Kılıçdaroğlu: Biz Neden 3 Milyon 800 Bin Suriyeliye Bakmak Zorundayız?

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sığınmacılar üzerinden iktidarı eleştirerek, “Suriyeli sığınmacılara değinmek istiyorum. Bir sabah, ’24 saat içinde Emevi camine gideceğiz ve namaz kılacağız’ diye açıklama yaptılar. Bu lafı ettiler, bir süre sonra baktılar ki 3 milyon Suriyeli Türkiye’ye gelmiş. Şu yönetim, devlet anlayışına bakar mısınız? Hedef koymuşlar 24 saatte gidecekler tam tersi 3 milyon 800 bin Suriyeli Türkiye’ye geliyor. Buraya gelenler burada kalmak istemiyor daha gelişmiş ülkelere gitmek istiyorlar.” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Avrupalılar bizimle masaya oturdular. ‘Bunlar sizin topraklarınızda kalsın. Bize gelenleri biz size iade edeceğiz size biraz para verelim siz bunlara bakın’ dediler. ‘Dolar’ deyince vazgeçtiler geri kabul anlaşmasını imzaladılar. 3 milyon 800 bin Suriyeli şu anda Türkiye’de hapiste. Bir yere gidemiyorlar. Gitseler Geri Kabul Anlaşması’na göre Türkiye’ye iade ediliyorlar. Dünyada hangi devlet böyle yönetilir? Biz neden 3 milyon 800 bin Suriyeliye bakmak zorundayız.” ifadelerini kullandı.

Grup konuşmasında ekonomik krize de değinen Kılıçdaroğlu, Aksoy Araştırmanın ekonomiye ilişkin yaptığı çalışmanın sonuçlarını aktardı. Kılıçdaroğlu, “Milyonlarca emeklimiz var, birer maaş ikramiye verilmesini sağladık. 1000 lira yaptılar, sonra biraz artırdılar. Hayat pahalılığı malum. En büyük dramı yaşayanlar emekliler. Asgari ücretin neti tutarındaki bayram ikramiyesi teklifimiz Genel Kurul’da bekliyor” dedi.

“Açlık sınırı 4928 lira. Emekliye verilecek iki ikramiye, açlık sınırının altında” diyen CHP lideri, “İlk kez bu kadar garip, insanın yüreğinde derin acı bırakan tabloyla karşı karşıyayız. Saray ve şürekâsı ceplerini doldurmakla meşgul. THY’ye yandaşlarını atadılar, yüzde 190 zam yaparak huzur hakkı veriyorlar. 8678 lira huzur hakkı alıyorlardı, 25 bin liraya çıkardılar. Sen aybaşını zor getirirken yüzde 190 zam yapıp huzur hakkını 25 bin liraya çıkarmak doğru mudur? Kendi vicdanında tart bakalım” diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Gençler sık sık dile getiriyorum, yine dile getireyim: Sizin hayalleriniz, benim hedefim olacak. O hayallerin tamamını gerçekleştireceğim.

Efendim, kahraman ordumuzun Pençe Kilit Operasyonu operasyon bölgesinde, Üsteğmen Ömer Delibaş şehit düştü. Kendisine rahmet, kahraman ordumuza, milletimize başsağlığı diliyorum. Ailesine başsağlığı diliyorum ve sabır diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, İstanbul’daydım. İstanbul Büyükşehri Belediye Başkanı ile birlikte yaptığı faaliyetlerin, yaptığı hizmetlerin bir bölümünü birlikte gezdik. Ayrıntılı bilgi verdi. Anadolu Hisarı’nda gezdik, orayı yeniden onarıyor, İstanbulluların hizmetine sunacak. On metro inşaatı aynı anda devam ediyor. Bu da olağanüstü güzel bir olay. Hiç kimsenin kolay kolay cesaret edip başaramayacağı projeleri başlatıyor ve sonuçlandırıyor. Finans kaynaklarının tamamını sağlamış durumda. Yerebatan Sarnıcı’nı yeniden restore ediyor, orayı da sadece İstanbulluların değil, bütün dünyanın hizmetine açacak. Dolayısıyla İstanbullular Ekrem Başkan gibi bir başkana sahip oldukları için son derece mutlular. Bunu da ifade etmek isterim.

Ayrıca orman alanlarını da İstanbullularla buluşturdu. İstanbullular hafta sonunda kent ormanlarında piknik yapıyorlar, geziyorlar, eğleniyorlar, konuşuyorlar ve dolayısıyla İstanbul yaşanabilir bir kent haline geliyor.

Akaryakıt zamları dolayısıyla eleştiriye haksız eleştiriye muhatap oldu. Elektrik zammını yaparsın, doğalgaz zammını yaparsın, akaryakıt zammını yaparsın. Belediye bu zamların, yüzde 100, yüzde 130, yüzde 120 yaptığın zamların yüzde 40’a oranında en azından “faaliyetleri sürdürelim” diye bir zam yaptığında da kıyameti koparırsın. Emin olun bu iktidarı anlamakta zorlanıyorum. Emin olun… Ya zammı yapan sensin; hangi belediye başkanı zam yapmak ister? Dünyanın zammını yapıyorsun, milleti perişan ediyorsun. Belediye başkanı ayak uydurmak istiyor, kıyameti koparıyorsun. Buna kısaca “ikiyüzlülük” derler, bu iktidarın da temel hedefi ikiyüzlülüğü dünyaya duyurmak.

Efendim, gazeteci İbrahim Haskoloğlu gece 23:00’de evinden alındı, evine baskın yapıldı, evinden alındı. Malum bunlar açıklama yapmışlardı: “Artık hiçbir zaman gece baskınları olmayacaktır. Yeni bir düzeni getiriyoruz, adaleti getiriyoruz” diye açıklama yapmışlardı. Şunu ifade etmek isterim, bunları yapamazlar. Bunlar demokrasiyi getiremezler. Bunlar özgürlüğü getiremezler. Bunlar insan haklarından çok uzaktırlar. Bunu getirecek olan biziz biz; Millet İttifakı beraber getireceğiz, demokrasiyi getireceğiz, özgürlüğü getireceğiz.

Genç bir üniversite öğrencisi bir tweet attı diye o da önce gözaltına alındı, sonra hapse atıldı. Alp Emeç… Alp Emeç’e buradan sesleniyorum: Sakın moralini bozma, bugün hapishanedesin ama yarın çocuklarına verdiğin demokrasi mücadelesini bu örnekle anlatacaksın. O nedenle moralini bozma, gözlerinden öpüyorum. Bu ülkenin bütün aydınlık insanları senin arkanda, onu da bilmeni isterim.

Dünya Turizm Haftası; bizim turizmcilerin gerçekten hepsine saygı duymak gerekiyor. Eğer önlerinde bir engel olmasa, Türkiye’yi bir turizm üssüne çevirebilirler. Yeter ki engel olmasın. Olağanüstü zengin bir coğrafyamız var, görkemli bir tarihimiz var ama gelen turist sayısı az. Ama bütün bunlara rağmen mücadele ediyorlar, bütün aksaklıkları aşmaya çalışıyorlar. 1,5 milyon insanımız turizm sektöründe çalışıyor doğrudan, 4,5 milyon insanımız da dolaylı olarak turizm sektörüne hizmet veriyor. Bacasız sanayi dediğimiz bir sanayi alanı aslında turizm.

Dolayısıyla turizmci arkadaşlarıma şunu söylemek isterim: Demokrasinin olduğu yerde, hoşgörünün olduğu yerde turizm canlanır ve bunu sağlayacak olan da bunlar değildir. Siz de görüyorsunuz ve yaşıyorsunuz. Bu iktidar turizme mecbur olduğu için, dolara mecbur olduğu için turizme kapılarını açıyor. Dolara mecbur olmasa bütün o 5 yıldızlı otellerin tamamını kapatır. Bundan adım gibi eminim. Mecbur, eli mahkum “dolar gelsin de, ne olursa olsun” diye bu anlayışıyla bakıyor. Dolayısıyla turizmci kardeşlerime şunu söylüyorum: Hiç meraklanmayın, siz de bekleyin. Çünkü geliyor gelmekte olan, asla unutmayın bunu.

Balıkçı kardeşlerimiz aramızda, onlara da “hoş geldin” diyoruz. Evet, Barış Karadeniz arkadaşımız Hopa’dan başlayıp Samandağ’a kadar bütün limanları gezdi, balıkçılarla konuştu. Bunların bir ikisine ben de iştirak ettim. Sorunlarınız var, biliyorum. Kendinizi yalnız hissediyorsunuz, bunu da gayet iyi biliyorum. Hiç unutmayın, bir cümleyi sakın unutmayın. Mustafa Kemal’in söylediği: “Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.” Sizin sorunlarınızın sahibi Cumhuriyet Halk Partisi olacaktır. Alın terinizin koruyucusu Cumhuriyet Halk Partisi olacaktır.

Mazot fiyatlarının arttığını biliyorum, şu formülü sakın unutmayın: Balıkçının teknesinin mazot fiyatı eşittir, lüks yatın mazot fiyatı. Ona kaçtan veriyorlarsa, balıkçı teknesine de aynı fiyattan vereceğiz. Dolayısıyla ucuz mazot vereceğiz, en önemli girdi kalemdir. Ağlar konusu da, çok pahalı bunu da biliyorum, özel teşvik getirilmesi gerekiyor. Bankalara olan borçlarımız var, bunu da çok iyi biliyorum. Söz verdim, bir daha sizin huzurunuzda söz vereyim: İktidar olduğumuzda ilk bir hafta içinde sizin bankalardan çektiğiniz kredilerin faizlerini sıfırlayacağız, yani sileceğiz. Ana parayı da makul taksitler içinde geri alacağız.

Bir acil eylem planına ihtiyacınız var, bunlar bunu yapamazlar. Balıkçılık konusunda bu çalışmayı yapmamız aslında acil eylem planı hazırlama konusundaki en önemli adımımızdı. Dolayısıyla Barış arkadaşımızı bu bağlamda da kutluyorum. Balıkçılığın meslek olarak da bir tanımı yok, bir tanıma ihtiyacı var. Balıkçı ne demektir? Balıkçılık ne demektir? Bunların ayrıntılarına ihtiyacımız var. Denizcilik ve Balıkçılık Bakanlığı kuracağız ve sizlerin de bir muhatabınız olacak bu devletin içinde. Bunu da hafızanızın bir köşesine yazın. Akşam sizlerle beraber olacağız. İnşallah güzel, bereketli bir sofrada güzel sohbet ederiz.

Efendim, Çay Kanunu; daha doğrusu çay ve fındık Karadeniz için stratejik iki temel ürün. Çay konusunda bir kanun teklifi hazırlanmıştı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çay üreticisinin sorunlarını çözmek istiyorduk. Ama AK Parti ve MHP milletvekilleri bizim getirdiğimiz kanun teklifini reddettiler. “Çay üreticilerini de, fındık üreticilerini de, biz perişan etmeye kararlıyız” diyorlar. Bunun üzerine bizim Rize İl Başkanlığı haklı olarak, “açıklanan yaş çay alım fiyatının altında alım yapılmasını yasaklayan Çay Kanunu teklifimiz, iktidar ve ortakları tarafından reddedilmiştir” diye bir pankart hazırladı.

Billboardlara götürdü, kimse korkudan asmıyor. Astılar İl Başkanlığına, Merkez İlçe Başkanlığının balkonundan astılar. Bazı yerlere yine astılar. Korkularından gelip pankartları indirdiler. Korku dağları bekliyor demek ki. Neden korkuyorsun kardeşim? Sanıyorlar ki o pankartı indirirseniz, Rizeliler bunu farkına varmaz. Hiç meraklanmayın; Rizeliler her şeyi biliyor, her şeyin farkındadırlar. Rizeliler şimdi yüzünü Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönmüş durumdalar “ne diyecekler?” diye bunlar? Rize’de söz verdim, kaçak çayla mücadele edeceğime söz verdim. Kaçak çayları Rize meydanında yakacağım, bunun da sözünü verdim. Bütün Rizeli kardeşlerim bilsinler.

Ekonomik kriz, ekonomik buhran devam ediyor, artarak devam ediyor. Herkes kendine göre bir gündem oluşturmaya çalışıyor ama vatandaşın gündemi mutfak, ekonomi ve buraya kilitlenmiş vaziyette. Aksoy Araştırma’nın dün bir araştırması vardı: “Mevcut ekonomik gidişat psikolojinizi nasıl etkilemektedir?” diye bir soru soruyorlar. Seçmenin yüzde 48’i, “çok kötü etkilemektedir” diyor. Yüzde 39,6’sı, “kötü etkilemektedir” diyor. Yani psikolojiyi kötü etkileyen oran yüzde 87,6. Bir ay içinde ortaya çıkan sonuç yüzde 87,6 “bizim psikolojimizi olumsuz kötü etkiliyor” diyor. Ak Parti seçmeninde bu oran yüzde 78,2 AK Parti seçmeni de bunalıma girmiş vaziyette. O da geçinemiyor, “hayat pahalılığı bizim de psikolojimizi bozdu” diyor. “Düne kadar oy verdiğimiz parti, bizi sokağa çıkamaz hale getirdi, partiyi savunamaz hale getirdi” diyor. MHP seçmeninde yüzde 89, AK Parti seçmeninden çok daha yüksek.

Bir soru daha soruyorlar: “Geçen ay ile kıyasladığınızda -1 yıl 1 aylık süreyi esas alıyor- alım gücünüz nasıl değişmiştir?” diye soruyorlar. Seçmenin yüzde 45,5’i “çok azaldı” diyor. Yüzde 37,9’u “azaldı” diyor. Bir önceki aya göre alım gücünün azaldığını ifade edenlerin oranı, yüzde 83,4. Ak Parti seçmeninde bu yüzde 72,9, MHP seçmeninde ise yüzde 73,5. Dolayısıyla AK Parti seçmeni de, Milliyetçi Hareket Partisi seçmeni de gidişin ne kadar kötü olduğunu, mutfağı nasıl vurduğunu, kendilerini de ne kadar olumsuz etkilediğini gayet açık ve net bir şekilde ortaya koymuş durumdalar.

Değerli arkadaşlarım; milyonlarca emeklimiz var. Uzun mücadeleden sonra emeklilere Ramazan ve Kurban Bayramı’nda birer maaş ikramiye verilmesini sağladık. Elleri mahkum oldu, “artık biz bunu ödeyeceğiz” dediler. 1000 lira yaptılar, sonra biraz artırdılar. Şimdi hayat pahalılığı malum. Az önce söyledim, oranları verdim; Ak Parti seçmeni için de, MHP seçmeni için de, diğer partilerin seçmenleri için de hayat çok kötü, gidişat çok kötü. Yüzde 80’in üzerinde, yüzde 90’a yaklaşmış vaziyette. En büyük dramı yaşayanlar ise emekliler, geçinemiyorlar. Şimdi bayramda torunları gelecek, evlatları gelecek, elini öpecekler. Torunlarına en azından rahat bir harçlık verebilirsin, böyle bir imkanı yaratabilsinler diye üç grup başkanvekilimizin de imzasıyla “emeklilere asgari ücretin neti tutarında bir bayram ikramiyesi verelim” diye hazırlanan teklif indirildi Genel Kurul’a. Genel Kurul’da bekliyor değil mi? Bekliyor.

Şimdi buradan bütün emekli kardeşlerime sesleniyorum: Size verilecek ikramiye, asgari ücretin neti kadar olacak, 4 bin 253 lira, 4 bin 250 lira. Yılda iki sefer çok büyük bir para değil. 5’li çeteye verdiğinin binde birini vermeyeceksin, 5’li çeteye, emekliye vereceksin; o kadar. 5’i çeteye diyeceksin ki: “Kardeşim sana binde birini vermiyorum, emekliye veriyorum bunu.”

Bize inanmayabilir. Sayın Erdoğan diyebilir ki: “Ya bunlar muhalefettir, ben bunlara inanmıyorum; bunlar çok abartıyorlar” diyebilir. Hayat ne kadar güzel! Ben bakıyorum, herkesin yüzü gülüyor sarayda. “Nereden çıktı? Kılıçdaroğlu doğruları söylemiyor” diyebilir. Ama sarayda oturan ve biraz da vicdan sahibi olan bir kişi daha var: Sayın Bülent Arınç. Bana inanmıyorsan, Sayın Bülent Arınç’ı çağır, bir kendisini dinle. Allah aşkına ya, ne söylüyor? Bari, “Hayatın gerçeği nedir, onu bir dinle” diyelim.

Efendim, bunu verin diyoruz ama Türk-İş’in yayınladığı açlık sınırı 4 bin 928 lira. Yani emekliye verilecek bir ikramiye, iki ikramiye birer bayramda verilecek olan, açlık sınırının altında bir rakam zaten. Açlık sınırı 4 bin 928 liraya çıkmışsa, bunu ben değil, TÜİK değil, herhangi bir kuruluş da değil, doğrudan doğruya Türk-İş, yani Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu yıllardır bunu yapar ve yayınlar. İlk kez bu kadar garip, bu kadar gerçekten insanın yüreğinde derin iz bırakan, acı bırakan bir tabloyla karşı karşıyayız. Açlık sınırı 4 bin 928 lira, asgari ücret 4 bin 253 lira; olacak bir şey değil. Ama saray ayrı havalarda. Saray ve şürekası ceplerini doldurmakla meşgul. Ne emekliyi düşünür, ne asgari ücretliyi düşünür. Hemen yandaşlarını atadılar Türk Hava Yolları’na, onlara yüzde 190 zam yaparak huzur hakkı veriyorlar. Yüzde 190 zam…

Emekli kardeşim sana sesleniyorum, asgari ücretli kardeşim sana sesleniyorum: Sen 4 bin 253 liraya talim ederken, emekli 1000 liralık bir bayram ikramiyesi talim ederken, “yeriniz, durumunuz iyidir” diye iktidar kanadı size seslenirken, kendi yandaşlarının, şürekalarının aylıklarına huzur hakkı olarak yüzde 190 zam yaptılar. 8 bin 678 lira huzur hakkı alıyorlardı, bunu 25 bin liraya çıkardılar.

Şimdi ben senin vicdanına sesleniyorum, senin ahlakına sesleniyorum, senin adaletine sesleniyorum emekli kardeşim; adalet duyguna sesleniyorum emekli kardeşim, asgari ücretli kardeşim. Sen ay başını zor getirirken, ele güne muhtaç olmamak için kahveye bile gitmezken, yüzde 190 zam yapıp huzur hakkını 8 bin 678 liradan 25 bin liraya çıkarmak doğru mudur, yanlış mıdır? Vicdanla soruyorum, kendi vicdan terazinde bir tart bakalım kardeşim ya. Tart bir bakalım.

Değerli arkadaşlarım; gerçekten vatandaşın durumu iyi değil, gerçekten iyi değil. Bunu siyaset olarak değil, hayatın bir gerçeği olarak ifade ediyorum. 21’inci Yüzyıl’ın Türkiye’sinde 3 milyon 449 bin 344 hanenin elektriği kesiliyor ödeyemediği için. Cumhuriyet tarihinde böyle bir tablo yoktu. Dolayısıyla sorunumuz çok derin ve bu derin sorunları bunlar çözemezler. Çünkü devleti yönetemiyorlar, yönetmeyi bilmiyorlar. Tek düşündükleri, “biz yandaşlarımızla beraber nasıl köşeyi döneriz, nasıl vurgun vururuz?” Tek hedefleri bu ve bunları yaparken de, “ağıza bir parça bal çalalım, böylece onlar da oylarını sürekli bize vermeye devam etsinler.” Ama milletin gözü açıldı, yok artık öyle bir şey. Yok artık öyle bir şey.

Suriyeli sığınmacılara değinmek istiyorum. Kalktılar bir sabah şu açıklamayı yaptılar: “24 saat içinde Emevi Camii’ne gideceğiz ve namaz kılacağız.” 24 saat, 24 gün de değil; “24 saatte gideriz, darmadağın ederiz, Emevi Camii’nde de namazımızı kılarız.” Bu lafı ettiler. Bir süre sonra baktılar ki; bırakın Emevi camiine gitmeyi, 3 milyon 800 bin Suriyeli Türkiye’ye gelmiş. Şu yönetim anlayışına bakar mısınız? Şu devlet anlayışına bakar mısınız? Şu devletin yönetiminden ne kadar kopuk olduklarını görüyor musunuz? Hedef koymuşlar, 24 saatte gidecekler; tam tersi 3 milyon 800 bin Suriyeli Türkiye’ye geliyor.

Buraya gelenler burada kalmak istemiyorlar tabii, daha gelişmiş ülkelere gitmek istiyorlar. Avrupa’ya, Amerika’ya, Finlandiya’ya, Kanada’ya her yere gitmek istiyorlar. Gitmek isteyince Avrupalılar bizimle masaya oturdular, bu hükümetle masaya oturdular. “Bunlar sizin topraklarımızda kalsın. Bize gelenleri biz size iade edeceğiz. Size biraz para verelim, siz bunlara bakın.” Doları duyunca vazgeçtiler. Gittiler, geri kabul anlaşmasını imzaladılar. 3 milyon 800 bin Suriyeli şu anda Türkiye’de hapiste. Bir yere gidemiyorlar. Gitseler, Geri Kabul Anlaşmasına göre hemen kolundan yakalayıp Türkiye’ye iade ediyorlar. Değerli arkadaşlarım, dünyada hangi devlet böyle yönetilir? Hangi devlet böyle yönetilir? Ve biz neden 3 milyon 800 bin Suriyeliye bakmak zorundayız?

Çıktı, 14 Şubat 2020’de Erdoğan bir konuşma yaptı. Suriyelilere 22 değil, 20; 2 yıl önce. “Suriyelilere 40 milyar dolardan fazla para harcadık” dedi. Şimdi 2022’deyiz. Demek ki 50 milyar dolardan fazla para harcandı. Nereye gitti bu para? 50 milyar dolar… 50 milyar dolar hangi Suriyelilere verildi? 50 milyar dolar nasıl buharlaştı? 50 milyar doları Suriyelilere versen, bütün Suriyeliler Türkiye’de han-hamam sahibi olur. Nereye gitti bu para? Asgari ücretin yarısıyla çalışıyorlar bu insanlar.

Değerli arkadaşlarım, 15 Mart 2022’de diyor ki: “Dün Irak’tan, Suriye’den, Afganistan’dan gelmişlerdi. Bugün Ukrayna’dan geliyorlar.” Öyle ya, artık kim para verirse bütün millet buraya. Bizim millet aç, “olsun, bizimkiler açlığa alışmış vaziyette” diyor. “Yarın nereden gelip geleceklerini bilemeyiz” diyor Erdoğan. Yani daha gelecekler ama daha bilmiyoruz bakalım daha nerelerden gelirler. “Bu güzel ülkede ana muhalefetin başındaki ve yanındakiler ne diyorlar? Biz seçimi kazandığımızda bu ülkedeki mültecileri ülkelerine göndereceğiz diyorlar. Biz göndermeyeceğiz” diyor. 3 milyon 800 bin Suriyeli, sayısını tam bilemediğimiz Afganistanlı, Irak’tan gelenlerin kim olduğunu, ne kadar olduğunu bilmiyoruz. “Bunları göndermeyeceğiz” diyor.

Değerli arkadaşlarım; bunun üzerine büyük bir ihtimalle anket yaptı beyefendi. Baktı ki ankette Suriyelilerin gitmesini çoğu kişi istiyor. 18 Nisan’da, yeni yan bir açıklama yaptı. “Tek başına bırakılmış olsak da…” Türkiye tek başına bırakılmış, sen bıraktın. Geri kabul anlaşmasını Bay Kemal mi imzaladı? Seni imzaladın. Suriyelilere “Emevi Camii’nde 24 saatte namaz kılacağız” diyen Bay Kemal miydi? Sendin. Oradan 3 milyon 800 bin Suriyeliyi buraya getiren Bay Kemal miydi? Sendin. Buna itiraz eden kimdi? İtiraz eden Bay Kemal’di, “yanlış yapıyorsun” diyordu, yanlış yapıyorsun…

Evet, şimdi kalkmış anketleri gördü, aşağıdan gelen tepkiyi gördü; “Suriyeli kardeşlerimizin dönüşü için elimizden gelen gayreti göstereceğiz” diyor. Nasıl bir omurga bu ya, nasıl dönüyorsun öyle? 180 derece ya, 180 derece nasıl dönüyorsun? .

Bu neyi gösteriyor? Bu bizim ne kadar haklı olduğumuzu gösteriyor. Bu neyi gösteriyor? Halkın nabzını en iyi tutan partinin Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu gösteriyor. Bu neyi gösteriyor? Türkiye’nin çıkarlarını sonuna kadar savunan partinin Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu gösteriyor. Bu neyi gösteriyor? Irkçılık yapmayan partinin de Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu gösteriyor. Çünkü biz onları özgür iradeleriyle göndereceğiz, onlar dönecekler diyordu.

Teşekkür ederim. Biz de Isparta ile gurur duyuyoruz, Ispartalılar ile gurur duyuyoruz. Hiçbir sorunumuz yok, gayet güzel.

Tabii Erdoğan böyle 180 derece çark edince, küçük ortağı da, o da 180 derecelik bir çark… Geçen söylemiştim, bütün bunlar olurken acaba Bahçeli ne diyor diye. O da açıklama yapmış: “Demografimizi, istiklalimizi düşünmek zorundayız.” Günaydın, günaydın; yeni düşünmek zorunda… “Misafirin ve misafirlerin süresi sınırlıdır.” Sınır ne kadar, süre ne kadar? Erdoğan cevap vermediği için bekliyor. Orası ne zaman cevap verecekse ona göre konuşacak. “Bayramda ülkelerine gidebilen Suriyeli sığınmacıların dönmesine gerek yoktur.” Sayın Bahçeli, bunların tamamı bayramlaşmaya Suriye’ye gidecek, daha sonra da gelecekler. Bunları getirecek olan kişinin adı da Süleyman Soylu. O işten sorumlu olan senin desteklediği kişidir. Sınırlarımızı yolgeçen hanına döndüren döndüren kişi de odur. O kişinin öyle mültecilerle falan bir ilgisi yok. Onun bütün vakti uyuşturucu baronları ile fotoğraf çektirmek. Zaman bulamıyor adam, ne yapsın? Ne yapsın adam?

Dolayısıyla İçişleri Bakanı zaten yok hükmünde. Geriye dönüyoruz: Göç İdaresi, Jandarma; onlar da birbirleriyle şiirle atışıyorlar. Güzellikler, güller atıyorlar birbirlerine. Akıl alacak şey değil ama biz Suriyeli kardeşlerimizi, onların can ve mal güvenliklerini de sağlayarak kendi ülkelerine, kendi iradeleriyle göndereceğiz. Nasıl göndereceğimizi oturdum, defalarca uzun uzun anlattım. Suriye ile barışacağız; ortak kültürümüz var, ortak tarihimiz var, akrabalıklarımız var. Oraya göndereceğiz, gidecekler.

Yollarını, köprülerini, okullarını, kreşleri yapacağız, fabrikalar açacağız, orada çalışacaklar. Onlar Türkiye’ye turist olarak gelecekler, Türkiye’nin güzelliklerini yaşamak için gelecekler. Bu imkanı da onlara sağlayacağız. Irkçılık yapmayacağız, bu necip millete o kara lekeyi asla sürdürmeyiz. Bunu da bütün milletimin bilmesini isterim. Biz insanı severiz. İnsanın sorunları varsa çözmeye çalışırız. Bizim ülkemize gelmişse, geçici bir süreyse, geçici süre içinde baktık güzel ama o ülkeyle barışıp kendi ülkelerine bunları göndereceğiz. Bu işi neden sadece biz yaparız? Çünkü biz Kuvayı Milliyeciyiz, çünkü biz vatanseveriz. .

Efendim bir de komik bir duruma değineyim… Bu Man Adası işine bir değineyim izninizle: 27 Kasım 2017’de bu kürsüden belgeleri açıklayarak, Erdoğan ailesinin eski özel kalem müdürü, oğlu, eniştesi, damadı; bunların Man Adası’nda 1 sterline şirket kurduklarını; sonra bu şirketle aralarında milyonlarca dolarlık para alışverişi olduğunun belgelerini açıklamıştım. Banka dekontlarının orijinallerini de açıklamıştım. Erdoğan itiraz etti, yandaş medyası itiraz etti. Açıkladığım belgelerin doğru olmadığını, sahte olduğunu söylediler. Defalarca yazdılar. “Ben seni mahkemeye vereceğim” dedi. “Ver” dedim. Hatta ben dedim ki: “Mahkemeye verirsen, bu belgelerin tamamını ben de yargıya teslim etmiş olurum.” Dava açıldı, Erdoğan ailesi ve şürekası tarafından davalar açıldı.

İstanbul’da 5, 9, 15 ve 20’nci asliyelere düştü. Ama baktılar ki buradaki hakimler namuslu hakimler, düzgün hakimler. Bunlar vicdanlarına göre karar verecekler, belgelere bakacaklar. O zaman şunu yaptılar: O hakimleri değiştirdiler, yerlerine sarayın hakimlerini getirdiler. Bir daha ifade edeyim: Bu mahkemelerdeki hakimleri değiştirdiler. Bunların isteği olmadan yerlerine sarayın hakimlerini getirdiler ve o hakimlere: “Ya delillere bir bakın, gerekirse yeni deliller toplayın. Bizim şahitlerimiz var, onları bari dinleyin” dedik. “Hayır” dediler ve tazminata mahkum ettiler Erdoğan’ın istediği rakamlarla. 197 bin, 142 bin, 190 bin, 130 bin ve 359 bin liralık tazminata mahkûm edildik.

Devam ettik… Tazminata mahkum edilince Erdoğan yine coştu. “işte demedik mi, Kılıçdaroğlu doğruları söylemiyor. Bak mahkeme de tazminata mahkûm etti bunu. Belgeler de zaten sahteydi.” Sabahtan tut akşama kadar havuz medyasının bütün gazeteleri aleyhimize her türlü yayını yaptılar. Sonra biz itirazımızı sürdürdük, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gittik. 4’üncü Hukuk Dairesi’nin başkan ve üyelerini de değiştirdiler. Biz oraya gidiyoruz ya, itiraz ediyoruz ya, orayı da değiştirdiler. Sonra Yargıtay’a geldi. Yargıtay’da kim ne derse desin, namuslu hakimler var, vicdan sahibi hakimler var ve onlar kararlarını verdiler değerli arkadaşlarım.

Sadece bir bölüm okuyayım: “Sabit olduğu üzere Halk Bankası Galata Şubesince verilen 21.12.2017 tarihli cevabi yazıya göre- yani bankanın mahkemeye verdiği yazıya göre- Man Adası’nda faaliyet gösteren Bellway Limited şirketinin belirtilen banka şubesinde bulunan hesabından yüksek miktarda yabancı paraların -dolar bu- bir kısım davacıların banka hesaplarına aktarıldığı ve yine Mali Suçlar Araştırma Kurulu Başkanlığı’nın -yani MASAK’ın Maliye Bakanlığı’na bağlı MASAK’ın- 22.12.2017 tarih ve esas 34321 sayılı yazısı ekinde gönderilen raporda belirtilen para hareketlerinin banka cevabı yazısıyla aynı olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bu belgelerin sahteliği hususunda da herhangi bir tespit bulunmamaktadır.” .

Evet değerli arkadaşlarım; Erdoğan ve ailesi neden bunu yapar? Neden 1 sterlinlik şirketi yurtdışında vergi cennetlerinde kurarlar? Milyonlarca dolar para gider-gelirken, bunlar da vicdan var mı, bunlarda ahlak var mı, bunlarda erdem var mı? Allah aşkına, ben bu soruyu sordum. Milyonlarca dolar ya gidip geliyor, milyonlarca dolar… Kendi ülkesine vergi vermemek için… Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetiyorsun, senin aile efradı damadın, özel kalem, müdürün, kardeşin devlete vergi vermemek için, bu devlete vergi vermemek için orada şirket kuruyor. Parayı getiriyor, burada sıfır vergi. Ekmek alırken vergi veriyor; emekli, işçi, memur herkes vergi veriyor. Milyonlarca dolar para kazanan, 5 kuruş vergi vermiyor ve beş kuruş vergi vermeyenler de Erdoğan ailesinin yakınları, akrabaları, kardeşleri, dayıları, evlatları.

Şimdi ben AK Partili kardeşlerime seslenmek isterim. Sen vergi verirken, çay üreticisi sen vergi verirken, fındık üreticisi sen vergi verirken; esnaf, çiftçi siz vergi verirken; tır şoförü, kamyon şoförü sizler vergi verirken; sanayici sen vergi verirken; milyonlarca dolar parayı Türkiye’ye getirip 5 kuruş vergi vermemek ne demektir? Ve bunun başında olan kişi, bunu bilen kişi, bunu teşvik eden kişi de şu anda Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturmaktadır. Ağırıma giden budur. Bunu dile getirdim ki, gereğini yap kardeşim, gereğini yap. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30’uncu maddesinin 7’nci fıkrası diyor ki: “Vergi cennetlerinden gelen para yüzde 30 oranında vergilenir.” Tek şartı var, Erdoğan vergi cennetleri listesini yayınlayacak. O kadar…

2006-2022… Yayınlamıyor. Niye yayınlamıyor? E damat dışarıdan para getiriyor, yayınlarsa vergilenecek. E oğlu dışarıdan para getiriyor, kardeşi dışarıdan para getiriyor, gelirse vergilenecek. Vergilenmesin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne vergi ödemesin bunlar. Bundan kim cesaret alıyor? Uyuşturucu baronları da; onlar da böyle para getiriyorlar, onlar da beş kuruş vergi vermiyorlar, onların arkasında da Erdoğan var. Şimdi bunun üzerine tekrar dava açacak. Sanacak ki ben korkacağım, geri adım atacağım. Kardeşim, sen bu kardeşini daha tanımadın. Hiç kimsenin önünde geri adım atmadı haklı olduğu sürece, atmayız biz!

Sadece bunlar değil; Burak Erdoğan, Mustafa Erdoğan, Ziya İlgen… Bunlar da BUMERZ, isimlerinin baş harflerinden oluşan bir şirket de kuruyorlar yine Man Adası’nda. Sıtkı Ayhan’a satıyorlar bunu.

Bakın değerli arkadaşlar; oradan da paralar geliyor, oradan da gene vergi yok. Erdoğan’la Bilal Erdoğan arasındaki konuşmayı okuyorum size, tape:

“Bilal Erdoğan- Dün Sıtkı Bey geldi. Sıtkı Ayhan geldi. Ondan sonra işte, bir türlü işte böyle doğru bir şekilde transfer işlemini yapamadığını -yani para gönderemediğini- yani bir 10 milyon dolar filan olduğunu şimdiye kadar birikenin. Ondan sonra onu istediğimiz zaman verebileceğini, bir şekilde devam edeceğini falan…”

Tayyip Erdoğan, oğlu Bilal’in sesini kesiyor…

“Tayyip Erdoğan- Sakın alma, sakın alma. O 10 milyon doları sakın alma.

Bilal Erdoğan- Ben almayacağım.

Tayyip Erdoğan- Yok, yok. Hayır, hayır alma. Kendisi bize ne söz verdiyse, onu getirecekse getirsin. Kendisi bize ne söz verdiyse, onu getirecekse getirsin. Getirmeyecekse gerek yok. Başkaları getiriyor da o niye getirmiyor? Başkaları getiriyor da o niye getirmiyor? Laf mı? Bunlar ne zannediyor bu işi ya. Ama şimdi düşünüyorlar, kucağımıza düşecekler merak etme.

Bilal Erdoğan- Tamam babacığım diyor.”

Bunu da getireceğim mahkemeye. Bunu da istedik, hakim korkuyor, bu bandı istemiyor. Kardeşim, bu bandı ben biliyorum, sana veriyorum ama sen istiyorsan ilgili kurumdan al. Devleti soyan adamlardan cumhurbaşkanı olur mu Allah aşkına ya? Devletine vergi vermemek için numara çeken adamdan cumhurbaşkanı olur mu Allah aşkına ya? Kul hakkını yiyen adamdan cumhurbaşkanı olur mu ya? Kul hakkını yiyen adamdan, fakirin fukaranın hakkını yenden cumhurbaşkanı olur mu?

Değerli arkadaşlarım; “bunların tamamı bankaların resmi kayıtlarıdır” demiştim o tarihte, 28 Kasım 2017, “hiç sağa sola kaçmaya gerek yok, haysiyetli bir adamsan, gereğini yapacaksın” dedim. O da, “ispat edersen cumhurbaşkanlığını da bırakırım” dedi. İspat ettik, şimdi ne yapacaksın? Ne yapacaksın şimdi? Buna biliyorum 50 tane kılıf uyduracaklar. Havuz medyası yazıyor, “şöyledir, böyledir.” Ne yazarsanız yazın, söylediklerimin tamamı doğrudur. Erdoğan beni tanımıyor hâlâ… Bir şeyi söylüyorsam, mutlaka belgesini elimde tuttuktan sonra söylerim. Bir şeyi söylüyorsam, o yüzde yüz doğrudur; en az 3-4 yerden onu doğrulatmışımdır ben. Dolayısıyla orada oturuyorsun, millete söz verdin, “cumhurbaşkanlığını bırakacağım” dedin. O zaman gereğini yap, millet bunu bekliyor.”

Paylaşın

CHP’den ‘6’lı Masada Çatlak’ İddialarına Yanıt

CHP’li Zeynel Emre, katıldığı bir televizyon programında, ‘6’lı masada çatlak’ iddialarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, ”İktidarı hedefliyorsanız farklı fikirlerdeki insanların bir araya gelip güç birliği yapması lazım. Bu masayı biz ittifak olarak görüyoruz. Bu masanın öncüsü olmaktan gurur duyuyoruz. Yanlış anlamanın önlenmesi için elbette her türlü girişimde bulunuruz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, Habertürk canlı yayınında Kübra Par’ın sorularını yanıtladı.

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’na yaptığı ziyaret sonrası ‘6’lı masada çatlak’ iddialarına yanıt veren Emre, ”İktidarı hedefliyorsanız farklı fikirlerdeki insanların bir araya gelip güç birliği yapması lazım. Bu masayı biz ittifak olarak görüyoruz. Bu masanın öncüsü olmaktan gurur duyuyoruz. Yanlış anlamanın önlenmesi için elbette her türlü girişimde bulunuruz. Türkiye’de iktidar olmak istiyorsanız elbette ki AKP’ye oy vermiş kişilerin de oylarını almamız lazım” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı adayı

Cumhurbaşkanı adayının neden belli olmadığına da yanıt veren Emre, ”Seçim zamanı geldiğinde adayımız belli olacaktır. Seçim kararı alınmadığı için öncelikli olarak yapılması gerekenler vardır. Ortak aklı arayan bir yönetim şekline ihtiyacımız var. Türkiye 2017 referandumundan bu yana ciddi gerileme kaydetti. Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarla birlikte ortak adayla çıkacağız. Seçim tarihi açıklanmadan, kampanya dönemine girilmeden aday açıklanmaz. Bizim açıklayacağımız aday ortak aklı temsil eden bir isim olacak. Aday açıklandığı zaman masa dağılacak diye bir şey yok. Aday açıklarken birlikte çalışma çabası içinde olacağız” ifadelerine yer verdi.

Paylaşın

DP Lideri Uysal ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ Sözlerine Açıklık Getirdi

“Cumhurbaşkanı adayı tarifinin, diğer partiler arasında rahatsızlık yarattığı” yönündeki sorulara DP Lideri Gültekin Uysal, “Toplumumuzun ve milletimizin yüklediği sorumluluk ve beklenti her şeyin önünde. Hepimiz de bunun bilincindeyiz. Bu sorumluluğun bilinciyle hareket ediyoruz. Bundan ötesi lafügüzaftır” şeklinde cevap verdi.

Haber Merkezi / CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Deva Partisi ve Gelecek Partisi’nin yer aldığı altılı ittifak masasında görüşmeler sürerken bugün kritik bir ziyaret daha gerçekleşti.  Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret etti.

Basına kapalı ve yaklaşık 1 saat süren ziyaretin ardından DP Lideri Uysal, basın mensuplarına açıklamada bulundu. Açıklamasında, 24 Nisan Pazar günü altılı masa etrafında tekrar bir araya geleceklerini belirten DP Lideri Uysal, şu ifadeleri kullandı.

“Usul olduğu üzere Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu’ndan başlayarak, tüm genel başkanları bu hafta içerisinde ziyaret edeceğiz. Bugün saat 3’te Sayın Karamollaoğlu’nu, yarın Sayın Babacan’ı, çarşamba günü de Sayın Akşener ve Sayın Davutoğlu’nu ziyaret edeceğiz. Hem toplantı öncesi bir gündem değerlendirmesi yapalım hem de yaşadığımız süreci değerlendirelim. Bu vesileyle Sayın Kılıçdaroğlu’nu ziyaret ettik. Kendilerine sizlerin huzurunda teşekkür ederim. İftar sofrasında tatlı yiyerek, tatlı şeyler konuşacağımız bir toplantı olacak diye ümit ediyorum.”

Cumhurbaşkanı adayı

“Cumhurbaşkanı adayı tarifinin, diğer partiler arasında rahatsızlık yarattığı” yönündeki sorulara DP Lideri Uysal, “Toplumumuzun ve milletimizin yüklediği sorumluluk ve beklenti her şeyin önünde. Hepimiz de bunun bilincindeyiz. Bu sorumluluğun bilinciyle hareket ediyoruz. Bundan ötesi lafügüzaftır.” şeklinde cevap verdi.

Ne olmuştu?

Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal’ın Cumhurbaşkanı adaylığı için sıraladığı ölçülerin masada krize neden olduğu öne sürülmüştü. Uysal, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullanmıştı:

“1) 20 yıllık AKP döneminde sorumluluğa ortak olmamış olmak,

2) Seçilebilirlik,

3) Seçim sonrası 20 yılda AKP tarafından ‘devr-i sabık’ muamelesine maruz kalan T.C. Devleti’ni kurucu bir ruhla yeniden tesis etme yetisi!”

Kılıçdaroğlu’ndan Davutoğlu’na telefon

Öte yandan Halk TV yazarı İsmail Saymaz, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün gece Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu’nu aradığını ve Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal’ın cumhurbaşkanlığı çıkışını sorduğunu yazdı.

Kılıçdaroğlu’nun, Uysal’ın ’20 yıllık AKP iktidarında sorumluluğa ortak olmamış olmak’ şeklindeki tweetini hatırlatarak, “Biliyorum, böyle bir gelişme oldu. Yarın görüşeceğiz. Bana söyleyeceğiz bir şey var mı?” diye sorduğunu aktaran Saymaz, “Gece telefonu biraz da Davutoğlu’nun gönlünü almak içindi” dedi.

Davutoğlu’nun, Uysal’ın tweet’i karşısında şaşırdığını ve yakın çevresine “CHP’nin de bir şeyler söylemesi gerekmez mi?” dediğini ifade eden Saymaz, “Kılıçdaroğlu, Hoca’nın kırgınlığını duymuş olmalı ki, gece yarısı telefon açtı. Dünkü görüşmede Davutoğlu, ‘Doğrusu, üzüldüm. Bu işin muhatabı liderlerdir. Biz bir uzlaşma iklimi oluştururken, hoş olmadı’ dedi. Öğrendiğim kadarıyla Gelecek Partisi, Uysal’ın düzeltmesini yeterli bulmadı. Uysal, bugün Kılıçdaroğlu ve Temel Karamollaoğlu’nu, yarın Ali Babacan’ı, çarşamba günü Meral Akşener ve Davutoğlu’nu ziyaret edecek. Bu ziyaretler hasarı onarır diye düşünüyorum” dedi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Davutoğlu’na Dikkat Çeken Telefon!

Halk TV yazarı İsmail Saymaz, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün gece Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu’nu aradığını ve Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal’ın cumhurbaşkanlığı çıkışını sorduğunu yazdı.

Kılıçdaroğlu’nun, Uysal’ın ’20 yıllık AKP iktidarında sorumluluğa ortak olmamış olmak’ şeklindeki tweetini hatırlatarak, “Biliyorum, böyle bir gelişme oldu. Yarın görüşeceğiz. Bana söyleyeceğiz bir şey var mı?” diye sorduğunu aktaran Saymaz, “Gece telefonu biraz da Davutoğlu’nun gönlünü almak içindi” dedi.

Davutoğlu’nun, Uysal’ın tweet’i karşısında şaşırdığını ve yakın çevresine “CHP’nin de bir şeyler söylemesi gerekmez mi?” dediğini ifade eden Saymaz, “Kılıçdaroğlu, Hoca’nın kırgınlığını duymuş olmalı ki, gece yarısı telefon açtı. Dünkü görüşmede Davutoğlu, ‘Doğrusu, üzüldüm. Bu işin muhatabı liderlerdir. Biz bir uzlaşma iklimi oluştururken, hoş olmadı’ dedi. Öğrendiğim kadarıyla Gelecek Partisi, Uysal’ın düzeltmesini yeterli bulmadı. Uysal, bugün Kılıçdaroğlu ve Temel Karamollaoğlu’nu, yarın Ali Babacan’ı, çarşamba günü Meral Akşener ve Davutoğlu’nu ziyaret edecek. Bu ziyaretler hasarı onarır diye düşünüyorum” dedi.

Ne olmuştu?

Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal’ın Cumhurbaşkanı adaylığı için sıraladığı ölçülerin masada krize neden olduğu öne sürülmüştü. Uysal, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullanmıştı:

“1) 20 yıllık AKP döneminde sorumluluğa ortak olmamış olmak,

2) Seçilebilirlik,

3) Seçim sonrası 20 yılda AKP tarafından ‘devr-i sabık’ muamelesine maruz kalan T.C. Devleti’ni kurucu bir ruhla yeniden tesis etme yetisi!”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Milletimiz Irkçı Değildir, Olmayacaktır Da…

Son dönemde özellikle Suriye, Afganistan ve Irak’tan gelen göçmenler, Türkiye’nin en önemli gündem maddelerinden biri olurken; muhalef ve iktidarın karşı karşıya geldiği başlıca konularından biri. 

Geçtiğimiz günlerde de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Göçler İdaresi’ne yönelttiği sorular Kılıçdaroğlu ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu arasında polemiğe neden olmuştu. Söz konusu tartışmanın yankıları devam ederken; Kılıçdaroğlu Göçler İdaresi’ne yönelttiği 4 soruyu bir kez daha gündeme getirdi.

Sosyal medya hesabından bu dört soruyu içeren bir video paylaşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ‘milletin’ ırkçı olmadığını belirtirken; iktidara geldiklerinde 2 yılda göçmen sorununu çözeceklerini yeniden ifade etti.

Kılıçdaroğlu, ”Saray ve şürekasından yanıtları hala bekliyorum! Söyledim yine söyleyeyim, iktidarımızda bu sorun en geç 2 yıl içerisinde çözülecek. Milletimiz ırkçı değildir, olmayacaktır da… Bu konu, sakin ve makul şekilde kesin çözüme ulaştıracağımız bir meseledir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’nun iktidara yönelttiği sorular ise şöyle:

  • Sığınmacıların gerçek kimliklerini ispatlamalarını talep ettiniz mi?
  • Neden vatandaşlık dağıtıyorsunuz, neye hazırlanıyorsunuz?
  • Vatandaşlık verirken güvenlik soruşturması yapıyor musunuz?
  • Sınırlarımızdan kaçak geçişlere bilerek; neden izin veriyorsunuz?
Paylaşın

Muhalefet Cephesinde ‘İttifak İçinde İttifak’ İhtimali

Gelecek ve DEVA partileri ile Saadet Partisi’nin belirlenecek bir partinin amblemi altında Millet İttifakı içinde seçime girme önerisi konuşuluyor. Kararı altı muhalefet partisi birlikte verecek.

AK Parti ve MHP’nin ittifak kanununu değiştiren seçim yasası yürürlüğe girdikten sonra muhalefet partileri farklı seçenekleri tartışmaya başladı.

İttifakı, barajı aşma dışında anlamsız kılan yeni sistemle partiler aldıkları oya göre milletvekili çıkarabilecek.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre, Meclis’te anayasayı değiştirecek aritmetiği yakalamak için gerekirse yeni kurulan Gelecek ve DEVA partileri ile Saadet Partisi’nin belirlenecek bir parti amblemi altında ortak listeyle Millet İttifakı içinde seçime girmesi konuşuluyor.

Birçok parti temsilcisi sahadan da bu yönde talepler geldiğine dikkat çekiyor ama burada yanıtlanması gereken bir soru olduğunu söylüyor: “Kim parti logosunu bırakmayı kabul eder?”

Yeni kurulan partilerde, “İlk kez tartıya çıkacağız, o nedenle amblemi bırakamayız. Gücümüzü görmek isteriz” görüşü ağırlık taşıyor. Bu görüşe karşı ise, “Amblemi bırakmazlarsa Türkiye’yi bırakırlar. Bu durumda Millet İttifakı çoğunluğu sağlayamayabilir” değerlendirmeleri yapılıyor.

‘6’lı masa verecek’

İYİ Parti ve CHP ise seçime doğru il bazlı simülasyonlar yapılarak bu öneriyi değerlendirmenin daha doğru olacağını belirtirken, “Tüm seçenekleri konuşuruz, ama kesin olan bir şey var o da ittifak içinde üçüncü bir ittifak olacaksa buna 6’lı masa karar verecektir. Bu ayrışma değil, Meclis’te anayasayı değiştirecek çoğunluğu sağlamak için en doğru ittifak neyse onu kurmak için yapılacaktır” diyor.

Paylaşın

3 Ayda 29 Binden Fazla Esnaf İflas Etti

Esnaf ve Sicil Gazetesi verilerine göre 2022’in ilk 3 ayında iflas eden esnaf sayısı 30 bine yaklaştı. Konuya ilişkin değerlendirme yapan CHP’li Ağbaba, “Esnafın elinden ekmek teknesini alan siyasi iktidardır” dedi.

Son 15 ayda 131 binden fazla esnaf iflas ederken, bunun yaklaşık 30 bini, bu yılın ilk 3 ayında gerçekleşti. AK Parti iktidarının ekonomi politikalarının olumsuz Esnaf ve Sicil Gazetesi verilerine de yansıdı. Verilere göre 2022’nin ilk 3 ayında iflas eden esnaf sayısı 30 bine yaklaşırken, Mart 2022’de iflas edenlerin sayısı son 4 yılın mart ayına göre rekor kırdı.

Söz konusu verileri açıklayan ve bu yılın ilk üç ayında 29 bin 360 esnafın iflas ettiğini aktaran CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, “Şubat 2022’de 8 bin 987 olan iflas sayısı martta 10 bin 226’ya çıktı. Ayrıca bu yıl martta yaşanan iflaslar son 4 yılın en yüksek mart ayı verisi olarak kayıtlara geçti. Örneğin geçen yılın mart ayında iflas eden esnaf sayısı 9 bin 310’du. Artan iflaslar, iktidarın elektrik faturalarında yaptığı düzenlemenin esnafın hiçbir sorununa çare olmadığını da gözler önüne serdi. Yine ilk üç aydakilerle beraber son 15 ayda iflas eden esnaf sayısı ise 131 bin 110’a yükseldi” dedi.

Ağbaba’dan iktidara çağrı

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre Ağbaba ayrıca “Esnafın elinden ekmek teknesini alan siyasi iktidardır” diyerek, “Salgın süresince kapalı olan, işleri azalan esnafımızın Mart 2020-Haziran 2021 arasında ödenmiş faturaları iade edilmeli. Salgın sürecinde esnafa verilen kredilerin faizleri silinmeli. Elektrikte esnafa özel tarife uygulanmalı” çağrısında bulundu.

Paylaşın

Muhalefetin Seçim Çalışmalarının Ayrıntıları Ortaya Çıktı

Seçim Yasası’ndaki değişikliklerin “kendilerine tuzak kurmak amacıyla yapıldığını” düşünen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan altılı muhalefet bloğu, Cumhur İttifakı’nın bu hamlesine karşı atacağı adımları planlıyor.

24 Nisan’da Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın ev sahipliğinde yapılacak olan dördüncü liderler zirvesi yaklaşırken altı partide kurmayların simülasyon ve formül çalışmaları büyük oranda tamamlandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, önceki akşam katıldığı bir televizyon programında, kurmayları ve akademisyenlerin çeşitli senaryolar üzerinde çalıştığını, 8 seçenekli bir çalışma hazırlandığını ve bunu 6’lı masaya sunacaklarını söyledi.

Cumhuriyet’ten Erdem Sevgi’nin haberine göre, CHP kurmayları ve akademisyenlerin oluşturduğu tek adaylı ve sekiz seçenekli taslak şöyle:

Avantajlı partiler

Muhalefet blokundaki 6 parti, Millet İttifakı yapısına dahil olacak ve tüm illerde seçime CHP ya da İYİ Parti listeleriyle girilecek. Bu formülde, partilerin illerdeki durumlarına bakılarak liste çıkarma önceliği, o ildeki avantajlı partiye verilecek. DEVA, Demokrat, Gelecek ve Saadet partilerinin adayları, CHP ve İYİ Parti’nin çıkaracağı listelere eklenecek.

İttifak içinde bloklaşma

Millet İttifakı çatısı korunarak 4+2 seçeneği uygulanacak. CHP ve İYİ Parti bir blok; DEVA, Demokrat, Gelecek ve Saadet partileri ikinci blok olacak, iki ayrı liste ile seçime girilecek.

Millet İttifakı yapısı altında 3+3 sistemi uygulanacak. CHP, İYİ Parti ve Demokrat Parti bir bloku oluştururken ikinci blokta ise DEVA, Gelecek ve Saadet partileri yer alacak. İttifaklar, seçim için iki ayrı liste oluşturacak.

Millet İttifakı, CHP ve İYİ Parti’den oluşan yapısını koruyacak. Buna alternatif olarak farklı isim taşıyan yeni bir ittifak oluşturulacak. Yeni ittifakta ise DEVA, Demokrat, Gelecek ve Saadet partileri yer alacak. İki ittifak illerde farklı listeler çıkaracak.

Karşılıklı çekilme sistemi

Muhalefet blokundaki tüm partilerin illerdeki oy potansiyellerine bakılarak “karşılıklı çekilme sistemi” uygulanacak. Örneğin CHP ya da İYİ Parti’nin milletvekili çıkaramayacağı düşünülen bir ilde daha fazla vekil çıkarması olası parti ya da blok üzerinden liste oluşturacak. Bu seçenekte hangi parti ya da blok avantajlı durumdaysa liste çıkarma önceliği ona bırakılacak.

Cumhur İttifakı’nda yer alan AKP, MHP ve BBP’nin ayrı listelerle seçime gitmesi durumunda ilk altı formül üzerinden en yüksek faydanın sağlanacağı seçenek değerlendirilecek.

AKP, MHP ve BBP, Cumhur İttifakı çatısı altında tek listeyle seçime girerse yine ilk altı formül masaya yatırılarak en fazla milletvekilini elde etme olanağı sunan seçeneğe odaklanılacak.

‘2019 seçimleri’

CHP’nin çalışmasında ortaya konulan seçeneklerin yanı sıra en önemli unsurun, “illerdeki milletvekili sayısının yüksek tutulması” olduğuna dikkat çekiliyor. Millet İttifakı için en iyi senaryonun “6’lı ortak liste” olacağı öngörülürken bu yolla “6’lı ittifakın çıkarabileceği milletvekili sayısının 300’e yaklaşabileceği”, “Cumhur İttifakı’nın vekil sayısının ise 240’ta kalacağı” değerlendiriliyor.

Öte yandan üzerinde durulan tüm senaryolarda HDP’nin çıkaracağı milletvekili sayısının da 55 ila 70 arasında değişeceği” kaydediliyor.

2019 yerel seçimlerinde CHP ile İYİ Parti’nin uyguladığı illere göre lehte çekilme sistemi hatırlatılarak titizlik ve demokratik fedakârlığın önde tutulacağı benzer bir uygulamayla Millet İttifakı’nın 2023 seçiminde TBMM’de çoğunluğu elde edebileceği, bu birlikteliğin çıkaracağı tek adayın da Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanı olabileceği belirtiliyor.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ Açıklaması

Cumhurbaşkanı adayına ilişkin açıklamada bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Doğru aday, güven veren aday olacak. Taahhüt edilenleri seçildikten sonra yapacak bir aday olacak. Taahhüt edilenleri yapma konusunda 6 liderin de güveneceği, hepimizin de güveneceği bir kişi olması lazım. Karar verirken de elbette toplumun nabzı da tutulur, gerekirse aramızda oturur konuşuruz.” dedi.

Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Temel nokta güvendir. Siz bir taahhütte bulunmuşsunuz. Yetki verdiğiniz kişi seçildi. Dediki ‘ne kadar güzel bir imzayla hepsi oluyor nereden çıktı bu parlamenter sistem’ derse ne yapacağız? Gerçekten devleti bilmek zorunda seçeceğimiz aday. Devletin kurumlarını bilmesi lazım. Devlette liyakatın gelmesi lazım. Bizim partili o partili kesinlikle dememek lazım. Kim o işi en iyi biliyorsa o kişiyi göreve getirmek lazım. Artı bundan sonraki süreçte ondan sonra aynı kararlılığın 6 lider tarafından götürülmesi lazım. 6 lider gerçek kabine.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Karar TV’de Taha Akyol ve Elif Çakır ile “Gündem Özel” programında gündemi değerlendirdi. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle:

“İttifakla ilgili konuşurken seçim kanunun değişmesi yönünde talep geldi. Biz bu değişikliği görelim dedik. Nihayet seçim kanunu çıktı. İktidar kendi koltuğunu korumak için birtakım değişiklikler yaptı. Bizim bu kanuna göre çıkıp yeniden değerlendirme yapmamız lazım. Biz en çok milletvekilini nasıl yapabiliriz bunun çalışmalarını biz yapıyoruz CHP olarak. Eminim diğer partiler de yapıyorlardır. Anladığım kadarıyla da Temel Bey de tartışmış, ittifak içinde bir ittifak olabileceğini düşünmüş. Ben de sizin kanalınızda öğrendim. Temel Bey’in düşüncesi ittifaktan ayrılmak değil. Bu düşünceye de saygı duyacağız. 24’ünde toplanacağız bu konu da gündeme gelir.

Biz şöyle bakıyoruz, bir siyasi partinin tek başına fazla milletvekili çıkarmasının bana göre çok büyük şeyi yok. Ben 10 tane fazla çıkarsam, bir başka ittifak kurduğum parti 5 eksik çıkarırsa değil. Hep beraber nasıl parlamentoda çoğunluğu oluşturabiliriz. Parlamentoda çoğunluğu oluşturduğumuz zaman Türkiye’yi rahatlatmış olacağız. Türkiye’ye demokrasiyi getireceğiz, kutuplaşmayı engelleyeceğiz.

“Bir hedefimiz var”

Her bir ilde aslına ayrı ayrı çalışma yapılması lazım. Her bir ilin durumuna göre seçenek 6 lidere sunulması lazım. Genel kabulün alınması lazım. Biz de yapıyoruz bu çalışmayı, tahmin ediyorum İyi Parti de DEVA da, Saadet de, Demokrat Parti de benzer çalışmaları yapıyorlar. Bu çalışmaları akademik çevrelerin desteğiyle de yapıyoruz.

Millet İttifakı olarak bizim bir hedefimiz var: Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi getirmek. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem tek başına cumhurbaşkanı getiremeyeceğine göre parlamento çoğunluğu gerekiyor. Önemli olan hedefe ulaşmak, önemli olan demokrasiyi getirmek. Bir partinin tek başına girmesi veya parlamento çoğunluğu olmadan fazla oy almasının bir anlamı yok.

Benim şahsi kanaatim, her türlü öneriye açık olduğumu da belirteyim, ama benim gördüğüm kadarıyla Millet İttifakı üzerinde bir konsensus sağlanmış vaziyette.

“Ortada çatlama falan yok”

Ortada çatlama falan yok, liderler gayet samimiler. Masadaki uyum şöyle; bir gündemimiz var zaten. Örneğin Demokrat Parti’nin sayın genel başkanı pazartesi günü ev sahipliği yapacağı için gündemi oluşturacak. Bize soracak hangi gündem maddeleri olsun diye. Sonra bir metin hazırlayacak, bu metni genel başkan yardımcılarına gönderecek. Mutabakat sağlandıktan sonra da zaten gündem olarak masaya geliyor. Oturup yuvarlak masanın etrafında konuşuyoruz.

Gültekin beyin attığı tweet üzerinden bazı rahatsızlıkların ortaya çıktığı bilgisi doğal olarak bize de geldi ama Gültekin bey daha sonra bir tweetiyle yanlış anlaşıldığını, neyi kast ettiğini biraz daha aydınlatarak sorun çözüldü. Sonuçta bir yanlış anlama var, kast ettiği daha farklı. Sayın Genel Başkan Gültekin bey sadece beni değil diğer partilerin genel başkanlarını da ziyaret edecek, gündem taslağını onlarla konuşacak, hangi konuları gündeme alalım diye düşüncelerini alacak. Ayın 24’ünde de toplanacağız.

Küçük bir yerin belediye başkanlığını kazanmış biri Macaristan’da aday gösterildi. Çok da erken gösterildi, çok tartışma konusu oldu. Ayrıca Macaristan bize hiç benzemiyorki. Orada kişi başına gelir 18 bin dolar, bizde 8 bin dolar. Dolayısıyla bizim yapımızla Macaristan’ın yapısı arasında dünya kadar fark var. Bizde toplum nefes alamaz hale geldi. Orada da baskı var ama en azından AB’nin gözetimi var, AB’nin belli kriterleri var onlar uygulanıyor. Ayrıca bizim kültürümüz farklı onların kültürü farklı. Dolayısıyla ben, orada 6 lider bir araya geldi seçimi kaybetti Türkiye’de de 6 lider bir araya geldi… Bir tek 6 rakamı benziyor. Bizde liderler samimi olarak masaya oturuyorlar ve samimi olarak Türkiye’nin nefes almasını istiyorlar. Ekonomide ciddi sorunlarımız var. Ciddi derin bir yoksullaşma var. Yoksullaşmanın fotoğraflarını gazetelerde televizyonlarda görüyoruz insanın içi acıyor. Halktan da destek alıyoruz, alana çıktığımızda bu desteği görüyoruz. Vatandaş da bıçak kemiğe dayanmış gibi bir pozisyonda.

6 liderin tarih önünde bir sorumluluğu var. Biz Türkiye’yi buradan çıkarmak zorundayız. Biz küçük hesaplar peşinde koşup bu ittifakı bozamayız. Çünkü bu ittifak Türkiye’yi aydınlığa çıkarma konusunda bir araya gelen, hiçbir kişisel hesap gütmeyen bir ittifaktır.

Cumhurbaşkanı adayı

Doğru aday, güven veren aday olacak. Taahhüt edilenleri seçildikten sonra yapacak bir aday olacak. Taahhüt edilenleri yapma konusunda 6 liderin de güveneceği, hepimizin de güveneceği bir kişi olması lazım. Karar verirken de elbette toplumun nabzı da tutulur, gerekirse aramızda oturur konuşuruz. Temel nokta güvendir. Siz bir taahhütte bulunmuşsunuz. Yetki verdiğiniz kişi seçildi. Dediki ‘ne kadar güzel bir imzayla hepsi oluyor nereden çıktı bu parlamenter sistem’ derse ne yapacağız?

Gerçekten devleti bilmek zorunda seçeceğimiz aday. Devletin kurumlarını bilmesi lazım. Devlette liyakatın gelmesi lazım. Bizim partili o partili kesinlikle dememek lazım. Kim o işi en iyi biliyorsa o kişiyi göreve getirmek lazım. Artı bundan sonraki süreçte ondan sonra aynı kararlılığın 6 lider tarafından götürülmesi lazım. 6 lider gerçek kabine.

Güven içinde seçime gitmemiz lazım. Sandıkların güvenle korunması lazım o konuda da çalışmalarımız var. Dolayısıyla her alana bir şekliyle nüfuz ediyoruz.

Seçime tek adayla girilir, ilk turda kazanılır

Benim şahsi kanaatim seçime tek adayla gidilir, birinci turda kazanılır, mesele de biter. Son toplantıda şunu söyledik. Bize cumhurbaşkanı adayı sorulduğunda, biz seçeceğimiz cumhurbaşkanının niteliklerini paylaşacağız. O niteliklere sahip olan birisini ittifak olarak seçeceğiz ve arkasında duracağız. Yeri zamanı gelince o niteliklere uygun ismi kamuoyuyla paylaşacağız. İçimizden biri de aday olabilir.

Devleti kamuoyu araştırmalarıyla değil, devleti yönetecek kişinin devleti bilmesi ve tanıması lazım. Sıradan bir seçim yapmıyoruz, bu seçim Türkiye’nin kaderini belirleyen bir seçim. Toplum bunun farkında, hepimiz bunun farkındayız. Ben bu milletin ferasetine inanıyorum. Doğru seçimi yapacaktır.

Çok iyi bir aday seçeceğiz ve gerçekten Türkiye’yi çok iyi yöneteceğiz. Bütün hazırlıklarımız var. Bütün partilerden de daha hazırlıklıyız onu da ifade edeyim. Yani iktidar partisi dahil onlardan daha hazırlıklıyız. Taha Bey ne yaparlarsa yapsınlar, bütün sandıklarda güvenliği sağlayacağız. Bizdeki veriler hiçbir partide yok. İktidar partisi dahil. Biz son 5-6 seçimde kim hangi sandıkta oy kullanmış onu biliyoruz. Müthiş bir dijital altyapımız var, müthiş bir kadromuz var, yetenekli bir genç ordumuz var hepsi sandıkların başında olacak. Kaldı ki bunu sadece CHP olarak söylüyorum. 5 parti daha var.

Ben daha önce gündeme geldiğinde sayın Akşener iyi bir Başbakan olur dedim zaten. Cumhurbaşkanını seçme konusunda iradeyi koymaya bakıyoruz. Türkiye küçük oy hesaplarıyla iktidara yönelme lüksüne sahip değil. Tam tersine ortak, beraber hareket etmek gerekiyor. Dünya kadar sorunumuz var, bunların çözümü konusunda hareket etmemiz lazım.

Benim Man Adası davasını kazanacağım zaten belliydi. Alt mahkemede hakimler değiştirildi, deliller toplanmadı. Benim ortaya koyduğum deliller vakıflar bankasının dekontu. Vakıflar bankası bu dekont sahtedir demedi. Ayrıca MASAK raporu var o da doğruluyor zaten. Neyini yalanlayacaklar? O dönem Erdoğan yargı üzerinde baskı kurarak benim yaptığım açıklamaları gölgelemek istedi. Alt mahkemede başarılı da oldu sanki benim sunduğum deliller sahteymiş gibi. Doğruluğu çıktı ortaya.

Dolayısıyla bir ülkeyi yöneten kişi vatandaştan vergi isterken kendi ailesinin ve yakın çevresinin bu devlete vergi vermemesi için başka arayışlara girer, vergi cennetlerinde şirketler kurar, oralardan para transferleri yapıp Türkiye’de 1 kuruş vergi ödemezlerse sormamız gerekiyor, sen bu ülkeyi gerçekten severek, isteyerek ve ülkenin çıkarları için yönetiyor musun? Sadece Erdoğan’ın olayı da değil bu. Kaç sefer yasa çıktı. Türkiye’ye getirin parayı biz sizin paranızı aklayacağız. Uyuşturucu paraları, insan kaçakçılığı paraları, bütün yasadışı paralar Türkiye’ye getiriliyor ve aklanıyor.

Siz 1 sterline şirket kuracaksınız milyonlarca dolar para hareketi olacak. Nasıl oluyor da 1 sterlinlik şirkette milyonlarca dolarlık para hareketleri oluyor. Bunların tamamını MASAK raporlarında belgelemiş. Hakimin elinde belge var.

Eğer atamaları siyasi değil de liyakate göre yaparsanız, sağdan soldan kim olursa olsun hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaatine göre karar veriyorsa başımızın üstünde yeri var. Eğer kişi siyaseten atanmışsa o kişi hukukun üstünlüğüne göre değil kendisine gelen telkine göre hareket ediyor.

Hakimler Savcılar Kurulu’na kişi atanacaksa, o kişi gerçekten bütün yargı camiası tarafından saygı gören biri olması lazım. Bütün yargıçların da onlara saygı duyması lazım. Bir tek kararın altında imzası olmayan kişiyi siz nasıl olur da Yargıtay adına Anayasa Mahkemesi’ne seçersiniz? Bu aklını kiralamak demektir. Siz aklınızı ve vicdanınızı kiralarsanız, böyle garip bir tablo çıkar ortaya. Bütün bu çürümeye rağmen Yargı camiasında hukuku savunan insanlar var.

KHK ile ilgili bakılacak

Yargıtay’a seçilebilecek kriterlerin objektif olması lazım. Objektif kriterlere göre insanların Anayasa Mahkemesi’ne, Yargıtay’a seçilmesi lazım. Yoksa bizim partili, öbür partili diye birilerini getirirseniz çürüme başlar.

KHK ile ilgili bakılacak. Çalışma yapılıyor. Haksızlıklar varsa haksızlıkların üzerinde duruluyor. Şenyaşar ailesi bunlardan birisidir Urfa’da. Cinayet işleniyor, baba öldürülüyor, hastanede öldürülüyor. Hastanede görüntüler var, görüntüler kayıp. Daha dramatik olanı üç kez savcı değişti iddianame çıkmıyor. Adamlar o kadar güçlü ki arkamızda adalet bakanı var, arkamızda Erdoğan var diyorlar. Adalet istiyor bu kadını. Bir çocuğu öldürülmüş, kocası öldürülmüş, öbür çocuğu zor bela kurtuluyor. Nasıl oluyor da Türkiye Cumhuriyeti Devleti adaleti sağlamaktan aciz duruma düşüyor?”

Paylaşın

CHP Kurmaylarına Göre Altılı Masadan ‘İki İttifak’ Çıkabilir

SP Lideri Karamollaoğlu’nun üçüncü ittifaka yönelik sözleri kulisleri hareketlendirirken, CHP kurmayları, altılı masadan ‘iki ittifakın’ çıkabileceğini, hatta illere göre farklı uygulamalara gidilebileceğini ifade ettiler.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun “üçüncü ittifak” açıklamasını değerlendiren CHP kurmayları, Seçim Yasası’ndaki değişiklik sonrası “6’lı masanın etrafındaki partiler arasında yeni ittifak senaryolarının gündeme gelebileceğine” dikkat çekti. CHP’li isimler, “bu durumun 6’lı masadaki sistem değişikliğine ilişkin birlikteliği olumsuz etkilemeyeceğini” görüşünü dile getirdi.

Karamollaoğlu, Karar TV’ye yaptığı açıklamada, Seçim Yasası’ndaki değişiklikle üçüncü bir ittifak olabileceğine işaret etti. SP lideri bunu ilk defa söylüyorum” diyerek şu öneriyi getirdi:

“Şu anda şartlar değişti. Seçim Kanunu ile birlikte görüşlerimiz de değişti. 6’lı masa aslında muhalefetin diyalog ortamını oluşturuyor. İlle de her noktada birlikte hareket etme mecburiyeti yok. Zaten bu durum da çıkan kanunla ortadan kalkmış oldu. 6’lı masanın olması, meselelerin birlikte yürütülmesine fırsat veriyor.

Bunun faydalı olacağını düşünüyorum. Ama üçüncü ittifak, yeni seçim kanunundan dolayı olabilir. Tek tek de girilirse, üç partinin aldıkları oyu birlikte oldukları takdirde üst üste koysanız daha büyük çoğunluk elde edersiniz. Milletvekili çıkarma ihtimali artar. Veya böyle bir ortam oluştuğu takdirde bu bir yeni katılıma vesile olabilir.”

HÜDAPAR’a yaptığı ziyarette sözlerini açan Karamollaoğlu, “Ben, ‘İttifak içinde ittifaklar olabilir’ kanaatini gündeme getirmiştim. 6’lı masayla ilgili farklı bir fikir gündeme getirmedim” dedi. Karamollaoğlu’nun açıklaması, muhalefet liderlerinin güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmasını sürdürdüğü “6’lı masadan kopma mı olacak” sorusunu gündeme getirdi.

“İllere göre değişebilir”

Konuya ilişkin Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’a konuşan CHP kurmayları, “Seçim Yasası’ndaki değişiklik sonrası yeni ittifak senaryolarının gündeme gelmesinin doğal olduğunu” ifade ederek, “6’lı masanın ittifak değil, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe yönelik bir birliktelik” olduğunu belirttiler. CHP kanadından, “Yeni ittifaklar olabilir, ittifak içi ittifak oluşabilir, illere göre farklı davranılabilir. Yani seçim sistemine göre hareket edilir. Ancak bu durumlar 6’lı masanın yoluna devam etmesini engellemez” görüşü paylaşıldı.

“2+4 ya da 3+3 olabilir”

Karamollaoğlu’nun “ittifak içinde ittifak” söyleminin, “6 parti arasında CHP ve İYİ Parti’den bir ittifak; DEVA, Demokrat, Gelecek ve Saadet partilerinden de ikinci bir ittifaka” işaret ediyor olabileceğine dikkat çeken CHP’li isimler, “6’lı masa yoluna devam ederken 2+4 ya da 3+3 gibi farklı olasılıkların değerlendirilebileceği” yorumunda bulundu.

Paylaşın