Kılıçdaroğlu: Çaldığınız Servetin Esiriyseniz, Ülkeyi Yönetemezsiniz

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Biriktirdiğiniz veya çaldığınız servetin esiriyseniz, siz ülkeyi yönetemezsiniz. Çaldıkları ve biriktirdikleri servet var. Servetlerin büyük bir kısmı yurt dışında ve şimdi ülkeyi yönetemiyorlar. O yüzden soru şu: Bütün bunların karşılığına baktığımızda Erdoğan hükümeti kimlere hizmet ediyor?” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Vatandaşa hizmet etmediği açık. Zamlardan, vergilerden zaten açık. O zaman kime hizmet ediyor? Saydım bir daha sayayım. Dolarla ihale alanlara hizmet ediyor. Dolarla fiyat garantisi alanlara da hizmet ediliyor. Dolarla devlete borç verenler… Bunlar da tabii paralarının karşılığını, faizini dolar olarak alıyor. Kur korumalı mevduat… Az önce söyledim. 117,5 milyar liralık bir para ödendi. Ayrıca yurt dışından aldıkları krediler var. Özel sektörün, bazılarının. Aldığı kredilere verilen Hazine garantisi var.”

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Çünkü yurt dışındaki borç para verenler, firmaya güvenmiyor. O garanti de veriliyor bunlara. Başkasının kefaletini Hazine’nin sırtına yıkıyorsunuz. Bu da bizim ülkemizde ilklerden birisidir. Bütün bunların dışında yurt dışındaki enflasyonu da getirip 85 milyonun sırtına yıkıyorsunuz. Bu tabloda şunu görüyorsunuz. İki farklı Türkiye var. Sarayın Türkiye’si, vatandaşın Türkiye’si” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, konuşmasının sonunda ise, Vicdanı olan, ahlakı, erdemi olan, namusu olan herkes soruyorum. Bu kadar büyük bir olayı 21. Yüzyılın Türkiye’sinde nasıl görmezden gelebiliriz? Yargının çürüdüğü bir ortamı, bu kadar somut anlatan başka bir örnek var mıdır? Çağırıyorsun, tehdit ediyorsun, karar vereceksin diyorsun, dosya tamam değil diyor.

Olsun, dosya tamam olmasa bile firma lehine karar vereceksin diyor. Bunlar bedava mı yapılıyor? Eğer rüşvet, yargıya kadar gittiyse, HSK bütün bu hukuksuzlukların, adaletsizliklerin kaynağı haline gelmişse Türkiye’de hiçbir şey düzelmez. Ne ekonomi ne ahlak ne erdem düzelmez. Çürüme nerede? Açık ve net söylüyorum: Çürüme sarayda. Neron Roma’yı yaktı; Erdoğan da Türkiye’yi yakıyor.” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Dünya kadar sorunumuz var ama bu sorunlar sadece bugüne özgü değil. Tarihimize baktığınızda o tarihlerde de ciddi sorunlar vardı ama o sorunlar, akılla, bilgiyle, birikimle ve güçlü bir iradeyle yenildi.

O sorunlardan birisi de Osmanlı’nın yıkılışı ve yıkılan bir imparatorluktan genç bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çıkmasıydı ve bu genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Lozan’da bütün egemen güçlere karşı mücadelesini verdi; büyük bir başarının altına imza attı ve Türkiye’nin bağımsızlığını bütün dünyaya duyurdu ve onaylattı. Dolayısıyla biz, Lozan’ın 100. Yılında bu büyük başarıya imza atan ve aramızda olmayan bütün kahramanlara, devletin bütün yöneticilerine başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü olmak üzere hepsine şükran borçluyuz.

Onlar, bir tarih yazdılar ama kulaklarımıza küpe olsun diye rahmetli İsmet İnönü 15 Ekim 1973’te TRT’de Nazmi Kal ile yaptığı bir söyleşi var. Orada rahmetli İnönü’nün anlattığı bir öykü var. ‘Batılılar Lozan’ı istemeye istemeye kabul etti diyor. Doğrudur.

Emperyal güçler, Osmanlı’yı parçalamak ve yemek istiyorlardı. Lozan’da İngiliz delegesi Lord Curzon ve Amerikan delegesi oturuyorduk. İngiliz delegesi Lord Curzon, Lozan’dan memnun ayrılmıyoruz. Hiçbir dediğimizi yaptıramadık. Harap bir memleket alıyorsunuz. Bunu imar etmeyecek misiniz? Ne ile nasıl yapacaksınız? Para bir bunda var (Amerikan delegesini işaret ederek) bir de ben de var. Geleceksiniz, para isteyeceksiniz, diz çökeceksiniz. Reddettiklerinizin hepsini cebimden çıkarıp size göstereceğim’ dedi.

Bunu hiçbir zaman unutmam diyor rahmetli İsmet İnönü. Ve unutmadı. İktidarı muhalefete devrettiği zaman da Merkez Bankası’nın kasasında 122 ton altın vardı. Dolayısıyla bugün aradan 100 yıl geçmesine karşın bugün devleti yönetenlerin kapı kapı gezip para dilendikleri bir ortamı yaşıyoruz. 100 yıl önce hangi mücadeleyi verdik; 100 yıl sonra hangi noktadayız? Bunu bizi dinleyen bütün vatandaşlarımın unutmaması gereken bir gerçek olduğunu bilmelerini isterim.

24 Temmuz aynı zamanda Basın Bayramı. Basında sansürün kaldırılışının tam 115. Yıl dönümüydü dün. Hapishanelerimizde gazeteciler var. Merdan Yanardağ şu anda hapiste. Üstelik tutuklu yani mahkum değil. Medya üzerindeki baskıları görüyoruz. Bunları yaşıyoruz. Dünyada basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke arasında 165. Sıradayız.

Bu ayıp bile hangi noktada olduğumuzu gösteriyor. Adliyelerde haber takibi yapanlar var. Bu yılın ilk 7 ayında, o haber takibi yapan gazetecilerin tam 364 kez hakim karşısına çıktığını da bilmenizi isterim. Haber takibi yapan tekrar hakim karşısına çıkıyor sorgulanmak üzere. Bu arada doğru haberlerin de engellendiğini biliyoruz. Ama medyada bir özgürlüğün olmadığını da günlük yaşamımızda da olsa görüyoruz ve yaşıyoruz.

Akbelen’de kadınlar direniyor. Köylü kadınlar direniyor. CHP Grubu’ndan Akbelen’de direnen, ormanı için, ağacı için direnen o kadınlara buradan güzel bir alkış gönderelim lütfen. İki yıldır mücadele ediyorlar. Dün güvenlik güçleri TOMA’larla engellemek istedi. Yahu neyi engelliyorsunuz? Ağacı korumak suç mu? Doğayı korumak suç mu? Onlar kendileri için değil o coğrafyada yetişen evlatları için mücadele ediyorlar. Dolayısıyla onların mücadelesi, toplumun her kesimine örnek olsun diyelim.

Dimitry Orlov’un güzel bir ‘toplumların çöküşü’ teorisi vardır. Şöyledir: Toplumların çöküşü, beş ana aşamada meydana gelir der. Birinci aşama, finansal çöküştür. Yani kurumlar borçlarını ödeyemez noktaya gelirse bir finansal çöküşle karşı karşıya kalırsınız.

İkincisi, ticari çöküştür der. Yani yerli para değerini kaybeder, paradan kaçış başlar ve yatırımcı önünü göremez; dolayısıyla ticari çöküş gündeme gelir. Üçüncüsü, politik çöküş der. Hükümet meşruiyetini ahlaki ve siyasi olarak ve yönetim kabiliyetini kaybeder. Evet ahlaki ve siyasi açıdan sorgulanan bir hükümet var. Zaten liyakat denen bir olay da Türkiye’de söz konusu değil.

Dördüncü çöküş, sosyal çöküş. Aile yapısının kökten sarsılması, boşanmaların artması, işsizliğin artması, uyuşturucu bataklığına o ülkenin sürüklenmesi, intihar vakalarının artması sosyal çöküşün habercisidir diyor. Beşincisi kültürel çöküş. Ahlaki değerlerin temelden sarsılması. Adalet duygusunun giderek zayıflaması, devleti soyanların itibarlı hale gelmesi. Savurganlığın, saygınlık olarak algılanması… bunlar da kültürel çöküşün ana parametreleridir. Toplumların çöküşünde Orlov, bunlar anlatıyor.

Haziran ayında 219 milyar lira bütçe açık verdi. Yani para yok ama harcıyorsunuz. Hazine’nin ödeyeceği kısa vadeli borç, vadesine bir yıldan daha kısa zaman kalan dış borç 207 milyar dolar. Tam bir rekor. Hem dış borcu ödeyip hem de cari işlemler açığını finanse edebilmeniz için 207 milyar doların 270 milyar dolara çıkması lazım.

Yani bir yıl içinde 270 milyar dolar para bulmanız gerekiyor. Neden gidip el etek öpüyorlar, neden düne kadar şerefsiz dediklerinin saraylarına gidip ‘yahu biz ettik sen etme, ne olursun para ver’ diye dilenenlerin arkasındaki gerçek bu. Bütün bunlara rağmen hani olur bu kadar borç olur ama Merkez Bankası’nda da paranız olur. Yok. Merkez Bankası’nda eksi 48 milyar dolar…

Merkez Bankası’nın da rezervi böyle. Bunun yanında kur korumalı mevduat var. Bu yıl ve geçen yıl 117 milyar lira para ödendi kur korumalı mevduat sahiplerine. Bunlar hem vergi ödemeyecekler hem paraları dolar bazında garanti altında. Türk lirasına güven tamamen kaybolmuş vaziyette yani ticari çöküş. Bankada hesapları olanların yüzde 67’si döviz üzerinden tutuyor parasını.

Türkiye’nin hangi noktaya geldiğini üç görüşle ifade edeceğim. Bir, diyor ki Türkiye ‘Sana borcumun anaparasını ödeyemiyorum. Param yok. Sana anaparayı ödemek için bana borç ver.’ İki, ‘Senden aldığım borcun faizini de ödeyemiyorum. Param yok. Anapara dışında faizini de ödemem için bana borç ver.’ Üç, ‘Ayrıca bütçede açığım var. Bu açığı kapatmam için de bana borç para ver.’ Lozan dedik, rahmetli İsmet İnönü dedik. Lord Curzon’un ‘geleceksin Türkiye’yi imar etmek için, fakir fukara bir ülkesin, ben o zaman cebime koyduklarımı senin önüne koyacağım…’ Türkiye’nin geldiği nokta budur.

Vatandaş icra dairelerinde… -Oradan da bir rakam vereyim. Geçen yılın 1 Ocak’la 22 Temmuz arasında geçen yılla aynı döneme baktığınızda icra dosyalarındaki artış, yüzde 63. İnsanlar icradan kaçınmak için adreslerini de değiştiriyorlar. Vatandaş maalesef borç batağında. Tek kişilik hükümet kuruldu. Yetkiyi aldı ve bu tabloyu değiştirmek istiyor. Bir, ne yapmam lazım diyor? Yeni vergiler getirmem lazım diyor. Mükerrer vergiler dahil. İnsafsız zamlar… Onun dışında bir şey yapılmadı.

Bunun için TBMM’ye bir ek bütçe getirdiler. 1.1 trilyon liralık bir bütçe. Saygın bir yatırım kuruluşu var. Bu bütçede bir hesaplama yapıyor. Diyor ki, ‘Zamlar ve ek vergilerden gelecek paranın tutarı, 265 milyar liradır.’ Oysa Mayıs’tan Haziran’a yani bir ayda devletin borcu tam 900 milyar lira arttı. Mayıs’tan Haziran’a dövizdeki oynama nedeniyle devletin borcu 900 milyar lira arttı. Devletin yönetilmediğini artık hepimiz biliyoruz. Biz borç para vermek isteyenler de bu gerçeği biliyor. O nedenle diyorlar ki, ‘Limanları vereceksin bana. Arsaları arazileri vereceksin bana.

Ben çalıştıracağım.’ O zaman sana borç veririm diyor. Bu, devleti yönetememenin gerçek bir tablosudur. Akaryakıt zamları, vatandaşın cebinden çalınan paradır. Bu gerçeği, hiç kimsenin unutmaması lazım. O nedenle biz, yapılan uygulamayı bir ekonomik soykırım olarak tanımlıyoruz. 85 milyonu bir avuç kişiye hizmet eder hale getirmek, bizim kabul edeceğimiz bir şey değildir. Dikkat ederseniz alınan önlemler arasında saray harcamaları dolayısıyla bir israf genelgesi yok. Sarayda her şey mükemmel.

Hiç kimse biriktirdiği veya çaldığı servetin esiri olmamalıdır. Biriktirdiğiniz veya çaldığınız servetin esiriyseniz, siz ülkeyi yönetemezsiniz. Çaldıkları ve biriktirdikleri servet var. Servetlerin büyük bir kısmı yurt dışında ve şimdi ülkeyi yönetemiyorlar.

O yüzden soru şu: Bütün bunların karşılığına baktığımızda Erdoğan hükümeti kimlere hizmet ediyor? Vatandaşa hizmet etmediği açık. Zamlardan, vergilerden zaten açık. O zaman kime hizmet ediyor? Saydım bir daha sayayım. Dolarla ihale alanlara hizmet ediyor. Dolarla fiyat garantisi alanlara da hizmet ediliyor. Dolarla devlete borç verenler… Bunlar da tabii paralarının karşılığını, faizini dolar olarak alıyor. Kur korumalı mevduat… Az önce söyledim. 117,5 milyar liralık bir para ödendi.

Ayrıca yurt dışından aldıkları krediler var. Özel sektörün, bazılarının. Aldığı kredilere verilen Hazine garantisi var. Çünkü yurt dışındaki borç para verenler, firmaya güvenmiyor. O garanti de veriliyor bunlara. Başkasının kefaletini Hazine’nin sırtına yıkıyorsunuz. Bu da bizim ülkemizde ilklerden birisidir. Bütün bunların dışında yurt dışındaki enflasyonu da getirip 85 milyonun sırtına yıkıyorsunuz. Bu tabloda şunu görüyorsunuz. İki farklı Türkiye var. Sarayın Türkiye’si, vatandaşın Türkiye’si.

Sarayın Türkiye’sine bakalım. Kimler var burada? Erdoğan ailesi var. Beşli çeteler var. Dört beş yerden aylık maaş alanlar var. İhale takipçileri var. Rüşvet alan büyükelçiler var. Ayda 10 bin dolar rüşvet alan siyasetçiler var. Rüşvet alanları meşrulaştıranların tamamı sarayın Türkiye’sinde. Sarayın Türkiye’sinde yaşayanların kira derdi diye bir şeyleri yok.

Elektrik parası, doğalgaz parası, yakıt parası diye bir dertleri yok. Sarayın Türkiye’sinde asla ve asla işsizlik diye bir dert yok. Herkes malı götürmekle meşgul. Sarayın Türkiye’sinde oturanlar, vatandaşın kanına ekmek doğrayanlardır. Onların alın terini sömürenlerdir. Ev sahibiyle, kiracılar arasında kavgalar oldu, cinayetler işlendi. İktidar sahipleri gördüler mi kiralardaki artışları? Görmediler. Çünkü, sarayın Türkiye’sinde kira yok. Vatandaşın Türkiye’sini hepiniz biliyorsunuz.

Devletin hazinesini düzeltmek istiyorsanız bu soyguna son vereceksiniz. Akıl var, mantık var, bilgi var, adalet var, dolarla verdiğin garantilerin tamamını Türk lirasına çevireceksin kardeşim bu kadar açık. Tasarruf yapacaksan vatandaştan değil, saraydan başlayacaksın. Genelge çıkaracaksan saraydan çıkaracaksın.

Bütün bunların temelinde adaletsizlik yatıyor. Adaleti dağıtan organın adına da biz, mahkeme diyoruz. Hakim, hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaatine göre karar verir. Barış Terkoğlu, 10 Temmuz’da bir yazı yazdı Cumhuriyet gazetesinde. Yargıdaki bozulmayı anlattı ve o yazı karşısında bekledi ki Adalet Bakanlığı ya da Hakimler Savcılar Kurulu’ndan bir açıklama gelir ‘ya böyle bir şey yoktur’ denir. Ama bu çok önemli bir yazı ve bu yazı şu anda adeta sahipsiz. Bu yazıda, yazılanları soru haline getirdim. Bu soruları arkadaşlar bir sorsunlar bakalım. Sorular şu:

Önceki Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Hakimler Savcılar Kurulu Birinci Daire Başkanı Halil Koç ve Adalet Bakan Yardımcısı Hasan Yılmaz, seçimlerden önce nisan ayında İstanbul 10. Ticaret Mahkemesi Başkanı Ramazan Acar’ı Ankara’ya kendisiyle görüşmek üzere çağırdılar mı, çağırmadılar mı?

Ankara’da yapılan görüşmede Halil Koç ve Hasan Yılmaz, Mahkeme Başkanı Hasan Acar’ı tehdit etti mi, etmedi mi? Tehdit gerekçesi de şu: Elinde bir dava var. Davanın mutlak bir şekilde firma lehine sonuçlanması lazım. O yüzden 3 Mayıs’taki duruşmada mutlaka karar vermenizi istiyoruz. Dava dosyasının karar aşamasına gelmemiş olmasının hiçbir önemi yok diyor. Sen karar ver, gerisini bize bırak diyorlar. Bu nasıl bir anlayıştır? Nasıl bir soygun düzenidir?

Yine aynı şekilde ilgili firma lehine karar verilmesi için İstanbul Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak İstanbul 10. Ticaret Mahkemesi Başkan ve üyelerine baskıda bulundu mu, bulunmadı mı?

Yeni Adalet Bakanı’nın atanmasına bir gün kala 1 Haziran 2023 tarihinde Adalet Bakan Yardımcısı Hasan Yılmaz, Hakimler Savcılar Kurulu Birinci Dairesi’ne gidip davanın mutlak bir şekilde firma lehine sonuçlanması gerektiğini, mahkeme heyetinin arıza çıkararak duruşmayı ertelettiğini söyleyerek, heyetteki arıza çıkaranların yerine yeni heyet atanması gerektiğini söyledi mi, söylemedi mi?

3 Mayıs 2023. Bu duruşmada bütün baskılara rağmen karar verilmemiş olması nedeniyle, hakim iradesini sarayın ipoteğine vermemiş bir insan. Hakim diyor ki daha henüz dosya tamamlanmadı, karar vermiyorum. Mahkeme başkanı ve üyesi talepleri de olmamasına rağmen kararname öncesi alelacele başka mahkemelere sürüldü mü, sürülmedi mi? Yine kararname dışı, yerlerine başka hakim atandı mı, atanmadı mı?

İstanbul 10. Ticaret Mahkemesi’ne yeni atanan hakimler istenen şekilde, firma lehine karar verdi mi, vermedi mi?

“Neron Roma’yı yaktı, Erdoğan da Türkiye’yi yakıyor”

Vicdanı olan, ahlakı, erdemi olan, namusu olan herkes soruyorum. Bu kadar büyük bir olayı 21. Yüzyılın Türkiye’sinde nasıl görmezden gelebiliriz? Yargının çürüdüğü bir ortamı, bu kadar somut anlatan başka bir örnek var mıdır? Çağırıyorsun, tehdit ediyorsun, karar vereceksin diyorsun, dosya tamam değil diyor. Olsun, dosya tamam olmasa bile firma lehine karar vereceksin diyor.

Bunlar bedava mı yapılıyor? Eğer rüşvet, yargıya kadar gittiyse, HSK bütün bu hukuksuzlukların, adaletsizliklerin kaynağı haline gelmişse Türkiye’de hiçbir şey düzelmez. Ne ekonomi ne ahlak ne erdem düzelmez. Çürüme nerede? Açık ve net söylüyorum: Çürüme sarayda. Neron Roma’yı yaktı; Erdoğan da Türkiye’yi yakıyor.”

Paylaşın

“Değişim” Tartışmalarının Yaşandığı CHP’de Parti Meclisi Ne Mesaj Verdi?

28 Mayıs’ta yapılan seçimlerin ardından “değişim” tartışmalarının yaşandığı CHP’de tartışmaların oluşturduğu gerilim hafta sonu toplanan belediye başkanları ile Parti Meclisi’nde de bir kez daha görüldü. Cumartesi günü oldukça tartışmalı ve gergin geçen belediye başkanları toplantısının ardından Parti Meclisi’nde de sert eleştiriler yönetime getirildi.

PM toplantısında, “değişim” isteyen ve bir araya gelen isimlere “hain”, “etik dışı” gibi benzetmeler yapılmasının yanlış olduğu da dillendirildi. Parti Meclisi’nde mevcut Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin yanı sıra bazı üyelerin de son dönem Kılıçdaroğlu’nun hedef haline getirildiğini, bunun kabul edilemez olduğunu söylediği öğrenildi.

Toplantı sonunda bazı eleştirilere yanıt veren Kılıçdaroğlu’nun “Ben bu koltuğa yapışmadım. CHP’de daha önce de genel başkan değişti, bunun yol yöntemleri bellidir. Bizim geleneklerimiz var. Kamuoyu ve basın önünde bu tartışmaların yapılmasını doğru bulmuyorum” mesajı verdiği öğrenildi.

DW Türkçe’den Kıvanç El’in haberine göre; CHP’de seçimlerin kaybedilmesi ile başlayan “değişim” tartışmaları ile parti içi tartışmaların ele alındığı “zoom toplantısı”nın sızdırılması sonrası gerçekleşen Parti Meclisi’ne değişimin gerginliği de yansıdı. Karşılıklı sert eleştirilerin yapıldığı 12 saatlik toplantıda yapılan oylamada il başkanlarının göreve dönüşüne onay çıkmadı ancak muhalifler gücünü göstermiş oldu.

CHP’de seçimlerin ardından kurultay süreçleri başlamasına karşın parti içerisinde sancılı bir değişim tartışması yaşanıyor. Bu sancılar hafta sonu toplanan belediye başkanları ile Parti Meclisi’nde de bir kez daha görüldü. Cumartesi günü oldukça tartışmalı ve gergin geçen belediye başkanları toplantısının ardından Parti Meclisi’nde de sert eleştiriler yönetime getirildi.

Ekrem İmamoğlu öncülüğündeki “zoom toplantısı”na katılan isimlerden Grup Başkanı Özgür Özel, Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, eski MYK üyeleri Bülent Tezcan, Onursal Adıgüzel, Tekin Bingöl ve Muharrem Erkek’in arasında olduğu PM üyeleri, toplantıya katıldı.

Parti Meclisi’nde yapılan oylama ne mesaj verdi?

Parti Meclisi toplantısının ana gündemini görevden alınan il ve ilçe başkanlarının itirazları oluşturdu. Genel merkez tarafından görevden alınan Muş İl Başkanı İsmail Adanur, Ağrı İl Başkanı Nihat Aslan, Mardin İl Başkanı Mehmet Kılınçaslan, Kayseri İl Başkanı Zeki Özkan ile İstanbul Beykoz İlçe Başkanı Aydın Düzgün’ün görevden almaya ilişkin itirazları görüşüldü ve ardından gizli oylama yapıldı.

İtirazların kabulü için 60 üyeli PM’de, 3’te 2 çoğunluk olan 40 oya ulaşılması gerekirken hiçbir oylamada bu sayıya ulaşılamadı. Böylece il ve ilçe başkanlarının görevden alınmasını Parti Meclisi de onaylamış oldu. Ancak parti içi muhalefetin de Parti Meclisi’ndeki gücü ortaya çıkmış oldu.

Muş İl Başkanı Adanur’un itirazı için 31 kabul 30 ret, Mardin İl Başkanı Kılınçaslan’ın itirazı için 31 kabul, 28 ret 2 çekimser oy çıktı. Böylece bu iki il başkanına dair oylamada “değişimci” olarak adlandırılan isimler salt çoğunluğu elde etmeyi başardı. Ancak gereken 40 oya ulaşamadı.

Ağrı İl Başkanı Aslan’ın itirazı için 30 kabul 31 ret, Kayseri İl Başkanı Özkan’ın itirazı için 28 kabul 33 ret oyu çıkarken Beykoz İlçe Başkanı Düzgün’ün görevden alma itirazı için ise 26 kabul 35 ret oyu ile oylama sonuçlandı.

Düzgün’ün CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile arasının açık olduğu, İmamoğlu’na yakın bir isim olduğu biliniyordu. Bu nedenle bu görevden almaya dair oylamanın Parti Meclisi’nin İmamoğlu’na desteğini de yansıtacağı yorumları bir süredir yapılıyordu.

“Değişim” çağrıları yapan isimler her ne kadar 40 oya ulaşıp istediği kararı aldıramasa da Parti Meclisi’nde “azımsanmayacak” güçleri olduğu yorumunu yaptıkları da kaydedildi. Bazı oylamalarda salt çoğunluğa ulaşılmasının olası olağanüstü kurultay tartışmalarını da sıcak tutacağı belirtiliyor. Bu nedenle yerel seçimler öncesi Genel Merkez’in bir kurultay kararını gündeme taşımaması durumunda PM’de imza toplanarak olağanüstü kurultayın toplanmasının önünün açılabileceği değerlendiriliyor.

Özdağ eleştirileri

PM toplantısında, “değişim” isteyen ve bir araya gelen isimlere “hain”, “etik dışı” gibi benzetmeler yapılmasının yanlış olduğu da dillendirildi. Toplantıda ağırlıklı olarak muhalif isimler Kılıçdaroğlu’nun seçim sonrası yaptığı açıklamaları gündeme taşıyarak eleştiriler getirdiği, yerel seçimlere giderken kamuoyuna değişime dair doğru mesajların verilememesi durumunda seçimde beklenen hedefe ulaşılamayacağı savunuldu.

Özellikle Ümit Özdağ ile Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu öncesi yapıldığı ortaya çıkan “gizli” protokolün hem parti içerisinde hem de ittifak ortaklarında bilinmemesinin bir kırılmaya yol açtığı ve seçmende bu durumun “güvensizlik” yarattığı ifade edildi.

“Zoom toplantısı”nda yer alan isimlerden PM üyesi Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın da bu toplantıya gelen eleştirilere karşı, “Konuşulanların hangisi gizli, ihanet içeren cümleler. Hepimizin konuştuğu başlıklar yine partililerce değerlendirildi” yorumu yaptığı kaydedildi. Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun bu isimler için “şu anda disipline sevk edilmeyecekleri ancak toplantılara devam etmeleri durumunda sevk edilebileceklerine” dair sözleri de eleştirildi.

“Değişim” isteyen isimlerin bu değerlendirme toplantılarının katılımcıların da artırılarak devam edeceği ifade ediliyor.

“Koltuğa yapışmadım”

Parti Meclisi’nde mevcut Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin yanı sıra bazı üyelerin de son dönem Kılıçdaroğlu’nun hedef haline getirildiğini, bunun kabul edilemez olduğunu söylediği öğrenildi. Değişimi yönetecek ismin Kılıçdaroğlu olduğunu belirten üyeler, kurultayın toplanacağını ve kimsenin adaylığının engellenmediğini dillendirdi.

Bazı parti yöneticileri de muhalif kanadın açıklamalarını eleştirilerek, “değişimden kastın ne olduğu hâlâ kamuoyuna anlatılamadı. Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun hedef alınmadığı söyleniyor ama hedef kim o zaman. Açık ve net olarak ne isteniyorsa söylenmeli” değerlendirmesi yaptığı kaydedildi. Kılıçdaroğlu’nun yanında yer alan bir üyenin de “Değişim isteyenler 20 yıldır bu partide görev alanlar, bu isimlerle mi değişim yapılacak” eleştirisi getirdiği belirtildi.

Toplantı sonunda bazı eleştirilere yanıt veren Kılıçdaroğlu’nun “Ben bu koltuğa yapışmadım. CHP’de daha önce de genel başkan değişti, bunun yol yöntemleri bellidir. Bizim geleneklerimiz var. Kamuoyu ve basın önünde bu tartışmaların yapılmasını doğru bulmuyorum” mesajı verdiği öğrenildi. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında yerel seçimlere odaklanılmasının daha doğru olduğuna dair değerlendirmeler yaptığı da bildirildi.

Öte yandan CHP’den Erzincan milletvekili olarak seçilen Mustafa Sarıgül’ün kurucusu olduğu ve genel başkanlığını yaptığı Türkiye Değişim Partisi’nin CHP’ye katılma kararı da PM’de kabul edildi. Sarıgül, bu karara ilişkin, sosyal medyadan “CHP Parti Meclisi şu an itibariyle Türkiye Değişim Partisi’nin CHP’ye katılımını onaylamıştır. Bu kararla TDP-CHP bütünleşmesi tamamlanmıştır. Bu bütünleşme ülkemiz ve demokrasimiz açısından sevindirici ve gurur vericidir” açıklaması yaptı.

Paylaşın

Kemal Kılıçdaroğlu İle Ekrem İmamoğlu Arasında Söz Düellosu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) belediye başkanları toplantısından Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu arasında isim verilmeden söz düellosunun yaşandığı aktarıldı.

Gazete Pencere’nin aktardığına göre; Toplantı sakin geçti ancak kullanılan cümleler İmamoğlu ile Kılıçdaroğlu arasındaki gerilimi ve görüş ayrılığını net bir biçimde ortaya koydu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu doğrudan İmamoğlu’nu hedef almadı ama adresinde Ekrem İmamoğlu’nun bulunduğu cümleler kullandı.

Belediye Başkanları’nın genel siyasetten çok seçildikleri bölgenin sorunlarıyla ilgilenmelerini istedi, parti içi sorunların kamuoyu önünde tartışılmaması talebi de vardı. Kılıçdaroğlu tartışmaların aile içinde kalması gerektiğini söyledi, medya üzerinden sürecin uzatılmasının yerel seçimlerde CHP’ye zarar vereceğini vurguladı.

Bu sözlerinin tamamı İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelikti.

Birçok ilçe ve il belediye başkanının konuşmasının ardından söz alan İmamoğlu, hem değişim talebinin içeriğine ilişkin bilgi verdi hem de bu süreçte yaptıklarını anlattı. Sızan zoom toplantısı için Kılıçdaroğlu katıldığı canlı yayında, “Etik dışı” nitelemesi yapmıştı, İmamoğlu o toplantının etik dışı olmadığı görüşünü dile getirdi, “Etik dışı olsaydı özür dilerdim” dedi, bugüne kadar özür dileyeceği bir durumunun olmadığını vurguladı, “Hep birlikte konuşmayacaksak bizi daha kötü günler bekliyor” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu belediye başkanlarının genel siyasetten uzak durması tavsiyesine de karşı çıktı, Türkiye’nin yarısını yöneten belediyelere siyasetle ilgilenmeyin tavsiyesini doğru bulmadığını vurguladı.

Ekrem İmamoğlu seçimi kaybettiklerini ama bununla yüzleşmediklerini söyledi, bütün belediye başkanlarının önünde, Kılıçdaroğlu ile yaptığı “Değişim” başlıklı görüşmelerin ana unsurlarını da anlattı, “Ben size değişimin öncüsü olmayı teklif ettim, ben de moderatör olmaya adaydım. Son görüşmemizde her şeyde anlaşmış görünüyorduk ama siz MYK’yı değiştirdiniz ve bunu yeterli gördünüz, ben bunu doğru bulmuyorum” dedi.

İmamoğlu Kılıçdaroğlu’na, “Mevcut belediye başkanları içinde size en fazla güzellemeyi ben yaparım, sizi de tatmin ederim toplumu ettiğim gibi” ifadelerini kullandı ancak partinin başarısı için bunun yeterli olmayacağını söyledi, “Ben partimin daha iyi olmasını istiyorum” dedi. İmamoğlu kongrelerdeki gidişten memnun olmadığını da vurguladı, “Kongrelerde bu akılla devam edersek başarı gelmez. İktidarı kötüleyerek siyasete devam edeceksek ben yokum” dedi.

Diğer başkanlar gibi İmamoğlu’nun da konuşması 5 dakika ile sınırlıydı, süresi bittiğinde toplantıyı yöneten Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın İmamoğlu’na, “Toparlayalım” uyarısı yaptı, İmamoğlu da “Toparlayamayız Ahmet Bey, buraya konuşmaya geldik” yanıtını verdi ve konuşmasına devam etti.

İmamoğlu’nun, “Hiç kimse vazgeçilmez değildir, siz de ben de” sözleri de dikkat çekiciydi. Toplantının sonunda söz alan Kılıçdaroğlu, sözün sahibinin Churcill olduğunu hatırlattı, “İngiltere’deki mezarlıklar kendilerini vazgeçilmez görenlerle doludur” diyerek sözün tümünü dile getirdi ve katıldığını söyledi.

Genel Başkanlık gibi bir ısrarı olmadığını da tekrarlayan Kemal Kılıçdaroğlu, “Partinin değerlerine bağlı, partiyi ileri götürebilecek, geçmişi temiz birisi gelse hemen bırakırım” ifadesini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu toplantı sırasında yerel seçimlerde belediye başkan sayısını 350-400’e çıkarılması hedefini koydu, başkanlara, “ittifak olmayacakmış gibi çalışın” talimatını verdi ama bu talimat sırasında “Eğer ittifak olursa ki, kanaatimce olacak, o zaman artı diye düşünelim” ifadesini kullandı, yerel seçimler öncesi ittifak ortaklarından umutlu olduğu mesajını verdi.

Kılıçdaroğlu toplantıda 6’lı masayı savundu, “Niye kurdun diye eleştiriyorlar, CHP önceden cami avlusundan geçemiyordu” yorumunu yaptı.

Paylaşın

CHP Belediye Başkanları Toplantısı: İmamoğlu Beklediği Desteği Bulamadı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) belediye başkanları toplantısından izlenimlerini aktaran gazeteci Barış Yarkadaş, “İmamoğlu’nun konuşması belediye başkanları tarafından destek bulmadı” dedi ve ekledi:

“4 ayrı belediye başkanına sordum. İmamoğlu’nun toplantısını Anadolu’dan 4 belde belediye başkanı, Ege’den bir ilçe belediye başkanı alkışlamış. CHP’nin 220 belediye başkanı var. İmamoğlu aradığı desteği bulamamış.

O yüzden biraz gerginmiş. Şuan İmamoğlu’na destek parti tabanında yüzde 10’a yakın. Aynı izdüşüm belediye başkanları toplantısında da var. Aynı eğilim orada da var.”

TV100’de yayınlanan Kübra Par ile Farklı Açılar programında CHP’de belediye başkanları toplantısında yaşananları aktaran gazeteci Barış Yarkadaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu’nun belediye başkanlarından beklediği desteği bulamadığını öne sürdü.

Yarkadaş şu ifadeleri kullandı:

“Bugünkü toplantının akabinde yarın CHP’nin Parti Meclisi toplantısı var. İmamoğlu ile birlikte hareket eden parti içi muhalefet bugün belediye başkanları toplantısıyla bir çıkış yakalamak ve yarın Kılıçdaroğlu’nu zorlamak, olağanüstü kurultaya gitmek istiyordu.

Fakat bugün beklenen olmadı. İmamoğlu’nun bugünkü konuşması belediye başkanları tarafından destek bulmadı. 4 ayrı belediye başkanına sordum. İmamoğlu’nun toplantısını Anadolu’dan 4 belde belediye başkanı, Ege’den bir ilçe belediye başkanı alkışlamış.

CHP’nin 220 belediye başkanı var. İmamoğlu aradığı desteği bulamamış. O yüzden biraz gerginmiş. Şuan İmamoğlu’na destek parti tabanında yüzde 10’a yakın. Aynı izdüşüm belediye başkanları toplantısında da var. Aynı eğilim orada da var.”

Paylaşın

CHP’de “Değişim” Tartışmaları: Kılıçdaroğlu: Aday Olmayacağım…

“Değişim” tartışmalarının yaşandığı Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) dün gerçekleşen belediye başkanları toplantısına katılan bir başkanın Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Yoruldum” dediğini aktardı.

Başkan, Kılıçdaroğlu’nun “Yapabilecek arkadaşlar gelsin yapsınlar. Muharrem İnce imza toplayamamıştı. ‘Gidin imza toplayın’ dedim. Kotayı 5’e indirdim. Çıksın kim çıkacaksa” dediğini belirtti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin belediye başkanları ile CHP Genel Merkezi’nde bir araya geldi. Toplantı dört saat sürdü. Toplantıya İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, ABB Başkanı Mansur Yavaş ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer katıldı.

“Hakkınız”

Medyascope’tan Cansu Timur’un paylaştığı bilgilere göre, toplantıda başkanlardan biri Kılıçdaroğlu’na, “Sayın Genel Başkanım istifa edin” dedi. Toplantıya katılan bir başkanın aktardığına göre Kılıçdaroğlu çağrıya “Hakkınız” diyerek yanıt verdi.

Kılıçdaroğlu’nun istifa çağrısına sakin bir şekilde yanıt verdiğini belirten başkan Kılıçdaroğlu’nun sözlerini aktardı:

“Genel Başkan ‘Hakkınız’ dedi. Ben hiçbir yere aday olmadım, hep aday gösterildim. Baykal ‘Grup başkanvekili olacaksın’ dedi. Oldum. ‘Hiçbir yere aday olmayacağım. Partidekiler aday olacaksın derse o görevden kaçmam’ dedi.”

Kılıçdaroğlu’nun “Yoruldum” dediğini aktaran başkan, Kılıçdaroğlu’nun “Yapabilecek arkadaşlar gelsin yapsınlar. Muharrem İnce imza toplayamamıştı. ‘Gidin imza toplayın’ dedim. Kotayı 5’e indirdim. Çıksın kim çıkacaksa” dediğini belirtti.

“Kurultay yerel seçimlerden sonraya kalsın”

Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen de toplantıda “hoca” sıfatıyla konuşma yaptığı ve değişimcilere seslenerek, “Arkadaşlar bu tartışmaları şimdi rafa kaldıralım. Seçimler bir yapılsın, yerel seçimden sonra konuşalım. Kurultay yerel seçimden sonra yapılsın” dediği öğrenildi.

Toplantıya katılan belediye başkanları Kılıçdaroğlu’nun, İmamoğlu’nun Zoom toplantısına ilişkin “etik değil” değerlendirmesi yaptığını söyledi. Kılıçdaroğlu’nun “Her şey konuşulur ama parti içinde. İki kişinin konuşması herkese gitmez. Medya şu anda bu toplantıyı tartışıyor” dediği öğrenildi. İmamoğlu’nun ise “O toplantıda söyleyip bu toplantıda söyleyemeyeceğim hiçbir şey yok” yanıtını verdiği öğrenildi.

İmamoğlu’nun yerel seçimlere ilişkin yol haritasını paylaştığı belirtildi. İmamoğlu’nun konuşmasını bir başkan, “Makam mevki peşinde değilim’ anlamına gelecek şeyler söyledi. Zaten genel başkanlığa adaylığını açıklayan kimse olmadı” sözleriyle değerlendirdi.

“Genel seçimlerin yerel seçimlere yansıması olacak”

Başka bir başkan ise İmamoğlu’nun konuşmasına ilişkin şunları söyledi:

“Ekrem Bey’de diğer arkadaşlar da ‘2024 seçimlerinde nasıl başarılı olabiliriz’ konusuna dair kendilerince fikirlerini söylüyor. Mevcut durumda kazanamadığımız bir seçim var, açık. Bundan çıkarım yapmak lazım. Genel seçimin yerel seçime yansıması olacak. Bununla ilgili tüm arkadaşlar gibi Ekrem Bey’de görüşlerini ifade etti.”

Toplantıda yerel seçimler üzerine yapılan konuşmalarda Kılıçdaroğlu’nun “İttifak yapmayacak gibi çalışın” dediği öğrenildi. Toplantının ardından Kılıçdaroğlu ile MYK üyeleri değerlendirme yapıyor.

Paylaşın

Hackerların Bu Seferki Hedefi CHP: Bir Milyon Üyenin Verileri Çalındı

“Değişim” tartışmalarının yaşandığı Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) eski ve yeni üyelik verileri internet forumlarında satışa çıktı. Yaklaşık 1 milyon üyenin verisinde, TC Kimlik numaraları ve parti üye numaraları da bulunuyor.

CHP Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Devrim Barış Çelik, göreve geldiği 15 Mayıs’tan bu yana sistemlerinde bir sızıntı olmadığını belirtti. Eski Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel’e ise 14 Mayıs’tan sonraki süreçte sorumluluklarını devrettiğini söyledi.

Türkiye’de bir süredir gündemde olan veri güvenliğinin son hedeflerinden biri ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi oldu.

1 milyon 369 bin üyesi olan CHP’de, özellikle 2018’den bu yana veri sızıntısı ve güvenliği tartışılan konulardan. Seçim günlerinde yaşanan veri ve sistem sorunları nedeniyle seçmenler tarafından eleştirilen CHP’de bu sorun 14 Mayıs’ta Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel’i koltuğundan etti.

İnternetteki forumlarda, geçtiğimizde günlerde dikkat çeken bir paylaşım oldu: “Güncel CHP datası satılıktır. Sütun sayısı 1 milyondur.”

10Haber’den Hazar Dost’un haberine göre bu verilerin içerisinde CHP’nin yeni-eski üyeleri, il-ilçe yöneticileri gibi detaylar yer alıyor. Satıcılar, verilerin son bir ay içerisinde çekildiğini belirtiyor. Yaklaşık 1 milyon üyenin verisinde, TC Kimlik numaraları ve parti üye numaraları da bulunuyor. Fiyatı ise 7 bin TL.

Sızıntının doğru olup olmadığını doğrulayabilmek için paylaşılan listedeki isimlerden bazılarına açık kaynaklardan ulaşıldığı belirtilen haberde ismi olan kişilerin veri sızıntısındaki bilgilerin doğru olduğunu söylediği aktarıldı.

“Benim dönemimde olmadı”

Konuyla alakalı olarak ulaşılan CHP Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Devrim Barış Çelik, göreve geldiği 15 Mayıs’tan bu yana sistemlerinde bir sızıntı olmadığını belirtirken “14 Mayıs’ta yapılan saldırılardan bir sızıntı olmuş olabilir ama o saldırılar engellenmişti. Benim dönemimde böyle bir şey olmadı” dedi.

“5 yıl boyunca böyle bir şey olmadı”

Veri sızıntısına dair ulaşılan eski Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel ise 14 Mayıs’tan sonraki süreçte sorumluluklarını devrettiğini belirterek “5 yıl boyunca böyle bir sıkıntı yaşamadık. Bu açık, hızlı bir şekilde tespit edilmelidir. Geçmişte de böyle bir ihbar almıştık, biz süreci çok iyi yürütüp, yargıya taşımıştık” dedi.

Paylaşın

Yerel Seçimler: İYİ Parti: Fedakarlık Sırası CHP’de

İYİ Parti’de, 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’yle (CHP) olası bir ittifakta “Bu kez onlar fedakarlıkta bulunmalı” yorumu yapılıyor.

İYİ Parti’de CHP’den sadece Adana, Mersin ve Manisa için değil Ankara, Antalya gibi büyükşehir belediyeleri için de “kendi adaylarını desteklemesini bekleyeceğine” işaret ediliyor.

İYİ Parti’de salt CHP ile değil, Millet İttifakı’nın diğer bileşenleriyle de işbirliği olma olasılığını” da konuşuyor. Buna göre, DEVA, Gelecek, Saadet ya da DP’nin adayı daha güçlü ise desteklenebilecek. İYİ Parti’nin adayının güçlü olması durumunda ise bu partilerin de desteği beklenecek. Ancak her koşula göre “öncelik İYİ Parti’nin adaylarında olacak” değerlendirmeleri yapılıyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre, İYİ Parti lideri Meral Akşener’in, partisinin kurultayında CHP’ye yönelik sözleri sonrasında, partinin yaklaşan yerel seçimlerde nasıl bir yol izleyeceği de tartışılmaya başlandı. CHP ile 2019’daki yerel seçimlerde işbirliği yapan partide “aynı durumun 2024’ün martında yapılacak seçimlerde söz konusu olmayacağı” görüşü yüksek sesle dile getiriliyor.

Bunun en önemli nedenlerinden birinin de “partinin kurumsallaşmasını sağlamak olduğu” kaydediliyor. Aksi halde partinin, “CHP’nin gölgesinde bir parti algısından kurtulamayacağı” ifade ediliyor. Bu nedenle de İYİ Parti’nin CHP’ye karşı “el yükselteceği” ifade ediliyor.

İYİ Parti kanadı, CHP’nin 2019’daki seçimlerde başta Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Mersin ve Antalya gibi illeri “İYİ Parti’nin desteğiyle kazandığını” belirtiyor. Ancak buna karşın İYİ Parti’nin, o dönem “fazla fedakârlık yaptığı” da ifade ediliyor. CHP’nin yerel seçimlerde İYİ Parti ile işbirliği yapmak istemesi durumunda 2019’dan farklı olarak “partinin kırmızı çizgilerinin üstünün kalın kalemle çizileceği” kaydediliyor.

Partinin, olası işbirliği halinde CHP’den sadece Adana, Mersin ve Manisa gibi büyükşehir için değil Ankara, Antalya gibi büyükşehir belediyeleri için de “İYİ Parti’nin desteklemesini bekleyeceğine” işaret ediliyor.

“Öncelik İYİ Parti’nin adaylarında olacak”

İYİ Parti’de “tek alternatifin CHP olmadığı” da tartışılıyor. Parti yönetimi “il il, ilçe ilçe, belde belde gerekli çalışmaları yaptıktan sonra” belli yerlerde bir adayın isminin öne çıkması durumunda “salt CHP ile değil, Millet İttifakı’nın diğer bileşenleriyle de işbirliği olma olasılığını” da konuşuyor.

Buna göre, DEVA, Gelecek, Saadet ya da DP’nin adayı daha güçlü ise desteklenebilecek. İYİ Parti’nin adayının güçlü olması durumunda ise bu partilerin de desteği beklenecek. Ancak her koşula göre “öncelik İYİ Parti’nin adaylarında olacak” değerlendirmeleri yapılıyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’na “Özel Protokol” Tepkisi: Ortaklarının Arkasından İş Çevirmek

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdraoğlu, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’la ‘özel protokol’ yaptığını doğrulamasının ardından, Millet İttifakı bileşeni partilerin çeşitli isimlerinden tepki geldi.

İyi Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Bilge Yılmaz, “Bu ülke insanının umutlarını ve kurumlarını, kendi şahsi mülküymüş gibi kapalı kapılar ardında pazarlamak ve yola birlikte çıktığı ortaklarının arkasından iş çevirmek ne demokratik teamüllere ne de siyasi etiğe sığar” dedi.

Deva Partisi Ankara Milletvekili ve Parti Sözcüsü Av. İdris Şahin, “Allah’tan; ‘İki kişinin namusuna teslim edilmiş bir protokol..’!!!” dedi.

İyi Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, “Biz sahada kendisi için oy isterken, meğer o, Ankara’nın karanlık dehlizlerinde pazarlıklar yapıyor, protokoller imzalıyormuş. Arkadaşlarının haberi yok, ittifak ortaklarının bilgisi yok. Hoyratça heba edilmiş bir güven, yeniden kazanılabilir mi Sayın @kilicdarogluk?” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdraoğlu, Habertürk canlı yayınında, 28 Mayıs’taki ikinci tur Cumhurbaşkanı seçimi öncesinde Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’la ‘özel protokol’ yaptığını doğruladı.

Kılıçdaroğlu, “[Özel protokol] Var. O protokolle ilgili konuşmam doğru değil. İki kişi arasında yapılan ve iki kişinin namusuna teslim edilen bir protokoldür. Benim bu konuda konuşmam, en azından ahlaki olarak doğru değil” dedi.

Protokolün detaylarına ilişkin açıklama yapmayan Kılıçdaroğlu, “CHP Sözcüsü Faik Öztrak neden ‘yok’ gibi bir açıklama yaptı?” sorusuna ise “E Öztrak protokolü bilmiyor ki. Danışmanım dâhil hiç imse bilmiyor” diye yanıtladı.

T24’ten Cansu Çamlıbel’e konuşan Ümit Özdağ, Kılıçdaroğlu ile yazılı mutabakat yaptıklarını belirterek, “İçişleri Bakanlığı dâhil üç bakanlık ve Millî İstihbarat Teşkilâtı konusunda Kemal Bey’le mutabık kaldık. MİT Başkanlığı sözlü anlaşmaydı. Bakanlıklar yazılı mutabakatta vardı” demişti.

Kılıçdaroğlu’nun ‘özel protokol’ açıklamasına, Millet İttifakı bileşeni partilerden çeşitli isimler tepki gösterdi.

“Bunları konuşmak bir fayda sağlamaz”

bianet’ten Vecih Cuzdan’a konuşan Saadet Partisi Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Birol Aydın, altı siyasi liderin yola nasıl çıktıklarını ve Ortak Mutabakat Metni’nde Türkiye’nin temel meselelerine ilişkin nasıl karar alacaklarını kamuoyuna deklare ettiklerini belirterek şunları söyledi:

“Altı lider, kritik atamalarda ve önemli hususlarda bir mutabakatla karara varacaklarını beyan ettiler kamuoyuna. Liderlerin birbirlerine karşı sorumlulukları bu şekilde teşekkül etti. Dolayısıyla hem Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun hem de Sayın Ümit Özdağ’ın bir araya gelerek anlaşma yapmış olmaları, bir niyetten ibarettir. Seçim kaybedildiğine göre bu vukuu bulmadı. Eğer ortak anlaşmaları uygulama safhasına gelseydi, altı liderin mutabakatıyla olacak olan bir durum söz konusu olacaktı. Ama seçim de kaybedildiğine göre bugün bunları konuşmanın önümüzdeki yol yürüyüşüne bir fayda sağlayacağı kanaatinde değilim.”

“İyi ki olmamış”

Gelecek Partisi Sözcüsü Serkan Özcan, Twitter’dan yaptığı paylaşımda, “Başka hiçbir söz ya da açıklama seçim mağlubiyeti nedeniyle duyduğum büyük üzüntüyü ortadan kaldıramazdı. Teşekkür ederim Sn. Kılıçdaroğlu! Ben ve benim gibi sırf bu ülkeye demokrasi, hukuk ve eşitlik gelsin diye gecesini gündüzüne katan binlerce insana büyük bir teselli bahşettiniz! İyi ki olmamış!” ifadelerini kullandı.

Telefonla ulaşılan Özcan, konunun ‘son derece hassas’ olduğunu ve parti adına konuşmayacağını belirterek, “Twitter’da yazdığım mesajı inanarak yazdım, gerçekten ‘iyi ki olmamış’ sözünü, kalpten bir biçimden söyledim” dedi.

“Hoyratça heba edilmiş bir güven”

İyi Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, Twitter’dan yaptığı paylaşımda, “Biz sahada kendisi için oy isterken, meğer o, Ankara’nın karanlık dehlizlerinde pazarlıklar yapıyor, protokoller imzalıyormuş. Arkadaşlarının haberi yok, ittifak ortaklarının bilgisi yok. Hoyratça heba edilmiş bir güven, yeniden kazanılabilir mi Sayın @kilicdarogluk?” dedi.

“Ortaklarının arkasından iş çevirmek”

İyi Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Bilge Yılmaz, Twitter’dan paylaştığı uzun mesajın bir bölümünde, “Kendi adıma, geride bıraktığımız seçimlerde Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına engel olamadığım için milletimizden samimi olarak özür diliyorum. Ve bu özrü, sadece seçimleri kaybettiğimiz için değil aynı zamanda Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı elde etmek ve seçimleri kazanmak için kullandığı yöntemlerle yeteri kadar mücadele edemediğim için diliyorum” ifadelerini kullandı.

Yılmaz ayrıca, “Bu ülke insanının umutlarını ve kurumlarını, kendi şahsi mülküymüş gibi kapalı kapılar ardında pazarlamak ve yola birlikte çıktığı ortaklarının arkasından iş çevirmek ne demokratik teamüllere ne de siyasi etiğe sığar” dedi.

“Allah’tan iki kişinin namusuna teslim edilmiş”

Deva Partisi Ankara Milletvekili ve Parti Sözcüsü Av. İdris Şahin, Twitter’dan yaptığı paylaşımda, “Allah’tan; ‘İki kişinin namusuna teslim edilmiş bir protokol..’!!!” dedi.

Öte yandan telefonla ulaştığımız Demokrat Partili yetkililer ise konuya ilişkin yorum yapmayacaklarını kaydetti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan “Sızıntı” Yorumu: Etik Olarak Rahatsız Edici

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Cumhuriyet Halk Partili (CHP) üst düzey kurmayların “zoom” uygulaması üstünden düzenlenen toplantının sızmasına ilişkin konuşan Kılıçdaroğlu, “Etik olarak rahatsız edici” dedi.

Parti içi tartışmaları toplumun önüne getirmenin yanlış bir şey olduğunu söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu, “Kurallar içinde mücadele edersiniz. Tekrarlandığında, kuralın dışına çıkıldığında gereğini yaparım. Her toplantının etik kurallar içinde yapılması lazım. Söylediğim odur” ifadelerini kullandı.

28 Mayıs seçiminde aldığı mağlubiyetin ardından parti genel başkanlığı görevinden istifa etmeyeceğini ifade eden Kılıçdaroğlu şöyle devam etti:

“Beni değiştirecek olan kurultay. Ben nasıl kendi kendimi değiştireyim? Bir partinin genel başkanını kurultay belirler. 100 yıldır bu böyle. Kendi kendimin genel başkanlığını bitirmem doğru değil. Bir partiyi yönetiyorsunuz. Kurallarına göre ilkelerine göre yöneteceksiniz. Partinin tüzüğü. hukuku, gelenekleri vardır.”

CHP’nin ve kendisinin 14 Mayıs seçimlerinde başarısız olduğuna yönelik iddiaları kendi içlerinde tartıştıklarını dile getiren Kılıçdaroğlu, “Eleştiriye hep saygım vardır. Seçimi kazanırsınız, kazanmazsınız ayrı bir şey. Biz bakarız, kendi içimizde hesaplaşırız” dedi.

Ancak kendisinin hala “geminin kaptanı” olarak tanımlayan CHP lideri, “Kaptan gemiyi dalgalı ortamda denize bırakmaz. Sağlam limana yanaştırır. O liman kurultaydır” dedi. Kurultay tarihi için Parti Meclisi’nin karar alacağını, kendi yaklaşımının ise yerel seçimlerden önce yapılması yönünde olduğunu ifade etti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Habertürk canlı yayınına katılarak soruları cevapladı. Kılıçdaroğlu’nun değerlendirmelerinden satır başları şöyle:

Değişmeyen hiçbir şey yok. Her şey değişir zaman içerisinde. Mevsimler, insanlar, moda, ders kitapları, bilim değişir. Ama kurumsal bir yapınız vasa bu kurumsal yapının felsefesi varsa; bu felsefe çağdaş uygarlığını, refah devletini hedeflemişse burada neyi değiştireceksiniz? Felsefemiz çağdaş uygarlığı yakalamaksa bu felsefe devam edecek. Ancak programımız, kurumsal yapımızda eksiklikler olabilir.

Örneğin parti tüzüğümüzde değişiklik olabilir. Zaten hepimiz değişiyoruz. Hiçbirimiz hiçbir yerde sabit kalma şansımız yok. Hukukun öngördüğü, parti içinde kural, gelenek, tüzüğün öngördüğü kurallar için elbette değişir. Biz lider partisi değiliz. Biz kurumsal kimliği olan, gelenek, örf, adet, saygı ve kültürü olan 100 yıllık partiyiz.

Zaman içinde partinin yenilenmeye ihtiyacı var. Tüzüğü alacağız. Yeni kurallar getirmenin, partide var olan aksaklıkları gidermenin, üyelerin, milletvekillerinin şikayetlerini dikkate alarak partinin yenilenmesi lazım. Bizim yenilenmeye ihtiyacımız var. Elbette yenileneceğiz. Şu anda mahalle delege seçimleri yapılıyor. 1 milyonu aşkın üye mahalleden başlayarak delegeleri seçiyor. Çok güçlü bir altkültürümüz var.

Kurultay yapıyorsunuz. Biz hukukun üstünlüğüne inanan partiyiz. Dün kurulan bir parti değiliz. Geçmişte nasıl genel başkanlar değişti ise yine genel başkanlar değişir. Örneğin ben hiçbir delegeye ‘bana oy verin’ diye telefon açmam. Bunu dediğiniz an genel başkanlık yapamazsınız. Biz gelenekleri, kurumları olan bir partiyiz. Sıradan bir parti değiliz. Genel başkan elbette ki değişir. Benim genel başkan olduğum dönemde de genel başkan adayları çıktı, demokratik yarıştık. Bunların olması demokrasinin gereğidir.

Geçen yerel seçimlerde başarı kaydetmedik mi? Belli ki başarı elde ediyoruz. Niye her seçimde yenilgi? Yerel seçimlerde başarı elde ettik. 11 büyükşehir belediyesi CHP tarafından yönetiliyor. Bunu yenilgi olarak anlatıyorlar. Eleştiriye hep saygım vardır. Seçimi kazanırsınız, kazanmazsınız ayrı bir şey. Biz bakarız, kendi içimizde hesaplaşırız, oturur tartışırız. ‘Neden kazanamadık’ masaya yatırırız.

Hangi koşullarda kazandık, bunu masaya yatırırız. Ben şunu söyledim; bu geminin kaptanı ben miyim? Kaptan gemiyi dalgalı ortamda denize bırakmaz. Sağlam limana yanaştırır. O liman kurultaydır. PM karar verecek ‘şu tarihte kurultay olsun’ diyecek. Benim yaklaşımım yerel seçimlerden önce kurultayın yapılması.

Ben hiçbir delegeyi seçmem. Ben hiçbir il başkanına ‘şunları delege yap, şunları delegelikten çıkar’ diyemem. Bunları derseniz il başkanına hiçbir şey diyemezsiniz. Böyle derseniz örgüt, delege sizi esir alır. CHP’nin geleneklerinde genel başkan çok yukarıdadır. ‘Şu seçim şurada olsun, delege şuraya gelsin, delege bana oy versin’ gibi bizim geleneğimiz yoktur.

Mahallede üyelerimiz var. Sandığımız konuluyor, gidip oy kullanıyorlar. Onlar delegeleri seçiyorlar. Sonra ili seçiyorlar. Orada yarışma oluyor. Şu anda Türkiye’nin bütün mahallelerinde heyecan var. Şikayetler geliyor, kimi kazandım diye seviniyor, kimi kaybettim diye üzülüyor.

Arkadaşlar ‘ben genel başkan olacağım’ derse alana çıkarlar. İl il gezerler. Daha bu süreç başlamadı. Hiçbir kısıtlama olmaz. Özgürce insanlar çıkarlar. Bunlar demokrasinin gereği zaten. Bu konuda hiç kimse sürecin üstüne bir gölge düşüremez. İl başkanlarının görevden alınmasının her birisinin gerekçesi var. Hangi gerekçe ile aldığımız PM’ye aktaracağız.

PM bu kararı denetleyecektir. Göreve iade de olabilir, kabul de edebilir. Biz ayrıca bütün illere ikişer milletvekili gönderdik. CHP’de genel başkan yanlış bir şey söylediği zaman ertesi gün kıyamet kopar. Bizde tek adam rejimi yok; demokratik kurallar vardır. Ben PM’de MYK’yı veya beni eleştirecek arkadaşların sözünü kesmem. Onlara bu esnekliği sağlarım. Onu da örgütümüz gayet iyi bilir.

Seçim sonuçlarını yenilgi olarak değerlendirmiyorum. Seçimi kazanamadık. Kazanamamamızın birden çok nedeni var. Küçük köylerde veya kasabalarda oyumuz düşük. Biz buralara gitmemişiz yeteri kadar. Bu kusur bize ait.

Buradaki yurttaşlar enflasyonu kentte yaşayan vatandaşa göre yeteri kadar hissetmemiş. Büyük kentlerin hemen hemen büyük kısmında zaten birinci partiyiz. Biz sıradan bir seçim yapmadık. Makul, demokratik ölçüler içinde bir seçim olmadı. Bütün bakanlar devletin araçlarını kullanıyor muydu? Bakanlar devletin imkanlarını kullanarak vatandaşa gidiyorlar mıydı? Bu ahlaki midir, değil midir?

Bir seçimin ahlaki, yasal, hukuk temelleri üzerine inşa edilmesi lazım. Bir seçimde sahtekârlık yapılıyorsa ve seçim meydanında gösteriliyorsa. Başta Yeni Şafak gazetesinin yaptığı gazetecilik midir, ahlak mıdır? Daha sonra Erdoğan sahte videolar yaptı. Bütün seçim meydanında gösterdi. TRT günlerce gösterdi. Sahtekârlık yapan bir insandan Cumhurbaşkanı olur mu?

“25 milyon insanın oyunu aldık”

Biz devletin kullandığı bütün imkanlara, yapılan sahtekârlıklara rağmen 25 milyon insanın oyunu aldık. 25 milyon insanın kullandığı oyu yenilgi olarak tanımlayamazsınız. 25 milyon insan; insan haklarından, demokrasiden yana oyunu kullanıyorsa demek ki orada bir umut vardır. Başarı iktidar olmaktır. Demokratik olmayan ortam içinde seçim yapıldı, insan haklarına aykırı uygulamalar yapıldı.

Devletin imkanları, parası ve bürokrasisi kullanıldı. Devletin 25 milyon insanı demokrasiden yana oy kullandı. Yüzde 48 demokrasiden yana oy kullanırsa yenilgi olarak kabul edebilir misiniz? Vicdan bunu kabul eder mi? Siz kalkıp da CHP gibi partiyi, kurtuluş savaşı veren partiyi nasıl terörle bir araya getirirsiniz. Bunun ahlakla bir ilgisi var mı?

(Terörle işbirliği suçlaması) Kandil’den yapılan açıklamada ‘Kılıçdaroğlu’nu destekliyorum’ dendiğinde Erdoğan’ın işine yarar değil mi? Erdoğan’ın Kandil’le bir ilgisi yok muydu? Cumhuriyeti kuran parti terör örgütü ile yan yana getirilir mi? Terör örgütünün saldırısına uğrayan genel başkan nasıl terör örgütü ile yan yana getirilir.

Çadır mahkemelerini kuran ben değilim. Erdoğan ‘montaj. montaj’ diye itiraf etti. Bir parti terör örgütüne ‘sizin desteğinizi istemiyoruz’ diye bir şey söyler mi? Muhatap alır mı? Terör örgütü izmi daha fazla zikredilsin diye yapar.

Bütün terör örgütlerine karşıyız biz. Terör bir insanlık suçudur. Terör örgütü ile yanyana gelemezsiniz. Yanyana olan suçlanan biziz. Saldırıya uğrayan biz yine suçlanan biziz. Devletin bütün imkanları, parası kullanıldı, gayet iyi biliyoruz. Yüzde 48 oy almamız çok güzel bir şey otoriter yönetimde ve bütün olumsuz koşullara rağmen.

Avrupa Parlamentosu’nda ‘dünyanın bütün demokratları birleşin’ diye çağrı yaptım. Önce demokrasinin, insan haklarının gelmesi lazım. Hapishaneler tıka basa dolu. Açlık var. Adalet arayan insanlara her türlü adaletsizlik yapılıyor. Önceliğimiz demokrasiyi getirmek. 6 liderin bir araya gelmesinin temel hedefi bu zaten.

Şeffaf ve adaletli toplumu yeniden inşa etmek. Biz elbette sosyal demokrat bir partiyiz. Emekten, alınterinden yanayız. Gelir dağılımın eşit olmasından, vergilerin adaletli olmasından yanayız. Seçim ittifakıydı. Seçim bitti, liderler olarak zaman zaman konuşuyoruz tabii.

(Ekrem İmamoğlu ve CHP’nin üs düzey isimlerinin katıldığı Zoom toplantısı) Sabahleyin cep telefonuma gelen mesajla gördüm. Doğrusunu isterseniz tamamını seyretmedim. Gerek duymadım. Sadece beni değil partiyi ilgilendiren konu.

Sonuçta partiye uzun yıllar emek veren arkadaşların yaptıkları bir toplantı olarak düşünebiliriz. Etik olarak rahatsız edici bazı uygulamalar var. Parti içi konuları televizyonlarda konuşmayı doğru bulmam. Parti içinde bir kişi genel başkanlığa aday ise gelir başımın üstünde yeri vardır. Kendisini destekleyen arkadaşlarıyla hareket edebilir. Bu bizim geleneğimizde var. Herkes AK Parti’yi gördüğü için orası gibi zannediyorlar biz öyle değiliz.

Bu AK Parti’de olsa suç. Adamı linç bile edebilirler. İhraç bile edebilirler. Çünkü orada demokrasi yok. Biz demokrasiyi içselleştirebilen bir partiyiz. Parti meclisi üyeleri genel başkanı eleştirebilirler. Bizim partide hiç kimse eleştirilmez diye bir kural yok. Sağlıklı bir eleştiri siyasetçinin en çok ihtiyaç duyduğu şey. O çerçevede eleştirilere bakarım. Eleştirilerin haklı yönü de olabilir, haksız yönü de olabilir. Konuyu disiplin kuruluna sevketmeyi düşünmüyorum.

Ekrem İmamoğlu Bey’in İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlığına yeniden aday olmasını isterim. Zaman zaman bu tür olaylar olur; kriz olarak görmeyiz. Su mecrasını bulur. Buradaki temel sorun şu; Ülkenin bu kadar ciddi sorunu varken, insanlar perişan halde iken, ekonomi bu halde iken, zamlar almış başını gidiyorken CHP’nin iç sorunlarının tartışma konusu olması beni rahatsız ediyor.

Bu konuda bütün arkadaşlarımı uyardım. Elbette eleştirilerini dile getirebilirler. Ama hepsinin ortak hedefi; bu ülkede çok dar bir grup hariç zamlardan perişan oldu. Parti içi tartışmaları toplumun önüne getirme kadar yanlış bir şey yok. Kurallar içinde mücadele edersiniz. Tekrarlandığında, kuralın dışına çıkıldığında gereğini yaparım. Her toplantının etik kurallar içinde yapılması lazım. Söylediğim odur.

Tanju Özcan: Beni değiştirecek olan kurultay. Ben nasıl kendi kendimi değiştireyim? Bir partinin genel başkanını kurultay belirler. 100 yıldır bu böyle. Kendi kendimi genel başkanlığını bitirmem doğru değil. Bir partiyi yönetiyorsunuz. Kurallarına göre ilkelerine göre yöneteceksiniz. Partinin tüzüğü. hukuku, gelenekleri vardır. Tanju Özcan’ı parti yönetim kurulu yüksek disiplin kuruluna sevk etti. Yüksek Disiplin Kurulu 1 yıl süreyle ihraç ediyorum dedi. Tanju Özcan’a kişisel olarak kırgınlığım yok ama parti olarak yapılan yanlış.

Özdağ ile imzalanan protokol: O protokolle ilgili konuşmam doğru değil. İki kişinin namusuna teslim edilen protokoldür. Açıklamayı ahlaki olarak doğru bulmam. Benim konuşmam doğru değil. Protokol ikimizin arasında imzalandı. Kamuoyuna açık değildi. İkimizin namusuna teslim edildi nokta. Bu konuda yorum yapmam doğru değil. Sayın Özdağ ile sayın Oğan ile yaptığım görüşmelerle ilgili 6 liderin haberi vardı.

“Biz tek adam partisi değiliz”

Biz tek adam partisi değiliz. Toplum öyle bir hale geldi ki, demokratik bir ortamı bile kaos olarak görmeye başladı. İnsanlar genel başkanlarını eleştirebilir, ne var bunda? Karşı tarafa bakıyorlar orada tek adam rejimi var. Neden siz öyle yapmıyorsunuz diyorlar. Biz düşünce özgürlüğünü savunuyoruz. Cumhuriyeti kuran partiyiz.

Bizi hiçbir vatandaşımız diğer partiler gibi değerlendirmesin. Hiçbir zaman ‘ben adayım demedim’. O günün koşullarda aday olmam istendi. İmzalar yapıldı aday oldum. Ben kimseye gidip ‘Beni aday gösterin’ demem, diyemem. Ahlâkıma, partinin geleneklerine uygun değilim. Başka bir genel başkan adayı çıkarsa, partinin iyi yönetileceğinden, gelenekleri derinleştireceğinden, demokrasi kültürü geliştireceğinden, eleştirilere saygıyla bakacağından emin olunursa öyle bir aday çıkarsa elbette saygı duyarım.

“Yerel seçimleri kazanacağız”

Seçimde kuralları bozan birisi vardı. Yerel seçimler farklı. Onun kendi iç dinamikleri var. O dinamikler içinde yürüyeceğiz. Sayın Akşener’i telefonda kutlamıştım, kongrelerini yapmışlardı. Sonra kendisine nezaket ziyareti yaptım. Karşılıklı kahvelerimizi, çaylarımızı içtik. Nezaket ziyaretiydi. Hiç siyaset konuşulmadı desek doğru değil. Siyaset, ekonomi konuşuldu. Düşüncelerimizi karşılıklı aktardık.

Yerel seçim süreci başlayınca birlikte mi olur, ayrı ayrı mı olur, bakılır. Sayın İmamoğlu ve sayın Yavaş başarılı. Onların yeniden aday olmalarını isterim. Yerel seçimlerde halk kendi ittifak yapar. Hangi belediye başkanı başarılıysa gider oyunu verir. Uşaklı bilmiyor mu hangi belediye başkanı daha iyidir diye örneğin. İzmir, Rize’de yapacağınız yerel seçimde belediye başkanını aşağı yukarı herkes tanır. Karamanlı kim daha niteliklidir iyi bilir.

Yerel seçimleri kazanacağız. Hiç endişe etmeyin. Genel seçimlerde yalanlar, sahtekarlıklar, ahlaksızlıklar vardı. Bunlar olmasaydı biz kazanıyorduk zaten. Devletin bakanları devletin imkanlarıyla meydan meydan gezip aleyhimize konuşuyorsa, sahte videolar yapılıyorsa, devletin televizyonu bunu günlerce yayınlıyorsa Allah aşkına söyler misiniz bu ahlâklı bir şey mi? Bu seçimde oyu 35’e düştü. Birinci turda kazandı mı? Niye bunu tartışmıyoruz? Yüzde 49’lardan niye yüzde 35’e düştü? Erdoğan için bu başarı mı?

Levent Gültekin’in iddiaları: Levent Gültekin’le görüştüm tabii ki. Ben demişim ki, ‘Türkiye battı çıkışı yok’ falan. Hayır efendim yok öyle bir şey. Orada ben Türkiye’nin içinde bulunduğu zor durumdan çıkmak için teknoloji, bilim konusunda neleri yapması gerekir… Akdeniz’deki doğalgazın nasıl çıkarılması gerekir… Ben bunları düşünüyorum… ”

Paylaşın

İmamoğlu Ve CHP’li Kurmayların Toplantısı İnternete Nasıl Sızdı?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Cumhuriyet Halk Partili (CHP) üst düzey kurmayların “zoom” uygulaması üstünden düzenlenen toplantının nasıl sızdığı araştırılıyor.

Parti içinde yapılan incelemede YouTube’ta paylaşılan videonun yurtdışı kaynaklı bir IP adresi üzerinden yüklendiği tespit edildi. Ayrıca Zoom toplantısının linkini kalabalık bir gruba ileten isim de belirlendi.

DW Türkçe’den Kıvanç El’in toplantıya katılan isimlerden edindiği bilgiye göre 16 Temmuz Pazar günü yapılan toplantı öncesinde katılımcılara Whatsapp uygulaması üzerinden toplantının linki gönderildi. Katılımcılardan birinin sekreteri de bu linki milletvekili ve parti danışmanlarının bulunduğu bir grupta paylaştı.

Linkin bu grup üzerinden başka yerlere ulaştığı tahmin ediliyor. Ancak sekreterin linki “art niyetle” paylaşmadığı, toplantı içeriğini bilmediği için sadece bilgilendirme amaçlı ilettiği kaydedildi. Toplantı linkinin daha sonra kaç kişiye daha ulaştığı bilinmiyor.

Toplantının katılımcılardan CHP Genel Başkanvekili Gökhan Günaydın, “10Haber” internet sitesine yaptığı açıklamada “Bizimkiler bir hata yapmışlar, milletvekillerinin danışmanlarına link göndermişler. Danışmanlar bizden daha siyasi adamlar” demişti. CHP İstanbul Milletvekili Engin Altay da “Sızdıranı biliyorum ama isim vermeyeceğim” ifadelerini kullanmıştı.

Kimliği bilinmeyen katılımcı mı kayıt yaptı?

İmamoğlu, söz konusu videoda toplantının başlangıcında görüntüsü olmayan bir “katılımcıya” dikkat çekiyor. Ancak bu katılımcının kim olduğu anlaşılmıyor. Toplantıda 14 dakika boyunca bulunduğu görülen bu kişinin kayıt yaptığı tahmin ediliyor. Kimliği bilinmeyen katılımcının daha sonra yeniden toplantıya katılıp katılmadığı ve başka kayıtlar alıp almadığı bilinmiyor.

Söz konusu videonun YouTube platformuna yurtdışı kaynaklı bir IP adresinden yüklendiği anlaşıldı, ancak videonun bilgisayar programlarıyla Türkiye dışından yüklenmiş gibi yapılması mümkün. Bu nedenle incelemenin daha ayrıntılı savcılık veya emniyet tarafından yapılması gerekiyor.

Şu an için bir suç duyurusu hazırlığı bulunmuyor. Bu noktada iki farklı görüş var. Bir taraf, suç duyurusunda bulunup sızdıranın tespit edilmesini isterken kimileri de “gizli bir şey yapılmadığı” gerekçesiyle suç duyurusuna sıcak bakmıyor.

Söz konusu toplantıda İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Grup Başkanı Özgür Özel, Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, İstanbul milletvekili Engin Altay, Aydın milletvekili Bülent Tezcan, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl, eski Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, eski Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel, eski Genel Sekreter Selin Sayek Böke yer alıyor.

Toplantıda görevden alınan il yöneticileri ile ilgili olağanüstü Parti Meclisi toplanması için bir metin hazırlığı yapılması ve olağanüstü kurultay süreçleri değerlendiriliyor.

Paylaşın