Sayın Öcalan’a güveneceğiz ve bu süreci bu şekilde yürüteceğiz.

Biraz önce saymakla bitiremediğim Türkiye’de yaşanan baskılar, barışla bir arada olmaz. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Bir yandan barış diyeceksiniz bir yandan Rojava’yı bombalayacaksınız. Bir yandan barış diyeceksiniz bir yandan kayyım atayacaksınız. Buradan Mersin’den devlet aklına ve hükümete sesleniyoruz. Baskı ve zulümden vazgeçin. Bu görüşmeler tarihi bir öneme sahiptir. Dünya’nın içinden geçtiği karmaşada, Suriye ve Ortadoğu’nun içinden geçtiği karmaşada uzatılmış olan bu barış eli tarihi bir öneme sahiptir. Bizler 21’inci Yüzyılı elbette barışla taçlandırabiliriz.

Sayın Öcalan 12 metrekarelik hücresinde gece gündüz demeden 26 senedir bugünler için çalıştı. Kendisinin en önemli sözü. “Ben çok yoğun bir şekilde çalışıyorum” diyor. “Benim daha rahat çalışabilmem ve herkesle görüşebilmemin olanakları sağlanmalıdır” diyor. Biz de bu talebin arkasındayız. Barış sürecinin daha ciddi bir biçimde konuşulması için Sayın Öcalan üzerindeki tecrit derhal kalkmalıdır.

Tecrit kalkarsa Sayın Öcalan’ın da mesajında ilettiği gibi “Kürt sorununun çatışma zemininden barışçıl, demokratik ve hukuki zemine çekilmesi konusunda çalışmaya hazırım” diyor. Biz onun yürüttüğü bu çalışmada elbette bu çalışmanın önünün açılması için bugün yaptığımız mitingler gibi her yerde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu süreç bekleme süreci değil, beklersek onurlu bir barışı elde edemeyiz. Mücadele ettikçe, barış sesi gür çıktıkça biz bu süreci barışa pekala evriltebiliriz. Buradan bir kez daha çağrılarımızı yeniliyoruz, İmralı tecridi kalkmalıdır.

Onun yanı sıra Sayın Öcalan dışarıdan kiminle görüşmek istiyorsa görüşmelerin önü bir an önce açılmalıdır. Devlet aklı ve iktidar yapması gereken en acil işlerden biri budur. Barış bu kadar konuşulurken ve İmralı’dan gelecek mesaj herkes tarafından büyük bir merak ve heyecanla beklenirken ey iktidar sen ne yapıyorsun? Senin çözüm projen nedir? AKP’nin çözüm projesi nedir? Somut olarak güvenilir adımlar atmalarını bekliyoruz. Bunu her fırsatta söyledik ve söylemeye devam edeceğiz. Barışı bizler istiyoruz. Sayın Öcalan tarihi bir çağrıya hazırlanmaktadır ve bunu barış için yapmaktadır. DEM Parti barışı istiyor. Kürt halkı barışı istiyor, Aleviler barışı istiyor, muhalefet barışı istiyor. Ey iktidar sen ne istiyorsun? Bu sorunun yanıtını çık ver.

“Demokratik ve barışçıl bir ülkeyi hep beraber inşa edeceğiz”

Bizler bütün Çukurovalılar olarak bir aradayken Sayın Öcalan’ın selamını sizlere ilettim. Biz buradan İmralı’ya barış adına, özgürlük, eşitlik, adalet adına selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz. Bizler barışı havan topuyla katledilen Ceylan Önkol için, yaylım ateşiyle vurulan Uğur Kaymaz için, cenazesi buzdolabında bekletilmek zorunda kalınan Cemile kızımız için, ekmek almaya giderken katledilen Filistinli çocuklar için, İntifada’nın çocukları için, tanklara karşı taşla mücadele eden çocuklar için, kaçırılan, istismar edilen, köle gibi satılan Êzidî kadınlar için, Alevi kadınlar için istiyoruz.

Sevgili Nazım’ın şiirinde resmettiği gibi et yiyemeyen ve bir iskelet gibi işten eve gelmek zorunda kalan çocuklar için istiyoruz. Bizler barışı çocuklarımız için istiyoruz. Burada da bunun sözünü veriyoruz. Çocuklar inanın çocuklar güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli güzel günler göreceğiz, motorları maviliklere süreceğiz, motorları özgürlüklerin maviliklerine süreceğiz. Barışın maviliklerine süreceğiz ve özgür bir ülkeyi, demokratik ve barışçıl bir ülkeyi hep beraber inşa edeceğiz.”

Paylaşın

DEM Partili Bakırhan: Tarihi Bir Süreçten Geçiyoruz

”Özgürlük İçin Demokrasi Mitingi”nde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Tarihi bir süreçten geçiyoruz. Tekçi ve mezhepçi rejimler, farklılıkları yok sayan otoriter rejimler birer birer çöküyor. Ortadoğu’daki bu kaos, kriz ve çatışmanın ortasında en güvenli şey kapsayıcı olmaktır, farklılıkları kabul etmektir, ötekileştirmemektir. İnançların ve kimliklerin kendi farklılıklarıyla adil ve eşit bir zeminde yaşamasını sağlamaktır. Sayın Öcalan ne yapıyor? Tam da bunu yapıyor” dedi ve ekledi:

“Amed özgür olsun, Amed’in iradesine kayyım atanmasın, Siirt’in Koçerleri kendi kimliği ve yaşam biçimiyle özgürce yaşasın diye bir yol haritası hazırlıyor. Sayın Öcalan barışın yol haritasını hazırlıyor, onurlu bir mücadelenin yol haritasını hazırlıyor. Sayın Öcalan sadece Kürtlerin değil, Türkiye’de yaşayan bütün etnik ve inanç gruplarının eşit olmasının yol haritasını hazırlıyor. Sayın Öcalan istiyor ki Türkiye demokratik olsun. Sayın Öcalan istiyor ki Kürtler özgürce anadilini konuşsun, anadilinde eğitim görsün. Sayın Öcalan istiyor ki Kürt halkının seçmiş olduğu iradeye kayyım atanmasın. Amed’i Amed’in iradesi yönetsin, Batman’ı Batman’ın iradesi, Siirt’i Siirt’in iradesi yönetsin.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat’ta yapması beklenen açıklamasından önce, Diyarbakır’da “Barış İçin Özgürlük Mitingi” düzenledi. Mitingde konuşan Tuncer Bakırhan, şunları söyledi:

Değerli Amed halkı, Vedat Aydın’ın yoldaşları, direnişin ve mücadelenin başkenti, sizleri saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Vazgeçmeyen, direnen, mücadele eden duruşunuz karşısında saygıyla eğiliyorum. Sizler öyle bir mücadele sahibisiniz ki sizi reddedenler, inkar edenler, yok sayanlar yeniden İmralı kapılarını açarak Sayın Öcalan ile görüşmeye başladı. Bu görüşmenin mimarı sizlersiniz, bu eser sizlerindir. Tekrar Kürt meselesinin Türkiye’de tartışılmasını sağlayan siz değerli halkımızsınız. Onun için sizlerle ne kadar gurur duysak azdır. Bugüne kadar mücadele eden, direnen, kimliğine ve diline sahip çıkan siz Amedliler, Batmanlılar, Siirtliler, Kürdistan coğrafyasında yaşayan tüm Kürtler; onurlu bir barış, diyalog ve müzakere için dün olduğu gibi bugün de bu sürece sahip çıkacak, Türkiye’de demokratik ve eşitlikçi bir zeminin oluşmasına katkı sunacaksınız.

“Öcalan barışın yol haritasını hazırlıyor”

Tarihi bir süreçten geçiyoruz. Tekçi ve mezhepçi rejimler, farklılıkları yok sayan otoriter rejimler birer birer çöküyor. Ortadoğu’daki bu kaos, kriz ve çatışmanın ortasında en güvenli şey kapsayıcı olmaktır, farklılıkları kabul etmektir, ötekileştirmemektir. İnançların ve kimliklerin kendi farklılıklarıyla adil ve eşit bir zeminde yaşamasını sağlamaktır. Sayın Öcalan ne yapıyor? Tam da bunu yapıyor. Amed özgür olsun, Amed’in iradesine kayyım atanmasın, Siirt’in Koçerleri kendi kimliği ve yaşam biçimiyle özgürce yaşasın diye bir yol haritası hazırlıyor. Sayın Öcalan barışın yol haritasını hazırlıyor, onurlu bir mücadelenin yol haritasını hazırlıyor. Sayın Öcalan sadece Kürtlerin değil, Türkiye’de yaşayan bütün etnik ve inanç gruplarının eşit olmasının yol haritasını hazırlıyor. Sayın Öcalan istiyor ki Türkiye demokratik olsun. Sayın Öcalan istiyor ki Kürtler özgürce anadilini konuşsun, anadilinde eğitim görsün. Sayın Öcalan istiyor ki Kürt halkının seçmiş olduğu iradeye kayyım atanmasın. Amed’i Amed’in iradesi yönetsin, Batman’ı Batman’ın iradesi, Siirt’i Siirt’in iradesi yönetsin.

Değerli halkımız, biliyorum tereddütleriniz ve kuşkularınız var. Çok zulüm gördünüz, çok baskı gördünüz. Bu tartışma sürecine de tereddütle yaklaşmanız gayet normaldir. Bu meydanda, bu surların dili olsaydı Amed halkının yaşadığı zulmü ve baskıyı anlatmaya kelimeleri yetmezdi. İşte siz, faili meçhullere, katliamlara ve yok saymalara rağmen bugün on binlerle bu alanda yine yeniden ve daha güçlü bir şekilde iradenize sahip çıkarak bu baskıcı rejime doğru yolu gösterdiniz! Sayın Öcalan istiyor ki Türkiye barışını sağlayarak Ortadoğu’da güçlü bir ülke olsun. Türkiye, barışını sağlayarak demokratik reformlarla bölgede örnek olsun. Sayın Öcalan istiyor ki savaşa ve çatışmaya ayrılan 3 trilyon dolar Siirt’in yoksuluna, Batman’ın emekçisine, Edirne’deki asgari ücretliye, Ankara’daki emekliye harcansın. Sayın Öcalan, kalkınmış, demokratik, refah içerisinde yaşayacağımız, herkesin kendi kimliğiyle özgürce yaşayacağı bir Türkiye’nin yol haritasını hazırlıyor. Şimdi soruyorum: Sizler Sayın Öcalan’ın yanında mısınız?

“Kürtler masada kandırılacak bir halk değil”

Sizler Sayın Öcalan’ın hazırladığı ve kısa süre içerisinde açıklayacağı demokratik çözümün yol haritasının yanında mısınız? Sizler baskılara inat, ret ve inkara inat, zulme inat barışı ve demokrasiyi savunmaya devam edecek misiniz? Emin olun ki sizin bu gür sesiniz, bize güç veren birliğiniz ve görüntünüz, önümüzdeki günlerde hepimize layık bir barış sürecine evrilecektir. Merak etmeyin, korkmayın. Kürtler 100 yıl önceki Kürtler değil. Kürtler masada kandırılacak bir halk değil. Kürtler Türkiye’nin ve bölgenin en dinamik, en güçlü, en örgütlü halkıdır. Siz var oldukça hiç kimse ama hiç kimse bizleri kandıramaz. Siz güçlü olduğunuz müddetçe bizi reddedenler, tıpkı bugün olduğu gibi çözüme ve müzakereye gelmek durumunda kalacaktır. Onun için güçlü olun, inançlı olun, umutlu olun. Kesinlikle sizlere layık, geçmişimize layık, bedellerimize layık bir süreç olacaktır.

İnşallah yakın zamanda Sayın Öcalan’ın bizlerle ve Türkiye halklarıyla paylaşacağı bu süreci hep birlikte göreceğiz. Me gelek ba û bahoz dît. Lê em newestiyan. Me dev ji doza xwe berneda diyordu bir şair. Evet, biz çok şey yaşadık ama mücadelemizden vazgeçmedik. Biz çok şey gördük ama mücadele etmekten, barışı savunmaktan geri durmadık. Şimdi bizlere daha büyük bir görev düşüyor. Beraber olacak mıyız? Birlikte olacak mıyız? Genciyle, kadınıyla hep birlikte bu ülkeyi demokratikleştirecek miyiz? Rojava’da yaşayan, Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşayan halklar için statü talep etmeye devam edecek miyiz? Her ne kadar bu iktidar Kuzey ve Doğu Suriye’ye İHA/SİHA’lar gönderse de oradaki kardeşleriniz, soydaşlarınız, yoldaşlarınız inşallah demokratik haklarını kazanacaktır. Sizin burada onlar için ortaya koyduğunuz bu dayanışmayı da unutmayacaklar. Türkiye’ye demokrasi, Türkiye’ye özgürlük, Rojava’ya statü demeye devam edecek miyiz?

Sayın Recep Tayip Erdoğan geçen gün “Diyarbakır’ın kaderi Türkiye’nin kaderidir. Diyarbakır’ın huzuru Türkiye’nin huzurudur” dedi. Sayın Erdoğan’a sesleniyorum: Diyarbakır’ın kaderi Türkiye’nin kaderi, Diyarbakır’ın huzuru Türkiye’nin huzuruysa, o zaman Sayın Erdoğan, bu meydanda toplanan Diyarbakırlıların dediğine kulak ver. Diyarbakır ne diyor? Barış diyor, Kuzey ve Doğu Suriye’ye statü diyor. Diyarbakır ne diyor? Sayın Öcalan’a özgürlük diyor. Diyarbakır ne diyor? Sayın Öcalan’ın açıklayacağı yol haritasının arkasındayım diyor. Diyarbakır adalet ve eşitlik istiyor. Baskının ve zulmün son bulmasını istiyor. Sana katılıyoruz Diyarbakır. Diyarbakır’ın huzuru Türkiye’nin huzurudur. Onun için burada huzuru sağlayacak adımlar acilen atılmalıdır.

Değerli halkımız bir konu daha var. İktidar burada çözüm, Rojava’ya SİHA/İHA demeye devam ediyor. Türkiye’de çözüm, Rojava’da savaş olmaz. Türkiye’de barış tartışmaları, Rojava’da savaş planları olmaz. Türkiye’de barış olacaksa Rojava da bu kapsama alınmalı. Türkiye, Suriye’de Kürtlerin, Alevilerin ve diğer halkların kardeşçe ve eşitçe bir arada yaşadığı bir rejimin oluşması için oyun kurucu olmalıdır, bozucu olmamalıdır. Türkiye kendi tekçiliğini Suriye’ye ihraç etmek yerine, Suriye’yi Arap Cumhuriyeti olarak değerlendirmek yerine, oraya demokrasiyi ihraç etmelidir. Demokratik Suriye demelidir. Suriye’nin bütün halkları ve inançları kapsayacak bir noktaya gelmesini sağlamalıdır.

“12 metrekarede müzakere olmaz”

12 metrekareye milyonlarca insanın yüreğini sığdıramazsınız. Öcalan milyonların yüreğidir, umududur. Milyonların umudu bir hücrede izolasyon altında kaldığı müddetçe de biz sizin samimiyetinize güvenemeyiz. 12 metrekarede müzakere olmaz. 12 metrekarelik hücrede demokrasi olmaz. Öcalan’ın Amed halkıyla buluşmasını sağlayın, Amed halkının Öcalan’la buluşmasını sağlayın. Öcalan’ın toplumla, toplumun Öcalan’la buluştuğu reformları acilen yaparak bir yol temizliği yapın. Amedliler coşkunuzu biliyorum, inancınızı ve kararlılığınızı görüyorum. Emin olun ki güzel günler bizi bekliyor. Ölümün olmadığı, kanın akmadığı, canların yitmediği, adaletin ve demokrasinin olduğu, kendi iradenizin sizi yönettiği bir Türkiye’ye az kaldı.

Birlikte olursak ve güçlü örgütlenirsek güçlü barışı sağlayabiliriz. Bizim köklerimiz sizlersiniz. Sizler olduğunuz müddetçe ve biz bu kaynaktan beslendiğimiz müddetçe emin olun ki Kürtler, Türkiye’de yaşayan herkes güzel yaşayacaktır. İnsanların kimliğinden dolayı ötekileştirilmediği, gazetecilerin tutuklanmadığı ve katledilmediği, siyasi tutsakların serbest bırakıldığı bir Türkiye’yi oluşturuncaya kadar sizlere söz olsun ki Vedat Aydınlara, Apê Musalara, Mehmet Sincarlara, Sevê Demirlere layık bir mücadele ortaya koyacağız. Bugün burada ortaya koyduğunuz bu iradeyi ve duruşu, bu talepleri İmralı Heyetine aktaracağız; Amed’in, Batman’ın ve Siirt’in selamlarını da Sayın Öcalan’a ileteceğiz.

Değerli Amedliler, İmralı Adası idamlarla anılan bir adadır. İmralı Adası tecritle, 12 metrekarelik hücreyle anılan bir adadır. Biz istiyoruz ki İmralı Adası barışla anılsın. Biz istiyoruz ki İmralı Adası barış adası olsun. İmralı’yı barış adası yapıncaya kadar mücadele edeceğimize ve Kürt halkına, Türkiye’deki ezilenlere ve emekçilere onurlu bir barış ve gelecek hediye edeceğimize olan inançla hepinizi tek tek selamlıyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Hepimize kolay gelsin.”

Paylaşın

DEM Partili Temelli: Demokratikleşmeden Barış Gelmez

DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin yaptığı açıklamada, “Bunca mücadeleden çıkardığımız en önemli sonuç şu ki bu ülke demokratikleşmeden barış gelmez, bu ülkeye barış gelmeden de bu ülke demokratikleşmez” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), ‘Toplumsal barış ve özgürlük buluşmaları’ kapsamında Hatay’ın Dörtyol ilçesinde halk buluşması gerçekleştirdi. DEM Parti Dörtyol İlçe Örgütü’nde yapılan buluşmaya DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ile DEM Parti Milletvekili Sümeyye Boz’un yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Toplantı da DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli konuşma yaptı.

Yeni süreci değerlendiren Temelli’nin konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle: “Biz yola çıktığımız günden bugüne kendimizden önceki mücadelenin mirasını devralarak dedik ki bu ülkeye onurlu bir barışı ve demokrasiyi getirmek bizim öncelikli görevimizdir, sorumluluğumuzdur, vazifemizdir. Biz bunun mücadelesini vereceğiz ve öyle de oldu. Onun mücadelesini vererek bugünlere kadar geldik. Bugünden sonra da yine barış ve özgürlük için, barış ve demokrasi için bu yolda yürümeye devam edeceğiz. Bundan kimsenin zaten kuşkusu da yok, kaygısı da yok. Bedeli ne kadar ağır olursa olsun asla bu konuda geri adım atmadık. Bu mücadelelerde vazgeçmedik.

Bunca mücadeleden çıkardığımız en önemli sonuç şu ki bu ülke demokratikleşmeden barış gelmez, bu ülkeye barış gelmeden de bu ülke demokratikleşmez. Bu ülkeye mi? Hayır. Bütün coğrafyanın bugün ızdırabını çektiği şey savaştır, şiddettir. Ama bütün coğrafyanın hasret duyduğu şey de Ortadoğu’suyla, Türkiye’siyle barıştır. Bu hasrete son vermenin yolu mücadeleyi büyütmektir.

Kürt meselesi artık küresel bir meseledir. Demokratik barışçıl bir zeminde çözüme kavuşmadığı sürece aslında ne bölgeye huzur vardır, ne de geleceğe umutla bakabilecek bir anlayış hakim olabilir. O zaman Kürt meselesinin demokratik barışçıl bir çözüme kavuşması siyasi zeminde bir çözüme kavuşması olmazsa olmazdır. Bugün bölge ülkelerine baktığınızda, bölgedeki bütün siyasi yapılara baktığınızda bu meseleye dair elinde bir çözümü olan var mı? Yok. Ellerinde İHA’lar var, SİHA’lar var, tanklar var, toplar var, savaş senaryoları var, paylaşım senaryoları var. Ama ellerinde olmayan tek şey bu nasıl çözüleceğine dair bir siyaset.

“Çözümü savunacağız, çözümün gereği neyse hayata geçireceğiz”

Evet. Bu mesele çözülmeden barış olmayacaksa, bu mesele çözülmeden demokrasi gelmeyecekse o zaman bu çözüme sımsıkı sarılmalıyız. Nedir bu çözecek? Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümü siyasi zemininde çözümü nedir diye baktığınızda bakmanız gereken yer İmralı’dır. Dinlemeniz gereken Sayın Abdullah Öcalan’dır. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Artık herkes söylüyor. Çünkü geçmişten bugüne baktığımızda Türk meselesinin demokratik çözümü konusunda kimsenin yol kat edemediği, kimsenin bu meseleyi görmezden geldiği zamanlardan bugüne onlarca yıldır bunun nasıl çözeceğine dair ortaya bir söz koymuştur, bir siyaset koymuştur, bir mücadele koymuştur. Velhasıl bir paradigma koymuştur. Biz DEM Parti olarak işte buna sahip çıkıyoruz. Bunun mücadelesini veriyoruz. Bunun gereklerini yapmak için zaten varız. Diyoruz ki evet bir çözüm var. Biz bu çözümü savunacağız. Bu çözümün gereği neyse bunu hayata geçireceğiz.

Bizler bir diyalog kanalının açılmasına vesile olan heyetimizle beraber aslında iki İmralı ziyareti gerçekleşti. Heyetimiz gitti. Sayın Abdullah Öcalan’la görüştü. İlk görüşme sonrasında yedi maddelik kamuoyuyla bir paylaşım söz konusu oldu. O yedi maddeye dönüp baktığımızda aslında bugünden yarına nasıl bir adımın atılması gerektirdiği konusunda önemli başlıklar var. Bütün toplumun, bütün siyasetin herkesi aslında bir diyalog zeminine, bir müzakere zeminine, bir sürecin arkasına davet ediyor. Herkese sorumluluk yüklüyor. Tabii en başta sorumluluğu da bizlere yüklüyor. Bizlerin bu konuda atacağı adımları yüklüyor.

Evet bizler bu diyalog zeminini büyük umutlar yaratan bu diyalog zeminini bir müzakereye çevirmek, buradan yeniden herkesin beklentisine gelecek bir çözümün kapısını aralamakla mükellefiz. Bunun kapısını açmak zorundayız. Bunun mücadelesini vermek zorundayız. Tabii ikinci görüşmede de yine belirttiğim gibi çalışmalarını devam ettirdiğini, yoğunlaştığını, kamuoyuyla yakında bir paylaşım yapacağını ve bir yeni döneme herkesin hazırlıklı olmasının gerektiğini söyledi. Evet, büyük bir demokratik dönüşüm dönemine hazırlanıyor. Bunun gerçekleşmesi için de işte bizler de burada birlikte bu çabayı veriyoruz.

Bir müzakere zemini nasıl yaratılabilecekse onu yaratmak için varız. Ve bir çözüm süreci olacaksa Kürt meselesi demokratik bir zeminde çözüme kavuşacaksa onun mücadelesini vermek için buradayız. Bunu kimseye havale edip kenarda oturmuyoruz. Tam tersine. Biz mücadeleyi veriyoruz. Herkesi buna davet ediyoruz ve herkesin de bunun bir parçası olmasını istiyoruz. Hiçbir hesaba indirgenmeden herhangi bir partinin kendi hesabıyla yol alabileceği bir şey değil, topyekûn herkesin içinde olacağı bir adımın atılmasını istiyoruz. Umutluyuz. Sayın Öcalan’ı arkasındayız. O hepimiz için baş müzakerecidir. Onun açacağı yolu tüm halklar için başta da halkımız için aslında çok çok önemli gelişmelere neden olacağını çok iyi biliyoruz. Mesele onun atacağı adımlarla ilgili değil. Ondan eminiz zaten. O konuda bir şüphemiz yok.

Mesele biz ne yapacağız? Mesele muhalefet ne yapacak? Mesele iktidar ne yapacak? Mesele dünya ne yapacak? İşte çözümde buluşmalarını sağlayabilmek adına bize sorumluluk düşüyor. Herkes ateşkes olsun istiyor. Bu ancak ve ancak bizim mücadelemizle mümkün. Demokrasi mücadelemizle mümkün. Barış mücadelemizle mümkün. Yoksa kimse biz evimizde oturduk diye kapımızı çalıp bize barışı getirmez. Kapımızı çalıp bize demokrasiyi getirmez. Bir yerde barış, demokrasi umudu varsa onu gidip büyütüp hayata katmak ancak bizim mücadelemizde olur. İşte o yüzden bu toplantıları yapıyoruz. Ve bunu yapmanın yolu da örgütlenmek.”

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Öcalan, Onurlu Bir Barışın Formülünü Hazırlıyor

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Sayın Öcalan tarihi bir açıklama için hazırlığını sürdürüyor. Açıklamanın içerisini net olarak bilmemekle birlikte; açıklamanın kendisinde Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi yatıyor” dedi ve ekledi:

“Mesele sadece bir çağrı meselesi değil. Çağrı yapılabilir. Bu konuda Sayın Öcalan’ın bir hazırlığı olduğunu dün de söyledik. Çok tarihi bir açıklamaya hazırlandığını belirttik. Bu tarihi açıklamada Türkiye’nin demokrasisini ve demokratikleşmesini, Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümünü, onurlu bir barışın formülünü Sayın Öcalan hazırlıyor.”

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) “Toplumsal Barış ve Özgürlük Buluşmaları” sürüyor. Diyarbakı’daki Çand Amed Kongre Merkezi’nde bu kapsamda halk buluşması gerçekleştirildi.

Buluşmada konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, şunları söyledi: “Yeri geliyor bu ülkeyi yönetenler, ‘Kürt sorununun çözümü Diyarbakır’dan geçer’ diyor. Bazen birileri çıkıp ‘AB’nin yolu Amed’den geçer’ diyor. Amed sadece bizim gözümüzde değil, aynı zamanda bu ülkeyi yönetenler açısından da çok önemli bir kent. Biz de tekrar ediyoruz. Hem çözümün ve barışın yolu Amed’den geçer, aynı zamanda Ankara’dan da geçer. Biz de Amed’in yanına Ankara’yı ekleyelim.

Çünkü bu çözüm ve barış süreçleri aynı zamanda tarafların birlikte oturup istişare ettikleri, müzakere ettikleri ve bir sonuca vardıkları bir süreçtir. Amed ve Ankara bu tartışmaların bir çözüme evrilmesinin merkezleridir. Zaten Türkiye çözümü derken biz tam da bunu kastediyorduk. Yüz yıldır Türkiye’de devam eden, son 40 yıldır Türkiye’nin enerjisini, ekonomisini, toplumsal enerjisini emen, büyük bir sorundan bahsediyoruz. Dolayısıyla bu sorun aynı zamanda ekonomiktir, sosyaldir, siyasaldır, toplumsaldır. Birçok yönü olan böylesine devasa böylesine önemli bir sorunun tartışıldığı bir süreci yaşıyoruz.

Bahçeli ile başlayan, İmralı’ya iki kez heyetimizin gitmesiyle birlikte Sayın Öcalan’ın sürece dahil olduğu çok önemli tartışmalar yürütüyor Türkiye. Bu tartışmalardan bir süreç çıkmasını umuyoruz, bu tartışmaların bir barış sürecine evrilmesini istiyoruz. Bunu istemek yetmiyor, aynı zamanda bunun altyapısını da oluşturmak gerekiyor. Aynı zamanda onurlu bir barışa dönüşmesi için bu meseleye sahip çıkmamız gerekiyor.

“Halkın dahil olmadığı hiçbir mücadele başarıya ulaşmaz”

Bu meseleyi kendi meselemiz gibi görüp, biraz daha fazla ve güçlü yüklenmemiz gereken bir süreci hep birlikte yaşıyoruz. Sizin burada söyleyeceğiniz düşünceler bizim için de esastır. Çünkü bizim yolumuzu açan bizatihi halklarımızın kendisidir. Halkın dahil olmadığı, bedel ödeyenlerin söz hakkının olmadığı hiçbir mücadele başarıya ulaşmaz. 40 yıldır bütün zulüm ve baskılara bugün Kürt meselesi tartışılıyorsa tam da sizin dahil olmanızdan, sizin bu meselenin ana aktörü olmanızdan ve bizim de öyle görmemizden kaynaklıdır. Emin olun bu partiyle halk arasındaki, Kürt hareketiyle Kürt halkı arasındaki bu ilişki takdire şayan bir ilişkidir. Halkın bizzat katıldığı, söz söylediği, düşüncesini ifade ettiği, yeri geldiği zaman eleştirdiği, önerileriyle mücadeleyi zenginleştirdiği başka bir mücadele yoktur.

Sayın Öcalan tarihi bir açıklama için hazırlığını sürdürüyor. Açıklamanın içerisini net olarak bilmemekle birlikte; açıklamanın kendisinde Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi yatıyor. Mesele sadece bir çağrı meselesi değil. Çağrı yapılabilir. Bu konuda Sayın Öcalan’ın bir hazırlığı olduğunu dün de söyledik. Çok tarihi bir açıklamaya hazırlandığını belirttik. Bu tarihi açıklamada Türkiye’nin demokrasisini ve demokratikleşmesini, Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümünü, onurlu bir barışın formülünü Sayın Öcalan hazırlıyor.”

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Bakırhan’dan “Öcalan” Açıklaması: Tarihi Çağrıya Hazırlanıyor

Partisinin Meclis grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yakın zamanda ‘tarihi bir çağrı’ yapacağını ifade etti.

Grup toplantısı sonrası gazetecilerin konuya ilişkin sorularını da yanıtlayan Tuncer Bakırhan, “Tarihi bir çağrıya hazırlanıyor. 15 Şubat mı olur biraz sonrası mı olur bilmiyorum ama evet tarihi bir çağrı yapılacak Sayın Öcalan tarafından” dedi ve ekledi:

“Tarihi bir çağrı birçok şey içerisinde barındırıyordur kesin. İçeriği bilmiyorum. Çünkü orada ne olduğunu çok bilmiyoruz. Gidip gelen heyetlerle, heyetlerden aldığımız bilgilere göre konuşuyoruz ama muhtemelen bu çağrı içerisinde benzer şeylerin olma ihtimali yüksek. Söyledim arkadaşlar çok kısa bir sürede. Bir hazırlık var, bir çalışma var. Tarihini belirtemiyorum. Yani 15 Şubat’ta olabilir biraz sonrası da olabilir.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis Grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yakın zamanda ‘tarihi bir çağrı’ yapacağını ifade eden Bakırhan, çıkışta gazetecilere verdiği yanıtta da “15 Şubat’ta sonrasında da olabilir” dedi.

DEM Parti olarak geçtiğimiz günlerde Alevi örgütlerinin temsilcileriyle bir araya geldiklerini hatırlatan Bakırhan “O toplantının gündemi de Alevilerin eşit yurttaşlık talebi olduğu gibi tabii ki çözüm tartışmalarıydı. Gördük ki Alevi canlar da tartışmaları destekliyorlar. Bir kez daha onlara teşekkürlerimi iletmek istiyorum” dedi.

6 Şubat depremlerinin 2. yıl dönümüne az kaldığını hatırlatan Bakırhan “Depremzede yurttaşlarımızla dayanışma içindeyiz. Onların taleplerinin bugün de yarın da sözcüsü olmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.

Bakırhan şöyle devam etti: “İktidar deprem bölgelerinde çok iyi eserler yapıyorlarmış gibi bir algı oluşturmaya çalışıyor. Emin olun Antakya toz duman içinde, insanların hala çadırlarda yaşadıkları bir Antakya ile karşı karşıya kaldık. Deprem bölgesindeki yurttaşlara söz veren iktidar yine sınıfta kaldı. Depremzedelerle dayanışma içinde olacağız.”

Konuşmasında iktidarı da hedef alan Bakırhan “Bu ülkeyi yönetenler yüz yıldır demokrasiden korkarak ülkeyi yönetiyorlar, hakkını arayan kimliğini arayan kesimlere karşı bu rejim hiçbir zaman demokratik olmadı. AKP iktidar da demokrasi iddiasıyla gelmişti ancak demokrasinin zerresi kalmadı, neredeyse geçmiş günleri aratacak hale getirdi ülkeyi. Bağımsız ve adil bir yargı için tek bir adım atılmadı. Yalnızca iktidar değil yandaş bir gazeteci bile şikayet etse insanlar tutuklanıyor” ifadesini kullandı.

Konuşmasının devamında Pınar Gültekin cinayetine değinen Bakırhan, “Adli tıp raporuna göre diri diri yakıldığı tespit edilen Pınar Gültekin davasında bu canice öldürmeye Yargıtay haksız tahrik indirimi istiyor, bu yargıya nasıl güveneceğiz. Bu karardan Yargıtay vazgeçmeli.

“Yandaş olmak tek geçerli sebep” diyen Bakırhan, bürokraside liyakatın kaybolduğunu vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı: “Hiçbir zaman olmadığı kadar akademisyenin ihraç edildiğini görüyoruz. Gerçekleri yazan gazeteciler cezaevine giriyor. Kimse kimseyle dayanışmasın istiyorlar ama biz her yerdeki acıya ve haksızlığa ses çıkaracağız.”

Muhalefetin yönetimindeki belediyelere yönelik operasyonlar da Bakırhan’ın konuşmasında yer buldu. Bakırhan “Sadece bizimle yetinmiyorlar baskıcı kayyımcı zihniyeti batıya ihraç etmeye çalışıyorlar. Artık CHP’nin belediyelerine de kayyım atıyorlar. Yerel yönetimlere hangi partiden olmasına bakmaksızın sahip çıkmaya devam edeceğiz” dedi.

Basına yönelik baskılara tepki gösteren Bakırhan “Gazeteciler cezaevlerinin değişmez müdavimi oldular” dedi. Siirt Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki gösteren Bakırhan, şöyle devam etti: “Kayyım, cebinde isimliğiyle dolaşıyormuş. Kayyımcı anlayışı kınıyoruz. Siirt halkı da Türkiye halkları da kabul etmiyor. Siirt halkının iradesi yok sayıldı, bir halkın umudunu çalmak, ekmeğini çalmaktan daha büyük bir hırsızlık ve vicdansızlıktır.

Aslında cezalandırdıkları eşitlikçi hizmettir. Milletvekili olduğum Siirt’in bu cumhuriyetten çekmediği şey kalmadı. Bir kent düşünün, onlarca yılını olağanüstü hal ile geçiriyor. Kürtler vardır ama siyasi iradeleri yoktur yaklaşımından iktidarı vazgeçirmeye çalışıyorum. Kürtlere de iradesine de saygı duyacaksınız.

İster hoşunuza gitsin, ister gitmesin, kayyum atamaları Kürt düşmanlığıdır. Aynı zamanda modern sömürgeciliğin en karanlık yüzüdür. Kürt halkı büyük bedellerle ırk ayrımcılığına karşı mücadele etti. 90’ların karanlık faili meçhul cinayetlerini nasıl tarihe gömdüyse kayyımcı anlayışı da tarihe gömeceğine eminim. Bu kayyımcı anlayış, AKP’nin alnında kara bir leke olarak kalacak.

Hem silah bırakma çağrısı yapıp hem de gençlerin, kadınların olduğu yerde gösteri yapıp silah göstereceksin. Bu uygulamayı yapanların açığa çıkarılması çağrısı yapıyorum. Kimse bize süreç var, bu kayyım uygulamalarını görmezden gelin demesin, kimse süreç var size tokat atarız sesinizi çıkarmayın, her hukuksuzluğu yaparız sessiz kalın demesin. Bizim belediyemizi gasp edenler bilsin ki bu halkın iradesi fermanla teslim alınmaz. Biz buradayız, diz çökmedik, çökmeyeceğiz. Bu fermanlar vız gelir tırıs gider.

Türkiye’deki toplum bir barış sürecine evrilmesini istiyor. Bu tarih fırsatı bozmamak gerekiyor. Güvenlikçi bir perspektif ve zehirli bir dil bu süreci geriye götürür. Rasyonel bir çözüm arıyoruz Kürt sorunu için. Öcalan, çatışmaları fikri ve siyasi zemine çekme çağrısı yapmış iken iktidarın dili de buna uygun olmalıdır. Barış istemeyi güçsüzlük olarak algılamayı reddediyoruz.”

İmralı görüşmelerine değinen Bakırhan, “Sayın Öcalan Kürt sorunun köklü ve kalıcı çözümü için demokratik bir Türkiye’nin inşası için önümüzdeki günlerde bir tarihi çağrıya hazırlanıyor” diye konuştu.

“Çağrı 15 Şubat’ta olabilir”

Grup toplantısı sonrası gazetecilerin konuya ilişkin sorularını da yanıtlayan Bakırhan’a “Tarihi bir çağrıya hazırlanıyor. 15 Şubat mı olur biraz sonrası mı olur bilmiyorum ama evet tarihi bir çağrı yapılacak Sayın Öcalan tarafından” dedi ve ekledi:

“Tarihi bir çağrı birçok şey içerisinde barındırıyordur kesin. İçeriği bilmiyorum. Çünkü orada ne olduğunu çok bilmiyoruz. Gidip gelen heyetlerle, heyetlerden aldığımız bilgilere göre konuşuyoruz ama muhtemelen bu çağrı içerisinde benzer şeylerin olma ihtimali yüksek. Söyledim arkadaşlar çok kısa bir sürede. Bir hazırlık var, bir çalışma var. Tarihini belirtemiyorum. Yani 15 Şubat’ta olabilir biraz sonrası da olabilir.”

İmralı ziyareti olacak mı?” sorusuna da yanıt veren Bakırhan, “Henüz netlik yok. Çağrıyı bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, Abdullah Öcalan’ın Mesajını Paylaştı

“Özgürlük İçin Barış” mitinginde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Sayın Öcalan’ın siz değerli halkımıza mesajı şudur; bütün toplumsal dinamikler mutlaka bu sürecin yürütücüsü olmalıdır” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Esenyurt Cumhuriyet Meydanı’nda “Özgürlük İçin Barış” mitingi düzenledi. Mitinge, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş katıldı.

Mitingde konuşan Hatimoğulları, şunları söyledi: “Merhaba hevalino hûn bi xêr hatin li ser seran li ser çavan hatin. Hoş geldiniz baş göz üstüne geldiniz. Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Bugün Esenyurt’ta İstanbullularla, siz değerli halkımızla, Kürdistan’ın dört bir tarafından buraya göç etmek zorunda kalan, burada yaşamak zorunda kalan siz değerli halkımızla barış için buluştuk, barışın sesini bütün dünyaya duyurmak için buluştuk. Bir kez daha hoş geldiniz. Baş göz üstüne geldiniz. Bugün buraya barış için geldik, ekmeğimizin hakkını savunmak için geldik. Bugün buraya Türkiye’de eseri kalmayan adaleti talep etmeye geldik.

Bugün burada özgürlükleri baskılayan bu iktidara özgürlüklerimizi talep ediyoruz demeye geldik. Biz bugün bu alanda, bu meydanda toplanırken toplanmamızı engellemek için ellerinden geleni yaptılar. Bakın oluşturdukları bu barikatlara, resmen kitlenin içerisinde odacıklar oluşturmuşlar. Bu barikat barışa karşı kurulan bir barikattır. Bizler barışın savunucuları olarak, barış için her türlü bedeli ödeyenler olarak bu barikatları çoktan yıkmışız. Değerli halklarımız, sözlerimin başında bugün neden buradayızı söyledim.

Ekmek için, özgürlük için, adalet için, barış için. 10 yıllardır mücadelemiz bunun için devam ediyor. Ve bu mücadelede şehit düşen bütün yol arkadaşlarımızı, bu mücadele yitirdiğimiz bütün canlarımızı burada bir kez daha saygıyla ve minnetle anıyorum. Ve bu mücadelede gözaltına alınan, tutuklanan, yıllardır hapishanelerde siyasi rehine olarak tutulan bütün yoldaşlarımıza buradan alkış ve zılgıtlarımızla selam ve sevgilerimizle gönderelim hep beraber.

Değerli halklarımız, bu mücadelemiz hapishane duvarlarını, demir parmaklarını yıkmak içindir. Bu mücadelemiz İmralı tecridinin ortadan kalkması içindir. Bu mücadelemiz Figen Yüksekdağların, Selahattin Demirtaşların ve adını sayamadığımız on binlerce yoldaşımızın özgürlüğü içindir. Bizler bu mitingleri, Ortadoğu ve dünyada küresel sistemin kendisini yeniden dizayn ettiği bir dönemde devam eden ölümleri durdurmak için düzenliyoruz. Suriye’de, Lübnan’da, Filistin’de, Irak’ta, Kuzey ve Doğu Suriye’de, Rojava’da, Ortadoğu bölgesinde devam eden savaşı durdurmak için düzenliyoruz.

Bugün Suriye’de rejim değişikliği olduktan sonra Kuzey ve Doğu Suriye’de, Rojava’da binbir mücadele ile oluşan özyönetimin bir statü kazanmasını engellemeye çalışıyorlar. Buradan bir kez daha diyoruz ki Rojava’dan elinizi çekin. Kuzey ve Doğu Suriye’den elinizi çekin. Bırakın Suriye halkları Kürdüyle Türkmeniyle Arabıyla Dürzisiyle Alevisiyle Sünnisiyle özgürce, kendi iradesini ortaya koyabilecek bir demokratik Suriye’yi inşa edebilsin. Elinizi çekin. Elinizi oradaki Kürt halkının üzerinden çekin, elinizi Alevilerin üzerinden çekin. Suriye ve Lazkiye’de gerçekleşen, Hama’da, Humus’ta gerçekleşen Alevi katliamını asla kabul etmiyoruz.

Rojava oluşturduğu özyönetim ile bütün Ortadoğu’ya model olan bir demokratik toplumsal yönetimi sağlamıştır. Rojava’da mevcut olan bütün farklı halklar ve inançlar orada kendilerini temsil etmektedir. Kadınlar, Ortadoğu’nun karanlığında boğulmak istenen kadınlar, Rojava’da eş başkanlık ve eşit temsiliyet ile siyasette, kamusal alanda, toplumsal alanda, yaşamın her alanında kadınlar var. Rojava devrimini kadın devrimi yapan bütün kadınlara binlerce kez selam olsun. Bugün Suriye ‘de Rojava’da Kürt halkının çok önemli bir kazanımı var.

Buradan Rojava’ya dönük mesajımızı çok net olarak veriyoruz. Tişrin Barajı başta olmak üzere Suriye Milli Ordusu ve benzeri çetelerle oraları bombalamak, orada insanları katletmek, barış nöbeti tutan sanatçılara saldırmak kimsenin kabul edeceği bir şey değildir. Demokratik bir Suriye için, demokratik bir anayasaya ihtiyaç var ve bizler bunun için çalışmalıyız. Bu nedenle Rojava’dan elinizi çekin. İstanbul Esenyurt’tan orada özgürlük, barış ve kardeşlik mücadelesi veren, kadın mücadelesini büyüten bütün Rojavalılara selamlarımızı gönderelim hep beraber.

Ülke ağır bir ekonomik krizden geçiyor. Açlık ve yoksulluk diz boyu. Bugün en yoksul kentlerden biri İstanbul’dur, İstanbul’un varoşlarıdır. En pahalı kentlerden biri İstanbul’dur. Ev kirasının, sebzenin, meyvenin en pahalı olduğu yerlerden biri İstanbul’dur. Biz özellikle Türk işçi kardeşlerimize, emeklilere, geçinemeyen, açlıkla yüz yüze kalmış bütün Türk kardeşlerime seslenmek istiyorum. Bakın tekstil atölyelerinde güvencesiz, merdivenaltı çalıştığınız zaman ya da asgari ücret aldığınız zaman hatta asgrari ücretin altında bir ücretle çalıştığınız zaman orada ayrımcılık yoktur işçi sınıfı içinde.

İşçi sınıfını Türk Kürt diye ayırmıyorlar. Hepsini aynı şekilde eziyorlar, sömürüyorlar. Bu kapitalist sistem halkları ayırmadan sömürüyor. Ama gelin görün ki ben ekmeğimin hakkının peşinde gideceğim dediğinizde, ben grev yapacağım dediğinizde hemen size bir terörist yaftası yapıştırılıyor. Bugün sendikaların grev halkları ellerinden alınmıştır. Niye, terör adı altında açmış oldukları kocaman bir parantez yüzünden. Burada Kürt işçi ile Türk işçinin yanyana gelmesini engelliyorlar. Bizler bizi bu şekilde bölmek isteyenlere karşı hep birlikte, işçiler ve emekçiler olarak yaşasın halkların kardeşliği, işçilerin birliği diyelim mi alkış ve zılgıtlarımızla?

İmralı görüşmelerini bu meydanı dolduran siz değerli halklarımız çok merak ediyorsunuz. Bunu iyi biliyoruz. Ama şundan emin olun ki Türkiye’de yaşayan bütün yurttaşlarımız şu an İmralı’daki görüşmelerin nasıl geçtiğini ve nasıl sonuçlanacağını dört gözle izlemektedir, merak etmektedir. Öncelikle şunu söylemeliyim. Sayın Abdullah Öcalan’ın sağlık durumu oldukça iyi ve sizlere selamlarını getirdim.

Selamlarını iletiyorum size. Sayın Öcalan’ın siz değerli halkımıza verdiği mesajı şudur. Türkiye’yi demokratikleştirdikçe Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülecektir demiştir. Barışın toplumsallaşması için sadece iktidar sadece DEM Parti değil Türkiye’deki bütün siyasi partiler, bütün muhalefet partileri, bütün kurumlar, bütün toplumsal dinamikler mutlaka ve mutlaka bu sürecin bir parçası olmalıdır, yürütücüsü olmalıdır. Yürütücüsü olmalıdır ki kalıcı bir barışı hep beraber sağlayalım.

Kanın her yerde aktığı bir dönemde barışa her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Türkiye oldukça karanlık bir dönemden geçiyor. Bir yandan savaş ve çatışmalar öte yandan özgürlüklerin kısıtlanması. Bakın kendi belediyeniz ve burada halkın ortak iradesiyle seçilmiş olan değerli Ahmet Özer şu an cezaevinde ve Esenyurt’a kayyım atandı. Bununla kalınmadı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında açmış oldukları davalarla onu mahkeme koridorlarına göndemeye çalıştılar.

Bu bir irade gaspıdır. Bunu asla kabul etmiyoruz. HDP’nin belediyelerinde geçmiş dönemde iki kez şimdi de DEM Parti’nin belediyelerine kayyım atıyorlar. Bir yandan barış diyorlar öte yandan kayyım atıyorlar. Bunun kabul edebilir miyiz değerli halklarımız? Siirt’te yine kayyım atandı. Biraz önce kayyım atanmış belediyeleri değerli yoldaşım tek tek saydı. Bizler bir ellerinde sopa bir ellerinde havuçla barışın olamayacağını haykırmak istiyoruz. Biz çok istiyoruz DEM Parti olarak, Kürt halkı barışı istiyor, Türkiyen’in bütün demokrasi güçleri barışı istiyor. Bir yandan barış diyeceksiniz sonra kayyım atayacaksınız.

Bir yandan barış diyeceksiniz diğer yandan şu arkada gördüğümüz barikatları barışın mitinginin içine kuracaksanız. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Bir yandan barış diyecekseniz öte yandan gazetecileri tutuklayacaksınız, bir yandan barış diyecekseniz öte yandan gazetecileri İHA ve SİHA’yla vuracaksınız. Bir yandan barış diyeceksiniz bir yandan Rojava’ya bombalar yağdıracak, İHA ve SİHA’larla suikastler düzenleyeceksiniz. Değerli halkımıza sormak istiyorum böyle bir barış olur mu? Umuyorum ki Saray bizi izliyor, iktidar bizi takip ediyor. Halkın duygu ve düşüncesini, siyasini görüşünü, toplumsal duruşunu görüyordur.

“Barışı biz kendi ellerimizle getireceğiz”

Bizlere çok önemli bir görev düşüyor. Barışı biz kendi ellerimizle getireceğiz. Mücadele ederek onurlu bir barışı ve demokratik çözümü hep beraber kazanacağız. İşte burada yaptığımız miting gibi Mersin’de de Amed’de de mitinglerimizi gerçekleştireceğiz. Sadece bu mu, hayır değil. Türkiye’de muhalefeti, herkesi, her kurumu tek tek dolaşacağız. İl il çalışma yapacağız barış için. Buradan bütün il ve ilçe örgütlerimize ve değerli halklarımıza elbette çok önemil görev ve sorumluluk düşmektedir.

Bizler 10 Şubat’a kadar 42 merkezde halk toplantıları yapacağız. Bu halk toplantılarında onurlu bir barışın nasıl tesis edilebileceğini hep birlikte konuşacağız. İmralı görüşmelerinin bilgisini siz değerli halkımızla paylaşacağız. İstanbul’da da 3 bölgede bu toplantılarımız gerçekleşecek. Bizim bu çalışmadaki en büyük amacımız, evimizde oturarak barışın gelmeyeceğini bildiğimiz için barış mücadelemizi daha çok büyütmek için yollara koyulduk.

Nasılsa barış olacak, nasılsa çözüm var deyip sizden ricam hiç kimse evinde oturmasın. Barışa bu kadar yaklaştığımız bir dönemde barışı dört elle tutabilmek için yapmamız gereken şey daha çok çalışmaktır. Alanlara mitinglere gelirken 3 kişi geliyorken 10 kişi gelmektir. Alanlara yüzbinleri doldurmaktır. Newroz için şimdiden büyük bir hazırlığın içine girmektir. Gençleri kadınları örgütlemektir. Ancak bizler bu şekilde barışa kavuşabiliriz.

Biliyorum hepinizin kafasında çokça soru var. Nasıl olacak bu süreç diye. Şu bilinmeli ki bizler İmralı’dan gelen mesajları çok iyi okuyoruz. İmralı’dan gelen mesaj çok net, Türkiye demokratikleşmelidir. İran demokratikleşmelidir. Aksine bölgede nelerin yaşandığını herkes görüyor. Ve Öcalan diyor ki Türkiye kendi halkıyla ve iç iradesiyle iç barışını sağlamalıdır.

Ben buraya gelmeden önce Türkiye Barışını Arıyor Konferansının kitapçığına göz gezdirdim. Vedat Türkali ta o zamanlarda ne demiş biliyor musunuz? Vedat Türkali Türkiye Barışını Arıyor Konferansında demiş ki bizler eskiden barış konferanslarını Brüksel’de Londra’da yapardık ama şimdi Ankara’da Amed’te yapabiliyorsak barışa bir adım daha yaklaştığımız içindir. Sayın Öcalan da bunu söylüyor. Diyor ki barışı Ankara’da İstanbulda Esenyurt’ta konuşmalıyız, barışı Amed’te konuşmalıyız, Amed’te. Buradan iktidara çağrımızdır.

Buradan iktidara çağrımızdır. Barışın üzerinde bu kadar gölge oluşturamazsınız. Barışın üzerinde bu kadar baskı oluşturamazsınız. Sayın Öcalan bir adım attı, DEM Parti bir diyalog ve müzakere partisi olarak üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu söyledi. Biz Türkiye’nin dört bir yanında Kürdistan’ın bütün illerinde kapı kapı gezip barışı anlatıyoruz, anlatmaya devam edeceğiz. Ama devlete ve iktidara düşen görev konusunda henüz onlar somut bir adım atmış değiller.

Acilen atılması gereken adımlar vardır. Bunun başında Sayın Öcalan üzerinde devam eden tecridin kalkması ve Sayın Öcalan’ın barış için daha çok çalışması için olanaklarının genişletilmesi ve koşullarının iyileştirilmesidir. İkinci önemli talebimiz güven arttırıcı somut adımların atılmasıdır. Bu adımlar atılırsa o zaman barışa olan inancımız artar. Ama kayyımlar, gözaltı ve tutuklamalar devam ederse değerli halklarımızın barışa olan inancını kaybetmesini sağlarsınız. Umarız bugün Esenyurt’tan bu mesajı bu iktidar alır.

Sayın Öcalan’ın mesajını ve selamlarını ilettik size. Buradan Esenyurt’tan bizler de İmralı’ya alkış ve zılgıtlarımızla selamlarımızı gönderelim. Ölen gençler, çocuklar bizim, ölen kadınlar biziz, katledilmek istenen insanlık biziz, katledilmek istenen diller bizim dillerimizdir, Kürtçe, Türkçe Arapça ve sayamadığım bütün diller hepsi bizim.  Bu memlekette yakılan yıkılan her karış toprak bizim, hepimizin. İşte bizler ortak yaşam, ortak mücadele için, barışı tesis etmek için mücadelemizi olanca gücümüzle devam ettireceğiz.

Kadınlara seslenerek konuşmamı tamamlayacağım. Sevgili kadınlar yaşamın her yerinde bizler katlediliyoruz. Cinayetlerde katlediliyoruz, kadın siyasetçiler olarak katlediliyoruz, Rojava’da mücadele eden kadınlar olarak katlediliyoruz, beyaz tülbentlerimizle barış istediğimiz için hapsediliyoruz, katlediliyoruz. Bizler barışa olan inancımızla hep beraber Jin Jiyan Azadî diyelim. Sizlere sözümüz olsun ki barış annelerinin bize söylediği gibi asla ve asla başımızı öne eğdirecek hiçbir adım atmayacağız. Siz değerli halkımızın iradesi ile onurlu bir barışı hep beraber inşa edeceğiz. Yolumuz açık olsun. Serkeftin, berkeftin, serkeftin.”

Paylaşın