Kılıçdaroğlu’ndan “Genel Başkanlığa” Devam Mesajı

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Hiçbirimizin, hiçbir CHP’linin umutsuzluğa kapılma hakkı da yetkisi de yoktur. En zor koşullarda Türkiye’yi aydınlığa çıkarmak bizim görevimizdir, tarihin bize yüklediği bir görevdir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Açık ve net söylüyorum değil altılı masa, Türkiye’nin aydınlığa çıkması için gerekirse 16’lı masa kuracağım. Yeter ki Türkiye’yi aydınlığa çıkaralım. Bu Düyun-u Umumiye kabinesini mutlaka ama mutlaka göndereceğiz, bunun onuru 25 milyon kişiye ait olacak.”

Konuşmasında, bugün açıklanan yeni asgari ücrete de tepki gösteren Kılıçdaroğlu, asgari ücretin en az 15 bin lira seviyesinde olmasının gerektiğini söyledi ve ekledi:

“Beni şaşırtan Türk-İş başkanının buna hiç itiraz etmemesi. Makul diyor. Aynı Türk-İş’in yaptığı başka bir açıklama var; Bekar bir çalışanın yaşama maliyeti 13 bin 430 TL. Siz buna itiraz etmeyeceksiniz. Bu doğru değil. İşçinin hakkını ve hukukunu korumak sendikanın görevidir. Sendika iradesini Saray’a ipotek etmişse, sendika olmaktan çıkar. Hukuktaki adı ‘Sarı sendikalık’tır.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşması şöyle:

“Biz CHP olarak elbette ki her soruna değiniyoruz ve nasıl çözülmesi gerektiği yönünde düşünlerimizi ifade ediyoruz. Başlangıcı üzüntülü bir haberle yapalım. Kenan Nuhut, önemli bir sporcuydu, yol arkadaşımızdı. Ağır bir hastalığı uzun süre yaşadı, sonunda onu sonsuzluğa uğurladık. Yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Allah rahmet eylesin.

Bir deprem felaketi yaşadık. 11 ilimizde büyük acılar yaşatan ve hepimizin yüreğini oraya taşıyan bir deprem felaketi yaşadık 50 binin üzerinde insanımız hayatını kaybetti. Yaralılar var. Kolunu, bacağını kaybedenler var. Hala yaraların sarılmadığını hepimiz biliyoruz ama yüreğimiz hala o bölgede. O insanların bu ülkede huzur içinde yaşamaları için, acılarının en azından giderilmesi için hepimize düşen görevler var. Depremden hemen sonra bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıktı. O bölgede evi, iş yeri yıkılan insanlarımızın doğalgaz ve elektrik borçlarının silinmesi yönünde. Aradan bir süre geçti.

Evi yıkılmayan ama kısmen oturulabilen durumda olan pek çok depremzedeye faturalar gelmeye başladı. Depremi yaşayan, o büyük travmayı yaşayan insanlara en azından 85 milyon olarak katkı vermek istedik. Kampanyalar açtık, belediye başkanlarımız o bölgelere gittiler. Şimdi bu faturaların gelmesi doğru değil. En azından yıl sonuna kadar deprem bölgesindeki en azından evlerin faturalarını bizler ödeyebiliriz. “Paramız yok” diyecekler. Hayır efendim paramız var. Depremden hemen sonra bir kampanya açıldı. “Türkiye Tek Yürek” kampanyası 213 televizyonda ve 512 radyoya yayınlandı. Herkes katkı vermeye çalıştı. Taahhüt edilen para 115 milyar 146 milyon 528 bin lira.

Bende bir aylığımı hemen ertesi hafta götürdük. 115 milyar liranın 74 milyar lirası yatırılıyor, 41 milyar lirası hiç yatırılmadı. Kim bu parayı ödemeyenler? Ben taahhüt ettiğim parayı ben ödemeseydim şimdi bütün havuz medyası aylarca yayın yapardı. Acaba bu paraları ödemeyenler beşli çeteler mi, yandaşlar mı? Nerede bu paralar? Kim ödemedi? Belediyelerden şu anda kesintiler biraz daha arttı. İller Bankası parayı kesiyor. En azından deprem bölgesindeki belediyelerin parasını kesmeyin.

Sinan Aygül, Tatvan Belediyesi’ndeki bir olayı gündeme getiriyor. Bu gazeteci arkadaşlarımız bölgedeki tüm yolsuzluk haberlerini yapan yürekli bir gazeteci. Belediye Başkanının korumaları tarafından linç edildi. Kendisini aradım, geçmiş olsun dileklerimi ilettim. Hukuk desteğini her ortamda, her zaman verebileceğimizi aktardım.

Geçen hafta söz etmiştim. Türkiye Cumhuriyeti’nin herhangi bir vatandaşı milletvekili olmak isterse kuralları var, yasaları var. Başvurusunu yapar, YSK onaylar, onayladıktan sonra seçime girer. Tutuklu bir arkadaşımız var. TBMM’nin 600 milletvekilinden birisi, Can Atalay tutuklu. Seçimi kazandı, mazbatasını da aldı. Parlamentoya gelip yemin edemiyor. Anayasaya aykırı, demokrasiye aykırı. Sayın Numan Kurtulmuş, asıl sorumlu sensin. Onu oradan çıkaracaksın, gelecek ve yeminini edecek.

Bir gazete nasıl olur da 3 milyon liraya yakın bir reklamı verir Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı seçilmesin diye. Yeni Şafak’tan bahsediyorum. Hangi şafak, hangi yenilik, hangi ahlaki değerler? Sen gazetesin beni övmek zorunda değilsin ama objektif olmak zorundasın. Kalemini, iradeni saraya ipotek etmemek zorundasın. Facebook hesaplarından 3 milyon liraya yakın bir para harcıyor.

Benim için, benim seçilmemem için harcıyor. Bu nasıl bir gazetecilik, ahlak anlayışıdır? 3 milyon lirayı nereden buldun sen, kim verdi sana parayı. Maliye Bakanına çağrı yapıyorum. Dürüst, ahlaklı bir insansan o 3 milyon lirayı inceleyeceksin. Hakarete varan bir sürü laflar var. Dava açacağım. Geçen hafta kalemini satan gazeteciler demiştim. Bazı gazeteciler çok sert bir ifade olduğunu söylemişlerdi. Doğrudur, belki öyle bir ifade kullanmasam da olurdu. Ama iradesini saraya satan gazeteci varsa eleştirmek benim hakkımdır.

İstanbul, bizim içinde, Türkiye içinde, dünya içinde önemli bir merkezdir. Erdoğan boşuna “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” demiyordu. Evet, oylarını 2002’deki rakamlara indirdik. Ne olursa olsun, hala “Ben İstanbul’u nasıl alabilirim, rantından nasıl faydalanabilirim” arayışı içinde. Belki unuttuk, telefon edip İstanbul’un kupon arazilerini benim bilgim dışında satamazsın diyen oydu. İstanbul’un kupon arazilerinin Erdoğan ile ne ilgisi var diyeceksin? Haramzadeler doymazlar.

İstanbul’da Ekrem başkan kazandıktan sonra bir miting yaptık. Bir işçi bana “İlk kez İBB bizi toplayıp bir mitinge götürmedi” diye mesaj atmıştı. “İstanbul’a ihanet ettik” diye kendi itirafı var. Demek ki ihanete doymamış olacak ki ihanete devam etmek istiyorum diyor. Aç tavuk kendisini buğday ambarında görürmüş. Sultanahmet Camii’nin o görkemli yapısını bile ranta teslim ettiler. Gökdelenler, milyonluk dairelere, beşli çeteler, uyuşturucu baronları. Bütün bunların tamamının İstanbul’da yaşandığını biliyoruz. Şimdi İstanbul’a kabus gibi çöken baronlardan temizlemeye çalışıyoruz.

Ekonomide halkın ne kadar zor durumda olduğunu hepimiz biliyorum. Asgari ücret 11 bin 402 lira oldu. Beni şaşırtan Türk-İş başkanının buna hiç itiraz etmemesi. Aynı Türk-İş’in yaptığı bir açıklama var. “Bekar bir çalışanın yaşama maliyeti 13 bin 439 lira” diye. İşçinin hakkını ve hukukunu korumak sendikanın görevidir. Eğer sendika iradesini saraya ipotek etmişse sendikacı olmaktan çıkar. Makulü 15 bin lira civarındadır. Bu da kabul görmedi. İşçinin hakkını ve hukukunu savunmak yine bize düştü.

“Bir beka sorunumuz var” derler, hatta bazen “Kılıçdaroğlu bir beka sorunudur” derler. Beka nedir? İç tehditler, dış tehditler, anayasal düzen bunlar bekadır. Devlet koruyucu olacak. Türkiye’de bir beka sorunu var mı? Evet, var. Özellikle son cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a oy veren vatandaşlarıma seslenmek istiyorum. Türkiye’nin gerçek anlamda bir beka sorunu vardır. 1. Eğer devleti yöneten kişi mal varlığı dolayısıyla teslim alınmışsa, eleştirilere tek cümle kuramıyorsa o teslim alınmış kişidir. O kişi devletin en tepesindeyse Türkiye için bir beka sorunudur. 2. Gazi Mustafa Kemal’in iki temel ilkesi vardır. Siyasi bağımsızlık ve ekonomik bağımsızlık. Eğer ekonomik olarak birilerine bağımlıysanız, Türkiye’yi birilerine teslim etmişseniz beka sorunudur. 3. Türkiye’nin iradesi satıldı.

İstanbul’da bir cinayet işlendi. Kaşıkçı cinayeti. Eğer bu ülke bağımsızsa ve gerçekten saygın bir ülkeyse cinayet burada işlendiyse davanın burada görülmesi gerekir. Ama bu yapılmadı. Para için Türkiye’nin, yargının iradesi satıldı. Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iradesini satmıştır. Şimdi “Dava açacağım” diyecektir. Açmazsanız namertsiniz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne zamandan beri dilenci durumuna düştü? İşte bu beka sorunudur. Türkiye ilk kez tarihinde bu kadar açık ve net bir beka sorunu yaşıyor. Öyle bir teslim alınmış ki “BOP’un eşbaşkanıyım” dedi. Emevi camiisinde namaz kılacaktı, milyonlarca Suriyeli geldi. Sınır diye bir şey kalmadı. Hangi ülke bu pozisyonda? Devletin iradesini sattılar. 85 milyonun iradesini sattılar. Elin oğlu rahat etsin diye, bütün sıkıntı bizim başımıza yıkıldı. Beyleri borçlandırdılar, teslim aldılar. Beka sorunu budur işte.

Bugün aynı zamanda Dünya Mülteci Günü. Avrupalılar rahat etsin diye bütün sıkıntıyı biz çekiyoruz. Niye kan dökülürken sesiniz çıkmadı? Demokgrafik yapımız değişiyor. Diyorlar ya “Biz milliyetçiyiz” diye. Hepsi palavra. Türkçe bilmeyen adama vatandaşlık veriyorsunuz, para için. Bu gelip oy kullanıyor. Bir ülkenin itibarı bu kadar mı ayaklar altına alınır? Bütün dünya bize gülüyor. Artık bu ülkenin, ülkeye ihanet edenlerden kurtulması lazım.

Seçimler bitti. Ne yapacaklar? Uyuşturucu baronları zaten yerlerinde. Türkiye’de hesaplaşıyorlar. Bir de uluslararası tefeciler var. Onlar Türkiye’ye para vermiyorlar, faiz düşük diyorlar. “Faizi yükselteceksin” diyorlar. Erdoğan, “Nas, Allah, Peygamber” demiş “Faiz haramdır” demiş. Nasıl yükseltecek? Tükürdüğünü nasıl yalayacak? “Sen yapma, sana bir tane Maliye Bakanı bulalım, onu getir” dediler. “Merkez Bankası’na da buluruz, ABD’de var bu işleri yapan onu da getiririz” dediler. “Şimdi yerel seçimlere kadar ufak ufak arttırın, ondan sonra dolar bazında yüzde 40 olmazsa parayı getirmeyiz” dediler.

Şimdi buradan Erdoğan’a oy veren bütün vatandaşlarıma sesleniyorum. Dünyada hangi devlet dolar bazında yüzde 40 faiz verir? Verecekler, göreceksiniz. İşte bu beka sorunudur. Tefeciler, “Bizim söylediklerimizi getireceksin. Onlar bize güven veriyor. Biz dolar bazında yüzde 40 faiz alacağız” diyorlar. E Nas? O dünde kaldı. E din, iman? O da dünde kaldı. E ahlak? O da dünde kaldı. Hayatımda bu kadar ahlaksız bir siyaset, Türkiye’ye ihanet eden böyle bir siyaset hiç görmedim. CHP’nin yoğunlaşması gereken alan budur. Türkiye ciddi bir beka sorunu yaşıyor. Nasıl Milli Kurtuluş Savaşı sonrası Kuvâ-yi Milliyeciler bu partiyi kurduysa, aynı noktadayız. Bu Düyun-u Umumiye hükümetini ne yapıp yapıp göndereceğiz.

Hiçbirimizin, hiçbir CHP’linin umutsuzluğa kapılma hakkı da yetkisi de yoktur. En zor koşullarda Türkiye’yi aydınlığa çıkarmak bizim görevimizdir, tarihin bize yüklediği bir görevdir. Açık ve net söylüyorum değil altılı masa, Türkiye’nin aydınlığa çıkması için gerekirse 16’lı masa kuracağım. Yeter ki Türkiye’yi aydınlığa çıkaralım. Bu Düyun-u Umumiye kabinesini mutlaka ama mutlaka göndereceğiz, bunun onuru 25 milyon kişiye ait olacak.”

Paylaşın

CHP’li Cihaner’den Kılıçdaroğlu’na Eleştiriler: Gemi Su Alıyor

Seçim yenilgisi sonrası Kılıçdaroğlu’nun verdiği mesajları eleştiren İlhan Cihaner, CHP liderinin “Gemiyi limana sağlam götürmek kaptanın görevidir” sözlerine ilişkin, “Gemi su alıyor, her şeyden önce bunu görmeleri lazım. Kaptan köşkündekiler, su alan yerleri tıkayabilmek için geminin en altında, sintine bölgesinde itiraz edenlerin sözlerine kulak vermeli” dedi.

“Umutsuz yaşam olmaz” diyen İlhan Cihaner, konuşmasının sonunda şunları aktardı: Ama boş bir iyimserlik de olmaması lazım. Umut eğer mücadeleyle, sorumluluk almayla beslenmezse sonu daha büyük yıkıma ve hayal kırıklığına dönüşür.

Eski Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili ve ‘Gelecek için Biz’ hareketinin kurucusu İlhan Cihaner, seçim yenilgisi sonrası Kemal Kılıçdaroğlu’nun verdiği mesajları eleştirdi.

Radyo Sputnik’te Atilla Güner’le Akşam Postası’na konuşan Cihaner, CHP liderinin “Gemiyi limana sağlam götürmek kaptanın görevidir” sözlerinin hatırlatılması üzerine “Gemi su alıyor, her şeyden önce bunu görmeleri lazım. Kaptan köşkündekiler, su alan yerleri tıkayabilmek için geminin en altında, sintine bölgesinde itiraz edenlerin sözlerine kulak vermeli” diyerek şunları aktardı:

“Sonuçta gemiyi tamir edecekler olanlar da aşağıdakiler. Bu yapılırsa CHP’nin Türkiye’nin geleceğinde pozitif olarak var olacağı kanaatindeyim ve umudum da var. Kazanmak için sağ politikalara mahkum olmak kabul edilemez. Önüne hangi iddiayla giderseniz gidin, seçmenin değişmeyeceği algısına dayalı bir yaklaşım siyaset yapmayı imkansız hale getiriyor. Bunun öteki ucundaki politika en uç düzeyde zaten denendi, on yıldır deneniyor.

Artık ne yapılabilir? Laiklik tartışmaları görmezden gelindi, sağın ne kadar eski ve sol düşmanı figürü varsa kahramanlaştırıldı ve kadrolar onlardan oluşturuldu. Demek ki bu yoldan gitmenin CHP’ye oy artışı sağlamayacağını bir kere tespit ettik. Bunu halen nasıl söyleyebiliyorlar bilmiyorum. “CHP değişti, artık eski CHP değil“ diye özellikle AK Parti’den kopmuş, muhafazakar ve siyasal İslamcılar CHP’yi ne kadar alkışlamışlardı. Geldiğimiz noktada CHP oyunu arttıramadı.

O zaman bir de bizim dediğimize kulak verin, bir de bunu deneyelim değil, bir siyasi partide siyasi örgütlenmede olması gereken temel varlık nedenini ortaya koyuyoruz. Parti kendisini ideolojik ve programatik olarak tanımlamak zorunda. Bu parti sosyal demokrat parti midir? Tabi ki öyle olmalıdır.”

Cihaner, “İlk turda sığınmacılara farklı bir şekilde yaklaştık, ikinci turda neredeyse aşırı sağcı dil kullandık. Avrupa’da siyaset yapsa belki yasaklanma riskiyle karşı karşıya kalabilecek bir söylemi kullandık. Kayyum politikalarının devam ettirileceği yaklaşım ortaya konuldu.

Bu siyaseten intihar anlamına gelir ki intihar da ettik. Sosyal demokrat olmayı bir kenara bırakın demokrat bir parti kayyum politikalarını savunabilir mi? Süleyman Soylu, ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan HDP belediyelerinden rahatsızım dedi ben de iki gün içerisinde hepsine el koydum’ dedi. Bunu neresinde hukuk var? Erdoğan emir vermiş, Soylu gereğini yapmış” dedi.

İlhan Cihaner, ‘’CHP’ye bir şekilde vaziyet etmiş parti elitleri, ara kademe yönetici ve oy verenler arasında her zaman belli boyutta bir makas olur ama CHP’nin ve bizim, CHP’de siyaset yapmamızı, umutla mücadele etmemizi sağlayan şey CHP’nin tabanı. Taban, ideolojik tutuma çok daha yatkın ama bir bakıyorsunuz oradan bambaşka bir karar çıkıyor. Bu ayrışmalar oldukça yapay ayrışmalar. Genel başkan seçim döneminde, ‘CHP’li ülkücüler’ dedi.

CHP’nin tabanında partiden ayrılacak, partiyi zaafa uğratacak bir yapı yok ki. Bunu üst düzeyde yaparsanız organik olmayan bir bölünme ve zayıflamaya yol açarsınız. İdeolojik netleşmeyi ve programatik netleşmeyi koyarsanız CHP çok güçlü bir şekilde yoluna devam eder. İlk turda genel başkanın sığınmacılar konusunda yayınlamış olduğu video ayakları yere basan, toplumun kaygılarını da anlayan bir yaklaşımdı ama sonrada “Hepsini göndereceğiz nokta” denildi.

Bu seçmenin de oy verecek olan seçmenin kafasını karıştıran ve doğal olmayan bir yaklaşımdı. CHP’nin dinamiklerinin bir denge aşamasında olduğunu ama elitler arasında bir pazarlık unsuru haline dönüştürülürse bölünmeye yol açabileceği kaygısını taşırım. Bunun da Türkiye demokrasisi için iyi olmayacağı kanaatindeyim” ifadelerini kullandı.

‘Umudumuzu yitirmedik’

“Umutsuz yaşam olmaz” diyen Cihaner şunları aktardı: Ama boş bir iyimserlik de olmaması lazım. Umut eğer mücadeleyle, sorumluluk almayla beslenmezse sonu daha büyük yıkıma ve hayal kırıklığına dönüşür.

Paylaşın

Uyuşturucudan Hüküm Giyenlerin Sayısı 60 Bini Aştı

31 Aralık 2022 itibarıyla ceza infaz kurumlarında, “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak” suçundan yatan kişi sayısı 60 bin 258’e ulaştı.

Uyuşturucu kaynaklı hükümlü sayısı toplamı içinde 1 Ocak 2022-31 Aralık 2022 döneminde cezaevine giren kişi sayısı ise 49 bin 179. Uyuşturucudan hüküm giyen 60 bin 258 kişiden 58 bin 823’ü erkek, bin 435’i ise kadın.

Uyuşturucu suçundan hüküm giyenlerin sayısını TBMM gündemine taşıyan CHP’li Murat Emir, bakanlık verilerinin çarpıcı tabloyu gözler önüne serdiğini ifade etti ve ekledi:

“Türkiye’de uyuşturucu kullanımının yaygınlığı, ortaya çıkan her yeni veri ile daha da belirgin hale geliyor. AKP iktidarı, gençler arasında uyuşturucu kullanımının arttığını inkar etse de daha önce gündeme getirdiğimiz rakamlarla bu tehlikeye dikkat çekmiş hem İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu hem de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı defalarca uyarmıştık.”

Adalet Bakanlığının ceza infaz kurumlarına ilişkin verilerine göre, uyuşturucudan hüküm giyenlerin sayısı 60 binin üzerinde. Cezaevinde neredeyse her 5 kişiden 1’i uyuşturucu ile ilgili suçlardan hükümlü. Üstelik bu suçların yüzde 80’i son bir yılda işlenmiş.

31 Aralık 2022 itibarıyla ceza infaz kurumlarında, “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak” suçundan yatan kişi sayısı 60 bin 258’e ulaştı. Uyuşturucu kaynaklı hükümlü sayısı toplamı içinde 1 Ocak 2022-31 Aralık 2022 döneminde cezaevine giren kişi sayısı ise 49 bin 179. Uyuşturucudan hüküm giyen 60 bin 258 kişiden 58 bin 823’ü erkek, bin 435’i ise kadın.

Uyuşturucu suçundan hüküm giyenlerin sayısını TBMM gündemine taşıyan CHP Milletvekili Murat Emir, bakanlık verilerinin çarpıcı tabloyu gözler önüne serdiğini ifade etti ve ekledi:

“Türkiye’de uyuşturucu kullanımının yaygınlığı, ortaya çıkan her yeni veri ile daha da belirgin hale geliyor. AKP iktidarı, gençler arasında uyuşturucu kullanımının arttığını inkar etse de daha önce gündeme getirdiğimiz rakamlarla bu tehlikeye dikkat çekmiş hem İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu hem de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı defalarca uyarmıştık.”

İktidarın inkar çabalarına karşın Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü verilerinin gerçeği ortaya koyduğunu ifade eden Emir, “Şu anda uyuşturucu kaynaklı suçlardan hüküm giyip de cezaevinde bulunan kişilerin yüzde 80’i son bir yıl içerisinde bu suçu işlemiş. Bu veriler buz dağının sadece görünen kısmı. Her gün sokaklarda onlarca torbacı gençlerimizi zehirlemeye devam ediyor. İktidar ise seyirci kalmayı sürdürüyor” dedi.

İktidarın uyuşturucu ile mücadelede zafiyet gösterdiğini söyleyen Emir, “Uyuşturucu madde kullanımı ne yazık ki çok küçük yaşlara kadar indi. Türkiye, uyuşturucu ticaretinin ana rotası haline getirildi. Uyuşturucu kullanmak ve bulundurmak suçundan hüküm giyen on binlerce kişi olması, Türkiye’deki uyuşturucu batağına ayna tuttu.

Ülkeyi ekonomik anlamda uçuruma sürükleyen iktidar, uyuşturucu ile mücadelede hiçbir dönem etkin çalışma yürütemedi. Eski İçişleri Bakanının ‘Gördüğünüz yerde bacaklarını kırın’ anlayışıyla bu sorunu çözemezsiniz. Etkin bir mücadele yürütün, gençleri bu bataktan kurtarın” çağrısında bulundu.

Paylaşın

CHP’de Yeni Tüzük Mesaisi Başlıyor: İki Önemli Başlık

14 ve 28 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerinde hedeflenen sonuçların alınmadığı Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) dokuz kişiden oluşan Tüzük Komisyonu, çalışmalarına başlıyor.

Perşembe günü ilk mesaisi yapacak yeni tüzükte, özellikle milletvekili aday belirleme işlemleri sırasında ön seçim hüküm altına alınmak isteniyor. Milletvekilliğine dönem sınırı getirilmesi de gündemde.

Seçimlerde aldığı sonucun ardından değişim sürecine giren, kongreler takvimini başlatan ve süreç sonunda büyük kurultayını toplama kararı alan CHP, burada oylamayı planladığı yeni Tüzük için harekete geçiyor. Kısa süre önce oluşturulan Tüzük Komisyonu, Perşembe günü ilk mesaisini yapacak.

BirGün’de Hüseyin Şimşek’in haberine göre, Tüzük’te özellikle milletvekili aday belirleme işlemleri sırasında ön seçim hüküm altına alınmak isteniyor. Milletvekilliğine dönem sınırı getirilmesi de gündemde.

Tüzük değişikliği hakkında ilk olarak Parti Sözcüsü Faik Öztrak kurultaya işaret etmiş, Genel Başkan Yardımcısı Eren Erdem ise şu ifadeleri kullanmıştı:

“Değişim MYK’mizde, bizlerin teklifi ve Genel Başkanımız başta tüm MYK’mizin ortak mutabakatıyla, MYK’mizin ilk önemli icraatlerinden biri olarak, açıklamış olduğumuz olağan kurultayımızın gündemine bundan sonra adaylarımızın ön seçim yoluyla belirlenmesi hususunda bir genel mutabakatı sağlamış bulunuyoruz.

Parti sözcümüzün açıklamış olduğu tüzük değişikliğinin kapsamında yer alan maddelerden biri bu olacaktır. CHP emektarlarının bunu heyecanla beklediğini biliyorum. CHP örgütlerine emekçilerine hayırlı uğurlu olsun.”

Kurultay ve yaklaşan yerel seçimler

Öte yandan CHP MYK toplantısında, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, kurmayları ile yaklaşan yerel seçimler öncesi il ve ilçelerdeki son durumu ele aldı. Edinilen bilgiye göre, kongreler sürecini başlatan CHP’de resmi takvimlendirme sürecinin gerçekleştirilecek il başkanları toplantısında karara bağlanması planlanıyor.

Bu süreci hızla tamamlamak isteyen parti yönetiminin daha sonra belediye başkanı adaylarını belirleyeceği kaydedildi. Büyük kurultayın tarihi ise henüz netleşmedi.

Asgari ücret tespit çalışmalarının da gündeme geldiği toplantıda, CHP’nin resmi önerisi, 15 bin TL olarak belirlendi, daha aşağısının vatandaşları açlığa terk etmek anlamına geleceği bildirildi. Toplantıda ayrıca AK Parti’nin ekonomik eksen değişikliklerine rağmen hayat pahalılığını tersine çeviremeyeceğine yönelik tespitlerin yapıldığı da kaydedildi.

Paylaşın

CHP’de “Değişim” İçin Altın Formül Aranıyor

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde hedeflenen sonuçların alınmadığı Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun görevini sürdürüp sürdürmeyeceği merak edilirken, “değişim” için altın bir formül aranıyor.

halktv.com.tr yazarı İsmail Küçükkaya, bugünkü yazısında “CHP kendisine yeni bir yol arıyor. İlk hedef yerel seçimler. Ve sonrası… Bu amaca ulaşmak için atılması gereken adımlar var. Parti yenilenmek durumunda. Gençleşmek ve güç depolamak zorunda. Bu gerçeği olayın içindeki tüm aktörler görüyor ve kabul ediyor” dedi.

İsmail Küçükkaya “Yol haritası” başlıklı yazısına şöyle devam etti:

Çok bilinmeyenli denklem içinde
Altın bir formül aranıyor.
Bir yol haritası çizilecek. Kazasız belasız menzile götürecek bir güzergah.
Ya birleşe birleşe kazanacaklar.
Ya da ayrışa ayrışa hepsi kaybedecek. CHP de.

Kavgalı, gürültülü, çekişmeli bir kongrede kim kazanırsa kazansın bu bir başarı olmayacak. Bunun yerine ‘BÜYÜK DEĞİŞİM UZLAŞMASI’ gerçekleştirirlerse bu hepsi için başarı olacak.

Kılıçdaroğlu bir daha hiç bir yere aday olmayacağını açıkladı. Bu önemli. Unutulmasın.

Şöyle bir formülü hayata geçirmeye çalışıyorlar;

Kılıçdaroğlu yerel seçime kadar partinin başında kalsın ve dönüşümün liderliğini yapsın.
İmamoğlu İstanbul seçimlerine hazırlansın, seçimi kazansın ve belediye meclisinde çoğunluğu da elde etsin.
Özgür Özel başta tüm aktörler partinin yerel seçimlere hasarsız girmesini sağlarken, bir yandan da değişim, dönüşüm, yenilenme taleplerini yerine getirsin.

Burada sakınacak hatalar var

Kılıçdaroğlu ben bu delege yapısıyla kongreyi kazanırım diye düşünürse kazansa bile kaybeder.
Delege iktidar ister. Kılıçdaroğlu’nu kurultayda yeneriz diye düşünmek büyük politik hata olur.
İmamoğlu belediyenin anahtarını seçimden önce ak partiye teslim ederse en büyük stratejik yanlışını yapmış olur.
Bütün aktörler için hiçbir şey olmamış gibi davranmak affedilmez ve telafisi imkansız hata olur.

CHP’de durum ana hatlarıyla böyle. Bugün veya yarın; en geç bir hafta içinde ne olacağını öğreneceğiz. Kılıçdaroğlu düşünüyor. Konuşacak.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu İle Görüşmesini Anlattı: Tavsiyeleri Oldu

Kemal Kılıçdaroğlu ile gerçekleştirdiği görüşmenin detaylarını anlatan Özgür Özel, “Genel Başkan’la benim açıklamamdan sonra bir araya geldik ve geçmişte olduğu gibi son derece samimi, son derece yapıcı ve birbirine saygılı bir çerçevede geçti görüşme. Ne Genel Başkan’da bir kırgınlık var ne bende. Açıklamalarımın ertesi günü baş başa haftalık görüşmemizi yaptık. Bu meseleye ilişkin güvensizlik, saygısızlık, etik olmama gibi bir çıkarımı yok.” dedi.

Görüşmenin son derece yapıcı olduğunu belirten Özel, “Sitem eden bir noktada değildi. Ama beni koruyan ve kollayan bir tutumu vardı. Bu süreçte neleri yapmamın doğru, neleri yapmamın yanlış olabileceğine dair yapıcı uyarıları oldu. Bunun “adaylığımı destekliyor, akıl verdi” gibi anlaşılmasından korkarım. Herhangi bir başka arkadaşımız, benim gibi bir açıklama yapsa ondan da esirgemeyeceği, tecrübesine dayanan birtakım tavsiyeleri oldu” ifadelerini kullandı.

Kurultay sürecinin ardından “Üstüme düşeni yaparım” diyen CHP Grup Başkanı ve Manisa Milletvekili Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile gerçekleştirdiği görüşmenin detaylarını anlattı.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar‘a konuşan Özel, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçmenin yazdığı mektubu iyi okuması gerektiğini düşünüyorum. Bizim şu mesajı almamız gerekiyor: Aynı şeyleri tekrar ederek aynı sonucu alamazsınız ve bunun için değişmeniz lazım. Burada sakıncalı gördüğüm şey değişimi sadece kişilere indirgemek. Partideki yapısal sorunlara, partinin siyasette nereye konumlandığına, kendini nasıl tarif ettiğine doğru bakmamız lazım” dedi.

“2018’den bu yana yürütülen ittifak siyasetini, buna verilen büyük emeği, Türkiye’nin neredeyse yarısını barıştırmış, kucaklaştırmış olmasının kazanımlarını önemsiyorum” diyen Özel, şunları söyledi:

“Ama bunun yanında Cumhuriyet Halk Partisi’nin sol, sosyal demokrat kimliğini unutmaması ve bunu doğru tarif etmesi gerekiyor. Kendisinden daha solda olanlarla, kendisinin durduğu yer açısından da kıymetli olan yapılarla temastan kaçmaması gerekiyor. Toplumun ezilen kesimlerini, kimsenin sahip çıkmadığı kesimlerini, toplumun sadece oy almak için yönelilen ve sonra unutulan kesimlerini sahiplenmek gerekiyor. Buradan örgütlenmeye başlamak gerekiyor. Elbette tersane işçileri, elbette madenciler, elbette tarım işçileri önemli, bunları asla ihmal edemeyiz. Ama bunlarla birlikte motokuryeleri, beyaz yakalıları, mavi yakalıları, gri yakalıları, plazada emeği sömürülenleri görmek gerekiyor.”

Adaylık ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Özel, şunları söyledi: “Ben geçen sene grup başkanvekiliyken böyle bir şey olsaydı zaten adaylıkla ilgili böyle bir açıklama yapmazdım. Çünkü Grup Başkanvekiliydim, Genel Başkanımın Meclis’teki vekiliydim. Ben bugün grup başkanıyım ve ne Anayasa ne iç tüzük ne de parti tüzüğümüz Grup Başkanı’nı Genel Başkan’ın vekili olarak tarif etmiyor. O, Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekili olmayan ilk Genel Başkanı, ben de Genel Başkan olmayan ilk Grup Başkanıyım. Vekaletini yürütürken aday oldu tartışmaları teknik gerçeklikten yoksun.”

“Tavsiyeleri oldu”

Özel, şunları söyledi: “Ancak meseleye “yıllarca vekaletini yürüttüğü, kendisine çok güvenen birisine karşı aday oluyor” diye bakıyorlarsa ben sadece şunu söylüyorum, Genel Başkan’la benim açıklamamdan sonra bir araya geldik ve geçmişte olduğu gibi son derece samimi, son derece yapıcı ve birbirine saygılı bir çerçevede geçti görüşme. Ne Genel Başkan’da bir kırgınlık var ne bende. Açıklamalarımın ertesi günü baş başa haftalık görüşmemizi yaptık. Bu meseleye ilişkin güvensizlik, saygısızlık, etik olmama gibi bir çıkarımı yok.”

Görüşmenin son derece yapıcı olduğunu belirten Özel, “Sitem eden bir noktada değildi. Ama beni koruyan ve kollayan bir tutumu vardı. Bu süreçte neleri yapmamın doğru, neleri yapmamın yanlış olabileceğine dair yapıcı uyarıları oldu. Bunun “adaylığımı destekliyor, akıl verdi” gibi anlaşılmasından korkarım. Herhangi bir başka arkadaşımız, benim gibi bir açıklama yapsa ondan da esirgemeyeceği, tecrübesine dayanan birtakım tavsiyeleri oldu” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’yla Görüşen İmamoğlu: Değişim Yönündeki Parametreleri Paylaştım

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Düşüncelerimi, değişim yönündeki parametreleri, neler olması noktasındaki aşamaları yine kendisiyle paylaştım” dedi ve ekledi:

“Çok makul, çok güzel, çok değerli hatta pozitif anlamda uzlaşı sonucuyla toparlanan bir buluşmayı yaptık kendileriyle. Tabii ki bunun bir zaman dilimi vardır. Benim bu sohbetten değişim ve dönüşüm adına aktarabileceğim şimdilik bu kadar.”

İmamoğlu, bu sürecin kıymetli olduğunu belirterek, “Ele alınması gereken ve kamuoyuna hissettirilmesi gereken tarafları oldukça fazladır. Şu anda yapılan hamlelerin, toplum için yeterli gelmediğini biliyoruz. Bu yeterli gelmeyen ama yeterli olması için yapılması gerekenlerle ilgili tüm fikirlerimi, süreçleri kendisiyle paylaştım” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB’nin Londra’dan İstanbul’a getirdiği Fatih Sultan Mehmet’in madalyonunun, Panorama 1453 Tarih Müzesi’nde sergilenmeye başlamasına dair törende konuştu.

İmamoğlu, Kılıçdaroğlu ile görüşmesine ilişkin, “Şu anda yapılan hamlelerin, toplum için yeterli gelmediğini biliyoruz. Bu yeterli gelmeyen ama yeterli olması için yapılması gerekenlerle ilgili tüm fikirlerimi, süreçleri kendisiyle paylaştım” dedi.

İmamoğlu, bu konudaki sorular üzerine şu açıklamayı yaptı: “Elbette seçimi kaybettik. İki kere iki dört. Dolayısıyla Millet İttifakı olarak başta Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere hepimizin bunun içinde en önde tabii orada 6 parti var, onun lideri var, yöneticileri var ama aynı zamanda biz varız. Etkin belediye başkanları var.

Her birimiz şapkamızı önümüze koyacağız, oturacağız, düşüneceğiz. Ortak akılla, doğru kararlar alacağız. Bu doğru kararlar almanın içerisinde en önemli aktör, en önemli kurum Cumhuriyet Halk Partisidir.

Cumhuriyet Halk Partisi, ittifaka liderlik ettiği gibi bugün de değişime ve dönüşüme liderlik etmek, öncü hareketleri, hamleleri yapmak zorundadır. Bunun da adresi Cumhuriyet Halk Partisi olduğuna göre o adresin ana noktası da elbette benim çok kıymetli Genel Başkanım Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’dur.”

“Değişim yönündeki parametreleri paylaştım”

İmamoğlu, bu bakımdan seçimin ilk gününden itibaren Kılıçdaroğlu ile telefonla yazışarak ve baş başa konuşarak defalarca sohbetleri ve paylaşımlarının olduğunu söyledi:

“Çarşamba günü yaptığımız buluşma da elbette ki yine benim kendilerine birtakım hatırlatmalarım, önerilerim ve yazılarım doğrultusundaki talebimden ötürü bir araya geldik. Düşüncelerimi, değişim yönündeki parametreleri, neler olması noktasındaki aşamaları yine kendisiyle paylaştım. Çok makul, çok güzel, çok değerli hatta pozitif anlamda uzlaşı sonucuyla toparlanan bir buluşmayı yaptık kendileriyle. Tabii ki bunun bir zaman dilimi vardır. Benim bu sohbetten değişim ve dönüşüm adına aktarabileceğim şimdilik bu kadar.”

İmamoğlu, bu sürecin kıymetli olduğunu belirterek, “Ele alınması gereken ve kamuoyuna hissettirilmesi gereken tarafları oldukça fazladır. Şu anda yapılan hamlelerin, toplum için yeterli gelmediğini biliyoruz. Bu yeterli gelmeyen ama yeterli olması için yapılması gerekenlerle ilgili tüm fikirlerimi, süreçleri kendisiyle paylaştım” dedi.

Parti içindeki meseleleri ve süreçleri bu seviyenin daha ötesinde paylaşmayı doğru bulmadığını belirten İmamoğlu, bu bahsedilen sorunların içerisinde kamuoyunun bilmesi gereken kısımların da olduğunu anlattı:

“O kısımlarla ilgili ve nasıl olması gerektiği konusunda Genel Başkanımızın, umuyorum ki bayram öncesi yapabileceği bazı aktarımlar sonrasında belki farklı bir ortam, farklı bir buluşma ya da bireysel olarak benim de kamuoyunu bilgilendireceğim tarafları olabilecektir. Şimdilik Sayın Genel Başkanımla çok saygın, çok özenli ve çok değerli buluşmalarımızı sonuçlandırdık.

Bu aşamadan sonra umuyorum ülkemizin önünü açacak, muhalefetin yeniden güçlenmesini sağlayacak, Cumhuriyet Halk Partisinin daha güçlü bir şekilde süreci tasarlayacağı, hem yerel yönetime, yerel yönetim seçimlerine, yerel seçimlere dönük en güçlü şekilde sadece İstanbul değil, Türkiye’nin her sathında en güçlü ve en iddialı şekilde girmesini sağlayacak.”

Paylaşın

CHP’de “Değişim” Tartışmaları; İlhan Cihaner: Sorumluluk Alırız

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık görevini sürdürüp sürdürmeyeceği merak edilirken, “değişim” tartışmaları da devam ediyor. CHP’li Cihaner, “Önümüzdeki günlerde o koşullar oluştuğunda tabii ki biz de bu yönde arkadaşlarımızla değerlendirip moda deyim ile sorumluluk alırız” dedi.

“Gelecek İçin Biz Oluşumu”nun önde gelen isimlerinden CHP 24’üncü ve 26’ncı dönem milletvekili İlhan Cihaner, Independent Türkçe’den Ali Kemal Erdem‘e konuştu. “Değişim üç sütun üzerinde tartışılmalı” diyen Cihaner, şunları söyledi:

“Birincisi parti içi hukuk. Ön seçimden, parti içi demokrasiye kadar yani her şeyin öngörülebilir olması lazım. Eşitliği garanti etmesi lazım. Bir ideoloji, program yani buradan bir keskin ve sert bir öz eleştiri yapıp bu kadar elverişli koşullara rağmen ortadaki yenilginin gerekçelerinin çok çok objektifle keskin bir analizinin yapılması lazım. Bunun kadrolarının da yavaş yavaş ortaya çıkması lazım. Ama şu ana kadar parti içerisinde değişimin öncüsü olarak öne çıkan isimler de buna dair bir şey görmüyoruz. Yani bir değişim deniliyor ama bu değişim nedir? Yani parti aynı çizgisinde devam edecek. Sadece işte falanca isimler gidip bir vitrin yenileme şeklinde bir kozmetik değişiklik mi olacak buna dair hiçbir şey yok.”

“Net bir yenilgi var”

Seçim sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Cihaner, “Seçim öncesinde mevcut yönetimi elinde bulunduranlar, özellikle liberaller, eski AKP’liler, bir kısım muhafazakârlar ‘CHP değişti’ diyor, alkışlıyor ve bunun başarı getireceğini söylüyorlardı. Oysa karşımızda net bir yenilgi var. İşte parlamento çoğunluğu AKP, MHP’de. Cumhurbaşkanlığı seçimi kaybedildi. Tabii ki seçimler kaybedilebilir. Bu olabilir. Ama öyle bir coşku yüklemesi yapıldı ki bunun yarattığı siyasi travma parti yönetimi tarafından da dikkate alınmayınca seçim sonuçları parti açısından çok çok olumsuz olacak boyuta taşınmış oldu” ifadelerini kullandı.

“Sorumluluk alırız”

“Yeniden aday olmayı düşünüyor musunuz?” sorusuna Cihaner, şöyle yanıt verdi: “Garip bir durumla da karşı karşıyayız. ‘Kurultay yapılacak’ denildi ve tüm siyaset de böyle algıladı. Fakat kurultay tarihi belli değil. Genel merkezin açıkladığı takvimde kurultayın tarihi belli değil. Orada nasıl bir tablo çıkacak? Önceden de değişimden yana cesaret gösterip böyle bir iddia ortaya koymuştuk. Önümüzdeki günlerde o koşullar oluştuğunda tabii ki biz de bu yönde arkadaşlarımızla değerlendirip moda deyim ile sorumluluk alırız.”

“İmamoğlu ile aramızda makas var”

“İdeolojik olarak Ekrem İmamoğlu ile uzlaşabileceğinizi düşünüyor musunuz?” şeklindeki soruya Cihaner, “Parti siyaseti, gelecek Türkiye tasavvuru yönünde baktığımızda aramızda bir makas olduğu anlaşılıyor. Özellikle partinin güncellenmiş bir sosyal demokrat sol çizgiye oturması gerektiğini düşünüyoruz. Ancak diğer değişim telafi de edenler ya bu tartışmayı geçiştiriyor ya daha siyasetsizliği çağrıştıran birtakım işte genel-geçer sloganlar ya da sözlerle geçiştiriyorlar orayı. Dolayısıyla orada da bir kristalize olmuş bir ideolojik tutum tarifi olmadığı için yani ne desek boş durumda” cevabını verdi.

Paylaşın

“Kemal Kılıçdaroğlu İle Ekrem İmamoğlu Anlaştı” İddiası

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından ‘değişim’ seslerinin yükseldiği Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) Genel Başkan Kılıçdaroğlu ile İBB Başkanı İmamoğlu’nun üçüncü görüşmede uzlaşmaya vardığı öne sürüldü.

Bu kapsamda İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bir yol haritası hazırlamaya başladığı iddia edildi.

Kemal Kılıçdaroğlu ile Ekrem İmamoğlu görüşmesini kaleme alan gazeteci Fikret Bila, “Bu görüşmede bir uzlaşmaya ve sürecin birlikte yürütülmesi kararına varıldığını, İmamoğlu’nun bu konuda bir ‘yol haritası’ belirlemek üzere bir çalışma yapacağını ve çalışma tamamlandıktan sonra yeniden Kılıçdaroğlu’yla bir araya geleceğini söyleyebiliriz” diye yazdı.

halktv.com.tr yazarı Fikret Bila yazısında şunları söyledi:

“Çankaya Belediyesi’ne ait Ahlatlıbel tesislerinde yapılan görüşmede Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu’na yaptığı önerinin çerçevesini özetle şöyle çizebiliriz:

‘Belediye başkanlığından ayrılmanız, yerel seçim öncesinde İstanbul’u AK Parti’ye bırakmanız yanlış olur. Seçmenden de tepki görürüz. Siz yerel seçimlerde İstanbul için yeniden aday olun. İstanbul’u kazanmamız yerel seçimler için çok önemli. Ben demokratik bir kurultay zemini hazırlayacağım.’

İmamoğlu’nun da, Kılıçdaroğlu’nun önerisi doğrultusunda bir yol haritası belirlemek üzere çalışma yapacağı ve çalışma tamamlandıktan sonra kendisine sunacağı yanıtını verdiğini söyleyebiliriz.

İmamoğlu’nun Kılıçdaroğlu’yla görüşmek üzere Ankara’ya gelmeden önce İstanbul ilçe belediye başkanlarıyla yaptığı toplantıdaki yaklaşımı da önem taşıyor. İmamoğlu’nun, bu toplantıda, ‘Ben Genel Başkanımız aleyhine bir hareket içinde bulunmam. Kılıçdaroğlu’na karşı imza toplamak gibi bir girişimde de bulunmam’ şeklinde özetlenebilecek değerlendirmesinin Genel Merkez’de memnuniyetle karşılandığını da kayda geçirelim.”

Paylaşın

CHP’de “Değişim” Tartışmaları: Olağanüstü Kurultay Yerel Seçimlerden Sonra Olabilir

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nu kurultayda yeniden aday göstereceklerini belirten CHP’li Bülent Kuşoğlu, “Yerel seçimlerin sonuçlarına göre bir kurultay söz konusu olabilir. Bunun değerlendirmesini sayın Kılıçdaroğlu yapacaktır” dedi ve ekledi:

“Genel Başkan seçimli olağanüstü kurultay düzenleyebilir. Seçim sonuçlarına göre bırakabilir de, bir süre daha devam ettirebilir de. Tabii siyasetin şartları, seçim sonrası durum belirleyecektir. Ama bu kurultayda kesin aday gösterilecektir.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve CHP Grup Başkanı Özgür Özel’in “değişim” ve “adaylık” konularındaki açıklamalarıyla ilgili ise, “Grup başkanımız da o mevkide otururken, ya da Ekrem Bey Büyükşehir Belediye Başkanı’yken, Genel Başkan’a karşı daha dikkatli olmalılar” görüşünü dile getirdi.

İki ismin de niyetleri varsa adaylıklarını resmen ilan edip, kurultayda yarışabileceklerini belirten Kuşoğlu, “Ama ‘Kemal Bey gitsin, beni koltuğa oturtsun’ gibi bir tutumun doğru olmayacağını” söyledi.

Kılıçdaroğlu’nun, bürokratlığından beri en yakınındaki isimlerden olan Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’a konuştu. Kuşoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Kurultay takvimi

Seçimlerden önce kurultayı yapmamız gerekiyor. Çünkü kurultayı yapmadınız, kongre sürecini tamamlamadınız diye eleştirilir. Böyle, hukuksuz bir iktidarın seçime sokmaması bile söz konusu olabilir. Onun için seçimden öne kurultayı yapmak zorundayız. Yapıldığında da zaten seçimleri de kurultay sonucu ortaya çıkan yapıyla devam ettirmek zorundayız.

Özel’in adaylığı

Seçim sonuçlarında hepimizin muhakkak ki eksikleri, sorumluluğu vardır. Zihniyet değişmeden, özeleştiri yapılmadan, sadece Kemal Bey suçlanarak, onun gönderilmesi ile aşılacak bir şey değil. Ama ‘Kemal Bey gitsin, beni koltuğa oturtsun’ öyle bir şey söz konusu değil herhalde, doğru değildir böyle bir şey. Parti tüzüğüne de uygun değildir.

İmamoğlu’nun adaylığı

Adını koyalım, adaylık için en fazla adı geçen kişi Ekrem Bey. Ekrem Bey için bugün bir mahkeme süreci söz konusu. Genel başkan olabilir mi rahatlıkla? Olamaz, sıkıntısı var. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday olabilir mi? Sıkıntısı var. Bizim Kemal Bey’den sonraki en önemli adayımız için hukuki bir tuzak hazırlanmış durumda. Böyle olunca, bizim seçim öncesi hem partiyi kaybetme, hem de İstanbul’u kaybetme durumumuz olabilir. Biz İstanbul’u kaybetmemeliyiz, partiyi de kaybetmemeliyiz, bu tuzağa da düşmemeliyiz.

Yerel seçimlerde ittifak

Bunu bazı yerlerde bir seçim iş birliği şeklinde resmi olarak ortaya koyabiliriz. Birçok yerde de zaten seçmen tarafından yapılacaktır diye düşünüyorum. Şu anda partilerin aday çıkaracağız demesi normal, her parti ister. Ama seçimler yaklaşınca daha farklı tutumlar alınacaktır, daha realist bakılacaktır.

Röportajın tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın