Başak Demirtaş, İstanbul İçin Aday Olmayacağını Duyurdu

Başak Demirtaş, 31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlerde Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nden (DEM Parti) İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı için adayı olmayacağını duyurdu.

Haber Merkezi / DEM Parti de daha sonra bir açıklama yaparak Başak Demirtaş’a sürece katkılarından dolayı teşekkür etti.

Partiden yapılan açıklamada, “Yetkili kurullarımız gelinen aşamada tüm seçenekleri masaya yatırarak gelişmeleri değerlendirmiş ve Başak Hanım’la bir araya gelerek tam bir uyum ve koordinasyon halinde ortaklaşarak aday olmaması görüşüne varılmıştır” denildi.

Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) başkanlığı için aday olmayacağını duyurdu.

Yazılı açıklama yapan Demirtaş “Gelinen aşamada benim adaylık beyanımın bir başvuruya dönüşmemesi konusunda da partimizle ortak görüş birliğine varmış bulunmaktayız” dedi. Demirtaş’ın yaptığı yazılı açıklama şöyle:

“Partimizin büyük bir titizlikle sürdürdüğü yerel seçim politikasına güçlü bir destek vermek amacıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan adaylığı için sorumluluk almaya hazır olduğumu ifade etmiştim.

5 Şubat 2024 Pazartesi tarihinde Partimizi temsilen bir heyetle bir araya gelerek tüm gelişmeler hakkında bilgilendirildim. Karşılıklı yürüttüğümüz istişareler sonucunda Partimiz, bu irade beyanından güç aldıklarını belirterek bizleri onurlandırmıştır. Adaylık tartışmalarında bize eksiksiz desteğini sunan ve güven duyan DEM Parti Genel Merkezine ve saygıdeğer halkımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Bununla birlikte gelinen aşamada benim İstanbul Büyükşehir Belediyesi adaylık beyanımın bir başvuruya dönüşmemesi konusunda da Partimizle ortak görüş birliğine varmış bulunmaktayız. Tüm halkımız ve partililerimiz bilmeli ki bütün kararlar Partimizle tam bir uyum ve koordinasyon içerisinde alınmıştır.

Önümüzdeki günlerde Partimizin ilan edeceği adaylar hepimizin adayları olacak ve tüm gücümüzle bu kıymetli arkadaşlarımızın arkasında duracak, Partimizin başarısı için çalışacağız.

Partimizin resmi açıklamaları dışındaki hiçbir açıklamaya itibar edilmemesini, hiçbir spekülasyona prim verilmemesini özellikle rica ediyoruz. Hep birlikte başaracağız, ne olursa olsun temel demokrasi ilkelerimizden; adalet, eşitlik ve barış arayışımızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Ve mutlaka kazanacağız. Dem dema me ye!”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nden (DEM Parti) yapılan yazılı açıklamada ise şu ifadelere yer verildi:

“Partimiz, yerel seçim çalışmaları kapsamında kent uzlaşısının sağlanamadığı Türkiye’nin her yerinde kendi adaylarıyla halkın huzuruna çıkma kararı almış ve bunu kamuoyuyla paylaşmıştır.

Tüm seçim bölgeleri arasında doğal olarak en fazla tartışılan yer İstanbul Büyükşehir Belediyesi’dir. Bu çerçevede partimiz de İstanbul’u özel olarak ele almış ve yetkili kurullarımızda kapsamlı tartışmalar yürütülmüştür.

İstanbul için aday adayı olarak ismi geçen tüm kıymetli arkadaşlarımızın varlığı ve irade beyanı partimize, tabanımıza güç ve moral vermiştir. Bu isimler arasında kamuoyunda en çok yol arkadaşımız Sevgili Başak Demirtaş’ın ismi öne çıkmıştır. Yoldaşımız Başak Demirtaş’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi adaylığı konusunda partimize verdiği destek hiç kuşkusuz bize büyük bir güç katmıştır.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi adaylığı için yaptığı irade beyanıyla partimizin seçim politikalarını destekleyerek bizleri daha da güçlendiren Başak Hanım’la sürecin başından itibaren istişare halindeyiz.

Yetkili kurullarımız gelinen aşamada tüm seçenekleri masaya yatırarak gelişmeleri değerlendirmiş ve Başak Hanım’la bir araya gelerek tam bir uyum ve koordinasyon halinde ortaklaşarak aday olmaması görüşüne varılmıştır.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi için aday isimlerimiz ise önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşılacaktır.

Sevgili Başak Demirtaş’a katkılarından ötürü olanca güvenimizle teşekkür ediyor, sürecin bundan sonraki kısmında da destek sunmaya devam edeceğini biliyoruz.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi adaylığı konusunda partimizin resmi açıklamaları dışında cereyan eden hiçbir açıklamaya itibar edilmemesini ve hiçbir spekülasyona zemin sunulmamasını özellikle rica ediyoruz. Demokrasi mücadelesinden taviz vermeden, cezaevlerindeki ve sürgündeki tüm yoldaşlarımızla omuz omuza yürümeye devam edeceğiz.”

Paylaşın

DEM Parti’den “AK Parti İle Örtülü İşbirliği’ İddialarına Yanıt

DEM Parti’nin AK Parti ile örtülü iş birliği yaptığı iddiaları ortaya atılırken, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, bu iddiaları siyasi nezaketsizlik olarak niteledi.

Sezai Temelli, “Murat Kurum da, Ekrem İmamoğlu da seçimi kaybederse kendi stratejisi nedeniyle kaybeder. AKP’si, CHP’si kendi başarısızlıkları ya da yaratamamış oldukları ittifak politikaları sebebiyle sürüklendikleri yer için partimizi sorumlu görmeleri, partimiz üstünden kendi başarısızlıklarını örtmeye çalışmaları kabul edilebilir değil” dedi.

31 Mart 2024 yerel seçimlerine kısa bir süre kala aday belirleme süreçlerinde sona geliniyor. DEM Parti’nin İstanbul’da aday çıkaracağını açıklaması ve cezaevinde bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’ın isminin öne çıkması başka bir tartışma sebebi oldu.

CHP’ye yakın isimlerden “Başak Demirtaş AKP’nin adayı, Murat Kurum’a seçimi kazandıracaklar, Selahattin Demirtaş da dışarı çıkacak, Başak Demirtaş kayyum atanmaması karşılığında aday oldu” gibi eleştiriler gelirken, DEM Parti’nin AKP ile örtülü iş birliği yaptığı iddiaları ortaya atıldı.

10Haber’e konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli bu iddiaları siyasi nezaketsizlik olarak niteledi.

Temelli, “Biz pazar günü İstanbul’da aday çıkaracağımızı açıkladık. 9 Şubat’a kadar aday çalışmaları sürecek. İstanbul başta olmak üzere aday çıkarabildiğimiz – eğer bir güç birliği, kent uzlaşısı yoksa- yerlerde de adaylarımızı açıklayacağız. Başak Demirtaş ile ilgili gelen soruya da ‘aday havuzumuzda’ dedik.

O günden beri sosyal medyada çok kirli bir dille, adeta nefret söylemiyle aday çıkarmakla ilgili ve başka konularda suçlamalar var. ‘AKP’nin adayı’ demek, pazarlık yapıldığını öne sürmek sosyal medya kirliliğinin klasik hali. Bu ithamlar ne siyasi nezakete sığar, ne de güç birliği görüşmelerinin içinde yeri olabilir. Güç birliği olsa olurdu. Olmuyorsa CHP’nin kendisine bakması gerekiyor.

Biz kendi siyasi kararımızla yol alıyoruz. Murat Kurum da, Ekrem İmamoğlu da seçimi kaybederse kendi stratejisi nedeniyle kaybeder. AKP’si, CHP’si kendi başarısızlıkları ya da yaratamamış oldukları ittifak politikaları sebebiyle sürüklendikleri yer için partimizi sorumlu görmeleri, partimiz üstünden kendi başarısızlıklarını örtmeye çalışmaları kabul edilebilir değil” dedi.

“Batıda kent uzlaşısıyla yol aldığımız ilçeler, iller var”

Mayıs seçimlerinin ardından yerel seçimlerde ‘kent uzlaşısı’ ile hareket etmeye karar verdiklerini belirten Temelli “Her kentin yerel özelliklerini dikkate alacağız. Kürt illerinde adaylarımızı halk oylamalarıyla belirledik. Batıda kent uzlaşısıyla yol aldığımız ilçeler, iller var. Bu kent uzlaşısının içinde birçok parti var. Güç birliği olan yerler var. İstanbul’da bu şu ana kadar olmadı” dedi.

Ortak aday görüşmelerinin sürdüğüne dikkat çeken Temelli, “CHP adayları üstünde netleşmiş bir yer yok ama kentin dinamikleriyle ortak aday çıkarma eğilimi olan yerlerde çalışma sürüyor. Bu ayın dokuzuna kadar onları da netleştirmeye çalışıyoruz. Belli yerlerde ortak aday çıkabilir. Bu ortak adaylarla seçime gidilebilir.

Her yerde adayımızla gideceğimizi ama kent uzlaşısını da dikkate alacağımızı defalarca belirtmemize rağmen maalesef yine pazarlık aklına sıkışan belli şeyler yaşanıyor. İthamların bir kaynağı da bu tabii. Aslı astarı olmayan ithamlar. Her şeyden önce insanları hedef alan, kirli bir dille saldıran tavrı kabul etmemiz mümkün değil” diye konuştu.

Paylaşın

DEM Ve YRP’nin Adayları İstanbul’da Seçim Dengelerini Nasıl Değiştirir?

Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Vahap Coşkun’a göre DEM Parti, İstanbul’da en yüksek oyu Demirtaş ile alır. Bu durumda da hem AKP hem de CHP açısından seçim sonuçları doğrudan etkilenir.

Araştırmacı ve siyasi analist İbrahim Uslu’ya göre de Başak Demirtaş DEM Parti seçmenini birleştirecek güce sahip. Uslu, Demirtaş’ın adaylığının aynı zamanda DEM Parti tabanını Demirtaş soyadına sahip çıkmaya yönlendirecek.

Uslu’ya göre seçimlerde adaylar iki havuzdan oy alıyor. İlk havuz “iktidar havuzu”, diğeri ise “muhalif havuzu” olarak nitelendiriliyor. Başak Demirtaş’ın “muhalif havuz”dan besleneceğine dikkat çeken Uslu, YRP’nin ise “iktidar havuzu”ndan oy alacağını kaydediyor.

Uslu, “İşbirliği olursa oylar AK Parti’ye gider. 2023 seçimlerinde Erdoğan’a verdiler, partiye vermediler. Murat Kurum ile bir dertleri yok ve yine Erdoğan’a verirler, yani Murat Kurum’a oy verirler” değerlendirmesi yapıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi için yapılacak seçimde asıl yarış CHP’nin adayı mevcut Başkan Ekrem İmamoğlu ile AKP’nin adayı Murat Kurum arasında geçecek olsa da diğer partilerin de aday çıkarması seçimin sonucunda etkili olacak. Özellikle Kürt oylarının talibi DEM Parti ile muhafazakâr-dindar oyların peşindeki Yeniden Refah Partisi’nin (YRP) muhtemel adaylarının İstanbul seçimini kritik hale getireceği tahmin ediliyor.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, 2019 yılında CHP ve İYİ Parti’nin ortak adayı olarak ve HDP’nin de kentten aday çıkarmayarak dolaylı desteği ile yerel seçimleri kazanmıştı. Ancak geçen yılki 14 Mayıs seçimlerinin ardından ittifakların dağılması sonucu İmamoğlu, 31 Mart 2024 yerel seçimlerine bu kez daha fazla adayla ve ittifaksız katılacak.

İstanbul için şu ana kadar İYİ Parti Buğra Kavuncu’yu, Zafer Partisi Azmi Karamahmutoğlu’nu, Saadet Partisi Birol Aydın’ı ve Vatan Partisi İbrahim Özkan’ı aday gösterdi. Ancak asıl merak edilen ve dengeleri değiştirme ihtimali olan DEM Parti ile Yeniden Refah’ın açıklayacaklarını ilan ettikleri adayları.

DEM Parti, CHP ile müzakerelerini sürdürse de hafta sonu yaptığı Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında İstanbul’dan aday çıkarma kararı aldı. Adaylık için adı en fazla konuşulan isim ise Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş. Yerel seçimleri kendi adaylarıyla katılma kararı alan YRP’de ise İstanbul için öne çıkan bir isim şimdilik yok, ancak parti adayını yakında açıklayacağını söylüyor.

Başak Demirtaş’ın olası adaylığı

DW Türkçe’den Kıvanç El‘e konuşan Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Vahap Coşkun, seçimlerde Başak Demirtaş’ın Selahattin Demirtaş’ı temsil edeceğine işaret ederek, “Bir nevi Selahattin Demirtaş seçime girecek. Bunun DEM Parti seçmenini motive eden bir unsur olacağını düşünüyorum. Başka bir isim seçime girseydi muhtemelen bu kadar bir motivasyon söz konusu olmazdı ama Demirtaş soyadının seçime girmesi DEM Parti seçmenleri için İstanbul’da toparlayıcı bir etki yaratabilir” diyor.

Coşkun’a göre DEM Parti, İstanbul’da en yüksek oyu Demirtaş ile alır. Bu durumda da hem AKP hem de CHP açısından seçim sonuçları doğrudan etkilenir.

Araştırmacı ve siyasi analist İbrahim Uslu’ya göre de Başak Demirtaş DEM Parti seçmenini birleştirecek güce sahip. Uslu, Demirtaş’ın adaylığının aynı zamanda DEM Parti tabanını Demirtaş soyadına sahip çıkmaya yönlendirecek.

Kürt seçmen tabanında sevilen isim olan Sırrı Süreyya Önder’in 2014 yılında aday olduğunu hatırlatan Uslu, Önder’in Kürt oylarının yarısını aldığını belirtiyor. Uslu, Başak Demirtaş adından bağımsız ilk yapılan kamuoyu araştırmalarında benzer bir durumun ortaya çıktığını ve DEM Parti tabanının en az yarı oranda kendi adayına oy vereceğinin görüldüğünü kaydediyor.

Sırrı Süreyya Önder, İstanbul’da yaklaşık 400 bin oy almıştı. DEM Parti’den önce 2023 Mayıs’ta seçimlere giren Yeşil Sol Parti’nin de içerisinde olduğu ittifakın oyu ise İstanbul’da yaklaşık 1 milyon 200 bindi. Bu oyun 1 milyonunun Kürt seçmen olduğu tahmin ediliyor.

İbrahim Uslu, “Başak Demirtaş özel bir isim. O aday olursa elbette dönüp bir daha ölçmek gerekiyor. Ne kadar fire verecek, onu tekrar ölçmek gerekiyor. Adaylığı, Ekrem İmamoğlu açısından otomatik olarak bir risk anlamına geliyor. Çünkü DEM Parti, İmamoğlu’nun havuzundan oy alan bir parti ve seçim sonuçlarını radikal biçimde etkileme potansiyeline sahip” değerlendirmesi yapıyor.

20 Şubat tarihi adayların belirlenmesi için son gün. Uzmanlar bu tarihten sonra yapılacak anket çalışmalarından daha sağlıklı sonuçlar alınacağına dikkat çekiyor.

Rawest Araştırma’nın 9-12 Ocak tarihli son anketine göre de DEM Parti seçmeni İstanbul’da aday olarak yüzde 35 oranında Başak Demirtaş, yüzde 27 oranında da Sırrı Süreyya Önder’i görmek istiyor. Ankete göre katılımcıların yüzde 70’i DEM Parti’nin aday çıkarmasını istiyor.

“Ekrem İmamoğlu kazanırsa liderliği tescillenir”

Akademisyen Vahap Coşkun, DEM Parti’nin aday çıkarması sonrası muhalefet seçmeninden “oyları bölüyorlar” şeklinde gelen eleştirilerin DEM Parti seçmenini rahatsız ettiğini de söylüyor. DEM Parti tabanının seçimlere güçlü bir aday ile girilmesini istediğini vurgulayan Coşkun, “Böyle bir istek varken DEM Parti yönetiminin bunu göz ardı etmesi herhangi bir şekilde düşünülemez. Eğer İmamoğlu bu atmosferde seçimi kazanırsa zaten kendi muhalefet kanadındaki liderliğini tescil edilmiş olacak, o nedenle İmamoğlu için de bir imtihan” yorumunu yapıyor.

Metropol Araştırma Kurucusu Özer Sencar’a göre de İmamoğlu’nun sahaya çıkması sonrasında siyasette dengeler değişebilir. Sencar, “İmamoğlu sahneye çıkmakta geç kaldı ama çıkınca dengeleri bozabilecek bir güç. İstanbul’u tüm bu şartlarda almayı başarırsa 2028’de de Cumhurbaşkanı olur” görüşünü dile getiriyor.

Yeniden Refah Partisi “iktidar havuzu”ndan oy alır

Araştırmacı Uslu’ya göre seçimlerde adaylar iki havuzdan oy alıyor. İlk havuz “iktidar havuzu”, diğeri ise “muhalif havuzu” olarak nitelendiriliyor. Başak Demirtaş’ın “muhalif havuz”dan besleneceğine dikkat çeken Uslu, YRP’nin ise “iktidar havuzu”ndan oy alacağını kaydediyor.

Uslu, “İşbirliği olursa oylar AK Parti’ye gider. 2023 seçimlerinde Erdoğan’a verdiler, partiye vermediler. Murat Kurum ile bir dertleri yok ve yine Erdoğan’a verirler, yani Murat Kurum’a oy verirler” değerlendirmesi yapıyor. Uslu, yapılan farklı ölçümlere göre YRP’nin İstanbul’da yüzde 4 ila yüzde 6 oy potansiyeli olduğunun ortaya çıktığını kaydediyor. Uslu, “Ortalamasını alsanız yüzde 5 eder. Yeniden Refah, büyüyen ve büyümeye devam eden bir parti. 2023 seçimlerini dikkate alarak iktidar havuzunun yüzde 46 olduğunu varsayarsak işbirliği olmazsa bu havuzu 41’e indirir. YRP’den İmamoğlu’na oy gitmez ama Murat Kurum’u aşağı çeker” diyor.

Metropol Araştırma Kurucusu Sencar’a göre Yeniden Refah’ın aday çıkarıp çıkarmaması hâlâ net değil. 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Genel Başkan Fatih Erbakan, cumhurbaşkanı adayı olup Yüksek Seçim Kurulu’na başvuru yapmıştı. Ancak Erbakan daha sonra AKP ile yapılan müzakereler ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmenin ardından adaylıktan çekilmişti. YRP kurmayları ise benzer bir tablonun yaşanmayacağını, İstanbul’da adaylarını açıklayacaklarını savunuyor.

Fatih Erbakan hafta sonu yaptığı toplantıda AKP’nin “adil ve dengeli” adım atmadığı için anlaşamadıklarını ifade ederek İstanbul adayını 10 Şubat’ta kamuoyuna ilan edeceklerini söylemişti. DEM Parti de İstanbul adayını 9 Şubat’a kadar açıklayacağını duyurdu. Ancak DEM Parti içerisinde adayın kim olacağına ilişkin görüşmeler sürüyor.

Paylaşın

DEM Parti’den Anayasa Mahkemesi’ne Can Atalay Başvurusu

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), vekilliği düşürülen Can Atalay için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. Bir milletvekilinin vekilliğinin düşürülebilmesi için kesin mahkumiyet kararının olması gerektiği belirtilen başvuruda, ancak Atalay hakkında kesin hükmün bulunmadığı hatırlatıldı.

AYM’nin ihlal ve yargılamanın yeniden yapılması kararı verdiği ifade edilen başvuruda, bu sebeple Yargıtay’ın verdiği mahkumiyet kararının ortadan kalktığı kaydedildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) sonra Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’de (DEM Parti), milletvekilliği düşürülen Can Atalay için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. Başvuruda, AYM’nin ve Yargıtay’ın yanı sıra Meclis sürecinde yaşananlara yer verildi.

Artı Gerçek’te yer alan habere göre, Bir milletvekilinin vekilliğinin düşürülebilmesi için kesin mahkumiyet kararının olması gerektiği belirtilen başvuruda, ancak Atalay hakkında kesin hükmün bulunmadığı hatırlatıldı. AYM’nin ihlal ve yargılamanın yeniden yapılması kararı verdiği ifade edilen başvuruda, bu sebeple Yargıtay’ın verdiği mahkumiyet kararının ortadan kalktığı kaydedildi.

Başvuruda, “Ortada kesin hüküm olmadığı halde kesin hüküm varmış gibi işlem yapılarak, muvazaa yapılmıştır. Bu nedenle yapılan işlemin yok hükmünde olduğu tespiti yapılmalıdır. Anayasa’nın 153. Maddesi’nde Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmak zorunda olduğu düzenlenmiştir. Bu durumda Anayasa Mahkemesi kararı ile hak ihlali verilen ve yeniden yargılama yapılması gereken bir milletvekilinin vekilliğinin Anayasaya aykırı olacak şekilde düşürülmesinin tespit ve iptal davası konusu olması gerekmektedir” denildi.

Yetkisizlik tartışmasının yapılmaması gerektiği ve uyuşmazlığın esasına girerek karar verilmesi gerektiği belirtilen başvuruda, ayrıca Meclis’te Yargıtay’ın kararının okunduğu ve Anayasa’nın aradığı karar olmadığı ifade edilerek, kararın iptal edilmesi istendi.

CHP ve TİP de başvurmuştu

CHP de hukuk dışı şekilde milletvekilliği düşürülen Atalay’a ilişkin kararın ‘yok hükmünde’ olduğunun tespit edilmesi talebiyle AYM’ye başvurmuştu. CHP’li Gökhan Günaydın, “Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi yok hükmündedir. Tespitini talep ediyoruz” demişti.

Yine Türkiye İşçi Partisi, Hatay Milletvekili Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesinin iptal edilmesi talebiyle Can Atalay ve TİP Genel Başkanı Erkan Baş adına avukatları aracılığıyla Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmuştu.

Ne olmuştu?

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Can Atalay hakkında “seçilme hakkı” ve “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı” yönlerinden verilen hak ihlali kararına uyulmaması nedeniyle yapılan iki başvuruda da hak ‘hak ihlali’ kararı vermişti.

21 Aralık’ta İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ulaşan ikinci karar mahkeme tarafından bir önceki kararda olduğu gibi Yargıtay’a gönderilmişti.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili Şerafettin Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesince verilen ikinci ihlal kararının hukuki değeri olmadığını, bu bağlamda Anayasa’nın 153/6. Maddesi kapsamında uygulanabilecek bir kararın var olmadığını belirterek Anayasa Mahkemesi’nin kararına uyulmamasına karar vermişti.

Tartışmalar devam ederken Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay hakkındaki Yargıtay 13. Hukuk Dairesi kararı, TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ’ın yönettiği TBMM oturumunda okundu, Gezi Davası kapsamında halen Silivri Cezaevi’nde tutulan Can Atalay’ın vekilliği hukuka aykırı bir biçimde düşürülürken muhalefet milletvekilleri kürsü önünde protestoda bulundu.

TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ kararı okuduğu sırada bazı milletvekilleri başkanlık divanını işgal etti ve ıslıklarla protesto etti. Bozdağ’ın önüne ‘Can Atalay’a özgürlük’ yazılı dövizler fırlatılırken bir milletvekili Bozdağ’a anayasa kitapçığı fırlattı.

Paylaşın

Demirtaş’tan Dikkat Çeken ‘İstanbul’ Mesajı

2019’da yapılan yerel seçimlerde Ekrem İmamoğlu’nu destekleyen Selahattin Demirtaş, yaklaşan yerel seçimlere ilişkin yaptığı değerlendirmede, “DEM Parti kimsenin payandası değil” dedi.

Demirtaş, 2019 yerel seçimleri öncesi yaptığı açıklamada, “Birilerine karşıtlık, düşmanlık yapmak için değil; toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirmek için değil; kin, intikam, nefret için değil; kişisel çıkar kavgaları için değil; çocuklarımızın aydınlık yarınları için kullanın oyunuzu.” diyerek bunun ‘çoktan seçmeli’ bir seçim olmadığını kaydetmiş ve Ekrem İmamoğlu’nun desteklenmesi gerektiğini dile getirmişti.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, kendisini ziyaret eden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık ile yaklaşan yerel seçimleri değerlendirdi.

Medyascope’tan Ferit Aslan‘ın haberine göre Selahattin Demirtaş, yerel seçimler için DEM Parti’nin derli toplu bir şekilde hazırlanması gerektiğini belirtti. Son genel seçimde yaşanan kayıpların telafi edilmesi gerektiğini belirten Demirtaş, “DEM Parti kimsenin payandası değil” ifadelerini kullandı.

Edirne Cezaevi’nde ziyareti sonrası açıklamalarda Sakık, Demirtaş ile yaptığı görüşmeyi ve DEM Parti’nin büyükşehirlerde kendi adaylarıyla seçime girmesini değerlendirdi. Demirtaş’ın babası için başsağlığı dileklerini ileten Sakık, Demirtaş’la yaptıkları sohbeti de aktardı.

Sakık, DEM Parti’nin büyükşehirlerde kendi adaylarını çıkarması gerektiğini belirterek, “Benim kişisel görüşüm, 2 seçimdir CHP’nin adaylarına oy verdik ama bize yapılan antidemokratik saldırılara karşı cılız bir iki tepki dışında güçlü bir destek göremedik” dedi.

Tabanın bu konuda ciddi tepkisinin olduğunu belirten Sakık, “Biz onlarla hiçbir protokol imzalamadık ve beklenti içinde olmadık sadece demokrasi talebimiz oldu” dedi.  Sakık, kendi adaylarıyla seçime gireceklerini söylediklerinde bazı kesimlerin bu karara, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun seçimleri kaybedeceği gerekçesiyle tepki gösterdiklerini hatırlatarak şunları söyledi:

“İmamoğlu’nun kaybetmesi bizim sorunumuz değil”

“Şimdi kendi adaylarımız ile seçime gireceğiz diyoruz, onlar ‘İmamoğlu kaybeder’ diyorlar. Bu bizim sorunumuz değil. Bizim için önemli olan birbirine benzeyen iki bloğun kayıp ve kazancı değil, bizim için önemli olan 3. yol siyaseti olarak demokratik siyasetin gelişmesidir.”

Sakık, geçmişte CHP’ye verdikleri destekle ilgili hayal kırıklığı yaşadıklarını ve özellikle İstanbul ve Ankara’da “CHP’nin milliyetçi ve Kürt düşmanı kesimleri belediyeler çevresine topladığını gördüklerini” belirtti. Sırrı Sakık, “CHP’nin seçimi kazanmasına rağmen Kürtlere belediyelerde hak tanımadığını ve belediyelerin İYİ Parti ve MHP’nin “arka bahçesi” haline geldiğini” savundu.

Paylaşın

DEM Parti’den İstanbul Kararı: Kendi Adayıyla Seçime Girecek

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, “DEM Parti olarak kazanmak için İstanbul seçimlerine kendi adaylarımızla girmeye karar verdik” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bugün aslında bu kararı sizlerle paylaşmak için burada toplandık. İlgili kurullarımız aday belirleme çalışmalarına başladı. Yakın zamanda 9 Şubat’a kadar hem İstanbul adaylarımızı hem de diğer kentlerde aday göstereceğimiz yerleri ve adayların isimlerini de sizlerle paylaşacağız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında çıkan kararlara dair partinin Ankara’daki genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Doğan, şunları söyledi:

“Merhabalar hepiniz hoş geldiniz, sevgili arkadaşlar, değerli halklarımız, ekranları başlarında bizi izleyen herkesi DEM Parti adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Tartışmalar, değerlendirmeler, yorumlar derken artık yerel seçim sahası iyiden iyiye ısınıyor. Saha bizim için partimiz için her zaman sıcak. Çünkü gözümüz, kulağımız hep alanda. Kendi de alanlarda ve meydanlarda olan bir parti için, kulağı da açık olan bir parti için sahalar hep sıcak.

Dün toplanan Merkez Yürütme Kurulu’muzun bazı kararlarını paylaşacağım bugün sizinle. Biliyorsunuz periyodik bir biçimde yol katettikçe sizlerle yeni bilgileri olduğu gibi paylaşıyoruz. İşte bugün de o günlerden biri. Bunu paylaşmaya geçmeden önce bir hatırlatma yapmak isterim. Başlangıç noktasına dönmek ve sizi de götürmek isterim.

Saatler süren bir MYK tartışmasında çıkan bazı kararları paylaşacağım sizinle. Başlangıç noktamız neydi? Parti olarak aldığımız bütün kararlarda Balıkesir’den Van’a, Ankara’dan Diyarbakır’a onlarca il ve ilçede yaptığımız halk toplantıları ve halk buluşmalarında dile gelen talepler öneriler ve eleştiriler belirleyici oldu.

“İstanbul seçimlerine kendi adaylarımızla girmeye karar verdik”

Öncelikle bunu hatırlatmak isterim. 4 Aralık günü yine burada yaptığımız bir basın toplantısında MYK’dan çıkan bir eğilimi paylaşmıştık sizlerle. O günkü eğilim neydi? Türkiye’nin her yerinde kendi adaylarımızla girme eğilimimizi paylaşmıştık 4 Aralık günü. Bunun için hazırlandığımızı ve kazanacağımızı söylemiştik.

Ardından seçim komisyonumuzun ve ilgili kurullarımızın yaptığı bütün tartışmalardan çıkan kararları sizlerle paylaştık. Şimdi artık İstanbul için DEM geldi. En merak edilen yerle başlamak istiyorum. Aylardır partimizin gündeminde güçlü bir seçenek olarak duran, en güçlü seçenek olarak duran hatta kaybettirmek ya da kazandırmak için değil Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi DEM Parti olarak kazanmak için İstanbul seçimlerine kendi adaylarımızla girmeye karar verdik.

Bugün aslında bu kararı sizlerle paylaşmak için burada toplandık. İlgili kurullarımız aday belirleme çalışmalarına başladı. Yakın zamanda 9 Şubat’a kadar hem İstanbul adaylarımızı hem de diğer kentlerde aday göstereceğimiz yerleri ve adayların isimlerini de sizlerle paylaşacağız.

Diyoruz ki; İstanbul için şimdi DEM zamanı, artık vakit geldi. Türkiye için DEM zamanı. DEM zamanı derken bizim için eşitlik, özgürlük, adalet ve barış vurguları içeren bir zamandan bahsediyoruz. O yüzden bu kararımızı hiç bekletmeden MYK’dan çıktığı andan saatler süren tartışmalardan sonra sizlerle paylaşmak istedik.”

Soru: İstanbul’da aday göstermeniz kadar merak edilen bir konu da kimi aday göstereceğiniz. DEM Parti 31 Mart Seçimlerine İstanbul’da Başak Demirtaş ile mi girecek?

9 Şubat’a kadar İstanbul dahil olmak üzere aday göstereceğimiz diğer kentlerdeki adaylarımızın isimlerini kamuoyuyla paylaşacağız. Tabi ki sevgili Başak Demirtaş da aday havuzumuzda, birbirinden değerli isimler var havuzumuzda. Bütün bunları 9 Şubat’a kadar belirlemiş olacağız. Kamuoyuna yansıyan pek çok ismin havuzumuzda olduğunun, değerlendirildiğinin ve istişareler yapıldığının bilinmesini isterim.

Paylaşın

“DEM Parti İstanbul’da Aday Çıkarma Kararı Aldı” İddiası

Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında toplanan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu (MYK), İstanbul başta olmak üzere batıdaki pek çok il ve ilçede aday çıkarıp çıkarmamayı masaya yatırdı.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, toplantıda uzun süren tartışmalar sonucunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi için aday çıkarma kararı alındı. Bu konuda olası isimler üzerinde durulsa da net bir karar çıkmadı.

DEM Parti’de İstanbul’da aday çıkarma yönünde bir karar alınması halinde, Başak Demirtaş’ın partinin İBB Eş Başkan Adayı olmasına kesin gözüyle bakılıyor.

Başak Demirtaş, “Bana bir görev düşerse bu konuda hazırım. Barış ve demokrasinin önünü açacağına inanırsak ve bunun için bir sorumluluk düşerse hazırım” mesajı vermişti.

DEM Parti kaynakları, Selahattin Demirtaş’ın İstanbul’da partinin kendi adayıyla yarışması fikrini parti yönetimine ilettiğini aktarmıştı.

CHP kurmayları, İmamoğlu’nun İYİ Parti’inin yanı sıra DEM Parti seçmeninin de tercihinin İmamoğlu olabileceği görüşünü dile getiriyorlar.

Toplantıda Bolu Belediye Başkanlığı’na da aday gösterme kararı alındı. Karara göre DEM Parti’nin Bolu adayı Veli Saçılık olacak.

DEM Parti MYK’si Antalya’da da aday çıkarma kararı aldı. Ancak buradan gösterilecek adayın ismi netleşmedi. Bu konuda daha önce kentte milletvekilliği de yapan siyasetçi Kemal Bülbül’ün ismi öne çıktığı öğrenildi.

Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan yarın yapacağı basın toplantısında birçok kentin adaylarının isimlerini açıklayacağı belirtildi.

Paylaşın

DEM Parti’den Erdoğan’a Yanıt: Kayyımları Uzaylılar Mı Atadı?

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Erdoğan’ın ‘İktidarımızda belediyeleri siyasi rengine göre ayırmadık…’ sözlerine verdiği yanıtta, “Bizi siyasi rengimize göre ayırmamış. Ben AKP Genel Başkanına sesleniyorum; kayyımları uzaylılar mı atadı?” dedi ve ekledi:

“Belediyelerimize kayyım atayan onlar değilmiş gibi konuşuyorlar. Halkın siyasi tercihlerine saygı duymayan onlar. Yalan söyledikleri zaman yüzleri de kızarmıyor. Çünkü bu onları gerçek yüzü. Merak etmeyin.  Sandıktan çıkan HDP’nin rengine tahammülü olmayanlara karşı 31 Mart’ta kazanacağımız büyük zafer ile onlara yanıt olacağız. Onların yalanları 31 Mart’ta sandıklardan geri dönecek. Yaptıkları bütün siyasi ayrımcılığın, gaspın kayyım yolsuzluklarının hepsini bizler sandıklardan geri çevireceğiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis Kadın Grubu toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. MA’nın aktardığına göre; Hatimoğulları, Santa Maria Katolik Kilisesi’ne dönük saldırıyı kınayarak, “Size atılan bir kurşun, bir fiskeyi bize atılmış sayarız. Hiçbir şekilde biz burada bulunan farklı halklardan, inançlarda yoldaşlarımızın IŞİD gibi karanlık güçler tarafından hedef haline getirilmesine müsaade etmeyeceğiz. Katolik halkımızın ve Hristiyan halkımızın yanındayız” dedi.

Türkiye’nin en temel sorunun Kürt sorunu olduğunu ve bu sorunun demokratik ve barışçıl yöntemler ile çözülmesi gerektiği dile getiren Hatimoğulları, annelerin bu nedenle Adalet Nöbeti’ne girdiğini söyledi. Hatimoğulları, “İktidar, Kürt halkının onurlu ve barış talebine ne yazık ki silahla, tankla, topla, SİHA’larla, İHA’larla cevap veriyor. Oysa Kürt halkının talebi onurlu bir barıştır. Sayın Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit yıllardır devam etmektedir. Bu durumu protesto etmek için cezaevlerinde siyasi tutsaklar açlık grevi başlattı.

Bu açlık grevini desteklemek üzere dışarıda Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanında analar adalet nöbetinde. Bir yandan açlık grevleri sürdürüyor, analar dışarıda bir yandan adalet nöbetini beraber sürdürüyorlar. Onların talepleri tıpkı cezaevinde esir tutulan, siyasi rehine tutulan çocukları ve yoldaşları gibi Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi ağırlaştırılmış tecridin kalkması ve Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğüne kavuşmasıdır” diye konuştu.

Hatimoğulları, siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin İmralı tecridinin kaldırılması ve Kürt sorununun çözümü için Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanması talepleriyle 1-15 Şubat tarihleri arasında yapılacak “Büyük Özgürlük Yürüyüşü”ne değindi. Hatimoğulları, “1 Şubat’ta Kars ve Van’dan iki kol şeklinde başlayacak olan büyük özgürlük yürüyüşü, 15 Şubat’a kadar devam edecek. Peki bu yürüyüşün amacı nedir? Bu yürüyüşün amacı cezaevlerinde başlayan açlık grevlerinin ve adalet nöbeti ile aynı amacı taşımaktadır.

İmralı tecridinin ortadan kalkması ve Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi. Ve elbette ki bu yürüyüşteki her uğrak alanlarımızda çeşitli yerlerde kadınlarla, işçilerle, emekçilerle buluşmalar. Türkiye’de yaşanan bütün sorunların Kürt sorunuyla bağlantısını kuran bir yerden bu yürüyüşümüz gerçekleşecek. DEM Parti olarak bizler de bu yürüyüşte yerimizi alacağız. Ama sadece DEM Parti olarak değil, aydınlar, yazarlar, bu ülkede demokrasi isteyen güçlerin temsilcileri de bizlere eşlik edecekler” diye kaydetti.

PKK Liderine yönelik tecride tepki gösteren Hatimoğulları, tecridin “insanlık suçu” olduğunu ifade etti. Hatimoğulları, şöyle devam etti: “Bizler DEM Parti olarak diyalog ve müzakere partisi olarak çağrımızı buradan yineliyoruz. Türkiye’de 84 milyon yurttaşımız bu savaş ve çatışma ortamından etkilenmektedir. Kürt halkına diz çöktürmek için çöktürme planını devreye koydular. Dört parça Kürdistan’da, Rojava’da, Türkiye’de bu plan işlemedi. Kürt halkı değil diz çökmek dört parça Kürdistan’da sesini bütün dünyaya duyuracak kadar güçlü bir örgütlenmenin içine girmiş durumdadır. Bu direnişi bu şekilde kıramazsınız.

Rusya Ukrayna savaşı, İsrail Filistin, Suriye, Rojava, Irak, Federe Kürdistan, İran, Pakistan karmakarışık. Kızıldeniz’de konumlanmış olan gemilerin namluları adeta halkların üzerine dönmüş durumda. Burada altını çizdiğim şeye hep berabere çok dikkat edelim. Savaş bir genişleme eğilimi içerisindedir. Bütün bölgemizi ciddi bir şekilde savaşla karşı karşıyadır. Türkiye bu denklemden asla azade değildir. İşte bizler o yüzden diyoruz ki Kürt sorununu çözelim ki dışarıya karşı da bu savaş atmosferine karşı de bir toplumsal bütünlük içerisinde hep birlikte Türkiye halkları olarak dayanışma içinde karşı koyabilmeyi başarabilelim. Bakın birlikte var olmazsak, küresel saldırıların karşısında birlikte yeniliriz. Bu cümleye hep birlikte dikkat edelim.

Özellikle iktidar partisine sesleniyorum. Dediğimizi iyi anlamalarını iyi idrak etmelerini istiyorum. Bu cümleyi tekrar ediyorum. Birlikte var olmazsak küresel saldırılar karşısında birlikte yeniliriz. Cezaevlerinden, adalet nöbetinden, büyük özgürlük yürüyüşünden demokrasinin sesi yükselecek. Barış talebi yükselecek. Gelin bu taleplere Türkler, Araplar, Ermeniler, Lazlar, Çerkezler, Popmaklar ve burada sayamadığım bütün halklar ve inançlar olarak bu sese hep beraber kulak verelim.

Savaş çığırtkanlığı yapan erkek akla karşı biz kadınlar barışı inşa etme cesaretini hep birlikte büyütmek durumundayız. Türkiye’nin batısındaki değerli kadınlara sesleniyorum; ülkedeki çatışma süreci devam ettikçe, ülkede baskı düzeni artıyor, ülkenin siyasi iklimi gittikçe sertleşiyor. Demokrasi, kadın hakları, insan hakları, doğa hakları bütün bunlar hepsi toprağa gömülüyor. Adeta biz bunlardan artık bahsedemez ve bu konudaki haklarımızı talep edemez bir duruma getiriliyoruz.

Daha çok kadın şiddete uğruyor, daha fazla kadın cinayeti işleniyor böylesi atmosferlerde. Yaşadığımız yoksulluk da bütün bunların cabası. Asgari ücrete zam yapıldığı ayda sadece bir ay içerisinde 700 ürüne zam geldi. Bazı ürünlere 2 kez bazı ürünlere 3 kez zam geldi. Bizler çok derin bir yoksullukla karşı karşıyayız. Hak talep etmeye kalkışınca açız açıktayız, evsiziz kira ödeyemiyoruz, fatura ödeyemiyoruz dediğimizde ise ‘oturun yerinize siz ‘teröristsiniz’ yaftalamasını yapıyorlar bizlere.”

Buradan Türk kadınlarına seslenmek istiyorum; Kürt anaları sizlere barış elini uzatıyor. ‘Gelin Kürt sorununu hep beraber el ele vererek çözelim’ diyorlar. ‘Yaşanan acıları biz Kürt ve Türk kadınları olarak hep birlikte çözebiliriz’ diyorlar. Bizler kadınlar olarak el ele verirsek, bize zorla ezberletilmiş bu Kürt düşmanlığını bir kenara bırakmayı başarabilir. Türk kadınları, Kürt kadınları, Arap kadınları bu ülkede bulunan bütün farklı halklardan kadınlarla el ele tutuşarak, barışı hep beraber kurabiliriz. Gelin kadınlar olarak barış konusunda daha kararlı olalım, daha iradeli olalım. Hep birlikte silahları toprağa gömelim. Anadolu ve Mezopotamya topraklarında barış ağacı yükselsin. Hep birlikte barış diyelim.”

Hatimoğulları, kadınlara dönük baskılara da işaret ederek, şunları söyledi: “Bakın geçen hafta İstanbul Yedikule hastanesinde görevli doktorun bir hemşireye gerçekleştirdiği cinsel saldırı tüm delileri ve failin kabulüne rağmen faili aklama çalışmaları devam etti. Yine bir kaç gün Ankara’da Ayşegül katledildi. Daha kaç kadının öldürülmesini bekliyoruz. Daha kaç kadının ölümünü erkek yargı izleyecek.

İşte çalıştaylara konu olması gereken konular bunlar ama onlar nafaka kadını alırız konuşuyorlar. Sevgili kadınlar bizler yaşamak için doğduk. Erkekler tarafından katledilmek için doğmadık. Yaşam hakkı en önemli haktır. Yaşama hakkı olmadıktan sonra geri kalan hiçbir hakkın anlamı yoktur. Biz kadınlar yaşamak için birbirimize tutunarak birbirimizden güç almaya devam edeceğiz. Örgütleneceğiz. Hep beraber kazanacağız.

Yerel seçimin arifesindeyiz. Elbette şu anda yerel seçenimler Türkiye’nin gündeminde. Yerel seçimler aynı zamanda DEM Parti olarak bizlerin de en önemli gündemi. Biliyorsunuz bizler çok güçlü bir halk oylaması gerçekleştirdik. Kürdistan illerinde belediye eş başkan adaylar, belediye meclis üyelerinin, çok önemli bir çoğunluğunu halkımız seçti. Dün Amed’de aday tanıtımı programı vardı.

Oradan büyük bir coşkuyla ve enerjiyle geldim. O salonda halkın iradesini gördük. O salonda demokrasinin asıl tecelli edebileceğini, Türkiye ve dünya halklarına, DEM Parti olarak nasıl öğrettiğimizi gördük. Salon cap canlıydı, dip diriydi. Salon umut doluydu. Umut o salondan doldu taştı. Kürdistan ve Türkiye’nin dört bir yanına yayıldı.

Aday tanıtımı yaparken elbette bizim geleneğimiz olan bizim açımızdan olmazsa olmaz çalışanlarımızkadın meclisinin özgün çalışmalarıdır. Kadın çalışmalarımızın özgünlüğüdür. Kadınlar rengarenk giyinmişti. Her biri kendi geleneğini yansıtıyordu. İşte DEM Parti bu demektir. DEM parti o fotoğrafa bakıldığında görülecektir ki Anadolu’dur, Mezopotamya’dır, Türkiye’dir. DEM Parti, siyaset sahnesinde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayan tek parti. DEM Parti, bu halkın, bu ülkenin ve en çok da kadınların gözbebeğidir.

Başta kadınlar olmak üzere halkın güçlü sahiplenmesiyle kayyımları göndereceğiz. Bu arada şunu söyleyeyim; AKP genel başkanı dünkü konuşmasında şöyle bir söz sarf etmiş: ‘İktidarımızda belediyeleri siyasi rengine göre ayırmadık…’ Bizi siyasi rengimize göre ayırmamış. Ben AKP Genel Başkanına sesleniyorum; kayyımları uzaylılar mı atadı? Belediyelerimize kayyım atayan onlar değilmiş gibi konuşuyorlar. Halkın siyasi tercihlerine saygı duymayan onlar. Yalan söyledikleri zaman yüzleri de kızarmıyor. Çünkü bu onları gerçek yüzü.

Merak etmeyin. Sandıktan çıkan HDP’nin rengine tahammülü olmayanlara karşı 31 Mart’ta kazanacağımız büyük zafer ile onlara yanıt olacağız. Onların yalanları 31 Mart’ta sandıklardan geri dönecek. Yaptıkları bütün siyasi ayrımcılığın, gaspın kayyım yolsuzluklarının hepsini bizler sandıklardan geri çevireceğiz.

Buradan DEM Parti’yi yeterince tanımayan kadınlara seslenmek istiyorum; Lütfen DEM Parti’nin çalışmalarını tek tek takip edin. DEM Parti kadınların lehine sosyal çalışmaların içinde bulunan neredeyse tek partidir. Kadınlar böylesi bir partiyi daha çok sahiplenmeli. Kendi sorunlarını dile getiren, yerel yönetim anlayışında kadınları merkezine alan bir anlayışa kadınlar daha fazla izleme ve sahip çıkmalıdır. DEM gelir, devran döner. DEM gelir, devran döner. İşte bu bizim kampanyamızın yeni sloganı. Dem gelecek ve devran dönecek. Bizler geleceğiz, kadınlar gelecek, gençler gelecek, işçiler gelecek, emekçiler gelecek barış anaları gelecek.”

Paylaşın

DEM Partili Hatimoğulları: Zor Zamanlarda Mücadele Veriyoruz

Diyarbakır’da düzenlenen kadın adayları tanıtım toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bizler zor zamanlarda mücadele veriyoruz. Coğrafyamızın çepeçevre savaşlarla sarıldığı, namluların halkların üzerine çevrildiği bir atmosferde siyaset yapıyoruz. Evet, çok zor koşullardayız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bütün dünyada faşist, ırkçı, milliyetçi erkek egemen akımların dünyayı yönettiği bir dönemde siyaset yaparken yaşadığımız zorluklar hepimizin pratiğinde mevcuttur. Bizler 5 bin yıldır ezilen ve sömürülen kadınlarız. Şunu çok iyi biliyoruz faşist ırkçı akımlar iktidara geldiği zaman kadınların üzerindeki ezme ve sömürülme cenderesi katlanarak artar. Biz şu an Türkiye’de tam olarak bunu yaşıyoruz.”

Hatimoğulları, konuşmasının devamında, “Bir yanımız savaş, öte yanımız AKP-MHP iktidarının en koyu sömürü ve baskısı. Kadınların binbir mücadele ile elde ettiği hakları, medeni haklarımızı, nafaka hakkını, İstanbul Sözleşmesini, 6284 Sayılı Kanunu tartışmalı hale getirmek isteyen bu iktidara biz kadınların en büyük cevabı Sevgili Gültan Kışanak’ın sözleriyle veriyoruz: En büyük kariyerimizi kadınlar olarak, onların bu ceberut iktidarlarını yıkarak yapacağız. Bütün yoldaşlarımıza da sözümüz olsun” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Diyarbakır’da düzenlenen kadın adayları tanıtım toplantısında açıklamalarda bulundu. Hatimoğulları şunları söyledi:

“Merhaba jinên delal, hûn bi xêr hatin. Ehlen ve sehlen bikul cemîen. Sevgili kadınlar hepinizi sevgiyle selamlıyorum. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Ben üzerimdeki selamı sizlere ileterek sözlerime başlamak istiyorum. Birkaç gün önce Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan ile beraber cezaevi ziyaretindeydik ve kadınları ziyaret ettik.

Sevgili Gültan Kışanak, Figen Yüksekdağ, Zeynep Boğa, Leyla Güven, Semra Güzel, Ayşe Gökkan’ın kucak dolusu selam ve sevgilerini iletiyorum sizlere. Onların şahsında, cezaevinde rehine tutulan bütün kadın yoldaşlarımıza selam ve sevgilerimizi iletiyoruz. Sözümüz olsun ki o duvarları yıkana, o demir parmaklıkları eritene dek mücadelemiz devam edecek.

Bugün bu salonda toplanmamızın amacı halk oylamasıyla seçilen kadın eş başkan adaylarımızın ve meclis üyelerimizin tanıtımını yapmak. Bir geleneğin devamcısı olarak kadınların özgün mücadelesinin bir yansımasıdır bugün bu salon. Emin olun ki ne Türkiye’de ne bölgede ne dünyanın hiçbir yerinde bu kadar özgün, bu kadar başarılı, bu kadar tarihi bir mücadele az sayıdadır bu bölgede ve bütün dünyada.

Türkiye kadın hareketinin, Kürt kadın hareketinin el ele vererek özgün çalışmalarının, bağımsız kadın meclislerinin örgütlenmesi ile bizler bugüne kadar geldik. Bizler eğer bu salonda isek bugüne kadar başta feodalite olmak üzere 5 bin yıllık erkek egemen sisteme karşı kadınların verdiği mücadele tarihine borçluyuz bunları. Kürt kadınlarına borçluyuz, Türk kadınlarına borçluyuz bunları. Bu bölgede yaşayan bütün kadınların verdiği mücadeleye borçluyuz bunları.

Yaptığımız halk oylaması sadece Türkiye’ye değil bütün dünyaya örnek olacak bir halk oylamasıdır. Partilerin basitçe yaptığı ön seçimlere hepimiz tanıklık etmişiz. Bizler de geçmişte dönemlerde benzer ön seçimleri yaptık. Ama şu an yaptığımız bu oylamada sadece DEM Partililer değil geçmiş dönemde yöneticilik yapmış arkadaşlarımız, o kentin bütün demokrasi dinamikleri geldi ve tercihlerini yaptı. Esasen kent uzlaşısı dediğimiz şeyi bizler bu halk oylaması ile hayata geçirmiş olduk.

Doğrudan demokrasinin tecelli etmesini sağladık. Çünkü adayları da halk kendi iradesi ile seçti. Bu çok kıymetli bir şey. 5 bine yakın arkadaşımız yoldaşımız bu halk oylaması için çalıştı. Emek veren yoldaşlarımıza sizlerin huzurunda sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Başta analarımız olmak üzere, kadınlara, gençlere, yağmur çamur kar kış demeden o salonlara gelip saatlerce oy vermek için kuyrukta bekleyen değerli halklarımıza sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Bizler zor zamanlarda mücadele veriyoruz. Coğrafyamızın çepeçevre savaşlarla sarıldığı, namluların halkların üzerine çevrildiği bir atmosferde siyaset yapıyoruz. Evet, çok zor koşullardayız. Bütün dünyada faşist, ırkçı, milliyetçi erkek egemen akımların dünyayı yönettiği bir dönemde siyaset yaparken yaşadığımız zorluklar hepimizin pratiğinde mevcuttur. Bizler 5 bin yıldır ezilen ve sömürülen kadınlarız. Şunu çok iyi biliyoruz faşist ırkçı akımlar iktidara geldiği zaman kadınların üzerindeki ezme ve sömürülme cenderesi katlanarak artar.

“Onların bu ceberut iktidarlarını yıkarak yapacağız”

Biz şu an Türkiye’de tam olarak bunu yaşıyoruz. Bir yanımız savaş, öte yanımız AKP-MHP iktidarının en koyu sömürü ve baskısı. Kadınların binbir mücadele ile elde ettiği hakları, medeni haklarımızı, nafaka hakkını, İstanbul Sözleşmesini, 6284 Sayılı Kanunu tartışmalı hale getirmek isteyen bu iktidara biz kadınların en büyük cevabı Sevgili Gültan Kışanak’ın sözleriyle veriyoruz: En büyük kariyerimizi kadınlar olarak, onların bu ceberut iktidarlarını yıkarak yapacağız. Bütün yoldaşlarımıza da sözümüz olsun.

Bu savaş cenderesinde Şili’den Arjantin’e, Tahrir Meydanı’ndan Rojava’ya, Bağdat’tan Hewlêr’e dünyanın dört bir yanında “biat etmiyoruz, itaat etmiyoruz, mücadele ediyoruz” diyen bütün kadınlara selam olsun! Selam olsun Klara Zetkinlere, Roza Lüksemburglara, Behice Boranlara, Şirin Tekellilere, Sakinelere, Sevêlere, Hevrîn Xeleflere! Buradan onlara sözümüz olsun ki 31 Mart seçimlerinde başta kadın eş başkan adayları olmak üzere belediyeleri tek tek kazanarak, kayyımları tek tek göndererek, kayyımcı zihniyetle tek tek hesaplaşarak demokratik ve ekolojik bir belediyecilik anlayışıyla, kadın özgürlükçü bir yerel yönetim anlayışıyla yerelden demokrasiyi güçlendireceğiz.

En çok görev biz kadınlara düşüyor. Bedel ödemiş, bu uğurda şehit olmuş kadınlara, cezaevinde bulunan kadınlara, açlık grevinde, adalet nöbetinde olan analarımıza, çocuklarının cenazeleri PTT kargoyla teslim edildiği halde barış demekten vazgeçmeyen analarımıza 31 Mart’ın zaferini hediye edeceğimizin sözünü buradan veriyoruz. Hepinize başarılar diliyorum.”

Paylaşın

DEM Partili Bakırhan: Çelikten Olan İrademiz Hiçbir Şartta Eğilmeyecektir

Partisinin İl Eş Başkanları Toplantısı’nın açılışında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, “Doğaya, insana, halklara ve inançlara sahip çıkan ve bu konuda çok önemli bir irade ortaya koyan partimiz, şimdi de bütün baskılara ve engellemelere rağmen sadece Türkiye’de değil dünyada çok önemli bir demokratik model ortaya koymuş ve örnek bir tutum içerisinde olmuştur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Siz arkadaşların da emeğine sağlık. Önümüzdeki yıllarda bu demokratik modelin yavaş yavaş farklı toplumlara ve ülkelere sıçrayacağına, bir model olarak alınacağına ve üzerinde çalışılacağına eminim. Bu tarihi süreçte yer alan halkımıza, emekçilere, kadınlara, gençlere, kurumlara, sivil toplum örgütlerine de tekrar teşekkürlerimi sunuyorum. Bu halk oylaması sonuçları bir kez daha gösterdi ki bizim irademiz çimentodan değil çelikten. Partimiz bu çelikten iradenin her şart, ortam ve durumda eğilmeyeceğini, bükülmeyeceğini bir kez daha ortaya koymuş olduğu pratikle hem dosta hem düşmana göstermiş oldu.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, bugün DEM Parti Genel Merkezi’nde düzenlenen İl Eş Başkanları Toplantısı’nın açılışında konuştu. Tuncer Bakırhan, şunları söyledi:

“Dünyayı hep birlikte izliyoruz. Çok kutuplu bir dünya ama çok kutuplu düzensizliğin olduğu böylesine bir süreç de hiçbir dönem yaşanmamıştı. Hegemon güçlerin daha fazla rant ve menfaat için yapmadıkları şey yok. Siz de takip ediyorsunuz, ciddi bir düzensizlik, ciddi bir belirsizlik var. Vekalet savaşları başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın birçok yerinde hegemon güçlerin kıvılcımıyla devam ettiriliyor. Rantı elde edenin yaşadığı coğrafyada savaşlar olmuyor. Savaşlar daha çok emekçilerin, ezilenlerin olduğu bölgelerde oluyor.

Rantı elde eden ile savaşta yaşamını yitiren insanlar aynı değil. Önümüzdeki dönemde de hem enerji sahalarına sahip olmak için hem de bu enerjinin güvenli şekilde kendi ülkelerine taşınması için mücadele ağırlıklı olarak devam edecek gibi duruyor. Bu savaşların, bu çatışmaların, bu vekalet savaşlarının yoğun olarak yaşandığı yerlerden birisi de bizim de yaşamış olduğumuz Ortadoğu coğrafyasıdır.

Suriye’de uzun süre bir savaş vardı. Nasıl bir savaş olduğunu gördük. Suriye’deki bu süreçte bütün hegemon güçlerin olduğunu hep birlikte gördük. Her birisi orada bir hamle yapmaya çalıştı. O yetmedi, şimdi İsrail ve Filistin arasında bir savaş, çatışma çıktı. Gazze’de Filistin halkına bir soykırım uygulanıyor. Ciddi bir işgal politikası devam ediyor. Bunu da alan kapmadan, enerji hatlarının güvenli bir şekilde batıya taşınmasından bağımsız düşünmemek gerekiyor. Şimdi yeni bir savaş ve çatışma alanı daha ortaya çıkardılar. Kızıldeniz’de de artık savaş gemileri var.

Belli ki orası yeni dönemde ciddi bir savaş ve çatışma alanı olmaya devam edecek. Kan üzerinden rant devşirmeye çalışıyorlar. Kan ve savaş üzerinden kendi yönetimlerini ve bekalarını yaşatmaya çalışıyor hegemon güçler. Diyalog yok, barış yok, meseleleri müzakere ile değerlendirme durumu asla yok. Türkiye bu denklemin neresinde diye sorarsanız; maalesef her ağzını açan barıştan bahsediyor ama Türkiye bir biçimiyle aslında savaş politikalarını tetikleyen, destekleyen ve hegemon güçlerden bağımsız olmayan bir duruş ortaya koyuyor.

En son TÜİK çok önemli bir şey söyledi. TÜİK aslında bizim dile getirdiğimiz, bütün sol sosyalist güçlerin dile getirdiği bir gerçekliği aslında itiraf etti. Türkiye İsrail’e silah göndermemiş, sadece parçalarını göndermiş! Eskiden Yeşilçam filmleri vardı. “Ben adam öldürmem ama cinayet işlerim” diyorlardı o filmlerde. Şimdi de silah göndermemişler, parçalarını göndermişler. Sadece montajını İsraillilere bırakmışlar.

Bununla da övünüyorlar. Bu nasıl bir siyaset? Silah göndermiyor, parçasını gönderiyor. Valla helal olsun, barışa büyük katkı sunuyor! Türkiye de bu bahsettiğimiz coğrafyada aktif bir şekilde bu savaş siyasetinin içinde yer alıyor. En son MGK sonuç bildirgesinde “Kızıldeniz’e barış gelmeli” demişti. Barışı isteyen bir ülke Ortadoğu’nun bir ülkesinde neden üs açmaya çalışır? Niye Ortadoğu’nun birçok ülkesine asker gönderir? Niye dolaylı olarak bazen de açık olarak oradaki paramiliter güçleri destekler?

Onların üs kurmasına, onlara lojistik destek sağlamasına yardımcı olur? Bunu anlamak da zor. Sanki her yere asker gönderen MGK’nın kendisi değilmiş gibi, sanki bu çatışmalı süreçte gönderilen askerlerin bir rolü yokmuş gibi bir yaklaşım sunuyorlar. Sanıyorlar ki dünya halkları, Ortadoğu’da yaşayanlar bu çelişkiyi görmüyor. Sormak lazım? Oradaki üslerdeki askerler acaba gül ticareti yapmaya mı gitti? Hayır, tabii ki böyle bir ticaret yapmaya gitmediler.

Belli ki önümüzdeki yerel seçimlerde yine milliyetçilik üzerinden, gerginlik ve çatışma siyaseti üzerinden bir süreçle karşı karşıya kalacağız. Dolayısıyla, bizler dün söylediğimiz gibi bugün de başta Ortadoğu’daki sorunlar ve Kürt meselesi olmak üzere askeri yöntemlerin sonuç vermeyeceğini, üs kurmayla Ortadoğu’ya barış gelmeyeceğini, asker ihraç ederek orada bir iyileşmenin sağlanmayacağını söylüyoruz.

Ortadoğu başta olmak üzere yaşamış olduğumuz bu coğrafyada bahsettiğimiz sorunların tamamının diyalog ve müzakere ile çözülebileceğine inanıyoruz, bunu tekrar ediyoruz. Bu iktidar yalan siyasetini yürütüyor. Çok sert konuşuyorlar bazen. Tarihte de defalarca karşılaştığımız gibi en sert konuşanlar yeri geldiği zaman en büyük çark edenlerdir. Türkiye siyaseti de buna en iyi örnektir. Yakın zamanda İsveç’in NATO üyeliği tartışıldı. “İsveç terörü destekliyor, terör yuvasıdır, asla NATO’ya girmez” diyen iktidar ve onun küçük ortağının en son nasıl çark ettiğini ve İsveç’in katılımına evet oyu verdiklerini izledik. Sisi’ye diktatör diyenler şimdi Sisi ile görüşmek için dünya kadar diplomatik mesai yapıyor.

Bunun gibi yüzlerce örnek verebiliriz. Bu iktidarın siyasetinin nasıl yalan üzerine kurulduğunu birkaç örnek ile anlatmaya çalıştım. Bir süre önce Recep Tayyip Erdoğan “Vatanı satmak yüksek faiz, enflasyon ve kötü yönetimle olur” demişti. Şimdi sizin huzurunuzda soruyorum: Enflasyon yüksek mi, yüksek. Faiz yüksek mi, her gün uyanıyoruz faiz artırılıyor. İyi mi yönetiliyoruz, hayır. O zaman Erdoğan’a sormak lazım, bu nedir? Sizin söylediğiniz vatanı satmaksa, şu anda bahsettiğiniz şeylerin tamamının Türkiye’de güncel olduğunu belirtmek istiyorum.

Bir de “Mertçe öldürüyorduk” diyen bir parti yetkilisi vardı. Bu parti başkanının çok açık bu sözleri hakkında biraz onuru, hukuk etiği olan savcıların, hakimlerin bir soruşturma açıp bu kişiyi yargılaması gerek. Söz konusu muhalifler, devrimciler, Kürtler olunca bu şeffaf öldürenler, işte bu sözlerine bu pratiklerine devam ediyorlar. Bunun takipçisi olacağız.

Öldürmenin, kaybetmenin, faili meçhul cinayetlerin namertçe olduğunu söylemiştik, tekrar ediyoruz. İranlı alim, düşünür Hafizi Şiraz, bir kitabında “Zalimler hedefine ulaşamaz” demiştir. Biz de buna katılıyoruz. Başta her gün Kürtleri idam sehpasına götüren İran olmak üzere, Ortadoğu’da savaş yanlısı olan, Kürt meselesinde çatışmayı, faili meçhul cinayeti, öldürmeyi, tutuklamayı hayata geçiren zalimlerin asla ve asla hedeflerine ulaşmayacağına biz de inanıyoruz.

“Türkiye artık bir kart toplumu oldu”

Ekonomiye gelince; sanırım bu salonda oturan arkadaşlar nasıl bir ekonomik durum içerisinde olduğumuzu bizden daha iyi biliyor. Asgari ücreti açıkladılar, günlerce onunla övündüler. 17 bin 2 lira, 2 lira da üzerine koydular ama bir ay geçmeden açlık sınırı 17 bin 440 lira oldu. Yani bir ay içerisinde övündükleri, o yüksek dedikleri asgari ücret şu anda açlık sınırının altında kaldı. On bir ay sonra nasıl bir noktaya geleceğini takdir edersiniz. Dolayısıyla Türkiye’nin büyük çoğunluğunun asgari ücretle geçindiği bu süreçte hepimizi çok daha büyük bir açlığın ve yoksulluğun beklediği ortadadır.

Düşünün Türkiye’de yoksulluk sınırı 48 bin 500 liraya çıktı. 48 bin lira yoksulluk sınırıdır. 17 bin lira ile insanların ailelerini nasıl geçindireceğini gerçekten merak ediyorum. Öyle bir noktaya getirdiler ki Türkiye artık bir kart toplumu oldu. Her emekçinin cebinde 3-5 tane banka kartı bulunuyor. Birinden çekiyor diğerinin asgarisini yatırıyor, oradan çekiyor diğerininkini yatırıyor. Yani toplumu kart toplumu haline getirdiler. Neredeyse o sirkteki cambazlar gibi oradan oraya koşturmaya ve bir biçimiyle ay sonunu getirmeye çalışan bir toplum haline geldik.

Takip ediyorsunuz her gün gencecik insanlar, her gün çoluk çocukları olan bireyler intihar ediyor. İntiharın temel sebebi bu yoksulluktur, bu ekonomik çıkmazdır, bu yaşadığımız ekonomik kaostur. Yine cinnet toplumu haline geldik. Her gün katliamların ve kavgaların, aile içi meselelerde en basit en sıradan sebeplerle insanların öldürüldüğü bir cinnet sürecini hep birlikte yaşıyoruz.

728 bin öğrenci okulunu dondurdu ya da okulunu bırakmak zorunda kaldı. Temel sebebi ekonomik sebeplerdir. Yurt bulsa harçlığı yok, ona harçlık gönderecek okumasını sağlayacak ailenin bir geliri yok. Türkiye’de konut sorunu, ulaşım sorunu, sağlık sorunu, beslenme sorunu hat safhada. Ama kendileri toplumu açlıkla imtihan ederken bir gün dahi bu imtihanı kendileri yaşamadılar. Bu durumu yaşamayanların, bu toplumu açlıkla imtihan etmesine itiraz ediyoruz, karşı duruyoruz.

Ve kesinlikle biz yönetime geldiğimiz zaman konutsuz tek bir ailenin kalmayacak; öğrencilerin ulaşımı ve okul giderleri sosyal devlet dediğimiz devlet tarafından karşılanacak. Bugün servis parası veremediği için küçücük çocuklar sırtında 10 kiloluk çantalarla okullara gitmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla aileler perişan, öğrenciler perişan. İnsanlar iş bulamıyor. Toplum bunu yaşıyor. Türkiye’de rahat yaşayanların, bunu dert etmeyenlerin AKP ve yanında bulunan bir avuç partizan olduğunu belirtmek istiyorum.

Yakın zamanda bir ön seçim süreci geçirdik. Yeni bir yöntemdi. Merkeziyetçiliği bir kenara bırakan, halkı esas alan, halkın kendisini yönetecek yöneticileri seçmesini sağlayan bu düşüncenin çok değerli olduğunu belirtmek istiyorum. Kimi yerlerde yetmezlikler, eksiklikler yaşanmış olabilir ama dünyada hiçbir yerde denenmemiş böylesine demokratik yöntemi ilk defa uygulamak da çok kıymetli. Ortaya çıkan eksiklikler, yanlışlıklar varsa, bunların önümüzdeki dönem tekrar etmemesi için de bir çaba içerisinde olacağız.

Yani 90 yerleşim yerinde on binlerce insanın oy kullanması demokrasi şöleni gibiydi. Uzun yıllardır göremediğimiz kitlesellikte, disiplinde insanlar 2 gün boyunca oy kullandılar, sandıklarının başında kaldılar ve gerçekten kendi yöneticilerini seçtiler. Belirlemiş olduğumuz bu demokratik halk oylamasına halkımız sahip çıktı, arkasında durdu. Burada emeği geçen halklarımıza bir daha teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

“Çelikten olan irademiz hiçbir şartta eğilmeyecektir”

Doğaya, insana, halklara ve inançlara sahip çıkan ve bu konuda çok önemli bir irade ortaya koyan partimiz, şimdi de bütün baskılara ve engellemelere rağmen sadece Türkiye’de değil dünyada çok önemli bir demokratik model ortaya koymuş ve örnek bir tutum içerisinde olmuştur. Siz arkadaşların da emeğine sağlık. Önümüzdeki yıllarda bu demokratik modelin yavaş yavaş farklı toplumlara ve ülkelere sıçrayacağına, bir model olarak alınacağına ve üzerinde çalışılacağına eminim.

Bu tarihi süreçte yer alan halkımıza, emekçilere, kadınlara, gençlere, kurumlara, sivil toplum örgütlerine de tekrar teşekkürlerimi sunuyorum. Bu halk oylaması sonuçları bir kez daha gösterdi ki bizim irademiz çimentodan değil çelikten. Partimiz bu çelikten iradenin her şart, ortam ve durumda eğilmeyeceğini, bükülmeyeceğini bir kez daha ortaya koymuş olduğu pratikle hem dosta hem düşmana göstermiş oldu.

Biz bu merkeziyetçi, retçi, inkarcı sisteme yerel demokrasinin nasıl olduğunu kanıtlamaya çalışırken; onlar yine oyunlarla, hilelerle bizim bu irademizi gasp etmeye çalışıyorlar. Seçime 2 ay gibi kısa bir süre kaldı. Eminim Amed, Batman, Siirt, Wan, Kars, bütün Kürdistan’da ve batıdaki illerde yaşayan insanlarımız bu kayyımları göndermenin heyecanını yaşıyorlar. Eminiz, onları Ankara’ya göndereceğiz. Şimdi bunu hükümet de gördü.

Bugüne kadar adaylarımızın farklı yerlerden seçildiğini söyleyen ve bunu bir gerekçe yaparak kayyım atayanlar, Kürdistan’da kurulan sandıklarda adayları kimin seçtiğini çok iyi gördü. Yani burada artık söyleyecekleri bir söz de yok. Asker, polis, jandarma nerede artık kolluk varsa, özellikle Kürdistan’a kazanacağımız kentlere kaydırmaya çalışıyorlar. Nerede bir kışla varsa, nerede bir askeri nöbet kulübesi varsa yüzlerce binlerce asker polis taşıyorlar.

Görenler de zannedecek ki bu kolluk güçleri seçimde oy kullanmak için bu kadar heyecan yaşıyor. Öyle bir durum yok. Zorunlu, bilerek ve isteyerek bu taburları, bu askerleri AKP’ye oy kullanmak için taşıyorlar. Şimdi burada yine Kürtlerin yaşadığını, emekçinin yaşadığını görmeyen ve buna sessiz kalan bir muhalefetle, bir sivil toplumla karşı karşıya kaldık. Tek tek rakamları açıklamamıza rağmen, bir muhalefet partisi tarafından da çıkıp “Siirt’e 7 bin Siirtli olmayan asker, polis, jandarma niye taşınıyor?” sorusu sorulmadı.

Her yerde dile getirmemize rağmen özellikle Türkiye’de siyaset yaptığını söyleyenler buna itiraz etmediler, gündemlerine dahi almadılar. Bu konuda tek bir tane hükümeti eleştiren bir tutum ortaya koymadılar. Bizim dışımızda yine çıt yok. Kürdistan coğrafyasında yaşananlara duyarsız bir muhalefet ile karşı karşıyayız. Ama emin olun biz bu meselenin, bu zorba yaklaşımın, bu hileci yaklaşımın kesinlikle peşini bırakmayacağız.

Bu düzenbazların, bu yalancıların, bu hilebazların oyunlarını boşa çıkaracak güçlü bir iradeye sahibiz. Bunun gibi yüzlerce, binlerce oyunla karşılaştık. Bu çelik irade onların tamamını boşa çıkardığı gibi bunu da boşa çıkaracaktır. Kürdistan’a kaydırılan seçmenler de dahil olmak üzere itirazlarımızı reddeden savcılar, hakimler, seçim kurulları hakkında suç duyurusunda bulunacağımızı belirtmiştik.

Şimdi bizlere büyük görevler düşüyor, en başta da siz il eş başkanı arkadaşlarımıza çok büyük görevler düşüyor. Onlar kaçak seçmen taşıyorlar, irademizi gasp etmeye çalışıyorlar. Onların getirdiği her bir kaçak seçmene karşı bizim iki kişiyi kazanmamız gerekiyor. Kendi halinde bırakırsak sonuçlar ortada. Kazandığımız oy oranının üzerinde bir seçmen taşıması var. Size soruyorum, bunu nasıl alt edeceğiz? Çok kolay. İkna edeceğiz, kazanacağız.

Demokratik yerel yönetim anlayışımızı anlatacağız. Dünyaya örnek olan demokratik yöntemlerimizi anlatacağız. Bunların usulsüzlüklerini, yolsuzluklarını anlatacağız. Bunların diyalogdan, müzakereden, barıştan, farklılıktan anlamadıklarını anlatmaya çalışacağız. En önemlisi de oy kullanmayan seçmenler. Birçok kentimizde aslında bunların taşıdığı seçmenden daha fazla gelip oy kullanmayan seçmenimiz var.

Şimdiden tezi yok her bir arkadaşımız onlara ulaşmalı, onları bu düzenbazlara karşı en kararlı bir şekilde iradelerini ortaya koymaya çağırmalıdır. 7 bin karşısında Siirt’in, Batman’ın, Kars’ın 15 bin seçmen olup oyunu kullanmaya gelmeyen insanımızı taşıması gerekiyor. Yine buradan siyasi partilere çağrı yaptık, ne kadar karşılığı olur bilmiyoruz. Onların gündemi farklı, hangi zenginin nerede belediye başkanı olacağıyla ilgileniyorlar.

Hangi müteahhittin, hangi zenginin belediye başkanı adayı olacağı kavgasını yürütüyorlar. Bakın Genel Merkezimizde tek bir tane aday adayı yok, tek bir tane aday yok, tek bir kavga yok. Çünkü onlara işaret ettiğimiz yer halkın kendisidir. Halkın ortaya koyduğu tercih de esas olduğu için burada bir şey yok. Barolara çağrı yapıyoruz. Barolar, hukuk kuruluşları, İnsan Hakları Derneği bu yobazlığa, bu düzenbazlığa karşı çıkmalıdır, onlar da suç duyurusunda bulunmalıdır. Bunu ilgili yerlere taşımalıdır.

Genel Merkezimiz bir çalışma yürütüyor. Genel Merkez önemli ama her şey değildir. Bizim ideolojik-politik çizgimizi yerelde hayata geçirecek, onu örgütleyecek, onu kurumlaştıracak olanlar siz buradaki arkadaşlarımızsınız. Partimiz aslında size emanet, yerel seçimler sizlere emanet. Dolayısıyla, seçimlere güçlü bir şekilde hazırlanmanız gerekiyor. Bizim oradaki her şeyimiz, sesimiz, kulağımız ve ismimiz olan; bu meseleyi sahada örgütleyen, hayata geçiren, sonuçlara sahip çıkacak olan aktörler bugün burada oturuyor. Tarihi bir süreçte sizler görev aldınız.

Bu tarihi süreci karşılamak gibi hepimizin bir borcu var. Bu süreçte kesinlikle yorulmak yok. Zaten maşallah bakıyorum genç bir ekip. Gerçekten önemli olan zaten duygu olarak genç olmaktır. Önemli olan bahsettiğimiz süreçleri aktif bir şekilde hayata geçirmektir. Eksikliklerimiz var, onu hep birlikte gidermeye çalışıyoruz. Başarılarımızı büyüteceğiz.

Daha büyük başarılara sahip olma iddiasıyla sahaya çıkacağız. Sizin temsil ettiğiniz parti, diğer siyasi partiler gibi değil; büyük emekler, bedeller ve değerlerle oluştu. Partimizin adının geçtiği her yerde kim olursa olsun bütün partilerin gıptayla baktıklarına emin olabilirsiniz. Tüm zorluklara rağmen nasıl onurlu bir mücadele yürüttüğümüzü dost da düşman da herkes çok iyi biliyor. Sıradan bir parti değiliz, değerler partisiyiz. Dolayısıyla, oturmak yok, kırılmak yok, küsmek yok. Son kalan 2 ayımızda parti binalarından artık çıkalım.

Kahvehanelerde, sokaklarda ev ev dolaşalım. Dokunmadığımız insan, değmediğimiz hane kalmamalıdır. Kendimizi anlatalım, gerçekliğimizi anlatalım. Bu zulüm düzeninin karşısında nasıl bir şeyi temsil ettiğimizi halkımıza anlatmaya çalışalım. Bu dönemin ruhu kesinlikle çalışmaktır. Bizi içe çeken konuları bir kenara bırakmak gibi bir sorumlulukla karşı karşıyayız.

Yine takip ediyorsunuz. Birçok kurumumuz Sayın Öcalan’a özgürlük ve üzerindeki tecridin kaldırılması için 1-15 Şubat tarihleri arasında bir yürüyüş gerçekleştirecek. Biz de DEM Parti olarak bu yürüyüşü destekliyoruz. Tekrar burada sizin huzurunuzda söylediklerimizi yenilemek istiyorum. Tecrit sorunları çözmüyor, derinleştiriyor.

Türkiye ekonomisini bu hale getiren tecrit şahsında Kürt sorununun çözümsüz kalmasıdır. Gerçekten bu ülke Ortadoğu’da barışı temsil edecekse, askeri üs yerine kendi demokratik değerlerini götürmek istiyorsa, tecridi kaldırarak diyalog ve müzakere ile Kürt sorununun çözümüne dönmelidir. Biz Kürtlerin, Alevilerin, kadınların, emekçilerin, gençlerin olmadığı hiçbir denklemde yer almayacağız.

Onların siyaset tarzı yalan dolan olabilir ama bizimkisi diyalogdur, müzakeredir, Türkiye uzlaşısıdır. Bu zemini büyüterek ve başarıya ulaştırarak da öğrencilerin aç kalmadığı, okullarını terk etmediği, insanların yoksulluktan dolayı intihar etmediği, birlikte insanca yaşayacağımız bir demokratik Türkiye yaratmaktır. Buna olan inançla sizleri saygıyla selamlıyor, hepinize başarılar diliyorum.”

Paylaşın