Altı Muhalefet Partisi Anlaştı: Güçlü Meclis

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kurumsal çöküş getirdiği tespitiyle yola çıkan CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi, güçlü Meclis konusunda ortak bir görüş ortaya koydu. 

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi arasındaki güçlendirilmiş parlamenter sistem görüşmelerinde üçüncü buluşma, salı günü TBMM’de gerçekleştirilecek. Daha önce iki kez bir araya gelen parti kurmayları, son görüşmede güçlendirilmiş parlamenter sisteme yönelik kritik ayrıntıları ele alacak.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kurumsal çöküş getirdiği tespitiyle yola çıkan altı muhalefet partisi, güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmalarını sürdürüyor. Liderlerin henüz katılmadığı ve genel başkan yardımcıları tarafından yürütülen çalışmada önemli aşama kaydedildi. Altı genel başkanın ortak basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurmaya hazırlandığı çalışmada, özellikle yasama ve yargı bağımsızlığı konularında ilerleme kaydedildiği öğrenildi.

BirGün’den Hüseyin Şimşek’in muhalefet kulislerinden edindiği bilgiye göre, üzerinde anlaşılan ilk konu, cumhurbaşkanının yetkilerinin alınması oldu. Buna göre, yürütme yetkisi tamamen bakanlar kuruluna bırakılacak. Başbakan ile bakanlar arasında sorumluluk bölüştürülecek, başbakan, “eşitler arasında birinci” olarak en büyük sorumluluk sahibi olacak.

Güçlü Meclis

CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek ise Meclis’in tüm siyasetin merkezi haline geleceğini söyledi. “Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’nin ne kadar ucube bir sistem olduğunu hepimiz yaşadık ve gördük” diyen Erkek, şöyle konuştu:

“Mevcut sistem tam olarak bir tek adam sistemi. Bu sistemde en önemli özellik, partili cumhurbaşkanının yürütmenin başında olması, yasama ve yargıyı tahakküm altına almasıdır. Oysa demokratik ülkelerde Meclis siyasi güç merkezi olur. Bunu yeniden sağlamak için çalışıyoruz.

İlk meclisten itibaren bakacak olursak parlamentonun bir güç merkezi olduğunu görüyoruz. Kurtuluş Savaşı’nda bile parlamentosu açık olan ülkeye yakışır bir sistem getireceğiz. Kararnameleri sınırlandıracak, Meclis’in itibarını iade edecek bir sistem getireceğiz. Bakanların Meclis’ten çıktığı, yasama süreçlerindeki katılımın arttığı, önerge yöntemlerinin çeşitlendirildiği, parlamentonun ana odak olduğu bir sistem inşa edeceğiz.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Bu Düzeni Değiştirmek Bizim Elimizde

İstanbul’da CHP’li Belediyeler Tarımsal Kalkınma Zirvesi’nde konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuşmasında, hep beraber bu düzeni değiştireceğiz vurgusu yaparak, “Yapmamız gereken, var olan düzeni değiştirmektir. Bu düzeni değiştirmek için de işçisi, çiftçisi, emeklisi, taşeron işçisi, hepimizin bir araya gelmesi lazım ve bu düzeni değiştirmesi lazım” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Konuşmasının devamında “Düzeni kimden yana değiştireceğiz? Halktan yana, üretenden yana, alın terinden yana, çalışandan yana değiştireceğiz. Havadan malı götürenlerden yana var olan düzeni değiştirmek bizim elimizde. Eğer varsanız, biz hazırız. Hep beraber bu düzeni değiştireceğiz.” diyen Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölüler şöyle;

“Değiştirirken nasıl değiştireceğiz? Anayasada hüküm var, anayasa bunun kurallarını koymuş. O kurallara göre değiştireceğiz. Temel kurallar bunlar. Nedir bu temel kurallar? Anayasa madde 166, ‘Özellikle sanayinin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının verimli şekilde kullanılmasını planlamak devletin temel görevidir’ diyor.

Kim yapacak bunu? Siyasi iktidar yapacak. Yapılıyor mu? Yapılmıyor. Yapılsaydı zaten tarım bu hale gelmezdi. İktidara geldiklerinde uygulayacakları tarım politikalarını anlatan Kılıçdaroğlu, açıklamalarına şöyle devam etti:

Planlama, sıradan ele alınacak bir konu değildir. Planlamanın özü şudur: Herkes üretecek ama kimse zarar etmeyecek. Herkes kazanacak, Türkiye de kazanacak. Bunu yaptığınız zaman planlama amacına ulaşmış olur. Planlamadaki amaç şudur: Bir; çiftçi bir yıl önceden ne ekeceğini bilecek. İki; o ürünü kaça satacağını bilecek.

Üç; sattığı üründen zarar etmeyeceğini bilecek. Dört; tüketici de evine ucuz ürün götürecek. Planlamanın özü budur. Bunu yapacağız. Bunu yaptığımız zaman fiyatlarda istikrar olur, politika olur, sağlıklı bir zemin yaratmış oluruz. Taban fiyatın özü de şudur: Ekiyorsunuz, gübre kullanıyorsunuz; gübreyi, elektriği, tohumu, her şeyi alıyorsunuz, bir maliyet oluşuyor işçilikle beraber.

Maliyetin üzerine makul bir kar koyacaksınız, bunun adı taban fiyat olacak. Çiftçi bu fiyattan satıyorsa eyvallah Daha yükseğe satıyorsa eyvallah… İstediğine satabilir. Ama çiftçi, belirlenen taban fiyatın altında bir satışa zorlanmayacak. Dolayısıyla çiftçi, ektiği ürünün karşılığını, alın terinin karşılığını makul bir karla almış olacak. İşin garantisi böyle olacak.

“Hep beraber batıyoruz”

Planlama olmayınca ne oluyor? Bakıyoruz, bu sene patates iyi fiyat yaptı, hep beraber patates ekiyoruz. Ertesi yıl hep beraber batıyoruz… Veya soğan çok iyi, hep beraber soğan ekiyoruz, bir bakıyoruz ki herkes soğan ekmiş, ondan sonra hep beraber iflas ediyoruz. Kim soğan ekecek, ne kadar ekecek, kim patates ekecek, ne kadar ekecek ve ne kadar gelir elde edecek, bütün bunlar planlandığı zaman sorun kendiliğinden büyük ölçüde çözülmüş olacak.

Şimdi gıda fiyatlarında artış var, polisiye tedbirlerle bu işi çözmeye çalışıyorlar. * Türkiye’de herkesin şunu çok iyi bilmesi lazım: Fiyatları polisiye tedbirlerle indirmeye kalkarsanız, o ülkede otoriter rejim vardır. Baskıyla bu işin içinden çıkamazsınız. Fiyatların düşmesi, makul seviyeye gelmesi ve ülkede fiyatlarda istikrarın olmasının tek yolu akılcı politikalardır. Aklı kullanmayıp da copu kullanırsanız devleti yönetemezsiniz.

İnşallah iktidar olacağız. Bütün bu çalışmalar aslında dersimize ne kadar iyi çalıştığımızı gösteriyor. Her santimini, her olayı, gübresinden tutun elektriğe kadar neyin ne olması gerektiğini biliyoruz. Bütün veriler elimizde var. Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın bütün verileri elimizde var.

Demek ki dersimize çalışıyoruz. Bunun uygulamalarını yerel yönetimlerde yapıyoruz. Bütün belediye başkanlarımız olağanüstü başarıların altına imza atıyorlar. İlk bir haftada yapacağımız iş; çiftçinin ister bankalardan, ister tarım kredi kooperatifinden aldıkları kredilerin faizlerini sileceğiz. Bitti. Faiz yok. Ana parayı da makul şekilde alacağız. İki; hiçbir çiftçinin üretim araçları asla ve asla, borcu ne olursa olsun haczedilmeyecek.

Yüreğimi yakan şu fotoğraf var: Çiftçi haczedilen ve kamyona yüklenen traktörünü arkadan seyrediyor… Bu büyük bir insanlık dramıdır. Elinden traktörü aldın, ya bu adam ne ekecek? Ekecek, üretecek ki borcunu ödesin. Eğer copla bir şeyi yönetmeye kalkıyorsanız, başarılı olamazsınız. Aklı kullanmanız lazım.

Gayet güzel bir planlama yapacağız. Çiftçi bir yıl önceden neyi ve ne kadar ekeceğini bilecek. * Kaçtan satacağını da bilecek. Bütün maliyetleri çıkaracağız, üstüne makul bir kar koyacağız, diyeceğiz ki, ‘Kardeşim senin ürününü devlet olarak biz şu taban fiyatıyla garanti ediyoruz.’ Bir yıl önceden bileceksin. Eğer bunun üstünde alıcı bulunursa satabilirsin.

Alıcı bulamıyorsan devlet tamamını, taahhüt ettiği fiyattan alacak. Çiftçi zarar etmeyecek. Çitçinin zarar etmesi, Türkiye’nin zarar etmesi demektir. Bunu sağlayacağız. Tarım Kanunu’nun 21. Maddesi’ndeki yüzde 1 oranı… Yüzde 1 oranını bütçeye koyacağız ama bu bütçeyi yaparken çiftçi birliklerini mutlaka davet edeceğiz.

“TARSİM’i yeniden yapılandıracağız”

Gelecek o yüzde 1’i görecek ve yüzde 1’in nerelere, ne kadar harcandığını da ayrıca denetleyecekler. Hükümet olarak biz denetime açık olacağız. Çiftçinin denetimine, onların temsilcilerinin denetimine açık olacağız. Denetimden korkmayacağız. Çünkü verdiğimiz sözü nasıl yerine getirdiğimizi çiftçi de görmüş olacak.

Bazen doğal olayları oluyor; sel, don, hayvancılıkta hastalıklar oluyor, hayvanlar telef oluyor. O zaman araya sigorta giriyor, TARSİM giriyor. Bazen öngöremediğimiz olaylar olduğu zaman devlette zor duruma düşmesin, bütçe de zor duruma düşmesin diye araya TARSİM giriyor. TARSİM’i de yeniden yapılandıracağız ve çiftçi dostu bir kurum haline getireceğiz. Yönetiminde mutlaka çiftçiler olacak. TARSİM’in yönetiminde çiftçi yoksa oranın denetlenmesi mümkün değil.

Yata mazotu hangi fiyattan veriyorsak, çiftçinin traktörüne de mazotu aynı fiyattan vereceğiz. Öbürü tatile gidiyor, eğleniyor vesaire, çiftçi de tarlaya gidiyor, ekiyor, biçiyor. ÖTV’yi kaldıracağız. Bu konuda da kararlıyız, gereğini yapacağız.

Hayvancılık yapılan yerlerde, kırsalda, her bölgeye, her ilçeye mutlaka veteriner görevlendireceğiz. Köyler varsa köylerde veteriner görevlendireceğiz. Eğer hayvancılık dışında tarım yapılıyorsa mutlaka ziraat mühendisi, ziraat teknisyeni olacak.

“İktidarımızda bütün bu sorunlar çözülecek”

Köylerimizde nasıl imamlar onurlarıyla, şerefleriyle görev yapıyorlarsa aynı köylerde ziraat mühendisleri, ziraat teknisyenleri, veterinerler de olacak. Çiftçiye her türlü desteği verecekler. Gübreler çok pahalı, dışarıdan geliyor vesaire… Ne yaparlarsa yapsınlar, çiftçi ucuz gübreyi ve mazotu mutlaka alacak. Ucuz gübreyi alması için eğer gerekiyorsa doğrudan doğruya fabrikayı devlet olarak biz kuracağız ve çiftçiye ucuz gübreyi vereceğiz.

Tarımda kooperatifleşmeyi sağlayacağız. Birlikte olmayı, birlikte çalışmayı sağlayacağız. Mevsimlik işçilerin de çok insani koşullarda çalışmalarının altyapısını hazırlayacağız.

Kara toprağa değer vereceğiz ki o toprak sizin emekleriniz ve alın terinizle bizleri doyurabilsin. Biz buna hazırız, çiftçi kardeşlerimiz de hazır olsunlar. Hiç meraklanmasınlar, az kaldı, sabretsinler. İktidarımızda bütün bu sorunlar çözülecek. Tereyağından kıl çeker gibi tamamını çözeceğiz. Dostlarımızla beraber çözeceğiz. Aklımızla, mantığımızla, bilgimizle, birikimimizle çözeceğiz. Bundan herkesin emin olmasını isterim.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan ‘3600 Ek Gösterge’ Açıklaması

Sosyal medya hesabı üzerinden memurların 3600 ek gösterge konusuna ilişkin açıklama yapan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Aylardır yüksek sesle söylüyoruz, sonuna kadar da peşini bırakmayacağız! Erdoğan, sen yapmazsan biz yapacağız” dedi.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden memurların 3600 ek gösterge konusuna ilişkin açıklama yaptı.

Kılıçdaroğlu, açıklamasında, “Milyonlarca öğretmen, sağlık çalışanı, polis, din görevlisi ve infaz koruma memuru kardeşimiz tam 39 aydır Saray’ın verdiği sözü tutmasını bekliyor. Aylardır yüksek sesle söylüyoruz, sonuna kadar da peşini bırakmayacağız! Erdoğan, sen yapmazsan biz yapacağız” ifadelerini kullandı.

“Doların ateşi dinmiyor. Sen yaptın bunları Erdoğan”

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu’nun (PPK) faiz indirme kararı sonrası yükselişe geçen dolara ilişkinde bir açıklama yapan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, açıklamasında, “Doların ateşi dinmiyor. Sen yaptın bunları Erdoğan, hem de bile bile! Perişan ettiğin bu milletin yüzüne nasıl bakıyorsun? Ayrıca bir bürokrat göz göre göre bu saçmalıkları nasıl uyguladı, aklım almıyor benim. Çocuklar aç giriyor yatağa bu ülkede, zerre vicdanınız kalmadı sizin!” dedi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a Seçim Çağrısı: Sandığı Getir

Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından Erdoğan’a yüklenerek, “Halkımız artık gerçekleri görüyor, sen de sandıkta göreceksin. Seninle birlikte, yıllardır oluşturduğun algıları da tarihe gömeceğiz! Bu onurlu ülkeyi daha fazla aşağılamadan, getir sandığı Erdoğan” ifadelerini kullandı. 

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir ABD televizyonuna verdiği röportajı eleştiren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ”Çıkıp Amerikan medyasında, ABD’ye güzellemeler yapıyorsun, ülkemizi aşağılamaktan hiç utanmıyorsun! Verdiğin röportajda ‘Amerika bir Türkiye değil, çok güçlü bir ülke’ demişsin, bu nasıl bir laftır Erdoğan” dedi.

Kılıçdaroğlu ayrıca ”Ama aldın ödülünü, Biden G20’de seni birkaç dakika kabul edecekmiş. Halkımız artık gerçekleri görüyor, sen de sandıkta göreceksin. Seninle birlikte, yıllardır oluşturduğun algıları da tarihe gömeceğiz! Bu onurlu ülkeyi daha fazla aşağılamadan, getir sandığı Erdoğan” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun paylaşımları şöyle:

Paylaşın

“Merkez Bankası’nın Rezervi Eksi 40 Milyar Dolar”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Bilecik’te yaptığı konuşmada, iktidara ekonomi üzerinden eleştiriler yönelterek, “Merkez Bankası’nın rezervi eksi 40 milyar dolar. Sorduk 128 milyar doları kime sattınız, bunu cevabı halen yok. Efendim para var Merkez Bankası’nda. Doğru var, o para Merkez Bankası’nın değil ki borç para. Hala bunu satmaya çalışıyorlar, para var diye. Bunu bütün dünya biliyor” dedi.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkanı Kemal Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Bilecik’te Bozüyük Belediyesi’ni ziyaret ettikten sonra, kanaat önderleri, STK temsilcileri ve muhtarlarla bir araya geldi. Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada, iktidara sert eleştiriler yöneltti. Kılıçdaroğlu’nun yaptığı konuşmadaa öne çıkan bölümler şöyle;

“Ülkenin dünya kadar sorunu var. Siz de yaşıyorsunuz sorunları, biz de. Sorunları çözmek için bir araya gelip konuşmamız lazım. Bir şeyler yapmamız lazım. Demokratik yollarla bir şeyler yapmamız lazım. Sandık gelecek tercihlerimizi yaşadığımız sorunları kim aşabilir o çerçevede oyumuzu kullanmak zorundayız. Demokrasi değerli bir kavramdır, kavram olma ötesinde yaşam tarzıdır. Bir devleti ayakta tutan saygın kılan, can ve mal güvenliğini sağlayan, vatandaşlar haksızlığa uğradıkları zaman adaleti gerçekleştiren sistemin adıdır demokrasi.

“Devlet bakidir. Siyasi partiler bugün var, yarın yoktur”

Demokraside en önemli olay belli aralıklarla gidip sandığa oy kullanmamızdır. Demokrasi salt seçim değildir. Seçimle beraber iktidara gelen siyasi partinin devlet olmaması demektir. Devlet ayrı siyasi partiler ayrıdır. Siyasi partiler devleti yönetmek üzere görevlendirilmiş kurumdur… Devlet bakidir. Siyasi partiler bugün var, yarın yoktur. Bugün yönetir, yarın yönetmez. Mihenk taşı halkın kendisidir.

Devleti nasıl yöneteceğiz? Hangi parti iktidar olursa olsun, eğer demokrasiyi savunuyorsak, ülkenin adaletle yönetilmesi lazım. Adaletle yönetilmeyen ülkenin sonu felaket olur, çürüme başlar… Kimse önünü göremez, yarın ne olacak diye. Kanaat önderleri ile toplantı yapmamın temel nedeni budur. Ülkenin iyi gitmediğin siz de ben de görüyorum.

Sorunları nasıl aşacağız. Bir, herkesin can ve mal güvenliğinin sağlandığı, demokrasi kurum ve kurallarının işlediği, hakimlerin tarafsız olduğu, vicdani kanaatine göre karar verdiği bir düzeni inşa etmeliyiz. Hâkimi bir siyasi partinin genel başkanı tayin edemez. Ben dahi olsam yetkili yerde bir partinin genel başkanı olarak hâkim tayin edersem, benimle aynı görüşte olmayan kişi o hâkime asla güvenemez. Bugüne kadar siyasi parti genel başkanları hâkim tayin etmezlerdi, şimdi tayin ediyorlar.

“Cumhuriyet tarihinde böyle bir tablo çıktı mı ortaya?”

Şimdi geldiğimiz tabloya bakalım. Bekliyoruz dışarıdan para gelecek mi?’ diye. Kim bu hale soktu. Konuşuyoruz ‘Acaba Biden benimle görüşecek mi? Görüşmezse mahvolacağım’ diye. ‘Bari yüz yüze değil telefonla mı görüşsek’ diye. Cumhuriyet tarihinde böyle bir tablo çıktı mı ortaya? Biz bütün komşularımızla barış içindeydik. Nedir bu halimiz? Neden bu hale geldik.

Ne oldu bizim Türk lirasına. Son iki haftada Türk lirası değer kaybediyor, dolar ve Euro’da ciddi artış var. Son iki haftanın bilançosu. Bankada dövizi bulunan vatandaşlar 261 milyar dolar para var bankalarda. Vatandaş güvenmiyor. İki haftada bankada dolarları olanlar iki haftada 151 milyar lira para kazandılar, oturdukları yerden. Kim ödüyor bunu sizler ödüyorsunuz. Köylü, çiftçi, işçiler ödüyor. Hepimiz iki haftada 151 milyar lira para ödeyeceğiz. Türk lirasının bu kadar değersiz olduğu hiç aklınıza gelir miydi?

“Hani sen yerli ve milliydin kardeşim”

Devleti dolar üzerinden borçlandırıyorsun. Geçiş dolarla, ister köprü, ister tünel, ister yol. Kim ödüyor bunları. Sizler ödüyorsunuz, hep beraber ödüyoruz. Dolarla bu işi yapanlar, yaptıranlar şikayet ederler mi? Asla. Türk Lirası karşısında doların değeri yükseldikçe bunları işi iştir. 100 alırken 150 alacak. Onların da tuzu kuru. Devletin bütün ihalelerini vermişsin. Müteahhit Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, çalışanları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Sen işi niye dolarlar veriyorsun? Hani sen yerli ve milliydin kardeşim.

Özel sektör yatırım yapıyor. Yapsın savunuruz. Daha iyi yatırım yapsınlar, istihdam yapsınlar. Onların da borcu var. 101 milyar lira son iki haftada onların da borcu arttı. Son iki haftada Türkiye Cumhuriyeti Devletine gelen mali yük. Rakam çok yüksek, 151 milyar lira bir, 82 milyar lira bir, 82 milyar lira bir, döviz cinsi kullandıkları için 11 milyar lira bir. Son iki haftada ek maliyet. Razı olsanız da olmasanız da bu parayı ödeyeceksiniz. Beraber, birlikte ödeyeceğiz. Yüklendiğimiz maliyet bu. Geçinemiyorum, geçinemeyecek tabi.

Kimden alacaksın, vatandaştan alacaksın, zam yapacaksın. Gübre, mazot, ilaç, otoyollara zam geldi. Her şeye zam geldi. Allah aşkına düşünün, bu zamları yapan Bay Kemal mi? Kim yaptı bu zamları, yoksa dış güçler mi? Neden pahalıya satıyorsun? Gönderdim denetim elamanlarını denetleyecekler. Zamları sen yaptın ya. Gübreye yaptıkları zamların farkındalar mı? Fatura kime çıkıyor, vatandaşa çıkıyor.

Esnaf şunu söylüyor, malı alıyorum, satıyorum, aynı malı aynı miktarda alamıyorum. Haftada bir etiketler değişiyor. Onlara göre kabahat vatandaşta, sanki o yapmadı zammı, başkaları yaptı.

Siyasete girdiğim gün kendi mal varlığımı kendi siteme koydum. Karımın yüzüğü dahil. Hala şimdide CHP’nin internet sitesinde benim mal varlığım var. 2002’den beri siyasetin içindeyim, siyasete girip de bir adam zenginleşiyorsa malı götürüyordur. Siyasette zenginleşmek mümkün değildir. Aldığımız maaş da iyidir, elaleme muhtaç olmuyorsun.

“Merkez Bankası’nın rezervi eksi 40 milyar dolar”

Merkez Bankası’nın rezervi eksi 40 milyar dolar. Sorduk 128 milyar doları kime sattınız, bunu cevabı halen yok. Efendim para var Merkez Bankası’nda. Doğru var, o para Merkez Bankası’nın değil ki borç para. Hala bunu satmaya çalışıyorlar, para var diye. Bunu bütün dünya biliyor.

Son günlerde en çok tartışılan konu, yurt konusu. Ben söylemiyorum, Kredi Yurtlar Kurumu’nun rakamlarını veriyorum. Yurt sayısı 773, kapasitesi 695 bin 834. 695 bin 834 öğrencimiz bu yurtlarda kalabilir. Örgün eğitimdeki öğrenci sayımız 3 milyon 801 bin 294. 19 yılda yurt sorununu neden çözmediniz. Niye yapmadılar yurdu, hangi gerekçeyle? Evlatlarımız üniversiteyi kazandığında sevinmiyor muyuz? Ne için yapmadılar? Yurt binası yapmak çok mu pahalı?

Demokrasiyi güçlendirmenin en önemli ayağı muhtarlık kurumunu güçlendirmektir, muhtarlık kurumu güçlenirse demokrasi de güçlenir.”

Paylaşın

CHP’li Akın: Vatandaşlar Artık Faturalarını Ödeyemiyor

CHP’li Akın, beş zincir markete yönelik fahiş fiyat denetimi yerine fahiş faturalara denetim yapılması gerektiğini belirterek, “Tek adam sisteminin hayata geçtiği son 3 yılda elektrik ve doğalgaz faturaları ikiye katlandı. Vatandaşlar artık faturalarını ödeyemiyor. Her ay 100 binlerce hanenin elektrik ve doğalgazı kesiliyor. Bu durumda asıl fahiş oranda artan enerji faturaları için denetim yapılması gerekmiyor mu?” dedi.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, yaptığı yazılı açıklamada bu hafta açıklanması beklenen enerji zamlarıyla ilgili iktidara çağrıda bulundu. CHP’li Akın, açıklamasında şunları dile getirdi:

“İktidar artan hayat pahalılığı üzerine beş zincir markete yönelik fahiş fiyat denetimi başlattı. Fiyat artışlarının yanlış ekonomi politikası nedeniyle yaşandığı geçen hafta Merkez Bankası’nın aldığı faiz kararla bir kez daha anlaşılmıştır. Enerjiye yapılacak zam bütün sektörlerin maliyetlerini artıracağı için temel gıda ürünlerinin fiyatlarına da yükseltecektir. Enerjiye yapılacak zammın yaratacağı domino etkisi enflasyonu daha da yükseltecektir.

“İktidar vatandaşın değil, şirketlerin yanında yer almayı tercih etmiştir”

Fahiş fiyatlar üzerine Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan denetimlerde marketlerde denetim yapılırken; fahiş faturalar üzerine iktidar uyarılarımıza karşın şirketlerle faturaların düşürülmesi konusunda somut bir adım atmamıştır. Tam tersine iktidarın şirketlerin zam taleplerini değerlendirdiği kamuoyuna yansımıştır. Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Kış gelmeden saray iktidarı ve elektrik şirketleri oturup bu fatura işini konuşsunlar” uyarısına karşın iktidar vatandaşın değil, şirketlerin yanında yer almayı tercih etmiştir.

Artık vatandaşlarımız temel bir hak olan enerji faturalarını bile ödemekte ciddi anlamda zorlanmaktadır. Her ay 100 binlerce hanenin elektrik ve doğalgazı kesilirken; iktidar elektrik faturasını ödeyemediği için 2,1 milyon haneye yardım yapıldığını da itiraf etmiştir. Bu kapsamda yeni yasama yılının başlamasıyla birlikte elektrik faturalarına yüzde 2 oranında yansıtılan TRT payının kaldırılması ve KDV oranının düşürülmesi yönünde acilen düzenleme yapılmalıdır. Vatandaşın faturasını düşürmesini sağlayacak bu düzenlemelerle ilgili pek çok kanun tekliflerimiz parlamentoda beklemektedir.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Gençlerimiz, Umudu Dışarı Bağlıyorlar

İzmir’de düzenlene Fütürizm Çalıştayı’nda konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, gençlerin iş bulamadıkları için yurtdışına gitmeye çalışmalarına ilişkin, “Gençlerimiz, kendi alanlarıyla ilgili sağlıklı bir çalışma ortamı bulamadıkları için umudu dışarı bağlıyorlar. En büyük kaybımız, yüksek yetenekli insanlarımızın geleceklerini dışarıda aramalarıdır” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuşmasında Nazım Hikmet’ten de dizeler okudu; “‘Bugün Pazar. Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak, bu kadar mavi olduğunu gördüm, bu kadar geniş olduğuna şaşarak kımıldamadan durdum’

Konuşmasında, “Çocuklarımızın merak duygusunu sağlayamazsak yüksek eğitim inşasını sağlayamayız. O nedenle eğitimcilere, üniversitelere çok ama çok ihtiyacımız var.” ifadesini kullanan Kılıçdaroğlu’nun Fütürizm Çalıştayı’nda yaptığı açıklamaları şöyle;

“12 Eylül, 15 Temmuz sonrası pek çok bilim insanının üniversite dışında bırakılması, KHK’lar ile görevlerine son verilmesi gerçekten çok büyük bir kayıp. Üniversite bilgi üretecek ki üretilen bilgiyi sanayici elle tutulur bir metaya dönüştürebilsin. Eğer üniversite bilgi üretemezse sizin büyüme şansınız yoktur. Üniversiteler gerçekten üniversite mi, bunu hep birlikte sorgulamamız lazım. En başta bu sorgulamayı yapacak olan, siyaset kurumudur.

“En büyük kaybımız, yüksek yetenekli insanlarımızın geleceklerini dışarıda aramalarıdır”

‘İnsanoğlu tekerleği 1 milyon yılda keşfetti’ diyorlar. 21. yüzyıldayız. Her saniyede birden fazla buluş var. Biz, kendi ülkemizde yüksek yetenek inşasını sağlayamazsak hızlı ve sağlıklı büyüme şansımızı kaybederiz. Yüksek yetenek inşası deyimini bir kurultayda konuşmuştum. Özü şu: Bir ülkenin nüfusunun ortalama yüzde ikisi, zeki insanlardan oluşuyor ve bu insanlar, toplumu sürükleyen yeni buluşlara imza atan insanlar. Bu insanlara yeni olanaklar sağlanması ve karşılaştıkları sorunların çözülmesi lazım. İngiltere’de buharla çalışan motorun keşfi, yüksek yetenek inşasını sağlayan bir ülkenin başarısıdır. Bütün sömürgelerden en yetenekli insanlar gelmiştir oraya. Bugün yüksek yetenek inşası konusunda en büyük çabayı gösteren ülke ABD’dir. Dünyanın her tarafından en yetenekli insanları ülkede topluyor. Gençlerimiz, kendi alanlarıyla ilgili sağlıklı bir çalışma ortamı bulamadıkları için umudu dışarı bağlıyorlar. En büyük kaybımız, yüksek yetenekli insanlarımızın geleceklerini dışarıda aramalarıdır.

Nazım Hikmet’ten dizeler

Nazım’ın bir şiiri vardı, aklımda kaldı. ‘Bugün Pazar. Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak, bu kadar mavi olduğunu gördüm, bu kadar geniş olduğuna şaşarak kımıldamadan durdum’ diyor. Çocuklarımızın merak duygusunu sağlayamazsak yüksek eğitim inşasını sağlayamayız. O nedenle eğitimcilere, üniversitelere çok ama çok ihtiyacımız var.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu “Felsefe ve Siyaset Sempozyumu’nda Konuştu

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükada Anadolu Kulubü’nde gerçekleşen Prens Adaları Felsefe ve Siyaset Sempozyumu’na katıldı. Burada bir konuşma yapan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Ülkede gerçekten güçlü bir felsefi düşünceye ihtiyacımız var” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasına, “Felsefe siyasetçinin en çok ihtiyaç duyduğu alanlardan birisidir. Eğer siyasetçi ülkenin sorunlarına eğiliyor ve o ülkenin sorunlarını çözmeye adaysa mutlaka felsefecilerle de bir araya gelmek zorundadır. Siyasetçinin en azından asgari belli bir entelektüel derinliğe ihtiyacı vardır” ifadeleriyle devam etti. Kılıçdaroğlu, konuşmasında özetle şunları söyledi:

“Seçimler dolayısıyla Adalar’a ilk geldiğimde, ‘Adalar’ın biraz tanıtılması lazım, bir turistik alan olarak görülmemesi lazım’ dedim. Buranın bir tarihsel derinliği var, görkemli bir geçmişi var, olağanüstü bir coğrafyası var ve olağanüstü güzel insanları var. Başkana dedim ki ‘Seçildikten sonra burayı sadece Türkiye’nin değil aslında Avrupa’nın, dünyanın bir felsefe merkezine dönüştürebiliriz. Dünyanın en önemli felsefecileri gelip Adalar’da felsefeyi anlatabilirler. Doğayı izleyebilirler. Bir ağacın altına uzanıp gökyüzüne baktıklarında sonsuzluğu görebilirler.’ Felsefecilerin en çok bu tür şeylere ihtiyacı var. Görecek, düşünecek, sorgulayacak hayatı, bunların hepsinin olması lazım. Sabahleyin ‘Felsefe nedir’ diye bir bakayım dedim, internete. Şöyle bir cümle yakaladım, önemli bir cümle: ‘Felsefe neleri bilmediğini bilmektir’ diyor. Ticaret lisesinde okurken, Fransızca hocamızın söylediği bir cümleyi hiç unutmuyorum ve gittiğim pek çok yerde bu cümleyi hep anlatırım. ‘Bildiğimiz bir nokta ise bilmediğimiz noktanın etrafı kadardır. Bildiğimiz kocaman bir daire ise bilmediğimiz o dairenin etrafı kadardır. Dolayısıyla ne kadar çok şey bilirseniz aslında ne kadar az şey bildiğinizin farkına varırsınız’ diyor. Aslında felsefe de bu. Daha çok şey bilmeliyiz, daha çok şeyleri keşfetmeliyiz. Eğer biz bunu yapabilirsek, Türkiye’ye çok güzel katkılarda bulunmuş oluruz. Evet, siyasetçinin en çok ihtiyaç duyduğu alanlardan birisidir. Eğer siyasetçi ülkenin sorunlarına eğiliyor ve o sorunları çözmeye adaysa mutlaka felsefecilerle de bir araya gelmek zorundadır.

“Sanatın gücünü görüyorsunuz”

Siyasetçinin en azından asgari belli bir entelektüel derinliğe ihtiyacı vardır, bunun olması lazım. Entelektüellerde belli bir felsefi derinlik olunca özgüvenin olduğunu da görebiliyorsunuz. Bunu lise çağlarında okuduğum ‘Üç Silahşörler’ kitabının önsözündeki bir öyküyü anlatarak, ifade edeyim. Sanatın ve sanatçının gücünü anlatıyor aslında o öykü. Pek çok yerde anlattım bunu. Alexandre Dumas Üç Silahşörler’i yazıyor ve Paris’te günlük bir gazetede yayınlanıyor bu. Parisliler sabahın erken saatlerinde gazete büfelerine gidiyorlar, gazeteyi alıyorlar romanın sonu ne oldu diye. Yaz ayları geliyor ve Alexandre Dumas diyor ki, ‘Yaz geldi benim tatile ihtiyacım var.’ Gazetenin patronunu arıyor, ‘Ben tatile çıkacağım, dönüşte romanı bitiririm’ diyor. Patron ‘Yapamazsın’ diyor. ‘Bütün Parisliler bunu bekliyor, sen bırakıp tatile gidemezsin.’ Dumas, ‘Gideceğim’ diyor. ‘Mahkemeye vereceğim’ diyor. ‘Verebilirsin’ diyor. Evet yargıcın karşısına çıkıyorlar. Yargıç, ‘Parisliler sizi bekliyor, romanı bitirmeden tatile gidemezsin’ diyor. Kararı veriyor. Alexandre Dumas geriye dönüyor ‘Bana bir kâğıt-kalem getirir misiniz’ diyor. Bir kağıt-kalem geliyor, romanın baş aktörünün adını yazıyor, ‘Elinde kılıcı, ayakları titredi, yere düştü ve öldü’ altına ‘son’ yazıyor ve ‘Götür yayınla’ diyor. ‘Roman bitmiştir.’ Bunun üzerine patron ‘Ama yapamazsın’ diyor. ‘Benim tatile ihtiyacım var, ben tatile gideceğim’ diyor ve kazanıyor. Dolayısıyla gücü görüyorsunuz, güçlüyü de görüyorsunuz ve siz özgüveni de görüyorsunuz bu öyküde. Sanatın gücünü görüyorsunuz aslında. Acaba sanata ve dolayısıyla felsefeye ne kadar değer veren bir toplumuz bunun sorgulanması lazım.

“Bilimi, felsefeyi unuttuk”

Pek çok sanatçımızı hapishanelerde çürüttük. Bilimi, felsefeyi unuttuk. Sözlerimi yine farklı bir bağlamda bir Çin öyküsü anlatarak bitireyim. Bir Çin bilgesi anlatır, der ki ‘Biz üç kardeştik. Üçümüz de doktorduk. En büyük ağabeyimiz hasta geldiği gün tedavi ederdi. Öldüğünü yeni bir hasta geldiğinde öğrendik. İkinci kardeşimiz uyanıktı’ diyor. ‘Hasta geldi, tedavi etmedi. Mahalleye yayıldı tedavi etmediği, eyalete yayıldı. Tedavi etti, öldüğü zaman bütün eyalet onun arkasından göz yaşı döktü. Üçüncü kardeşimiz en uyanığı, cin gibi birisiydi. Hasta geldi tedavi etmedi, mahalleye, eyalete yayıldı tedavi etmediği. Bütün Çin’e ayıldıktan sonra tedavi etti. Öldüğünde Çin onu ulusal kahraman ilan etti.’ Kim doğruyu yaptı ve kim doğruyu yapıyor. Felsefenin temel konusu işte bu. Öykülerden yola çıkarak, bizim zihin dünyamızın zenginleşmesini sağlamak. Adalar bunun için biçilmiş bir kaftan, güzel bir yer. Gönül ister ki, bu pandemi dolaysısıyla olmadı, dünyanın en önemli felsefecilerini buraya çağıralım. Gelsinler, bizler ve gençler onları dinleyebilsinler. Bunun ortamını yaratmak mümkün bu ortamın yaratılması dileğiyle hepinize sevgiler saygılar sunuyorum.”

Paylaşın

MB’nin Faiz İndirimi Kararıyla Asgari Ücret 8 Dolar Kaybetti!

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz indirim kararının yankıları devam ediyor. Konuya ilişkin değerlendirme yapan CHP’li Ağbaba, “Merkez Bankası’nın faizi 1 puan düşmesiyle asgari ücret, bugün itibariyle tam 8 dolar değer kaybetti. Ekonomideki bu kötü gidişattan, ‘ekonominin sorumlusu benim’ diyen Tayyip Erdoğan sorumludur. Merkez Bankası Erdoğan’dan talimat alarak faizi indirdi. Tek adam yönetiminin en büyük özelliği budur. Türkiye’nin bütün sorunlarının kaynağı da budur.” dedi.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, CHP Malatya İl Başkanlığında düzenlediği basın toplantısında Türkiye gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Merkez Bankası’nın kararı, Erdoğan’ın zincir marketler ve Kürt sorununa ilişkin açıklamalarını değerlendiren Ağbaba’nın açıklamaları şöyle;

“Türkiye’nin en önemli gündemi ekonomi. Dünya’nın sayılı ekonomistlerinden Erdoğan faizin yüksekliğinden bahsediyor. Merkez Bankası faizi nasıl düşürürüz diye düşünüyordu. Sonra karışımıza çekirdek enflasyonu diye bir şey çıktı. Dün Merkez Bankası faizi 1 puan düşürüp yüzde 18 olarak açıkladı. Saniye geçmeden dolar 8,80 TL’ye yükseldi. Asgari ücret, bugün itibariyle tam 8 dolar değer kaybetti.

Ekonomideki bu kötü gidişattan, ‘ekonominin sorumlusu benim’ diyen Tayyip Erdoğan sorumludur. Merkez Bankası Erdoğan’dan talimat alarak faizi indirdi. Tek adam yönetiminin en büyük özelliği budur. Türkiye’nin bütün sorunlarının kaynağı da budur.

Bir yalan rüzgarına kapılmış durumdayız. Türkiye yalan ve manipülasyonla yönetiliyor. Bir tarafta yandaş kanallarda güllük gülistanlık bir Türkiye, diğer tarafta yoksulluğun pik yaptığı, çocukların yurt bulamadığı bir dönem yaşıyoruz. Malatya’da da çocuklar yurt bulamıyor. Bizi arayan herkes yurt ve burs için arıyor. ‘Ekonomimiz uçuyor’ dediler, sadece yalanlar uçuyor.

Açıkladıkları işsizlik, enflasyon, korona vaka sayıları yalan, her şey yalan. 200 TL’lik banknot, ilk çıktığı 2009 yılında 130 dolar ediyordu. Şimdi bugün 200 TL, 22 dolar ediyor. Türk parasının alım gücü tam 108 dolar düşmüş. Para pul olmuş, tarihinin en değersiz dönemini yaşıyor. Türkiye ekonomisinin gerçeği budur.”

Sorumlu zincir marketler değil, sorumlu sensin!

Erdoğan ne diyor: Beş zincir market piyasayı alt üst ediyor. Erdoğan her soruna bir günah keçisi buluyor. Ülkeyi yöneten kendisi ama bu pahalılığın sorumlusu zincir marketler. Faizin yüksek olmasının suçlusu faiz lobisi, dolar yükselince suçlu dolar lobisi. Eskiden patlıcan, domates, soğan lobisi vardı. Bir de üst akıl vardı, dış güçler vardı. Tek sorumlu olmayan ise kendisi. Bu zincir marketleri kuran sen değil misin? Bu marketleri kuran AKP’nin kurucusu değil mi? Aylardır bu marketlere bir sınırlama getirin dedik, dinlemediler. Şimdi her sokakta üçer beşer tane zincir market var.

Zincir marketlerin sorumlusu sensin. Bu fiyat zamlarının sorumluluğunu da zincir marketlere yüklüyor, akıl ve mantık dışı konuşuyor. Gerçek enflasyon yüzde 40’a dayanmış. Gıda enflasyonu yüzde 29. Ürünler niye pahalı: Gübre pahalı, ilaç pahalı, mazot pahalı. Dolar her gün artıyor, mazot artıyor, elektrik ve doğalgaza her ay istisnasız zam yapılıyor. Sorumlusu kim CeHaPe. Bir Cumhurbaşkanı raflardaki fiyat artışının sorumluluğunu nasıl marketlere yıkar. Dünyanın en pahalı mazotunu, elektriğini, gübresini kullandırırsan fiyatlar da artar.

Türkiye’deki krizin sebebi ne zincir marketlerdir, ne soğandır, ne patlıcandır. Sorumlu AKP’dir, tek adam sistemidir, Türkiye’yi 2018’de bu yönetime mahkûm edenlerdir. Biz zincir marketleri ‘üç harfliler’ olarak tanımlıyoruz. Buna bir düzenleme getirilsin diyoruz. Zincir marketler terör yaratıyor diyoruz. İndirim zincirlerine nüfus yoğunluğuna göre düzenleme getirilmeli ve 10 bin nüfusun altında zincir marketler açılmamalıdır.

Zincir marketler açılmadan şehirlerde ilgili esnaf oda ve birliklerine danışılmalıdır. Bu marketler her şeyi satıyor; fotoğraf makinesinden suyuna, perdesinden kırtasiyesine kadar her şeyi satıyor. Bu marketlerin mesken binalarda açılması yasaklanmalıdır. Marketlerin açılış ve kapanış saatleri düzenlenmeli. Haftanın en az bir günü kapalı kalmalıdır. Raporumuzda da yer alan bu tedbirleri alırsan bu sorun bir dakikada çözülür. Bu tedbirleri almazsan bu iş olmaz, bu kadar basit.

Erdoğan’a göre Kürt sorunu bir var, bir yok!

Kürt Sorununa ilişkin Genel Başkanımız ‘HDP ile Meclis’te çözülür’ dedi. Bizim 2013’te AKP’nin Kandil’de PKK yöneticileriyle konuşurken de görüşümüz buydu. İmralı’da Elebaşı Öcalan’la görüşürken de düşüncemiz buydu. Bu iş Meclis’te çözülür, muhatap meşru olmalıdır. Muhatap Kandil ve İmralı olmamalıdır. Erdoğan’ın ‘Kürt sorunu’ imtihanı mekâna ve duruma göre değişiyor. Erdoğan’ın tarihçesini sizlere hatırlatalım.

Tarih 2002, yer Moskova. Ne diyor: ‘Kürt sorunu var diye inanmayacaksın. Yok diye inanacaksın. Sorun var diye inanırsan sorun olur. Sorun yok dersen, sorun ortadan kalkar.’

Tarih 2005, yer Diyarbakır: ‘İlla her soruna bir ad koymak da gerekmez. Çünkü sorunlar hepimizindir. Ama illa ‘Ad koyalım’ diyorsanız Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunudur. Benim de sorunumdur.’

Tarih 2011, yer Muş: ‘Bu ülkede artık Kürt sorunu yoktur. Kabul etmiyorum. Bu ülkede Kürt kardeşimin sorunu var, ama Kürt sorunu artık yok.’

Tarih 2015, yer Balıkesir Ticaret Odası: ‘Şimdi varsa yoksa bakıyorsun Kürt sorunu. Kardeşim ne Kürt sorunu ya. Artık böyle bir şey yok. Neyin eksik senin? Başbakan çıkardın mı, bakan çıkardın mı, çıkardın.’

Tarih 2018, yer Diyarbakır: ‘Biz Kürt sorunu yoktur diyoruz. Herkes gibi sizlerin de özgürlüklerini biz güvence altına aldık. Her kim hangi Kürt kardeşimin hakkını gasp etmeye kalkarsa karşısında beni bulur. Var mı engel?’.

Tarih 2019: ‘Biz Kürtler için her şeyi yaptık. Kürt meselesi var demek bana, bize hakarettir. Türkiye meselesi vardır, Türkiye’yi bir bütün olarak ele almak gerekir. Ben Kürtleri ayırmadım.’

Tarih 2020, yer TBMM: ‘Kürt sorunu diyorlar, ne Kürt sorunu ya? 2005’te Diyarbakır’daki konuşmamda, ‘Bu ülkede Kürt sorunu yoktur, varsa da bunun sorumlusu benim ve biz çözeceğiz’ dedim. Bunları biz çözdük. Bu ülkede Kürt sorunu yoktur.’

Tarih 2021, yer Diyarbakır: ‘Biz Diyarbakır’da 2005 yılında size ne demişsek bugün de aynı yerdeyiz, yarın da aynı yerde olacağız. Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunudur. Benim de sorunumdur’

Tarih dün, yer ABD: ‘Yok Kürt sorununu çözmektir, yok şudur, yok budur…’ Türkiye’de böyle bir sorun yok. Eğer birliğe, beraberliğe, kardeşliğe inananlar varsa buyursunlar hep beraber yola devam edelim’

Erdoğan’a göre Kürt sorunu bir ‘var’, bir ‘yok’. Erdoğan’ın yarın ne söyleyeceğini de merakla bekliyoruz.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Erdoğan, Seçimden Kaçıyorsun

Merkez Bankası’nın faiz düşürmesi kararına ilişkin yeni bir açıklama yapan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Erdoğan, seçimden kaçıyorsun, tamam; ülkeyi enkaza döndürdün, anlıyorum. Şimdi tek yapman gereken, ülkeyi daha fazla tahrip etmemek için, aklından şu an geçen ne varsa, işte tam onu yapmamaktır” ifadelerini kullandı. 

Haber Merkezi / CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz düşürmesi kararı yeni bir açıklama yaptı.

Açıklamasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yüklenen Kılıçdaroğlu, ”Mali piyasalarımız Saray’ın dünkü akıl dışı faiz indiriminin etkisiyle sarsıldı” dedi.

Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında, ”Erdoğan, seçimden kaçıyorsun, tamam; ülkeyi enkaza döndürdün, anlıyorum. Şimdi tek yapman gereken, ülkeyi daha fazla tahrip etmemek için, aklından şu an geçen ne varsa, işte tam onu yapmamaktır” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin daha önceden yaptığı açıklamada şunları söylemişti;

“Erdoğan, ‘Ben ekonomistim’ diye diye aldığın kararlarla ülkeyi bugün daha da fakirleştirdin. Milleti faturasını ödeyemez hale getirirken, yine yandaşlarını zengin ettin. Sevgili halkım unutmayın; Erdoğan sebep, hayat pahalılığı ve ödenemeyen faturalar sonuçtur.

Bir sözüm de Merkez Bankası Başkanı’na! Onuru olan bir bürokrat, akıl dışı bu emir karşısında, istifasını verir ve giderdi. Bugün bir kez daha anlaşıldı ki, Merkez Bankası Başkanı da Erdoğan’dır. Ama unutmayın, milletin parasını pul eden herkes hesap verecek!”

Paylaşın