BM’den Türkiye İçin Yıl Sonu Enflasyon Tahmini: Yüzde 42,4

Dünya Ekonomik Durumu ve Beklentiler 2023 raporunu açıklayan Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye için yıl sonu enflasyonu tahminini de yüzde 42,4 olarak açıkladı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) da, yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 22,3 ile sabit tutmuştu.

İleri Haber’in aktardığı rapora göre, dünya ekonomisi 2022’de Kovid 19 salgınının devam eden etkileri ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın tetiklediği enerji ve gıda krizi gibi bir dizi şokla karşı karşıya kaldı.

Yükselen faiz oranları ve azalan satın alma gücü, tüketici güvenini ve yatırımcı duyarlılığını zayıflatarak dünya ekonomisi için yakın vadeli büyüme beklentilerini daha da belirsiz hale getirdi.

Tüketim mallarına olan talebin azalması, Ukrayna’da uzayan savaş ve devam eden tedarik zinciri sorunları nedeniyle küresel ticaret yumuşadı.

Son yılların en düşük tahmini

Rapora göre, bu kapsamda, BM’nin 2022’de yüzde 3 olan küresel ekonomik büyüme tahmini, 2023 için yüzde 1,9 olarak belirlendi. Bu oran, son yılların en düşük büyüme tahmini olarak kayıtlara geçti.

Raporda, bazı makroekonomik olumsuzluklar azalmaya başlarsa, küresel ekonomik büyümenin 2024’te yüzde 2,7’ye yükseleceği öngörüldü.

Rapora göre, mevcut küresel ekonomik yavaşlama, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeleri etkiliyor ve birçoğu 2023’te resesyon riskiyle karşı karşıya. ABD, Avrupa Birliği (AB) ve diğer gelişmiş ekonomilerde büyüme ivmesi zayıflayarak dünya ekonomisinin geri kalanını olumsuz etkiliyor.

BM raporunda Türkiye ekonomisinin geçen yıl yüzde 5,4 genişledikten sonra, bu yıl yüzde 3,7 ve 2024‘teyse yüzde 3,5 büyüyeceği tahmininde bulunuldu. Ayrıca Türkiye’de enflasyon oranının bu yıl sonunda ortalama yüzde 42,4’e ineceği ve gelecek yıldaysa düşüşünü hızlandırarak yüzde 13,5’e gerileyeceği tahmin edildi.

Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre enflasyon aralıkta yıllık yüzde 64,27 artmıştı. Enflasyonun baz etkisiyle düşmesi bekleniyordu. Uzmanlar, seçimlere yaklaştıkça enflasyonda baz etkisiyle oluşacak düşüşün, iktidar tarafından sanki fiyatlar gerilemiş gibi lanse edileceğini düşünüyor.

Merkez Bankası enflasyon tahminini sabit tuttu

Öte yandan 2023 yılının ilk enflasyon raporuyla yıl sonu enflasyon tahminlerini açıklayan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 22,3 ile sabit tuttu. Merkez Bankası, 2024 yılı yıl sonu enflasyon tahminin de yüzde 8,8 olarak açıkladı.

Enflasyon Raporu Bilgilendirme Toplantısı’nda konuşan Merkez Bankası Şahap Kavcıoğlu, “Küresel talebe ilişkin beklentilerle birlikte gerileyen emtia fiyatlarına karşın jeopolitik risklere bağlı olarak petrol fiyatlarını, 2023 yıl sonu için sınırlı bir miktar yukarı yönlü güncelledik. Bununla birlikte, ortalama petrol fiyatı varsayımlarımızda 2023 yılında bir önceki yıla göre düşüş öngörmeye devam ediyoruz” dedi.

Konuşmasının devamında, “İthalat fiyatlarında küresel talep görünümü ile uyumlu olarak 2023 yılı için aşağı yönlü beklentimiz devam etmektedir. 2024 yılında ise küresel iktisadi faaliyetle uyumlu olarak sınırlı bir oranda artış bekliyoruz.” ifadelerini kullanan Kavcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gıda fiyatlarının, 2023 yılında, önceki tahminimizle uyumlu olarak yüzde 22, 2024 yılında ise yüzde 11,5 oranında artacağını varsaydık. Ayrıca, tahminler üretilirken, makroekonomik politikaların orta vadeli bir perspektifle, enflasyonu düşürmeye odaklı ve liralaşma adımları kapsamında koordineli bir şekilde belirlendiği bir görünümü esas aldık.”

Kavcıoğlu önümüzdeki dönemde Liralaşma stratejisine öncelik vermeye devam edeceklerini söyledi:

“Önümüzdeki dönemde, büyümenin sürdürülebilir bileşenleri olan yatırım, istihdam, üretim ve ihracatı desteklemek amacıyla hedefli kredi uygulamalarımızı geliştirmeye devam edeceğiz. Bu kapsamda, kredi gelişmelerinin finansal istikrarı gözeten bir yapıda, dengeli ve istikrarlı olmasını sağlarken, kredilerin büyüme hızı ve kompozisyonunun fiyat istikrarını destekleyici yönde ve öngörülen enflasyon patikasıyla uyumlu olmasını temin edeceğiz. Likidite ve teminat politikalarımızı da bu hedeflerimiz doğrultusunda kararlılıkla kullanacağız.

Liralaşma Stratejimiz çerçevesinde uygulayacağımız politikaları, bankacılık sisteminde Türk lirasının ağırlığının kalıcı olarak artırılması amacıyla güçlendirmeye devam edeceğiz. Liralaşma odaklı olarak fonlamanın kompozisyonunu para takasının ağırlığının azalacağı bir çerçevede geliştireceğiz.”

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Taliban’a Eğitim Hakkı Çağrısı

Ağustos 2021’de Afganistan’da yönetimi yeniden ele geçiren Taliban, kadınların ve kız çocukların ne yapıp ne yapamayacağına odaklanmış vaziyette. Taliban, kadınların ve kız çocukların okullara ve üniversitelere gitmesinin kalıcı olarak yasaklanmadığını, kendileri için elverişli bir ortam oluşturulana kadar eğitimlerinin “ertelendiğini” iddia ediyor.

Taliban, kadınların ve kız çocukların eğitim hakkını yasakladığı için halihazırda uluslararası alanda sert eleştirilerin hedefinde.

Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), “24 Ocak Dünya Uluslararası Eğitim Gününü” Afganistan’de temel eğitim haklarından zorla mahrum bırakılan, öğrenim hakları ellerinden alınan Afgan kadın ve kızlara adadığını açıkladı.

UNESCO Direktörü Audrey Azoulay, dünyadaki hiçbir ülkenin kadın ve kız çocuklarının eğitim almasını engellememesi gerektiğini belirterek, “Eğitim, saygı duyulması gereken evrensel bir insan hakkıdır. Uluslararası toplum, Afgan kız ve kadınların haklarının gecikmeden geri verilmesini sağlama sorumluluğuna sahiptir” dedi.

BM Genel Sekreteri Antonio Guteres, “24 Ocak Dünya Uluslararası Eğitim Gününü” nedeniyle sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, eğitime erişimi engelleyen tüm ayrımcı yasa ve uygulamalara artık son vermenin zamanının geldiğini vurguladı. Guterres, Taliban’ı, Afganistan’daki kız çocukları ve kadınların orta ve yüksek eğitime erişimine yönelik yasağı kaldırma çağrısında bulundu.

UNESCO’nun son verilerine göre, dünyada 244 milyon kız ve erkek çocuk eğitimden mahrum. UNESCO, “24 Ocak Dünya Uluslararası Eğitim Günü” nedeniyle yaptığı açıklamada, sadece Ukrayna’da 5 milyon çocuk ve gencin eğitiminin aksadığını açıkladı.

UNICEF, yaptığı açıklamada dünyada okul dışı kalanların eğitimlerine devam etmeleri için hükümetlerden, gerekirse online eğitim olasılıklarını da kullanarak çocukların eğitimden yoksun kalmamaları için daha fazla çaba göstermelerini istedi.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

15 Milyonu Aşkın Suriyeli İnsani Yardıma Muhtaç

2022 yılında 15 milyon 300 bin Suriyelinin insani yardıma muhtaç durumda olduğu bildirildi. Bu bir önceki yıla göre yardıma muhtaç insan sayısının yüzde 5 artığını gösteriyor. Ülke içinde yerinden edilmiş 6,8 milyon Suriyelinin olduğu tahmin ediyor.

Haber Merkezi / On yılı aşkın süredir devam eden çatışmalar, Suriye’yi dünyanın en karmaşık acil durumlarından biriyle karşı karşıya bıraktı. Nüfusun üçte ikisi, kötüleşen ekonomik kriz, devam eden yerel düşmanlıklar, kitlesel yerinden edilme ve harap olmuş kamu altyapısı nedeniyle yardıma ihtiyaç duyuyor.

Dondurucu soğuklar ve şiddetli yağmurlarla birlikte sert kış ayları, yakıt kıtlığı ve ısınma araçlarının yeterli oranda olmaması, işleri daha da kötüleştiriyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), 2022 yılında 15,3 milyon Suriyelinin insani yardıma muhtaç durumda olduğunu duyurdu. Bu, bir önceki yıla göre yardıma muhtaç insan sayısının yüzde 5 artığını gösteriyor.

UNHCR’nin açıkladığı rakamlar ülkedeki kötüleşen koşulların açık bir kanıtı durumunda.

UNHCR, 236 bin kişiye battaniye ve kalın giysiler gibi kışlık erzak sağladığını bildirdi. 2022 yılında yardım ulaştırılanların yüzde 14’ü, Rakka kırsalı ve Deyrizor gibi daha önce teşkilatın yetki alanı dışında kalan bölgelerde.

Daha önce basına yansıyan haberler, Rakka ve Deyrizor kırsalında bulunan düzinelerce derme çatma kampta yaşayanların içinde bulunduğu kötü duruma dikkat çekmişti.

UNHCR, şu anda kuzeydoğu Suriye de dahil olmak üzere ülkede ülke içinde yerinden edilmiş 6,8 milyon Suriyeli olduğunu tahmin ediyor.

UNHCR ayrıca, yurtdışında yaşayan Suriyelilerin ‘gönüllü geri dönüşlerine’ ilişkin rakamlar da verdi. Buna göre 2022 yılında 50.966 kişi Suriye’ye geri döndü. Bunların 33.932’si (veya üçte ikisi) Türkiye’den döndü.

Paylaşın

2022 Yılında 86 Gazeteci Öldürüldü

2022 yılında dünyada 86 gazetecinin öldürüldüğünü açıkladı. Öldürülen gazetecilerin yaklaşık yarısı iş başında değilken hedef alındı. Bu gazetecilerden bazıları seyahat ederken saldırıya uğrarken ya da haber takibinde değilken kamusal alanda hedef alınırken, öldürülen gazetecilerden bazıları evlerindeyken saldırıya uğradı.

Dünyada ülke çapında en ölümcül ülkeler ise 19 gazetecinin öldürüldüğü Meksika, 10 gazetecinin öldürüldüğü Ukrayna ve dokuz gazetecinin öldürüldüğü Haiti’ydi. Asya ve Pasifik ülkelerinde 16 gazeteci öldürülürken Doğu Avrupa’da 11 gazeteci öldürüldü.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 2022 yılında dünyada 86 gazetecinin öldürüldüğünü açıkladı. Bu, yaklaşık her dört günde bir gazetecinin öldürülmüş olduğu anlamına geliyor.

UN News haber sitesinin aktardığına göre, dünyada öldürülen gazetecilerin sayısında son üç senede düşüş yaşanmıştı. Fakat 2021 yılı ile karşılaştırıldığında öldürülen gazetecilerin sayısı yaklaşık yüzde 50 arttı.

Buna göre, dünya çapında 2021 yılında 55 gazeteci öldürülmüştü. 2022 yılında ise tüm dünyada 86 gazeteci öldürüldü.

UNESCO, konuyla ilgili açıklamasında, raporun ortaya koyduğu bulguların “gazetecilerin çalışmaları sırasında karşı karşıya kalmaya devam ettiği büyük risk ve kırılganlıkları gözler önüne serdiğini” belirtti.

UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay, raporun bulgularını “endişe verici” olarak nitelendirdi: “Yetkililerin bu suçları durdurmak için çabalarını arttırması ve bu suçların faillerinin cezalandırıldığından emin olması gerekiyor çünkü bu şiddet ikliminde kayıtsızlık önemli bir faktör.”

Cezasızlık devam ediyor

UNESCO’nun raporuna göre, 2022 yılında öldürülen gazetecilerin yaklaşık yarısı iş başında değilken hedef alındı.

Bu gazetecilerden bazıları seyahat ederken saldırıya uğrarken ya da haber takibinde değilken kamusal alanda hedef alınırken, öldürülen gazetecilerden bazıları evlerindeyken saldırıya uğradı.

UNESCO raporu, “Bu, gazeteciler için boş zamanlarında bile güvenli bir ortamın olmadığını gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Rapora göre, son beş yıl içinde bu konu hakkında bir ilerleme kaydedilmiş olsa da dünyadaki gazeteci cinayetlerinde cezasızlık oranı yüzde 86 ile “şok edici düzeyde yüksek” seyretmeye devam ediyor.

23 gazeteci çatışmada öldürüldü

Dünyadaki gazeteciler, cinayetlerin yanı sıra 2022 yılında farklı şiddet şekilleriyle de karşı karşıya kaldı. Buna göre, gazeteciler aynı zamanda zorla/ gözaltında kaybetme, kaçırma, keyfi tutukluluk, yasal taciz ve başta kadınlar olmak üzere dijital şiddet ile karşı karşıya kaldı.

Gazeteciler için en ölümcül ülkenin Meksika olduğunu ortaya koyan UNESCO raporundan öne çıkan diğer noktalar şöyle:

“2022 yılında Latin Amerika ve Karayip ülkeleri gazeteciler için en ölümcül ülkelerdi. 44 gazeteci bu bölgelerde öldürüldü.

Dünyada ülke çapında en ölümcül ülkeler ise 19 gazetecinin öldürüldüğü Meksika, 10 gazetecinin öldürüldüğü Ukrayna ve dokuz gazetecinin öldürüldüğü Haiti’ydi. Asya ve Pasifik ülkelerinde 16 gazeteci öldürülürken Doğu Avrupa’da 11 gazeteci öldürüldü.

Çatışmada öldürülen gazetecilerin sayısı 2021 yılında 20’ydi. Bu sayı, 2022 yılında 23’e yükseldi.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: Ozon Deliği 43 Yıl İçinde Tamamen İyileşebilir

Güneş’ten gelen morötesi ışınlardan olan UV-B ve UV-C gibi zararlı ışınları tutan ozon tabakası, bu işlevi ile hayati bir öneme sahiptir. Birleşmiş Milletler’in (BM) yayınladı yeni bir rapora göre, Antarktika üzerindeki ozon tabakası yaklaşık 43 yıl içinde tamamen onaracak bir hızda iyileşiyor.

Bilim insanları 1970’lerin sonuna doğru, tabakada incelme olduğu yönünde kaygılar dile getirince bu alandaki çalışmalar hızlanmıştı.

Kutuplarda kimyasal tepkimenin daha etkili olması nedeniyle ozon tabakasını Antarktika’da inceleyen bilim insanları 1985 yılında ozon deliğini keşfetmişti.

Bu keşiften iki yıl sonra bir araya gelen devlet ve hükümet başkanları 1987’de “Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair Montreal Protokolü”nü imzaladı.

Protokolle, ozon tabakasında incelmeye neden olan kloroflorokarbon (CFC) adlı kimyasalın kullanımı yasaklandı. Her dört yılda bir yapılan bilimsel değerlendirme sonucuna göre iyileşme “yavaş ama fark edilir” bir şekilde sürüyor.

Bilimsel değerlendirmenin eşbaşkanı Paul Newman, “Üst stratosferde ve ozon deliğinde durumun iyiye gittiğini görüyoruz.” dedi.

Amerikan Meteoroloji Derneği Kongresinde sunumu yapılan rapora göre ilerleme oldukça yavaş.

Rapora göre atmosferin 18 mil (30 kilometre) yüksekliğindeki küresel ortalama ozon miktarı 2040 yılına kadar 1980 öncesi seviyelere geri dönmeyecek.

Kuzey Kutbu’nda ise 2045 yılına kadar normale dönüş olmayacak.

Ozon tabakasının çok ince olduğu ve her yıl dev bir deliğin açıldığına işaret edilen raporda, “Antarktika’daki ozon deliği 2066 yılına kadar tam olarak giderilemeyecek” ifadesine yer verildi.

Bilim insanları, Montreal Protokolü’nü insanlık için en büyük ekolojik zaferlerden biri olarak nitelendiriyor.

Montreal Protokolü’nün tüm çevre sorunları için bir eylem modeli sunduğunu kaydeden Dünya Meteoroloji Örgütü Genel Sekreteri Prof. Petteri Taalas, “Ozon eylemi, iklim için emsal teşkil ediyor. Ozon’u aşındıran kimyasalları aşamalı olarak ortadan kaldırmadaki başarımız bize fosil yakıtlardan uzaklaşmak, sera gazlarını azaltmak ve bu vesile ile sıcaklık artışını sınırlamak için acil olarak neler yapılabileceğini ve nelerin yapılması gerektiğini gösteriyor.” diye konuştu.

İyleşmeya dair belirtiler dört yıl önceki raporda da yer almış ancak henüz “hafif ve daha başlangıç düzeyinde” olduğu kaydedilmişti.

Newman, “İyileşme rakamları artık çok sağlamlaştı” ifadesini kullandı.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nde (NASA) şef yerbilimci olarak görev yapan Newman, ozonu kemiren iki ana kimyasalın atmosferde daha düşük seviyelerde olduğunu söyledi.

Rapora göre, klor seviyeleri 1993’ten bu yana yüzde 11,5 düşerken, ozon yemede daha etkili olan ancak havada daha düşük seviyelerde bulunan brom da (bromür) 1999’daki zirve noktasından bu yana yüzde 14,5 düştü.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı Direktörü Inger Andersen, durumun “her yıl 2 milyon insanı cilt kanserinden kurtardığını” aktardı.

(Kaynak: Eurnews Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Sosyal Medya Şirketlerine Uyarı

Birleşmiş Milletler’den (BM) dünya genelinde en çok kullanılan sosyal medya platformlarına uyarı geldi. BM, sosyal medyanın dev şirketlerinin patronları ve CEO’larına yaptığı çağrıda, insan haklarına saygı duyulması, ırkçı ve nefretle ilgili yapılan paylaşımları değerlendirme sorumluluklarını da eksiksiz ve tam olarak yerine getirme çağrısında bulundu.

BM İnsan Hakları Konseyi adına açıklamayı yapan görevlendirilmiş çok sayıda özel raportör ve bağımsız hak uzmanı, sosyal medya şirketlerinin patron ve CEO’larının isimlerinin anılarak yaptıkları ortak açıklamada, nefret söyleminin engellemesi için daha fazla hesap verebilirliğe acilen ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

BM Uzmanları, Twitter’ın yeni sahibi Elon Musk, Meta’nın sahibi Mark Zuckerberg, Google’ın ana şirketi Alphabet’in CEO’su Sundar Pichai, Apple’ın CEO’su Tim Cook’un ve diğer sosyal medya platformlarının sahip ve tepe yöneticilerini, insan hakları, ırkçılık ve nefret söylemlerine daha duyarlı olmaya davet etti.

“Nefret ve ayrımcı kelimeler ifade özgürlüğü kapsamında olamaz”

BM Uzmanları, ayrımcılık, nefret söylemleri ve insan hakları konusunda yönettikleri şirketlerin iş modellerinde, daha fazla hesap verebilirlik, şeffaflık, kurumsal sosyal sorumluluk ve etik kurallara uyulmasını istediler.

Yapılan ortak açıklamada, ifade özgürlüğünün de bir sınırının olduğu, bu özgürlüğün “ben her istediğimi söyleyebilirim gibi” kullanılamayacağı,” kişisel ifade özgürlüğünün” nefreti, ayrımcılığı ve ırkçılığı savunamayacağı hatırlatıldı.

Sosyal medya platformlarında artık değişim zamanın geldiği belirtilerek, “Sosyal medya platformları olarak ırk eşitliği ve insan haklarından sorumlu olmanın temel bir sosyal sorumluluk olduğu, insan haklarına saygı duymanın bu şirketler ve ortaklarının uzun vadeli çıkarına olduğu belirtildi. Sosyal medya şirketlerine, ayrımcılık, medeni, siyasi, iş ve insan haklarıyla ilgili yürürlükte olan uluslararası sözleşmeler hatırlatıldı.

“Elon Musk satın aldıktan sonra ırkçı kelimelerin kullanımı 500 kat arttı”

BM Uzmanları, sosyal medya platformlarının nefret söylemini kontrol altına alma konusundaki başarısızlığının kanıtı olarak, kısa süre önce Tesla’nın patronu Elon Musk tarafından satın alınmasının ardından “Twitter’da ırkçı kelimelerin kullanımında keskin bir artış olduğunu belirtti.

Uzmanlar, Rutgers Üniversitesi’nin Network Araştırma Enstitüsü’nün Twitter’ı Musk’ın satın almasının ardından siyahlar için kullanılan bir ırkçı kelimenin 12 saatlik bir süre içinde neredeyse yüzde 500 arttığını tespit ettiğini hatırlattı. BM yetkilileri, sosyal medya şirketlerinin, Afrika kökenli insanlara yönelik nefreti ifade eden kelimelerin kullanılması konusunda daha hesap verebilir olması gerektiğini belirtti.

Açıklamada, Twitter şirketinin bu durumu bir trol kampanyasına dayandırdığı ve nefret amaçlı olmadığını belirtmiş olsa da Afrika kökenli insanlara karşı nefretin ifadesi son derece endişe verici ve bir hak ihlali olduğu hatırlatıldı.

Uzmanlar, bazı sosyal medya şirketlerin nefret söylemlerine müsaade etmediklerini iddia etmesine rağmen, şirketlerin bu konuda belirttikleri politikalar ile platformda rastlanan uygulamalar arasında büyük farklar olduğuna dikkat çekti.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

2022 Yılında Gıda Fiyatları Rekor Seviyeye Yükseldi

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), fiyat endeksinin 2022’de ortalama 143,7 puanla 2021’e göre yüzde 14,3 arttığını kaydetti. Böylece 1990’da tutulmaya başlayan kayıtlardan bu yana en yüksek noktaya çıkıldı.

FAO baş ekonomisti Maximo Torero, “Çok dalgalı geçen iki yılın ardından gıda emtia fiyatlarının sakinleşmesini memnuniyetle karşıladık” dedi.

Dünyada gıda fiyatları geçtiğimiz yıl kayıtlardaki en yüksek seviyeye ulaştı. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), fiyat endeksinin 2022’de ortalama 143,7 puanla 2021’e göre yüzde 14,3 arttığını kaydetti. Böylece 1990’da tutulmaya başlayan kayıtlardan bu yana en yüksek noktaya çıkıldı.

Geçen yılın tamamında FAO’nun tahıllar, et, süt ürünleri ve bitkisel yağlar endeksi rekor noktalara ulaşırken diğer şeker endeksi de son 10 yılın en yüksek düzeyinde gerçekleşti.

Dünya ekonomisinin Covid-19 pandemisinin etkisinden kurtulmasıyla endeks, 2021’de bir önceki yıla göre yüzde 28 değer kazanmıştı.

Rusya’nın 2022’nin şubat ayında Ukrayna’yı işgalinin yol açtığı kesintiler, kıtlık endişelerini artırdı ve geçen yıl çoğu gıda ürününün maliyetinde artış yaşandı. Karadeniz ticaretinin sekteye uğrayacağı korkusuyla fiyatlar yükseldi.

Marmara Denizi üzerinden Birleşmiş Milletler destekli tahıl ihracat kanalı ve üretici ülkelerde arzın iyileşmesi beklentisi krizi az da olsa hafifletti.

Aralık ayında gösterge endeks, Kasım ayındaki revize edilmiş 135,00 puana kıyasla art arda dokuzuncu ay 132,4 puana geriledi. Kasım ayı rakamı daha önce 135.7 puan olarak verilmişti.

Aralık ayında endeksteki düşüş uluslararası bitkisel yağ fiyatları, tahıl ve et fiyatlarındaki gerilemeden kaynaklandı. Aynı dönemde şeker ve süt ürünleri fiyatları azda olsa arttı.

FAO baş ekonomisti Maximo Torero, “Çok dalgalı geçen iki yılın ardından gıda emtia fiyatlarının sakinleşmesini memnuniyetle karşıladık” dedi.

FAO Tahıl Fiyat Endeksi, piyasa sorunları, yüksek enerji ve girdi maliyetleri, olumsuz hava koşulları ve devam eden güçlü küresel gıda talebi gibi faktörler nedeniyle 2022 yılında yüzde 17,9 arttı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Dünya’nın Yüzde 30’una Koruma

Kanada’nın Montreal kentinde 193 ülkeden beş binden fazla temsilcinin katılımıyla düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 15. Taraflar Konferansı sona erdi. Yaklaşık iki haftadır düzenlenen konferansta önemli bir anlaşmaya varıldı.

DW Türkçe’nin aktardığına göre, anlaşma dünya üzerindeki toplam kara ve deniz alanlarının yüzde 30’unun 2030 yılına kadar koruma altına alınmasını öngörüyor. Yüzde 30’luk oran dünya geneli için geçerli olduğu için bazı ülkelerin koruma yükümlülüğü altına alacağı alanlar diğerlerine göre daha fazla. Şimdiye kadar bu oran, kara alanlarının yüzde 17’si ve deniz alanlarının yüzde 8’i düzeyindeydi.

20 milyar dolarlık uluslararası yardım

Anlaşmada ayrıca 2030 yılına kadar biyolojik çeşitlilik için farklı kaynaklardan 200 milyar dolar toplanmasında mutabık kalındı. Zengin kuzey yarımküre ülkeleri güney yarımküre ülkelerine doğanın korunması için mali destekte bulunacak. Buna göre 2025 yılına kadar kalkınmakta olan ülkelere doğayı korumak için yılda en az 20 milyar dolar destek verilecek. 2030 yılına kadar da bu miktar en az 30 milyar dolara çıkartılacak. Söz konusu meblağın halihazırda biyolojik çeşitlilik için ayrılan kaynağın iki ila üç katına denk olduğu belirtiliyor.

Yeniden doğal hale getirme

Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya üzerindeki kara parçasının üçte biri insan etkisi sonucunda “makul ya da aşırı oranda” tahribata uğramış durumda. Montreal’de varılan anlaşma uyarınca 2030 yılına kadar tahrip olmuş ekosistemin yeniden doğal hale getirilmesi hedefleniyor.

Daha az pesitisit

Avrupa Birliği’nin yanı sıra Brezilya, Hindistan ve Endonezya gibi ülkeler Montreal’deki görüşmelerde çevre kirliliği konusunu ele aldı. Anlaşma “2030 yılına kadar çevre kirliliği risklerini ve çevre kirliliğinin olumsuz sonuçlarını biyolojik çeşitliliğe zarar vermeyecek seviyeye indirmeyi” öngörüyor. Bu hedefe ulaşmak için de imzacı ülkelerin “pestisitler ve tehlikeli kimyasallardan doğan toplam riski yarıya azaltmaları” isteniyor. Plastik nedeniyle oluşan çevre kirliliği de azaltılacak.

Anlaşmanın hayata geçirilmesinin denetlenmesi

2010 yılında düzenlenen konferansta kabul edilen hedeflerden hiçbiri 2020 yılına kadar tutturulamadı. O nedenle ülkeler planlama ve denetim için de bir mekanizma oluşturulması konusunda mutabık kaldı. Ancak varılan mutabakatın Paris İklim Anlaşması’ndan daha az bağlayıcı olduğu belirtiliyor.

Bir sonraki toplantı Türkiye’de

Kanada’daki görüşmelerde Türkiye’yi Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci başkanlığındaki heyet temsil etti. 2024 yılında düzenlenecek bir sonraki taraflar konferansına Türkiye ev sahipliği yapacak. Sözleşmeye 1996 yılında taraf olan Türkiye, sözleşmenin 2024-2026 yılları arasında dönem başkanlığını üstlenecek. Türkiye, dönem başkanlığını 2024’te ev sahipliğini yapacağı BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 16. Taraflar Konferansı’nda Çin’den devralacak.

Paylaşın

Yemen İç Savaşı: 11 Bin Çocuk Öldü Veya Sakat Kaldı

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de 2015 yılının Mart ayında başlayan iç savaşta en az 11 bin çocuğun öldüğünü veya sakat kaldığını açıkladı. BM’ye göre, iç savaşta yaklaşık 377 bin kişi yaşamını yitirdi.

BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından yayımlanan rapora göre, yaklaşık 2,2 milyon Yemenli çocuk yetersiz beslenme ve aşı yokluğu nedeniyle kolera ve kızamık gibi hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetme tehlikesi yaşıyor ve bunların yarım milyondan fazlası 0-5 yaş grubunda.

Yemen’deki iç savaşın başladığı Eylül 2014’te İran destekli Husiler başkent Sana ve bazı bölgelerin denetimini ele geçirmişti. Yemen hükümetiyse, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri tarafından Mart 2015’ten bu yana destekleniyor.

UNICEF, Mart 2015-Eylül 2022 arasında 3 bin 774 çocuğun hayatını kaybettiğini belirledi. Savaş dönemi boyunca 18 yaşından küçük 3 bin 900 civarında erkek silah altına alınırken, yaklaşık 90 kız çocuğa da kontrol noktalarında nöbet görevi verildi.

UNICEF Genel Direktörü Catherine Russell, iç savaşta yaşanan kayıpların tahminlerin çok ötesinde olduğunu vurguladı: Binlerce çocuk hayatını kaybetti, yüz binlercesi önlenebilir hastalıklardan veya açlıktan ölüm riski altında… Yemenli çocukların insana yaraşır bir geleceği olacaksa, etki sahibi olanların hepsi onların korunup desteklenmesini sağlamalı.

Russell, BM arabuluculuğunda yapılan ve 2 Ekim’e kadar süren 6 aylık ateşkesin uzatılmasıyla insani yardım faaliyetlerinin düzgün yürütülebileceğini sözlerine ekledi.

UNICEF, Yemen’de açlık ve hastalıklardan ölümleri durdurmak için uluslararası toplumdan 484,4 milyon dolarlık destek talep etmişti. BM’ye göre, ülkedeki iç savaşta yaklaşık 377 bin kişi yaşamını yitirdi.

Yemen İç Savaşı

Yemen iç savaşı, 2015 yılının Mart ayından beri ülkedeki pek çok grup arasında devam eden çatışmalardır.

Arap Baharı sonrası devrilen eski cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih, Şii Ensarullah Hareketine destek vermeye başlamıştır. Yemen’de bir türlü sağlanamayan istikrar sonucu bir hükûmet krizi oluşmuştur ve Husilerin başkent San’a’yı ele geçirerek, yönetimi devralmasıyla sonuçlanmıştır.

Husiler, kısa sürede Taiz gibi büyük güney kentlerini ele geçirmeye başlamıştır. Yemen Ordusu dağılmıştır. Husiler ikinci büyük kent olan Aden’i kuşatmıştır. Bunun üzerine Suudi Arabistan öncülüğünde koalisyon oluşturulmuştur.

Koalisyon güçlerinin bombardımanları Husilerin ilerleyişini durdurmuştur. Ne var ki, bu durum Husileri geriletmeye de yetmemiştir. Öte yandan Arap Yarımadası el-Kaidesi ve diğer radikal gruplar ülkenin doğu bölgelerini ele geçirmeye başlamışlardır. Çatışmalar devam etmektedir.

Ülkede halen devam eden iç savaşta 377 bin kişi yaşamını yitirdi. Dünyanın en fakir ülkeleri arasında yer alan Yemen’de çatışmaların yol açtığı insani kriz giderek büyüyor.

Paylaşın

Ukrayna’da 419’u Çocuk 17 Bin Sivil Hayatını Kaybetti

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin (OHCHR) son verilerine göre Ukrayna – Rusya savaşının başladığı 24 Şubat tarihinden bugüne kadar, Ukrayna’da 419’u çocuk olmak üzere, 17 bin 23 sivil hayatını kaybetti.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) Ukrayna’daki son insani durum ve gelişmeler ele alındı. BM İnsani Yardımlardan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, Ukrayna’daki insani yardım operasyonlarıyla ilgili bilgi verdi.

Griffiths, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin (OHCHR) son verilerine göre Ukrayna’da Rus işgalinin başladığı 24 Şubat tarihinden bugüne kadar, 419’u çocuk olmak üzere, 17 bin 23 sivilin öldürüldüğünü açıkladı.

Griffiths, Ukrayna’da yaşanan savaşta, bin 148 çocuğa yönelik saldırı olduğunu, bu çocukların ya öldürüldüğünü ya da yaralandığını belirterek “Gerçek sivil ölüm ve çocuk ölüm sayısının çok daha fazla olduğunu biliyoruz” dedi.

Griffiths, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana meydana gelen yaygın ölüm, yıkım, yerinden edilme ve acılar içinde devam eden şiddet ve kışın getirdiği son durumlarla, acıların yaşandığı savaştaki son durumla ilgili bilgi vermek için New York’a geldiğini söyledi.

Griffiths, “Ukrayna’da ülke içinde yerinden edilmiş, 6,5 milyon ve Avrupa genelinde kaydedilen 7,8 milyondan fazla mülteci dahil olmak üzere, 14 milyondan fazla insan zorla evlerinden edilmiş durumda” dedi.

“765 bin çocuk travma yaşıyor”

Griffiths, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) tahminlerine göre, Ukrayna’nın sağlık sistemine yönelik en az 715 saldırı olduğunu belirterek ”Ukrayna’daki bu saldırılar, bu yıl dünya çapında bildirilen sağlık altyapısına yönelik tüm saldırıların yüzde 70’inden fazlasını oluşturuyor. Şu ana kadar milyonlarca kişi kaçtı, evlerinden ayrılmak zorunda kaldığını, şiddet görme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını” söyledi.

Ukrayna’daki savaşın yarattığı travmalardan yaklaşık 765 bin çocuğun etkilendiğini belirten Griffitsh, çocukların yaşadıkları bu travmayla başa çıkmalarına yardımcı olmak için psikolojik ve sosyal desteğe ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

“Cinsel saldırı ve cinsel şiddet arttı”

Ülkede yerinde olan kişiler için mobil destek merkezleri kurulduğunu belirten Griffiths, kadınları ve kızları hedef alan cinsel saldırı ve şiddetin arttığını ancak cinsel saldırı ve tacize uğrayan kişilerin, yetkililere bu durumu aktarmaktan çekindiği belirterek, “Cinsiyete dayalı şiddete maruz kalan kadınlar, kız çocukları, erkek çocukları ve erkekler için psikolojik destek veriyoruz” dedi.

Ukrayna’daki giderek artan kış şartlarının tüm yaşamı olumsuz olarak etkilediğini ifade eden Griffiths ”Hava sıcaklığının -20 santigrat derecenin altına düşmesi bekleniyor. Soğuk hava şartları durumu daha da zor bir hale getirecek. Ülkenin enerji altyapısına yönelik saldırıların devam etmesi, milyonlarca kişinin ısıya, elektriğe ve suya erişimini engelliyor. Kış şartları, savaşın neden olduğu insani krize tehlikeli bir boyut daha ekliyor. Bu saldırılar ayrıca insanları, temel sağlık hizmetlerinden ve çocukları eğitim hakkından mahrum bırakıyor” diye konuştu.

“İnsani yardım bütçesine 3,1 milyar dolar sağlandı”

BM Genel Sekreter Yardımcısı Griffiths, yaklaşık 690 yardım kuruluşuyla birlikte hareket ederek 13,5 milyon kişiye hayati önem taşıyan yardım sağladıklarını, kış şartları için hayati önem taşıyan hizmetler ve malzemeler sağlamak için gece gündüz çalışarak şimdiden, 630 binden fazla sivile ulaşıldığını, hastane ve temel hizmet veren tesislere yaklaşık 400 jeneratör sağladığını kaydetti.

Griffiths, yıl sonuna kadar gerekli olan 4,3 milyar dolarlık insani yardım bütçesine şimdiye kadar 3,1 milyar dolar aktarıldığını, Ukrayna’ya acil yardım çağrılarının uluslararası toplum ve ulusal hükümetler nezdinde karşılık bulduğunu belirtti.

(Kaynak: Voa Türkçe)

Paylaşın