Kılıçdaroğlu, Adalet Bakanlığı’na Yürüdü: Adalet İstiyoruz

CHP lideri Kılıçdaroğlu, milletvekilleri ile birlikte Adalet Bakanlığı önünde yaptığı açıklamada, “Siyasal iktidarın, polisin, savcının elini kolunu bağlamasını istemiyoruz. Ülkenin bu kadar derdi varken, bu kadar büyük acılar yaşarken siyasal iktidarın hâlâ ve hâlâ devlet aygıtını çalıştırmaması tahammül edecek bir durum değildir. Devletin kurumlarının çalışması lazım. Devleti yönetemiyorlar” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ne demek ya. İki yıldır biz bu meseleyi biliyoruz ne demek! İki yıldır kimin arkasına sakladınız, kimlerle fotoğraf çektirdiniz, fotoğraf çektirdikleriniz mi bu olayı kapatın diye baskı kuruyorlar? Devlet baskıların altında görev yapamaz. Adalet Bakanlığı’nın önüne gelmemin nedeni bu. Kızımız için, evlatlarımız için adalet istiyoruz.”

Bugün partisinin Meclis grubunu olağanüstü toplayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yaklaşık 20 dakika süren istişareler sonrası beraberindeki vekillerle birlikte Adalet Bakanlığı’na doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında konuşan Kılıçdaroğlu, özetle şu ifadeleri kullandı::

“Bereket versin gazeteciler var bu ülkede. Onlar haber yaptı da bizler de duyduk. Adalet Bakanlığı’nın önündeyiz. Adaleti sağlayacak olan kurumun önündeyiz.

Adalet Bakanlığı sessizliğini koruyor. Aile Bakanlığı’nın ne yaptığını kimse bilmiyor.

Bir de fotoroman var. Polislerin elini kolunu bağlamış durumda. Polislerin önüne kin engel olarak çıkıyor? Hangi gerekçeyle bu dosyaları kapatıyorlar? Güçlerini kimden alıyorlar? 6 yaşındaki bir evladımızın uğradığımız bu haksızlık karşısında kimler suskunluğunu koruyor? Ve ısrarlar koruyor suskunluğunu…

“Sesi olmak için geldim”

Bu evladımızın, bu kızımızın sesi olmak için geldim. Adalet istiyoruz biz. Bu bizim evladımız, bizim kızımız. Buradan bu evladımızın bu kızımıza seslenmek istiyorum.

84 milyon insan senin yüreğinle aynı acıyı paylaşıyor. Bu ülkenin sağcısı solcusu, inançlısı inaçsızı, Doğulusu Batılısı bu haksızlık karşısında öfkeleniyor. Bu ben bu öfkeyi dile getirmek için buradayım. Bizler hep birlikte bu haksızlığa karşı mücadele etmek zorundayız. Bu haksızlığa dayanamıyorum.

“Adalet istiyoruz”

Biz devletin görev yapmasını istiyoruz. Devletin nefes almasını istiyoruz. Devletin haksızlığı gizlememesini, haksızlığın üzerine gitmesini istiyoruz.

Adalet istiyoruz bu ülkede. Biz adaletsizlik karşısında susanın dilsiz şeytanlar olduğu bir ülke olmak istemiyoruz. Siyasi iktidarın polisin, savcının elini kolunu bağlamasını istemiyoruz.

Açık ve net söylüyorum. Devleti yönetemiyorlar. Haksızlıkları sindiriyorlar. Ne demek ya 2 yıldır biz bu meseleyi biliyoruz. İki yıldır kimlerle fotoğraf çektirdiniz. İki yıldır fotoğraf çektirdikleriniz mi size bu baskıyı kuruyorlar. Devlet baskıların altında göre yapamaz. Adalet Bakanlığı’nın önüne gelmemin nedeni budur.”

Kılıçdaroğlu: Bu devlet ayağa kalksın

Öte yandan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Twitter hesabından da paylaşımda bulunarak Adalet Bakanlığı’nın harekete geçmediğini yazdı.

Twitter’da yaptığı paylaşımda Kılıçdaroğlu, şunları yazdı:

“Günlerdir kendimize gelemiyoruz. 6 yaşında bir bebeğe sistematik tecavüz edildi. Daha süt kokuyordu evladımız. Aile Bakanı, 2 yıldır meseleyi bildiklerini itiraf etti. Anlıyoruz ki Adalet Bakanlığı, tertibi gördüğü halde operasyon emri vermedi. Bu organize kötülüktür.

Bu operasyon yapılmadığı sürece, gerginlik artacak. Kızımıza seslenmek istiyorum: Yanındayız, hepimiz senden yanayız. 84 milyon, genci, yaşlısı, inançlısı, inançsızı, dindarı, ateisti hepimiz senin yanındayız kızım. Başı açığı, kapalısı, tüm gençler seninledir kızım!

Bu devlet ayağa kalksın! Yiğit polislerimiz operasyon için emir bekliyor!”

“6 yaşında gelin” olayı

6 yaşında evlendirilmesinin ardından yıllarca tecavüze uğradığını belirterek mahkemeye başvuran kızın durumu Türkiye’nin en önemli gündem maddesi oldu.

2002 yılında 6 yaşında iken babası tarafından 29 yaşındaki Kadir İstekli ile evlendirilen H.K.G., daha sonra yıllarca tecavüze uğradığını iddia etti.

İddiaya göre, Hiranur isimli bir vakfın yöneticisi olan baba, kızın evliliğini sürdürmesini sağladı.

Kızın suç duyurusu sonrası savcılığın hazırladığı iddianame ve dava dosyasına giren fotoğraflar, vahim bir durumu gözler önüne serdi.

Kabul edilen iddianamede Kadir İstekli hakkında 67 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası istenirken, baba Yusuf Ziya Gümüşel ve anne Fatıma Gümüşel hakkında 22 yıl 6 ay hapis cezası istendi.

Olay, Türkiye’nin tepkisini çeken, bakanlığın kıza destek için davaya müdahil olduğu ve tüm kesimlerden siyasileri ayağa kaldırdı.

Paylaşın

Altılı Masa, HDP’yle Uzlaşırsa Yüzde 55-60 Potansiyeli Var

2023’te yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerine sayılı günler kala, ‘millet’ ve ‘cumhur’ ittifaklarının oy oranları arasında uçurum olmadığı anketlere yansıyor. Birçok ankette partiler ve ittifakların oy oranı başa başa çıkıyor.

T24’ten Murat Sabuncu‘ya konuşan Bekir Ağırdır, oy oranları yüzde 31 ila 37-38 arasında değişse bile AKP’nin halen birinci olduğunu, CHP’nin araştırmalara bağlı olarak yüzde 22 ila 26-27 arasında değiştiğini kaydetti.

Ağırdır, AKP’ye oy verenlerin bir kısmının yaşam tarzları, dini inançları veya Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a duygusal bağları nedeniyle oy verdiğini, hataları gördüklerini ama güvenin ağır bastığını ifade etti. Ağırdır, AKP’ye oy veren diğer kesimlerin gerekçelerini sayarak oyların belirli bir seviyede tutulduğunu ancak daha fazla gerilemeyeceği anlamına gelmediğini kaydetti.

‘AKP – MHP yüzde 51 zor’

Ağırdır şöyle devam etti: “Öbür tarafın ne yapacağına bakıyorlar ama sonuçta MHP ile beraber baktığımız zaman AK Parti’ye işte 40-42 bandında bunu çok zorlasa bile 45 yapabilir ama 51 yapma ihtimali neredeyse yok. Çünkü o kopan insanlar yani AK Parti dediği 50’lerden hatta bir dönem tek başına 56’lara ulaştığı zamandan bugün 30’lara geldiyse kaybetmemiş değil yarı yarıya neredeyse kaybetmiş durumda. O kaybettiklerini de sadece fevri bir duyguyla kaybetmiş değil.”

‘Altılı masanın bir özelliği var’

Ağırdır, altılı masanın sosyal demokrat ve İslamcı gelenekten partilerin bulunduğunu ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü: “6’lı Masa’da bir sosyal demokrat parti var. İslamcı gelenekten gelen ama daha sonra dünyevileşmiş kesimleri temsil eden Deva, Gelecek gibiler var. Dindarları temsil eden ama dinin bu kadar siyasete araç edilmesine ya da yolsuzluğa itirazı olan Saadet Partisi gibi birisi var.

İyi Parti gibi daha geleneksel, daha milliyetçi ya da Atatürkçü değerlere yaslandığını iddia eden sol fikriyatla mesafeli olan ama kentli, metropollü başka bir sosyolojik kümenin partisi var. Dolayısıyla bir bakıma bu 6 partinin bir arada oluşu anlamlı ama eksik yani bakarsan 3 Türkiye analizine geri dönersek üçünü de temsil etmiyor. Kürtler yok orada. Problem orada.

‘HDP’yle uzlaşılırsa yüzde 55 – 60 potansiyeli var’

Dolayısıyla da bu itirazlardan ve gerçek hayatın sorunlarından iktidarın yorgunluklarından, hatalarından sonuç olarak 6’lı Masa’da işte 42-45 bandında ama AK Parti, MHP ortaklığının 51’e ulaşma şansı zor görünse de 6’lı Masa’nın eğer HDP ile ya da Kürtlerle bir uzlaşma dili yakalayabilirse, HDP ile konuşarak, uzlaşarak, ittifak yaparak, Kürtlerin ihtiyaç ve talepleri üzerinden yeni bir siyaset inşa ederek 55-60’a kadar çıkabilecek de bir potansiyeli var.

Çünkü bütün bu tartışmanın, bu sosyolojik analizlerin dışından baktığımızda gidişata memnuniyet ya da gidişattan rahatsızlık diye baktığımızda ama yönetim düzenine ama ekonomik gidişata ama ülkenin etrafındaki risklere, fırsatlara bakarak insanların kanaatlerine, toplumun kanaatlerine baktığımızda toplumun 3’te 2’si iktidarın karşısında ve gidişata itirazı var, 3’te 1’i de iktidarın yanında her şeye karşın.

‘AKP – MHP’nin oy potansiyeli…’

Demek ki 6’lı Masa’nın ve HDP’nin meselesi nasıl oy alırlar da da bu 3’te 2 potansiyeli bir araya getirecek doğru siyaseti örebilirler meselesi. Ama AK Parti, MHP açısından bakarsak onların böyle bir tercihi yok. Onlar zaten Kürtleri neredeyse gözden çıkarmış durumdalar. Gençleri zaten neredeyse gözden çıkarmış durumdalar.

Dolayısıyla diyelim maksimumda 50-51 gibi olan bir maksimum potansiyellerinin ne kadarını gerçek hayata sayıya çevirebilecekleri peşindeler. Halbuki muhalefet 65’lere yakın bir potansiyeli nasıl sayıya ve seçimde bir sonuca çevirebileceğinin yolunu bulmak durumunda. İkisi de aynı potansiyelden başlamıyor. O nedenle 6’lı Masa’ya daha çok odaklanıyoruz. HDP’nin söylediklerine daha yakından bakıyoruz. Çünkü oyunun gidişatını muhalefetin yaptıkları belirleyecek iktidarın yaptıkları değil.”

Paylaşın

CHP’nin Asgari Ücret Önerisi Belli Oldu: 10 Bin 128 TL

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, partisinin asgari ücret talebini 10 bin 128 lira olarak açıkladı. 7 Aralık’ta başlayan asgari ücret görüşmelerinin ikincisi 14 Aralık’ta olacak.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba partisinin asgari ücret talebini açıkladı. Ağbaba, partisinin 2023 asgari ücret talebini 10 bin 128 TL olarak açıkladı.

Ağbaba, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin’in asgari ücretin ortalama ücrete dönüştüğünü inkar ettiğini, asgari ücretle çalışanların oranını yüzde 38 olarak açıkladığını söyledi.

Ağbaba “Merkez Bankası’nın araştırmalarına göre Türkiye’de asgari ücret ve asgari ücret civarında çalışanların oranı yüzde 50. Bizi kıskanan Avrupa ülkelerinde asgari ücretle çalışanların ortalaması yüzde 9. Merkez Bankası’nın araştırmalarından açığa çıkan sonuç Türkiye, AKP iktidarı eliyle bir asgari ücret toplumuna dönüştürülmüştür” diye konuştu.

Asgari ücretin resmi enflasyon verilerine göre belirlendiğini hatırlatan Ağbaba, “Asgari ücret adı üstünde minimum ücrettir. Asgari ücret açlık ve yoksulluk ücreti değildir. Ülkenin ekonomik olarak büyüdüğünü iddia edenler, asgari ücretliyi bu büyümeden dışlayamazlar. İktidar asgari ücreti asla ve asla lütuf gibi sunamaz. Lütuf diye sundukları şey, açlık ve sefalet ücretidir” diyerek devam etti.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun etkisizleştirildiğini savunan Ağbaba, ayrıca “Asgari ücret belirlenirken resmi enflasyon dışında büyüme oranları göz önüne alınmalı, ekonomik büyümeden asgari ücretliye pay verilmelidir” dedi.

CHP’nin yanı sıra diğer siyasi partiler de asgari ücret taleplerini kamuoyuna açıklamıştı. HDP’nin asgari ücret önerisi 12 bin 500 lira olarak açıklanırken İYİ Parti ise asgari ücretin 9 bin 600 TL olması gerektiğini belirtmişti.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu ikinci toplantısını 14 Aralık’ta yapacak. Türk-iş asgari ücret pazarlığına 7 bin 785 TL’den başlayacağını belirtmişti. Bu rakam sendikalar tarafından eleştirilmişti.

Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, “Asgari ücret için pazarlık 7 bin 785 lira açlık sınırından başlayacak. İşçinin memnun olmadığı bir rakamın altına imza atmayız” demişti.

Türk-İş’e göre Kasım ayında dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 25 bin 365 TL oldu. Aynı ay için açlık sınırı ise 7 bin 785 lira olarak hesaplandı.

DİSK, asgari ücretin en az 13 bin 200 lira olması gerektiğini belirtirken, Türk-İş de pazarlığı 7 bin 785 liradan açacaklarını açıkladı.

Asgari ücret nasıl belirleniyor?

Asgari ücreti, yasa gereği 5’er işçi, işveren ve hükümet temsilcisi olmak üzere 15 kişiden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonu belirliyor.

Bakanlığın belirlediği üyelerden birinin başkanlık ettiği komisyon, en az 10 üyenin katılımıyla toplanıp, oy çokluğuyla karar veriyor. Oyların eşitliği halinde başkanın bulunduğu tarafın çoğunluğu sağladığı kabul ediliyor.

Şu an için brüt 6 bin 471 TL, net 5 bin 500,35 TL

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Söylem Birliği Oluşturmadan ‘Aday’ Açıklamak Tehlikeli

‘Cumhurbaşkanı adayı neden açıklanmadı?’ sorusuna yanıt veren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Diyelim ki aday belli oldu. Daha hükümet programı üzerinde anlaşmamışız. Bir parti lideri ayrı açıklama yapacak, aday ayrı açıklama yapacak. Vatandaş demez mi ki, bunlar daha aralarında anlaşmamış.” dedi ve ekledi:

“Önce biz kendi programımızı oluşturacağız. Hepimiz aynı şeyi söylemeliyiz ki söylem birliği oluşsun. Bunları oluşturmadan aday belirlemek asla asla doğru olmaz. Bu çok tehlikeli bir şey, neyi nasıl yapacağımız konusunda anlaşmalıyız.”

Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Ayrıca sorun aday meselesi değil. Sorun sistemde. Devletin kurumlarını sağlıklı olarak oluşturursanız o zaman Ali gelir yönetir, Veli gelir yönetir. Bizim ikinci yüzyıla çağrı programında söylediğimiz neydi? Ülkenin sürekli bir kurtarıcı beklemek durumundan kurtarılması.

Bu devlet dediğiniz kurumun sağlıklı işleyişini sağlamamız lazım. Artık devletin kurumları sıcak siyasete alet olmamalı. Belçika’da iki yıl hükümet kurulamadı ama kimse devlet nerede demedi. Önemli olan sistemi oturtmak. Artık Türkiye bir daha bu tür krizlere girmesin.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Karar TV canlı yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle:

”Anayasada gayet açık hüküm var. Bütçeyi TBMM’de Cumhurbaşkanı sunar. Cumhurbaşkanının gelmesi ve kendi bütçesini savunması, eleştirileri dinlemesi ve eleştirilere yanıt vermesi lazım.

(Hüseyin Örs’ün saldırıya uğraması) Gerilimli bir siyasal atmosfer sadece siyasi partileri ve onların milletvekillerini değil sokaktaki vatandaşı da geriyor. Suçüstü halidir. Normalde Cumhuriyet Savcılığının harekete geçmesi lazım.

Biliyorsunuz otoyol ve köprülerde dolar, euro bazında fiyat belirlenmiş durumda. O fiyatlar yılda 4 kez yenilenirken asgari ücrette yılda 4 kez yenilensin ve ona göre işçiler ücret alsın diye talep var.

Devlette şu anda ikili bir yapı var. Saray bürokrasisi ve aşağıda bakanlıkların bürokrasisi. Bunların arası kopuk. Garip bir devlet yapısı çıktı ortaya.

Diyelim ki bu üç harfli firmalar, fiyatları yükselterek kendi aralarında bir iş birliği yapmışlarsa Rekabet Kurumu var. Rekabeti bozucu eylem içindelerse zaten ceza verilecek. Bunları yapmıyorsunuz, intikam alıyorsunuz.  Bu durum devlet yönetimindeki acziyeti gösteriyor

”Enflasyonda artış sürüyor”

Hayatın gerçeği şu, ben bir tüketici olarak markete gittiğimde domatesin fiyatı düşmediyse enflasyon düşmemiş demektir. İşin özeti vatandaş markete manava gittiğinde fiyatların düşüp düşmediğidir. O düşme fiyat artış hızının yavaşlaması anlamına geliyor. Enflasyonda artış sürüyor.

Üretici fiyat endeksiyle tüketici fiyat endeksi arasında uçurum var. Üretici maliyeti çok yüksek yüzde yüzün üzerinde. Sonuçta üreten kişi üzerine kar ekleyip bunu yansıtmak zorunda. Fiyatlar mecburen yükselecek. Hayatın gerçeği fiyatın düşmediğini markette pazarda göreceksiniz.

“Erdoğan, yine başörtüsünü istismar etme yolunu seçti”

Önce hazırladıkları teklifi görmemiz lazım. İçinde başka maddeler var mı yok mu bunlara bakacağız. Kadının kılık kıyafetiyle siyaset uğraşmamalı. Biz siyasetin istismar etmemesi için kanun teklifi verdik. Onlar anayasa teklifi verelim dediler. Getirdikleri anayasa teklifini göreceğiz.

Önce kendi içimizde gelen teklife bakacağız. İlla karşı çıkalım şeklinde hareket etmiyoruz. Biz sorunu Türkiye’nin gündeminden çıkarmak istiyoruz. Türkiye’nin gündemi bu olmamalı. Ülkeyi nasıl büyütmeliyiz ülkenin gündemi bu olmalı. O yapay sorundan Türkiye’yi çıkarmak istiyoruz. Eğer bizim dediğimizi yapıyorlarsa memnun oluruz.

Erdoğan bizim teklifimizin üzerine anayasa çıkışıyla gelerek, yine başörtüsünü istismar etme yolunu seçti. Vay sen nasıl başörtülülerin kılık kıyafetiyle uğraşmıyorsun diyor. Niye itiraz etmiyorsun diyor. Bizim amacımız bu alanı tümüyle siyasetin dışına çıkarmak. Ben eminim ki bu teklifin içinde bir değil bir kaç madde olacak.

Erdoğan ben nasıl bunu siyasete malzeme yaparım diye düşünüyordur. Orban’ın Macaristan’da yaptığını Türkiye’de yapmak istiyor. Kaç madde geleceğini bilmiyoruz. Geldikten sonra ona göre karar vereceğiz. Bizim yasal önerimize ters düşmüyorsa altına imza atarız. Referanduma götüremezler. Başörtüsüne itiraz eden yok ki.

“Neyi nasıl yapacağımız konusunda anlaşmalıyız”

Diyelim ki aday belli oldu. Daha hükümet programı üzerinde anlaşmamışız. Bir parti lideri ayrı açıklama yapacak, aday ayrı açıklama yapacak. Vatandaş demez mi ki, bunlar daha aralarında anlaşmamış. Önce biz kendi programımızı oluşturacağız. Hepimiz aynı şeyi söylemeliyiz ki söylem birliği oluşsun. Bunları oluşturmadan aday belirlemek asla asla doğru olmaz. Bu çok tehlikeli bir şey, neyi nasıl yapacağımız konusunda anlaşmalıyız.

Ayrıca sorun aday meselesi değil. Sorun sistemde. Devletin kurumlarını sağlıklı olarak oluşturursanız o zaman Ali gelir yönetir Veli gelir yönetir. Bizim ikinci yüzyıla çağrı programında söylediğimiz neydi? Ülkenin sürekli bir kurtarıcı beklemek durumundan kurtarılması. Bu devlet dediğiniz kurumun sağlıklı işleyişini sağlamamız lazım. Artık devletin kurumları sıcak siyasete alet olmamalı.

Belçika’da iki yıl hükümet kurulamadı ama kimse devlet nerede demedi. Önemli olan sistemi oturtmak. Artık Türkiye bir daha bu tür krizlere girmesin. Bu ülkenin o kadar nitelikli insanları var ki… Merkez Bankası’nın başına getireceğiniz kişi hem para hem ekonomi politikasını izleyecek. Plan yapacaksınız o planlar bir saat gibi çalışacak. Vatandaş kolundaki akrep ve yelkovanı görür. Akrep ve yelkovanın arasında bir mekanizma var, sürekli dönen çarklar var.

İşte o çarklar devlettir. O çarkların birisi Merkez Bankası’dır, birisi planlamadır, birisi Hazine’dir, birisi Dışişleri Bakanlığı’dır. Bunların tamamımın aynı hedefe kilitlenmesi ve aynı politikayı değişik yerlerde yapmaları gerekiyor. Bunu yapacak olan bürokrasidir. Talimatı verecek olan da siyaset kurumudur. O mekanizmalar bozuldu, akreple yelkovanda doğrusu göstermiyor. Biz hem mekanizmayı düzeltmek istiyoruz hem de akreple yelkovan doğruyu göstersin istiyoruz.

“En yetenekli insanlarımızı dışarıya kaptırıyoruz”

Dünya farklı bir evreye geldi, Türkiye’nin bunu yakalaması lazım. Bizde de nitelikli bilim insanları var. Türkiye’nin yeni bir anlayışla yönetilmesi lazım. Bilgiye önem vermesi lazım. Üniversiteleri bilgi üretmeyen bir toplumun büyüme şansı yok. Giderek vasatlaşan bir üniversite yapımız var.

Boğaziçi Üniversitesi’ni mahvettiler. Odaklanmamız gereken bu, bilgi olmadan hiçbir şey olmuyor. Biz kısır tartışmaların içerisindeyiz. Biz 250 bin dolara ev alana vatandaşlık veriyoruz. İngiltere de şöyle yapıyor; dünyanın en iyi 50 üniversitesinden birinden mezun ol sana vatandaşlık vereyim. Biz en yetenekli insanlarımızı dışarıya kaptırıyoruz.

‘Gönüllü olarak bize destek veriyorlar”

Bu bilinçli bir tercihti. Gelmeleri, kalmaları, ağırlanmaları birer masraf. Hazine’den bize gelen bir kaynak var ve bunu da en verimli şekilde kullanacağız. Gönüllü olarak bize destek veriyorlar. Teknolojinin bize sağladıklarını kullanmamız lazım. Daron Acemoğlu Amerika’dan bizimle bağlantı yapıp sunum yapabiliyor. Teknolojisinin nasıl kullanıldığını da görmek lazım.

Sevgili Peygamberimiz ilim Çin’de bile olsa gidin diyor. Erdoğan bunu bilmiyor mu? Jeremy Rifkin, Merkel’e danışmanlık yaptı. Çin’e danışmanlık yaptı. Şimdi de benim baş danışmanım. Bunun kıskanılacak bir tarafı yok. Erdoğan’ın ‘Helal olsun’ demesi lazım.”

Paylaşın

“Gençlik ve Spor Bakanlığı Ölülere Yüzme Öğretmiş” İddiası

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Yüzme Bilmeyen Kalmasın Projesi kapsamında yüzme öğretilen 5 milyon kişinin arasında yatağa bağımlı kişiler, iki aylık bebekler ve ölmüş vatandaşlar olduğunu öne sürdü. 

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) bütçe maratonu sürüyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın bütçe görüşmelerine Yüzme Bilmeyen Kalmasın Projesi’yle ilgili bir iddia damga vurdu.

CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, proje kapsamında portatif şişme havuzlarda 5 milyon kişiye yüzme öğretildiği bilgisinin verildiğini ama bu kişiler arasında yatağa bağımlı kişiler, iki aylık bebekler, hatta ölmüş vatandaşların olduğunu öne sürdü.

Sözcü’nün haberine göre, Mustafa Adıgüzel, Gençlik Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu’na “Sahte veri girişi yaparak kamuoyunu yanıltmak ve kişisel verileri izinsiz kullanmak yakışıyor mu?” diye sordu.

Pandemi döneminde 5 milyon kişi

Yüzme Bilmeyen Kalmasın Projesi çok enteresan. Portatif şişme havuzlarda hem de pandemi döneminde tam 5 milyon kişiye yüzme öğretilmiş. İki kişinin el ele tutuşup bir araya gelmekten çekindiği bir dönemde şişme havuzlarda 5 milyon kişi yüzme öğrenmiş.

İl müdürlerine talimat gitti

Gerçek ise öyle değil. Spor il müdürlerine talimat gitti, okullardan, nüfus müdürlüklerinden, birçok spor kulübünden listeler gitti. Bu listede yatağa bağımlı insanlar var. İki aylık çocuklar var. Ölmüş insanlar var. Bir derneğe üye eczacı hanımın, yüzme öğrendiğinden haberi yok.

Kimlere ne kadar kaynak aktardınız

Bunları hiçbirinin yüzme öğrendiğinden haberi yok. Okulların yüzme öğrencileri de dâhil edilmiş; her türlü fırıldak var. Bir bakana sahte veri girişi yaparak kamuoyunu yanıltmak ve kişisel verileri izinsiz kullanmak yakışıyor mu? Hangi yandaş vakıf, dernek ve gruplara ne kadar kaynak aktardınız?

Paylaşın

“CHP’de 40’a Yakın İl Başkanı İstifa Hazırlığında” İddiası

Türkiye hızlı bir şekilde 2023’te yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimine giderken, Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) de adaylık çalışmaları başladı. İddialara göre çok sayıda il ve ilçe başkanı, milletvekili aday adaylığı için genel merkezin nabzını yokluyor. 40’a yakın il başkanının istifaya karar vermesi bekleniyor. 

CHP Genel Merkezi’nin, 22 Kasım’da il ve ilçe başkanlıklarına gönderdiği genelgede, milletvekili aday adayı olmak isteyen il ve ilçe başkanlarının istifa dilekçelerini 5 Aralık ile 26 Aralık tarihleri arasında parti genel sekreterliğine iletmeleri istenmişti.

T24’ten Eray Görgülü’nün haberine göre, il ve ilçe başkanlarına tanınan süre dün başlarken, milletvekili adayı olmak isteyen il ve ilçe başkanları da genel merkezde adaylık kulisi yürütmeye başladı. Edinilen bilgiye göre çok sayıda il ve ilçe başkanı, milletvekili aday adaylığı için genel merkezin nabzını yokluyor. 40’a yakın il başkanının istifaya karar vermesi bekleniyor. İstifa edecek il ve ilçe başkanlarının dilekçelerini 26 Aralık tarihine birkaç gün kala genel merkeze ileteceği ifade ediliyor.

Atama yöntemine Kılıçdaroğlu karar verecek

İstifa eden il başkanlarının yerine yapılacak görevlendirmede ise iki yöntem üzerinde duruluyor. Parti tüzüğüne göre il yönetim kurulları kendi içinden bir üyeyi başkan olarak seçebiliyor. Yine parti tüzüğüne göre 26 Aralık tarihi itibariyle, seçime 6 aydan az bir süre kalmış olacağı için genel başkan tarafından doğrudan atama yapılabiliyor. İstifa eden başkanların yerine hangi yöntemle görevlendirme yapılacağına Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu karar verecek.

Kaftancıoğlu aday olamıyor

Bu arada CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun durumu ise merak konusu olmaya devam ediyor. Yargıtay, 14 Haziran 2022’de CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun siyasi parti üyeliğini düşürmüş ve kararı CHP Genel Merkezi’ne iletmişti. Kaftancıoğlu, fiili olarak il başkanlığı görevini yürütse de siyasi yasağı bulunduğu için milletvekili adayı olamıyor.

Paylaşın

CHP’nin ‘İkinci Yüzyıla Çağrı Toplantısı’ Beklenen Etkiyi Yarattı Mı?

Prof. Dr. Hurşit Güneş’e göre bu toplantı ile CHP’nin ‘partinin iktisatçı kadroları yok’ eleştirilerine yanıt verdiğini dile getiriyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ise CHP’nin ortaya koyduğu somut projelerle yurttaşların beklentilerini karşıladıkları görüşünde.

Konsensus Araştırma Başkanı Murat Sarı da bu toplantının CHP seçmenini heyecanlandırdığı ve seçmen tarafından iktidara yürüyüş olarak algılandığı düşüncesinde.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘3 Aralık’ı bekleyin’ diyerek işaret ettiği “İkinci Yüzyıla Çağrı” toplantısının yankıları sürüyor.

Başta ekonomi olmak üzere teknoloji, sanayi, eğitim, tarımdaki temel sorunların çözümüne dair projelerin anlatıldığı toplantıda konuşmacı olan bilim insanlarının Türkiye’deki yerel meselelere uzak konuşmalar yaptığı ve beklenen etkiyi yaratıp yaratmadığı tartışma konusu.

Ana muhalefet partisinin, Türkiye ekonomisi ve diğer pek çok alanda yürütüğü çalışmalar ne kadar gelecek vaad ediyor?

Euronews Türkçe’den Dilek Gül’ün haberine göre, Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü üyesi Prof. Dr. Hurşit Güneş, CHP’nin Vizyon toplantısını ‘başarılı’ bulanlardan. Güneş, “CHP’nin böyle bir toplantıyı yapması, kıymetli iktisatçıları dinliyor olması ve bunu da kendi siyasal tabanı ile paylaşması ekonomik sorunlara duyarlı olduğunu gösterir” diyor.

Prof. Dr. Hurşit Güneş, bilim insanlarının yaptığı konuşmaların CHP’nin siyasetinin bir parçası olmadığını belirterek ‘siyaset üstü bir çerçeve çizildiğine’ vurgu yapıyor:

“Bu programda Hacer Fogo ve Selin Sayek Böke’nin konuşmalarının dışındaki konuşmalar partili değil. Akademisyenler kendi görüşlerini ifade ettiler, partinin görüşleri değil. Nitekim bu konuda da düzeltme yaptılar, bunlar siyaset üstü ve siyasetimizin bir parçası değil dediler. CHP sadece bu isimlerden yararlanılmasını kamuoyuna sundu. Hakan Kara, Daron Acemoğlu başka siyasi partilerin ekonomik hazırlıklarında da yer aldı. Mesela, oralarda doğrudan katkıda bulundu Acemoğlu. Burada ise bir konuşma yaptı sadece. Toplantıda Hacer Fogo yoksulluk ile ilgili CHP’nin öteden beri savunduğu aile sigortası kavramını yeniden öne çıkardı. Selin Sayek Böke de yaptığı heyecanlı konuşmayla CHP’nin bundan böyle uygulayacağı politikalarda kamuoyunun önde olacağını vurguladı”

Prof. Dr. Güneş, CHP’nin ekonomide neoliberal politikaları desteklediğine dair yapılan eleştirilere de katılmadığını belirtiyor:

“Kemal Beyin yaptığı konuşma siyasiydi. Yeşil ekonomiyi savunmak liberal mi? Jeremy Rifkin’den dolayı bu yorumlar yapılıyor fakat Rifkin bir akademisyen ve bizim toplantımızda konuşma yapması, katkıda bulunması olumlu, güzel. Halihazırda eleştiriler var fakat CHP’nin böyle bir toplantıyı yapması ekonomik sorunlara duyarlı olduğunu gösterir, kıymetli iktisatçıları dinliyor olması ve bunu da kendi siyasal tabanı ile paylaşması gayet olumlu değerlendirilmeli. Buradan Nobel ekonomi ödülü beklenmemeli, buradan Türkiye Amerika’nın da üstünde kalkınmış olacak denilmemeli. CHP değerli bir adım attı. İyi bir toplantı oldu, ama artık abartılmamalı.”

Prof. Dr. Hurşit Güneş’e göre bu toplantı ile CHP’nin ‘partinin iktisatçı kadroları yok’ eleştirilerine yanıt verdiğini dile getiriyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ise CHP’nin ortaya koyduğu somut projelerle yurttaşların beklentilerini karşıladıkları görüşünde. Gökçen, CHP’nin bugünü gören, geleceği doğru tasarlayan ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden halkçı bir siyasetten yana tercihini koyduğunu dile getiriyor:

“Yurttaşlarımızın bizden bir beklentisi vardı. Somut, net ve titizce çalışılmış projeler ve bütüncül bir tablo çizilmesi. Önümüzde şu tercih var: halktan kopuk, sorun çözmek yerine sorun yaratan, ayrımcı ve seviyeden uzak bir siyaset mi? Yoksa bugünü gören, geleceği doğru tasarlayan ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden halkçı bir siyaset mi? Kişileri tartışan bir anlayış mı, yoksa halkın sorunlarını çözecek bir sistem kurmak mı? Uyuşturucu parasına muhtaç bir anlayış mı, temiz parayla kalkındırma iradesi mi? Cumhuriyet Halk Partisi olarak “buradayız ve tercihimiz belli” dedik bu toplantıyla”

İkinci Yüzyıla Çağrı toplantısı hem teknik yanı güçlü, hem de siyasi tercihini ayrıntılarıyla ortaya koyan bir etkinlik olduğunu belirten CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçen, bu içeriğin uzun süredir yapılan saha çalışmaları, ziyaret ve toplantılar, akademisyenler ve yurttaşlardan gelen önerilerden süzülerek oluştuğunun altını çiziyor.

Toplantıda kamunun ekonomideki rolünün yeniden tarif edildiğini söyleyen Gökçen, sömürü düzenine yönelik yapılan ağır eleştiriler, güvenceli istihdam ve kimseyi geride bırakmama vurgusu, uzaktan çalışanın offline olma hakkı, beyaz yakalının mesai ücreti, teknolojinin elitlerin tekelinden çıkarılması ve de çok kazananın çok vergi vermesi gibi birçok noktanın atlandığını kanaatinde.

Konsensus Araştırma Başkanı Murat Sarı da bu toplantının CHP seçmenini heyecanlandırdığı ve seçmen tarafından iktidara yürüyüş olarak algılandığı düşüncesinde.

“Bence bu toplantı CHP seçmenini heyecanlandırdı ve sanki iktidara yürüyüş olarak algılandı. Ve önümüzdeki süreç içerisinde bu teorik donelerin altının doldurulacağını düşünüyorum. CHP, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizden nasıl çıkacağının yol haritasını verdi, vaatlerinin altını doldurdu. Ben CHP’nin ekonomide neoliberal politikalara yöneleceğini düşünmüyorum, çünkü konuşmalarda ‘halk’ vurgusu çokça yapıldı. Neoliberal politikada halk yoktur. CHP iktidara gelirse ekonomiyi nasıl düzelteceğinin ilk emarelerini verdi. Kaldı ki iktidar çok eleştiriyor ama bu toplantı çok üst düzey. Bu yeşil dönüşümü kaçırmayalım vurgusu bence önemliydi.”

Konsensus Araştırma Başkanı Sarı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendi liderliğini ortaya koyarak seçim startı verdiğini de sözlerine ekliyor: Bu toplantı ile Kemal Kılıçdaroğlu seçim startı verdi. Kendi liderliğini de bu kadar üst düzey bilim insanını bir araya getirip aynı toplantıda konuşturarak ortaya koydu. Yani ‘ben bunlarla çalışıyorum’ diyor. Bu aşamada ortakları var, onların da görüşlerini alması gerekiyor… Ama liderliğini kesin olarak gösterdi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Tiranlar, Zorbalar Hep Giderler, O Da Altı Ay İçinde Gidecek

‘2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nde açıklamalarda bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Millet İttifakı olarak göreceksiniz temiz, aydınlık, herkesin mutlu olduğu Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz. Sloganlarla geldi. Sloganları krizden yorulmuş halkımızın en çok istediklerine hitap ediyordu. Sonuç oldu, en önce kendi yol arkadaşlarını eledi. Yolsuzlukları araştırma komisyonu başkanını bir daha milletvekili yapmadı. Tüm liyakatli bürokratları temizledi, en iyi üniversiteleri yok etti.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kişiye özel kararnamelerle üniversitelere rektör atandı. Rüşvet alandan büyükelçi mi atanır? İlkokula giden çocuğunuza sorun rüşvet alandan Türkiye Cumhuriyeti’nin büyükelçisi olur mu? AK Parti’nin içinde de çok değerli, büyükelçilik yapacak insanlar var ya. Rüşvet alan adam karaktersiz adamdır, vatanını da her türlü bilgiyi de satar.”

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Sürekli bakan, bürokrat kovuyor. Korkudan kimse kovuldum diyemiyorum, af diliyorlar. Elimize kala kala küçük bir tiran ve onun yakın çevresi kaldı. Atadığı bakanların çoğu trollden öteye gidemiyor. Zaten ikinci kalite bir tiran üçüncü sınıf adamlarla çalışıyor. Gözleri ışıldayanlar, epistemolojik kopuşlar elinde kaldı. Kuzenleriyle toprak ihaleleri kovalayan atanmışlar kaldı elinde. Sürekli bakan, bürokrat kovuyor.” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuşmasının sonunda, “Halktan kopuşu öyle sert oldu ki. Halkı anlamak için enerjiden yoksun. Ne yapacak? Savaş ve din kisvesine daha çok bürünüyor. Bakmayın vatan millet nidalarına. Saray ahalisinden ideolojik hiçbir şey yok. Vatansever olsa dün küfrettiklerinin bugün elini öpmek için sıraya girmezdi. Tiranlar hep böyle davranırlar Krizleri reddederler. O da Türkiye’den koptu. Açlığı reddediyor, işsizliği reddediyor, getirdiği göçmenlerin bir sorun olduğunu reddediyor. Onun reddetmeyeceği bir gerçeği söyleyeyim: Tiranlar, zorbalar hep giderler. O da altı ay içinde gidecek.” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) görüşülen ‘2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nde açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bütçe tasarısının yasalaşması için özel bir prosedür vardır Anayasa’da. Eskiden Bakanlar Kurulu bütçeyi sevk ederdi. Bakanlar Kurulu’nun başında olan başbakan gelirdi kendi bütçesini büyük bir özgüvenle Meclis’e anlatırdı. Her türlü eleştiriye karşı kendi bütçesini savunurdu. Şimdi başkan soruyor, komisyon nerede, komisyon burada. Hükümet? Hükümet yok. Niye yok, hangi gerekçeyle yok.

Sayın Mehmet Uçum, Sayın Erdoğan’ın danışmanı. Diyor ki Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı “Bu tek kişilik bir hükümettir”. Açın kitabını okuyun arkadaşlar. Ben okudum. Siz neden Sayın Erdoğan’ın Başdanışmanı’nın kitabını okumuyorsunuz. Talimat mı bekliyorsunuz?”

Tek kişilik hükümetse gelecek buraya bütçesini savunacak. Halkın oy vermedi atanmışların gelip bizden oy istemesini kabul etmiyoruz. Atanmışlar gelmişler buraya, bütçeyi sunuyorlar. Talimat almadan hiç bir bakan parmağını kaldıramaz. Yangın söndürmeye gidiyorlar. Cumhurbaşkanının talimatı ile yangını söndürmeye başladık diyorlar.

Seçilen bir cumhurbaşkanının gelip bütçesini savunmamasını parlamentoya saygısızlıktır. 1 Ekim’de geldi, meclisi açtı. Açtı da ne oldu? Kimsenin konuşmadığı ortamda konuştu. Biz konuşunca gelmiyor. Bu sistem sizi siyaset yapmaktan alıkoydu. Yapamıyorsunuz, siyaset. Bakanları da atandı. Bizim soru önergelerimize cevap vermiyorlar. Meclis başkanını anlıyorum onu da aynı irade seçti.”

“Sizin nasıl seçildiğinizi de çok iyi biliyorum”

AK Parti sıralarından gelen tepkilere Kılıçdaroğlu, “Sizin nasıl seçildiğinizi de çok iyi biliyorum. Ağlamayın arkadaşlar, ağlamayın” cevabını verdi.

Siz yolsuzlukları sorgulamıyorsunuz. Ben eleştirirsem beni bir daha milletvekili listesine koymazlar. Böyle olmaz. Parlamentoyu itibarsız hale getirdiniz MHP ile birlikte. Önce uygulamayı yapıyorlar. Sonra diyorlar ki bu uygulama için kanun lazım, Meclis’e kanun getiriyorlar. Borç limitinin üzerinde borçlandılar. Sonra borçlanmak için kanun teklifi getirdiler.

KKM, 20 Aralık akşamı başladı. 20 Ocak’ta da kanun buraya geldi. Anayasa’da vergi kanunla konulur, kanunla kaldırılır der. Bu ne demektir? Ben Meclis’e ne zaman istesem kanun getiririm benim askerlerim kabul eder, demektir.

Devlet harcamaları keyfi yapılmaz. Devlet dediğiniz kurum liyakatle yönetilir. Devlet, bir kişinin iradesi ile yönetilmez. Devletin temeli hukuk ilkeleri üzerine kurulur.

Harcırah kanunu, sayın başkan 100 lira alacak. Milletvekilleri 92 lira alıyorsunuz. Saray’da çalışanlar kaç lira alıyorlar. Bilmiyorsunuz, ben de bilmiyorum.

İkili bir yapı oluştu ülkede. Artık iki Türkiye var. Biri saray ve şürekasının, beşli çetelerin yaşadığı Türkiye. O Türkiye’de her şey var. Masalar dolup taşıyor. Ejder meyveler var. Evlatların vakıfları var. Evlatlar birbirlerine çekirdek yollar gibi para gönderiyorlar. Bu Türkiye, diğer Türkiye’nin 481 milyarını hortumlamış durumda. Pudracılar var, baronlar var.

Bu düzenin yarattığı ikinci Türkiye var. Bu Türkiye’de yaşam mücadelesi var, milyonlarca yoksul hatta aç insanlar var. Borçlarını ödeyemediği için intihar edenler var.

Kılıçdaroğlu’ndan Soylu soruları

Süleyman Soylu’nun Türkiye’nin en büyük uyuşturucu operasyonu dediği operasyonda nasıl oldu da herkes serbest kaldı? Ne oldu? İddianamede çıkarılan sanıklarla Soylu’nun oğlunun ne ilişkisi var? İstanbul Emniyeti, Soylu’nun oğlunun aracını sanıklara kiraladığı için mi aradı?

İki, Soylu’nun Türkiye’den gönderdik dediği Sırbistan’daki uyuşturucu çetesi lideri nasıl oldu da İstanbul’un göbeğinde kendine özel bir hayat kurdu, uyuşturucu faaliyetlerini yönetti, rakip çetesi elini kolunu sallayarak onu öldürdü?

Üç, Kolombiya’da yakalanan 5 ton kokainin gerçek sahibi kim? Soylu, Kolombiya’daki makamlarla işbirliğine neden direndi?

Dört, Mustafa Çalışkan ile ne derdiniz var? FETÖ ile, uyuşturucu ile mücadele eden bu kişi neden bu konuma getiriyorsunuz?

(AKP’li milletvekillerinden yapılan itirazlar üzerine) İradesini kiralayan kişi parlamentoda milletvekilliği yapamaz.

Uyuşturucu konusunda 2022de 20 araştırma önergesi verdik. 2021 de 6, 2020’de 4 2019’da 4 2018’de 2 araştırma önergesi verdik. Uyuşturucu kullanan hepimizin evladı. Asıl milil güvenlik sorunu budur. Tonlarca geliyor. Mersin Limanı’na Kocaeli’ne İran kapısına geliyor. Afganistan’dan geliyor met dedikleri ürün… sınırları yol geçen hanına döndürdünüz. Hiç soruyor musunuz geliyor uyuşturucu Türkiye’de satılıyor. Kimi yakalıyorsunuz torbacıyı yakalıyorsunuz. Sorun torbacıda değil, sorun torbacıyı kullananda, o adamlarla niye mücadele etmiyorsunuz?

Türkiye’de ahlak dediğiniz şeyi çok yıprattınız. Bu Meclis’e çok darbe vurdunuz. Bu Meclis’e Gazi Meclis diyorsunuz değil mi? Gazi Meclis şudur: Gazi Mustafa Kemal Meclis’i feshetme yetkisi ister Anayasa değişikliği, o meclis fesh yetkisi teklifini reddeder. Mustafa Kemal Atatürk der ki bana başkomutanlık yetkisi verin, meclis sadece 3 ay süreyle verir bu yetkiyi, o meclisin Kuvayı Milliye ruhu vardır. O meclise kanun geldiği zaman öyle hep el kaldırma yoktu. Yeri geldiğinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü reddediyordu. Siz Meclis’i feshetme yetkisini Erdoğan’a verdiniz değil mi?

Bir insan haklı söylemler konusunda tepki veriyorsa orada bir ahlaki sorun vardır. Ben uyuşturucudan bahsediyorum, siz beni eleştiriyorsunuz. Bunu Allah aşkına hangi gerekçeyle yapıyorsunuz? Siz hiç fakir mahallelere gidip anne babaları dinlediniz mi?

“MASAK’ı devre dışı bıraktılar”

7 kanun çıkardınız. Bunları 5 kez uzattınız. Uyuşturucu kaçakçılarına parayı getirin ne yaparsanız yapın dediniz. Parayı getirin ne olursa olun getirin dediniz.

Düzgün kimse yatırım yapmayınca kapkaranlık bir şeye izin verdiler.

Türkiye’yi kirli paranın çamaşırhanesi haline getirdiler.

MASAK’ı devre dışı bıraktılar. Türkiye’yi gri listeye aldılar.

Ülkeye sadece para mı girdi, uyuşturucu parası sahibini de getirdi. Her yeri methe çevirdiler. En önemli mafya liderleri, uyuşturucu baronları Türkiye’ye geldiler.

Bu baronlar at koştururken araya fotoroman malzemesi giriyor. Emniyet güçleri paralize edildi. Emniyet güçlerine baskı yapılıyor.

Bu pisliğin önünü açanları deftere yazdık.”

“Sen daha nerenin milletvekili olduğunu bilmiyorsun”

AKP’li bir milletvekilinin cumhurbaşkanlığı için “Sen daha aday olamıyorsun!” sataşmasına Kılıçdaroğlu şu yanıtı verdi:

“Bırak şimdi bunları… Sen nerenin milletvekili olduğunu bilmiyorsun daha, onun için de Saray’dan talimat gelecek!”

“Tiranlar, zorbalar hep giderler, o da altı ay içinde gidecek”

Sevgili halkım, sana sesleniyorum.

Millet İttifakı olarak göreceksiniz temiz, aydınlık, herkesin mutlu olduğu Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz.

Sloganlarla geldi. Sloganları krizden yorulmuş halkımızın en çok istediklerine hitap ediyordu. Sonuç oldu, en önce kendi yol arkadaşlarını eledi. Yolsuzlukları araştırma komisyonu başkanını bir daha milletvekili yapmadı. Tüm liyakatli bürokratları temizledi, en iyi üniversiteleri yok etti.

Kişiye özel kararnamelerle üniversitelere rektör atandı. Rüşvet alandan büyükelçi mi atanır? İlkokula giden çocuğunuza sorun rüşvet alandan Türkiye Cumhuriyeti’nin büyükelçisi olur mu? AK Parti’nin içinde de çok değerli, büyükelçilik yapacak insanlar var ya. Rüşvet alan adam karaktersiz adamdır, vatanını da her türlü bilgiyi de satar.

Sürekli bakan, bürokrat kovuyor. Korkudan kimse kovuldum diyemiyorum, af diliyorlar.

Elimize kala kala küçük bir tiran ve onun yakın çevresi kaldı. Atadığı bakanların çoğu trollden öteye gidemiyor. Zaten ikinci kalite bir tiran üçüncü sınıf adamlarla çalışıyor. Gözleri ışıldayanlar, epistemolojik kopuşlar elinde kaldı. Kuzenleriyle toprak ihaleleri kovalayan atanmışlar kaldı elinde. Sürekli bakan, bürokrat kovuyor.

Halktan kopuşu öyle sert oldu ki. Halkı anlamak için enerjiden yoksun. Ne yapacak? Savaş ve din kisvesine daha çok bürünüyor. Bakmayın vatan millet nidalarına. Saray ahalisinden ideolojik hiçbir şey yok. Vatansever olsa dün küfrettiklerinin bugün elini öpmek için sıraya girmezdi. Tiranlar hep böyle davranırlar Krizleri reddederler. O da Türkiye’den koptu. Açlığı reddediyor, işsizliği reddediyor, getirdiği göçmenlerin bir sorun olduğunu reddediyor. Onun reddetmeyeceği bir gerçeği söyleyeyim: Tiranlar, zorbalar hep giderler. O da altı ay içinde gidecek.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Yönetim Anlayışını Kökten Değiştirmeliyiz

Partisinin “İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşmasında” konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Bugün ülkenin kaderini değiştirme günüdür. Bunun için yönetim anlayışımızı, yaklaşımımızı kökten değiştirmeliyiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ancak bunun çaresi, mevcut tek adam gitsin, başka bir tek adam gelsin değildir. Tek adam gitsin mi? Evet gitsin. Tek adam rejimi bitsin mi? Evet bitsin. Ancak yerine yeni bir sistem, çalışan yeni bir sistem gelsin. Yeni bir tek adam aramıyoruz. Bugün bizden bambaşka bir sistemin altyapısını dinleyeceksiniz”

CHP’nin “İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşması”, İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapıldı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Teşekkür ederim. O da olacak, o da olacak arkadaşlar, o da olacak. Sabırla olacak, her şey bu ülkede çok ama çok güzel olacak. Bundan emin olmanızı isterim.

Önce herkese merhaba! Heyecanlı mısınız? Sizin kadar en az ben de heyecanlıyım ve dolayısıyla heyecanla cümlelerime başlıyorum.

Size bugün bir çerçeve çizmek istiyorum. Asıl konuşmamı kapanışta yapacağım, bu giriş konuşması.

Sayın genel başkanlarım, değerli yol arkadaşlarım ve sevgili dostlarım; bugün sizleri Türkiye için uyanmanın ve ayağa kalkmanın ve büyümenin vizyonunu ortaya koymak için davet ettik.

Değerli yol arkadaşlarım, bugün burada, halkımızdan ne için oy isteyeceğimizi öğreneceksiniz. Bir kere şunu net olarak ifade edeyim: Sadece bir adaya, başka bir ‘Tek Adam’a, bir zümrenin çıkarına asla oy istemeyeceksiniz. Artık oyu halkımızdan; herkes için daha iyi bir yaşama, yeni bir düzene, yeni bir Türkiye hayaline, yeni bir siyaset kültürüne ve yeni bir siyaset üstü anlayışa oy isteyeceksiniz.

İşte bu yeni sistemi bugün açıklıyorum. Onun için, bugün dinleyeceğiniz sadece bir krizden çıkma programı olmayacak. Evelallah orası nispeten çok daha kolay olacak. Krizden alnımızın akıyla ve hep birlikte çıkacağız. Asıl zor olan, ülkenin yeniden yapısal bir krize girmesini kalıcı olarak engellemek. Çünkü bu ülke durmaksızın krizlere girdi, krizlerden çıktı, krizlere girdi, yine krizlerden çıktı. Şimdi de derin bir krizin içerisindeyiz. Sürekli aynı girdaba düşen halkımız, ekonomik ve sosyal olarak dayanılmaz acılar çekti.

Bugün ülkenin kaderini değiştirme günüdür! Bunun için yönetim anlayışımızı, yaklaşımımızı kökten değiştirmeliyiz. Ancak bunun çaresi, “Mevcut tek adam gitsin, başka bir tek adam gelsin” değildir. Tek adam gitsin mi, evet gitsin… Tek adam rejimi bitsin mi? Evet bitsin… Ancak yerine yeni bir sistem, çalışan yeni bir sistem gelsin. Yeni bir ‘Tek Adam’ aramıyoruz.

Bugün bizden, bambaşka bir sistemin altyapısını dinleyeceksiniz. Türkiye, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, bir daha artık böyle acımasız, adaletsiz ve kutuplaşmış dönemler yaşamayacak. Partimizin ‘ikinci yüzyıla çağrı beyannamesinde’ ilan ettiğimiz gibi, ülkemizin üzerine çöken kara bulutları dağıtıp, Türkiye’yi çağdaş̧ uygarlığa ulaştırma ve onu aşma kararlılığını bugün bir adım daha ileriye taşıyoruz. Türkiye’yi kurumları yeniden inşa edilmiş, sistemi yasal çerçeveye oturtulmuş, toplumsal güven ve huzurun hâkim olduğu, bölgesinde barışın ve refahın merkezi haline getireceğiz.

Dolayısıyla meselemiz sadece, hükümeti devralmak değildir. Mesele, Mustafa Kemal Atatürk’ün o büyük hayaline sahip çıkmaktır. Ve onun vizyonunu tam anlamıyla hayata geçirmek… İnşallah, bu bize nasip olacak.

Bugün yepyeni bir güç birliği ile tanışacaksınız. Bir siyaset üstü birlik. Oluşturduğumuz bu yeni siyaset üstü beyin takımından bazı isimleri burada göreceksiniz. Dünyadan ve Türkiye’den, konusunda uzman ve itibarlı 70 kişiden oluşan büyük bir güç birliğinden bahsediyorum.

Biliyorsunuz hem ülkemizi karış karış gezdim, hem de dünyanın önemli ülkelerine gittim. Bilim, teknoloji ve yatırımın iki büyük merkezi olan,

Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’ye gittim ve ziyaretlerde bulundum.

Ne derlerse desinler, inandığım vizyon yolculuğundan asla bir geri adım atmayacağım ve vaz geçmeyeceğim. Çünkü ne istediğimi ve bu yolun nereye varacağını daha başlarken biliyordum. Hepiniz şuna inanın. Bay Kemal çıktığı yoldan asla geri adım atmaz!

Kısa bir süre sonra da Almanya’ya gideceğim. Orayı da yakından takip etmenizi diliyor ve rica ediyorum.

Seyahatlerimde ve sonrasında, bahsettiğim bu 70 değerli isimle tek tek görüştüm. Onları siyaset üstü bu güç birliğine katılmaları için davet ettim.

Dolayısıyla, elimizde üç büyük güç var. Birincisi, bize inanan halkımız.

İkincisi sizler yani siyasi gücümüz. Üçüncüsü ise dostlarımızla kurduğumuz siyaset üstü güç birliğimiz…

Unutmayın değerli arkadaşlar, bizler; siyasi ve siyaset üstü, rozetli ve rozetsiz hepimiz ülke için, vatan için birlikteyiz! Bir daha ifade edeyim; unutmayın değerli arkadaşlarım, değerli yol kardeşlerim, değerli vatandaşlarım, değerli dostlarım, bizler; siyasi ve siyaset üstü, rozetli ve rozetsiz hepimiz ülke için, vatan için birlikteyiz.

Bahsettiğim bu sistemi hangi mantıkla oluşturdum?

Bu değerli 70 kişi, Türkiye için 24 saat çalışan bir güç birliği olacak.

Bir kısmı günü bitirip uyumaya hazırlanırken, dünyanın diğer tarafındaki vatanseverlerimiz ve dostlarımız güne “merhaba” diyecekler. Devlet, 7 gün 24 saat çalışacak. Zamanın, mekânın, enlemlerin ve boylamların ötesinde,

kesintisiz üreten bir Türkiye’yi, şimdiden inşa etmeye başlıyorum.

Bakınız, bu 70 değerli isim, ne bir kişi için, ne bir parti için, ne de iktidar için çalışacaklar. Onlar vatanları için çalışacaklar, vatanları!

Çünkü Bay Kemal olmak böyle bir şeydir. Çünkü benim işim birleştirmektir.

Benim işim sistem kurmaktır. Benim işim sistemi çalıştırmaktır. Benim işim o sistemi ayrıca kalıcı kılmaktır.

Bugün, bizimle birlikte ülkeyi dönüştürmeye cesaret edenlerin bazılarını huzurlarınıza çağıracağım. Önce onlar anlatsınlar, sonra ben çıkıp, adım adım yapacaklarımızı özetleyeceğim.

Birazdan dinleyeceğiniz değerli konuşmacılar, tüm karanlığa rağmen ışığa çok yakın olduğumuzu size anlatacaklar.

Sn. Jeremy Rifkin ile tanışacaksınız. Kendisi Almanya’da Merkel’in endüstri ve sanayi teknolojileri danışmanıydı. Çin devlet başkanının da danışmanlığını yaptı. Benim de yeni “Endüstriyel Dönüşüm Başdanışmanım.”

Dünyanın ilk 10 ekonomisti arasında gösterilen Sn. Daron Acemoğlu bizimle birlikte olacak. Ben Sayın Acemoğlu’nun gelecek yıllarda Nobel Ödülü alacağından da yüzde yüz eminim.

Sayın Öztrak, ülkeye nefes aldıracak makroekonomik çözümleri;

Sayın Böke, dijital kalkınma ve yeşil dönüşümü;

Sayın Hakan Kara ve Sn. Refet Gürkaynak para politikalarını;

Sayın Ufuk Akçiğit istihdam politikalarını;

Sayın Hacer Foggo ise, sosyal politikalarımızı anlatacak.

Bu değerli isimlerle kurduğum sistem, Türkiye’yi hızlıca karanlıktan çekip aydınlığa çıkaracak. Cumhuriyet, kendi özünden güç alarak yeniden şahlanacak.

Haydi başlayalım…

Paylaşın

CHP’li Böke: Rantın, Sömürünün, Yolsuzluğun Dönemi Bitiyor

Partisinin “İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşmasında” konuşan CHP’li Böke, “Her şeyden önce bugünün buhranında hiç karamsarlığa kapılmayacağız. Çünkü artık rantın artım sömürünün artık yolsuzluğun dönemi bitiyor. Artık halkın, üretimin, kalkınmanın zamanı başlıyor ve hepimizin içinde yer aldığı ortak bir geleceği kurmanın zamanı başlıyor. İşte biz bu büyük üretim dönüşümüyle Türkiye’yi ikinci yüzyıla taşıyacağız. Biz, buradayız ve biz, hazırız.” dedi.

Haber Merkezi / CHP’nin “İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşması”, İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapıldı. CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“İşte biz, bilimle siyasetin köprüsünü kurmaya geliyoruz. Tüm bilim insanlarını, bilimle siyasetin köprüsünü kurma iradesinin gösteren tüm siyasi liderleri ve siyasetçileri ve burada coşkuyla bu yemeği var etmek için buluşmuş olan tüm halkımızı ve bizi izleyenleri, aynı coşku ve heyecanla selamlıyorum.

Büyük bir değişimin eşiğindeyiz. 85 milyon, ortak geleceğimizin ne olacağına dair keskin bir yol ayrımındayız. Halkı yoksullaştıran, ülkemizi dünyanın ucuz emek gücü deposuna çeviren; rantçı, bilimden uzak ekonomik anlayışla mı devam edeceğiz? Yoksa, hak temelli bir kalkınmayla, emeğe ve üretime değer veren yeni bir anlayışla, çağı yakalayan, bugün biz de varız diyen bir yeni kalkınma hikayesiyle mi?

Bizim tercihimiz belli. Bizim vizyonumuz belli. Türkiye’yi, cumhuriyetimizin ikinci yüz yılında kalkındıracağız. Ve toplumun tüm kesimleri hep birlikte zenginleşeceğiz. Ve bugün yaşanıyor olan bu ağır yıkımı, kalıcı bir şekilde hep birlikte ortadan kaldıracağız.

Nasıl derseniz? Üretimi dönüştüreceğiz. Bugün ekonomi ranta dayanıyor. Dönüştürdüğümüzde, üretken yatırımlara dayanacak. Bugün ekonomi, ağır bir sömürü düzeni içerisinde yürüyor. Yarın, kalkınma olacak. Bugün vergi yükü, halkın omzuna, sırtına bırakılmış vaziyette. Yarın, adaletli bir vergi reformu olacak. Daha çok kazananın daha çok vergi ödediği, adil bir düzen kurulacak.

Dönüşen üretimle, istihdam yaratacağız. Dönüşen üretimle, verimlilik yaratacağız. Dönüşen üretimle, gelirleri artıracağız. Dönüşen üretimle, hayat pahalılığına son vereceğiz. Dönüşen üretimle; sağlıklı, güvende ve kaliteli hayatları hep birlikte yaşayacağız. Bugün üç buçuk milyon insanımız, işsiz. İş arıyor ve bulamıyor. Yaklaşık üç milyon insanımız, arasa da iş bulamayacağını düşündüğü ve umudunu yitirdiği için iş aramayı bile bırakmış. Ama umutsuzluğa yer yok. Üretimi dönüştürdüğümüzde, herkesin için iş, herkes için istihdam olacak.

Bugün, çalışanların yüzde 65’i asgari ücret veya ona yakın ücret alıyorlar. Ama umutsuzluğa yer yok. Üretimde yapacağımız dönüşümle verimlilik artacak ve ücretler herkes için yükselecek. Bugün, dünyanın çalışanlar için en kötü çalışma koşullarına sahip 10 ülkesinden biri Türkiye. Ama üretimde yapacağımız dönüşümle, güvenceli istihdamla sosyal adaleti sağlayacağız.

“Dönüşüm, iktidar olduğumuz gün başlayacak”

Bugünün rantçı zihniyeti; doğayı katlederek, iklim krizinin en ağır koşullarıyla halkı baş başa bırakmış vaziyette. Ama üretimde yapacağımız yeşil ve mavi dönüşümle, yani temiz üretimle nefes alacağız. Her anlamda nefes alacağız. Bu dönüşüm, yarını beklemeyecek. Bu dönüşüm, iktidar olduğumuz gün başlayacak.

Yaşadığımız ağır yıkıma bugünden çare olacağız. Bugünden nefes aldıracağız. Ama en önemlisi bunu yaparken yarının kalkınmasının da güvencesini, bugünden atacağımız adımlarla sağlayacağız. Sadece bugünkü sorunları çözmeyeceğiz biz. Bugün dünyada büyük değişimler oluyor. Dinledik biraz önce. O değişimlerin ortaya çıkardığı riskleri ortadan kaldıracak, fırsatları bir Türkiye gerçeğine dönüştürüyor olacağız.

Dünya yeni bir üretim devriminin eşiğinde. Bu devrim, bilgiye, veriye, bilginin ürettiği yeni ve yeşil teknolojilere dayanıyor. Daha önceki üç büyük sanayi devrimini ıskaladık. Bu sefer ıskalamayacağız. Bir parçası olacağız. Hatta öncüsü olmaya geliyoruz. Dijitalleşme ve yeşil enerji dönüşümüne dayalı bir yeşil sanayi ile ve onun yaratacağı çokça yeşil istihdamla bu fırsatı kaçırmadığımız gibi herkesin hayatının gerçeği haline getireceğiz. Üretimimizin, üretip de ihraç ettiğimiz ürünlerin maalesef bugün niteliği çok düşük. Gelir yaratma ihtimali çok zayıf. İhracatımızın kilogram başına bize getirisi, 1,2 dolar. Almanya’da bu üç katı. Polonya’da iki katı.

İhracatımızın içinde yüksek teknolojili ürünlere baktığınızda sadece yüzde 2,9 oranında. Oysaki Brezilya’da bu oran yüzde 11, Güney Kore’de yüzde 36. Hedefimiz belli. Yeni bir bilim ve politika anlayışıyla üretimimizi dijital çağın gerçekleriyle buluşturacağız ve öncü bir şekilde bu değişimi gerçekleştireceğiz. Bilim insanlarımız bilim üretecek, girişimcilerimiz teknoloji üretecek. Kamu olarak biz, tüm toplum kesimlerinin bu teknolojiyle buluşmasını sağlayacağız. Biz, tüm toplum kesimlerinin teknolojiden kaynaklı yaratılacak yeni gelirde, eşit paydaş ve ortak olmasını sağlayacağız.

Küresel tedarik zincirleri değişiyor. Ticaret dünyamız değişiyor. Artık çevre ve dayanıklılık ticaret için aranan ön koşullar haline gelmiş vaziyette. En büyük ticaret ortağımız, en büyük ihracat pazarımız olan Avrupa Birliği, Yeşil Mutabakat ile işte bu dönüşüm öncülüğünde adım atıyor. Avrupa Birliği, çok yakında sınırından geçen ürünler, eğer yeşil ekonomi ile uyumlu değilse sınırda o üründen vergi almaya başlayacaklar.

Türkiye üretimini, yeşil üretimle dönüştürmezse her yıl, yaklaşık o sınırda 3 milyar euroyu Avrupalıya ödüyor olacak. Oysaki biz üretimimizi değiştirmeye geliyoruz. Yeşil üretimle üretimimizi dönüştürdüğümüz de Avrupa’nın sınırında Avrupalıya vergi ödemeyeceğiz. Her yıl o 3 milyar euro Türkiye’de kalacak. Türkiye’de üretim, yatırım ve istihdam yaratacak.

Bir yandan da dünyada finans imkanları değişiyor. Artık finans da sosyal kaygılar, sosyal riskler, sosyal adalet ve aynı zamanda çevre risklerini de gözetiyor. Bu riskleri gözetiyor olan ESG fonları, yıldan yıla büyüyorlar. Her yıl neredeyse 10 milyarlarca dolarlık büyümeyle karşı karşıyayız. Üretimimizi emek dostu, yeşil ve çağı yakalayan teknolojiyle dönüştürdüğümüzde yani adil bir dönüşümü gerçekleştirdiğimizde işte bu temiz fonlar, ülkemize gelecekler. Biz getireceğiz. Böylece temiz parayla ülkemizde yüksek gelirli, güvenceli ve nitelikli istihdam sağlayacak yeni yatırımların da önünü biz açmış olacağız.

“Kamucu anlayışla geliyoruz”

Üretimimizin bu dönüşümü gerçekleştirebilmesi için yeni bir yönetim anlayışına ihtiyacımız var. Biz, yeni bir kamucu anlayışla yönetmeye geliyoruz. Her şeyin önüne kamu yararını koyacağız. Bu esnada piyasa aksaklıkları varsa onları mutlaka gidereceğiz. Verimliliği hedefleyeceğiz. Güvenceli istihdamı hedefleyeceğiz. Yeşil dönüşümü hedefleyeceğiz. Yeteneklere, insanına, üreticisinin kapasitesine yatırım yapan yeni bir kamucu anlayışla geliyoruz. Ülkemizi girişimci ve dinamik bir devlet anlayışıyla yönetmeye geliyoruz.

Kamunun vereceği tüm destekler, değerlendirilecek, etkileri analiz edilecek, teşvikler öyle verilecek. Yani biz, bağımsız olarak tüm politikalarımızın öncesinde, uygulanmasında ve sonrasında etki analizi yapacak bir Etki Analiz Değerlendirme Kurulu kuracağız. Bilim insanları bize o kurullarda kamuda yaratacağımız kapasiteyle birlikte hangi politikaların etkin olduğunu en açık biçimiyle anlatacaklar. İşsizlik nasıl mı bitecek? İşte böyle bitecek. Böyle farklı işler yaptığımızda bitecek. Böylece kamuya vereceğimiz, teşvikler, vergi indirimleri, hibeler, Ar-Ge destekleri, kamu ihaleleri…

Yani kamunun kaynakları, güvenceli ve zenginleştirici istihdam yaratmak için kullanılacak. Biz geldiğimizde kamuda, temiz ihale dönemi başlıyor olacak. İşsizlik nasıl mı bitecek? Reçetesi elimizde var. Hazırız. Dünya değişiyor. Yeni işler, yeni iş yapma biçimleri var. Güvenceli, zenginleştirici ve kaliteli istihdam yaratan üretim politikamızda, geleneksel işlerde çalışanların da bu yeni işlerde çalışanların da sosyal haklarının ve güvencelerinin olmasının sağlanması, bizim en temel görevimiz olacak.

Genç girişimcilerin yeteneklerini kullanmalarını sağlayacağız. Risk almaktan çekinmeyecekler. Akıllarına gelen işi, deneme cesaretini gösterecekler. Çünkü, gençlerin iş fikirlerini hayata geçirebilmek için gereken ilk finansal desteği, biz veriyor olacağız. Gençler, Hayata Atılma Fonu’yla sadece teknolojiyi kullanan değil, girişimciliği yapan, teknolojiyi üreten dünya öncüsü olacaklar.

Kamu, yok olma tehdidi altındaki işleri belirleyecek. Bir planlama, bir dönüşüm stratejisi ortaya koyacak. Biz buna uygun eğitim programları açıyor olacağız. Tüm çalışanların kendi şahsına ait olacak Kişisel Eğitim Hesapları olacak. Yani, mesleği yok olma tehdidi altında olanlar veya mesleğini değiştirmek isteyenlerin hayallerinin güvencesi, bu kişisel eğitim hesapları olacak. Herkesin kendi hayali, gerçekleşebilecek bir ileri hedef olmuş olacak.

Kimi tanıdığımızla, hangi adreste doğduğumuzla değil, inşa edebildiğimiz öğrendiklerimizle var olacağız. Yani hiç kimse, okusam da ne olur demeyecek. İşte bunun için İş-Kur’un Milli Eğitim Bakanlığı ile koordinasyonlu yürüteceği ‘danışmanını ara’ uygulamasını biz başlatacağız. Böylece her genç, yetenekleri ve hayalleri doğrultusunda bir sosyal hizmet ve rehberlik danışmayla eşleşecek.

Bilim insanı meslektaşlarım, her şeyden önce ürettiğiniz bilimi destekleyecek, güçlü, dinamik ve çeşitlendirilmiş iş birliklerinden oluşan bir araştırma sistemi kuracağız. TÜBİTAK, temel ve uygulamalı araştırma faaliyetlerine odaklanmak üzere yeniden kimlik kazanacak. Kamu Ar-Ge enstitüleri kuracağız.

Tarım için model çiftlikler kuracağız. Bu çiftliklerde ziraat mühendisleri çalışacak. Bu çiftliklerde, teknolojik tarım uzmanları çalışacak. Danışmanlık yapacaklar. Çiftçimiz, o çiftliğe gidip yeni teknolojiyi öğrenecek. Öğrendiği teknolojiyi daha sonra kendi topraklarını ekmek için kullanır hale gelecek. Çiftçi, toprağını terk etmek zorunda kalmayacak.

Her şeyden önce bugünün buhranında hiç karamsarlığa kapılmayacağız. Çünkü artık rantın artım sömürünün artık yolsuzluğun dönemi bitiyor. Artık halkın, üretimin, kalkınmanın zamanı başlıyor ve hepimizin içinde yer aldığı ortak bir geleceği kurmanın zamanı başlıyor. İşte biz bu büyük üretim dönüşümüyle Türkiye’yi ikinci yüzyıla taşıyacağız. Biz, buradayız ve biz, hazırız.”

Paylaşın