Özgür Özel: AK Parti’nin Adayıyla Değil Seçimin Tarihiyle İlgileniyorum

CHP Lideri Özgür Özel, “Erdoğan’ın aday olduğu bir erken seçime girmek mi? Yoksa Erdoğan’ın aday olamayacağı, zamanında bir seçime girmek mi?” sorusuna verdiği yanıtta, “Ne kadar erken o kadar iyi. Aday Erdoğan olsun ya da başkası olsun ama bir an önce seçim olsun. Ben AK Parti’nin adayıyla değil, seçimin tarihi ile ilgileniyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel gazete, televizyon ve internet haber sitelerinin muhabirlerinin gündeme dair sorularını yanıtladı. Gazete Duvar’dan Ceren Bayar‘ın aktardığına göre; Özgür Özel’in sorulara yanıtları özetle şöyle oldu:

Teğmenlerle ilgili kararın bir ay içinde verilmesi bekleniyor. İhraç sürpriz olmayacak görünüyor. Bu durumda ne gibi bir yol izleyeceksiniz?

Ben ihraç edilmemeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu meselenin sadece Recep Tayyip Erdoğan’ın kutuplaştırma siyasetine alet edilmek üzere yapıldığı ve suçsuz insanların, gencecik teğmenlerin, özellikle birincilikle bitiren Ebru Eroğlu’nun severek girdikleri o okuldaki heyecanının Tayyip Bey’in kutuplaştırma ihtiyacına feda edilecek olmasından çok üzüntü duyuyorum gerçekten.

Meselenin ne Ebru’yla ne diğer teğmenlerle ilgisi yok. Mesele Tayyip Bey’le benim aramda. Tayyip Bey Cumhuriyet Halk Partisi’nin 31 Mart zaferi ve sonraki seyri için sürekli ‘Bu süreç CHP’ye yarıyor. Sizin eski CHP’ye döndürmeniz lazım’ diyor, Onun için nasırımıza basıp duruyor. Yani nasır arıyor basacak. Onun için elverişli bir alan ve bu meseleyi mümkün mertebe ‘cunta’, ’darbe girişimi’ diyerek 28 Şubat sürecine doğru çekme gibi bir gayreti var. Mağduriyet ve siyasi bir avantaj elde ettiklerini düşünüyorlar.

Teğmenler diyelim ki atıldılar. Biz onlara nasıl sahip çıkmamız gerekiyorsa çıkarız. Günü geldiğinde de geri alırız. Teğmenler geri geldiği gün onlar gider, bu kadar net. Ben her sabah yataktan Soma’da ölen madenciler için kalkıyorum, Can için, Tayfun için, Gezi tutukları için, diğer taraftan yoksullar için kalkıyorum. Tut ki teğmenler ihraç edildi, bir motivasyonum daha olur.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in ‘CHP camileri ahır yapacak’ söylemi de bahsettiğiniz kutuplaştırma amacına mı hizmet ediyor?

Yusuf Tekin bunu tek başına yapıyor olamaz. Bunu tek başına yapıyorsa, bakanlıktan alınmamak için bir polemiğin tarafı olup da ‘Beni Cumhurbaşkanı savunmak zorunda kalsın’ diye bir uyanıklık yapıyorsa onu bilmem. Bir adam bu kadar şuursuz olabilir mi? Bunları belli bir şuurla yapıyor. Hepsi bir bütünün parçası.

AK Parti’nin sorunu şu; Sahaya çıktığımız günden beri gündemi biz belirliyoruz. 31 Mart’ta Tayyip Bey ilk kez yenildi. Önce Anayasa’yı indirdiler. Sonra ‘İsrail bize saldıracak’ dediler. Şimdi de Devlet Bey’in hamlesiyle yeni bir makro gündem. Şunu söylüyorlar, gündemi belirleyen kazanıyor. CHP gündem belirleme imkanına sahip, geri kazanmak için her yolu deniyorlar. O yüzden de attıkları her adıma bu filtreyle bakmak gerekiyor.

Ortaya attıkları bu argümanlar karşılık buluyor mu?

Karşılık bulmadığını sahada görüyorum. Bunlar tutmadığı için de hep daha büyüğüne yelteniyorlar. Burada muhalefet partilerinin birbiriyle iletişim halinde, birbiriyle dayanışma halinde ve bu iktidarı değiştirme motivasyonunu kaybetmeyecek, topluma kaybettirmeyecek bir kararlılıkla ve sakinlikte olması lazım.

Bu iktidar gideceğini gördü ve panik halinde. Buna karşı kararlı ama sakin olmak lazım. Bütün kamuoyu araştırmalarında ülkenin en yakıcı sorunu sorusuna ilk dört madde ekonomiyle ilgili oluyor. Ekonomi, hayat pahalılığı, enflasyon, işsizlik; dördünün toplamı yüzde 80. Birinci kaygıyı güvenlik ve terör yaptığınızda işler değişebiliyor, ona oynuyorlar. Bu oyuna gelmemek lazım.

İktidarın Kürt sorununu ortaya atıp seçmenini konsolide etmeye çalıştığı noktada CHP ne yapacak?

İlk açılım sürecindeki gibi bir toplumsal taban bulmadı çünkü Devlet Bey sonda da söylenmeyecek bir şey söyledi. Şimdi Tayyip Bey ‘destekliyorum’ diyor ama Devlet Bey’in söylediği cümleleri söylemeden Devlet Bey’e destek veriyor, aralarında sorun olmadığını söylüyor.

Dün kamu yararına çalıştıkları kabul edilen ve ekonomik olarak desteklenen 3 dernek ve vakfa gittim. Hepsi diyor ki ’sizin çizginiz doğru çizgi. Toplumsal mutabakat olursa bağrımıza taş basarız. Yeter ki yeni şehitler gelmesin, başkalarının canı yanmasın ama sizin dediğiniz gibi. Öbür türlü siyasi hesaplarla yapanlara hakkımızı helal etmeyeceğiz’.

Toplumsal mutabakattan anladığım şu; bir gün Meclis’te bir masa kurulursa şehit aileleri gelecek pozisyonlarını söyleyecekler. Son gün bir karar verilmeden önce en son onları diyeceğiz. Onlar ‘he’ diyorsa ben de ‘he’ diyeceğim. Yankı Bağcıoğlu, Türkiye’deki 36 şehit yakını ve gazi derneğini gezdi. 36’da 36’sı CHP’nin tutumunu desteklediklerini söylediler.

Cumhur İttifakı ısrarla iki liderin arasında tam bir mutabakat olduğunu söylüyor. Bu mutabakatı nasıl okuyorsunuz?

Bizim partimizin pozisyonu bunu tahmin edecek bir pozisyon değil. Ama şöyle; Erdoğan, Bahçeli ile ilgili meselede halen tedirgin ve bekliyor. Çünkü Bahçeli’nin ortaya koyduğu mesele, çatışmalı süreçlerin çözümlenmesi, terörün bitirilmesine yönelik evrensel birikimlere uygun bir tutum değil.

İnsanlık 3 bin yıldır cerrahi yapıyor. Birisinin tahlilinde belli değerleri yüksekse ve ultrasonda da belliyse apandisit riski olduğu, patlamadan apandisiti alıyorlar. Ameliyat kıyafetini giydiriyor, götürüyorlar. Bir sıvı desteği sağlıyorlar. Bir oksijen desteği sağlıyor, uyuşturuyorlar. 3 delik açıyorlar. Robotik cerrahi ile sıfır risk ile apandisiti alıyorlar. Şimdi Devlet Bahçeli diyor ki ‘Ben Vikinglerin yaptığı gibi yapacağım. Kamamı çıkartacağım, yaracağım, kendi ellerimle alacağım’. Bodoslama girdi.

Dünyanın her yerinde terörün bir toplumsal sorunun ve o soruna yeterince demokratik alanda yanıt verilmemesi sonucunda ortaya çıktığı ve bunun kalıcı çözümünün sorunu kökünden halletmek olduğu kabulü var.

Ama şu anda bu iktidar ’Kürt sorunu yoktur’ diyecek noktaya savrulmuştur. Siz bunu dedikten sonra herhangi bir demokratik açılım, insanların sorun diye dillendirdiği meseleyi anlamaya çalışmadan sadece ‘Ben birini getireceğim. Kürsüye çıkaracağım o da ‘silah bırak’ diyecek. Buna inanın’ meselesi evrensel deneyimlerle uyumlu değil. Ayrıca Türkiye’de bu sorunu reddederek bir çözüm olmayacağına inanan hiç kimseyi heyecanlandırmıyor. Kimse inanmıyor. O yüzden samimiyetine inanamıyorsun. Çünkü sorunu görüp çözmek istediği sorunun varlığını inkar ediyor.

Bahçeli Ufuk Uras’la görüştü ve ‘artık barışmak lazım’ dedi. Samimi buluyor musunuz?

Bunu söyleyebileceği Ufuk Bey’den daha aktif aktörler var siyasette. Devlet Bey siyasette kavgayı, sağ – sol çatışmasını ya da bir takım gerginlikleri düşürmek istiyorsa Ufuk Bey’den daha etkili olabilecek aktörler var. Ya da ortaya söylemeli.

Devlet Bey’in yaptığı çıkış memlekette infiale yol açtı. Herkes kızıyor. Şehit aileleri de söylüyor sokaktaki insan da söylüyor. Anketler de söylüyor. MHP’lilere soruluyor; ‘Devlet benim çıkışına Erdoğan destek vermeli midir?‘ diye. MHP’lilerin yüzde 70’i ‘vermemelidir‘ diyor. CHP’nin de desteklemesini istemiyor. ‘Bizim Genel Başkan bir şeyler yaptı. Aman siz uymayın’ diyen bir MHP tabanı var.

Sahada Devlet Bey’in ayakta alkışlandığı bir pozisyon yok. O yüzden ’tek de kalsam‘ diye videolar paylaşıyor. Herkes Tayyip bey’e yoruyor. Yok, kendi tabanına söylüyor. MHP nin elitleriyle MHP nin tabanı arasında ciddi bir makas açıldı.

Trump’ın yeniden seçilmesini ve kabinesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Trump çok öngörülebilir biri değil ama Trump ve Erdoğan arasındaki kişisel ilişkilerden zarar gördük. Bu yüzden benim Erdoğan’a çağrım; Türkiye’nin çok deneyimli dış politika kadroları var, diplomasi kadroları var. Onlara da alan açarak doğru analiz etmek gerekiyor. Bazı fırsatlar da olabilir. Örneğin Ukrayna’da savaşı bitirme iradesi önemli bir irade. Türkiye’nin oradaki denge politikası önemli ama o denge politikasından Türkiye şu anda zarar görmüyor, kâr etmiyor. Kâr etmesi için bu savaşın bitmesi lazım.

Ama Trump’ın ortaya koyduğu içeride güçlü olma, içe kapanma, her yere karışmama, her yerde para harcamama meseleleri doğru analiz edilip Trump’la kişisel ilişkiler yerine Amerika’yla kurumsal ve diplomatik ilişkiler güçlendirilerek bu sürecin yürütülmesi lazım. Bu süreç Trump’ın hoyratça tutumlarına karşı aynı hoyratlıkla gidince daha büyük felaketlerle karşılaşacağız. Endişem var. Ben Erdoğan’a diplomasi, kurumsal ilişkiler ve bir miktar tedbirli bir süreç öneriyorum. ‘Her şeyi Trump’la halledebilirim‘ diye düşünüyorsa oradan başımıza büyük işler geliyor.

MİT Başkanı ile görüşmenize dair hangi bilgileri verebilirsiniz? Örneğin Öcalan’ın da isminin geçtiği son sürece dair sorularınız oldu mu?
15 sorumuz vardı merak ettiğimiz. Bunların dokuzuna yanıt verildi, altısına verilmedi. O 6 soruyu da ben sayın başkana yönelttim, o da o sorulara samimiyetle ve olabildikçe açıklıkla yanıtladı. Ben MİT’i siyasi tartışmaların içine çekmemeye ve yanıtlayamayacağı sorular sormamaya özen gösterdim. MİT’e inanarak, güvenerek cevaplayabileceği sorular sorduk, ‘Abdullah Öcalan’la gizli bir pazarlık var mı?’ gibi gündelik siyaset için çok elverişli bir polemik alanına MİT’i sokmadık. O sorunun cevabını merak da etmedik. O sorunun bir tane muhatabı var Türkiye’de. O çıkacak konuşacak.

Mansur Yavaş’la Ekrem İmamoğlu arasında bir problem olduğuna dair bir inanış var. Bu iki ismin ilerleyen zamanda karşı karşıya gelmesi gibi bir tehlike görüyor musunuz?

O iki ismin kavga etmesi, didişmesi gibi hayaller kuran, Cumhuriyet Halk Partisi’nin başarısızlığını kendi başarısı olarak gören bir iktidarla karşı karşıyayız. Bunun için hem sosyal medyada hem konvansiyonel medyada ciddi gayret, emek ve para harcıyorlar.

Bu iki ismin de cumhurbaşkanı adaylığına yakıştırılıyor olması ve ikisinin de Erdoğan’ın çok önünde çıkıyor olması hiç kötü bir şey değil. Cumhuriyet Halk Partisi’nin an itibariyle bir aday sorunu yok. Oysa Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bir aday sorunu var. Erdoğan diyor ki, ‘seçimler zamanında yapılacaktır’. O zaman sen aday değilsin. O zaman esas soru şu ‘senin adayın kim?’ Eski İçişleri Bakanı mı, yeni içişleri bakanı mı? Eski MİT müsteşarı mı, yeni MİT müsteşarı mı? Damatlardan hangisi? Böyle bir sorunla karşı karşıya Tayyip Bey.

Ben girdiğim ilk yerel seçimi kazandım. Şimdi girdiğim ilk genel seçimi kazanmak gibi bir sorumluluğum var. Bunu yaparsam ben zaten tarihe geçeceğim. Bunun önündeki bütün engelleri kaldırmam lazım. Birinci engel kendimim. Genel Başkanın kendi adaylığı bütün denklemi karıştırabilir. Ben kendim aday olmamaya karar verdim o yüzden. Partide ‘Özgürcüler’ Özgür Özel’in seçim gecesi bir kez daha zafer konuşması yapmasını istiyorlar. Ben Cumhurbaşkanı adayı değilim ve olmayacağım. Olduğun anda denklem karışıyor.

İmamoğlu ve Yavaş’ı aday tartışmaları yükseltmedi. Onları yaptıkları icraatları yükseltti. O yüzden başarılı belediyecilik çalışmalarına devam etmeleri ve aday tartışmalarının dışında kalmaları doğru. Önemli olan icraatı iyi yapmak. Halka iyi hizmet etmek, halkın yanında olmak. Böyle devam ederse de adayı belirleme sürecinde tüzüğümüzde çok elverişli bir madde var. Bütün üyeleri sormayı da, halk yoklaması yapmayı da içeriyor. Ben tek başıma bu kararı vermeyeceğim.

Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın birlikte fotoğraf vermesini nasıl okumamız gerekir?

Ekrem Bey ve Mansur Bey’in bir araya gelmelerinden benim önceden haberim vardı. Onu birlikte konuştuk. Ekrem Başkan az bir şey yapmadı. Sonuçta ikisi ciddi bir şekilde tartışılırken İstanbul‘dan kalktı geldi, randevu aldı ve Mansur Başkan’a gitti. Çıkışta da çok güzel bir açıklama yaptı. Sonra da Genel Merkezimizde açıklama yaptı. Öyle bir başına değil, yanında genel sekreterimiz eşlik ederken bir açıklama yaptı. Yani o açıklamayı kurumsal olarak da sahipleniyoruz. O vurgu odur. O açıklamayı, o tutumu kurumsal olarak da sahipleniyoruz. Önümüzdeki günlerde, birkaç hafta içinde Ekrem Bey, Mansur Bey, ben bir araya geleceğiz.

4 parçalı bir CHP olduğu iddia ediliyor. Kemal Kılıçdaroğlu davasının gündeme taşınmasının nedeninin de bu 4 parçalı yapının görünür olmasını amaçladığı iddia ediliyor. Ne dersiniz?

Sokakta bir itiraz yok. Partiye sokakta büyük bir destek var. Büyük bir heyecan var. Çünkü insanlar ‘ilk kez AKP’liler, MHP’liler bize yanaştı’ diyorlar. Mart ayından ekim ayına kadar 6 firmadan ikisinde sadece bir ay düştük, o da eylül ayı. Neden (tüzük) kurultay konuştuğumuz için. Ekimde tekrar düzeldi. 6 firmanın 6’sında birinci çıktık. Olmayan bir siklet merkezini partide var gibi göstermeye çalışan bir akıl var. Akıl partide değil. Parti dışında, saraydan o akıl. Ona alet olan bazı arkadaşlar var.

Erdoğan’ın aday olduğu bir erken seçime girmek mi? Yoksa Erdoğan’ın aday olamayacağı, zamanında bir seçime girmek mi?

Ne kadar erken o kadar iyi. Aday Erdoğan olsun ya da başkası olsun ama bir an önce seçim olsun. Ben AK Parti’nin adayıyla değil, seçimin tarihi ile ilgileniyorum.

Erdoğan yıllardır geçmişi, yolsuzlukları aklarken yıllardır; “milletimiz sandıkta gerekli cevabı verdi” diyor. Bu seçim geçmişi akladı. Ağır sıklet boks şampiyonasında son unvan maçında nakavt oldu. Psikolojik üstünlük bizde, onu da çıldırtan bu. Onun için ‘acaba bir ara formül ile araya bir sandık sıkıştırabilir miyim?’ diye başka şeyler arıyor.

Erdoğan Türkiye’ye şunu dayattı; ‘Son seçimi kim kazanıyorsa altın kemer ondadır. Mahallenin abisi odur.” Kusura bakmasın, son seçimi biz kazandık, o yüzden altın kemer bizde. Biz bunu altın kemeri bozdurup milletle paylaşalım diyoruz. Tayyip Bey’e geri verme niyetimiz yok.

Erdoğan’ın ekonomi, faiz, enflasyon ile ilgili hedeflerini, açıklamalarını nasıl buluyorsunuz? Sizce hedefleri tutar mı?

Denge denetlemenin, liyakatin ortadan kalktığı, kurumların yerine kişilerin geçtiği, kuralların yerine tartışılmayan ani kararların olduğu bir süreci yaşadık. Ama bunların hepsinin sorumlusu Erdoğan. Bu yüzden de bugün bu faiz kararı verilir, yarın, 2 ay sonra Erdoğan kendi kafasına göre bakan değiştirir ya da pozisyon değiştirir ya da Merkez Bankası Başkanı’nını değiştirir. Bu mevzunun tamamı dengesiz, denetimsiz ve Türkiye’nin çıkarlarını, bir partinin çıkarlarına, Türkiye’nin çıkarlarının, bir kişinin iktidarına feda edilebilir bir yönetim anlayışından kaynaklanıyor.

Şimdi bütün dünyadaki ekonomilerin tersine ilerleyip kendini doğru yolda sanan yaklaşımlar Türkiye’yi bu noktaya getirdi. Bu yüzden Türkiye’nin yapabileceği, açıklayabileceği en doğru ekonomik paket, bunu hükümetten beklemiyorum, milletten bekliyorum: Bu iktidarı paketleyip göndermek.

MHP kayyım tartışmalarının sonlanması için hem seçim kanununda hem siyasi partiler kanununda aday belirleme süreçlerine dair usullerin değişmesi dair bir kanun gerekliliğinin gerekliliğine işaret etti. Bu bir çözüm alabilir mi?

Mevcudun kötü olduğunu söylüyorlarsa bunu öz eleştiri olarak kabul ediyorum. Çünkü geçen sefer de onlar değiştirmişti. Burada güven artırıcı bir adım olacaksa ilk önce kayyım düzenlemesini düzeltelim. Çünkü eğer adı ‘terör’se, soruşturma bitmeden, kovuşturmaya geçilmeden bile kayyım atanabiliyor. Düzeltelim, eski haline getirelim. Hiç olmazsa İçişleri Bakanlığı vekil atanmasını talep ettiğinde diğer durumlar gibi başkan, belediye meclisi içinden seçilsin. Devlet de böyle bir adım atsın, destekleyelim. Ama Devlet Bey, yine “bulanık suya birlikte girelim” diyorsa önce kendi girsin. Nasılsa bu aralar bunu yapıyor…

HAMAS’ın Türkiye’de ofis açacağı iddiası var. Uluslararası bir medya kuruluşu yazdı bunu. 4 gün boyunca bir net açıklama göremedik Cumhurbaşkanlığından ve Dışişleri Bakanlığından. Nasıl yorumluyorsunuz?

Hiç hayra yorumlamıyorum. Bundan da endişe ederim. Hamas’ın Türkiye’ye bir büro açmasının İsrail’in Türkiye’yi belki doğrudan orduya değil ama Türkiye’deki terör örgütlerini desteklemek, lojistik sağlamak ve Türkiye’de bir takım operasyonlara, hem gizli örgütler eliyle hem terör örgütleriyle girişmek gibi Türkiye’yi çok rahatsız edecek ve hiçbirimizin istemeyeceği bir pozisyona sürüklemesinden endişe ederim. O yüzden de dilim döndüğünce bunu Erdoğan’a aktarabilecek herkese söyledim.

Hamas’ın siyasi bürosunu Türkiye’ye taşıması Türkiye’ye çok yeni güvenlik riskleri yaratacak. Türkiye’yi İsrail’le Hamas’ın hesaplaştığı bir alan haline getirebilecek. İsrail’in Hamas operasyonlarının yaşandığı bir coğrafya ve Türkiye’nin İsrail’in bir terör örgütü olarak tanımladığı ve mücadele ettiği Hamas’a bu konuda mukabele ederken Türkiye’deki terör örgütlerini doğrudan İsrail ve Amerika desteklediği bir sürecin içine girilebilir. Bunun hiçbirimize faydası yok. Bu bir felaket getirir.

İsrail’in şu anda Türkiye’ye saldıracak bir cesareti ve bir cesameti yok. Ama siz Hamas’ın bürosunu İstanbul’a açarsanız İsrail arkasında çok ciddi bir batı desteği bulur. Zaten var olan destek Türkiye’ye yönelir ve bu Türkiye’nin lehine bir durum olmaz. Ateşle oynamayın, saçmalamayın diyorum. Bu ateşin karşısında elinde tiner tutmak gibi bir şey. Bunu samimiyetle telkin ediyorum Erdoğan’a.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya yönelik bütçe görüşmeleri sırasında partinizin milletvekilleri tarafından yapılan protestolardan haberinizin olmadığı ve tepki gösterdiğiniz doğru mu?

Milletvekillerimizin Esenyurt Belediyesi’ne sokulmamasına tepki olarak böyle bir protestonun yapılacağından da haberdardım. Kameralar önünde, belli bir süre için tepkinin dile getirileceğini ve mesaj verileceğini, arkadaşların böyle bir hazırlık içinde olduğunu biliyordum. Ama olayın vardığı noktadan mutlu değilim. Çünkü orada süreç kötü yönetildi. Bu kötü yönetimle ilgili de esas eleştirim Sayın Ali Yerlikaya’dır. 17 gün boyunca bu milletin seçtiği milletvekillerini bir kamu binası olan Esenyurt Belediyesi’ne polis zoruyla sokmamışsınız. Ve o milletvekilleri orada hep itiş kakış yaşamış… Şimdi komisyonda bunlarla ilgili bir hatırlatma yapılacak. O giremeyenlerden birisi de Veli Ağbaba, ilk giren Ali Mahir Başarır… Bu arkadaşlarımız komisyonda diyorlar ki ‘hadi bakalım biz anlayış gösterdik siz de gösterin’. Orada komisyon başkanı Mehmet Muş var ki gerçekten mecliste krizlerin çözülmesinde çok birlikte olduk kendisiyle. Sorumluluk üstlense, sayın bakan bir çay içer, ‘hata oldu’ denir toplantıya başlanırdı. Ama korumalarla birlikte oraya yüklenmek, Meclis polisiyle birlikte oraya doğru yüklenmek, kameraya vurmak… Milletvekilleri ile Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı’nın böyle bir fotoğraf karesinde yer alması hoşuma gitmedi. Meclis’te her türlü münakaşayı, tartışmayı milletim dikkatle takip ediyor ve bu görüntüleri istemiyor. Meclis’te de çok sert tartışmalar oldu ama ben Grup Başkanvekilliğim süresince işin böyle fiziki müdahale noktasına gelmemesi için en çok gayret edenlerden oldum. Mehmet Muş gibi tecrübeli birisi var orada. İçişleri Bakanı var. Polisin ve jandarmanın bağlı olduğu bakanlık bu. Süreç daha iyi yönetilebilirdi.

Demokrasi, tepki ve protesto rejimidir ama iş itiş kakışa, meclis polisinin ittiği, İçişleri Bakanı’nın, milletvekillerimizin ezildiği görüntüler yakışmadı. Ama ben buna tepki gösterdim diye de bir şey yok. Ben konuyu zaten ilk önce Numan Bey’den duydum. MİT sunumundaydım çıktım, Numan Bey arıyor. “Bakana yumruk olur mu? Fiziki müdahale olur mu? Bir izleyin görüntüleri, İçişleri Bakanı’na tekme tokat saldırıyor sizinkiler” dedi. Ama sonra baktım bakana yumruk falan yok. “Numan Bey’i de trollemişler” dedim. Numan Bey’in anlattığı gibi olsaydı tepki gösterirdim. Hemen aradım arkadaşları dedim ki, “İçişleri Bakanı’na tutanak altında sorun, size yönelik fiziki bir müdahale sataşma, yumruk, hakaret, küçük düşürücü bir şey oldu mu?” diye. Sordular ‘var’ demedi. Veli Ağbaba ısrarla sordu. Yani kesin bir danışman Meclis Başkanımıza ‘vurdular’ dedi ama yok öyle vurma falan. Bu görüntüler Meclis’e de bize de yakışmaz. Fakat rövanşist bir duyguyla söylemiyorum bunu, İçişleri Bakanı’nın karşı karşıya kaldığı durumla 17 gün boyunca bu milletin seçilmiş milletvekilleri de karşı karşıyaydı.

Mansur Bey de Ekrem Bey de 14 Mayıs seçimlerine nazaran daha istekli görünüyor. Bu 2 isimden hangisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayı olursa diğer ismin bağımsız girebileceği ya da başka bir partinin adayı olarak girebileceği konuşuluyor. Siyaseten böyle bir risk var mı?

Mansur Bey de Ekrem Bey de geçen sefer bu testten geçtiler. Onlara açık çağrı yapıldı. ‘Gelin aday olun, sizi destekleyelim’ diye ikisi de parti vurgusu yaptı. Şu anda çok daha güçlü, çok daha başarıya yakınız. Zaten Ekrem bey ilçe başkanlığından geliyor. Mansur Bey de o zor soruya doğru cevabı vaktinde verdi. Mansur Bey Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayı olmaksızın Ankara Büyükşehir adaylığını dahi kabul etmedi. Mansur Bey o birilerinin burun kıvırdığı yüzde 25’lik ama her şeye rağmen dimdik ve bir arada duran Cumhuriyet Halk Partisi tabanının ne demek olduğunu bilir ve o tabanı karşısına alacak bir işin içine girmemesi gerektiğini de bilir. Geçmişte de bu konuda zaten çok doğru bir pozisyon tuttu. ‘Bir partim var benim. Partim aday yapmadıktan sonra benim başka yerde ne işim var’ dedi. Aynı noktadayız.

Bir de kimseyi armut piş, ağzıma düş bir cumhurbaşkanı adayı bırakacak değiliz. Bir adayda ortaklaşacaksak bütün muhalefet birlikte ortaklaşmakta fayda var. Eğer ülkenin faydasına bir seçenek varsa onu da hep birlikte düşünür, taşınır, öneririz. Ama arkadaşlarımızı parti dışı, başka parti gibi zor sorulara en doğru cevabı geçen sefer verdiler.

Mansur Yavaş sembolik Cumhurbaşkanı, Ekrem İmamoğlu da icracı Başbakan şeklinde bir formül de dillendirildi. Ne dersiniz?

En iyi yer benim. Düşünsenize bu iktidar değişmiş, bu kadar yıldır yaşanan üzüntüler ortadan kalkmış ve burada kendisi ile ilgili bir talep açıklamamış, süreci doğru yönetmiş ve seçimi kazanmış bir genel başkanın mutluluğu ve tarihe bıraktığı izden daha büyük bir miras olabilir mi?

Benim motivasyonum seçimi kazanmak ve Atatürk’ün partisini yeniden iktidar yapmak. Bunu başaran genel başkan daha ne makam mevki peşinde koşacak.

Bugünkü anayasa olanak tanımıyor ama hep birlikte seçimi kazanıp, iktidarı değiştirdikten sonra cumhurbaşkanlığı makamı ve başbakanlık makamı ile ilgili bir mesele olacaksa orada da benim yeniden bir talebim olmayacak. Güçlü bir parlamentoya geçtikten sonra da bir tarafsız Cumhurbaşkanı ve icracı Başbakan noktasında olursak o zaman işler daha kolay olur. 2 tane koltuk, 2 tane aday varsa işler daha kolay olur. Benim orada da kendime ilişkim bir talebim yok. Benim bütün motivasyonum partiyi yeniden iktidar yapmak.

Paylaşın

CHP Ve AK Partili Vekiller Arasında “Kayyım” Kavgası

İçişleri Bakanlığı Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri sırasında CHP ve AK Partili milletvekilleri arasında “kayyım” arbedesi yaşandı. CHP’li Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, görevinden alınarak yerine kayyım atanmıştı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nu görüşmelerinde İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın salona girişi sırasında CHP milletvekilleri, kayyım uygulamasını protesto etmek istedi. Yerlikaya’nın salona girişinde sorun yaşanınca AK Partili milletvekilleri, CHP’li milletvekillerin Yerlikaya’yı içeriye sokmadığını dile getirdi.

Yerlikaya salona girince AK Partili milletvekilleri ile CHP’li milletvekilleri arasındaki tansiyon yükseldi. Yaşanan itiş kakışın sona ermesinin ardından komisyon başkanı Mehmet Muş, bakanı içeri sokmamak gibi bir usul olamayacağını söyledi. CHP milletvekilleri de bunun doğru olmadığını ifade etti.

CHP milletvekilleri bakanı içeri sokmama iddiasının doğru olmadığını, Esenyurt’a kayyım atanmasıyla ilgili tepkilerini kısaca dile getirmek istediklerini söyledi. Gerginliğin bakanın korumaları sebebiyle çıktığı ifade edildi.

Bakan Yerlikaya, arbede sırasında görüntü almaya çalışan basın mensubunun kamerasını eliyle itti. Bakan Yerlikaya, arbede sonrasında yerine geçti ancak milletvekilleri ve danışmanlar arasındaki gerginlik devam etti.

10 dakika ara verildi

AK Parti sıralarından “Körle yatan şaşı kalkar” sesi duyulunca tartışmaya DEM Partili milletvekilleri de dahil oldu. Komisyon toplantısına 10 dakika ara verildi.

Aranın ardından, yaşanan tartışmaya ilişkin söz alan CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, “Utanç verici görüntüleri Türkiye paylaşıyor. Bugün Sayın Bakan geldi, daha elimizi sıkmadan iki milletvekilini, beni, genel başkan yardımcısını itti sayın Bakan. Ne hakla itiyorsunuz? Ben milletvekiliyim, ben kapıda duruyorum, ben seninle konuşmak istiyorum. Ne hakla? Burası parlamento. Bu parlamentodaki milletvekilleri tam on gün Esenyurt‘ta belediye binasına giremedi” dedi.

Milletvekillerinin demokratik bir tepki koymak istediklerini belirten Başarır, “Sabah erken saatlerde sınırlı sayıda milletvekillerimizle toplantı yaptık. Dedik ki Cumhuriyet Halk Partisi grubu milletvekilleri komisyon kapısında dursun. Sayın Bakan’a şunu söyleyelim, ‘Bir kamu kurumuna milletvekillerini sokmadınız. 2 dakika burada durun konuşalım.’ Nasıl bir duyguymuş?” İfadelerini kullandı.

Sabah milletvekilleriyle toplantı yaptıktan sonra emniyet görevlilerinin kendilerine “kapıyı mı keseceksiniz?” dediğini ve danışmanların salona alınmadığını anlatan Başarır, “Meclis odalarını dinliyorsunuz siz, telefonları kesin dinliyorsunuz” dedi.

Bunun üzerine Bakan Yerlikaya, “Sen engel olamazsın” diyerek cevap verdi.

Başarır şu ifadeleri kullandı: “Sen burada milletvekillerinin elini sıkıp kapıda dinleyemeyecek bir insan mısın? 30 saniyede bitecek olayı bu noktaya getiriyorsun. 200 tane koruma geldi. Esenyurt Belediyesi’nde bekleyen o milletvekillerinin hissiyatını anlıyor musun?”

Öte yandan zaman zaman Bakan Yerlikaya’nın Başarır’a cevap vermesi üzerine karşılıklı sözlü atışmalar yaşandı.

Paylaşın

“Etki Ajanlığı” Düzenlemesi: Muhalefet Katkı Vermeyecek

Başta CHP, İYİ Parti ve DEM Parti olmak üzere muhalefet partileri, Mayıs ve Ekim aylarında TBMM gündemine getirilen ve tepkiler sonrası geri çekilen “etki ajanlığı” düzenlemesine katkı vermeyecek.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, MİT’in ya da AK Parti’nin neden “etki ajanlığı” düzenlemesine ihtiyaç olduğuna açıklama getirmediğini söyledi. İYİ Parti Grup Başkanvekili Buğra Kavuncu, “Topyekün muhalefet olarak bir daha herhangi bir torba kanun teklifine benzer maddeleri ekleme ihtimallerine karşı hazırlıklı olacağız” mesajını paylaştı.

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ise, kesinlikle iktidar cephesiyle toplumsal muhalefeti olumsuz etkileyecek herhangi bir düzenlemeye katkı vermeyeceklerini söyledi.

AK Parti iktidarınca gözden geçirilmesi sonrasında yasalaştırılacağı açıklanan “etki ajanlığı” düzenlemesi üzerindeki çalışmalara katkı vermeme kararı alan muhalefet, casuslukla ve ajanlık faaliyetleriyle mücadeleyi amaçladığı belirtilen düzenlemede neyin suç olduğu açıkça yazılmadığı sürece TBMM’ye gelecek teklife karşı çıkmaya hazırlanıyor.

Türk Ceza Kanunu’na (TCK) “etki ajanlığı” gerekçesiyle eklenecek yeni suç tanımlaması, muhalefet partileriyle uzlaşma sağlanması amacıyla AK Parti iktidarınca geçtiğimiz hafta TBMM Genel Kurulu gündemindeki yasa teklifinden çıkarıldı. Böylece “Noterlik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Teklifi” kapsamında 16’ncı maddede yer alan “etki ajanlığı” düzenlemesi, şimdilik yasama gündeminden düşmesine rağmen iktidar cephesi yeni suç oluşturmakta kararlı olduğunu açıkladı.

Geçtiğimiz hafta boyunca AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, Adalet Bakanlığı’yla birlikte yeniden bu suç düzenlemesi üzerine çalışma yapılacağını belirterek, “etki ajanlığı” düzenlemesinden tümüyle vazgeçmedikleri mesajını defalarca ifade etti. “Tekliften çıkaracağımız casusluk düzenlemesiyle ilgili önümüzdeki hafta muhalefetin de öneri ve itirazlarını ele alacağımız bir toplantı gerçekleştireceğiz. Bu, Bakanlık yetkililerinin de katılacağı bir toplantı olacak. Daha sonra bu düzenlemeyi tekrar gündemimize alacağız” diyen Güler’in açıklamasıyla gözler muhalefet partilerine çevrildi.

AK Parti daveti üzerine muhalefet temsilcilerinin katılımıyla nasıl bir suç tanımlaması yapılabileceği merak konusu oldu. Ancak CHP, İYİ Parti ile DEM Parti, herhangi bir şekilde iktidar cephesiyle etki ajanlığı düzenlemesiyle yeni suç yaratılmasında müzakere etmeme kararı aldı.

AK Parti ise, Adalet Bakanlığı’nın yanısıra Cumhur İttifakı ortağı MHP’yle birlikte hazırlığı üzerinde çalışıldıktan sonra önümüzdeki haftalarda kısmı değişiklikle yeniden etki ajanlığıyla ilgili yasa hükmü teklifinde bulunulabileceğini işaret etti. Dolayısıyla muhalefet katkısı olmaksızın özellikle MHP’nin de talep etmesi nedeniyle TBMM gündeminden geri çekilmiş düzenlemeyi yasalaştırma yönünde AK Parti’nin gelecek günlerde harekete geçeceği vurgulandı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise, hem Milli İstihbarat Teşkilatı hem de diğer hukuki kadroları itibariyle devletin bürokrasisinde gerekli yasa maddesi yazma olanağı olduğunu belirterek, AK Parti iktidarına suç yazımına katkı vermeyeceklerini ve “etki ajanlığı” şeklinde düzenleme gelirse karşı koyacaklarını açıkladı.

Özel, CHP milletvekillerine geçtiğimiz haftaki mücadeleleri için teşekkür ettiği grup konuşmasında, AK Partili isimlerce muhalefet ile birlikte “etki ajanlığı” düzenlemesi hazırlanacağı yönündeki açıklamalara karşılık şunları söyledi:

“Etki ajanlığı. Bu yasa ile güya MİT, Türkiye’deki üçüncü ülkelerin, birinci ülkelere yaptığı operasyonlarda filan filan’… Ama bir yazmış AK Parti grubu, herkes ajan. Gazeteci ajan, televizyoncu ajan, öğrenci ajan, siyasetçi ajan, her muhalif ajan. Dedim ki, ‘Arkadaşlar kırmızı alarm ilan ediyoruz. Bu yasa geçmeyecek. Geçmemesi için elden gelen ne varsa yapılacak’. Grup mesajı aldı. Geçen hafta mücadele verildi, Etki Ajanlığı Yasası geri çekildi. Şimdi derler ki, ‘CHP yazsın getirsin o zaman’. Meramımızı nasıl anlatacağımızı, o yazıyı yazmak muhalefetin işi değil. Biz iktidara bütün eleştirilerimizi, uyarılarımızı yaptık. Taslağı hazırlasınlar, ajana ‘ajan’ desinler.

‘Efendim üçüncü ülke, Türkiye üzerinden bomba ile bir başka ülkeye gidecek. Yakalayınca sadece patlayıcı maddeden ceza veriyoruz’. Yazın oraya ne yazacaksanız. Ama MİT’in istediği veya devletin güvenlik güçlerinin istediği öğrenciyi, öğretmeni, öğretim görevlisini, siyasetçiyi, gazeteciyi tehdit etmeyen, kısıtlamayan, ‘ajan’ demeyecek, sadece bu durumu tanımlayacak maddeyi yazacak akıl, beceri, erdem, lügat bu ülkenin bürokrasisinde var. Yazsınlar, alın getirin. Oturmaya, konuşmaya, düzeltmeye, en uygun hale getirmeye biz varız. Ama sakın ha sakın geçen haftakine benzer bir metnin orasını, burasını değiştirip, aynı niyetle gelmeyin. Kırmızı alarm kalkmadı, sadece sarıya çevirdik. Gerektiğinde yeniden ilan ederiz, aynı mücadeleyi tekrar veririz.”

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu‘nun konuyla ilgili sorusunu yanıtlayan CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen de, MİT’in ya da AK Parti’nin neden “etki ajanlığı” düzenlemesine ihtiyaç olduğuna açıklama getirmediğini kaydetti.

Gökçen, “Adalet Komisyonu’nda MİT Hukuk Müşaviri geldi ve şunları söyledi: ‘Bazı suçlar işleniyor Türkiye’de. Uyuşturucu, tehdit, şantajla ilgili cezalar yeterli değil. Biz bunları ajanlığa bağlayamıyoruz ama ajanlık faaliyetleri gelişti. Farklı yöntemlerde artık ajanlık yapılıyor.’ Doğru farklı yöntemlerde ajanlık yapılıyor. Ama işin esasına döndüğümüz zaman tehdidin, şantajın, insan kaçırmanın, uyuşturucunun cezası bu kadar mı yetersiz de siz buna ihtiyaç duyuyorsunuz? Ama gerçekten bir ihtiyaç varsa ve bu ifade özgürlüğünü, örgütlenme özgürlüğünü hiç ilgilendirmeyen bir şekilde ve mevcut kanunlarda ne eksik olduğu anlatılırsa o zaman bu tartışma imkanı da doğabilir. Ama şu anda bu koşullarda değiliz maalesef. Yapılan açıklamalar da demokratik düzlemden uzaklaşılmış olduğu gerçeğini kabul eden açıklamalar değil” dedi.

İYİ Parti: “Benzer madde ekleme ihtimaline hazırlıklıyız”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ve parti grubu da “etki ajanlığı” düzenlemesiyle ilgili tümüyle karşı çıkma tavrını koruma kararlılığında. Geçtiğimiz hafta Dervişoğlu, “Kamuoyunda etki ajanlığı yasası olarak da adlandırılan yeni düzenleme ülkemizin güvenliği için atılan bir adım olarak sunulmak istenen bu yasal düzenleme, aslında ifade özgürlüğünü sınırlayan, eleştiriyi kriminalize eden, kamusal alanda bazı faaliyetlerin, devletin güvenliğiyle ilişkilendirilip cezalandırılmasını sağlayan bir istibdat arayışıdır” açıklamasıyla bu düzenlemeye karşı çıkmaya devam edeceklerini mesajını verdi.

İYİ Parti Grup Başkanvekili Buğra Kavuncu da, “Topyekün muhalefet olarak bir daha herhangi bir torba kanun teklifine benzer maddeleri ekleme ihtimallerine karşı hazırlıklı olacağız” mesajını paylaştı.

“Biz buna asla razı olmayacağız”

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ise, kesinlikle iktidar cephesiyle toplumsal muhalefeti olumsuz etkileyecek herhangi bir düzenlemeye katkı vermeyeceklerini söyledi. TBMM’deki basın toplantısında gündemi yorumlayan Koçyiğit, Mayıs ayında “etki ajanlığı” düzenlemesi yapılacağı açıklaması üzerine demokratik muhalefet tepkisiyle teklif edilmeyen suç hükmünü AK Parti’nin Noterlik Kanunu içinde getirdiğini ama yine tepkiler ardından geri çektiğini hatırlattı.

AK Parti’nin muhalefet ile müzakere etme açıklamasına karşılık Koçyiğit, TBMM’deki basın toplantısında, “Ama anlaşılan getirmekte ısrarcılar, yeniden getirmek için zaman kolladıklarını görüyoruz. Şunu açıkça söylüyoruz: Toplumun, sivil siyasetin, basın meslek örgütlerinin ve derneklerin her türlü işini ve sözünü kriminalize eden, casusluk faaliyeti olarak nitelendiren böyle bir yasaya asla razı olmayacağız, yol vermeyeceğiz. Sonuna kadar hem sokakta hem de Meclis’te böyle bir düzenleme karşısında tutum alacağız. İktidar yetkilileri, ‘Gelsinler tekliflerini söylesinler, yoksa aynı şekilde getireceğiz’ demiş. Bizim teklifimiz açık ve nettir. Toplumun ve demokratik kamuoyunun alanını daraltacak; onun her sözünü kriminalize edecek, casusluk faaliyeti olarak nitelendirecek iş ve işlemlerden uzak durun. Biz buna asla razı olmayacağız” diye konuştu.

Paylaşın

Özel’den Erken Seçim Çağrısı: Sandığı Bekliyoruz

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Erdoğan vakti zamanında diyordu ki onlar pazara gelebilir mi, çiftçinin derdini dinleyebilir mi? Şimdi Tayyip Bey bir pazara gidebilir mi, işçiyle konuşabiliyor mu? O halde erken seçim şart. Sandığı bekliyoruz, erken seçim istiyoruz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından başlıklar şöyle:

“Bir yasa getirdiler adı etki ajanlığı. Bir yazmış AK Parti grubu; herkes ajan. Kırmızı alarm ilan ediyoruz dedik, bu yasa geçmeyecek elden gelen ne var yapılacak dedim gruba. Grup bu talimatı aldı. Mücadele verildi. Etki ajanlığı yasası geri çekildi. Taslağı hazırlasınlar ajana ajan desinler.

Ama MİT’in istediği veya devletin, güvenlik güçlerinin istediği öğrenciyi, öğretmeni, öğretim görevlisini, gazeteciyi tehdit etmeyen bir maddeyi yazacak akıl beceri bu ülkenin bürokrasisinde var. Yazın, oturmaya biz varız. Geçen haftakine benzer bir metnin orasını burasını değiştirip aynı niyetle getirmeyin. Kırmızı alarm kalkmadı sarıya çevirdik.

Şafak operasyonu ile başkanımızı Ahmet Özer’i aldılar. Yatak odasına kadar gidip gözaltına aldılar. Sırf itibarsızlaştırmak için. Devletin kilidini balyozla kırdılar. Sahte delillerle Ahmet Özer’i tutukladılar. İtiraz ettik, CHP bütün grubuyla birlikte sadece Esenyurt’taydı. Demokrasi darbe girişimine karşı ne yapmamız gerektiğini konuştuk. Ceza hukukçuları dilekçe yazdılar. Profesörlerin 40 yıllık akademik bilgileriyle hazırladıkları yazıları reddettiler.

Bir de gizli tanık beyanları var. Tutuklamaya devam dediler. Gizli tanık nereden çıktı? Gizli tanık var ise o gün sorardın. O gizli tanığın ifadesiyle güya iddianame yazacak. Savcı, İstanbul’da hızlı iddianame yazmasıyla meşhur. İddianame yok, çünkü ortada delil yok. AK Parti ve MHP’ye kötü haberim var. 2 kişiden biri Ahmet Özer’e oy vermiş. Esenyurt’ta kimse buna inanmıyor. Esenyurt’un yüzde 80’i buna inanmıyor. 5 kişiden 4’ü yanlış yapıldığına inanıyor.

Sandığı koyup halka soralım. Yüzde 80’i Ahmet Özer’in arkasında değilse biz bir şey bilmiyoruz. Şunu unutmayın ki Ahmet Özer çıkana kadar o grubun içinden birinin yönetmesi gerek. Ama o kişiyi Tayyip Bey’in seçmesi, onun açısından tamamen yenilmişliğin ifadesi. Bunun adı demokrasi değil. Gözünü hırs bürümüşlüğün şeklidir. Biz başkanımızın arkasındayız. Ahmet Özer mahkemede kumpasları aşacaktır.

Haklarında hiçbir suçlama olmayan, milletin seçtiği koca bir Esenyurt Belediye Meclis’inin birini seçmesi yerine Tayyip Bey’in seçtiği birinin yenilmişliğin, acziyetin göstergesidir. Bunun adı demokrasi değil. Bu mızıkçılığın cevabını Esenyurt’tan alacaksınız. Nasıl İmamoğlu’nun mazbatasını iptal ettiniz de millet İmamoğlu’nu tekrar seçtiyse aynı şekilde demokrasi tokadını alnınızın ortasına yiyeceksiniz.

Biz Esenyurt’u yalnız bırakmayacağız, nöbete devam edeceğiz. 2 günden birinde Türkiye’nin herhangi bir şehrinden birinde tüm yöneticilerimizle nöbet tutacağız. Esenyurt’ta tüm sanatçılarımız, yazarlarımızı, gazetecilerimiz ve düşün insanlarımızı bekliyoruz. 81 il başkanı Esenyurt’ta olacak.

Bir tam gün Esenyurt’un 43 mahallesinde her mahallede iki il başkanı ve milletvekillerinin bulunduğu mahalle toplantıları yapacak. Mücadeleyi meydandan mahalleye taşıyoruz. Mesele milletin seçtiğine devletin başındakilerin saygı göstermeyi bilmesi. Kayyımın nasıl çalışmaları durdurduğunu ve kayyımın zaten zor durumda olan Esenyurt’u nasıl paçasından aşağı çekmeye çalıştığını anlatacağız.

Esenyurt’ta görev yapan tüm milletvekilimizden yöneticisine, hepsine teşekkür ederim. O polislerin her biri eş, ana, baba, evlat ve kardeş. Eve gittiklerinde onları mahcup edecek muameleyle karşılaşmasınlar. O kadar yüksek tansiyona, uykusuzluğa ve kumanyaya mahkum göreve rağmen polis de bizi engelledi, kanunsuz işlere alet edildi ama bize karşı saygısızlık yapmadı. Ben bu milletin vekillerine de polislerine de teşekkür ediyorum.

Bir yanda yenidoğan çetesi yankılanırken Sağlık Bakanı gelmiş mecliste yenidoğan ünitelerini nasıl yöneteceğine dair bütçe istiyor. Hastane sahipleri o kadar hatrı sayılır kişiler ki hala kapanmadı. O kadar şımarmışlar ki; savcıyı tehdit ediyor. Savcı beyin canına tak ederek yeni operasyon başlayarak ortaya çıkıyor.

İhbardan sonra bile çocuk ölümleri devam ediyor. O sürecin sağlık müdürü bugün Sağlık Bakanı. Kendisine bakan muamelesi yapılmasını bekliyor. O bakan istifa edecek, o hesap verilecek. O zamana kadar kimse sizin yüzünüze bakmayacak. 47 sanık var bir tanesi devlet memuru değil. Neden? Çünkü beyefendi ortada kalacak. Bu millet her şeyi gördü.

Milli Eğitimi tarikatlara yönettiren bir bakan ile karşı karşıyayız. Öğrencilerin yüzde 25’inin elinde en az birinin bıçak olan, okula aç giden, bir ayran alamayan, yemek dağıtma sözünü unutan, okulları pislik götüren bir bakansın. Laiklik din düşmanlığıymış da, yok camiler ahır olmuş da.

CHP köyde cemaat yokken, cepheye ezanı, bayrağı, camide barındırılan mühimmata ahır yaptırılan dedikleri samanları söyleyen, samanın üzerindeki Gazi Mustafa Kemal’in cephesine mermi yetiştirenlere iftira atıyorsunuz. Cami falan kapatmadık. Cami kapatmanın günahı varsa bu çocukları aç bırakmanın da günahı var. Bu rezilliklerin konuşulmasın diye yaptığın bir şey. Ne bakanlar geldi, ne bakanlar ne geçti ama bu kadar kötü ve beceriksizi gelmedi.

“O teğmenlere sonuna kadar sahip çıkacağız”

Tarihte ilk kez 3 harp okulunun da birincisi kadın teğmenler. İşte size bir Cumhuriyet hikayesi. Atatürk’e, vatana, millete karşı olanlar bu başarıyı zaten hazmedemediler. Yemin töreninde Mustafa Kemal’in askerleri dediler diye teğmenlere önce hiçbir şey olmadı. Sonra Hizbullahçı, gerici kafanın AK Parti’ye sinmiş uzmanları harekete geçti.

Erdoğan, elini sıkıp hediye verdiği kadın teğmen başta olmak üzere hepsine saldırmaya başladı. Sonra soruşturmalar, darbeci diyenler… Suç emre itaatsizlik, asıl karın ağrısı Mustafa Kemal’in askerleriyiz demeleri. Bu 28 Şubatçılık oluyormuş. Mustafa Kemal yok 28 Şubat’ta. Meseleyi 28 Şubat’a, 25 yıl geriye götürmeye çalışanlara diyorum ki, sizin hazımsızlığınızdır. Fesli Deli Kadir’in anlayışına sahipseniz bilelim.

Mustafa Kemal’in askerlerinden zarar gelmez ama 15 Temmuz’da gördük Fetullah Gülen’in askerileri ne yaptı gördük. “Bu ülkeye kumpas kuruldu” derken neler yaptığınızı da gördük.

CHP, 3 kez 2’si yüz yüze biri telefonda olmak üzere Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile görüştü. O askerle sahip çıkmak vatan borcudur. Geçen seneye kadar okunan, bu yıl da Erdoğan’ın da katıldığı bordo berelilerin töreninde okunan yemin aynı yemin, yeminde bir sorun yok. O teğmenlerde kötülük yok. Okul birincisi kolay mı yetiştirildi. O teğmenlere sonuna kadar sahip çıkacağız.

İktidar olunca böyle haksızlıkla atılan kim varsa onu geri alırız. Ama bu arada geçen süre meslekte onlara çok şey kaybettirir. Sayın Erdoğan, kul hakkına girme. Ama girersen günü geldiğinde şu yemin törenini göreceksin; o kararı verenler ve karara sessiz kalanlarla, atılan teğmenlere yemin töreni yaptıracağız, sonra kararı verenleri emekliye yollayacağız.

Asgari ücreti durdurunca enflasyon durmuyor, hızla artıyor. Hükümetin beklentisi olan enflasyonda zam vermek. Asgari ücret 30 bin lira olmalıdır. Küçük esnaf ve KOBİ korunmalıdır. Vergi ve sosyal güvenlik mevzuatına hakim arkadaşlar çalışmalarını düzenlemelidir. Emekliye bir asgari ücret şarttır. En düşük emekli maaşı asgari ücrete yükseltilmeli. Teklifimizi sunacağız.

Erdoğan vakti zamanında diyordu ki onlar pazara gelebilir mi, çiftçinin derdini dinleyebilir mi? Şimdi Tayyip Bey bir pazara gidebilir mi, işçiyle konuşabiliyor mu? O halde erken seçim şart. Sandığı bekliyoruz, erken seçim istiyoruz.”

Paylaşın

Özgür Özel, Esenyurt’ta: Kumpasınız Milletin Vicdanından Döndü

Esenyurt’taki demokrasi nöbetinde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, kayyımın bir işgal olduğunu belirterek, “AKP’ye ve MHP’ye bir kötü haberimiz var. Biz yüzde 51 oyla seçildik” dedi ve ekledi:

“Ancak yapılan kamuoyu araştırmasında 1 milyonluk ilçesinde, belediye başkanımız Ahmet Özer’in gece yarısı operasyonuyla evinin kapısı kırılırken, kapıyı korkuyla açan eşi ittirilerek, avukatsız aramalarla başlayın ve bugüne kadar gelen bu sürece Esenyurt halkının yüzde 81’i itiraz ediyor, yanlış buluyor. Kumpasınız milletin vicdanından dönmüştür.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sonrası Esenyurt’taki Demokrasi nöbetinde konuştu. Özgür Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Kayyım değil işgal altında olduğumuzun altını bir kez daha çizmek istiyorum. CHP, belediyesine kayyım yollanmasına, işgal edilmesine sessiz kalacak, birkaç gün tepki gösterip susacak, bunu unutacak, bu sürecin böyle gitmesine izin verecek ve teslim olacak bir parti değildir. O yüzden Esenyurt’ta 20 gündür yaptığımız büyük direnişe, bundan sonra da Ahmet Özer göreve dönene kadar örgütümüzün demokrasi mücadelesine ve demokrasi nöbetine devam etme kararı aldık.

İlk 20 gün oldukça zorlu geçti. Bu 20 günde burada büyük bir mücadele veren Esenyurt örgütümüze, Esenyurt ilçe başkanımızın şahsında, İstanbul örgütümüze, İstanbul il başkanımızın şahsında ve Esenyurt’un kendilerine verdiği vazifeye, göreve sonuna kadar sahip çıkan bütün belediye meclis grubumuza, Silivri’de bulunan Sayın Ahmet Özer’in şahsında yürekten teşekkür ediyorum, onları kutluyorum.

Demokrasi darbesinin bir tarafı Ahmet Özer’e yapılan darbeyken, diğer tarafı belediye meclis üyelerine yapılan darbedir. Bu çirkin darbe ayrıca Esenyurtluların seçtiği belediye meclis üyelerini binaya sokmayarak milletin seçtiği meclis üyelerini, yani milletvekillerini, binaya sokmayacak bir anayasal suçu, bir kanunsuz emri verenleri ve ona direnenleri bütün Türkiye gördü. Belediye meclis üyelerimiz artık seçildikleri belediyededir. Ancak onların orada bulunması denetleme faaliyetlerini izlemeleri önemli bir kazanım ve güvencedir. Ancak bu işgal bir an önce sonlanmalı. Ahmet Özer görevine geçene kadar belediye başkanvekili belediye meclis üyeleri içinden seçilmelidir.

Sürekli bir elimiz ve gönlümüz Esenyurt’ta olacaktır. Biz nöbete devam kararı aldık. Her iki günden birinde CHP’nin bir ili, bir il örgütü bütün seçilmişleri, il başkanları, ilçe başkanları, belediye başkanları her iki günde bir Esenyurt’ta olacak. Onların olmadığı günlerde ise bugüne kadar büyük bir dayanışma gösteren tüm siyasi partiler ve sanatçılarımız, gazeteciler, düşün insanları, yazarlarımız o günlerde meclis grubumuz tarafından ağırlanacak, onlara eşlik edilecek.

“Esenyurt halkının yüzde 81’i yanlış buluyor”

Ayrıca, 43 mahallesi olan Esenyurt’ta mahalle mahalle toplantılar örgütleyerek, Ahmet Özer’in o mahallelere verdiği sözleri, yaptığını, yarım kalan sözleri hatırlatmaya, bu işgalcinin o mahalleye hangi hizmeti götürmediğini, Esenyurt’ta aksayan hizmetleri anlatmaya devam edeceğiz.

Bu işgalcinin Esenyurt’ta ne büyük zarar verdiğini anlatacağız. AKP’ye ve MHP’ye bir kötü haberimiz var. Biz yüzde 51 oyla seçildik. Ancak yapılan kamuoyu araştırmasında 1 milyonluk ilçesinde, belediye başkanımız Ahmet Özer’in gece yarısı operasyonuyla evinin kapısı kırılırken, kapıyı korkuyla açan eşi ittirilerek, avukatsız aramalarla başlayın ve bugüne kadar gelen bu sürece Esenyurt halkının yüzde 81’i itiraz ediyor, yanlış buluyor. Kumpasınız milletin vicdanından dönmüştür.

Bir çağrım aslında, Esenyurt Emniyet Müdürü’ne değil, İstanbul Emniyet Müdürüne, Valiye Değil. İçişleri Bakanı ve Tayyip Erdoğan’adır. Giremezsiniz diye bariyer çektiniz girdik. Bu bariyerlerin içine de giriyoruz, belediyeye de giriyoruz. Artık bu bariyerleri kaldırın. Esnafın canına tak etti. Yüzde 51’le kazandığımız ilçede, bir daha esameniz okunmayacak duruma geliyorsunuz. Bu işgali bitirin. Bir teşekkürüm var o da bütün kanunsuz emirlere rağmen… Bakın CHP’liler polise ne yapıyor diye göstermek isteyenlere, polisimize en küçük bir müdahalede bulunmayanlara… Bu oyuna gelmedik.

Son olarak gelelim Ahmet Özer’e. Bir akademisyen, bir kanaat önderi, aile babası, gerçek bir vatansever olan Ahmet Özer’e… Gece yarısı bastılar. Bir şeyler bulup suçlayacaklar, kendisine sorulan bütün sorulara yanıt verdi ama bomboş gerekçelerle tutukladılar. Bu tutuklamaya Türkiye’nin en iyi ceza hukukçuları, ekleriyle tuğla gibi bir itiraz dilekçesi yazdılar. Ekleriyle birlikte yüzlerce sayfayı okumalarının mümkün olmadığı 40 dakikada reddettiler.

Bir kez daha buradan, seslenmek isterim ki Ahmet Özer’in halen daha hakkındaki iddianame tamamlanmamıştır. Bu iddianamenin tamamlanmaması eldeki delillerle mahkemeye gidemememin mahcubiyetinden kaynaklanmaktadır.

Olmayacak iddialarda bulunup kendilerini haklı göstermeye çalışıyorlar. Bir an önce elinizdekileri ortaya dökün. Yargılamaya başlayın. Ahmet Özer suçsuzdur, tutuklu kalmamalıdır. Buradan Esenyurtlulara bizlere gösterdiğiniz ev sahipliği için Ahmet Başkana sahip çıktığınız için teşekkür ediyoruz. Biz kayyım siyasetine alışmayacağız. Asla vazgeçmeyeceğiz. Biz direnmeyi bırakırsak bu hukuksuzluklar tüm Türkiye’ye yayılacak. Tüm İstanbul’a yayılacak.

Seçimleri kazanamayan birisinin sandıktan kaçıp darbe yapmasına, önümüzdeki seçimlerde bir daha seçilemeyecek birisinin sandıktan kaçmasına izin vermeyeceğiz. Sandığa millete ve iradesine sahip çıkmaya devam edeceğiz. CHP bütün Esenyurt’u bütün demokrasi güçlerini tüm siyasi partileri bu demokrasi mücadelesine yılmadan devam etmeye davet ediyoruz.”

Paylaşın

Özel’den “Soruşturma” Tepkisi: Siyasi Talimatlarla Suç Uydurmayın

İBB ve ABB’ye yönelik başlatılan “etkinlik ve konser” soruşturmalarına tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Gidin namusunuzla denetleyin. Ama siyasi talimatlarla suç uydurmayın” dedi ve ekledi:

“Bizim denetlenmekten korkumuz yok. Siyasi operasyonlar akimse alet olmasın. Bu ülkede bu iktidar gidiyor. Paniği görüyorsunuz. Suç varsa ortaya çıkarın. Ama suç icat edeceğiz diye uğraşmayın.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, CHP’li belediyelere yönelik başlatılan “konser ve etkinlik” soruşturmaları hakkında açıklama yaptı. Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Diyeceğimiz şudur. Biz bu gelişmeleri iktidarın yerel seçim kaybından sonra yeni anayasa tartışmasından İsrail bize saldıracak tartışmasından, Öcalan gelsin Meclis’te konuşsun tartışmalarından bağımsız görmüyoruz. Yıllardır AKP’li belediyelerin ödemediği SGK ödemelerini bizden istiyorlar.

CHP’li belediyeleri itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar, bütün hesap kitap bunun üzerine! Bazı yerlerde haciz yapmaya başladılar, bazı yerlerde etkin mali tedbirlerle bunları aştı. Temel amaç CHP’li adaylara oy veren seçmeni cezalandırmak.

Bir kez daha seçilebilmek için, gerekirse bir kentin çöplerinin toplanmamasına, bir belediyenin çalışanlarının maaş alamadığı için kirasını ödeyememesini, çocukların karınlarını doyuramamasını, bir şehirde kanalizasyon hizmetlerinin aksamasını göze alıyorum diyorlar. “Yeter ki bu belediyelere iş yapamıyorlar, kötü yönetiyorlar ülkeyi de yönetemezler diyelim, benim ülkedeki kötü yönetimime rağmen bana oy versin” bu kadar ucuz, bu kadar basit bir hesapla karşı karşıyayız.

Bakanlıklara “Gidin CHP’li belediyelerde bir suç bulun, bulamıyorsanız da bir suç uydurun” talimatı verildiğini biliyoruz ve yaşıyoruz. Bizim belediyelerimiz hesap vermekten kaçan belediyeler değildir. Tayyip Bey’in kendi belediyelerine CHP’li belediyelerini örnek gösterdiğini hatırlatırım.

Siz ne anlatıyorsunuz? Bütün Türkiye kent lokantalarını konuşuyor. 2 tane maske dağıtamadınız maskeleri CHP’li belediyeler dağıttı. Belediyelerimiz yaptığı dayanışma çağrısıyla vatandaşın esnaftaki borcu kapandı. Bunları yaşayan millete ‘CHP belediyeciliği bilmez’ diyorsunuz. Her şeyde sandığa sığınanlar, çıktık işte kantara kardeşim. Millet karar verdi. Sana yüzde 20’sini verdiler bize yüzde 65’ini yönetme yetkisi verdiler. Turizmde yüzde 90’ın üstünde belediyeler CHP’de.

Bunun devamında açıkça şunu söylemek lazım. Biz 25 yıl yönettikleri belediyelerde bir avuç azınlığa hizmet edenlerden aldık bu belediyeleri. Milletin parasını kendi çevresindeki derneklere, vakıflara aktaranlardan aldık.

Tayyip Beye soruyorum. Sen Ankara, İstanbul, Bursa Balıkesir Düzce, Niğde’nin de içinde bulunduğu 10 belediye başkanını istifa ettirdin. Etmezseniz gereğini biz yaparız dedin. Bir partinin genel başkanı bir belediye başkanını görevden alabilir ama partiden atamaz. Kim alabilir İçişleri Bakanı alabilir. Terör ve yolsuzluk varsa.

“Algı operasyonuna teslim olmayız”

Gelmiş şimdi bana konser pahalıymış. Algı operasyonu yapıyor. Bakın, pahalıysa bu konserlerin hepsi pahalı. Hepsine yolla, aynı standartlarda denetle başımla beraber. Ama bu kadar haksızlıkla yapılan algı operasyonuna teslim olmayız.

Siz belediye başkanlarımızı öyle bir takım algı operasyonlarıyla itibarsızlaştırmaya çalışıyorsanız onların karnesi 31 Mart’ta 4 pekiyi aferin. Ankara’da da İstanbul’da da öyle. 17/25 Aralık oluyor, ayakkabı kutularında paralar çıkıyor, seçim oluyor seçimden sonra bunu sorana ‘millete hesabını verdik’ dediniz. 4 tane bakanı yollamadınız Yüce Divana. Sandık akladı bizi dediniz. Sandık aklama meselesi size olunca oluyor da CHP’li belediyeler, her türlü denetimin bin katını sandıkta verdiler, bembeyaz çıktılar.”

Paylaşın

Yeni Çözüm Süreci Tartışmaları: Özel’den “Devlet Bey Ütopya Peşinde” Yorumu

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısını değerlendiren CHP Lideri Özgür Özel, “Bizim maalesef bugün gördüğümüz noktada Devlet Bey kendince bir ütopyanın peşinde. Ya bir taktik yaptı, Erdoğan’a olmazı göstermek istedi, bu da bir ihtimal dahilinde. Ya da Devlet Bey bir teknik hata yapıyor” dedi ve ekledi:

“Bundan da sonuç almak mümkün olmaz. Onun için her hafta ‘Sözlerimin arkasındayım’ diyor. Ama ne örgütün arkanda, ne toplumsal bir destek var. E ittifak ortağın da arkanda değil. Sözde Devlet Bey’e bir iki övgü var ama demiyor ki ‘Devlet Bey’in dediği yöntemle çözelim.’ Bekliyor, herkes bekliyor. Bizim burada sorumlu ama kararlı bir siyaset anlayışımız var. Kendi çizgimiz çok belli.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’a konuştu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik çağrısı sonrası başlayan yeni süreç tartışmalarını ‘Vikingler gibi apandist ameliyatı yapmaya benzeten’ Özel, örgütü ve iktidar ortağının da Bahçeli’nin yanında olmadığın belirtti ve şunları söyledi:

“İnsanlık üç bin beş yüz yıldır ameliyat yapıyor. Son geldiğimiz noktada apandisitin alınması gerekiyorsa önce tahliller, tomografi, ultrason. Bir moral iğnesi yapıyorlar. Sonra her ihtimale karşı bir oksijen veriyorlar. Ondan sonra destek. Biraz uyuşturuyorlar. Sonra üç kesi yapıyorlar. Özel bir şekilde patlak apandisiti güzelce alıyorlar ve yüzde 100 başarılı. Devlet Bey diyor ki ‘Apandisit ameliyatını Vikingler gibi yapacağız. Kamayı saplayacağız, sonra elimi sokacağım, o apandisiti kendim çekip alacağım oradan.’ E patlayacak, hasta da ölecek. Bu denenmiş, şu anda insanlar Vikingler gibi apandisit ameliyatı yapmıyor artık. O yüzden Devlet Bey’in önerdiği yöntem olmuyor.

‘Biz bunu yapıyoruz. Silah bırakılacak. Örneği şunlar, şu cezasını çekecek, bunlar şiddete karışmamış olanlara bir kovuşturma yapılmayacak. Şu unsurlar ülkeyi terk edecek. Karşılığında da şu demokratik kazanımlar elde edilecek.’ Şehit annelerinin de gazilerin de rızasını alan, Kürt siyasi hareketinin de mutabık olduğu, ana muhalefetin de, iktidarın da içinde olduğu, kimsenin kimseye karşı siyasi bir istismar yapmayacağı bir zemin yaratırsan oluyor. Bu işte en modern apandisit ameliyatı. Hasta da kurtuluyor, her şey halloluyor.”

Devlet Bahçeli’nin, süreçle ilgili ‘teknik hata’ yaptığını belirten Özel, iktidar ortağı ve örgütünün yanında olmadığını ileri sürdü ve şunları söyledi: “Devlet Bey ya taktik yapıyor ya da teknik hata yapıyor. Taktik yapıyorsa kendi bileceği iş ama teknik doğru değil. Dünyada çatışmalı süreçlerin nasıl çözüldüğü belli. Gerçekten evrensel kazanımlar var bu konuda. Orada artık insanlar bunu satır satır yazmışlar. İşte müzakerelerden önce bir ön müzakere dönemi. Sonra karşılıklı mutabık kalınan jestlerin gerçekleştirilmesi. Daha sonra üzerinde mutabık olunmayan jestlerin karşılıklı yapılması. Sonra müzakerenin sürdürülmesi, sonuç evresi, takip evresi. Burada da bir sürü mekanizma var.

Bizim maalesef bugün gördüğümüz noktada Devlet Bey kendince bir ütopyanın peşinde. Ya bir taktik yaptı, Erdoğan’a olmazı göstermek istedi, bu da bir ihtimal dahilinde. Ya da Devlet Bey bir teknik hata yapıyor. Bundan da sonuç almak mümkün olmaz. Onun için her hafta ‘Sözlerimin arkasındayım’ diyor. Ama ne örgütün arkanda, ne toplumsal bir destek var. E ittifak ortağın da arkanda değil. Sözde Devlet Bey’e bir iki övgü var ama demiyor ki ‘Devlet Bey’in dediği yöntemle çözelim.’ Bekliyor, herkes bekliyor. Bizim burada sorumlu ama kararlı bir siyaset anlayışımız var. Kendi çizgimiz çok belli.”

Erken seçim: CHP Genel Başkanı Özel, erken seçim talebini de yineledi. Bu konuda da Devlet Bahçeli’yi işaret5 eden Özel şunları söyledi: “Bu kadar sıkıntı varken, bu ülkeyi bir erken seçime götürme ve sonrasında da bu ülkenin Anayasa’ya, hukuka uygun, Anayasa’nın ilk dört maddesine sadık ve CHP’nin de altı okuna halel getirmeyecek şekilde yönetilmesi noktasında, Devlet Bey bir erken seçiminin önünü açacaksa ben o konuda son derece açığım. Benim söylemim değil, bütün geçmiş yaşamım ona bir teminattır. Bu ülkede iktidar el değiştirecek. Bu iktidarın el değiştirmesinde eğer, bu kötüye gidişat yerine bir seçim ve arkasından çok daha güçlü bir yönetim istiyorsa, Devlet Bey bu konuda bir adım atacaksa ben ona kapımı kapalı tutmam. Bu kadar net.”

Normalleşme tartışmaları: 31 Mart Yerel Seçimleri’nin ardından AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ziyaretiyle başlayan ‘normalleşme’ süreci de Özel’e soruldu. Özel bu konuda şunları söyledi: “Bu normalleşme meselesinde algıyla olgu yer değiştiriyor. Gerçekten kötü niyetli birtakım yakıştırmalar, sanki gerçekmiş gibi algılanıyor. Ona üzülüyorum. Normalleşmenin kendisi şu, siyasi muhataplarla ilişki kurmak gerektiğinde görüşmek ve onlarla sert kişisel kavgalar yerine siyasi kavgalar vererek onun da seçmenine seslenebilmek. Yani normalleşme aslında Tayyip Erdoğan’ı aşarak AK Parti’lilere konuşabilmek. Devlet Bahçeli engelini, bariyerini aşarak MHP’lilere konuşabilmek. Bunun da yolu gerçek siyaset yapmaktan, ülkenin gerçek gündemleri içinde kalmaktan geçiyor.”

“Sadece esnafı, memuru, asgari ücreti, çiftçinin sorunlarını konuşacağız demek değil. Mesela bugün etki ajanlığı gündemi var. Konuşmak gerekiyor. Eskiden partiye yapılan en kuvvetli eleştiri şuydu: ‘Vatandaşın ilgilenmediği konuları tartışıyorsunuz. Vatandaşın ilgilendiği konuları konuşmuyorsunuz.’ Bugün grup konuşmasının yüzde 70’i ekonomiydi. Benim her konuşmamın çoğunluğu ekonomi çünkü sahada, bu konuşulursa karşılığı oluyor.”

2023 milletvekili seçimlerini hatırlatarak “Sen 10 ay önce, beş parti gidip yüzde 25 almışsın” diyen Özel “10 ay sonra aldığın yüzde 38’in yüzde 32’si kalıcılaşıyorsa çok önemli bir şey. Ben bunu ileriye doğru çekmeye çalışacağım” dedi. Özel şöyle devam etti: “Seçim gecesi seçmen AK Parti’ye tarihi bir ceza verdiği halde aramızdaki oy farkı 2,28 puan. Yani varıp da AK Parti’ye 20 puan fark atmadık ki. Biz aldık ama onlar da aldı. AK Parti de 31 Mart’taki oyunun gerisinde. AK Parti de yüzde 37 almıyor ki, 30-29 alıyor.”

Özgür Özel’in açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a “Atatürk” Yanıtı: İşine Gelince…

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “İşine gelince Atatürkçü olanlar, meczubun cenazesine koşanlar, sıkıştığında dönüp 2 ayyaş deyip sıkıştığında 10 yıl daha yaşasaydı diyenlerin samimiyetini milletimiz adalet terazisinde tartıyor. Ama milletin Atatürk’e yönelik sadakati bitmiyor” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Şayet, Gazi’nin ömrü ve sağlığı en azından bir 10 yıl daha ülkeyi yönetmeye el verseydi, hiç şüphesiz 2. Cihan Harbi sonrası bambaşka bir Türkiye görecektik. Maalesef Gazi’nin vefatıyla bu fırsatı kaçırdık. Çok partili siyasi hayata geçtikten sonra da başımıza musallat edilen darbeler, zayıf koalisyonlar, kifayetsiz kadrolar ülkemizin küresel kalkınma yarışında geride kalmasına sebep oldu” demişti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Toplantısı, Genel Başkan Özgür Özel’in transfer duyurusuyla başladı. İYİ Parti’den istifa eden Trabzon’un Yomra ilçe Belediye Başkanı Mustafa Bıyık CHP’ye katıldı. Mustafa Bıyık’ın parti rozetini takan Özgür Özel, daha sonra yaptığı açıklamada, haftaya yeni katılımlar olacağını belirtti.

Özel daha sonra gündemdeki konularla ilgili açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“İzmir’den büyük bir facia haberi aldık. Öğrendikçe insanın içi acıyor. 22 yaşında bir erken evlik yapıyor. Emekli bir felsefe öğretmeninin kızı Melis Akcan. Eşi hapse giriyor bu sefer kendisi başlıyor hurda toplamaya evde en büyüğü 5 yaşında olan 5 çocuk ve büyük bir felaketle karşı karşıya kalınıyor. Bu konu Türkiye’de yoksulluk güvencesizlik ve aile içinde yaşananlara karşı kadınların çaresizliğine kimse gözü kapalı kalamaz. Grubumuz bir araştırma önergesi yazacak.

Türkiye’de korunmaya muhtaç çocukların bu durumundan ailenin itirazı, başka durumlar, objektif kriterler, bağımsız kurumlar, sivil toplumun dahil edilmesi, eksik neyse bu işin bu benzer vakalar bir daha yaşanmasın diye bir araştırma komisyonu kurulmasını teklif edeceğiz.

Bu meseleyi de çok yakından hep birlikte takip edeceğiz. Tabii bu üzüntü bu yas 10 Kasım’daki ulusal yasımızın üstüne geldi. Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü vefatının 86. yıldönümünde özlemle, minnetle, rahmetle andık hep beraber. 81 ilde anma programları yapıldı. Saat 09:05 gece Türkiye’de yine hayat durdu. Çatıdaki işçi durdu. Köprüdeki sürücü durdu. Madende yerin 400 metre altındakiler durdu. Şehirlerarası yolda kamyon şoförü durdu.

Bütün Türkiye Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hatırası önünde 1 dakika durdu. Ona minnetlerini, ona şükranlarını iletti. 9 Kasım’dan itibaren yüz binler Anıtkabir’e aktılar. 10 Kasım’da resmi rakam 1 milyon 100 bin vatandaşımız Anıtkabir’i ziyaret etti. Bugün burada “Benim iki büyük eserim var. Bunlardan bir tanesi cumhuriyet, diğeri de Cumhuriyet Halk Partisi.” diyen önderimizin, partimizin 1. genel başkanının, kurucumuzun huzurunda bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi tüm üyeleri adına kendisine minnetlerimizi sunuyorum.

Birileri işine gelince Atatürkçü olanlar, sonra Atatürk’ün, Atatürk’e zerre muhabbet besleyen, ‘Ne ölüme ne dirime.’ diyen meczupların hastanesine de cenazesine de koşanlar ama 15 Temmuz akşamı ‘Bulun bulun, Atatürk bayrağı, posteri bulun, il başkanlıklarımıza asın.’ diyenler, sıkıştığında, kafası bozulduğunda dönüp iki ayyaş deyip, sıkıştığında ‘Keşke 10 yıl daha yaşasaydı.’ diyenlerin samimiyetini bu milletimiz vicdan terazisinde tartıyor. Ama bu milletin Atatürk’e sadakatini her 10 Kasım’da görüyoruz, görmeye de devam edeceğiz.

Tayyip Bey’in 10 Kasım, Türkiye’nin matem gününde yaptığı konuşmaya birazdan değineceğim. Ama ilk önce ilk önce esas hepimiz açısından son derece yakıcı ve bir ülkenin gerçek gündeminde olan konuları ıskalamadan konuşmak lazım.

Ekonomik kriz her alanda derinleşirken iktidar irrasyonel davranışlara devam ediyor. 2002 yılında memur 14,5 çeyrek alıyordu şimdi 7. Vatandaşın sırtına vergi yüklemeye devam ediyorlar. Yılbaşına kadar 81 ilde ekonomiyi anlatacağız. Gerçek derdimiz ekonomidir.

Vatandaşın hakkını savunuyoruz. Emekli maaşı asgari ücrete denk olmalıdır. Emeklilere 17 bin lira bu aydan itibaren yatırılmalıdır. Bırakın dört seferi, temmuzda dahi zam yapmadılar. Bugün asgari ücretlinin alım gücü erimiş durumdadır. Kendi beklentileri yıl içerisinde üç sefer değişti. Bunlar, kendileri bile tutturamıyorlar. Krizin faturasını asgari ücretliye verecekler.

Biz bir asgari ücretli parayı nereye harcar diye baktık. Bütün sendikalara çağrı yapıyoruz. Asgari ücret 30 bin lira olsun. Bugün enflasyon yüzde 59 buna göre zam verse 24 bin lira olacak asgari ücret onlar diyor ki biz 21 bin lira yapalım. Asgari ücret talebimiz 30 bunun altında yokuz.

“Etki ajanlığı düzenlemesi tüm muhalifler için sopadır”

Kamuoyunda ‘etki ajanlığı’ olarak adlandırılan düzenlemeye de değinen Özel “Tüm muhalifler için sopadır” diye konuştu. Özel şöyle devam etti: “Etki ajanlığını getirmek istiyorlar. Muhalif gazeteciler için, muhalifler için bir sopa olarak kullanmak üzere getiriyorlar. Hukukun en temel beklentisini bile aramadan. Birisi bana muhalifse ben onu başkalarını etki ajanı olarak etiketlerim kimseyi de konuşturmam. Millet buraya milletvekili seçip yolladı, hukukçu arkadaşlar var.

Yabancı ülkenin buradaki taşeronu yakalanınca bir buçuk yıl ceza verebiliyoruz. Ama senin yazdığın gibi olursa dışarıdan çalışmalara YÖK para ayırmaz akademisyen fon bulur, etki ajanısın diyecekler. gazeteci dışarıdan fon bulur yayın yapar, etki ajanısın diyecekler. Otoriterlik bulaşıcı, birbirlerinden öğreniyorlar. Bu etki ajanlığının patenti sayın Putin’de. Sonra Gürcistan, Kırgızistan izlemiş. NATO Parlamenterler Meclisi’nde bu düzenlemenin demokrasiye tehdit olduğu bir karar bağlanmış.

Bizim de üyelerimiz var hatta Faik Öztrak yönetici pozisyonunda. 18 üyenin 10’u AKP ve MHP’li. Bu 10 arkadaş NATO’da demokrasiye aykırı diye imza atmışlar. Devlet Bey için kolay, iki tanesini partiden atar. Senin milletvekillerin demokrasiye aykırı diye Mayıs ayında imza atıyorlar. Kırmızı alarm! Hayvan hakları ve kadına şiddet yasasında olduğu gibi kırmızı alarm! Tüm milletvekillerimiz etki ajanlığı yasasını geçirmemek için ellerinden ne geliyorsa onu yapacaklar.”

“Ahmet Özer’in kapısını kırdılar, eşini duvara vurdular…”

Görevden alınıp yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’de Özgür Özel’in gündemindeydi. Özel, konuya ilişkin şöyle konuştu: “Ahmet Özer halen tutuklu. Dün Serdar Ortaç hakkında iddia var, gece evine gitmişler. Kapıyı çalmışlar, duymayınca uyanmasını beklemişler. Uyanıp kapıyı açınca kendileri ifadeye davet etmiş. Doğrusu bu. Ahmet Özer’in kapısını kırdılar, eşini duvara vurdular, canlı bombaymışcasına o şartlar altında kaldırıp itibarsızlaştırdılar.

Aramada avukat sokmadılar eve. Güya buldukları delillerle bir sürü yalan attılar. Hatta belki FETÖ gibi kendileri kanıt koydular. Remzi Kartal ile görüştü deniliyor hiç kanıt yok ama Meclis’te Kartal ile görüşen iki vekil var biri Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, çıkıyor diyor ki ‘Ben akademisyen sıfatımla görüştüm’ Yayman’a hak olan Özer’e yasak mı?

Ahmet Özer atadıysa şu PKK’lıları bir de biz görelim dedik 12 gün sokmadılar. En sonunda girdik. Dediler ki; kayyımı gördünüz mü? Şeytan görsün yüzünü! Göstere göstere seçilmiş CHP’li üyelerin odalarını göstermişler. Kayyımın bir odasını falan gösterememişler. AKP’li giriyor babasının evine girer gibi ama CHP’ye yasak. Neden? Ahmet Özer aleyhine delil uyduracaklar. Mümkün olduğunca Akın’a düşürüyorlar, düşmezse Akın oraya koşuyor.

Bir hakim başarılıysa yerinden oynamaz. Bir hakim başarısızsa sürersin. Akın Gürlek pinpon topu gibi. Dolaşıyor katlediyor. Şimdi gelmiş Ahmet Özer’i içeride tutacak operasyonu yapıyor. Akın’ın yer değiştirmeme tazminatı yerine, yer değiştirme coğrafi tazminatını eşini SPK’ya koyup karşılarız. Aile ile uğraşmadım, uğraşmam. Ama SPK’ya atanmam vicdana uygundur diyorsa hanımefendiden özür dilerim. Ama o Akın Gürlek’in benden çekeceği var.”

Kayyım atamalarının ardından DEM otobüsünde konuşma konusuna ilişkin de konuşan Özel şu ifadeleri kullandı: “Mardin’e gidip DEM otobüsüne çıkmışız. Gittiğimizde ne üstünde ne de içinde oldukları sivil plakaları bir otobüsün üstünden konuştuk. Ülkenin cumhurbaşkanı benim söylediklerimi TRT tüm ülkeye yayar, duyanlar bana yeter diyerek siyaset yapıyor. Hadi televizyonda karşımıza çıkmıyorsun bari o kürsüde yapma. Otobüs ortada, plakası sivil. Ahmet Türk o kadar nazik ki ben çekileyim dedi.

Olur mu başkanım, Mardin halkı kimi seçtiyse onunla çıkacağım buraya dedim. Erdoğan diyor ki; yalan söylüyor, samimi değil. Tayyip Bey, Siirt’e gidip meydanda kalabalığı görüp sonra da şiir okuyup yasaklı duruma düşen sen, partin iktidara gelince milletvekili de değilsin Baykal’ın demokratlığından istifade eden ve Anayasa değiştirten sen, geçen seçim yüzde 65 oy alan Siirtlilerin başkanına kayyım atayan da sen. Samimiyetsizlik budur.

10 Kasım’daki bütün çabalarına rağmen kutuplaşmaya sebebiyet verecek, çatışmaya sebebiyet verecek söylediği hiçbir söze cevap vermeyeceğiz. Niye? İşine öyle geliyor. Cumhuriyet Halk Partisi 31 Mart’tan önce “Tayyip Bey sövdü, Devlet Bey sövdü. O dönem bir muhalefet genel başkanı ağır konuştu.

“31 Mart akşamı 1. parti olduk”

Ne dedik? “Canınız sağ olsun.” Niye? “Emekli konuşacağım.” dedim. Niye? Asgari ücret konuşacağız, yoksulluk konuşacağız dedik. Aslan gibi adaylarımız var, onları tanıtacağız dedik. 31 Mart akşamı 1. parti olduk. O günden bugüne parti 1. parti. Cumhuriyet Halk Partisinden bahsederken şöyle bir şey söylüyor: ‘Türkiye’nin 2. partisi.’ Yok öyle bir şey. Sadece bir yerde o var. Nerede biliyor musunuz? Üye sayısında. Çünkü biz sizin gibi kapınıza varan garibana ‘Kimliğini getir, üye olmadan önce sosyal yardım alamazsın.’ demeyiz. Üye olmayana kömür dağıtmıyoruz demeyiz. İşe girmek isteyenin babasını, ninesini, dedesini CHP’den istifa ettirip AK Parti’ye kaydettiren sizsiniz. Bu bir tenezzül meselesidir. Üye sayısında bizi böyle geçersiniz.

Son seçimlerde 47 yıl sonra büyük bir gururla yüzde 38 oyla Türkiye’nin 1. partisi Cumhuriyet Halk Partisi. Tayyip Bey’in, Tayyip Bey’in zoruna gitse de Adalet ve Kalkınma Partisi şimdilik 2. partisi, yakında 3. partisi ve en sonunda Adalet ve Kalkınma Partisi tarihteki yerini alacak. Ama ama bu ülke işgal altındayken hep birlikte harekete geçenler, dedeleri koyun koyuna toprak altında kefensiz yatanlar, cumhuriyeti kuranlar, çok partili rejime, demokrasiye geçirenler, sata sata bitiremediğiniz tüm fabrikaları, tüm tersaneleri, tüm rafinerileri yapanlar sata sata bitiremediğiniz her şeyi yapanlar, Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yapanlar, emekliliği getirenler, kıdem tazminatını getirenler, sendika kanununu getirenler.

Şimdi de siz istediğiniz kadar kutuplaşın, emeklinin, işçinin, memurun, çiftçinin hakkını savunmaya, bu memlekete umut olmaya, halkın iktidarını kurmaya geliyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin 1. partisi olarak önümüzdeki seçimlerde sonra Atatürk’ün partisi iktidar partisi olacak. Bize inanın, bize güvenin. Size inanıyoruz, milletimize güveniyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

Tunç Soyer’den “Normalleşme” Tepkisi: AKP’ye Nefes Aldırdı

CHP içindeki “normalle” tartışmalarına dahil olan eski İzmir Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Tunç Soyer, “Normalleşme süreci AKP’ye nefes aldırdı” yorumunu yaptı.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 2019 – 2024 yılları arasında İzmir Büyükşehir Belediye başkanlığı görevini üstlenen  Tunç Soyer, parti yönetimine sert eleştirilerde bulundu. Tunç Soyer, sosyal medya hesabı üzerinden yayınladığı “Yaşasın Mücadelemiz” başlıklı yazısında şu ifadeleri kullandı.

“31 Mart 2024 yerel seçimleri ile AKP’nin 22 yıllık iktidarı ilk kez büyük bir yenilgiye uğramış, CHP birinci parti olmuştur. Vatandaşlarımız, 22 yıldır yaşadığı yoksulluk, işsizlik, hayat pahalılığı ve benzeri sorunlar nedeniyle iktidardan umudunu kesmiştir. 4 milyon AKP seçmeni sandığa gitmeyerek partisine bir ihtar vermiş CHP’nin birinci parti olmasının önü açılmıştır.

Ancak CHP yönetimi, vatandaşın iktidardan umudunu kesmiş olması nedeniyle, iktidarı genel seçime zorlayacak ve kendisinin vatandaş nezdinde itibarını ve güvenilirliğini artıracak sert bir muhalefet yapmak yerine “normalleşme” ya da “yumuşama” adıyla bilinen bir strateji uygulamayı tercih etmiştir.

Bu strateji, iktidar politikaları nedeniyle mağdur olmuş milyonları ve bir an evvel iktidar olmak isteyen CHP seçmenini hayal kırıklığına uğratmıştır. Geçen yedi buçuk aylık süre iktidara nefes aldırmış, yeni kurgularla yeni bir gelecek tasarımı yapmasına imkan vermiştir.

Adeta iktidarın politikalarının meşruiyetini sağlayan normalleşme stratejisi, vatandaşların itirazına, isyanına önderlik etmek yerine iktidarın politikalarının vatandaş nezdinde normalleşmesine ve vatandaşın her geçen gün umudunu kaybetmesine sebep olmuştur.

Oysa memlekete ve geleceğine dair güven ve umudunu kaybeden milyonların, çaresizliğine çare, derdine derman olacak en büyük güç CHP’dir. Bu nedenle, derhal, “ERKEN GENEL SEÇİM” en ısrarlı ve en öncelikli siyasi talep haline getirilmelidir.

Bu nedenle bir an evvel normalleşme stratejisi terk edilerek, “mücadele muhalefeti” ve vatandaşın yüzünü güldürecek politikalar ortaya konmalıdır. CHP, her gün iktidarın politikalarına karşı mücadele vererek yaşamının sürdürmeye çalışan milyonların mücadelesine ortak olmalı, bu mücadelede nefes olmalı, çözüm üretmelidir.

Müzakere yapılacaksa, tüm muhalefet partileri ile birlikte, iktidarın nasıl devrileceğine dair stratejiler üzerine ve bir “Türkiye İttifakı” yaratmak amacıyla yapılmalıdır.

Yoksulluk edebiyatının karın doyurmadığını bilen ve yoksulluğu zaten bizzat yaşayan vatandaş; Cumhuriyet Halk Partisi iktidara gelirse:

Enflasyonu nasıl indireceğini,
Hayat pahalılığını nasıl durduracağını,
⁠İşsizliği nasıl ortadan kaldıracağını,
“Yurtta barış dünyada barış” ilkesi ile Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini nasıl düzelteceğini’
Tarımda ithalat politikalarını nasıl sonlandıracağını,
Dışa bağımlı enerji, yatırım, finans politikalarını nasıl değiştireceğini,
Eğitim, sağlık, adalet politikalarının neler olduğunu
⁠İleri teknoloji, inovasyon, girişimcilik, yapay zeka konularında nasıl bir vizyona sahip olduğunu duymak istemektedir.

Can yakıcı sorunlarla boğuşan insanlarımız, ne normalleşme ne de suni gündemlerin arkasından giden bir CHP değil, Türkiye’nin tüm sorunlarını çözmeye muktedir olan ve bunun için cesurca iktidarı devirmeyi birinci önceliği olarak ortaya koyan bir siyasi liderlik ve parti programına sahip bir CHP görmek istemektedir.

101 yaşında ve Cumhuriyet Devrimini gerçekleştirmiş bir siyasi partinin, insanları kutuplaştırarak iktidarını sürdüren bir yönetimle değil, başka siyasi partilere de oy veren tüm vatandaşlarla “normalleşmesi”ne ihtiyaç vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin çok ivedi olarak bu tercihi yapmamasının bedeli çok ağır olacak ve 22 seneden sonra ilk kez bu kadar çok yaklaştığımız iktidar ıskalanıp kaçırılacaktır. Bu tercih aynı zamanda Parti içi sorunların ve kargaşanın sonlanmasına ve tek yürek olarak iktidara yürünmesine de vesile olacaktır.

Parti Yönetiminin bu tercihin gereklerini yerine getirmesi ve bunun için Parti’nin tüm evlatlarının sesine kulak vermesi, örgütün önünü açması şarttır. Bu talep, iktidar olmak isteyen tabanın talebidir ve hiçbir güç bunu engelleyemeyecektir. CHP, hem iktidardan hem muhalefetten umudunu kaybeden tüm vatandaşların umudu olmayı başarmak zorundadır.”

Paylaşın

Maliyet Artışları Tarımsal Üretimi Zorluyor!

CHP Milletvekili Zeynel Emre, “Son dört yılda mazot fiyatının 4,5 liradan 45 liraya çıkmasıyla birlikte, diğer tarımsal girdilerdeki fiyat artışları çiftçiyi zor durumda bırakıyor” dedi ve ekledi:

“Bu maliyet artışları, çiftçilerin üretim yapmasını ve potansiyeli hayata geçirmesini imkansız hale getiriyor.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, sosyal medya kanalı üzerinden tarım ve gıda güvenliğine ilişkin bir video paylaştı. Zeynel Emre’nin videolu paylaşımındaki değerlendirmeleri şöyle:

“Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre Türkiye, büyük bir tarım potansiyeline sahip olmasına rağmen bu potansiyeli giderek kaybediyor. Tarımsal verimlilik, Avrupa Birliği ülkelerinin oldukça gerisinde kalırken, tarım arazilerinin verimli bir şekilde kullanılamaması, küçük parseller halinde tarım yapılması gibi faktörler bu durumu derinleştiriyor.

Son dört yılda mazot fiyatının 4,5 liradan 45 liraya çıkmasıyla birlikte, diğer tarımsal girdilerdeki fiyat artışları çiftçiyi zor durumda bırakıyor. Bu maliyet artışları, çiftçilerin üretim yapmasını ve potansiyeli hayata geçirmesini imkansız hale getiriyor.

Gıda güvenliği açısından büyük bir tehlike oluşturan kimyasal madde tespitleri, Türkiye’nin ihracatında sorunlara yol açıyor. Avrupa’dan geri gönderilen ürünler arasında armut, kuru incir, domates gibi tarım ürünleri, zararlı pestisitler nedeniyle iade ediliyor. Bu durum, iç piyasada ne kadar ürünün bu kimyasallarla tüketildiği sorusunu gündeme getiriyor.

Türkiye, Sağlıksız Ürün İhracatında Birinci Avrupa Birliği Komisyonu tarafından yayımlanan raporlara göre Türkiye, tarım ürünleriyle ilgili gıda güvenliği sorunlarında en yüksek orana sahip ülke olarak öne çıkıyor. Türkiye’den ihraç edilen gıdalarda, zararlı maddeler tespit edilen ürünler ilk sırada yer alıyor.”

Çözüm İçin 6 Maddelik Öneri Zeynel Emre, çözüm önerilerini şu şekilde sıraladı:

1. Modern tarım teknolojilerinin kullanılması ve yaygınlaştırılması.
2. Arazi bölünmelerinin önlenmesi ve tarım arazilerinin koruma altına alınması.
3. Gıda güvenliği için sıkı denetimler yapılması.
4. Yerel tohumların teşvik edilmesi ve korunması.
5. Tarım girdilerindeki maliyetlerin düşürülmesi için sübvansiyonların artırılması.
6. Bölgesel ürün planlaması yapılarak, her bölgeye uygun tarım politikalarının belirlenmesi.

Zeynel Emre, sağlıklı ve güvenli gıdanın her yurttaşın hakkı olduğunu vurgulayarak, tarım ve gıda güvenliği konusunda alınacak tedbirlerin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti.

Paylaşın