2024 Yılında Türkiye’de 200 Binden Fazla Çocuk Suça Sürüklendi

TÜİK’in açıkladığı verilere göre; 2024 yılında, 200 binden fazla çocuk, kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiasıyla, güvenlik birimlerine getirildi.

Haber Merkezi / Bu çocukların yüzde 40,4’üne yaralama, yüzde 16,6’sına hırsızlık, yüzde 8,2’sine uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almak, yüzde 4,6’sına tehdit, yüzde 4,2’sine genel tehlike yaratan suçlar, yüzde 26,0’ına ise bu nedenlerin dışında kalan diğer suçlar isnat edildi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuk İstatistikleri 2024 verilerini açıkladı. Buna göre; Güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 2024 yılında, 2023 yılına göre yüzde 9,8 oranında artarak 612 bin 651 oldu.

Bu olaylarda çocukların 279 bin 620’si mağdur olarak 202 bin 785’i suça sürüklenme sebebiyle  (kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiasıyla), 96 bin 438’i bilgisine başvurma amacıyla, 18 bin 561’i kayıp (hakkında kayıp müracaatı yapılıp daha sonra bulunan) olması sebebiyle, 8 bin 729’u kabahat işlediği iddiasıyla, 6 bin 518’i ise bu nedenlerin dışında kalan diğer nedenlerden dolayı güvenlik birimlerine geldi veya getirildi.

Güvenlik birimine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olayların 202 bin 785’i suça sürüklenme nedeni ile gerçekleşti. Bu çocukların yüzde 40,4’üne yaralama, yüzde 16,6’sına hırsızlık, yüzde 8,2’sine uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almak, yüzde 4,6’sına tehdit, yüzde 4,2’sine genel tehlike yaratan suçlar, yüzde 26,0’ına ise bu nedenlerin dışında kalan diğer suçlar isnat edildi.

Güvenlik birimlerine mağdur olarak gelen 279 bin 620 çocuğun yüzde 86,1’ini suç mağduru, yüzde 13,8’ini takibi gereken olay mağduru çocuklar oluşturdu. Suç mağduru olarak gelen 240 bin 872 çocuğun yüzde 55,3’ü yaralama, yüzde 10,8’i cinsel suçlar, yüzde 9,5’i göçmen kaçakçılığı, yüzde 8,0’ı aile düzenine karşı suçlar, yüzde 16,5’ine bu nedenlerin dışında kalan diğer nedenlerden dolayı mağdur oldu.

Paylaşın

Çocuklar Kaç Yaşında Konuşmaya Başlarlar?

Konuşmayı öğrenme süreci doğumdan itibaren başlar. Çocuklar dili önce duyarak algılar ve zamanla kelimelerle ifade etmeyi öğrenirler. Bu süreç her çocuk için farklı bir hızda ilerler.

Haber Merkezi / Tıbbi ve psikolojik araştırmalar, çocuklarda konuşma gelişiminin aşamalarını net bir şekilde tanımlamıştır.

Doğumdan sonra çocuklar, çevresindeki seslere tepki vermeye başlar. 2 – 3 aylarda çeşitli sesler çıkarmaya başlarlar; bu aşamaya “gulama” denir. 6 – 7 aylarda konuşma yetenekleri gelişmeye başlar; “baba”, “anne” gibi basit kelimeleri tekrarlarlar. Bu noktada çocuklar duyduğu kelimeleri ezberler, ancak bunları henüz bilinçli bir şekilde kullanamazlar.

Bir ila iki yıl arası: Çoğu çocuk ilk kelimelerini 12 aylıkken söyler. Bunlar genellikle “anne”, “baba” veya “bu” gibi basit ve sık kullanılan kelimelerdir. 18 aylık olduğunda, çocukların kelime dağarcığı genellikle 10 – 20 kelimeden oluşur. Çocuklar, belirli kelimeleri yalnızca belirli durumlarda kullanabilir ve isteklerini konuşarak ifade etmeye çalışabilirler.

İki ila üç yaş arası: Bu aşamada konuşma yeteneği önemli ölçüde gelişir. İki yaşına gelindiğinde kelime dağarcığı 50 – 100 kelimeye, üç yaşına gelindiğinde ise 250 – 500 kelimeye ulaşabilir. Çocuklar, “baba işte” veya “su burada” gibi kelimeleri birleştirerek basit iki veya üç kelimelik cümleler kurmaya başlarlar.

Üç yıl sonra: Üç yaşından sonra çocuklar kelimeler kullanarak tam cümleler kurmaya başlarlar. Zıt anlamlıları anlar ve soru sorabilirler. Dört yaşına gelindiğinde ise çocuk kendini özgürce ifade edebilir. Beş yaşına gelindiğinde ise çoğu çocuğun konuşması anlaşılır, çoğunlukla doğru ve mantıklıdır; yetişkinlerin akıcılığına yakındır.

Konuşma gecikmesine ne sebep olabilir?

Çocuk 18 – 24 aylıkken hiçbir kelime söyleyemiyorsa veya iki yaşına geldiğinde iki kelimelik cümleler kuramıyorsa, bu bir konuşma gecikmesine işaret ediyor olabilir. Olası nedenler şunlardır:

İşitme sorunları;
Nörolojik gelişimsel gecikmeler;
Konuşma organlarında (ses telleri, dil, ağız) doğuştan gelen sorunlar;
Yetersiz dil ortamı.

Bu gibi durumlarda konuşma terapisti, çocuk doktoru veya odyolog gibi uzmanlara başvurulması önerilir.

Paylaşın

Çocuklara Sessizce Zarar Veren Beş Yiyecek

Konu çocuk sağlığı olduğunda, her ebeveyn en iyisini ister. Doğru beslenme, bir çocuğun gelecekte geliştirme riski altında oldukları hastalıkları önlemeye yardımcı olabilir.

Haber Merkezi / Ebeveynlerin çocuklarına besleyici yiyecekler sağlamak için ellerinden geleni yaptıklarına şüphe yoktur.

Ancak, zararsız veya hatta sağlıklı olduğu düşünülen yiyeceklerden bazıları sessizce bu hedefe karşı çalışıyor olabilir. Evet, renkli ambalajların ve ilgi çekici pazarlamanın altında gizlenen bazı ara sıra yapılan şımartmalar aslında çocuğun sağlığını riske atıyor olabilir.

İşte çocuğun sağlığında sessizce tahribata yol açabilecek beş yiyeceğin listesi:

Şekerli içecekler (Gazlı içecekler, meyve suları, enerji içecekleri): Bu içecekler, yüksek fruktozlu mısır şurubu veya şeker içerirler. Diş çürümesi, obezite ve tip 2 diyabet riskini artıran bu içecekler, çocuklarda konsantrasyon sorunlarına da yol açabilir.

Paketli atıştırmalıklar (cips, kraker): Bu tür atıştırmalıklardaki trans yağlar ve yüksek sodyum kalp sağlığını tehdit eder ve obeziteye katkıda bulunurlar. Besin değeri oldukça düşük olan bu atıştırmalıklar, ayrıca bağımlılık da yapabilirler.

İşlenmiş et ürünleri (sosis, sucuk, salam): Bu tür yiyecekler, nitrat ve koruyucu maddeler içerirler; uzun vadede kanser riskini artırabilirler. Bu tür yiyeceklerdeki yüksek tuz içeriği kan basıncını da yükseltebilir.

Şekerli tahıllar (renkli kahvaltılık gevrekler): Bu yiyecekler, yüksek şeker içeriği nedeniyle kan şekeri dalgalanmalarına neden olurlar, obezite ve diş çürüklerini tetiklerler. Ayrıca, bu yiyeceklerin besin değerleri de genellikle düşüktür.

Fast food (hamburger, patates kızartması): Bu yiyecekler yüksek kalori, doymuş yağ ve tuz içerirler. Bu yiyeceklerin tüketilmesi, obezite, kolesterol artışı ve bağırsak sağlığı sorunlarına yol açabilir.

Paylaşın

Çocuklarda Korkuya Neden Olan Ebeveyn Hataları

Ebeveynler çocukları için en iyisini ister. Birçok ebeveyn, çocuklarının korkularıyla karşı karşıya kaldıklarında, içgüdüsel olarak onları kaygı uyandıran durumlardan uzak tutmaya çalışır.

Haber Merkezi / Ancak uzmanlar, bu “ebeveyn korumasının” çocuğu yalnızca geçici olarak sakinleştirdiği ve aslında çocuğun korkuyu yenmesine yardımcı olmaktan çok korkuyu pekiştirdiği konusunda uyarıyor.

Aşırı koruyuculuk: Ebeveynlerin çocuğu her türlü riskten koruma çabası, çocuğun kendi başına problem çözme yeteneğini kısıtlayabilir. Bu, bilinmezlikten korku geliştirmesine neden olabilir.

Tehdit ve korkutma: Disiplin sağlamak için “Öcü gelir” veya “Seni bırakırım” gibi ifadeler kullanmak, çocukta güvensizlik ve korku yaratabilir.

Duyguları hafife alma: Çocuğun korkularını ciddiye almamak veya alay etmek (“Bunda korkacak ne var?”) çocuğun duygularını bastırmasına ve korkularının büyümesine yol açabilir.

Olumsuz model olma: Ebeveynlerin kendi korkularını çocuk önünde abartılı şekilde göstermesi (örneğin, böcekten aşırı korkmak), çocuğun benzer korkular geliştirmesine neden olabilir.

Sert disiplin yöntemleri: Bağırarak, cezalandırarak veya fiziksel disiplin uygulayarak çocuğu kontrol etmeye çalışmak, çocukta güven kaybına ve korkuya sebep olabilir.

Belirsiz sınırlar: Tutarsız kurallar veya beklentiler, çocuğun ne yapacağını bilememesine ve kaygı geliştirmesine yol açabilir.

Aşırı eleştirel yaklaşım: Çocuğun hatalarını sürekli eleştirmek veya mükemmeliyetçilik beklemek, başarısızlık korkusunu tetikleyebilir.

Paylaşın

Türkiye’de Çocuklar Telefondan Uzak Kalamıyor

Türkiye’deki 15 yaş grubundaki çocukların yüzde 29,6’sı, yani neredeyse üçte biri telefonsuz kaldığında gerginlik veya endişe yaşıyor. Türkiye’yi yüzde 29,2 ile Slovakya, yüzde 28,7 ile Polonya takip ediyor.

Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD), 45 ülkeye ait verilerin karşılaştırıldığı yeni bir raporla çocukların dijital dünyadaki varlığını mercek altına aldı. “Dijital Çağda Çocukların Hayatı Nasıl?” başlıklı araştırma, özellikle 15 yaş grubundaki çocukların teknolojiyle ilişkisini gözler önüne serdi.

Rapora göre OECD ülkelerinde 15 yaşındaki çocukların yüzde 98’i akıllı telefona sahip. Ancak bu yüksek oranda teknoloji erişimi, bazı riskleri de beraberinde getiriyor.

Araştırmanın temelini, 2022 PISA verileri oluşturdu. Bulgulara göre, dijital cihazlara erişim kesildiğinde kendini huzursuz hisseden çocukların sayısının en yüksek olduğu ülkenin Türkiye olduğu belirtildi. Türkiye’deki 15 yaş grubundaki çocukların yüzde 29,6’sı, yani neredeyse üçte biri telefonsuz kaldığında gerginlik veya endişe yaşadığını belirtti.

Türkiye’yi yüzde 29,2 ile Slovakya, yüzde 28,7 ile Polonya takip ederken; listenin sonunda yüzde 10 ile Güney Kore yer aldı. Araştırmanın kapsadığı tüm ülkeler ortalamasında ise bu oran yüzde 17 düzeyinde ölçüldü.

Rapor, yalnızca dijital bağımlılıkla sınırlı değil. Araştırmada yer alan verilere göre, 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 5’i gizliliklerini korumak için dijital ayarları kolaylıkla değiştirebildiğini söylüyor. Ancak aynı yaş grubunun yüzde 27,6’sı sosyal medya platformlarında gerçek dışı ya da gerçeğe aykırı bilgiler paylaştığını kabul ediyor.

Buna ek olarak, siber zorbalığın OECD ülkelerinin tamamında yükselişte olduğu ve internet başında geçirilen uzun sürelerin çocukların bilişsel ve sosyo-duygusal gelişimini olumsuz etkilediği de vurgulanıyor.

Araştırma sonuçlarını değerlendiren OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, çocukların dijital dünyada güvenli şekilde var olabilmesi için çok yönlü bir yaklaşım gerektiğine dikkati çekerek, “Çocukların dijital dünyada gezinirken korunması ve desteklenmesi için tüm paydaşların birlikte çalışması çok önemli. Riskler çevrimiçi ve çevrimdışı dünyada genellikle birbirini besliyor. Bu nedenle çocukların fiziksel dünyadaki durumları da göz önünde bulundurulmalı” ifadelerini kullandı.

Raporda ayrıca, dijital medyanın bilinçli kullanımı, çocukların dijital okuryazarlığının artırılması ve risklerin azaltılmasına yönelik politika önerilerine yer verildi.

(Kaynaak: DW Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’de Çocuklar En Temel Giysilere Erişemiyor

Derin ekonomik krizin yaşandığı Türkiye’de çocukların ayakkabı, pantolon ve tişört gibi en temel giyim ihtiyaçlarını karşılamada ciddi güçlükler yaşadığı tespit edildi.

Derin Yoksulluk Ağı, Türkiye’de çocuk yoksulluğunun boyutlarını ortaya koyan dikkat çekici bir araştırma yayımladı.

Çoğunluğu asgari ücretle çalışan ya da sosyal yardımlarla geçinen 90 hanede, 0-18 yaş arası 234 çocukla yapılan saha çalışmasında, çocukların giyim ihtiyaçlarını karşılamada ciddi güçlükler yaşadığı tespit edildi.

Araştırmaya göre, 129 çocuk yeterli iç çamaşırına sahip değil; 192 çocuk ayakkabı, 158 çocuk pantolon, 148 çocuk ise tişört ihtiyacını karşılayamıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 verileri de tabloyu destekliyor. TÜİK’e göre, 15 yaş altı çocukların yüzde 9,2’si maddi yetersizlikler nedeniyle yeni bir giysiye sahip olamıyor. İki çift düzgün ayakkabıya ulaşamayan çocukların oranı ise yüzde 9,4.

Derin Yoksulluk Ağı Kurucusu Hacer Foggo, çocukların yaşadığı bu durumun yalnızca bir fiziksel eksiklik değil, daha geniş bir sosyal eşitsizlik meselesi olduğunu vurguladı.

Cumhuriyet gazetesine konuşan Foggo, yoksulluğun çocukların eğitim hakkı ve sosyal hayata katılımı üzerinde de derin yaralar açtığını belirterek şu örneği paylaştı:

“Dün bir anne, çocuğunun 23 Nisan etkinliğine katılması için gerekli olan beyaz gömleği alamadığını söyledi. Bu, yalnızca bir eksiklik değil; çocuklar arasında bir eşitsizliktir.”

Foggo, araştırmada görüşülen çocukların yüzde 18,7’sinin maddi nedenlerle okul etkinliklerine katılamadığını da sözlerine ekledi.

Araştırma bulguları, giysi eksikliğinin çocuklarda sosyal dışlanma, özgüven kaybı ve okuldan uzaklaşma gibi sonuçlara yol açtığını gösteriyor.

Özellikle ergenlik çağındaki kız çocuklarının, uygun kıyafetleri olmadığı için okuldan geri kalmak istemedikleri, bu durumun eğitim hayatlarını olumsuz etkilediği kaydedildi.

Bir çocuk, “Ayakkabım yoktu, ablamın kadın terliğini giydim. Artık mahallede utanıyorum” sözleriyle yaşadığı sıkıntıyı anlatırken; bir anne ise, “Çocuklarımın bedenini bilmiyorum, yıllardır yeni kıyafet alamadım” ifadeleriyle durumu özetledi.

Bu ailelerin giysi ihtiyaçları, çoğunlukla çöpten, bağışlardan ya da belediye yardımlarından karşılanıyor.

Paylaşın

1,6 Milyondan Fazla Çocuk Okul Öncesi Eğitimden Faydalanamıyor

Türkiye’de 2023 sonu itibarıyla 3-5 yaş aralığında 3 milyon 414 bin 646 çocuk var. Okul öncesi eğitim kurumlarında kayıtlı ise 1 milyon 954 bin 202 öğrenci var.

Bunun 1 milyon 771 bin 860’ı 3-5 yaş aralığında. Buna göre 1 milyon  642 bin 786 çocuk, okul öncesi eğitim teorik yaş grubunda olmasına rağmen bu eğitimi alamıyor.

Türkiye’de 2023-2024 eğitim öğretim yılında okul öncesi eğitimde net okullaşma oranları 3-5 yaş için yüzde 51,89, 4-5 yaş için yüzde 64,04, 5 yaş için yüzde 84,26 şeklinde sıralanıyor.

Türkiye’de okul öncesi eğitim hem Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı hem Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) sorumluluğunda. Diyanet 4-6 yaş arası için kurslar; belediyeler ve dernekler ise kreş açabiliyor.

Kreş tanımının dışına çıkarak 3 yaşın üzerindeki çocuklara “anaokulu veya ana sınıfı gibi” eğitim verdiği iddia edilen belediye kreşleri hakkında Milli Eğitim Bakanlığının talebiyle işlem başlatılması, Türkiye’de okul öncesi eğitimdeki tabloyu gündeme getirdi.

Türkiye’de belediyelerle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının uyguladığı bazı sosyal programlar dışında yüzde 100 ücretsiz kreş ya da başka bir okul öncesi kurum bulunmuyor. Devlet ya da belediye kurumlarını tercih eden anne babalar da kırtasiye malzemeleri, beslenme ve temizlik gibi bazı ücretleri ödemek zorunda.

Ücretsiz okul öncesi eğitim imkanının olmaması hem çocukların bu eğitim hizmetinden faydalanmasına hem de kadının çalışma hayatı ve sosyal hayata katılımına engel oluyor. Resmi verilere göre son dönemde artan ekonomik zorluklar okul öncesinde okullaşma oranlarına da olumsuz yansıdı.

Milli Eğitim Bakanlığının okul öncesi eğitim kurumlarında çocukların temel ihtiyaçlarını, öz bakım süreçlerini karşılayabilmek ve eğitim programının uygulanmasını desteklemek gibi nedenlerle ailelerden katkı payı almaya başlaması, ailelerin çocuklarını bu okullara yazdırmasının önünde önemli bir engel oluşturdu. Bununla ilgili yönetmelik 14 Ekim 2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.

Uzmanlara göre özellikle dezavantajlı bölgelerden, kırsal alanlardan şehirlere getirilen öğrencilerin tasarruf tedbirleri kapsamında taşımalı sistemin kaldırılması nedeniyle okullara erişemiyor olması da okullaşma oranındaki düşüşte önemli bir etken.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’in haberine göre; Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) istatistikleri Türkiye’de 2023 sonu itibarıyla 3-5 yaş aralığında 3 milyon 414 bin 646 çocuk olduğunu ortaya koyuyor.

Bakanlık okul öncesi eğitim için teorik yaş grubu olarak 3-5 yaş grubunu esas alıyor. Okul öncesi eğitim kurumlarında kayıtlı ise 1 milyon 954 bin 202 öğrenci var. Bunun 1 milyon 771 bin 860’ı 3-5 yaş aralığında. Buna göre 1 milyon 642 bin 786 çocuk, okul öncesi eğitim teorik yaş grubunda olmasına rağmen bu eğitimi alamıyor.

Okul öncesi eğitim kurumlarındaki çocuk sayısı bir önceki eğitim öğretim yılına göre de azaldı. Resmi istatistiklere göre okul öncesi eğitimdeki öğrenci sayısı 2022-2023 döneminde 2 milyon 55 bin 350’ydi. Bu sayı 2023-2024 döneminde 101 bin 148 azaldı.

Milli Eğitim Bakanlığının 2023-2024 istatistiklerine göre, Türkiye’de 1 milyon 437 bin çocuk Bakanlığa bağlı resmi kurumlara gidiyor. Yaklaşık 271 bin çocuk Bakanlığa bağlı özel kurumlardan faydalanıyor.

Yaklaşık 123 bin çocuk ise belediye ve derneklerin kreşleriyle Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı 4-6 yaş kursların yer aldığı toplum temelli kurumlara gidiyor.

MEB İstatistiklerinde toplum temelli kurumların verileri tek tek yer almazken Diyanet İşleri Başkanlığının 2023 faaliyet raporunda 2022-23 döneminde “4-6 Yaş Grubu Kur’an Kursları Öğretim Programları” kapsamında 4-6 yaş grubu 5 bin 988 kursta toplam 208 bin 936 öğrenciye eğitim verildiği belirtiliyor. Bu sayı, MEB’in aynı döneme ait rakamlarının oldukça üzerinde.

Bakanlığın 2022-2023 istatistiklerinde belediye ve derneklerin yanı sıra Diyanet’e bağlı olan kursların da yer aldığı toplum temelli kurumlara giden okul öncesi çağdaki toplam öğrenci sayısı 154 bin 417.

Öte yandan 2023-2024 istatistiklerinde devlet memurları için lüzum ve ihtiyaç görülen yerlerde açılan 643 çocuk bakım evinde öğrenci sayısı 41 bini geçiyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı kurumlarla İş Kanunu’na göre işletmelerde açılan kreşlerdeki öğrenci sayısı ise 82 bin.

İstatistiklere göre MEB’e bağlı resmi anaokulu sayısı 6 bin 97 iken bünyesinde anasınıfı bulunan 19 bin 510 resmi okul ile 1.319 özel okul var.

Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı 4-6 yaş arası için kurslar, belediyelerce ve derneklerce açılan kreşlerin toplam sayısı ise 5 bin 306. Özel anaokullarının sayısı 4 bin 510 olurken Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı kurumların sayısı 2 bin 298’e iniyor.

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca, 150’den fazla kadın çalışanı bulunan işverenler kreş açmak zorunda. Resmi istatistiklere göre bu kapsamda açılan sadece 12 kreş var.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının verilerine göre ise Eylül 2024 itibariyle 83 bin 288 çocuk Bakanlığa bağlı özel kreş ve gündüz bakım evleri ile özel çocuk kulüplerine gidiyor. Bu çocukların sadece 2 bin 836’sı ücretsiz hizmetten faydalanıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı istatistiklere göre Türkiye’de 2023-2024 eğitim öğretim yılında okul öncesi eğitimde net okullaşma oranları 3-5 yaş için yüzde 51,89, 4-5 yaş için yüzde 64,04, 5 yaş için yüzde 84,26 şeklinde sıralanıyor.

Batı Marmara’da net okullaşma 3-5 yaş için yüzde 60,74, 4-5 yaş için yüzde 73,34, 5 yaş için yüzde 93,06 ile Türkiye genelinde en yüksek oranlara sahipken bu oranlar, Güneydoğu Anadolu’da sırasıyla yüzde 45,76, yüzde 58,83 ve yüzde 84,08’e, Orta Doğu Anadolu’da yüzde 49,45 yüzde 62,72 ve yüzde 88,87’e, Orta Anadolu’da yüzde 51,32, yüzde 64,90 ve yüzde 86,10’a iniyor.

Bir önceki eğitim öğretim dönemiyle kıyaslandığında ise MEB’in okul öncesi eğitimi 5 yaşta yaygınlaştırmaya ilişkin hedefleri olmasına karşın 5 yaşta okullaşma oranının 0,7 puan azaldığı görülüyor. Uzmanlar düşüşün yakın takip edilmesi gerektiğine işaret ediyor.

Veriler 3 ve 4 yaşta net okullulaşma oranlarının ise arttığını gösteriyor. Uzmanlara göre bu artışta son yıllarda erken çocukluk eğitimi kurum türleri arasında katılan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı 3-6 yaş oyun odası kurs programı ve çocuk destek eğitimi kurs programıyla devlet memurları açılan bakım evleri de etkili olabilir.

Okul öncesi eğitim neden önemli?

Okul öncesi eğitim çocukların sosyalleşmesi ve hayata hazırlanmasında ciddi önem taşırken eğitim konusunda çalışan uzmanlara göre okul öncesinde ücretsiz eğitim hizmeti devlet tarafından genel bir sorumluluk olarak ele alınmalı.

Uzmanlar, ücretsiz ve erişilebilir okul öncesi eğitim imkanlarının yaygınlaşmasının, çocukların eğitim hayatına eşit bir başlangıç yapmasının yanı sıra, kadınların sosyal hayata ve istihdama katılımıyla ailelerin sosyoekonomik koşullarını iyileştirmede de hayati rol oynayacağını vurguluyor.

Paylaşın

Türkiye’de 1,5 Milyon Kız Çocuğu Eğitimin Dışında

Eğitim-Sen İstanbul Şube Başkanı Barış Uluocak, “Okullar ÇEDES, diyanet projeleri, son olarak yeni müfredatla birlikte dinsel öğelerin son derece baskın olduğu bir iklime büründü. Bu yaklaşım kız çocuklarının geri plana itilmesine yol açabileceği gibi yıkıcı ve kronik sorunumuz olan kadına yönelik şiddetle ilgili de toplumsal bilincin gelişmesinin engellenmesi riskini taşıyor” diyor.

Uluocak, ekonomik kriz sebebiyle birçok çocuğun okullaşma sürecinin sekteye uğradığını ancak çoğunlukla kız çocuklarının bu konuda dezavantajlı bir durumda kaldığını şu sözlerle anlatıyor:

“Okullaşma verileriyle ilgili birçok parametre söz konusu. Çocukların erken yaşta evlendirilmesi, yoksullaşma, ailenin ekonomik durumuna katkı sunması için erken yaşta okuldan alınması vesaire gibi durumlar çocukların okullaşmasına engel. Çocukların okula devam etmemesi büyük oranda sosyoekonomik ve sosyokültürel değerler üzerinden şekilleniyor. Kız çocukları, sosyal ve kültürel olarak dezavantajlı oldukları için onlar açısından okula devam meselesi daha ciddi bir problem oluyor. Erken yaşta evlilik, kız çocuğunun ev içinde görünmez emeğin bir parçası haline getirilmesi de tüm bunların sonucu.”

Kadın ve çocuk hakları konusundaki karnesi her geçen gün kırıklarla dolan Türkiye, Dünya Kız Çocukları Günü’ne karanlık bir tablo içinde girdi.

Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde cansız bedenine ulaşılan 8 yaşındaki Narin Güran’ın cinayetine ilişkin cevapsız kalan sorular ve Tekirdağ’ın Malkara ilçesinde şiddet ve cinsel istismara uğrayan 2 yaşındaki Sıla bebeğin yaşam mücadelesini yitirmesi, bu karanlığın son örneklerinden sadece ikisi.

Türkiye’de yaklaşık 1,5 milyon kız çocuğu örgün eğitimin dışında. Eğitimde artan sorunlar ve ağırlaşan ekonomik krize karşı savunmasız durumdaki kız çocukları, sık sık suçluların da hedefi oluyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tam 8 yıldır kayıp çocuklara ilişkin verileri açıklamıyor. TÜİK tarafından 2016 yılında açıklanan son veriye göre 2008-2016 arasında toplam, 104 bin 531 çocuk kayboldu. Son açıklanan verilerde bahsi geçen 104 bin 531 çocuğun akıbeti bilinmediği gibi sekiz yılda bu sayının ne kadar arttığı bilinmiyor. Bu kayıp vakalarının önemli bir kısmının kız çocukları olduğu tahmin ediliyor.

Türkiye’de kız çocuklarının maruz kaldığı şiddet ve açıklanmayan kayıp vakalarını DW Türkçe’den Berrak Güngör‘e değerlendiren Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı ve Avukat Müjde Tozbey, hükümetin cezasızlık politikalarının kız çocuklarını hedef alan suçları artırdığını söylüyor:

“Türkiye’de iktidarın gerici politikaları, kadınları ve kız çocuklarını hedef alan şiddet olaylarının üzerine gitmek yerine suçluları koruma eğilimindedir. Dinci-gerici uygulamalarla kadına yönelik şiddet ve çocuk istismarı sıradanlaştırılıyor. Bu politikalar, kız çocuklarını toplumda korunmasız ve savunmasız bırakarak şiddet ve istismarın hedefi haline getiriyor.”

TÜİK’in kayıp çocuk verilerini açıklamamasının iktidarın çocuklara karşı umursamaz tavrının bir yansıması olduğunu belirten Tozbey, “Devlet, çocukların kaybolması, istismarı ve sömürülmesi gibi sorunları görmezden geliyor. Bu, toplumsal bir çürümenin ve bilinçli bir karartmanın sonucudur. Kayıp çocuk verilerini açıklamamak, iktidarın bu alandaki ihmallerini ve sistematik başarısızlığını gizlemeye çalıştığını gösterir. Verileri açıklamamak, sorumluluk almaktan kaçmanın bir yolu” vurgusunu yapıyor.

Tozbey, resmi verilerin açıklanmamasına rağmen Türkiye’de her gün ortalama önemli bir kısmı kız çocuğu olmak üzere 8-10 çocuğun kaybolduğunun tahmin edildiğini belirtiyor. “Özellikle kız çocukları, kaybolduktan sonra insan ticareti, cinsel istismar gibi suçlarla karşı karşıya kalıyor” diyen Tozbey, şöyle devam ediyor:

“Bu durum, Türkiye’de çocukların korunmasız olduğunu ve iktidarın bu sorunu göz ardı ettiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Ancak iktidar sorumluluktan kaçıyor.”

Deprem bölgelerinde özellikle kız çocuklarının daha fazla hedef haline geldiğini belirten Tozbey, “Konteyner kentlerdeki güvencesiz yaşam koşulları, kız çocuklarının istismara, şiddete ve insan ticaretine karşı daha savunmasız hale gelmesine neden oldu. Bu çocuklar, devletin ve yerel yönetimlerin yetersiz müdahaleleri sonucunda kaderlerine terk ediliyor. Deprem bölgelerinde özellikle kız çocuklarına yönelik cinsel istismar ve kaçırılma vakaları artmış durumda” diyor.

TÜİK’e göre 2023 yılında güvenlik birimlerine giden veya götürülen mağdur 242 bin 875 çocuğun yüzde 12’ye yakını cinsel istismara maruz kaldı. Bu, yaklaşık 29 bin çocuğa tekabül ediyor. Bu oranlar her geçen gün artıyor.

Türkiye’de 2024-2025 eğitim öğretim yılına da tartışmalarla başlandı. Ağırlaşan ekonomik kriz, ÇEDES gibi projelerle laik eğitim anlayışından uzaklaşıldığı eleştirileri ve Mesleki Eğitim Merkezleri’ne (MESEM) yönlendirilen öğrencilerin ucuz iş gücü ve güvensiz bir şekilde çalıştırıldığı iddiaları öne çıkan sorunların başını çekiyor. Çok sayıda bölgede taşımalı eğitime son verilmesi de yaşanan bir diğer sorun. Bu projeler ve uygulamalar en çok da kız çocuklarının eğitim hayatını olumsuz yönde etkiliyor.

“Diyanetin çeşitli programlarıyla sadece İmam Hatipler değil, okulların tamamında dini bir iklim hakim olmaya başladı” diyen Eğitim-Sen İstanbul Şube Başkanı Barış Uluocak, “Okullar ÇEDES, diyanet projeleri, son olarak yeni müfredatla birlikte dinsel öğelerin son derece baskın olduğu bir iklime büründü. Bu yaklaşım kız çocuklarının geri plana itilmesine yol açabileceği gibi yıkıcı ve kronik sorunumuz olan kadına yönelik şiddetle ilgili de toplumsal bilincin gelişmesinin engellenmesi riskini taşıyor” diyor.

Ekonomik kriz de kız çocuklarının eğitim hayatını olumsuz etkiliyor. Türkiye’de kırtasiye ürünlerinin fiyatlarında yaşanan artışlar, okul kıyafetleri, servis ücretleri gibi temel okul ihtiyaçlarına gelen fahiş zamlar, velileri en çok zorlayan kalemler arasında. Uluocak, ekonomik kriz sebebiyle birçok çocuğun okullaşma sürecinin sekteye uğradığını ancak çoğunlukla kız çocuklarının bu konuda dezavantajlı bir durumda kaldığını şu sözlerle anlatıyor:

“Okullaşma verileriyle ilgili birçok parametre söz konusu. Çocukların erken yaşta evlendirilmesi, yoksullaşma, ailenin ekonomik durumuna katkı sunması için erken yaşta okuldan alınması vesaire gibi durumlar çocukların okullaşmasına engel. Çocukların okula devam etmemesi büyük oranda sosyoekonomik ve sosyokültürel değerler üzerinden şekilleniyor. Kız çocukları, sosyal ve kültürel olarak dezavantajlı oldukları için onlar açısından okula devam meselesi daha ciddi bir problem oluyor. Erken yaşta evlilik, kız çocuğunun ev içinde görünmez emeğin bir parçası haline getirilmesi de tüm bunların sonucu.”

“Bir buçuk milyon kız çocuğu örgün eğitimin dışında”

Türkiye’nin ağırlaşan ekonomik durumu ve bu bağlamda değişmeye başlayan sosyokültürel yapı en çok da çocukların okullaşma oranlarını etkiliyor. Milli Eğitim Bakanlığının açıkladığı “Millî Eğitim İstatistikleri 2023-2024” verilerine göre Türkiye’de, okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde 9 milyon 600 bin 891’i erkek, 9 milyon 109 bin 374’ü kız olmak üzere toplam 18 milyon 710 bin 265 öğrenci örgün eğitim alıyor. Örgün eğitimde ayrıca okul öncesinde 1 milyon 954 bin 202, ilkokulda 5 milyon 644 bin 386, ortaokulda 5 milyon 314 bin 796, ortaöğretimde 5 milyon 796 bin 881 öğrenci eğitim alıyor.

Bu istatistiklerin yanı sıra Eğitim-Sen İstanbul Şube Başkanı Uluocak, Türkiye’de 1,5 milyon kız çocuğunun örgün eğitimin dışında kaldığını ifade ediyor. Ancak Uluocak’a göre bunun tam takibi de pek kolay değil. Çünkü Bakanlık, 2020 yılından bu yana devamsızlık verilerini paylaşmıyor. Uluocak şunları söylüyor:

“İlkokulda 200 bin civarı, ortaokulda da 300 bin civarı, lisede de 300 bin civarında kız çocuğunun okul çağında olduğu halde okula devam etmediğini biliyoruz. Buna örgün eğitimin dışında olan, yani açık liseye devam eden kız çocuklarını da eklediğimizde, neredeyse bir buçuk milyona yakın bir kız çocuğunun örgün eğitimin dışında kaldığı bir tablodan bahsedebiliriz.”

Uluocak, Bakanlığın devamsızlık verilerini 2020 yılına kadar düzenli olarak paylaştığını söylüyor. Ancak 2022, 2022, 2023 ve 2024 görüşmelerinde bu veriler paylaşılmadı. Bu da örgün eğitimi sistemi içinde görünse de okula devam edemeyen kız çocuklarına ulaşmayı zorlaştırıyor. Uluocak’a göre Bakanlık bu verileri başarı göstergelerini etkilememesi için vermiyor.

Paylaşın

370 Milyondan Fazla Kız Çocuğu Cinsel Şiddet Mağduru

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’na (UNICEF) göre, dünya genelinde 18 yaş altı 370 milyondan fazla kız çocuğu ve genç kadın tecavüze veya cinsel saldırıya maruz kalıyor.

Haber Merkezi / Veriler, her sekiz kız çocuğundan birinin bu şiddet türüne maruz kaldığını gösteriyor.

UNICEF, verilerin çevrimiçi veya sözlü şiddet gibi diğer cinsel şiddet biçimlerini de içermesi durumunda sayının 650 milyonu aşacağını, bunun da her beş kız çocuğundan birinin bir tür şiddetle karşı karşıya kaldığı anlamına geleceğini söyledi.

Durum, kurumların daha zayıf olduğu, Birleşmiş Milletler barış gücünün bulunduğu veya şiddet ve güvensizlikten kaçan çok sayıda mültecinin bulunduğu en savunmasız bölgelerde daha da karmaşıktır.

Bu durumlarda tecavüz ve cinsel saldırı oranı dört kız çocuğundan birden fazlasına çıkabiliyor.

UNICEF’e göre erkek çocukları ve genç erkekler de cinsel şiddetten etkileniyor. 240 ila 310 milyon erkek çocuğunun (yaklaşık 11 çocuktan biri) çocukluk döneminde cinsel şiddete veya saldırıya maruz kaldığı tahmin ediliyor.

Verilere göre en sık cinsel şiddet vakaları ergenlik döneminde yaşanıyor.

Çocuklara yönelik cinsel şiddet vakalarının en fazla görüldüğü bölgeler ise Sahra Altı Afrika, bunu Doğu ve Güneydoğu Asya, Orta ve Güney Asya ve ardından Avrupa ve Kuzey Amerika izliyor.

UNICEF, raporun 2010 – 2022 döneminde 120’den fazla ülke ve bölgede yapılan anketlerin ardından derlendiğini söyledi.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, çocuklara yönelik cinsel şiddeti, “ahlaki bilincimizdeki bir leke” olarak tanımladı.

Russell, “ağır ve uzun süreli travmalara” yol açan bu cinsel şiddetin faillerinin çoğunlukla “çocuğun tanıdığı ve itimat ettiği” kişiler olduğunu ve bu eylemlerin de aslında çocukların “kendilerini güvende hissetmeleri gereken yerlerde” gerçekleştirildiğini söyledi.

Paylaşın

Katolik Kilisesi, Cinsel İstismar Mağdurlarına 323 Milyon Dolar Ödeyecek

Rockville Centre Katolik Kilisesi, çocukken rahipler tarafından cinsel tacize uğradıklarını iddia eden yaklaşık 530 mağdura 323 milyon dolardan fazla ödeme yapacak.

Son yıllarda yirmiden fazla kiliseye benzer davaların açılması, çocukların rahipler tarafından maruz kaldığı cinsel istismarın boyutunu gözler önüne seriyor.

ABD’nin New York eyaletinde bulunan Rockville Centre Katolik Kilisesi, rahipler tarafından tacize uğradığını iddia eden yaklaşık 530 kişiye 323 milyon dolardan fazla tazminat ödeneceğini duyurdu.

Rockville Centre, dört sigorta şirketinin 85 milyon 300 milyon dolarlık uzlaşma fonuna 234 milyon 800 bin dolar katkıda bulunmayı kabul etti. Rockville Centre Kilisesi, mağdurların açtığı davalar sebebiyle Ekim 2020’de iflas başvurusu yapmıştı.

Nassau ve Suffolk ilçelerinde yaklaşık 1 milyon 200 bin katoliğe hizmet veren kurum, bu yılın başında çocukluk çağında tacize uğrayan kişilere yaklaşık 200 milyon dolarlık anlaşma teklif etmiş, ancak şikayetçilerden olumsuz yanıt almıştı. Kilise, bu teklifin reddedilmesinin ardından yeni bir anlaşmanın mümkün olmadığını söylemişti.

Davayı denetleyen ABD İflas Hakimi Martin Glenn, kilise ile varılan yeni uzlaşmayı bu nedenle “muazzam bir ilerleme” olarak değerlendirdi.

Varılan uzlaşma emsal nitelik taşıyor. Hukukçular, bunun iflas etmiş kiliselerle ilgili yeni davaların önünü açabileceğini belirterek başka istismar şikayetlerinin de bulunduğuna dikkat çekti.

Aralarında New York’un da bulunduğu bazı eyaletlerde 2019 yılında çocukken istismara uğradığını iddia eden mağdurların dava açmalarına olanak tanıyan bir yasa kabul edildi.

Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından 20’den fazla katolik kilisesi iflas başvurusunda bulundu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın