Tuncer Bakırhan: 100 Yıldır Kirli Bir Oyun Oynanıyor

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “100 yıldır bölgede çok kirli bir oyun oynanıyor. Bölgede halkları kabul etmeyen, halklara isyan; ülkelere de onları bastırma zemini bırakırmış. Bu oyun ülkeye savaş kan çatışma getirdi. 100 yıldır devam eden bu kısır döngüyü kurmak gerekiyor.” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, CHP Genel Merkezi’nde Özgür Özel ile görüştü. Genel başkanlar görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, özetle şu ifadeleri kullandı: “Suriye’yi konuştuk, bölgeyi konuştuk, kuzeydoğu Suriye’deki gelişmeleri konuştuk. Siz de takip ediyorsunuz orada bir insanlık dramı yaşanıyor. Deyim yerindeyse ateşe benzin ile gidenler var. Bir de ateşi soğutmaya çalışanlar var. Biz oradaki çatışmalı şiddetin son bulmasını meselenin diyalog müzakere barışçıl bir şekilde çözülmesini istiyoruz. Ama maalesef Türkiye’de sabah akşam Kürt karşıtı propaganda yapıyorlar. Suriye’de sanki demokratik bir zemin var da Kürtler oyunbozanlık yapıyormuş gibi bu koro Kürt karşıtı bir algı oluşturmaya çalışıyor. Tekrar ediyoruz, Kürtler yaşamış oldukları ülkelerde hiçbir zaman yaşadıkları ülkelere ve komşulara tehdit olmadılar ve bundan sonra da olmayacaklardır. Bu aslında biliniyor. Ama bu konuda bir ezber var ve bunun artık bozulması gerekiyor.

Yine Kürtler bölgede yaşadıkları hiçbir ülkenin değerleri ile sembolleri ile bayrağıyla bir sorunları yok olmayacak da. Bunun üzerinden oluşturulan algıları kabul etmiyoruz. Yüzyılları bölgeden çok kirli bir oyun oynanıyor siz de takip ediyorsunuz. Aslında bu oyunu bilmeyen yok. Bölgede halklara isyan ülkelere onları bastırmaz zemini bırakılmış. Savaş ve çatışma getirdiği artık yüzyıldır devam eden bu oyunu bu kısır döngü kırmak gerekiyor. Bunu kırabileceğimize inanıyoruz. Aslında 27 Şubat’ta sayın Öcalan’ın yaptığı çağrı bölgede yüzyıllık bu kısıl döngüyü kaldırmaya yöneliktir. Ama maalesef bu süreçte bir sabotaj gerçekleşti Halep’te bir saldırı gerçekleşti.

Orada silahsız günahsız yaşayan Kürtler göç etmek zorunda kaldı. İnsanlar yaşamını yitirdi. Birileri istiyordu ki halklar sürekli çatışsın ama Kürtler Suriye’de Araplarla çatışmak istemedikleri için bir halklar arası çatışma savaşı yaşanmasın diye Halep’i terk ettiler. Bu oyunu görmek gerekiyor büyük ve tehlikeli bir oyun var biz DEM Parti olarak bu oyunun farkındayız umarım ülkeyi yöneten iktidarda halkları karşı karşıya getiren hegemonik güçlerin çıkarına oluşturulan bu zemini görür ve bu oyunların olmaması için üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirir.”

Mürşitpınar Sınır Kapısı çağrısı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Bir kez daha ifade etmek isteriz ki siyaset konuşmak için ve çözüm üretmek için yapılır. Siyaset, ayrılıklar, kavgalar, çatışmalar üzerinden değil; barış, kardeşlik ve dostluk üzerinden yarınları kurmak için yapılır. Biz Türkiye’de süreç başladığı andan itibaren ve Suriye’deki gelişmeleri yakından takip ettiğimiz tüm süreçlerde Türkiye’nin barışıyla Suriye’nin barışını iç içe gördük. Bunun dışında bir şeyi düşünmek, tahayyül etmek, planlamak zaten akıl ve mantıkla bağdaşır bir durum değildir.

Suriye’de bir an önce istikrarın sağlanmasından; Suriye’de hem Türkmenleri, hem Arapları, hem Kürtleri, hem Dürzileri, hem Alevileri kapsayıp anayasal güvence altına alan ve Suriye’de barışı hakim kılan bir çözümden yana olduk. Bu durum Türkiye’nin barışına da katkı sağlayacaktır. Daha önce de söyledim. Ortada bir sınır çizgisinin olması, iki taraftaki kardeşliği ortadan kaldırmıyor. Sınırın iki yanında akrabalar yaşadığı gibi Türkmenlerin de Kürtlerin de Arapların da her birimizin akrabaları olduğunu ve onlarla aramızda oluşabilecek hukukun sadece kardeşlik hukuku olduğunu görmemiz lazım. Türkiye’de 6 – 8 milyon Arap yaşıyor ama zaman zaman işte Suriye’deki karışıklıklar, onun yarattığı iç göç Türkiye’deki sığınmacı problemleri yüzünden sanki bir Arap düşmanlığı yükseliyor.

Türkiye’de Kürt kardeşlerimiz hep birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu unsurları olarak birlikte yaşıyoruz. Ama işler yolunda giderken kardeşlikten bahsedenler, birazcık ortalık karışınca gerçek yüzlerini gösteriyorlar. Biraz önce Sayın Genel Başkanın da bahsettiği gibi bir nefret söylemine varan, Kürtleri kıracak, onları rencide edecek bir dil kullanıyorlar. Bunların tamamını reddediyoruz.

Biz burada iki Eş Genel Başkan, bir Genel Başkan yan yana duruyoruz. Burada bir Türk, bir Arap, bir Kürt var. Ama hepimiz biz kardeşiz. Bizim ürettiğimiz siyaset düşmanlık üretemez. Düşmanlık üzerinden, gerilim üzerinden beslenemez. Sadece şu soruyu sormak gerekir; Ben her gün güne başlarken kendime bu soruyu soruyorum.

Bu oyunda kazanan İngilizler, Amerikalılar, İsrailliler mi olmalı? Yoksa bu oyunda kazanan Kürtler, Türkler, Araplar, Aleviler, Dürziler mi olmalı? Niye kilometrelerce ötede ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmayan, ömürleri boyunca dünyanın neresinde petrol varsa, neresinde maden varsa, neresinde sömürülecek bir şey varsa oraları sömürmüş olanlar buradan yine kazançlı çıksın? Barışı sağlayalım, kardeşliği sağlayalım, demokrasiyi sağlayalım. Biz kazanalım bir sefer de. Bunun yolu herkesin cesaretle inisiyatif almasından geçiyor.

Öncelikle Suriye’deki gelişmeler ve şu anda Suriye’de yaşanan insanlık dramını dikkatle ve endişeyle takip ediyoruz. Bir yandan Türkiye’den yardım konvoylarının çıkmış olmasını, Halep üzerinden Ayn el-Arab’a, Kobane’ye ulaştırılıyor olmasını olumlu görüyoruz. Ama orayı bu hale kim getirdi bir de ona bakmak lazım. Orada bir takım selefi yapılara yol verip de ondan sonra orada şehirler kuşatılınca, elektrikler kesilince, beş tane çocuk soğuktan donunca, insanlar açlığa sürüklenince buradan yardım TIR’ları yollamak yerine, bunlara sebebiyet verecek kargaşaya imkan tanımayıp, hep söylediğimiz gibi diyaloğu ve çözümü ön plana almak gerekiyor Suriye’de de. Ama bir yandan da şunu söylemek lazım.

Şehirlerin kuşatıldığı zamanda gidecek bu yardımlar doğru yere mi ulaşacak? Yoksa başkalarının eline mi geçecek? Bundan dolayı da endişeliyiz. Bu sırada içeride de görüşmede de konuştuk. Bu yardımların Öncüpınar’dan Halep’e, Halep’ten Ayn el-Arab’a, Kobane’ye ulaştırılmasının dışında çok daha pratik, lojistik olarak da aklın gereği olan, çok daha garanti bir yol var. Mürşitpınar Sınır Kapımız var. Mürşitpınar Sınır Kapısı açıldığında zaten yardımlar ulaşması gereken yere ulaşıyor. Bir kuşatmayı geçmek zorunda kalmaksızın. Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın insani yardımlarla sınırlı olmak üzere açılmasını ve tüm yardımların buradan ulaştırılmasını önemli görüyoruz.

Teorik olarak şöyle söyleyeyim, Feti Bey’in değerlendirmeleri çok kıymetli. Zaman zaman sürece yönelik son derece olumlu, katkı sağlayabilecek, demokrasiden yana, adil yargılanmadan yana açıklamalar yapıyor. Bunları çok kıymetlendiriyoruz. Bunu çok önemsiyoruz. Ama bir de pratikte bir şey söyleyeyim, Feti Bey diyor ki ‘Keşke mevzuat uygun olsaydı.’ MHP için mevzuatı uygun hale getirmek, ‘Keşke’ diyor ya, ‘keşkek yapmaktan’ daha kolay. Feti Bey bu sabah keşkek yapmaya karar verse daha çok uğraşır.

Yapacakları bir tek şey var, her konuda kayıtsız şartsız destek verdikleri, her türlü siyasi riski aldıkları, emekliye sefalet ücreti verilirken bile ‘İktidar değil ittifak ortağıyız, destek vermek siyasi ahlak gereğidir’ diyerek destek verdikleri Adalet ve Kalkınma Partisi’ne bu sabah bir telefon açıp, ‘Sayın Bahçeli canlı yayını uygun görmüştür. Sayın Erdoğan da ‘Devlet Bey isabet buyurmuşlar, yerinde olur’ dediğine göre biz Meclis’in açıldığı ilk gün Cumhur İttifakı olarak davaların, eğer yargılananlar da talep ediyorlarsa canlı yayınlanmasının önünde bir engel bırakmayalım’ ki bizim yargılanacak arkadaşlarımızın tamamı talep ediyor.

Çünkü tamamı, bizim iftira dediğimiz bir takım iddiaların da duyulmasını, yanıtlarının da canlı yayında verilmesini, öyle kulaktan dolma olmamasını istiyoruz. Feti Bey bugün keşkek yapmaya karar verse uğraşması lazım. Öyle ‘keşke’ dediği mesele bir telefonluk iştir. Biz de hemen komisyon toplantısına katılır, ertesi gün de Meclis’te ya da iki gün sonra yine Meclis’te oy birliği ile çıkmasına katkı sağlarız. O yüzden Feti Bey’in canı keşkek istiyorsa keşkek bizden olsun, Egeliyiz. ‘Keşke’ demesin, şu kanunu getirsin.”

Paylaşın

Hatimoğulları: Tekçi Ve Irkçı Anlayışlara Asla Pabuç Bırakmayacağız

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Anayasanın ilk dört maddesiyle ilgili birçok tartışma ve manipülasyon var. Bu manipülasyonu yapan, süreci karşıtlaştıran, şiddetten ve savaştan beslenen kesimlere buradan bir kez daha yanıtımızı veriyoruz: Şu anda anayasa Türkiye’nin gündeminde olan bir konu değildir” dedi ve ekledi:

“Şu anda bizim bir yol temizliğine ihtiyacımız vardır. Yol temizliğinden kastettiğimiz de barış ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılmasıdır. Bu ülkenin bölüneceğini, bu ülkenin tekçi ve ırkçı anlayışının devam etmesi gerektiğini söyleyen zihniyetleri buradan mahkum ediyoruz. Onlara asla pabuç bırakmayacağız. Bu topraklarda barış kazanacak, demokrasi kazanacak, halk kazanacak.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Mersin İl Örgütü tarafından düzenlenen dayanışma yemeğinde konuştu. Hatimoğulları, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’taki çağrısının önemine işarete ederek, içinde bulunan sürecin tarihi olduğunu ifade ederek şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’de Kürt halkına ve bütün halklara, Türkiye’deki bütün ezilen ve sömürülenlere bir çağrı olarak vücut buldu, karşılık buldu. Ve bu çağrıyla birlikte, PKK bir dizi tarihi adım attı. Türkiye’de barışın gerçek anlamda inşa edilmesi için, Kürt halkının haklarının kazanılması için, artık elli seneyi bulan savaş ve çatışma sürecinin başka bir evreye, yani daha siyasi, hukuki ve yasal bir düzleme kavuşabilmesini güçlendirmek ve sağlamak için son derece tarihi adımlar attı. Meclis’te bir komisyon kuruldu ve Meclis’teki bu komisyon, Türkiye’deki yurttaşlarımızın yüzde doksan beşini temsil eden zengin bir birliktelikle oluşturuldu. Bunun yetmeyeceğini hepimiz biliyoruz.

Bizler parti olarak raporumuzu en erken veren siyasi parti olduk. Bu topraklarda bütün ezilenlerin, sömürülenlerin, aynı zamanda büyük bir mücadele tarihine sahip olan bir fikir ve anlayışla raporumuzu hazırladık, sunduk. Bu rapor sadece bir kağıttan oluşmuş ve üzerinde basitçe cümlelerin yazıldığı bir rapor değil. Bu rapor, yüz yıllık Türk sorununun hem Türkiye’de hem bölgede çözüm reçetesini sunan bir rapordur. Yasa yapma sürecinin başlamasını bekliyoruz. Türkiye’de mevcut olan yasaların dahi uygulanmadığı, Anayasanın kurallarının çiğnendiği, ayaklar altına alındığı bir dönemden geçiyoruz. Böylesi bir süreçte, silahsızlanmanın hızlanmasını sağlayacak olan özel bir yasanın çıkarılmasını bekliyoruz.

Bir yandan barışın bu topraklarda toplumsallaşmasını sağlamak için çalışmalarımızı devam ettirirken, bir yandan da ülkede derinleşen işsizlik, açlık, yoksulluk, geçinememe ve barınamama sorununu temel meselelerimizden biri olarak görüyoruz. Türkiye’de elli milyona yakın yurttaşımız açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Asgari ücretin belirlenmesiyle ilgili görüşmeler devam ediyor. Masada işveren var, masada devlet var ama masada işçiler yok. Bizler evimizde kaynayamayan tencereyi, çocuklarımızın beslenme çantasına bir süt, bir paket süt, bir su koyamayan sayısız milyonlarca yurttaşımızın yaşadıklarını biliyoruz. İnsanlar bu topraklarda açlığa, yoksulluğa mahkum edildi.

Özellikle barışa sahip çıkacak olan en önemli kesimler, bu ülkede yaşayan işsizler, yoksullar, barınamayanlar, geçinemeyenler, emekliler, kirasını ödeyemeyenler, engelliler, doğa ve insan hakları savunucularıdır. İnsanlar iş istiyor, emek istiyor. İnsanca, onurlu bir şekilde yaşayabileceği bir ücret istiyor. Silahların kalıcı bir şekilde susmasını istiyor. Ama aynı zamanda bu ülkede demokrasinin bütün örüntülerinin toplumun içinden filizlenerek büyümesini, zuhur etmesini ve bizleri birleştirmesini istiyor. Halkların eşit kardeşliğini istiyor. Büyük kardeşin küçük kardeşe hükmettiği bir ilişki kardeşlik hukuku değildir.

Bu topraklarda yaşayan 72 milletten yurttaşımız birlik, beraberlik ve kardeşlik içinde neden olmasın? Herkes kendi diliyle, ana diliyle konuşacak; ana diliyle eğitim görecek; kendi inancıyla ibadet edecek; kimsenin kimsenin üzerinde tahakkümü olmayacak. İşte biz böylesi bir demokratik seviyenin hukuki bir sürece kavuşmasını istiyoruz. Bütün farklılıklarımızla Akdeniz Belediyesi’ni yerel seçimlerden kazanmış olan bizler olduk. Partimizin Akdeniz’deki başarısı, Türkiye’deki başarılara genel bir örnektir. Çünkü farklılıklarımızla kazandık. Kayyımcı anlayış ve kayyımcı zihniyet belediyemize kayyım atadı, belediye eş başkanlarımızı tutukladılar. Belediye eş başkanlarımız şuan aramızda. Yine beraberiz, yine mücadeledeyiz.

“Kayyımlar görevden el çektirilmeli…”

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde kayyımcı rejimin tamamen ortadan kalkması lazım. Kayyım atanmış bütün belediyelerden kayyımlar geri çekilmeli, belediye başkanları ve belediye eş başkanları görevlerine iade edilmelidir. Yine aynı şekilde Adana Büyükşehir Belediye Başkanı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın da aralarında olduğu CHP’li belediye başkanlarına yönelik gerçekleştirilen operasyonları asla kabul etmiyoruz. Bu operasyonların siyasi saiklerle yapıldığını biliyoruz. Seçme ve seçilme hakkımızı elimizden alamazsınız. O yüzden bir kez daha diyoruz ki bütün seçilmişler görevlerine iade edilmelidir. Muhalefetin üzerindeki yargı baskısı acilen son bulmalıdır. Kayyımlar görevden el çektirilmeli ve seçilmiş, yani halkın iradesi, yönetimlerin başına geri gelmelidir. Halk kendi iradesini istiyor.

Hasta tutsaklarla ilgili yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Hasta mahpuslar bu toplumun vicdanını kanatan, yaralayan, sızlatan en büyük insan hakkı ihlallerinden biridir. O yüzden hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalıdır. Birçok cezaevinde gözlem kurulları hala infaz yakıyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir. İnfaz yakılmasına derhal son verilmelidir. AİHM ve AYM kararları hayata geçirilmiyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Mersin’in, Çukurova’nın topraklarından sevgili Figen Yüksekdağ’a, sevgili Selahattin Demirtaş’a ve Leyla Güven şahsında bütün mahpuslara buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyorum. Anayasanın ilk dört maddesi ile ilgili birçok tartışma ve manipülasyon var.

Bu manipülasyonu yapan, süreci karşıtlaştıran, şiddetten ve savaştan beslenen kesimlere buradan bir kez daha yanıtımızı veriyoruz: Şu anda anayasa, Türkiye’nin gündeminde olan bir konu değildir. Şu anda bizim bir yol temizliğine ihtiyacımız vardır. Yol temizliğini yaparken bahsettiğimiz barış ve demokratik entegrasyon yasaları öncelikle çıkarılmalıdır. ‘Bu ülkenin bölüneceğini, bu ülkenin tekçi ve ırkçı anlayışının devam etmesi’ gerektiğini söyleyen zihniyetleri buradan mahkum ediyoruz. Onlara asla pabuç bırakmayacağız. Bu topraklarda barış kazanacak, demokrasi kazanacak, halk kazanacak.

Barış süreci kadınlar olmadan olmaz. Kadınlar barış masasının asli özneleridir. Demokratik toplumun inşa edicileridir. Bizler bunun için bugüne kadar, tarih boyunca erkek egemen anlayışa karşı beş bin yılı aşkın bir süredir kadın hareketi örgütleniyor ve mücadele veriyor. Çatışmalara, kadın cinayetlerine, erkek şiddetine, devlet şiddetine, militarizme her yerde karşı çıktık, her yerde karşı çıkmaya devam edeceğiz. Rojava’da direnen kadınları sizlerin huzurunda bir kez daha selamlıyorum. Ortadoğu feodalizmin ve siyasallaştırılmak istenen İslam’ın ağır etkisi altında, kadınlar üzerindeki baskıların ne kadar arttığını hepimiz biliyoruz.

IŞİD zihniyetinin Türkiye’de de, Suriye’de de, Irak’ta da, İran’da da, Orta Doğu’nun tamamında da kadınları ezen bir zihniyetle bu toprakları yönetmeye çalıştığını biliyoruz. Kadınların Rojava’da oluşturmuş olduğu hukuk, demokratik, kadın özgürlükçü. Bütün farklı halkların eşit temsiliyetini savunan demokratik bir Suriye’nin inşasında kadınların ne kadar büyük bir rol üstlendiğinin hepimiz farkındayız. Aynı rolü bizler de Türkiye’de, demokratik bir Türkiye için, demokratik bir Cumhuriyetin inşası için, barışın inşası için kadınlar olarak üstleniyoruz. Emek veriyoruz, daha da emek vermeye devam edeceğiz.”

Paylaşın

DEM Parti İmralı Heyeti’nden Devlet Bahçeli’ye “Süreç” Ziyareti

MHP Lideri Devlet Bahçeli’yi ziyaret eden DEM Parti İmralı Heyeti’nde yer alan Pervin Buldan, “İkinci aşamaya geçtiğimizi söylemek gerekiyor. İkinci aşamada yasal zemin gerekli” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) ziyaret etti. DEM Parti Milletvekilleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Asrın Hukuk Bürosu avukatı Faik Özgür Erol’un bulunduğu İmralı Heyeti’ni Devlet Bahçeli kapıda karşıladı.

Görüşme sonrası açıklama yapan Buldan, sürecin geldiği aşamaları konuştuklarını ve bundan sonra yapılması gerekenlerle ilgili görüş alışverişinde bulunduklarını söyledi. Buldan, “İkinci aşamaya geçtiğimizi söylemek gerekiyor. Yeni bir aşamada ilerlemek gerekiyor. İkinci aşamada yasal zemin gerekli” dedi ve ekledi: “Bu yasal düzenleme elbette bir barış yasası olmalıdır.”

MHP Lideri Devlet Bahçeli de “Pervin Hanım her konuyu açıklıkla ifade ettiler. Her cümlesine imzamı atıyorum” diye konuştu.

Paylaşın

DEM Parti’den Muhalefete “Süreç” Tepkisi: Bekle Gör Siyaseti Terk Edilmeli

“Süreç” hakkında açıklamada bulunan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Muhalefet de bekle gör siyaseti yerine daha aktif bir pozisyon almalı ve kurucu bir siyaset ufkuna sahip olmalı” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde gündemdeki gelişmeler ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülen 2026 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’ne de değinen Ayşegül Doğan, Türkiye’de politikaların kadına yönelik şiddete ve cezasızlığa teşvik ettiğini söyledi. Ayşegül Doğan, kadınların buna rağmen bunu kabul etmediğini ve en başta barış, demokrasi ve adalet için en önde direnmeyi sürdürdüğünü ifade etti.

Komisyonun Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeye de dikkat çeken Ayşegül Doğan, Abdullah Öcalan’ın birincil muhatap olduğunu ve sorunun çözümü bağlamında ilk defa böylesi bir görüşmenin yapıldığını kaydetti. Ayşegül Doğan, “Bugüne kadar bu diyalogun sürece güç ve ivme kazandıracak nitelikte bir diyalog olacaktır dedik. Bundan sonra da bunun nasıl bir güç ve ivme kazandıracağını hep birlikte göreceğiz. Hep beraber buna tanıklık edeceğiz” diye konuştu.

Ayşegül Doğan, “Komisyonun raporunun bir an önce tamamlanması ve genel kurulda hukuki düzenlemelere ilişkin hızla hayata geçirilmesi gerekiyor. Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmenin de kamuoyuna yansıması gerektiğini belirten Ayşegül Doğan, “Toplumsallaşması için çok önemli. Detaylarını 4 Aralık’ta toplanacak komisyona aktarılacak bilgilerle hepimiz öğreneceğiz. Ve yine beklentimiz bu tutanakların kamuoyuna açık bir biçimde erişilebilir bir halde olması. Bugüne kadar yapılagelen dinlemelerin tutanaklarına nasıl Türkiye kamuoyu istediği zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin internet sitesi üzerinden erişim sağlayabiliyorsa, İmralı Adası’nda komisyon üyelerinin Sayın Öcalan ile yaptığı görüşmenin içeriğine de aynı şekilde erişebilmelidir. Bu konudaki şeffaflıktan taviz verilmemelidir” dedi.

CHP’nin ziyarete katılmaması sonrasında başlayan ve hala süren tartışmalara da değinen Ayşegül Doğan, “Çünkü Türkiye meselesinden bahsediyoruz. Türkiye toplumunun tamamını ilgilendirdiğini deneyimlerimizle gördük bugüne kadar. 86 milyon için yapılan ve 86 milyonun geleceği için kurulan bir komisyonun yaptığı görüşmelerin eksiksiz bir katılımla gerçekleşmesi olması gerekendi. Olmadı. Ancak komisyonun bütün bileşenleriyle adaya gitmesi ve Sayın Öcalan’la orada görüşerek özellikle şeffaflığa dair endişeleri, kaygıları olanların onlar adına bu soruları doğrudan yöneltme imkanını değerlendirmemiş olmalarını yalnızca bir talihsizlik olarak ifade edemeyiz. Ne yazık ki bir siyasetsizliğe işaret ediyor Kürt meselesinin demokratik çözümünde. Bunu üzülerek belirtiyoruz” ifadelerini kullandı.

Ayşegül Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu görüşme önemliydi ancak biricik kalmaması da aynı önemde. İmralı yolunu resmi olarak açan bu siyasi adımın devamı getirilmeli. Sayın Öcalan’la görüşmenin olanakları genişletilmeli. Bunu sürecin geleceği açısından önemli görüyoruz. Farklı siyasal kesimlerden temsilciler, hak savunucuları, akademisyenler, gazeteciler, kimler gidip temas kurmak istiyorsa, kimler gidip orada kendisiyle görüşmek istiyorsa görüşmeli, görüşebilmeli, bunun imkanları sağlanmalı.

Bu mesele can kayıplarının durdurulması, bir daha olmaması açısından baktığımızda hayati bir meseledir. Bundan daha değerli, bundan daha kutsal bir şey olamaz. O yüzden bunları seçim, seçmen ölçümleri, anketler ya da bununla ilgili şekillenen kaygılar etrafında izah etmeye çalışmak yerine bu meseleye böyle bir yerden bakıp, üstelik bu meselenin tarihsel arka planıyla sosyolojik olarak bugüne kadar ortaya çıkan diğer boyutlarıyla da yüzleşmek gerekir. Dünden farklı bir tutum sergilemek gerekir Kürt sorununun demokratik çözümü için. Yani tüm o alışılagelmiş kalıplardan çıkalım derken bunu söylem düzeyinde tutmamak eylemde de gerçekleştirmek gerekir.

Hem bir yandan basit parti çıkarlarına havale etmememiz gereken bir mesele diğer yandan ciddi ve tarihsel yaklaşılması gereken bir mesele hem de iktidarından muhalefetine herkesin cesur adımlar atması gereken mütereddit kalan siyasi partilerin farklı toplumsal kesimleri de cesaretlendirmesi gereken bir mesele ile karşı karşıyayız. Muhalefet de bekle gör siyaseti yerine daha aktif bir pozisyon almalı ve kurucu bir siyaset ufkuna sahip olmalı.

Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması için ne bekleniyor? Niye bu suç işleme haline seyirci kalıyorsunuz? Tekrar ediyoruz. Başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere Kobani kumpas davasından tutsak herkes serbest bırakılmalı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmalı. Artık buna son vermek gerekiyor.”

Paylaşın

Hatimoğulları: Kürt Meselesi Seçim Meselesi Değildir

“Süreç” hakkında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bir kez daha belirtiyoruz ki, Kürt meselesi bir seçim meselesi değildir. Kürt deyince sandık, barış deyince oy/sayım çizelgesi hayal etmek siyaset değil, siyasetsizliktir.” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında konuştu.

Konuşmasına 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin mesajlar vererek başlayan Hatimoğlulları, “Kelebeklerin yaktığı ışık, mücadele mirası bugün dünyanın dört bir yanında büyüyor” diye konuştu.

Devamla Suriye’de Alevi’lere dönük devam eden saldırılara dikkati çeken Hatimoğulları, gerekli siyasi ve toplumsal mücadeleyi sürdüreceklerini kaydetti. Hatimoğulları, herkesin bu konuda sorumluluk alması gerektiğini vurguladı.

Kadınların yaşamın her alanında farklı şiddet türleriyle karşı karşıya kaldığını kaydeden Hatimoğulları, şüpheli ölümlerin de kadın cinayetlerini aştığını söyledi. “‘Şüpheli’ denilerek üzeri örtülen kadın cinayetlerini çok iyi biliyoruz” diyen Hatimoğlulları, 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in ölümüne ilişkin soruşturmayı anımsattı.

Kabaiş’in ölümüne ilişkin dosyanın kapatılmak istendiğini söyleyen Hatimoğulları, yetkililere seslendi: “Kimler, neden korunuyor. Rojin’in dosyası derhal aydınlatılmalıdır.”

11 Yargı Paketi’ne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Hatimoğulları, “Nefret suçlarını körükleyen bu yargı paketinin karşısında olacağız” dedi.

Kadınların iş hayatında yaşadıkları eşitsizliklere dikkati çeken Hatimoğulları, Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde bir fabrikada çıkan yangında 7 kadının hayatını kaybettiğini anımsatarak yeni bir iş kanunu çıkarılması gerektiğini söyledi. Hatimoğulları, eşit işe eşit ücret politikalarının uygulanması ve kadın istihdamının artırılmasına ilişkin politikalar üretilmesi çağrısında bulundu.

Konuşmasının devamında 27 Kasım’da görülecek “Kent Uzlaşısı” davasını anımsatan Hatimoğulları, “Barışı toplumsallaştıracaksak arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin önemli bir süreçten geçtiğini kaydeden Hatimoğulları, “Savaşlarda ilk kısılan ses kadınların sesidir. Biz kadınlar Türkiye’nin bu trajediden kurtulması için barışa dört elle sarılıyoruz. Barış kadın özgürlükçü bir dil ve sesle inşa edilir” dedi.

Barış masasında eşit temsili, karar mekanizmalarında etkin rol almayı önemli bulduklarını belirten Hatimoğulları, “Yaşamı, demokratik geleceği biz inşa edeceğiz” ifadelerini kullandı: “Artık evlatlarımızı değil, silahları gömme zamanıdır. Şiddetsiz bir toplumu hep beraber inşa edeceğiz, barışa sonsuza dek sahip çıkacağız.”

Meclis’te kurulan süreç komisyonunun İmralı’da Abdullah Öcalan’la önemli bir görüşme gerçekleştirdiğini kaydeden Hatimoğlulları “Yapıcı, kapsayıcı, umut verici bir görüşme gerçekleşti” dedi.  Komisyonun Öcalan’la gerçekleştirdiği görüşmede Suriye’deki son duurmun da gündeme geldiği ve değerlendirmelerde bulunulduğunu kaydeden Hatimoğulları, “Dün itibarıyla tarihi bir eşik aşılmış oldu” şeklinde konuştu.

Hatimoğulları, yasal ve hukuki düzenlemeler evresine hızla geçiş yapılması gerektiğini söyledi. CHP’nin İmralı’da gerçekleştirilen görüşme için heyete üye vermemesini de eleştiren Hatimoğulları, “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda temsili bulunan bütün partilerin İmralı’ya giden komisyonda yer almasını isterdik” ifadelerini kullandı.

Hatimoğulları şöyle devam etti: “Kürt meselesi bir seçim meselesi değildir, Kürt deyince sandık, barış deyince oy/sayım çizelgesi hayal etmek siyaset değil, siyasetsizliktir.”

Hatimoğulları, özetle şu değerlendirmelerde bulundu: “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu İmralı’da Sayın Öcalan’la çok önemli bir görüşme gerçekleştirdi. Partimiz adına bu heyette Gülistan Kılıç Koçyiğit vekilimiz yer aldı. Bu heyette yer alan, giden komisyona bir defa daha teşekkür ediyoruz.

u görüşme Türkiye’nin barış ve demokrasi sürecine odaklanan, yapıcı, kapsayıcı ve umut verici bir niteliğe sahip olmuştur. Bu görüşme, Türkiye’nin uzun süredir beklediği barış ve kardeşlik kapısını aralayan tarihi bir adım oldu. Bu görüşme, sadece bir dinleme ve temas değil, halkların ortak geleceğini şekillendirecek bir diyalog köprüsüne dönüşmelidir.

Görüşmenin içeriğine dair şüphesiz Meclis Başkanı ve komisyon gerekli paylaşımları yapacaktır. Ancak Sayın Öcalan, Türk-Kürt ittifakının ve bütün halkların ortak yaşam zeminini güçlendirilmesi, çatışmasızlığın kalıcılaştırılması ve demokratik çözüm iradesini bir kez daha net bir şekilde ortaya koyduğundan şüphemiz yoktur.

Sayın Öcalan, Kuzey Doğu Suriye özelinde çözüm sürecinin anahtarı olacak bir perspektifi ortaya koymuştur. Türkiye halklarının geleceği için bu sürecin başarıya ulaşması şart. Başarıya ulaşmasının yolu, iktidar ve muhalefetin süreci tam, açık ve cesurca sahiplenmesiyle; barışın daha çok toplumsallaşması için çalışmasıyla mümkündür.

Biz komisyonda temsili bulunan bütün partilerin İmralı’ya giden komisyonda yer almasını isterdik. Ama olmadı. Bu konuda eleştirel değerlendirmelerimizi de yaptık. Komisyonun Sayın Öcalan’la görüşmesinin, 86 milyona zarar değil, yarar sağladığını görülecektir.

Bir kez daha belirtiyoruz ki, Kürt meselesi bir seçim meselesi değildir. Kürt deyince sandık, barış deyince oy/sayım çizelgesi hayal etmek siyaset değil, siyasetsizliktir. Kürt halkına da haksızlıktır. Kürt meselesi hiçbir siyasi partinin kendi penceresinden araçsallaştıracağı konjonktürel bir mesele de değildir.

Tarihsel bir meseledir. Türkiye’de demokrasinin önündeki temel engellerdendir. Ve çözülmelidir. Türkiye’nin ve bölgenin barışa ihtiyacı var. Herkes bu perspektiften bakabilmeli, ona göre bir pratik ortaya koyabilmeli.

Değerli Türkiye halkları. DEM Parti olarak, bu süreçte üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Ancak iktidar, muhalefet ve devletin de sorumluluğu büyüktür. Bu yolun ilerlemesi için gerekli yasal düzenlemelerin hızla hayata geçirilmesi şarttır. Barış, bir tarafın çabasıyla değil, hepimizin ortak iradesiyle inşa edilir. Sürecin bu yeni aşamasında beklentimiz; komisyonun raporunu bir an önce yazması, yasal ve hukuki düzenleme aşamasına hızla geçilmesidir.”

Paylaşın

Bakırhan’dan “19 Mart” Çıkışı: Yanlış Bir Hamle

Sürecin kırılma noktalarından biri olan ve CHP’ye yönelik başlayan 19 Mart yargı operasyonlarını değerlendiren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, bunun süreci geriye çektiğini ve yanlış bir hamle olduğunu vurguladı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, T24 yazarı Murat Sabuncu’ya verdiği demeçte, Abdullah Öcalan’ın rolünden, CHP ile ilişkilere ve 19 Mart yargı operasyonlarının yanlışlığına kadar birçok konuda net mesajlar verdi.

Bakırhan, görüşmeyi, Edirne’de Selahattin Demirtaş’ı ve Kandıra’da Figen Yüksekdağ’ı ziyaretten yeni çıktıktan sonra gerçekleştirdi. Sürecin kırılma noktalarından biri olan ve CHP’ye yönelik başlayan 19 Mart yargı operasyonlarını değerlendiren Bakırhan, bunun süreci geriye çektiğini ve yanlış bir hamle olduğunu vurguladı:

“19 Mart operasyonları yanlıştı. Ne amaçlanıyor olursa olsun, her açıdan yanlışa çıkan bir yoldur. Sürecin ruhu ve aklını yok sayan, geriye çeken bir girişimdi. Bir tarafla barışı konuşuruz ama siyasetin geri kalanını istediğimiz gibi şekillendiririz demenin adı olarak algılandı… Ne kadar yanlış olduğunu bence en fazla AK Parti çevresi görüyordur. AK Parti’de aklı selim, bugün sesi duyulmayan çok insanın açık şekilde bu operasyona yanlış dediğine şahidim.”

Öcalan’ın silah bırakma çağrısı ve Meclis komisyonu ile görüşme talebine dair konuşan Bakırhan, Öcalan’ın zaten siyasetin merkezinde olduğunu savundu:

“Kendisi (Öcalan), sadece Türkiye’de değil, dört bir taraftaki Kürtler nezdinde de siyasi ve ideolojik referans merkezi olan ender aktörlerden biridir. Bu bakımdan varlık olarak zaten siyasetin merkezinde yer alan birinin, arzu olarak orada olup olmayacağını tartışamayız.”

1 Ekim’de Meclis açılışında yaşanan fotoğraf krizi ve CHP ile gerilim iddialarını değerlendiren Bakırhan, ilişkilerinin anlık polemiklere değil, demokrasi ve adalet ilkelerine dayandığını söyledi:

“19 Mart yargı operasyonları sürecinde partimizin sergilediği demokratik dayanışmaya yaptığı atıf… Bu, aramızdaki ilişkinin anlık polemiklerle değil, hukuksuzluklara ve baskı rejimine karşı ortak bir duruşla şekillendiğinin en net kanıtıdır. Böylesi tarihi bir dönemde CHP Genel Başkanlığında Sayın Özgür Özel’in bulunması büyük şanstır.”

Bakırhan, sürecin ikinci aşamasında CHP’nin sadece destekleyici değil, “oyun kurucu” bir pozisyonda olması gerektiğini belirterek, CHP’nin güçlü bir çözüm projesi ortaya koymasını ve barış mitingleri düzenlemesini önerdi.

Bakırhan, barışın toplumsallaşmasında eksiklik olduğunu belirterek, hem AK Parti hem de CHP tabanının sürece dahil olması gerektiğini vurguladı: “İktidarın suskunluğu ve sürece dair belirsiz tavrı, toplumdaki gerilimi artırıyor. Çözüm sürecine dair çerçeve konuşulmadıkça, boşluğu söylentiler ve provokasyon girişimleri dolduruyor.”

Cezaevinden çıkarken yaptığı çağrıyı yineleyen Bakırhan, Selahattin Demirtaş’ın bu sürecin neresinde olduğu sorusuna net cevap verdi: “DEM Parti sürecin neresinde ise sevgili Demirtaş da orasındadır. Ne bir adım önünde ne bir santim gerisindedir.”

Meclis sosyal medya hesaplarından Kürtçe paylaşımın ardından gelen tepkilere de değinen Bakırhan, anadilin tartışma konusu yapılmasının ayıp olduğunu belirtti: “Yıllardır ‘Kürtçe ülkeyi böler’ gibi kara propagandalarla toplumu bölenler de bilmelidir ki, Meclis’in sosyal medya hesabından Kürtçe tvit atılması ülkeyi bölmedi aksine birlikte yaşam umudunu güçlendirdi.”

Paylaşın

DEM Parti’den Dervişoğlu’na Yanıt: Zavallı

İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu’nun kendilerini hedef alan sözlerine cevap veren DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Savaştan beslenen ve bunu ikbal zanneden zavallılarsınız” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun partisinin grup toplantısında kendilerini hedef alan açıklamalarına cevap verdi.

Dervişoğlu açıklamasında, “Siz bu milletin başına bela olan bir terör örgütünün siyasi uzantısısınız. En az onlar kadar da alçaksınız. Böylesine arsız, böylesine yüzsüzsünüz. Önderleri katil, sözcüleri müptezel, zihinleri kiralık, ruhları satılık, elleri kan, sözleri ihanet, ikametleri kandil, pusulaları İmralı’dır bu alçakların” dedi.

DEM Partili Doğan, sosyal medya hesabından Dervişoğlu’na verdiği cevapta şu ifadeleri kullandı:

“Siz ‘milli hassasiyet’ tacirlerisiniz. Kan, savaş, ölüm sizin pusulanız. Savaştan beslenen ve bunu ikbal zanneden zavallılarsınız. Barışın mümkün olduğunu hisseden korkaklarsınız. Korkunuz arttıkça nefretiniz büyüyor, maskeniz düşüyor. Bu ülkeye barışı, kardeşliği ve demokrasiyi size rağmen getireceğiz.”

Paylaşın

Bakırhan’dan CHP’ye: Ne Zaman Selahattin’ci, Figen’ci Oldunuz?

CHP’ye yönelik dikkat çeken mesajlar veren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Siz ne zaman Selahattin’ci, Figen’ci oldunuz? Dokunulmazlıkların kaldırılmasına ‘evet’ oyu vermeseydiniz, bugün o insanlar partinin başında olacaktı, mücadelelerini yürüteceklerdi” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Alan Burası” YouTube kanalında gündeme ve muhalefet partileriyle ilişkilerine dair önemli açıklamalarda bulundu.

Bakırhan, partisinin siyaset anlayışını “mücadele ve müzakere” kavramlarıyla tanımlayarak şöyle konuştu: Biz haksızlığa uğrayanın yanında olan bir siyasi partiyiz. Dün bize uygulanırken “bugün onlar neredeydi” diye sormayız. Bu, bizim anlayışımıza aykırıdır. Nerede bir zulüm varsa karşısında dururuz. Nerede bir hak arama mücadelesi varsa, yanında oluruz. Bu üç ilke bizi özetler. Cumhuriyet Halk Partisi’nin maruz kaldığı baskılar karşısında da doğru bir yerde durduk. Saraçhane’ye gittik, Sayın Özgür Özel’le birlikte açıklamalar yaptık. Ama biz sadece sokakta mücadele eden bir parti değiliz; aynı zamanda müzakere eden bir partiyiz.

Antidemokratik uygulamalara karşı dayanışırız, gerektiğinde sokaktayız. Ama bir masa kurulmuşsa, o masayı da yürütürüz. Müzakereyi de sonuca ulaştırmak için çaba gösteririz. Bizim ismimiz “mücadele ve müzakere partisi”dir. İkisi birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Tek başına sadece müzakere de değil, sadece mücadele de değil. Mücadele, müzakere içindir. Neden mücadele ediyoruz? Çünkü meselenin çözümü için müzakere etmek gerekir.

Ancak sadece sokakta değil, masada da mücadele ettiklerini vurgulayan Bakırhan, “Biz hem sokakta direniriz hem müzakere yürütürüz. Çünkü meselelerin çözümü için ikisi de şarttır,” dedi.

“Biz sizi defalarca destekledik”

CHP’ye doğrudan seslenen Bakırhan, son yıllardaki seçim süreçlerini hatırlattı: CHP tabanına şunu söylemek isterim: Çok uzak bir tarihten bahsetmiyorum, biraz hafızaları tazelemek gerekiyor. Biz iki yerel seçimde CHP’nin adaylarını desteklemiş bir partiyiz.  İki cumhurbaşkanlığı seçiminde de CHP’nin adayı için oy verdik. Kemal Kılıçdaroğlu’na desteğimiz, açık ve ilkeli bir tavrın sonucuydu. Peki bizim neyimizi sorguluyorlar? Bu meselenin çözümünü ne zaman sağlayacağız? CHP’nin iktidar olmasını mı bekleyeceğiz? Ya da başka bir partinin iktidar olması mı çözümün garantisi olacak?

Biz bir partinin iktidara gelmesini beklerken, yiten canlara, çöken ekonomiye, çürüyen sosyolojiye, açlığa ve işsizliğe göz mü yumacağız? Hayır. Biz ne AK Parti siyasetiyiz, ne CHP siyaseti. Biz üçüncü yolu temsil ediyoruz. Mücadele etmeyi, müzakere yürütmeyi bilen, bunu bir arada yürütebilen bir geleneğe sahibiz. Müzakere etmek, ilkelerden vazgeçmek değildir. Masada oturmak, diğer tarafın dediklerine yüzde yüz katılmak değildir. Müzakere, herkesin ilkelerini ortaya koyması ve ortak bir yol bulunmasıdır. Bu yol, hem sorunu yaşayanları hem de ülkeyi rahatlatır, demokrasiyi büyütür.

AK Parti’nin siyasetini benimsemek, onun seçim hesaplarına dahil olmak hiç değildir. Mücadelemiz kendi kulvarında, kendi zemininde sürüyor. Aynı anda müzakere de devam ediyor. Ekoloji mücadelesinden kadına yönelik şiddete kadar her gün sokaktayız. Şırnak’tan Muğla’ya kadar eko-kırım politikalarına karşı mücadele ediyoruz. Kadın meclisimizin yürüttüğü mücadele sadece Türkiye’de değil, dünyada örnek gösteriliyor. Bir masa kuruldu diye biz ilkelerimizden vazgeçmeyiz. Ama bazen öyle yorumlanıyoruz ki, bu bizi gerçekten şaşırtıyor.

Bakın, kimlik sorunu olmayan, işsizlik yaşamayan, konforlu alanında oturmuş bazı kesimler “Kürtler niye müzakere ediyor” diye konuşuyor. AK Parti’yi biz mi yarattık? Biz mi 22 yıldır iktidarda tuttuk? Sizin muhalefetsizliğiniz, sizin uzlaşmacılığınız bu iktidarı sürdürüyor. İmamoğlu tutuklanma tehlikesiyle karşı karşıyayken biz eleştirdik, dayanıştık. Ama Diyarbakır’da kayyım atandığında siz neredeydiniz? Kayyım yasasını Anayasa Mahkemesi’ne götürmeyen sizdiniz.

Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve içerideki seçilmiş arkadaşlarımızın isimlerini bugün siyaset malzemesi yapanlar var. Ama önce o insanların içeride olmasının öz eleştirisini versinler. Siz ne zaman Selahattin’ci, Figen’ci oldunuz? Dokunulmazlıkların kaldırılmasına “evet” oyu vermeseydiniz, bugün o insanlar partinin başında olacaktı, mücadelelerini yürüteceklerdi. O yüzden kimse bizim kararlılığımızı ve onurlu mücadelemizi, bir masa kuruldu diye sorgulamasın. Biz dün olduğu gibi bugün de, yarın da mücadele eden ve etmesini bilen bir gelenekten geliyoruz.

“Kapalı kapılar arkasında pazarlık yapmayız”

DEM Parti’nin “gizli pazarlık” yaptığı yönündeki iddiaları reddeden Bakırhan, müzakereleri tüm şeffaflığıyla yürüttüklerini belirtti:

Bugün bize “kapalı kapılar ardında bir şeyler yapıyorlar” diyenlerin geçmişine bakın. Bizim geçmişimiz tertemizdir. Biz hiçbir zaman kapalı kapılar ardında oturup, ırkçı, Kürt karşıtı, Alevi karşıtı ya da ezilenlere karşı protokol imzalamadık. Her şeyi açık yaparız. Müzakerelerimizi de açık yürütüyoruz. Her görüşmenin ardından, başta Sayın Özgür Özel olmak üzere tüm muhalefet partilerini bilgilendiriyoruz. Görüşmelerin içeriğini anlatıyoruz, fikirlerini alıyoruz ve bunları sürece katıyoruz. Kimse bizim kararlılığımızı sorgulamasın. Biz dün olduğu gibi bugün de, yarın da mücadele eden, onurlu bir geleneğin temsilcisiyiz.

Alan Burası

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan “Yeni Anayasa” İddialarına Yanıt: Gündeme Gelmedi

Tülay Hatimoğulları, “Anayasa, toplumun tüm dinamiklerinin katıldığı, müzakere ettiği ve nihayetinde ‘Evet, bu benim anayasamdır’ dediği bir toplumsal mutabakatla yapılmalıdır. Bizim de evet diyeceğimiz anayasa işte budur” dedi.

bianet’e konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, hem anayasa eleştirilerine cevap verdi hem de sürecin ilerleyişine dair açıklamalarda bulundu.

Şu ana kadar anayasa konusunun hiç gündeme gelmediğini söyleyen Hatimoğulları şu ifadeleri kullandı: “Elbette ki Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı var. Demokrasi ve özgürlüklerden yana, bunları gerçek anlamda koruyan bir toplumsal sözleşmeye ekmek-su kadar ihtiyacımız var. Bu konuda parti olarak her zaman hazırlıklarımız ve önerilerimiz oldu. ‘Nasıl bir anayasa’ sorusuna en hazırlıklı parti biziz.

İkincil bir durum olarak, şunu da ifade ettik. Yeni Anayasa, çatlakları boya ile kapatacağımız bir duvar değil, evin taşıyıcı kolonlarını elden geçirecek bir kurucu süreçtir. Toplumun evet dediği bir anayasada biz de olacağız. Anayasa sadece DEM Parti’nin sorunu veya işi değil. Herkesin dahil olduğu bir süreç olmalı. Anayasa, bu ülkede yaşayan tüm halkların, inançların, kadınların, gençlerin, emekçilerin, ekolojistlerin yani toplumun tüm canlı dinamiklerinin katıldığı, müzakere ettiği ve nihayetinde “Evet, bu benim anayasamdır” dediği bir toplumsal mutabakatla yapılmalıdır. Bizim de evet diyeceğimiz anayasa işte budur.”

Bir önceki çözüm sürecine göre bu kez daha fazla siyasi parti tarafından sürecin desteklendiğini aktaran Hatimoğulları şöyle devam etti: “Fakat 2013-15 sürecinin negatif deneyimlerinden kaynaklı toplumda bu süreç gerçekten başarıya ulaşır mı kaygısı mevcut. Bu kaygı barışı isteyenlerin, süreci destekleyenlerin kaygısı.

DEM Parti olarak, sürece olan desteğin artması için 1 yıldır yoğun bir şekilde sahadayız. Topluma barışın önemini anlatıyoruz, halkın kaygılarını dinliyoruz.

AKP ise süreci toplumsallaştırma konusunda henüz ciddi adımlar atmış değil. MHP süreci en azından kendi tabanına anlatma ve toplumu ikna etme konusunda daha cesur sözler kuruyor. 1 Ekim ile başlayan sürecin sadece Türkiye’deki iç dengelerle açıklanmayacağını birçok çevre belirtiyor. Çünkü bu sürecin başlamasında bölgesel dengelerin ciddi etkisi var. Dolayısı ile sürecin başlamasına neden olan bölgesel rüzgar her halükarda Türkiye’nin iç barışını da etkiler.”

Paylaşın

DEM Parti Sözcüsü Doğan: Demokrasi İmkanına Gölge Etmeyin

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin demokratikleşme umudu barıştan geçiyor. Demokrasi imkânına gölge etmeyin yeter” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü ve Şırnak Milletvekili Ayşegül Doğan, son günlerde DEM Parti üzerinden yürütülen “Demirtaş’ın tahliyesi” polemiği ve İmralı Heyeti’nden Pervin Buldan’ın Abdullah Öcalan’dan aktardığı bazı ifadelerin hedef alınmasını eleştirdi.

Ayşegül Doğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Türkiye’nin demokratikleşme umudu barıştan geçiyor. Demokrasi imkânına gölge etmeyin yeter” dedi.

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan paylaşımında ayrıca “Muhalif kisvesiyle yazanlar, eleştiri diye zehir saçanlar, günlerdir DEM Parti’yi linçe kalkışanlar; siz aslında barışa karşısınız. ‘Düşman’ kalmakta ısrarcısınız! Süreci anlamanızı, empatiyle yaklaşmanızı, barışa el uzatmanızı ya da omuz vermenizi beklemiyoruz” ifadelerine yer verdi.

DEM Parti İmralı Heyeti, dün yaptığı açıklamada Halk TV yazarı Uğur Ergan’ın “Demirtaş’ın tahliyesine Öcalan set çekti” iddiasını yalanlayarak, iddiaların spekülasyondan ibaret olduğu vurgulamıştı.

Açıklamada “Sayın Öcalan’a atfettiği sözler gerçeği yansıtmamaktadır. Sayın Öcalan’la görüşmelerimizde hiçbir şekilde bu tarz bir değerlendirme yapılmamıştır” denilmişti.

Paylaşın