Ses Tonundaki Değişimler Demansın Erken Habercisi Olabilir

09 yüzde 58 daha yüksek olduğunu ortaya koydu.

Haber Merkezi / Ses tonunda ve konuşmada meydana gelen değişiklikler, ilerleyen yıllarda ortaya çıkabilecek bilişsel sorunlara ilişkin gözden kaçan önemli bir ipucu olabilir.

Drexel Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yürütülen geniş kapsamlı bir araştırma, işitme kaybı bulunmayan ancak ses bozukluğu teşhisi konulan kişilerin, her iki sorunu da yaşamayan bireylere kıyasla ilerleyen dönemde demans veya bilişsel gerileme yaşama riskinin yüzde 58 daha yüksek olduğunu ortaya koydu.

Ses bozuklukları; sesin tonu, yüksekliği, netliği ve kullanılabilen ses aralığında meydana gelen değişiklikleri kapsıyor. Bazı kişilerde belirgin bir ses kısıklığı görülürken, bazı kişilerde konuşmak zamanla yorucu ve hatta ağrılı bir hale gelebiliyor.

Her yıl milyonlarca yetişkin benzer ses sorunları yaşamasına rağmen, birçok kişi bu değişiklikleri yaşlanmaya, geçirilen enfeksiyonlara veya sesin aşırı kullanımına bağlıyor. Bu nedenle şikâyetler uzun süre göz ardı edilebiliyor.

Ancak dünya nüfusunun yaşlanmasıyla birlikte demans ve bilişsel gerileme vakalarının artması, bu tür belirtilerin daha yakından incelenmesini gündeme getiriyor.

Prof. Dr. Robert Sataloff liderliğindeki araştırmacılar, ses sorunları ile bilişsel gerileme arasındaki olası ilişkiyi incelemek amacıyla 833 bin 417 hastanın sağlık kayıtlarını değerlendirdi. Katılımcılar, ses veya işitme sorunlarına ilişkin teşhisin ardından en az bir yıl boyunca takip edildi ve sonuçları sağlıklı bir kontrol grubuyla karşılaştırıldı.

Araştırmada öne çıkan bulgular şöyle:

Yalnızca ses bozukluğu bulunanlar: İşitme kaybı olmayan ve yalnızca ses bozukluğu teşhisi konulan kişilerde demans veya bilişsel gerileme riski yüzde 58 daha yüksek bulundu.

Yalnızca işitme kaybı bulunanlar: Demans açısından bilinen risk faktörlerinden biri olan işitme kaybının tek başına değerlendirilmesi durumunda ise risk artışı yüzde 27 olarak belirlendi.

Hem ses hem işitme sorunu bulunanlar: Her iki problemi birden yaşayan grupta riskin daha yüksek olduğu görüldü. Bu gruptaki kişilerde hipertansiyon, kalp hastalıkları ve tip 2 diyabet gibi beyin sağlığını etkileyebilecek kronik hastalıkların görülme oranlarının da daha yüksek olduğu tespit edildi.

Ses ile Beyin Arasında Nasıl Bir Bağ Var?

Journal of Voice dergisinde yayımlanan çalışmanın yazarları, ses değişikliklerinin tek başına demans belirtisi veya kesin bir demans teşhisi anlamına gelmediğinin özellikle altını çiziyor.

Ses kısıklığı ve diğer ses sorunlarının arkasında reflü, enfeksiyonlar, ses teli polipleri veya tümörleri ve yaşlanmaya bağlı değişiklikler gibi çok sayıda farklı neden bulunabiliyor.

Araştırmacılar ise ses bozuklukları ile bilişsel gerileme arasındaki ilişkinin birkaç farklı mekanizmayla açıklanabileceğini düşünüyor.

Erken Nörolojik Değişikliklerin İşareti Olabilir

Ses üretimini ve konuşmayı kontrol eden mekanizmalardaki bozulmalar, beyinde henüz teşhis edilmemiş erken dönem değişikliklerin bir yansıması olabilir.

Benzer şekilde, bazı nörolojik hastalıklarda hareketle ilgili belirtiler ortaya çıkmadan önce konuşma ve seste değişiklikler görülebiliyor. Bu nedenle ses değişikliklerinin, bazı kişilerde nörolojik süreçlerin erken bir göstergesi olup olmadığı araştırılması gereken konular arasında yer alıyor.

Sosyal İzolasyon Riski Artabilir

Sesini etkili bir şekilde kullanmakta zorlanan kişiler zamanla konuşma, şarkı söyleme veya sosyal ortamlara katılma konusunda daha isteksiz hale gelebiliyor.

Bu durum sosyal izolasyonu artırarak kişinin zihinsel ve sosyal açıdan daha az uyarılmasına yol açabilir. Araştırmacılar, sosyal etkileşimlerdeki azalmanın da bilişsel gerilemeyle bağlantılı olabilecek faktörlerden biri olabileceğini değerlendiriyor.

Uzmanlardan Ses Değişiklikleri İçin Uyarı

Araştırma, ses bozuklukları ile bilişsel sağlık arasındaki ilişkiyi geniş bir hasta grubu üzerinden incelemesi açısından dikkat çekiyor. Bununla birlikte uzmanlar, elde edilen sonuçların ses bozukluklarının doğrudan demansa neden olduğunu göstermediğini vurguluyor.

Araştırmacılara göre gelecekte yapılacak çalışmaların, farklı ses bozukluğu türleri ile bilişsel sağlık arasındaki ilişkiyi daha ayrıntılı biçimde incelemesi gerekiyor. Ayrıca ses tedavisinin bilişsel gerileme riskini etkileyip etkilemediğinin de araştırılması önem taşıyor.

Uzmanlar, nedeni açıklanamayan veya uzun süre devam eden ses değişikliklerinin ihmal edilmemesini ve gerekli durumlarda bir Kulak Burun Boğaz (KBB) uzmanına başvurulmasını öneriyor. Doktor tarafından gerekli görülmesi halinde bilişsel durumun da değerlendirilmesi, altta yatan olası sorunların daha erken fark edilmesine yardımcı olabilir.

Paylaşın

Sigarayı Bırakmak Demans Riskini Azaltıyor

Amerikan Nöroloji Akademisi’nin yayın organı Neurology dergisinde yayımlanan yeni bir araştırmaya göre, sigarayı bırakmak demans (bunama) riskinin azalmasıyla ilişkili olabilir.

Haber Merkezi / Ancak bu olumlu etkinin özellikle sigarayı bıraktıktan sonra aşırı kilo almayan bireylerde daha belirgin olduğu belirtiliyor.

Çalışma, sigarayı bırakmanın demans ve bilişsel gerileme riskini doğrudan azalttığını kesin olarak kanıtlamasa da, iki durum arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu ortaya koyuyor.

Çin’in Hangzhou kentindeki Zhejiang Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Hui Chen, “İnsanlar genellikle sigarayı bıraktıktan sonra kilo alımı ve buna bağlı metabolik değişiklikler konusunda endişe duyuyor. Araştırmamız, sigarayı bırakmanın beyin sağlığı açısından önemli faydalar sağladığını, ancak kilo kontrolünün bu faydaları en üst düzeye çıkardığını gösteriyor” dedi.

Araştırmada, başlangıçta demans tanısı bulunmayan ortalama 61 yaşındaki 32.802 orta ve ileri yaştaki birey incelendi. Katılımcılar yaklaşık 10 yıl boyunca takip edildi.

Çalışmanın başlangıcında katılımcıların %20’sinin halen sigara içtiği, %36’sının sigarayı bırakmış olduğu, %43’ünün ise hayatı boyunca hiç sigara içmediği belirlendi.

Araştırma süresince katılımcılarla her iki yılda bir görüşülerek sigara içme durumları, vücut ağırlıkları ve genel sağlık durumları güncellendi. Ayrıca bilişsel işlevleri değerlendirmek için hafıza ve düşünme testleri uygulandı; katılımcıları yakından tanıyan kişilerden de günlük davranış ve hafıza durumlarına ilişkin bilgiler alındı.

10 yıllık takip süresi boyunca 5.868 kişide demans gelişti. Yaş, fiziksel aktivite ve kardiyovasküler sağlık gibi risk faktörleri dikkate alınarak yapılan analizlerde şu sonuçlar elde edildi:

Yüzde 16 r Sigarayı bırakan bireylerin, sigara içmeye devam edenlere göre demans riskinin %16 daha düşük olduğu görüldü.

Zamanla artan fayda: Sigarayı bırakanlarda riskin zamanla azaldığı ve yaklaşık yedi yıl sonra, hiç sigara içmemiş kişilerin seviyesine yaklaştığı tespit edildi.

Kilo Artışı Beyin Sağlığını Nasıl Etkiliyor?

Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, sigarayı bıraktıktan sonra yaşanan kilo değişimlerinin bilişsel faydalar üzerinde belirleyici olmasıydı.

Doktor Chen, “İnsanlar yaşlandıkça kilo kontrolü ve yaşam tarzı faktörlerinin bilişsel faydaları nasıl etkilediğini daha iyi anlamak için yeni araştırmalara ihtiyaç var” dedi.

Araştırmanın önemli bir sınırlılığı, katılımcıların sigara alışkanlıkları ve kilo değişimlerinin laboratuvar ölçümleri yerine kendi beyanlarına dayanması oldu. Bu durum, bazı verilerde hatırlama yanlılığı ihtimalini gündeme getiriyor.

Buna rağmen çalışma, sigarayı bırakmanın yalnızca akciğer ve kalp sağlığı için değil, aynı zamanda zihinsel sağlık için de önemli faydalar sağladığına dair güçlü bulgular sunuyor.

Uzmanlar, sigarayı bırakmayı düşünen bireylere bu süreçte dengeli beslenme ve düzenli egzersizle kilo kontrolünü sağlamalarını öneriyor.

Paylaşın

Beynin Protein Temizleme Süreci Bunamada Rol Oynayabilir

Bilim insanları, beynin protein temizleme sisteminin yaşlanmayla birlikte aksadığını ve mikroglianın hasarlı proteinleri temizlerken sinir hücreleri arasındaki bağlantılara zarar verebileceğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Beynin bağışıklık hücreleri olan mikroglianın, yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan protein birikimini temizlemeye çalışırken yanlışlıkla beyin hücreleri arasındaki hayati bağlantıları yok edebileceği ortaya çıktı.

Nature dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, bu sürecin Alzheimer ve diğer bunama türlerinin gelişiminde rol oynayabileceğini gösteriyor.

Dünya genelinde nörodejeneratif hastalıklar yaklaşık her 12 kişiden 1’ini etkilerken, yaş en önemli risk faktörü olarak öne çıkıyor. Bugüne kadar Alzheimer araştırmalarının büyük bölümü, amiloid plakları ve tau yumakları gibi bilinen protein birikimlerine odaklandı. Ancak Stanford Üniversitesi’nden bilim insanları, bu kez beynin protein üretme ve temizleme mekanizmasını inceledi.

Araştırmada, sağlıklı yaşlanan fareler kullanılarak genç (4 aylık) ve yaşlı (24 aylık) beyinler karşılaştırıldı. Bilim insanları, proteostaz olarak adlandırılan ve beynin proteinleri koruyup geri dönüştürmesini sağlayan sistemin, yaşlanmayla birlikte belirgin şekilde yavaşladığını tespit etti.

Yeni geliştirilen BONCAT adlı yöntemle proteinler üretildikleri andan itibaren takip edildi. Sonuçlar, genç beyinlerde hızla yok edilen proteinlerin yaşlı beyinlerde iki kat daha uzun süre kaldığını ortaya koydu. Araştırmacılar, bunun nöronların kendini yenileme kapasitesinde ciddi bir zayıflamaya işaret ettiğini belirtti.

Proteinlerin birikimi özellikle sinapslarda, yani beyin hücrelerinin birbiriyle iletişim kurduğu noktalarda yoğunlaşıyor. Bu birikim artınca mikroglia hücreleri devreye girerek temizlik yapmaya çalışıyor. Ancak araştırmaya göre bu süreç her zaman koruyucu sonuçlar doğurmuyor.

Bilim insanları, mikroglianın hasarlı proteinleri temizlerken sinapsları da “yabancı” olarak algılayıp yok edebildiğini belirtiyor. Bu durum, yaşlanmayla birlikte görülen hafıza kaybı ve bilişsel gerilemenin nedenlerinden biri olabilir.

Araştırmacılar, mikroglia hücrelerinde biriken bozulmuş proteinlerin sayısının rastlantısal olarak beklenenden çok daha fazla olduğunu vurguluyor. Bu bulgu, beynin kendi kendine verdiği zararın demans sürecini hızlandırabileceğine işaret ediyor.

Eğer bu mekanizma insan beyninde de doğrulanırsa, Alzheimer ve benzeri hastalıklarla mücadelede yeni tedavi yolları açılabilir. Bilim insanlarına göre çözüm, protein geri dönüşüm sistemini destekleyen ve mikroglianın sağlıklı sinapslara zarar vermesini önleyen yöntemler geliştirmekten geçiyor.

Paylaşın

Vücuttaki Değişiklikler Bunamanın İşaretleri Olabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, demans (bunama) hastalığına yakalanan kişilerin teşhis konulmadan yıllar önce kilo vermeye ve bel çevrelerinin incelmeye başladığını ortaya koydu.

Haber Merkezi / Araştırmada, bu kişilerde, demans tespiti konulmadan önce “iyi” kolesterol olarak bilinen kolesterolün de daha yüksek olduğu belirtildi.

Avustralya’daki Monash Üniversitesi’nden Dr. Zimu Wu liderliğindeki araştırma, JAMA Network Open’da yayınlandı. Araştırmada, yaşlı yetişkinler üzerinde yapılan ve Aspirin’in Yaşlılarda Olayları Azaltma (ASPREE) adlı çalışmadan elde edilen veriler kullanıldı.

Bilim insanları, araştırmada iki yaşlı yetişkin grubunu karşılaştırdılar. Birinci grupta daha sonra demans teşhisi konulan 1.078 kişi yer alırken, ikinci grupta demans teşhisi konulmayan 4.312 kişi vardı.

Araştırmanın sonuçları, demans hastalığına yakalanan kişilerin, teşhis konulmasından yedi yıl öncesine kadar daha düşük vücut ağırlığına ve daha ince bel ölçüsüne sahip olduğunu gösterdi. Bu fiziksel değişiklikler, teşhisten önceki on yılda daha da belirgin hale geldi.

Bu durum, sağlıklı görünen yaşlı yetişkinlerde bile, belirgin bir sebep olmadan kilo vermenin, beynin değişmeye başladığının erken bir işareti olabileceğini düşündürüyor.

Araştırma ayrıca, demans hastalığına yaklanaan kişilerin, genellikle “iyi” kolesterol olarak adlandırılan yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) seviyelerinin, teşhislerinden beş yıl öncesine kadar daha yüksek olduğunu buldu.

Bilim insanları, araştırmada kan basıncı ve kandaki yağ seviyelerini de incelediler. Demans hastalığına yakalanan kişilerde, teşhisten önceki on yıl boyunca sistolik kan basıncı ve kandaki bir tür yağ olan trigliserit seviyeleri daha düşüktü.

Yüksek trigliserid düzeyleri genellikle kalp sorunlarıyla ilişkilendirilirken, bu araştırma çok düşük düzeylerin demans riskiyle bağlantılı olabileceğini öne sürüyor.

Araştırmacılar, bu bulguların doktorların demans geliştirme olasılığı daha yüksek olan kişileri tespit etmelerine yardımcı olabileceğine düşünüyorlar. Araştırma, bunamanın sadece beyin hastalığı olmadığı fikrini destekliyor.

Paylaşın

DEHB, Yetişkinlerde Bunama Riskini Artırabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan yetişkinlerin yaşlandıkça bunama geliştirme olasılığının daha yüksek olabileceğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Cenevre Üniversitesi Hastaneleri ve Cenevre Üniversitesi’nden bilim insanları, DEHB’li yetişkinlerin beyinlerinin, Alzheimer ve diğer yaşa bağlı demans türlerinde görülen değişikliklere benzer değişiklikler gösterdiğini buldular.

Araştırmaya ilişkin bulgular, Psychiatry and Clinical Neurosciences dergisinde yayınlandı.

DEHB odaklanmayı, dürtüleri kontrol etmeyi ve hareketsiz kalmayı zorlaştıran yaygın bir beyin rahatsızlığıdır.  Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, yetişkinlerin yaklaşık yüzde 3,5’i DEHB ile yaşıyor.

Bilim insanları, araştırmada, 25 – 45 yaşları arasında DEHB’li 32 yetişkini inceleyerek, DEHB’siz 29 yetişkinle karşılaştırdılar. Bilim insanları, bunu yapmak için kantitatif duyarlılık haritalaması veya kısaca QSM adı verilen özel bir beyin taraması yöntemini kullandılar.

Araştırmanın sonuçlar çarpıcıydı. DEHB’li kişilerin beyinlerinin belirli bölgelerinde, bu rahatsızlığı olmayanlara göre daha fazla demir vardı.

Araştırma, precentral korteks adı verilen bir beyin bölgesindeki yüksek demir seviyeleri ile kandaki yüksek NfL seviyeleri arasında net bir bağlantı buldu. Bunlar çok önemli belirteçlerdir, çünkü her ikisinin de beyin yaşlanması ve demansın erken evreleriyle bağlantılı olduğu bilinmektedir.

Araştırmayı yürüten Profesör Paul G. Unschuld, bilim insanlarının, DEHB ile ileride bunama riski arasında olası bir nörolojik mekanizmayı ilk kez gördüklerini söyledi.

Bu araştırma, yetişkinlerde DEHB’nin yalnızca günlük yaşamda dikkat ve davranışları etkileyen bir rahatsızlık olmadığına, aynı zamanda beyin sağlığı üzerinde de uzun vadeli etkileri olabileceğine dair kanıtlara katkıda bulunmaktadır.

Bu nedenle, DEHB’nin erken teşhisi ve iyi yönetimi, yaşam kalitesini iyileştirmenin yanı sıra, yaşlılıkta hafıza sorunlarına veya bilişsel gerilemeye karşı da koruma sağlayabilir.

Paylaşın

Hangi İlaçlar Bunamayı Yavaşlatmaya Yardımcı Olur?

Demans (bunama), hafızayı, düşünmeyi ve günlük aktiviteleri yavaşça etkileyen bir durumdur. En yaygın türü Alzheimer hastalığıdır, ancak vasküler demans ve Lewy cisimcikli demans gibi başka formları da vardır.

Haber Merkezi / Demans’ın şu anda bir tedavisi olmasa da bazı ilaçlar semptomları yavaşlatmaya ve bir süreliğine yaşam kalitesini iyileştirmeye yardımcı olur. Peki hangi ilaçlar gerçekten işe yarıyor ve ne kadar yardımcı oluyor?

En sık kullanılan ilaç gruplarından biri kolinesteraz inhibitörleri olarak adlandırılır. Bunlar arasında donepezil (marka adı Aricept), rivastigmin (Exelon) ve galantamin (Razadyne) bulunur. Bu ilaçlar, hafıza ve düşünme konusunda yardımcı olan asetilkolin adı verilen bir beyin kimyasalının seviyelerini artırarak çalışır.

Alzheimer hastalığı ve diğer bazı demans hastalarında asetilkolin seviyeleri düşer. Bu ilaçlar bu kimyasalın korunmasına yardımcı olarak, semptomları bir süreliğine iyileştirebilir veya stabilize edebilir. Araştırmalar, örneğin donepezilin birçok hastada zihinsel işlevi yaklaşık 6 ila 12 ay boyunca korumaya yardımcı olabileceğini, ancak herkesin aynı şekilde yanıt vermediğini gösterdi.

Bir diğer ilaç ise memantindir (ticari adı Namenda). Demans hastalarında çok aktif olabilen ve beyin hücrelerine zarar verebilen glutamat adı verilen bir başka beyin kimyasalının aktivitesini kontrol etmeye yardımcı olur. Memantin genellikle Alzheimer hastalığının orta ila şiddetli evrelerinde kullanılır ve tek başına veya bir kolinesteraz inhibitörüyle birlikte verilebilir. Bazı araştırmalar, memantinin donepezil ile birleştirilmesinin, demansın ileri evrelerinde her iki ilacın tek başına kullanılmasından biraz daha iyi sonuçlar verdiğini buldu.

Alzheimer’lı kişilerde plak olarak bilinen yapışkan kümeler oluşturan amiloiddir. 2021’de ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), erken Alzheimer için aducanumab (Aduhelm) adlı bir ilacı onayladı. Bu ilaç, beyinden amiloidi gidermek için geliştirildi. Bazı araştırmalar, amiloid plaklarını azalttığını gösterdi. 2023’te lecanemab (Leqembi) adlı başka bir ilaç onaylandı. Klinik çalışmalar, erken Alzheimer’lı kişilerde bilişsel gerileme oranını 18 ay boyunca yaklaşık yüzde 27 oranında yavaşlattığını gösterdi.

Bu ilaçların bunamayı durdurmuyor, semptomların kötüleşmesini bir süreliğine yavaşlatıyor. Yani hastalık ilerlemeye devam ediyor. Ancak, mütevazı bir yavaşlama bile anlamlı bir fark oluşturabilir; hastalara bağımsız kalmaları ve yaşam kalitelerini korumaları için daha fazla zaman verebilir.

Paylaşın

Basit Bir Değişiklik “Bunama” Riskini Yüzde 15 Azaltabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, kan basıncının kontrol altına alınmasının bunama (demans) riskini yüzde 15 ve bilişsel bozulma riskini yüzde 16 oranında düşürdüğünü ortaya koydu.

Haber Merkezi / Yüksek kan basıncı (hipertansiyon), beyindeki kan akışını olumsuz etkileyerek damar hasarına ve bilişsel gerilemeye yol açabilir.

Araştırmada, hipertansiyon tedavisinin bilişsel bozukluk üzerinde bir etkisi olup olmadığını görmek için 40 yaş ve üzeri yaklaşık 34 bin kişi dört yıl boyunca incelendi.

Tansiyon ilacı kullanan, kilo veren, tuz ve alkol tüketimini azaltan kişilerin zihinsel gerileme yaşama olasılığının önemli ölçüde düşük olduğu görüldü.

Oxford Üniversitesi’nden Masud Husain, araştırmayı “bunama” araştırmalarında “bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi.

Edinburgh Üniversitesi’nden Prof. Tara Spires Jones, araştırmanın “Yaşlanma sırasında beyni korumak için kan basıncını ve diğer kardiyovasküler riskleri yönetmenin önemini destekleyen daha güçlü kanıtlar sunduğunu” söyledi.

Prof. Tara Spires Jones, “Yüksek tansiyonu tedavi etmenin kesin bir garanti olmadığını belirtmek önemli, çünkü tedavi gören bazı kişilerde bunama yine de gelişebilir” diye ekledi.

Edinburgh Üniversitesi’nden Prof. Joanna Wardlaw, araştırmanın optimal kan basıncı kontrolü ve yaşam tarzı değişikliklerinin demans riskini azaltmadaki göreceli katkısını ortaya koyamadığını, bu nedenle sonuçların birleşik bir etkiyi yansıttığını söyledi.

Peki yüksek kan basıncı nasıl kontrol altına alınabilir?

Yaşam tarzı değişiklikleri

Sağlıklı beslenme: Tuz, yağ ve şeker oranı düşük; sebze, meyve, tam tahıl ve yağsız protein açısından zengin bir beslenme. Potasyum açısından zengin gıdaların (muz, ıspanak, patates) tüketilmesi.

Düzenli egzersiz: Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik egzersizleri (yürüyüş, bisiklet, yüzme) ve haftada 2 gün kas güçlendirici egzersizler.

Kilo kontrolü: Fazla kiloları vermek, özellikle bel çevresi yağlanmasını azaltmak tansiyonu düşürebilir.

Stres yönetimi: Meditasyon, yoga, derin nefes egzersizleri veya hobi gibi stres azaltıcı aktiviteler ve yeterli uyku (gece 7 – 9 saat) tansiyon düzenlenmesine yardımcı olur.

Kafein kontrolü: Kafein içeriği olan içeceklerin sınırlandırılması.

Paylaşın

Alkol, Bunama Riskini İki Katına Çıkarıyor

Yeni yayınlanan bir araştırma, her hafta sekiz kadehten daha fazla alkol tüketenlerin, alkol tüketmeyenlere oranla bunama gibi beyin hasarı riskinin iki katına çıktığını öne sürüyor.

Haber Merkezi / Araştırmada yer alan bilim insanları, her hafta sekiz kadeh veya daha fazla alkollü içecek içenlerin hafıza ve düşünme sorunlarıyla ilişkili beyin lezyonları riskinin arttığını söylüyor.

Sao Paulo Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden bilim insanlarının yaptığı araştırma Neurology dergisinde yayımlandı.

Araştırma, haftada sekiz veya daha fazla alkollü içecek tüketen kişilerde, beyinde hyalüin arterioloskleroz adı verilen lezyonların (küçük kan damarlarının kalınlaşması ve sertleşmesiyle oluşan hasar alanları) riskinin arttığını ortaya koydu. Bu lezyonlar, bellek ve düşünme problemleriyle ilişkilendirilen beyin hasarının bir göstergesidir.

Araştırmada, bin 781 kişinin (ortalama ölüm yaşı 75) beyin otopsileri incelendi ve alkol tüketim alışkanlıklarına göre dört gruba ayrıldı: hiç içmeyenler (965 kişi), haftada yedi veya daha az içen ılımlı içiciler (319 kişi), haftada sekiz veya daha fazla içen ağır içiciler (129 kişi) ve eski ağır içiciler (368 kişi).

Bulgular, ağır içicilerde ve eski ağır içicilerde beyin lezyonlarının daha yaygın olduğunu gösterdi; örneğin, eski ağır içicilerde bu lezyonların görülme olasılığı hiç içmeyenlere kıyasla %89 daha yüksek bulundu. Ayrıca, ağır içicilerin, hiç içmeyenlere göre ortalama 13 yıl daha erken öldüğü tespit edildi.

Araştırmanın yazarı Dr. Alberto Fernando Oliveira Justo, “Ağır alkol tüketimi, artan sağlık sorunları ve ölümle bağlantılı büyük bir küresel sağlık sorunudur. Araştırmamız, ağır alkol tüketiminin beyne zarar verdiğini ve bunun uzun vadede bellek ile düşünme yeteneklerini etkileyebilecek hasarlara yol açtığını gösteriyor” dedi.

Paylaşın

Menopoz Belirtileri Demansın İşareti Olabilir Mi?

Menopoz belirtileri, genel olarak demansın doğrudan bir işareti değildir; çoğu kadın için bu belirtiler hormonal değişimlerin doğal bir sonucudur ve zamanla azalır.

Haber Merkezi / Ancak erken menopoz, şiddetli belirtiler veya eşlik eden sağlık sorunları, özellikle bilişsel olanlar, demansla karıştırılabilir veya uzun vadede demans riskiyle ilişkilendirilebilir.

Menopoz sırasında östrojen seviyelerindeki düşüş, beyin fonksiyonlarını etkileyebilir çünkü östrojen, hafıza ve öğrenme gibi bilişsel süreçlerde rol oynayan bir hormondur. Bu nedenle, menopozda sık görülen beyin sisi, unutkanlık veya konsantrasyon zorluğu gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Kadınların yaklaşık yüzde 60’ı, menopoz geçişinde bu tür bilişsel şikayetler bildirmiştir. Ancak bu belirtiler genellikle geçicidir ve hormon seviyeleri stabilize oldukça azalır. Yani, menopozdaki hafıza sorunları genelde demansla aynı şey değildir; demans, ilerleyici ve geri dönüşsüz bir bilişsel gerileme hastalığıdır.

Demansla doğrudan bağlantı var mı?

Menopoz belirtilerinin kendisinin demansın erken bir işareti olduğuna dair kesin bir kanıt yoktur. Demans (özellikle Alzheimer tipi) genellikle 65 yaşından sonra başlar, oysa menopoz tipik olarak 45 – 55 yaş arasında yaşanır.

Menopozdaki bilişsel belirtiler, demansın habercisi olmaktan çok, hormonal dalgalanmalara bağlı geçici etkiler olarak kabul edilir. Örneğin, 2021’de yapılan bir çalışma, menopozdaki hafıza şikayetlerinin çoğu kadında postmenopausal dönemde düzeldiğini göstermektedir.

Ancak bazı durumlar bu ayrımı bulanıklaştırabilir:

Erken menopoz: 40 yaşından önce menopoza giren kadınlarda, östrojenin koruyucu etkisinin daha uzun süre eksik kalması nedeniyle demans riski artabilir. 2022’de yayımlanan bir araştırma, erken menopozun Alzheimer riskini yüzde 35 oranında artırabileceğini öne sürmektedir.

Uyku ve damar sağlığı: Menopozda şiddetli gece terlemeleri veya sıcak basmaları uyku kalitesini bozarsa, bu durum beyinde amiloid plak birikimi gibi demansla ilişkili süreçleri tetikleyebilir. Ayrıca, sıcak basmalarının şiddeti damar sağlığı sorunlarıyla bağlantılıysa, bu da dolaylı bir risk faktörü olabilir.

Menopoz belirtileri demansın doğrudan işareti olmasa da, bazı kadınlarda bu belirtilerin şiddeti veya süresi, gelecekteki demans riskiyle ilişkilendirilebilir. Örneğin: Şiddetli ve uzun süreli sıcak basmaları, kardiyovasküler riskle bağlantılı bulunmuş; bu da demans riskini artırabilir.

Kronik uyku bozuklukları, beyin temizleme mekanizmalarını (glimfatik sistem) aksatarak bilişsel gerilemeye zemin hazırlayabilir.

Menopozdaki bilişsel belirtileri demansla karıştırmamak için şunlara dikkat etmek gerekir:

Geçicilik: Menopozdaki hafıza sorunları genellikle geçicidir; demansta ise ilerler.
Yaş: Demans, menopoz yaşından çok daha sonra ortaya çıkar (nadir erken başlangıçlı vakalar hariç).
Diğer belirtiler: Demansta, hafıza kaybına ek olarak günlük işleri yapamama, dil sorunları veya kişilik değişiklikleri gibi ek belirtiler olur.

Paylaşın

Demans Tanısı Konmuş Kişiler Ne Kadar Daha Yaşar?

Dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen demansın (bunama) yaşam beklentisini önemli ölçüde etkilediği bilinmektedir. Demans tanısı konulan kişiler için hayatta kalma tahminleri sıklıkla değişmektedir.

Haber Merkezi / Yeni yayınlanan bir araştırma, “Demans tanısı konmuş kişiler ne kadar daha yaşar?” sorusuna cevap arıyor.

Hollandalı bilim insanları, 1984 ile 2024 yılları arasında gerçekleştirilen ve ortalama 79 yaşında olan çoğu kadın 5 milyondan fazla demans hastasının yer aldığı 261 çalışmayı yeniden inceledi.

Araştırmanın sonuçları, demans teşhisi konulduktan sonraki yaşam beklentisinin büyük ölçüde yaşa ve cinsiyete bağlı olduğunu ortaya koyuyor.

60 yaşında demans teşhisi konulan kadınlar, yaklaşık 9 yıl yaşarken, 85 yaşında demans teşhisi konulan kadınlar ise 4,5 yıl daha yaşıyor. 60 yaşında demans teşhisi konulan erkekler, yaklaşık 6,5 yıl yaşarken, 85 yaşında demans teşhisi konulan erkekler 2 yıldan biraz daha fazla yaşıyor.

Ayrıca, en yaygın demans türü olan Alzheimer teşhisi konulan kişilerin ortalama hayatta kalma süresi, diğer demans türleri teşhisi konulanlardan 1,4 yıl daha uzundu.

Araştırmayı yapan bilim insanları, demans hastalığı hakkında önemli öngörüler sunan araştırmaya ilişkin birkaç sınırlamaya dikkat çekiyor: Sosyoekonomik statü, hastalığın şiddeti, önceden var olan durumlar ve diğer faktörlerdeki farklılıklar.

Demans (bunama) Nedir?

Demans tek bir hastalık ismi olmayıp, bellek ve benzeri zihinsel yeteneklerin bozukluğu ile tarif edilebilecek bir bulgudur.

Demans; hafıza ve düşünme yeteneği, dikkat ve karar alma, dil ve konuşma merkezindeki bozulmalarla kendini gösterebilir. Bu hastalıkların hepsi beyinde bir takım değişikliklere neden olarak hastalıklara ait özgü bulguları ortaya çıkarır.

Demans ile seyreden bazı hastalıklar kesin tedavisi olmayan ve bir daha eski hale dönmeyi imkansız kılan hastalıklar iken (Alzheimer gibi), bazıları tedavi ile düzelebilen hastalıklardır (Tiroid hastalıkları, vitamin eksikliği gibi).

Paylaşın