Kemal Kılıçdaroğlu Duyurdu: Özgür Özel Adaylığını Açıklayacak

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Grup Başkanı Özgür Özel’in yarın adaylığını açıklamasının beklendiği sorusuna, “Gayet güzel arkadaşlar. Burası CHP’dir, diğer partiler gibi değildir. CHP’de her üyenin genel başkan olma hakkı vardır” şeklinde yanıtı verdi.

Haber Merkezi / Açıklamasının devamında, “Bütün kurultaylarımızda, benden önceki kurultaylar da dahil çok sayıda genel başkan adayı çıkmıştır” diyen Kılıçdaroğlu, “Demokratik yollarla adaylıklarını ilan ettiler. Adaylıklarını ilan etmeleri için biz genel merkezimizde gerekli yerleri tahsis ederiz. Her türlü ikramı sağlarız, bunlar çıkarlar adaylıklarını ilan ederler.

Özgür Bey yarın adaylığını ilan edecek. Bir başka arkadaşımız İstanbul’dan mektup yazmış ‘genel merkezde adaylığımı ilan edebilir miyim’ diye. Hemen yanıt verdik genel merkezde adaylığınızı ilan edebilirsiniz diye. CHP demek demokrasi demektir” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti’nin yerel seçimlere 81 ilde kendi adayları ile gireceği açıklaması konusunda ise Kılıçdaroğlu, “Bir siyasi partinin aldığı kararı saygı ile karşılayacağız. Seçimden sonra, kurduğumuz ittifak zaten bitti” ifadesini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay’ı ziyaret etti. Kılıçdaroğlu ziyaret sonrası açıklamalarda bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Kendisi hakkında 7 Mart 2024 tarihinde “kamu görevlisine alenen hakaret” suçlamasıyla görülecek olan davada savcının hapis ve siyasi yasak istediğini hatırlatılan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Beni tanımıyorlar. Zannediyorlar ki biz bir dava açarız, Kemal Kılıçdaroğlu korkar ve susar. Benim verilmeyecek hiçbir hesabım yoktur. Ama onların verilecek çok hesabı olduğu için susturmaya çalışıyorlar” dedi ve ekledi:

“Cesaretleri varsa, yürekleri varsa olayı getirirler TBMM’de yeniden tartışırız. 17-25’in ne olduğunu, devletin nasıl soyulduğunu, birilerinin paraları nasıl götürdüğünü… Bu adamlarda ahlak ve erdem yok ya.”

Kılıçdaroğlu, İYİ Parti’nin 81 ilde aday çıkarma kararına ilişkin gelen bir soruya da, “Bir siyasi partinin aldığı kararı saygıyla karşılayacağız. Bir siyasi parti diyor ki ‘Biz bağımsız olarak seçimlere gireceğiz.’ Saygıyla karşılayacağız. Seçimden sonra kurduğumuz ittifak zaten bitti. Daha önce de söyledik. İttifak seçim dönemlerinde olur. Daha önce ittifakın uzun dönemli olmasının sebebi neydi, iktidara geldiğimizde neler yapacağımız konusunda ortak mutabakat metnini hazırlamaktı. Onu yaptık” şeklinde yanıt verdi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Özel’in adaylığı konusunda, “CHP diğer partiler gibi değildir. Herkesin aday olma hakı vardır. Yarın Özgür Bey adaylığını ilan edecek. Bir arkadaşımız İstanbul’dan mektup yazmış. Ben de adaylığımı genel merkezde ilan edebilir miyim diye. Tabii dedik” diye konuştu. Özgür Özel’in yarın CHP Genel Merkezi’nde düzenleyeceği basın toplantısıyla adaylık kararını açıklaması bekleniyor.

Eski CHP Genel Başkanı Altan Öymen’in yeğeni Prof. Dr. Örsan K. Öymen’in de genel başkanlık yarışına katılacağı iddia edildi. Gazeteci Fatih Altaylı, kendi Youtube kanalında çektiği videoda, CHP’de Cuma günü bir adayın daha çıkacağını söylerken sosyal medya platformu X’ten yaptığı paylaşımda, “CHP’de yeni ve gerçek bir değişim için başlatılan bir hareket var ve adayları olarak Prof. Örsan Öymen’i belirlediler” ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni anayasa çağrısıya yanıt veren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: Ahlaki ve siyasi meşruiyeti olmayan olmayan bir siyasi partiyle hangi anayasa değişikliğine oturacaksınız. Önce şunu söyleyecekler; Seçim meydanlarında söylediğiniz yalanlar için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından özür diliyoruz., mülakat konusunda ‘Biz özür diliyoruz. Montaj videolar yaptık, özür diliyoruz. Bu özürlerimizi kabul ederseniz buyurun gelin anayasa yapalım?

Paylaşın

Kemal Kılıçdaroğlu Hakkında “Siyasi Yasak” Talep Edildi

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde Cumhurbaşkanı adayı olduğu için milletvekilliği dokunulmazlığı bulunmayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, 2 yıl 4 aya kadar hapis talebiyle yargılanacak. Kılıçdaroğlu, hakkında siyasi yasak da isteniyor.

Yargılama nedeni, 9 yıl önce, 26 Kasım 2014’te, Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde, CHP İstanbul bölge toplantısında yaptığı şu konuşma:

“17 ve 25 Aralık’ta Cumhuriyet tarihimizin en büyük yolsuzluğu oldu, gerçekleşti. Bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğuna tanık olduk. Sonunda bir soruşturma komisyonu kuruldu. TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek mahkemeye başvuruyor. Diyor ki, komisyonla ilgili olarak yayın yasağı getirin. TBMM’de kurulan komisyonla ilgili yayın yasağı getirin, diyor. Ve mahkemeden karar çıkarıyor. Ne zamandan beri TBMM hırsızların hamisi konumuna geldi Sayın Cemil Çiçek, bunu bir açıklar mısın? Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevi bu mudur? Senin görevin başka bir şey. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin itibarını korumaktır. Yayın yasağı getirerek kimlere arka çıkıyorsun sen?”

Konuşmada geçen “hırsız” ifadesi nedeniyle eski Bakan Erdoğan Bayraktar dilekçe vererek şikâyetçi oldu, Kılıçdaroğlu hakkında 31 Ekim 2016 tarihinde iddianame hazırlandı. Dokunulmazlığı kalkınca da kamu davası açıldı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na 1 yıl 2 ay ile 2 yıl 4 ay arası hapis istemiyle “kamu görevlisine alenen hakaret” suçlamasıyla dava açıldı. Davanın ilk duruşması 7 Mart 2024’te İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu’nun yazısına göre, Kılıçdaroğlu’na 11 Eylül’de tebligat gönderildi. Kılıçdaroğlu son seçimde Cumhurbaşkanı adayıydı, milletvekili olmadığı için dokunulmazlığı bulunmuyor.

Tarihte ilk kez bir CHP Genel Başkanının sanık olarak tebligatla mahkemeye çağrıldığını yazan Terkoğlu, iddianame kapsamında Kılıçdaroğlu için siyasi yasak* da istendiğini aktardı.

Yargılama nedeni, 9 yıl önce, 26 Kasım 2014’te, Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde, CHP İstanbul bölge toplantısında yaptığı şu konuşma: 17 ve 25 Aralık’ta Cumhuriyet tarihimizin en büyük yolsuzluğu oldu, gerçekleşti. Bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğuna tanık olduk. Sonunda bir soruşturma komisyonu kuruldu. TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek mahkemeye başvuruyor. Diyor ki, komisyonla ilgili olarak yayın yasağı getirin.

TBMM’de kurulan komisyonla ilgili yayın yasağı getirin, diyor. Ve mahkemeden karar çıkarıyor. Ne zamandan beri TBMM hırsızların hamisi konumuna geldi Sayın Cemil Çiçek, bunu bir açıklar mısın? Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevi bu mudur? Senin görevin başka bir şey. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin itibarını korumaktır. Yayın yasağı getirerek kimlere arka çıkıyorsun sen?”

Konuşmada geçen “hırsız” ifadesi nedeniyle eski Bakan Erdoğan Bayraktar dilekçe vererek şikâyetçi oldu, Kılıçdaroğlu hakkında 31 Ekim 2016 tarihinde iddianame hazırlandı. Dokunulmazlığı kalkınca da kamu davası açıldı.

Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik, Terkoğlu’na yaptığı açıklamada davayı şöyle değerlendirdi: “Dava açıldığı bilgisini genel başkana arz ettiğim sırada mutlu olduğuna tanık oldum. Davaya konu olan olguların tamamının ispatlanması talimatını verdi. İspat hakkı, Türk Ceza Kanunu’nun ve anayasanın verdiği bir hak. Yolsuzluk eleştirilerinin haklı dayanaklarını delil olarak mahkemeye sunacağız, 17-25 Aralık sürecindeki tapelerle ilgili bilirkişi incelemesi talebimiz var.

Zaten eski Bakan Erdoğan Bayraktar’ın da ispat hususuna karşı çıkmayacağı dava dosyasında beyan olarak var. Dolayısıyla mahkemenin delilleri toplayacak olması, ses kayıtları hakkında bilirkişi incelemesi yapmak zorunda olması bizi mutlu etti. Bu dava yoluyla, 17-25 Aralık dönemindeki tüm yolsuzlukları ispat etme şansına sahip olacağız.”

Siyasi yasak hakkında

Türk Ceza Kanunu’nun “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlıklı 53. Maddesi:

(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;

a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden,
c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,
d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, yoksun bırakılır.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a G20 Tepkisi: İçeride Aslan, Dışarıda Kedi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katıldığı G20 zirvesine ilişkin açıklamalarda bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “G20 Zirvesinde, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomi Koridoru oluşturuldu. Bu yeni hat, G20 ülkelerinin içinde belki de en stratejik konuma sahip olan Türkiye’yi kapsamıyor. Bu tarihi bir yok sayılmadır, utançtır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Erdoğan G20 sonrası uçağına aldığı medyasına ‘Türkiyesiz bir koridor olmaz’ diye de caka satmış. Peki, bunu zirvede, yüzlerine söyledin mi? “Bölgede bizim olmadığımız bir masa kurulamaz” dedin mi? Elbette hayır. Çünkü içeride aslan, dışarıda kedi…”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı G20 zirvesine ilişkin açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın katıldığı G20 zirvesinde tarihi bir skandala imza attığını söyleyen Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan, katıldığı G20 Zirvesinde egemen güçlere boyun eğmiş, Türkiye’nin dışlanmasına göz yummuş, tarihi bir skandala imza atmıştır.

Önce malum konuyla başlayayım. 2015 yılından bu yana “ülkeler arasında kalıcı düşmanlık olmaz, bölgenin iki önemli aktörü olan Türkiye ve Mısır bir araya gelmelidir” dediğimiz için bizi “darbecilik” ile suçlayan Erdoğan, egemen güçlerin baskısıyla, Sisi’nin dizinin dibine oturdu.

Ama içeride kaplan kesilip dışarıda süt dökmüş kediye dönen Erdoğan’ın, en utanç verici faaliyeti sadece bu değil…

G20 Zirvesinde, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomi Koridoru oluşturuldu. Bu yeni hat, G20 ülkelerinin içinde belki de en stratejik konuma sahip olan Türkiye’yi kapsamıyor. Bu tarihi bir yok sayılmadır, utançtır.

Mersin ve İskenderun gibi limanlara sahip bir ülkenin bu yeni hatta yer almaması, hem ticaret hem de itibar açısından büyük bir kayıptır. İtibarı lükste, şatafatta arayanlar; yaşadıkları olağanüstü lüks hayatı halka “itibar” diye satanlar, itibarımızı yerle bir etmiştir. Şu fotoğrafta Türkiye’nin olmamasının hiçbir izahı yoktur.

Siz o zirveye Katar Emiri’nin “hediye(!)” uçağıyla katılırsanız, malvarlığınızın hesabını veremezseniz, egemen güçler azarlayınca her siyah dediğinize beyaz derseniz, sizi böyle rezil ederler.

Erdoğan G20 sonrası uçağına aldığı medyasına “Türkiyesiz bir koridor olmaz” diye de caka satmış. Peki, bunu zirvede, yüzlerine söyledin mi? “Bölgede bizim olmadığımız bir masa kurulamaz” dedin mi? Elbette hayır. Çünkü içeride aslan, dışarıda kedi…

Bu yeni hat, basit bir mesele değildir. Ülkemizin geleceğini, büyümesini, kalkınmasını çok yakından ilgilendiriyor. Bu skandaldan dönülmesi için var gücümüzle çalışacağız.”

Paylaşın

Bir Öğrencinin Beslenme Çantasının Günlük Maliyeti En Az 50 Lira

Partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantıda konuşan CHP’li Lale Karabıyık, “Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca dedi ki ‘Okul çağındaki çocuklarımızın dengeli ve yeterli beslenmeleri gerekir. Üç ana ve en az iki ara öğün olacak şekilde beslenmeleri uzmanlarca önerilmektedir.’ Çok doğru bir şey söyledi. Ama Sayın Bakan keşke bunu milletin bakanı da duysa, keşke bunu ekonomiyi yönetenler de duysa ve bunun gereğini yapsa” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Alım gücü geriledi, yoksulluk var. Okulda öğle yemeği var mı acaba? Bırakın yemeği, sağlıklı içecek bir su var mı? Bugün okul kantinlerinde su 5-10 lira. Bir öğrencinin beslenme çantasının günlük maliyeti 50 lira oldu, haftanın 5 günü koyacak 3 çocuğu varsa çarpı 3, nasıl olacak Sayın Bakan.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) CHP Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, eğitimde yaşanan sorunlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karabıyık, şunları söyledi:

“İlk ve ortaöğretim kurumlarındaki 20 milyondan fazla öğrenci ve 1 milyon 178 bin öğretmen için eğitim öğretim yılı başladı.

Okulların tatile girdiği dönemde yine bir basın açıklamamız olmuştu, demiştik ki “Tatil dönemi MEB için en verimli kullanılması gereken dönemdir, Eğitim sistemi ve okulların tüm sorunları masaya yatırılarak çözülmesi, eksiklerin tamamlanması için verimli değerledirilmelidir” demiştik. Yine o basın açıklamamızda Eğitim Sisteminin çözülmesi gereken acil sorunlarını da sıralamıştık.

Evet, Tatil bitti okullar açıldı ama sorunlar çözüldü mü? Hayır, hatta daha da derinleşti.

Bu sorunları eğitime erişim, eğitimin niteliği ve eğitim yönetimine ilişkin sorunlar olarak üç grupta toplayabiliriz.

– Eğitime erişimde karşımıza en fazla çıkan sorun okul kayıtları, kalabalık sınıflar, okula ulaşım, okul malzemelerinin edinilmesi, barınma ve beslenme gibi sorunlardır.
– Nitelikle ilgili sorunlar ise, eğitimin amaçları, eğitim programları, öğretim teknikleri, ölçme ve değerlendirme, okullarda kullanılan eğitim teknolojileri, merkezi sınavlar vb.
– Yönetsel sorunlar ise, mali kaynakların yetersizliği, öğretmen ve diğer personel eksikliğinin giderilmemesi türünden sorunlardır.

Halen kayıtlarda velilerden para isteniyor. Sayın Bakan Özer her okula ihtiyaçlarını karşılamaları için para gönderdik demişti, ama biz halen toplandığını, ihtiyaçları karşılanmadığı için para toplamak zorunda kalındığına dair örnekler vermiştik.

Sayın Bakan Tekin geldi, aynı şeyi söyledi, para toplanmaz, bağış yok falan, ama velilerden para isteniyor, aynen şöyle deniyor velilere” Çocuklarınızın temiz bir tuvalete girmesini istiyorsanız temizlik hizmetleri için personele ihtiyacımız var, sizden aldığımız para ile bunu sağlayacağız” Bu bir örnek.

Okullarda temizlik görevlisi yok, güvenlik yok bu ihtiyaçlar karşılanmıyor, büyük okullarda birkaç personel, onlar da yeterli sayıda değil, küçük okullarda o da yok.

Değerli Basın Mensupları aslında MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay 2002 yılında yüzde 17.18 iken bu oran 2023 yılında 9.18’ e geriledi. MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesine oranı bu yılki gerilemeyle yüzde 9.64’e düştü.

Mesele budur. Yani Devlet Eğitime ayırdığı bütçeyi kıstıkça vatandaşlara yük biniyor.

Eğitime yapılan kamu harcamaları için dünya genelinde kabul edilen bazı oranlar vardır. Buna göre devletin eğitim harcamalarının GSYH içindeki payının en az %4 ile 6 arasında olması kabul edilir. 2021 yılında Türkiye’nin %4 sınırının da altına düştüğünü görüyoruz. Eğitimin GSYH içindeki payının düşmesi, harcama miktarı artsa dahi aslında ülkenin toplam kaynakları içinden eğitime daha az kaynak ayrıldığı anlamına gelmektedir.

Türkiye, OECD ülkeleri arasında eğitime ayrılan özel kaynakların payının en yüksek olduğu ülkelerden biridir. OECD ülkelerinde eğitim harcamalarının ortalama yüzde 90’ı kamu, yüzde 8’i hane halkları tarafından yapılmaktadır. Türkiye’de 2021’de devletin yaptığı harcamalar oran olarak düşmüş, hane halklarının harcaması ise artmıştır. 2020 yılında %20 olan hane halkı harcamaları 2021 yılında %22’ye yükselmiştir.

Diğer taraftan bir diğer sorun çocuklarımızı yetiştiren öğretmenlerimiz için ne yapıldı? Sözleşmeli ücretli öğretmen uygulamaları devam ediyor. 1 milyon ataması yapılmayan öğretmen var ancak; MEB boş geçen dersleri ücretli öğretmenler ile doldurmayı başarı olarak görüyor, sorun olarak görmüyor.

Ücretli öğretmenler asgari ücretin altında gelir elde ediyor, sözleşmeli ve kadrolu öğretmenler yoksulluk sınırının altında yaşamaya çalışıyor. Öğretmenlerimiz bu sorunlarıyla uğraşırken nitelikli eğitim nasıl olacak? Ayrıca; yeni uygulamayla öğretmenlik mesleği 4 gruba ayrıldı. Aynı işi yapan öğretmenlere farklı ücret veriyorlar, bu nedenle öğretmenler odası da bölünmüş oldu.

Ulaşım ayrı bir sorun, Eğitim Zorunlu ise okula ulaşım hakkı söz konusudur. Bunu da devlet sağlamalıdır, desteklemelidir.

Ve gelelim en önemli gündemimize Beslenme Çantası, nasıl doldurulacak, Sağlık Bakanı Koca dedi ki” Okul çağı çocuklarımızın dengeli ve yeterli beslenmeleri gerekir, 3 ana ve en az 2 ara öğün olacak şekilde beslenmeleri uzmanlarca önerilmektedir, dedi.

Evet doğru, doğru da peki nasıl, vatandaş enflasyona yenik düştü, alım gücü geriledi, her şey iyiymiş gibi gösterilirken mutfaklarda yangın var.

Evdeki koşullar zor, yoksulluk, yoksunluk, okulda öğle yemeği var mı, bırakın yemeği sağlıklı bir su var mı?

Biz dedik ki en az bir öğün yemek verilsin okullarda beraberinde de sağlıklı bir su, bu bizim ilk gerçekleştireceğimiz vaatlerimizde de vardı, mecliste en son Ekim 2022 ve Kasım ayında 2023 bütçesi görüşmelerinde teklifler verdik AKP-MHP oylarıyla red edildi.

Peki Sayın Bakan doğru söylüyorsunuz da bunu keşke Bakan Tekin de bilse, Ekonomi zaten iyi yönetilmiyor bir de bu ihtiyaçlar göz ardı ediliyor.

Kaldı ki vatandaş çocuğunun yanına Beslenme çantası koyacak, günlük sağlıklı bir beslenme için, minimum çeşitle beslenme çantasının maliyeti 50 TL, haftanın 5 günü koyacak 3 çocuğu varsa çarpı 3, nasıl olacak Sayın Bakan.

Ve diğer taraftan bir de beslenme dışındaki diğer maliyetlere bakalım, enflasyonun artan etkisiyle nerelere tırmanmış; Okula Başlamanın Maliyeti, Okula Devamın Maliyeti

Okula başlangıç giderleri

Okula başlamada ekonomik maliyetin son 4 yılda geldiği noktayı piyasadaki 137 ürünün gerçek fiyatları üzerinden yaptığımız araştırma ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca araştırmamız, okula başlayan bir öğrencinin veliye getirdiği yükü de ortaya koymaktadır.

Okula başlama maliyetleri için 2019, 2022 ve 2023 yılları karşılaştırılmıştır. Yaptığımız bu araştırmada, belirtilen rakamlar içerisinde, okula zorunlu alınan bağışlar, sınıfların düzenlenmesi için toplanan paralar, velilerin çocuklarına verdikleri harçlıklar bulunmamaktadır. Zorunlu bağış adında alınan bu ücretleri de eklediğimizde, özellikle alt ve orta gelir düzeyindeki ailelere, okul giderleri ciddi bir yük olacaktır.

– Okulöncesi düzeyde okula başlama maliyetleri 2019 yılına göre; 2022 yılında yüzde 285,26, 2023 yılında ise yüzde 654,36 oranında artmıştır.
– İlkokul düzeyinde okula başlama maliyetleri 2019 yılına göre; 2022 yılında yüzde 316, 2023 yılında ise yüzde 493,8 oranında artmıştır.
– Ortaokul düzeyinde okula başlama maliyetleri 2019 yılına göre; 2022 yılında yüzde 304,1, 2023 yılında ise yüzde 450,5 oranında artmıştır.
– Lise düzeyinde okula başlama maliyetleri 2019 yılına göre; 2022 yılında yüzde 286,8, 2023 yılında ise yüzde 486,4 oranında artmıştır.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu’nun Adaylığını Duyurdu

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde adayları netleşmeye başladı. Son olarak, Kılıçdaroğlu, CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı (İBB) adayının Ekrem İmamoğlu olduğunu açıkladı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sözcü TV’den İpek Özbey’in “İmamoğlu da adayınız mı, bunu aynı netlikte ne zaman söyleyeceksiniz?” sorusuna “Bir insan bir görevde başarılıysa, neden değiştirilsin? Elbette Ekrem İmamoğlu adayımızdır” yanıtını verdi.

Kılıçdaroğlu, “Sizce CHP değişmeli mi?” sorusunaysa şu yanıtı verdi: “Cumhuriyet Halk Partisi tarihinin hiçbir döneminde değişime kapalı bir parti olmamıştır. Yeni politikalar, yeni stratejiler, yeni yüzler… CHP bu yüzden parti içi tartışmaları faydalı görür. 100. Yıl konuşmamda da ifade ettim, CHP parti içi tartışmalardan her zaman güçlü çıkmıştır. Bu dönemden de yenilenerek, güçlenerek çıkacağız.”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları özetle şöyle:

(Sizce CHP değişmeli mi?) Cumhuriyet Halk Partisi tarihinin hiçbir döneminde değişime kapalı bir parti olmamıştır. Yeni politikalar, yeni stratejiler, yeni yüzler… CHP bu yüzden parti içi tartışmaları faydalı görür. 100. Yıl konuşmamda da ifade ettim, CHP parti içi tartışmalardan her zaman güçlü çıkmıştır. Bu dönemden de yenilenerek, güçlenerek çıkacağız.

(İttifak tartışması) Ben demokrasiden yana olanların birlikte hareket etmesi gerektiğine inanan bir insanım. Bu dün de böyleydi bugün de böyle… Millet İttifakı da demokrasiden yana olanların bir araya gelmesi üzerine inşa edilmiş bir ittifaktır.

İttifak demek güç birliği demektir. Neden demokrasiden yana olanlar ayrışsın? Neden gücünü bölsün? Kaldı ki önümüzdeki süreçte bir yerel seçim var. Zaten kentlerde ya da ilçelerde insanlar, kendi bölgelerinde tek adam rejiminin temsilcisi bir adaya karşı, demokrasiden yana olan en güçlü adaya yönelecektir.

(İmamoğlu da adayınız mı, bunu aynı netlikte ne zaman söyleyeceksiniz?) Bir insan bir görevde başarılıysa, neden değiştirilsin? Elbette Ekrem İmamoğlu adayımızdır.

(Size nezaketsizlik yapıldığını düşünüyor musunuz?) Asla böyle düşünmedim, düşünmem de… Kimseye de özel bir kırgınlığım yok.

(Yılgın ve kırgın CHP seçmenine ne söylemek istersiniz?) Başta büyük Atatürk olmak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi’ni kuran kadrolar, bin bir zorluk içerisinde verilen bir bağımsızlık mücadelesinin ardından, Cumhuriyet’i inşa etmiş ve bu ülkeyi ayağa kaldırmıştır. Dolayısıyla, müsaadenizle sorunuza katılmıyorum. Biz Cumhuriyet Halk Partiliyiz, yılgınlık bizim kitabımızda yazmaz.

Özgür Özel: Cuma günü basın toplantısı yapacağım

Öte yandan kurultayda genel başkanlık için aday olacağı öne sürülen CHP Grup Başkanı Özgür Özel, bugün saat 14.00’te CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştüğünü duyurdu. Özel, kurultay sürecine ilişkin 15 Eylül Cuma günü CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı yapacağını açıkladı.

Özel’in bu akşam X (Twitter) hesabından yaptığı açıklama şöyle: “Bugün saat 14.00’te Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile bir görüşme gerçekleştirdim. İçinde bulunduğumuz kurultay sürecine dair 15 Eylül Cuma günü Genel Merkezimizde bir basın toplantısı yapacağım.”

Özgür Özel’in cuma günü CHP Genel Başkan adaylığını duyuracağı iddia edilmişti.

Paylaşın

Yerel Seçimler: CHP’den İYİ Parti’ye “İttifak” Resti

İYİ Parti’nin yerel seçimlere kendi adayları ile gireceğini açıklaması hatırlatılan ve “yeni bir yol açılabilir mi?” sorusu yöneltilen CHP Sözcüsü Öztrak, “Bizim dışımızdaki bir parti ‘kendi adaylarımı göstereceğim’ derse bize de yolu açık olsun demek düşer. Bu arada belediye seçimleri tek turlu seçimler. Dolayısıyla belediye seçimlerinde bundan önce örneklerini gördüğümüz gibi yüzde 25’le seçimlerin alındığını da unutmamak gerekir” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sezgin Tanrıkulu’nun TSK ile ilgili sözlerine ilişkin parti yönetimince herhangi bir yaptırım uygulanıp uygulanmayacağı sorulan Öztrak, daha önce yaptığı “Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun, milletimizin gözbebeği Türk Silahlı Kuvvetleri’ni töhmet altında bırakan ifadeleri kabul edilemez. Bu konu yetkili organlarımızda görüşülecektir” açıklamasını hatırlatarak “Bu konuda gerekli açıklamaları yaptık, bu çerçevede devam edecektir” cevabını verdi.

‘Orta Vadeli Program’ını eleştiren Öztrak, “Bundan 12 yıl önce millete vadettikleri, Devletin Kalkınma Planına da yazdıkları 2023’te 2 trilyon dolar milli gelir, 25 bin dolar kişi başına gelir hedefine önümüzdeki üç yılda da ulaşılamıyor. Türkiye, ilk 10 ekonomi arasına girme hedefinin yanına bile yaklaşamıyor. Dünya enflasyon sıralamasında ise 2026’ya kadar ilk beşte kalmaya devam ediyor. Bunun adı ‘gerçekçilik’ değil iflasın ikrarıdır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın G20 Liderler Zirvesi’nde Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Es-Sisi’yle görüştüğünü hatırlatan Öztrak, “Erdoğan’ın dün darbeci, katil dedikleriyle bugün el sıkışmasına havuz medyası diplomatik başarı başlıkları atsa da tükürdüğünü yalayarak ülke yönetilmiyor. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Devleti büyük bir devlet, milletimiz büyük bir millettir. Ekonomimiz uluslararası kurumların kapısında hazır ola geçmeden de doğru politikalarla hızla ayağa kalkabilir” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Faik Öztrak, partisinin Merkez Yürütme Kurulu devam ederken düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Öztrak’ın açıklamalarından satırbaşları şöyle:

(Sezgin Tanrıkulu) Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun, milletimizin gözbebeği Türk Silahlı Kuvvetleri’ni töhmet altında bırakan ifadeleri kabul edilemez. Bu konu yetkili organlarımızda görüşülecektir” açıklamasını hatırlatarak “Bu konuda gerekli açıklamaları yaptık, bu çerçevede devam edecektir.

(Ekrem İmamoğlu) Genel Başkanımız bir ile gittiğinde o ildeki tüm parti yetkilileri programdan haberdar olur, il başkanımız da bunun koordinasyonunu sağlar. Ekrem bey de bizim belediye başkanımızdır.

(CHP’nin hazırladığı 100’üncü yıl videosu) O videolara baktığınız zaman Kıbrıs’ın dağlarına nasıl bayrağı diktiğimiz anlatılıyor. Neden revize yapalım? Kıbırs’ın dağlarına milliyetçiliği yazdığımız görüntüleri neden revize edelim? Karşı tarafın sık sık kullandığı bu filmleri bizim hazırladığımız dört dörtlük videoda görünce herhalde büyük bir tepki oluştu. Kıbrıs’ın dağlarına dikilen o bayrağın CHP’nin eseri olduğunu görüp herhalde kıskanıyorlar.

(Yerel Seçimler) Geçen hafta durduğumuz yeri söyledim. Bu süreçle ilgili şehirlerde yapılacak iş birliklerine kapalı olmadığımızı da söyledim. Ama bizim dışımızdaki bir parti ‘kendi adaylarımı göstereceğim’ derse bize de yolu açık olsun demek düşer. Bu arada belediye seçimleri tek turlu seçimler. Dolayısıyla belediye seçimlerinde bundan önce örneklerini gördüğümüz gibi yüzde 25’le seçimlerin alındığını da unutmamak gerekir.

(Eğitim sistemi) Yurdun dört yanındaki aileler hem yapboza dönen eğitim sistemi hem de her geçen gün artan masraflar yüzünden kara kara düşünüyorlar. Eğitim sistemi sürekli hallaç pamuğu gibi atılıyor. Önce sınıfta kalma kalkıyor, sonra geri geliyor, sınav konuyor, sınav kaldırılıyor. Eğitim sistemindeki kaos bir türlü bitmiyor. Diğer taraftan, sarayın azdırdığı hayat pahalılığı nedeniyle bir öğrenciyi okula başlatmak el yakıyor. Kıyafeti, eşofmanı, ayakkabısı, kırtasiyesi derken masraf 5 bin lirayı buluyor. Bunun daha servisi var, bunun daha yemesi içmesi var.

(Bütçe açığı) Geçen yıl ilk 7 ayda 30 milyar lira fazla veren bütçe bu yılın aynı döneminde 435 milyar lira açık verdi. Hükümet deprem harcamaları dese de bu açığın en önemli kısmı hükümetin seçim kazanmak için tüm tuşlara aynı anda basmasından kaynaklanıyor.

(Orta Vadeli Program) Bundan 12 yıl önce millete vadettikleri, Devletin Kalkınma Planına da yazdıkları 2023’te 2 trilyon dolar milli gelir, 25 bin dolar kişi başına gelir hedefine önümüzdeki üç yılda da ulaşılamıyor. Türkiye, ilk 10 ekonomi arasına girme hedefinin yanına bile yaklaşamıyor. Dünya enflasyon sıralamasında ise 2026’ya kadar ilk beşte kalmaya devam ediyor. Bunun adı ‘gerçekçilik’ değil iflasın ikrarıdır.

(Erdoğan’ın enflasyonu tek haneye düşürme vaadi) Sıkı para politikası az para, yüksek faiz demektir. Kendi atadığı bakanın kendisinden önce uygulanan politikalara, ‘irrasyonel’ demesini sineye çeken Erdoğan, şimdi de iki yıldır savunduğu, ‘Nas’ dediği, ‘Ben iktidardayken artmaz düşer’ dediği düşük faizden de vazgeçti. Allah kimseyi bu hale düşürmesin.

(Erdoğan – Sisi görüşmesi) Erdoğan’ın dün darbeci, katil dedikleriyle bugün el sıkışmasına havuz medyası diplomatik başarı başlıkları atsa da tükürdüğünü yalayarak ülke yönetilmiyor. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Devleti büyük bir devlet, milletimiz büyük bir millettir. Ekonomimiz uluslararası kurumların kapısında hazır ola geçmeden de doğru politikalarla hızla ayağa kalkabilir.

(Kongre) Cumhuriyet Halk Partisi halkın egemenliğini temel ilke olarak benimsemiştir. Bu temel ilke doğrultusunda parti içi tartışmaları yenilenmenin aracı olarak görmüştür. Biz etik ilkelere bağlı kalınarak yapılan tüm tartışmaların mücadelemizi güçlendireceği kanaatindeyiz. Yenilenme sürecimiz hızla devam ediyor. İlçe ve il kongrelerimiz hızla tamamlanıyor. Bunların tamamlanmasının ardından kurultayımızla bu süreci taçlandıracağız. Bu yenilenme sürecini tüzüğümüzden programımıza kadar partimizin işleyişiyle ilgili dokümanları da yenileyerek destekliyoruz. Yenilenerek, güçlenerek yerel seçimlere gidiyoruz

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Tek Adam Rejimine, Diktatörlüğüne Karşı Biz Kazanacağız

CHP’nin 100. yıl dönümü nedeniyle düzenlenen etkinlikte konuşan Kemal Kılıçdaroğlu, “CHP, Türkiye’nin Bağımsızlık Savaşı’nın ve onun devamında gerçekleşen devrimlerin öncüsüdür. CHP’nin tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihiyle özdeştir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “100 yıl boyunca Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, ‘Memleket ve milletin her türlü dayanaktan mahrum bırakıldığı, uğursuz bir hengâmenin yaşandığı bir dönemde, herkesi çatısının altında buluşturan mukaddes, devrimci bir parti’ olmaktan vazgeçmedik ve vazgeçmeyeceğiz. Asla ve asla vazgeçmeyeceğiz, devrimci bir parti olma sürecimizi sürdüreceğiz.”

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “O nedenledir ki; CHP, Türkiye’nin içinden geçtiği bu sıkıntılı dönemde umutsuzluğu yıkacak tek adrestir. Çünkü CHP, Türkiye’nin içinden geçtiği bu sıkıntılı dönemde umutsuzluk aşılanamayacak tek adrestir. Biz başaracağız; tek adam rejimine karşı, diktatörlüğüne karşı elbette biz kazanacağız. Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandıracağız. Yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi! Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, eşi Sayın Selvi Kılıçdaroğlu ile birlikte Cumhuriyet Halk Partisi 100. Yıl Etkinlikleri kapsamında Anıtpark’ta düzenlenen 100. Yıl Buluşması’na katıldı. Kısa film gösterimi ve halk dansları gösterisinin düzenlediği ve sanatçı Candan Erçetin’in konseriyle son bulan kutlama programında, geçmiş dönem CHP Genel Başkanlarına da 100. Yıl Plaketi takdim edildi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu buluşmada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Efendim, böyle güzel bir gecede sizlerle buluşmak ne kadar güzel. Genel Başkanlarımızı dinledik, güzel Anadolu oyunlarını seyrettik. Cumhuriyetin kurucusu olan CHP’nin 100. Yılını kutluyoruz.

Aramızda siyasal partilerin temsilcileri var, az önce sizlere hitap eden saygıdeğer Genel Başkanlarımız var, milletvekillerimiz var, Kadın Kolları, Gençlik Kolları Başkanlarımız ve üyeleri var.

Değerli yol arkadaşlarım, değerli arkadaşlar; bugün sadece bizim açımızdan değil dünya siyaset tarihi açısından da önemli bir gün. Bir siyasal partinin, Milli Kurtuluş Savaşı’nı veren bir siyasal partinin 100. Yılını kutluyoruz. Dünyada ender rastlanan, dünyada dört veya beş 100. Yılını tamamlayan siyasal parti var, bunlardan birisi de Milli Kurtuluş Savaşı’nı veren, kadın erkek eşitliğini getiren, Cumhuriyeti kuran, özgürlüklerin hamisi, koruyucusu CHP.

Sizlere kısa bir konuşma yapmak isterdim ama izin verirseniz biraz tarihten ve biraz da günümüzden söz etmek isterim. Çünkü tarihini bilmeyen geleceğini sağlıklı inşa edemez. O nedenle önce izin verirseniz kısaca tarihimizden söz edeyim.

Bizler; Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten günümüze; ülkemizin demokrasi tarihinde eşsiz yere sahip bir partinin mensuplarıyız.

Büyük Atatürk’ün, kurucusu olduğu Türkiye Cumhuriyetimizle birlikte “iki büyük eserinden biri olarak” nitelendirdiği Cumhuriyet Halk Partisi bugün itibariyle 100 yaşında.

Cumhuriyet Halk Partimizin 100. Yaşı kutlu olsun.

Tüm Cumhuriyet Halk Partililerin 100. Yılları da kutlu olsun.

Sevgili dostlarım, yol arkadaşlarım, bizleri televizyonları başında seyreden saygıdeğer vatandaşlarım;

Milli Mücadelemizin en önemli dönüm noktalarından biri olan 4 Eylül 1919 tarihli Sivas Kongresi partimizin ilk kongresidir.

Atatürk de CHP’nin 15 Ekim 1927 tarihli II. Büyük Kurultayı açış konuşmasında şöyle der: “Fırkamız, geçen ıstırap seneleri içinde milletimizin hayatı ve şerefi için gösterdiği yüksek azim ve iradenin mümessili olarak, bundan dokuz sene evvel meydana çıkmıştı. Bütün Anadolu ve Rumeli‘ye şamil olmak üzere ilk umumi kongremiz Sivas‘ta akdedilmişti.” Bu sözler- az önce Genel Başkanımız da söyledi- Sivas Kongresi CHP’nin ilk kongresidir.

Bu nedenle, kuruluşundan önce, resmi kuruluşundan önce, ilk kongresini yapmış bir parti olarak da dünya siyasi tarihinde özgün bir yere sahip olduğumuzu unutmayalım.

İlk kongremizde alınan kararların sekizinci maddesi özetle şöyledir: “Milletlerin kendi kaderlerini bizzat tayin ettikleri bu tarihsel çağda merkezi hükümetimizin millî iradeye bağlı olması zorunludur. Merkezi hükümetin hemen millî meclisi toplaması, millet ve memleketin geleceği hakkında alınacak bütün kararları meclis denetimine sunması zorunludur”

Görüleceği üzere, Sivas’ta kongre kararıyla kayıt altına alınan millet egemenliğine tam bağlılık, partimizin yani CHP’nin ana omurgasını oluşturmuştur.

Öte yandan; partimizin, siyaset bilimi müktesebatına uygun olarak kurulduğu tarih ise 1923’tür. Atatürk’ün, 6 Aralık 1922’de yaptığı “Halkçılık esasına dayanan ve Halk Partisi adıyla siyasi bir parti kurma niyetindeyim” açıklamasıyla başlayan çalışmalar, 9 Eylül 1923’de parti tüzüğünün kabul edilmesiyle tamamlanmıştır.

Partimizin ilk programı da 8 Nisan 1923’te Atatürk’ün imzasıyla açıklanan ve bir beyanname niteliği taşıyan “9 Umde”dir. Yani 9 İlkedir.

9 İlkenin ilk maddesi şöyledir.

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. İdare yöntemi halkın doğrudan doğruya kendi kaderini belirlemesi esasına dayanır.

Ulusun gerçek temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında hiçbir kişi, hiçbir makam, hiçbir güç milletin kaderine egemen olamaz.”

4 Eylül 1919’dan 9 Eylül 1923’e kadar geçen zaman içinde Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucu kadroları, millet egemenliğine duydukları inançtan asla ve asla geri adım atmamışlardır.

İlk maddeyle birlikte;

Saltanatın kaldırılması ve egemenliğin milletin gerçek temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde toplanması,
Yargı, maliye, güvenlik, tarım, ekonomi, sosyal güvenlik, sosyal yardımlar ve kamu alanında bilimsel temelli reformlar yapılması,
Laik eğitim sistemine geçilmesi, kamu hizmetlerinin denetime tabi kılınması, kamu istihdamının liyakat esasına dayandırılması,
gibi maddeler nedeniyle 9 Umde, yani 9 İlke CHP’nin uygar dünyayla bütünleşme amacının ilk temel metinlerinden biridir. Bununla gurur duyuyoruz. Yani ilk beyannamemizle gurur duyuyoruz, onur duyuyoruz.

Sevgili Cumhuriyet Halk Partililer, değerli yoldaşlarım, arkadaşlarım,

Partimiz 15 Ekim 1927’de II. Büyük Kurultayı’nı toplamıştır. Atatürk’ün Büyük Nutku’nu da okuduğu bu kongrede ilk dört ilkemiz Cumhuriyetçilik, halkçılık, laiklik ve milliyetçilik ilkeleri kabul edilmiştir. 1931 yılında gerçekleşen III. Büyük Kurultayda devletçilik ve devrimcilik ilkelerinin kabulüyle, partimizin “Altı ok”u tamamlanmıştır.

Atatürk’ün katıldığı son kurultay ise Mayıs 1935 Kurultayıdır. Atatürk bu kurultayda, “Uçurumun kenarında yıkık bir ülke” cümlesiyle başlayan veciz konuşmasını yapar. Partimizin ismi de artık Cumhuriyet Halk Fırkası değil, Cumhuriyet Halk Partisi olmuştur.

Büyük Atatürk’ün ölümünün ardından partimizin ilk olağanüstü kurultayı toplanır. Atatürk’ün yol arkadaşı, Lozan kahramanı, II. Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü Aralık 1938 Kurultayında ikinci genel başkanımız olarak seçilir.

Merhum İnönü, Atatürk’ün başlattığı milli kalkınmanın ve çağdaşlaşmanın sürdürücüsü olmakla kalmayacak; ülkemizi II. Dünya savaşından uzak tutan bir diplomasi dehası olarak da tarihimizdeki yerini alacaktır.

İnönü aynı zamanda, ismini demokrasi tarihimize altın harflerle yazdırmayı da başaracaktır.

Ülkemizi çok partili siyasi hayata taşıyan en temel olgu İnönü’nün demokrasiye duyduğu sarsılmaz bağlığıdır. 1950’de Demokrat Parti’ye karşı kaybettiğimiz seçimleri “Bu yenilgi benim en büyük zaferimdir” sözleriyle nitelendiren İnönü, Türk demokrasi tarihinin en önemli kahramanlarından biridir.

İnönü’nün, 1959 yılında iktidara yürüyen CHP’nin genel başkanı olarak düzen değişikliği önermesi ve bu değişikliği “İlk hedefler Beyannamesi” olarak kamuoyuyla paylaşması da partimizin bir diğer önemli atılımı olmuştur.

CHP’nin 14. Kurultayında merhum Turan Güneş tarafından okunan “İlk hedefler beyannamesi” Sivas kararlarının özünü oluşturan ve 9 Umde’de vurgulanan hâkimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesi temelinde köklü bir değişim öngörüyordu.

14 Ocak 1959 tarihinde açıklanan Beyannamenin ilk iki maddesini aktarmakla yetineceğim. İlk iki madde Cumhuriyet Halk Partisi’nin demokrasiye ve özgürlüğe bağlı; demokrasi ve özgürlük adına herkes için mücadele eden tarihsel kimliğinin kanıtıdır:

Demokratik inkişafımızı durduran, gerileten bütün antidemokratik kanunlar, usuller, zihniyet ve tatbikat kaldırılacaktır.
Anayasamız modern demokrasi ve cemiyet anlayışına uygun, halk egemenliği, hukuk devleti, sosyal adalet ve emniyet esaslarına dayanan bir devlet nizamına göre değiştirilecektir.
Değerli yoldaşlarım; İnönü’nün partimiz için attığı önemli adımlardan biri de 9 Umde’yle temelleri atılan ilkelerin, “Ortanın Solu” kavramıyla netleştirilmesidir.

Öte yandan 12 Eylül 1963’te Türkiye’nin AB’nin temelini oluşturan Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üyeliğinin önünü açan Ankara Anlaşması imzalandığında dönemin başbakanının Merhum İnönü olduğunu da hafızalarımızda tutalım.

III. Genel Başkanımız Bülent Ecevit, İnönü’nün “Ortanın Solu” tercihini şu sözlerle sahiplenmiştir: “Ortanın solundakiler, insancıdır, halkçıdır, sosyal adaletçidir, plancıdır, halkı gözetici bir biçimde devletçidir, özgürlüğe bağlıdır, sosyal demokrasiden yanadır; ortanın solundakiler ilerici, devrimci ve reformcudur.”

Ecevit’in bu sahiplenişi, “Halkçı Ecevit” efsanesinin doğmasına neden oldu. Karaoğlan, 1974 yılında Başbakan Yardımcılığını Merhum Necmettin Erbakan’ın üstlendiği CHP- MSP koalisyon hükümeti döneminde Kıbrıs’ın Beşparmak Dağlarına milliyetçiliğimizi de nakşeden liderdir…

Ecevit, sadece 70’li yıllar boyunca sadece partimizi iktidar yapmanın mücadelesini sürdürmedi. Aynı zamanda ülkenin içinden geçtiği karanlık dönemde baskıcı rejime karşı sürdürülen mücadelenin de aktörlerinden biri oldu. Bu mücadelesini 12 Eylül Askeri darbe döneminde de kararlılıkla sürdürdü.

Ecevit sonrası CHP’de özel bir yeri olan Merhum Deniz Baykal’ı da sevgiyle ve özlemle anıyorum. 11 Şubat 2023 tarihinde kaybettiğimiz Sayın Baykal, 12 Eylül Askeri darbesiyle birlikte kapatılan ve yine bir 9 Eylül’de; yani 9 Eylül 1992’de yeniden açılan partimizin dördüncü genel başkanıdır. Sayın Baykal’ın genel başkanlığında yeniden açılan CHP, Türkiye’nin sol sosyal demokrat birikiminin yeniden yapılanması ve yenilenmesi açısından önemli bir görev üstlenmiştir. Sayın Baykal’ın özellikle 1 Mart tezkeresi sürecinde üstlendiği rol ve gösterdiği kararlılık ülkemizi büyük bir badireden kurtarmıştır.

Gördüğünüz üzere sevgili yoldaşlarım, tüm genel başkanlarımızın tek bir amacı vardı; bu güzel ülkemizin topyekûn refahı, mutluluğu, huzuru ve ülkemizde demokrasimizin kökleşmesi.

Değerli yoldaşlarım,

25 – 26 Temmuz 2020 tarihlerinde yapılan 37’inci Olağan Kongremizde kabul ettiğimiz İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizi de hatırlatmak isterim.

Bir kongre kararına dönüşen bu beyannamemiz de, Sivas Kongresi, 9 Umde ve İlk Hedefler Beyannamesi ile Büyük Atatürk’ün ilke ve devrimlerinden aldığımız ilhamla hazırlanmıştır.

İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi, milletin egemenliğine bağlılığımızın ve parlamenter sisteme duyduğumuz inancın cisimleşmiş halidir.

Değerli yol arkadaşlarım,

Bu kısa tarihsel değerlendirme ve anımsatmaların ardından geleceğe dair de şunları söylemek isterim…

Cumhuriyet Halk Partisi, “Halkımıza hürriyet ve hâkimiyet temin eden mukaddes bir cemiyettir. Halk Partisinin ruhu tam bağımsızlık ve kayıtsız şartsız milli egemenliktir.”

Bu sözler Mustafa Kemal Atatürk’e aittir. Dolayısıyla partimiz halkın hürriyetini ve hâkimiyetini ortadan kaldırmak isteyen herkese ve her kuruma karşı devrimci bir ruhla dikilmeyi her zaman, her dönem ilke edinmiştir.

Bu temel ilke doğrultusunda parti içi tartışmalardan da çekinmemiş; aksine parti içi tartışmaları yenilenmenin aracı olarak kabul etmiştir. Her bir CHP’li; etik ilkelere bağlı kalınarak yapılan tüm tartışmaları, Büyük Atatürk’ün önderliğinde başlayan ve ülkemizin kalıcı olarak demokratikleşmesi hedefini taşıyan devrimci mücadelemize bir katkı olarak niteler.

Bu bağlamda; yüzyıllık tarihimiz boyunca yaşadığımız tüm tartışmalar, yeni ve güçlü başlangıçlarımız için bir liman vazifesi görmüştür. Her bir tartışma CHP’yi büyüten, güçlendiren sonuçlar doğurmuştur.

Değerli yoldaşlarım;

100. Yılımızda nasıl bir Türkiye istiyoruz? İkinci yüz yıla geçiyoruz, ikinci yüzyıla başlıyoruz; nasıl bir Türkiye istiyoruz?

13 temel konuyu sizlerle paylaşacağım.

Üniversiteleri özerk, bilgi üreten, teknoloji devrimini yaratan bir Türkiye istiyoruz.
Geleceğini yurt dışında arayan değil, emeğini, bilgisini ülkesi için harcayan, ülkesi için kullanan gençlerinin ve vatandaşlarının mutlu olduğu bir Türkiye istiyoruz.
Herkesin düşüncesini özgürce ifade edebildiği, hapishanelerinde düşüncelerinden ötürü hiçbir tutuklunun, hükümlünün bulunmadığı bir Türkiye istiyoruz.
Devlet yönetiminde liyakatin egemen olduğu, devleti oluşturan kurumların kendi kültürlerini oluşturdukları, inşa ettikleri bir Türkiye istiyoruz.

Yargının bağımsız ve tarafsız olduğu, adaletin, hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaate göre gerçekleştiği bir Türkiye istiyoruz. Yani “darbe hukuku”ndan arınmış bir Türkiye istiyoruz.
Siyasetin ahlaki temeller üzerinde yapıldığı, dinin, inançların, kimliklerin siyasete alet edilmediği, inançlara, kimliklere ve yaşam tarzlarına saygı duyulduğu, hiç kimseye ikinci sınıf vatandaş muamelesinin yapılmadığı bir Türkiye istiyoruz.
Kadın erkek eşitliğinin sağlandığı, doğa haklarının korunduğu bir Türkiye istiyoruz. Bir parantez açayım burada… Kadınlar göreceksiniz yakında, kadın devrimini gerçekleştireceğiz, kadın devrimini. Ne dedik? CHP, devrimlerin partisidir, bunu da yapacağız.

Basının, yani medyanın iktidarlar tarafından baskılanmadığı, gazetecilerin hapse atılmadığı; gücü, yani iktidarı koşulsuz destekleyen medyanın kamu kaynaklarıyla beslenmediği bir Türkiye istiyoruz.
Kamu kaynaklarını harcayan iktidarın harcadığı her kuruşun hesabını verdiği bir Türkiye istiyoruz. Yani devlet yönetiminin şeffaf olduğu Türkiye istiyoruz.
Kuruluşundaki felsefeye uygun olarak “yurtta barış, dünyada barış” ilkesinden vazgeçmeyen bir Türkiye istiyoruz.
Küresel çaptaki tüm gelişmeleri izleyen, iklim değişikliğinden teknolojiye kadar sorunları gören, çözümü için planlama yapan, yaşam kalitesini yükselten bir Türkiye istiyoruz. Yani siyasal bağımsızlığını ekonomik gücüyle güvence altına alan bir Türkiye istiyoruz.

Milli Kurtuluş Savaşını yöneten Gazi Meclisin, yolsuzlukları aklayan değil, bir kişinin iradesine teslim olan değil, kuruluşundaki ruha dönmeyi amaçlayan bir Türkiye istiyoruz.
Bu ve benzeri hedeflerin gerçekleşmesi için eğitimde fırsat eşitliğini sağlayan, kişinin sorgulama kapasitesini geliştiren, laik ve bilimsel eğitimin vazgeçilmezliğini savunan bir Türkiye istiyoruz. Yani özetle “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” nesiller yetiştiren bir Türkiye istiyoruz.
Bunları gerçekleştirdiğimizde hep birlikte büyük bir değişime, büyük bir dönüşüme imza atmış olacağız. Bu imza sadece bizim değil, bu güzel ülkenin gençlerine, kadınlarına, çiftçilerine, bilim insanlarına, iş insanlarına yani hepimize ait olacak.

Sevgili yoldaşlarım,

Değerli Cumhuriyet Halk Partililer,

Bize göre Cumhuriyet Halk Partililerin bugün için en önemli görevi, bu zamana kadar buluşamadıklarımızla da buluşarak geleceğe emin adımlarla yürümektir.

CHP, Türkiye’nin Bağımsızlık Savaşı’nın ve onun devamında gerçekleşen devrimlerin öncüsüdür. CHP’nin tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihiyle özdeştir.

100 yıl boyunca Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, “Memleket ve milletin her türlü dayanaktan mahrum bırakıldığı, uğursuz bir hengâmenin yaşandığı bir dönemde, herkesi çatısının altında buluşturan mukaddes, devrimci bir parti” olmaktan vazgeçmedik ve vazgeçmeyeceğiz. Asla ve asla vazgeçmeyeceğiz, devrimci bir parti olma sürecimizi sürdüreceğiz.

O nedenledir ki; CHP, Türkiye’nin içinden geçtiği bu sıkıntılı dönemde umutsuzluğu yıkacak tek adrestir.

Çünkü CHP, Türkiye’nin içinden geçtiği bu sıkıntılı dönemde umutsuzluk aşılanamayacak tek adrestir.

Biz başaracağız; tek adam rejimine karşı, diktatörlüğüne karşı elbette biz kazanacağız. Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandıracağız.

Yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi!

Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu: CHP Değişecek, Türkiye Değişecek

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) kuruluşunun 100’üncü yılında CHP’deki değişim tartışmalarını da ele alan bir köşe yazısı yazan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Tespitim şu: CHP değişirse, Türkiye değişir. Vaadim de şu olsun: CHP değişecek, Türkiye değişecek” dedi.

Ekrem İmamoğlu, yazısında, “CHP geride bıraktığımız 100 senenin en önemli aktörlerinden biri oldu olmasına ama malum çok uzun zamandır iktidarda değil ve Türkiye’ye hizmeti ve katkısı yerel yönetimlerde ortaya koyduğu çok değerli performansı bir yana bırakırsak, ülkenin ana muhalefet partisi olmakla sınırlı. 1950’den beri neredeyse gerçek anlamda hiç iktidar olmamış CHP, uzun yıllardır sanki ülkeyi yönetiyormuş ve tüm olumsuzluklardan sorumluymuş gibi bir algının öznesi yapılıyor.

CHP’nin bu durumu üzerine düşünmemiz, hep beraber bu durumu değiştirmenin yollarını bulmamız gerekiyor. CHP son 43 yıldır zihni ve fiili bir değişememe sorunu yaşıyor. 1980’den bugüne dünya ve Türkiye muazzam biçimde değişirken, bu değişime ayak uyduramayan CHP kendisini adeta ebedi ve ezeli muhalefet partisi konumuna hapsetti.” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, yazısının devamında, “Değişmeyi başaramadığımız için kuruluşunda bu kadar büyük bir rol oynadığımız Cumhuriyetin ikinci yüzyılına, köklü kurumları zayıflamış bir devletle, işlevsizleşmiş bir meclisle, liyakatsiz bir bürokrasiyle, çökmüş bir adalet sistemiyle, demokratik dünyadan uzaklaşmış bir ülkeyle, yarısı yoksulluk sınırının altında bir nüfusla giriyoruz.

Vatandaşlarımızı yerli ve milli olanlar ve olmayanlar diye ayrıştıran, muhalefete tahammülsüz, hukuku paramparça etmiş, eğitimi çökertmiş, borç batağına batırdığı ülkemize eşi daha önce görülmemiş bir hayat pahalılığı yaşatan bu iktidarla giriyoruz.

Ancak Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına, aynı zamanda, iktidarın değişebileceğine inancın azaldığı bir toplumsal ruh haliyle de giriyoruz. Bu hali kabullenemeyiz. CHP’nin bu duruma katkısıyla yüzleşmek zorundayız. Bu güzel ülkeye karşı tarih huzurunda sorumluyuz ve ben partimin bundan daha iyisini yapabileceğine tüm kalbimle inanıyorum. CHP’nin de Türkiye’nin de değişeceğine inanıyorum. Çünkü CHP değişirse Türkiye değişir” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP’nin kuruluşunun 100’üncü yılında CHP’deki değişim tartışmalarını da ele alan bir köşe yazısı yazdı. Yazı, Cumhuriyet gazetesinde “Geçmişin İlhamıyla Geleceğin Vizyonuna” başlığıyla yayınlandı. İmamoğlu’nun yazısı şöyle:

“100 sene önce bugün, Kurtuluş Savaşımızı zafere ulaştıran kurucu liderimiz Mustafa Kemal ve arkadaşları o zamanki adıyla Halk Fırkası’nın programını 9 umdeye dayandırdılar ve partimizi kurdular. Kurulan bir partiden öte bir ay kadar sonra ilan edilecek genç Cumhuriyetin ilk sesi, egemenliğin hanedandan millete geçişinin ta kendisiydi.

1923’ten beridir yasalar önünde herkesin bir diğeriyle eşit vatandaş olduğu bir Cumhuriyet’te yaşıyor olmamızda CHP’nin imzası var. Cumhuriyetin ilanında olduğu gibi millet iradesine dayanan bir devletin ve vatandaşlık esasına dayalı bir milletin inşa edilmesinde de CHP’nin imzası var.

CHP’yi ve Cumhuriyeti kuranlar devleti gerçek anlamda güçlendirmenin yolunun güçlü ve milli bir ekonomi yaratmak ve toplumun refahını yükseltmek olduğunu gayet iyi biliyorlardı. 1923’te İzmir İktisat Kongresini yaparak, 1929’da ise Dünya Ekonomik Krizine anında ve doğru tepki vererek milli bir ekonomi kurdular. O günün koşullarında mucize sayılabilecek bir şeyi gerçekleştirdiler. Ülkede sermayenin çok ama çok kıt olduğu koşullara rağmen ulaşım alt yapısını oluşturdular ve temel ihtiyaçların üretimi için fabrikalar, bankalar, ekonomi teşekkülleri kurdular.

Bu bir sıçrayarak kalkınma hamlesiydi. Tam anlamıyla bir ulus için çağ atlamaydı. Cumhuriyet tarihimizde yalnızca bir kez yapabildiğimiz ve şimdi yeniden yapmak zorunda olduğumuz bir hamle.

“Demokratik rejime geçişi CHP sağladı”

Tarihin o büyük zorlukları altında yapılanlar sayesinde ülkemizle dünyanın güçlü ve gelişmiş ülkeleri arasındaki fark azaldı. Dünya siyasetinde bağımsız bir ülke olarak yerimizi aldık. Yalnızca büyük sıçramayı değil aynı zamanda çok partili demokratik rejime geçişi de CHP sağladı.

İkinci Dünya Savaşı’nın dehşetinden ve yarattığı büyük yıkımdan da CHP yönetiminin sayesinde uzak durabildik. 80 Milyon kişinin öldüğü o büyük küresel yıkımdan CHP yönetiminin diplomatik ferasetiyle hasarsız çıkmayı başardık.

Cumhuriyetin ilk çeyrek asrının her anına damgasını vuran CHP 1950’den sonra iktidarda olmadığı dönemlerde de ülke siyasetine yön verdi.

1970’lerde dünyada yükselen eşitlik ve özgürlük dalgasının ülkemizde “Ortanın Solu” konumlandırmasıyla sosyal demokrasi anlayışı olarak tecelli etmesinde CHP’nin imzası var. 1970’lerde “toprak işleyenin su kullananın”, “ne ezilen ne ezen, hakça düzen” diyen CHP oldu. Yine 1970’lerde MSP’yle koalisyon kurarak farklı toplum kesimlerinin aynı ideal etrafında buluşabileceğini, ulusal meselelerde ayrışma yerine birleşmenin mümkün olabileceğini de CHP gösterdi. 1974’te Kıbrıs Barış Harekatını yaparak hem müttefiklerimize hem de hasımlarımıza güç ve kararlılık gösteren devletimizin direksiyonunda CHP vardı.

CHP geride bıraktığımız 100 senenin en önemli aktörlerinden biri oldu olmasına ama malum çok uzun zamandır iktidarda değil ve Türkiye’ye hizmeti ve katkısı yerel yönetimlerde ortaya koyduğu çok değerli performansı bir yana bırakırsak, ülkenin ana muhalefet partisi olmakla sınırlı. 1950’den beri neredeyse gerçek anlamda hiç iktidar olmamış CHP, uzun yıllardır sanki ülkeyi yönetiyormuş ve tüm olumsuzluklardan sorumluymuş gibi bir algının öznesi yapılıyor.

“Türkiye değişirken CHP atalete düştü”

CHP’nin bu durumu üzerine düşünmemiz, hep beraber bu durumu değiştirmenin yollarını bulmamız gerekiyor. CHP son 43 yıldır zihni ve fiili bir değişememe sorunu yaşıyor. 1980’den bugüne dünya ve Türkiye muazzam biçimde değişirken, bu değişime ayak uyduramayan CHP kendisini adeta ebedi ve ezeli muhalefet partisi konumuna hapsetti. Halbuki, 600 yıllık bir imparatorluk çökerken, 1923 şartlarında dünyanın en devrimci hareketlerinden birini yaratarak doğrusunu yapanların partisi olarak kurulan CHP, 1960’larda ve 1970’lerde dünyanın ve Türkiye’nin değişimine ayak uydurarak da doğruyu yapmıştı. Ne var ki, 1980’den sonra aynı kabiliyeti gösteremedi. Dünya ve Türkiye değişirken CHP atalete düştü.

Ne yazık ki atalete düşmemizin maliyeti büyük oldu. Türkiye’nin yönetilmesinde etkin olamadığımız gibi Türkiye’yi adım adım otoriter bir iktidara teslim ettik. Birbiri peşi sıra iş basına gelen sağ iktidarlar, gelir dağılımını bozdu, Cumhuriyetin en önemli gücü ve dayanağı olan yetenekli ve girişimci orta direği eritti. Bugün toplumun %10’u ulusal zenginliğin yüzde yetmişine sahip olacak bir noktaya geldiyse, bizim de kusurumuz var. Emeğin asli temsilci olarak CHP’nin iktidar olamayışının bedeli bu denli ağır oldu maalesef.

Değişmeyi başaramadığımız için kuruluşunda bu kadar büyük bir rol oynadığımız Cumhuriyetin ikinci yüzyılına, köklü kurumları zayıflamış bir devletle, işlevsizleşmiş bir meclisle, liyakatsiz bir bürokrasiyle, çökmüş bir adalet sistemiyle, demokratik dünyadan uzaklaşmış bir ülkeyle, yarısı yoksulluk sınırının altında bir nüfusla giriyoruz.

Vatandaşlarımızı yerli ve milli olanlar ve olmayanlar diye ayrıştıran, muhalefete tahammülsüz, hukuku paramparça etmiş, eğitimi çökertmiş, borç batağına batırdığı ülkemize eşi daha önce görülmemiş bir hayat pahalılığı yaşatan bu iktidarla giriyoruz.

“CHP değişirse Türkiye değişir”

Ancak Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına, aynı zamanda, iktidarın değişebileceğine inancın azaldığı bir toplumsal ruh haliyle de giriyoruz. Bu hali kabullenemeyiz. CHP’nin bu duruma katkısıyla yüzleşmek zorundayız. Bu güzel ülkeye karşı tarih huzurunda sorumluyuz ve ben partimin bundan daha iyisini yapabileceğine tüm kalbimle inanıyorum. CHP’nin de Türkiye’nin de değişeceğine inanıyorum. Çünkü CHP değişirse Türkiye değişir.

Değişimin yeni vizyonu CHP’yi, dünya ölçeğinde kriz yaşayan sosyal demokrasiye ilham veren, küresel seviyede saygın ve güçlü bir parti haline getirmek olmalıdır. Değişimin yeni vizyonu, bu ülkeye bir sıçrama daha yaşatarak, gelir dağılımını kökten düzelterek, yetenekli ve girişimci insanlara adil fırsatlar sunacak mekanizmalar kurmak olmalıdır.

1923’lerin CHP’si dünyanın tüm mazlum milletleri için ilham kaynağı olmuştu. Bunu bir kez daha tekrar etmeliyiz. Etmeliyiz çünkü dünyamızda ağır yaralar açan vahşi kapitalizmi, yalnızca kamu aklını ve bilimi yeniden insani kalkınmanın motor gücü ilan eden bir siyasetle dönüştürebiliriz.

Türkiye 70 yıldır borçla büyüyor, krizle sarsılıyor ve dünyanın hızlı ilerleyişi karşısında her gün biraz daha geride kalıyor. CHP’nin yeni misyonu bu tekerrüre son vermektir. CHP bu berbat tekerrürü kırmak ve buna bir son vermek için değişmek zorundadır. Değişimin temeli; Türkiye’yi sıçrayarak kalkındıracak planı ortaya koymaktır. Bunun için CHP’yi, kamu aklını Türkiye’nin ve dünyanın dehasıyla bir araya getiren daha kapsayıcı, icraatçı ve reformcu bir parti kılacak şekilde değiştirmeliyiz.

İlk yapmamız gereken şey vatandaşlarımızı dikkat ve empatiyle dinlemektir. Onlara kulak verdiğimizde duyduğumuz insanlarımızın zengin, güçlü, itibarlı bir ülkede özgürlük ve refah içinde yaşamak istedikleridir. Kutuplara bölündüğünü, kimlik ve aidiyetlerine sıkıştığını zannettiğimiz toplum aslında yeni bir hikaye duymamanın ve muhalefete bir türlü güvenememenin bezginliğine sıkışmış durumdadır. Herkes milletimizin ferasetine güvenmelidir. Şundan eminiz ki bu aziz millet Türkiye’yi zengin, güçlü ve adil kılacağına inandığı bir muhalefeti desteklemeye hazırdır.

Gerçekten bir değişim istiyorsak; bunu nasıl yapacağımıza dair modelimizi güven verici bir biçimde topluma izah etmek durumundayız. Bu modelde Türkiye’nin ihtiyacı olan büyük sıçramanın motor gücü kamunun kaynakları ile ülkenin ve dünyanın dehasının birleşmiş gücü olmalıdır.

Burada vurguyu devlete değil kamu aklına yaptığımızın altını çizmek isteriz. Zira biz milleti devletin üstünde, onun sahibi olarak görüyor ve kamu aklını devleti de içine alan milletin bütünün ortak aklı olarak anlıyoruz. Öte yandan bu noktada bir olmazsa olmazın altını çizmek zorundayım.

Zengin olmayanın gücü olmaz evet ama adaleti olmayanın gücü zulüme çıkar. Bu sebeple zengin, demokratik, güçlü ve adil bir ülkenin vazgeçilmezi eşit yurttaşlıktır.

Değişim bahsinde diğer önemli bir mesele CHP’nin politika üretme yöntemine dairdir. İnsanlarımızın beklentilerini ve taleplerini sorgulamayan, kulağını millete vermeyen, kendi doğrusunu millete dayatan politika yapma alışkanlıklarımızı değiştirmek zorundayız. Partinin yapısı ve alışkanlıkları, halkın siyasete olan güvensizliği ve yaratılan korku siyasete katılım kapısını kapatıyor. Oysaki bugün toplumsal muhalefetin büyük katkısına ve yepyeni bir insan kaynağına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. İhtiyacımız olan insan kaynağı yalnızca politikaya katılmak konusunda en cesur olanlar değiller. Aynı zamanda en bilgili ve en yaratıcı olanlarımıza da ihtiyacımız var. Partinin kapısının bu insanlara açılması onların katılımının teşvik edilmesi şarttır. CHP, Türkiye’nin en yaratıcı zihinlerinin tüm yenilikçi projelerinin ilk adresi olmalıdır. Bunu başaramayan bir CHP’nin iktidar şansı olamaz.

Bütün bunlar kadar önemli tüm kötülüklerin anası olan bir meselemiz daha var. Türkiye fakirlikle boğuşuyor. İki asır evvel kişi başına düşen milli gelir açısından eşit olduğumuz Almanya ile aramızdaki fark neredeyse 6 katına, ABD ile 7 katına çıkmış durumda.

Son 21 yıldır, iktidar açısından bakıldığında istikrar koşulları altında yönetiliyoruz. İktidarsa iktidar, yetkiyse yetki, güçse güç. Sonuç ortada. Biz gerilemeye devam ediyoruz, “bizi fena halde kıskananlar” ise farkı açmaya devam ediyor.

Gelecek ağır bir beka sorununa işaret ediyor. Batıyla aramızdaki fark git gide bir uçuruma dönüşüyor. Bizim ıskaladığımız baş döndüren bilimsel gelişmelerin sonuçları şunu gösteriyor: Eğer hemen harekete geçmezsek, milli gelir açısından batıyla aramızdaki fark bugünkünün iki katına çıkabilir. Aramızda böyle bir farkın oluşmasına izin verirsek, Türkiye küresel seviyede kendine yeten onurlu devletler ligine tutunmakta büyük zorluk içine düşer. Kendilerinin dışındakileri gayrı milli ilan etmeye çok meraklı olan ve ağızlarından beka sorununu düşürmeyen arkadaşlarımızın dikkatini çekmek isterim ki, asıl beka sorunu budur.

Ya yeniden sıçrayıp en kısa sürede onlara yetişeceğiz ya da gelecekte bekamızı korumakta büyük zorluk çekeceğiz. Ya değişerek yeni bir ilerlemenin asli motoru olacağız ya da aynı ataletle yerimizde sayacağız.

“Vatan duygusu hasar görüyor”

Türkiye’nin sıçrayarak kalkınması bahsinde ileride daha detaylı şeyler söyleyeceğiz. Şimdilik şununla yetinelim. Türkiye’nin gelişimi konusunda kaçırdığımız ve hala binmemekte ısrar ettiğimiz en büyük tren temel bilimler trenidir. Bu treni kaçıran gelişim trenini de kaçırır. Bizi engelleyen ikinci sebepse toplumsal ve kültürel çeşitliliğimizi eşit yurttaşlığa dayalı çoğulcu bir demokrasiye kavuşturamayışımızdır. Meselelerimizi çoğulculuk, eşitlik ve dayanışma içinde çözemediğimizde adalet duygusu zedeleniyor, toplumun çeşitli kesimleri kendilerini karar mekanizmasının dışında hissediyor ve ortak vatan duygusu hasar görüyor.

Şimdi bu iki sorunla da olgunlukla yüzleşmek ve yeni çözümler geliştirmek zorundayız. Zenginleşmek için sıçrayarak kalkınmaya, zenginliğimizi adil paylaşmak için demokratik, güçlü ve sosyal bir devlete ihtiyacımız var.

Dünya siyaseti ve ekonomisinin altüst olup, yeniden şekillendiği zamanlarda yeni risk ve fırsatlar ortaya çıkar. Küresel ekonominin büyük ülkeleri haline gelmiş olanlar fırsatları en iyi değerlendirmiş ve içselleştirmiş ülkelerdir. Geçtiğimiz yüzyılda birçok ülke çok gerilerden gelerek büyük dönüşümlere sahne olmuş ve bugün dünyanın en büyük ekonomileri arasına girmiş durumda.

Savaştan yıkılarak çıkan Almanya bugün bizim ekonomimizin 5 katından daha büyük bir ülke haline geldi. Yine savaştan nükleer bir yıkımla çıkan Japonya bizden 7 kat daha büyük bir ekonomiye sahip. 1960 yılında bizim ekonomimizin dörtte biri büyüklüğünde bir ekonomiye sahip olan Güney Kore bugün bizim 2 katımızdan büyük bir ekonomi haline gelmiş durumda.

Savaşlardan çıkarak büyüyen bu üç ülkenin ortak bir özelliği var: Teknoloji üretiyor ve satıyorlar. Dünya ekonomisinin belkemiği durumundalar.

Bugün bizim de böyle büyük bir sıçramaya ihtiyacımız var.

Bugün CHP ve onun liderliğindeki muhalefete iktidar vizesi vermeyen millet, Türkiye’yi sıçratarak zenginleştirecek, güçlü ve adil bir Türkiye’yi inşa edecek bir muhalefeti gördüğünde, tereddüt etmeden iktidara taşıyacaktır. İşte milletin CHP’yi değişime zorlamasının nedeni budur. Bizim en önemli, en acil görevimiz hep beraber bu muhalefeti yaratmaktır. Bunu yaratmanın yolu ülkenin tüm vatanseverlerini birleştiren yeni, kapsayıcı ve güçlü bir vizyonun hikâyesini yazmaktır.

Türkiye’nin çoğulcu demokrasiye ve sıçrayarak kalkınmaya ihtiyacı var. Türkiye’nin ikinci yüzyılına girerken değişmeye, bunun için yeni bir hikayeye ihtiyacı var.

Biz de bu milletle bu hikayeyi yeniden yazacağız.
Bir tespit bir de vaatle bitireyim.
Tespitim şu: CHP değişirse, Türkiye değişir.
Vaadim de şu olsun: CHP değişecek, Türkiye değişecek.”

Paylaşın

CHP’den Anayasa Mahkemesi’ne Ek MTV’nin İptali İçin İkinci Başvuru

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), ek Motorlu Taşıtlar Vergisi’nin (MTV) iptali için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) ikinci kez başvurdu. CHP’li Günaydın, “AYM’nin daha fazla gecikmeden bu konuda bir karar üretmesini bekliyoruz” dedi.

Günaydın, “İçeride AYM Genel Sekreteri Yardımcısı’na da söyledim. Neyi bekliyorsunuz bir karar almak için? Yurttaş MTV’yi ikinci kez ödesin, olası bir iptal kararına rağmen bu geriye alınamasın diye mi bekliyorsunuz?” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın, Motorlu Taşıtlar Vergisi’nin (MTV) ikinci kez alınmasını öngören yasal düzenlemenin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle bugün ikinci kez Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu.

AYM’nin önünde gazetecilere açıklama yapan Günaydın, 15 Temmuz’da Resmî Gazete’de yayımlanan düzenlemeden 9 gün sonra 24 Temmuz’da AYM’ye gittiklerini hatırlattı.

26 Temmuz’da AYM ilk incelemeyi yaptığını, kanunun esastan görüşülmesine karar verdiğini kaydeden Günaydın aradan geçen 1,5 ayda yüksek mahkemenin bir karar vermediğini ifade etti.

Günaydın “İçeride AYM Genel Sekreteri Yardımcısı’na da söyledim. Neyi bekliyorsunuz bir karar almak için? Yurttaş MTV’yi ikinci kez ödesin, olası bir iptal kararına rağmen bu geriye alınamasın diye mi bekliyorsunuz?” dedi.

“AYM’nin bir karar üretmesini bekliyoruz”

CHP’li Günaydın ayrıca, “AYM’nin daha fazla gecikmeden bu konuda bir karar üretmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Günaydın devamında şunları söyledi: Bu Anayasaya uyarlı mıdır? Hukuk devleti ilkesi, sosyal devlet ilkesi aynı zamanda eşitlik ilkesi, adalet ilkesi, verginin genelliği ve adaleti ilkesi, herkese mali gücü oranında vergilendirme ilkesi, bunların tamamını ihlal eden bir yasa ile karşı karşıyayız.

1999’da Anayasa Mahkemesi benzer bir uygulamayı deprem harcamaları için uygun görmüş. Ancak 2003’te bu yol ikinci kere denendiğinde iki kez ‘Bu Anayasa’ya aykırıdır’ diyerek girişimi iptal etmiş.

Oysa AKP hükümeti, bu iki iptal kararına rağmen bunu TBMM’den geçirerek yasalaştırmada sakınca görmedi. Bunun söylediğimiz gibi eşitlikle, adaletle herkesin mali gücü oranında vergi kullanma yetkisi ile uzaktan yakından ilgisi yok.

Hem kanuna aykırılık hem de telafisi zor zararların doğma olasılığını birlikte gördüğümüz için bu kanunun yürütmesini durdurulmasına yönelik bir talebimiz oldu.

Umuyoruz ki; Anayasa Mahkemesi temmuz ayında alınan bu vergilerden sonra ikinci dilimin kasım ayında alınmasından evvel hem yürütmenin durdurulmasına hem de iptaline yönelik bir karar verir. Böylece Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının üzerinden ağır bir yük olmaktan çıkar.

Paylaşın

İYİ Parti’nin Resti Sonrası CHP Ne Yapacak?

CHP’de İYİ Parti Lideri Akşener’in tek başına seçime girme kararına karşın, yeni ittifak formülasyonlarının gündeme gelebileceği, İYİ Parti dışında ittifak ve seçim işbirliği olanaklarının tartışılacağı belirtiliyor.

Buna karşın, her olasılığı dikkate alarak seçime tek başına girecekmiş gibi de hazırlık yapıldığı ve bütün belediye başkan adaylarının önceden belirleneceği ifade ediliyor. CHP kurmayları, “Biz her yerde adaylarımızı belirleriz. Eğer ittifak olursa, arkadaşlarımızdan gelen talepler doğrultusunda biz de bazı adaylarımızdan feragat ederiz” diyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bu çıkışa henüz yanıt vermedi, açıklama yardımcılarından geliyor. CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Gitmek isteyene kal demeyiz, yolları açık olsun” dedi.

İki parti arasında gerginliği artıran bu açıklamalara karşın CHP’de, “taban ittifakının” Akşener’i yeniden ittifak masasına oturtacağı görüşü hakim. CHP, büyükşehirlerdeki seçim stratejisini “Erdoğan mı, CHP adayı mı?” üzerine kurma hesabı yapıyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’a konuşan CHP kurmayları, “ ‘Erdoğan mı, İmamoğlu mu?’ diye sorduğumuzda, İYİ Parti, artık kendi seçmenine derdini anlatır, çünkü Erdoğan’ı tercih etmeyeceğini biliyoruz” diyor.

Akşener’in çıkışına kamuoyu önünde ilk yanıtı veren CHP’li Öztrak, Fox TV’de katıldığı Çalar Saat programında, “Biz her türlü fedakarlığı yaptık, yapılan eleştirileri sineye çektik. Kan kustuk kızılcık şerbeti içtik. Ama gitmek isteyene kal demeyiz, yolları açık olsun, kendileri bilir” diye konuştu.

İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu ise Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, bu kararın nedenlerini açıkladı.

CHP ile 2019’da kurulan ittifakın birincil tanıklarından olduğunu söyleyen Dervişoğlu, 2019’da partisinin teklifiyle yapılan yerel seçim ittifakının “kalbi bir ittifak” olduğunu ve bu ittifakın hedefinin de 2023 seçimlerini kazanmak olduğuna işaret etti.

2023 seçimlerini kazanamayınca yeniden durum değerlendirmesi yaptıklarını anlatan Dervişoğlu, 2019’da yapılan “kalbi ittifakın, politik ittifaka dönüştüğünü”, ittifakın ruhunu kaybettiğini, canlandırma imkanı görmedikleri için de seçime tek başına girme kararı aldıklarını söyledi.

CHP yönetimi ise yaşanan gelişmelerin ardından İYİ Parti ile karşılıklı polemiğe girmeme tutumunu sürdürüyor. Ancak CHP kulislerinde Akşener ve İYİ Parti’nin tutumundan duyulan rahatsızlık dile getiriliyor. Akşener’in büyükşehirleri de kastederek, “Gerekirse kaybederiz, sorumluluğunu alırız” yönündeki açıklamalarını anımsatan bazı CHP yöneticileri, bu tutumun Akşener ve İYİ Parti’ye kaybettireceği görüşünü savunuyor:

“İki belediye başkanını cumhurbaşkanlığına layık gören Meral Akşener. Çıktınız ‘İki belediye başkanından biri cumhurbaşkanı adayı olmalı’, dediniz. Devleti vermeyi göze aldığınız kişilere belediyeyi vermeyi mi göze alamıyorsunuz? Günü geldiğinde seçmen bu tutumun hesabını sorar.”

İYİ Parti’nin ittifakta yer almaması halinde CHP’liler “B Planı”nın devreye sokulacağına işaret ediyorlar. Bu konuda en büyük kozun “taban ittifakı” olduğu vurgulanıyor, “O risk görüldüğünde, siyasi partiler üzerinde toplumsal baskı yaratır. Seçime mobilize olan kitleler, sizi o masaya oturmaya zorlar. O zaman birileri de ‘Aslan payını almak şartıyla otururuz’ diyebilir” görüşü dile getiriliyor.

CHP’liler, İYİ Parti’nin “tek başına seçime girme” kararına karşın, parti tabanının üst yönetimi dinlemeyeceğine ve kendi adaylarına yöneleceğini düşünüyor. Seçim stratejisinin buna göre kurgulanacağı ifade ediliyor.

CHP’li kaynaklar, muhalefet seçmeninin “Erdoğan mı, CHP adayı mı?” sorusu üzerinden tercihini kullanacağına dikkat çekerek, seçim stratejisinin bu denklem üzerine kurulacağı belirtiliyor.

“Amiral gemi CHP’dir”

İYİ Parti’nin, CHP ile köprüleri atmasına gösterdiği gerekçelerden birisi de Kılıçdaroğlu’nun, büyükşehirlerde CHP adayları ile seçime girileceğini söylerken kullandığı “Çünkü CHP dominant partidir” ifadesi.

Bu ifadeyi sorduğumuz CHP’lilere göre Kılıçdaroğlu bu cümleyi, “durum tespiti” kullandı. CHP’liler, İYİ Parti’nin “yüzde 10’u geçemeyen bir parti” olduğu, ittifak yapılması halinde bu ittifakın ‘amiral gemisi’nin de CHP olacağının altı çiziliyor.

CHP yönetimi, ittifak konusundaki görüşmeleri, Kasım ayında yapılması planlanan 38. Olağan Kurultay’dan sonra başlatmayı planlıyor.

Akşener’in tek başına seçime girme kararına karşın, yeni ittifak formülasyonlarının gündeme gelebileceği, İYİ Parti dışında ittifak ve seçim işbirliği olanaklarının tartışılacağı belirtiliyor.

Buna karşın, her olasılığı dikkate alarak seçime tek başına girecekmiş gibi de hazırlık yapıldığı ve bütün belediye başkan adaylarının önceden belirleneceği ifade ediliyor.

CHP kurmayları, “Biz her yerde adaylarımızı belirleriz. Eğer ittifak olursa, arkadaşlarımızdan gelen talepler doğrultusunda biz de bazı adaylarımızdan feragat ederiz” diyor.

Paylaşın