Erken doğum nedir? Nedenleri, Belirtileri

20. gebelik haftasından sonra doğumun ister ağrıların başlaması veya suyun gelmesi isterse de başka bir nedenle 37. gebelik haftasından önce gerçekleşmesi erken doğum olarak adlandırılır. Sağlıklı bir gebelik 40 – 42 hafta sürer.

Her bebeğin 9 ay 10 günü anne rahminde geçirmesi en ideal durumken, her şeye rağmen erken doğumlar olmaktadır. Tıpta ve son yıllarda ülkemizde yaşanan gelişmelere bağlı olarak artık daha fazla prematüre bebek hayatta kalabiliyor. Bir kaç yıl öncesine kadar prematüre bebekler için yaşam sınırı 27 haftayken, günümüzde bu sınır 24 haftaya kadar inmiştir.

Ancak, erken doğan bebeklerin önemli bir kısmı tam hazır olmadan dünyaya gelmelerinin olumsuz sonuçlarını yaşıyorlar. Bu nedenle doğum uzmanları dünyanın her yerinde erken doğum riski taşıyan bebeklerin bir kaç hafta, hatta bir kaç gün daha geç doğmalarını sağlamak için, ellerinden geleni yapıyorlar. Yapılan çalışmalar geciktirilen her gün için bebeklerin yaşama şanslarının arttığını gösteriyor. Ancak her şeye karşın erken doğumu yaşayan birçok kadın var.

Nedenleri;

Normal bir gebelik yaklaşık 40. hafta sürer. Doğum hamileliğin 37. haftasından önce gerçekleştiğinde erken doğum olarak adlandırılır. Rahimdeki bu son haftalar, sağlıklı kilo alımı ve beyin ve akciğerler de dahil olmak üzere çeşitli hayati organların tam gelişimi için çok önemlidir. Bu nedenle erken doğan (prematüre) bebeklerin daha fazla tıbbi problemleri olabilir ve hastanede daha uzun süre kalmaları gerekebilir. Ayrıca öğrenme güçlüğü veya fiziksel güçlük gibi uzun vadeli sağlık sorunları olabilir.

Erken doğum hakkında öğrenecek çok şeyimiz var, bu yüzden nedenlerini ve neden olduğunu açıklamak her zaman mümkün değildir. Enfeksiyon , plasenta problemleri veya genetik problemler gibi erken doğum için anne ve bebek risk faktörleri vardır, ancak çoğu durumda nedeni bilinmemektedir. Ancak, aşağıdaki durumlardan herhangi birine sahip hamile bir kadının erken doğum yapması daha olasıdır:

  • Şeker hastalığı
  • Kalp hastalığı
  • Böbrek hastalığı
  • Yüksek tansiyon

Belirtileri;

  • Kasık kemiğinin üstünde menstrüel benzeri kramplar
  • Leğen kemiği, uyluk veya kasıklarda basınç ya da ağrı hissi
  • Bel veya sırtta belirsiz ağrı veya basınç
  • Bağırsak krampı veya ishal
  • Soğuk algınlığı benzeri belirtiler
  • Vajinal akıntıda artış, renk ya da yoğunlukta değişiklik, kan

Bu belirtilerden birini veya bir saat içinde dörtten fazla kasılma yaşarsanız, derhal doktorunuzu arayın.

Kimler risk altında?

Erken doğum konusunda bilinmeyen birçok etken olduğu için bütün anne adaylar bu risk açısından değerlendirilmelidirler. Ancak bazı hamilelerin bu durumla karşılaşma riski çok daha yüksek. Risk altındaki anne adayları şu şekilde gruplanıyor:

  • Yaşı 17´in altında, 35´in üzerindekiler
  • Birden fazla bebek bekleyenler
  • Daha önce düşük, ya da erken doğum yaşayanlar
  • Bazı sistemik ve enfeksiyon hastalığı olan gebeler
  • Düşük kilolu anne adayları
  • Sigara kullananlar
  • Hamileliğinde vajinal kanama sorunu olanlar
  • Stres altında ve yoğun çalışma şartları altında yaşayanlar
  • Düşük sosyoekonomik durumda olan hastalar

Bu risk faktörlerini önceden tespit etmek ve gerekli önlemleri almak çok zor değil. Anne kilosunun ve yaşının ideal aralıkta tutulması, çalışma şartlarının uygun olması, iki gebelik arası geçen sürenin 1 yıl üzerinde olması, sigara ve diğer kötü alışkanlıklardan uzaklaşılması ve olası erken doğum eyleminin; bel-kasık ağrısı, vajinal akıntı miktarında artış, su gelmesi, vajinal kanama gibi öncü belirtilerinin hasta tarafından erken fark edilmesi ve doktora başvurulması erken doğumu engellemede önemli ölçüde rol oynar.

Erken doğum riski azaltılabilir mi?

Sağlıklı devam eden gebeliğin, erken doğumla sonuçlanıp sonuçlanamayacağının önceden belirlenmesi mümkün değildir. Ancak bazı etkenler erken doğum riskini arttırabilir. Bu etkenlerden uzak durmak, gebeliğin olağan seyrinde devam etmesine yardımcıdır. Gebelik süresince hekimin belirlediği aralıklarda kontrole gitmek ve gerekli testleri yaptırmak, olası erken doğum riskinin kontrol altına alınmasında oldukça etkilidir. Özellikle idrar yolu enfeksiyonu ve vajinal enfeksiyonlar, erken doğuma yol açabilir. Bu yüzden enfeksiyonların erken teşhis edilip, tedavi edilmesi önemlidir. Erken doğum riskini azaltmak için şu önlemler alınabilir:

  • Düzenli olarak doktor kontrolüne gitmek
  • Sigara ve alkol tüketimini tamamen bırakmak
  • Yoğun fiziksel güç isteyen ağır işlerde çalışmamak
  • Kimyasal maddelerden sakınmak
  • Sağlıklı, düzenli ve yeterli beslenmek
  • Düzenli su tüketimi
  • Ateşli hastalıklara karşı kendini korumak
  • İki gebelik arasındaki sürenin altı aydan kısa olmaması
  • Üremeye yardımcı tüp bebek yöntemiyle planlanan gebeliklerde çoklu embriyo implantasyonundan kaçınmak

Ne zaman hastaneye gidilmeli?

Pek çok anne adayı yalancı kasılmalar hissetse de bazı kasılmalar gerçektir ve doğum ile sonuçlanır. Bu yüzden anne adayının yalancı kasılmalarla, gerçek kasılmaları ayırt etmesi son derece önemlidir. Pozisyonun değiştirilmesiyle azalmayan sancılar, kısa aralıklarla ve artan şiddette olmayan kasılmalar, çoğunlukla Braxton Hicks olarak tanımlanan yalancı kasılmalardır. Ancak hissedilen kasılmaların gerçek kasılma olması durumunda anne adayı, düzenli, giderek sıklaşan, yoğun ve uzun süren kasılmalar hisseder.

Bu kasılmaların varlığında konuşmak güçleşir. Öne doğru eğilmek zorlaşır ve anne adayı kendisini sıcak ve endişeli hisseder. İştah kaybının da gözlendiği bu durumda anne adayı, temkini elden bırakarak ne yaptığını önemsemez hâle gelebilir. Kasılmaların sıklığı ve şiddetinin son derece önemli olduğu doğum sürecinde bu gibi belirtilerin varlığında kişi, hekime haber vererek hastaneye gitmelidir. Eğer vajinadan su gelmesi gibi doğumun başladığını işaret eden belirtiler varlığında kişi en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.

Paylaşın

Epilepsi nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Epilepsi (Sara Hastalığı), beyinde bulunan bir grup nöronda gerçekleşen anormal elektrik aktivitesine bağlı oluşur. Kişinin nöbet geçirmesine yol açan bu durum süresince beyin fonksiyonları geçici olarak bozulur. Dolayısıyla kişi, nöbet sırasında vücudunu kontrol edemez ve bilinç kaybı yaşayabilir.

Epilepsi nöbetleri 30 saniye ile 2 dakika arasında sürer. Ardından kendiliğinden sona erer. Fakat bazı epilepsi nöbetleri 5 dakikadan daha uzun sürebilir. Bu gibi durumda kişinin acil tıbbi yardım alması gerekir. Epilepsi nöbetleri çok geniş bir yelpazede yer alsa da temel olarak parsiyel ve jeneralize olmak üzere iki farklı türde görülür. Parsiyel nöbetler, beynin bir bölümüyle sınırlı olarak başlarken jeneralize nöbetler, beyinde yaygın olarak başlar.

Dolayısıyla epilepsi nöbetlerine bağlı olarak oluşan semptomlar farklılık gösterir. Sık rastlanan epilepsi belirtileri arasında hafıza kaybı, baygınlık, titreme, bilinç kaybı, hareketlerin kontrol edilememesi ve idrar kaçırma gibi semptomlar bulunur. Ayrıca nöbet sonrasında kişide hâlsizlik, bitkinlik, kokulara karşı hassasiyet ve şaşkınlık gibi belirtiler de görülebilir.

Nedenleri;

Epilepsi vakalarının tamamında neden tespit edilememektedir. Doğum travmaları, geçirilmiş kazalara bağlı kafa travmaları, zor doğum, ileri yaşlarda beyin damarlarında görülen anormallikler, tümörler, beyin iltihapları ve alkol tespit edilmiş nedenlerden bazılarıdır. Epilepsi bebeklik döneminden ileri yaşlara kadar herhangi bir dönemde ortaya çıkabilir.

Çeşitleri;

  • Basit Parsiyel Nöbet; Basit parsiyel nöbetlerde bilinç açık olur. Üç türü vardır:
  1. Temporal lobdan kaynaklanan nöbetler; ani korku, daha önce olmuş bir olayı olmamış gibi hissetme veya olmamış bir olayı olmuş gibi hissetme, kötü koku ve tatlar alma ve içten gelen hoş olmayan bir hisle kendini gösterir.
  2. Frontal lobdan kaynaklanan nöbetlerde ise hareket ile ilgili sorunlar görülür.
  3. Parietal lobdan kaynaklanan nöbetlerde geçici uyuşukluk belirtileri, oksipital lobdan kaynaklanan nöbetlerde de görme alanının yarısını etkileyen flaş şeklinde ışıklar ve değişik renkler görme belirtileri gözlenir.
  • Kompleks Parsiyel Nöbet; Kompleks parsiyel nöbetlerde bilinç etkilenmesi meydana gelir. Kompleks parsiyel nöbetlerde çiğneme, yalanma, yutkunma ve bir şey arar gibi şaşkın bakınma hali görülebilir. Bazen hasta elbiselerini çekiştirebilir ve etrafta dolaşabilir. Dakikalar sonra hatta bazen saatler sonra kendine geldiğinde hiçbir şey hatırlamayabilir.
  • Jeneralize Nöbet; Jeneralize nöbetler tüm beyne yayılır. Halk arasında sara nöbeti olarak bilinen nöbettir. Kişi önce kaskatı kesilir ve yere düşer. Bunun ardından tüm vücut kaslarında kasılıp gevşemeler olur. Nöbet esnasındaki şiddetli hareketler kişinin kontrolü dışında gelişir. Bunun yanı sıra absans ya da “petit mal” adı verilen kimi jeneralize nöbetlerde kişi her ne kadar vücut şeklini kaybetmese de bilincini kaybedebilir.

Belirtileri;

Epilepsi beyindeki bir fonksiyon bozukluğu olduğundan, beynin etkilenen bölgesinin yürüttüğü işleve göre semptomlar farklılaşabilir. Bazı belirtiler şunlardır:

  • Vücutta ani kasılmalar
  • Kollarda ve bacaklarda kontrol edilemeyen sallantılar
  • Şuur kaybı
  • Seri şekilde baş sallama hareketi
  • Kısa bir süre seslere veya konuşmalara yanıt verememe
  • Sabit bir noktaya bakmak
  • Hızlı göz kırpmak
  • Korku, anksiyete ya da deja vu (o anı önce yaşamış gibi hissetme) gibi psikolojik semptomlar

Nöbet öncesi belirtiler:

Nöbet, beynin küçük bir bölgesinden başlıyorsa,   kişi nöbetin başlangıcında bazı belirtiler yaşayabilir. Buna “aura” denir. Bu belirtiler, beynin hangi alanın anormal elektriksel aktiviteyle ilintili olduğunu gösterir.

  • Uyuşma
  • Görme veya duyma değişikliği
  • Hoş olmayan kokular alma
  • Mide bulantısı ya da midede baskı hissi
  • Ani korku hissi

Teşhisi;

Epilepsi tanısı koymak için nöbet şeklinin iyi tarif edilmesi gerekir. Bu nedenle nöbeti gören kişilere ihtiyaç duyulur. Hastalık çocuk veya erişkin nörologları tarafından takip edilir. Hastaya tanı koymak için EEG, MR, bilgisayarlı tomografi ve PET gibi tetkikler istenebilir.

Tedavisi;

Kişiye epilepsi tanısının koyulmasının ardından hekim ilaçlı tedavi ile epilepsi nöbetlerinin durdurulmasını hedefler. Anti-epileptik ilaçlar olarak bilinen ilaçların belirtilen dozda ve süreyle kullanılması son derece önemlidir. Çoğunlukla hastanın nöbetleri, ilaçlı tedavi ile son bulur. Ancak nöbetlerin devam etmesi durumunda, altta yatan odak rahatsızlığa bağlı farklı cerrahi tedavi yöntemleri uygulanabilir. Rezektiv cerrahi ile epileptik odak ortadan kaldırılır. Fonksiyonel ya da palyatif cerrahi yöntemiyle nöbet yayılım yolları ayrılır. Böylece kişinin nöbet geçirme sıklığı ve şiddeti azaltılır.

Paylaşın

Endometriozis nedir? Belirtileri, Tedavisi

Kesin nedeni halen bilinmeyen Endometriozis, rahim içindeki endometrium denilen dokunun, batın içinde başka dokulara yerleşmesi durumudur. Hastalık her yaş grubundaki kadını etkileyebilmesine rağmen en çok 30’lu ve 40’lı yaşlardaki kadınlarda görülür.

Rahmin içerisinde bir tabaka bulunur ve bu tabaka her adet döneminde dökülerek adet kanamasına neden olur. Bazen bu tabaka, çeşitli nedenlerden dolayı rahmin dışında, örneğin yumurtalıkarda, mesanede, bağırsaklar üzerinde, böbrekte hatta beyin gibi organlarda bile gelişebilir. Bu tip anormal yerleşimlerin niçin olduğu tam açıklanamamıştır. Ancak anatomik bozukluklar, bağışıklık sisteminindeki aksaklıklar veya hormonal faktörler üzerinde durulmaktadır. Nedeni ne olursa olsun, genel olarak bu hastalığa endometriozis tanısı konulur.

Kimlerde daha sık görülür?

Endometriozis infertilite (kısırlık) şikayeti olan kadınların yarısında izlenebileceği gibi çocuk sahibi olmuş kadınların %20’sinde de gözlenmektedir. Daha çok modern hayatın bir rahatsızlığı olarak bilinmektedir. Sosyo ekonomik seviyesi yüksek, şehirli hayatı olan kadınlarda daha fazla izlenebilir. Coğrafi faktörler veya genetik yatkınlık da hastalığın nedenleri arasında olabilmektedir. Endometriozis infertiliteye neden olabileceği gibi çocuğu olmayan genç kadınlarda da izlenmektedir.

Belirtileri;

Endometriozis bazen tamamiyle tesadüfen saptanır, yani şikayet olmadan da gelişebilir. En fazla görülen şikayet, sancılı adet kanamasıdır. Hatta hastalar bu dönemlerden çok korkarlar, ağrıyı dindirebilmek için acil servislere bile başvurdukları olmuştur. Bunun dışında adet düzensizliği, sancılı büyük abdeste çıkma, bazen dışkıda kanama veya idrarda kan görülmesi olabilir.

Akciğerlere yerleştiği zaman kanlı balgam çıkartmaya yol açabilir. Beyine yerleştiği zaman epilepsiye yol açtığını gösteren vaka takdimleri vardır. Endometriozis en sık yumurtalıklara yerleşir ve yumurtalılarda çikolata kisti dediğimiz kitlelere yol açar. Çikolata kisti durumlarında kasık ağrısı, kabızlık veya cinsel ilişki sırasında ağrıya neden olabilir. Bazı durumlarda infertilite şikayeti ile gelen ve hiçbir semptom göstermeyen kadınlarda da saptanabilir.

Endometriozisdeki kasık ağrısı adet dönemleriyle alakalıdır. Sancılar kanama ile başlar ve adet dönemine devam eder, daha sonra kaybolur. Başka bir deyişle ağrılar her ay halinde mesai yaparlar.

Teşhisi;

Endometriozisin kesin tanısı, lezyonu direkt olarak gördüğümüzde koyulabilir. Bu da ancak laparoskopi dediğimiz yöntemle olur. Yani batın içersine endoskopik bir aletle girip rahmin üst kısmı, yumurtalıklar, bağırsaklar ve bunları çevreleyen zarlar direkt gözlemlenerek endometriozis bulguları saptanır. Bazen mum alevi gibi sarı renkte olur, bazen de mürekkep renginde olabilir. Bazı durumlarda yumurtalıklarda çikolata kisti saptanır.

Laporoskopi dışında ultrasonografi, jinekolojik muayne bulguları ve kanda bakılacak Ca 125 adlı hormon seviyesi tanıda yardımcı olur. Zor olgularda manyetik rezonans gibi ileri görüntüleme yöntemlerine başvurulabilir.

Tedavisi;

Endometriozisde iki ana şikayet vardır: Birincisi sancılı adet görme, diğeri ise kısırlıktır.Şikayetin tipine göre tedavi yolu farklı olabilmektedir. Örneğin sadece ağrı şikayeti olan kadınlara ağrı kesiciler, hormonal ilaçlar verilebilir veya daha ağır olgularda cerrahi yöntemler önerilir. İnfertilite şikayeti olanlarda farklı görüşler olmakla beraber cerrahi yöntem ile daha çok laparoskopi tercih edilir, çikolata kistlerinin çıkarılması veya direk yumurtlamayı artıcı tedavi veya tüp bebek önerilir. Hastanın yaşı, evlilik süresi, eşlik eden erkek faktörünün olması hangi tedavi yönteminin seçileceğinde önemli rol oynamaktadırlar.

Unutmamak gerekir ki endometriyozis modern hayat şartlarının neden olduğu bir rahatsızlıktır ve hayat şartlarını düzenlemek, özellikle beslenme alışkanlığında yapılacak değişiklikler hastalığın ilerlemesini engelleyebilir. Çocuk sahibi olan ve artık üretkenlik potansiyellerini düşünmeyen daha ileri yaşlı kadınlarda rahim ile yumurtalıkların alınması kesin tedavi yöntemidir.

Ameliyatı sonrasında gebe kalma oranı nedir?

Endometriozisde operasyon sonrası gebe kalma olasılığı cerrahi tekniğe ve uygulamayı yapan hekimin tecrübesine göre değişmekle birlikte ilk yıl içerisinde %50’ye varan gebe kalma şansı vardır. Ancak özellikle ilerlemiş olgularda sadece cerrahi yeterli olmamakta cerrahi sonrası yumurtlamayı arttırıcı tedavi veya direkt tüp bebek tedavisini önermekteyiz. Endometriozisin nedeni tam anlaşılamadığı için cerrahi sonrası nüksetme olasılığı da 1. yıldan sonra %50’ye varmaktadır. Bu yüzden hastalığın ilerlememesi için ya baskılayıcı tedavi uygulamak gerekir ya da en kısa sürede gebelik için uygun koşulları oluşturmak için tedavi vermek önerilir.

Tedavisinde ilaç kullanılıyor mu?

Yukarıda bahsettiğimiz gibi ilaç tedavisi hastalığın ilerlemesini veya ağrı gibi şikayetlerin azalmasını sağlamak için kullanılmaktadır. İlaç tedavisini kestikten sonra endometriyozise bağlı bulguların tekrarlayacağını göz önüne almak gerekir. İlaç tedavisini daha çok henüz gençlik çağında olan kadınlar için önermekteyiz. Kullanılan ilaçların endometriyozisi tedavi edici özelliği yanında maalesef yan etkileri de olmakta hatta bazen tedaviyi yarıda bırakmaya yol açmaktadır.

Paylaşın

Dış kulak yolu iltihabı nedir? Tedavisi

Akut veya kronik olarak seyredebilen Dış Kulak Yolu İltihabı (Eksternal Otit), kulağın dış kulak yolu olarak adlandırılan bölümünde ortaya çıkan iltihabi durumdur. Dış kulak yolu kulak kepçesi ile kulak zarı arasında bulunur.

Dış kulak yolu, sıcak ve nemli bir alandır. Bu durum da bakteri ve mantarların üremesini ve kolayca hastalık oluşmasına yol açabilmektedir. Genellikle yaz aylarında görülmekle birlikte yılın her mevsiminde görülebilen dış kulak yolu iltihabı, dış kulak yolunu döşeyen derinin ve kulak zarı dış yüzeyinin iltihabıdır. Orta kulak iltihabından farklıdır. Dış kulak yolu iltihabı diğer bir adıyla Eksternal Otit; enfeksiyon, alerjik veya dermatolojik nedenlerden kaynaklanabilmektedir. Ancak dış kulak yolu iltihaplarının en sık nedeni mantar veya bakteriyel enfeksiyonlardır.

Belirtileri;

Dış kulak yolu iltihabı belirtileri kaşıntı, zonklayıcı tarzda ağrı, tıkanma, akıntı şeklindedir. Bu belirtilere kimi zaman ateş de eşlik edebilmektedir. Kulak ağrısı boyun ve göz çevresine yayılabilir. Çiğneme gibi kulağın hareket ettiği hareketler ve kulak yolunun hemen önündeki kıkırdak çıkıntıya bastırmak ağrının artmasına yol açabilir.

  • Dış kulakta kaşıntının yanı sıra sarı, sarı-yeşil renkli ve kötü kokulu akıntı, iltihaplı veya kötü kokulu ağrı, tıkanıklık gibi semptomlar görülebilir
  • Kulak ve kulak yolunda kızarıklık ve şişlik olabilir
  • Kulak derisi pullu ve döküntülü görülebilir
  • Dış kulak yoluna dokunmak veya hareket ettirmek ağrıyı arttırır

Bu tür belirtilerin görülmesi ile birlikte vakit kaybedilmeden doktora başvurmak gerekir.

Teşhisi;

Genellikle hastanın şikâyetleri ve kulak muayenesi ile dış kulak iltihabı aile hekimi tarafından kolay bir şekilde teşhis edilebilir. Enfeksiyon ileri bir aşamadaysa veya dirençliyse bir kulak burun boğaz uzmanı tarafından daha fazla değerlendirmeye ihtiyaç duyulabilir.

Kulak zarınızın hasar görmesi veya yırtılması durumunda aile hekimi hastayı bir kulak, burun ve boğaz uzmanına (KBB) yönlendirir. KBB uzmanı enfeksiyonun orta kulak kaynaklı olup olmadığını belirlemek için orta kulağın durumunu inceler. Bu kulak muayenesi önemlidir; çünkü dış kulak iltihabında uygulanan tedaviler orta kulak için uygun değildir.

Tedaviye cevap vermeyen olgularda  enfeksiyon nedeni mikroorganizmanın tam olarak belirlenmesi için kulaktan akıntı veya döküntü örneği alınarak laboratuvara gönderilmesi gerekebilir.

Tedavisi;

Tedavide amaç enfeksiyonu durdurmak ve kulak kanalının iyileşmesini sağlamaktır. Tedavide çeşitli kulak damlaları kullanılır. Dış kulak yolunun temizlenmesi, kullanılan damlanın tüm alanlara ulaşabilmesine yardımcı olmak için gereklidir. Bu amaçla kulaktaki akıntılar, kulak kiri birikintileri ve diğer kalıntıları temizlemek için bir vakum cihazı veya kulak küreti kullanılır. Çoğu olguda iltihabın türüne ve ciddiyetine bağlı olarak, tedavi için aşağıdaki bileşenlerin kombinasyonunu içeren kulak damlaları kullanılır:

  • Kulağın normal antibakteriyel ortamını geri kazanmaya yardımcı olan asidik çözeltiler
  • İltihabi durumu azaltmak için steroidli damlalar
  • Bakterilere karşı savaşmak için antibiyotik içeren damlalar
  • Daha ciddi bakteriyel enfeksiyonlarda ağızdan antibiyotik tedavisi
  • Mantarın neden olduğu bir enfeksiyonla savaşmak için antifungal ilaçlar

Bunlara ek olarak kulak ağrısı için ağrı kesici ilaçlar reçete edilebilir. Kulakta cilt altı irin toplanması varsa steril bir iğne ile delinerek boşaltılması gerekebilir.

Önlemler;

Dış Kulak Yolu İltihabını önlemenin en güvenli yolu, kulak yolunun savunma mekanizmalarının iyi çalışmasını sağlamaktır. Bazı ipuçları yardımcı olabilir.

  • Kulak çubuğu, ataç, sıvı veya sprey maddeler veya parmağınızı kulak yoluna sokmayın. Bu işlem dış kulak yolu derisini zedeleyebilir. Eğer, kulağınız kaşınırsa doktorunuza danışınız
  • Kulak kirini (mumunu )çıkarmaya çalışmayın. Eğer, işitmenin etkilendiğini hissediyorsanız, herhangi bir diğer nedenin bulunup bulunmadığını değerlendirmek amacı ile doktorunuza danışınız
  • Kulaklarınızı mümkün olduğu kadar kuru tutmaya çalışın. Yüzme veya duş almadan sonra kulaklarınızı havlu ile kurulayın. Başınızı ve kulak kepçelerinizi hareket ettirmeye çalışarak suyun dışarı akmasını sağlayın. Düşük derecede ayarlanmış, saç kurutma makinesi, kulak yolunu kurutmada yardımcı olabilir, ancak kulağınızdan 30 cm. uzakta tutun
  • Sık tekrarlayan dış kulak yolu iltihabınız oluyorsa yüzme sırasında ise başlık kullanarak suyun kulaklarınıza kaçmasını engelleyebilirsiniz. Kulak tıkacı, kulaklarınızın iltihaplanmasına olanak sağlayabilir
Paylaşın

Ödem (edema) nedir? Tedavisi

Pek çok nedene bağlı oluşan ve vücudun hemen hemen her yerinde gelişen Ödem (Edema), başta ciltte olmak üzere vücudun farklı dokularında sıvı birikmesi sonucu gelişen şişlik durumuna denir.

Farklı bir tanımla Ödem, deri ve diğer dokularda, hücreler arası mesafede, normalde bulunması gerekenden daha fazla sıvı bulunmasıdır.

Normal insandaki vücut sıvıları çeşitli güçlerin etkisi ile belirli alanlarda bulunurlar. Bu alanların başlıcaları; kan damarları, hücreler, hücreler arası mesafe, beyin omurilik mesafesi, karın boşluğu, akciğer, kalp zarı, eklem içi gibi alanlardır.

Ödem neden olur? 

​​​​Ödem, vücudunuzdaki küçük kan damarlarının (kılcal damarlar) sıvı sızdırması nedeniyle oluşur. Sızan sıvı, damar çevresindeki. dokularda birikir ve şişmeye neden olur. Kalp, karaciğer ve böbrek hastalıklarında ortaya çıkan ödem, vücuttaki fazla sıvıyı tutan tuzun atılamamasından kaynaklanır. Hafif ödem vakaları şunlardan kaynaklanabilir:

  • Çok uzun süre aynı pozisyonda oturmak veya yatmak
  • Çok fazla tuzlu yiyecek yemek
  • Adet öncesi hormonal değişim
  • Hamilelik

Ödem ayrıca bazı ilaçların yan etkisi olarak ortaya çıkabilir. Bu ilaçlardan bazıları:

  • Yüksek tansiyon ilaçları
  • Nonsteroidal antiinflamatuar ilaçlar
  • Steroidler
  • Östrojenler
  • Tiazolidinedionlar adı verilen bir grup diyabet ilacı

Ödeme neden olan hastalıklar;

  • Kalp yetmezliği
  • Böbrek yetmezliği, böbreklerden idrar ile aşırı protein kaçağı (nefrotik sendrom)
  • Karaciğer yetmezliği (siroz gibi)
  • Tiroid bezinin az çalışması (hipotiroidi)
  • İlaçlar (bazı tansiyon, şeker, kemoterapi ilaçları, ağrı kesiciler gibi)
  • Bacak toplar damarlarında pıhtı oluşması (venöz tromboz) veya varis varlığı
  • Lenfödem (enfeksiyon, tümör, cerrahi nedenli)
  • Bacak cildinde enfeksiyon (sellülit gibi)

Ayrıca tuz tüketiminin fazla olması, obezite, uzun süre ayaklar sarkık durumda hareketsiz oturmak (uzun seyahatler, uzun süre hareketsiz ayakta veya oturarak çalışmak gibi), gebelik ve kadınlarda menstruasyon (regl) dönemi öncesi ve sırasında ödem gelişebilmektedir.

Kimlerde görülür, kimler risk altında?

Az hareket eden, obez, diyabetik, tuzlu ve karbohidrattan zengin beslenen, depresif, gergin ruh hali ve mizaca sahip kimselerde ve menopoz dönemine yakın olan kadınlarda gerek dolaşımın yavaşlaması, vücuttaki yağ kitlesinin su tutması ve hormonal değişiklikler ve bilinmeyen diğer mekanizmalar ile ödem gelişme riski daha fazladır.

Ayrıca kalp, böbrek ve karaciğer yetmezliğinde, bacaklarda dolaşım bozukluğu (venöz tromboz, varis, lenfödem gibi), bazı şeker (diabetes mellitus), tansiyon yüksekliği (hipertansiyon) veya antiromatizmal ağrı kesici ilaçları kullanan kimselerde ödem gelişebilmektedir.

Belirtileri;

Ödemin bulunduğu yere göre belirtiler de değişebilmektedir.

  • Akciğer veya kalp zarında sıvı toplanması durumunda nefes darlığı
  • Karın içinde sıvı birikimi olursa karında şişlik, hazımsızlık
  • Ciltte gerilme ve parlaklık artışı
  • Bacak cildinde enfeksiyona bağlı (sellülit gibi) ciltte kızarıklık, ağrı
  • El, yüz ve bacaklarda o bölgede şişme ve hareketlerde zorlanma

Ayrıca üzerine parmakla bastırıldığında basılan yerde geçici süre ile çukur oluşması görülebilir.

Ödem nasıl anlaşılır? 

Ödeme neyin neden olabileceğini anlamak için, doktor öncelikle hastanın şikâyetleri ve tıbbi geçmişi hakkında sorular sorar. Daha sonra fizik muayene yaparak altta yatan nedeni saptamaya çalışır. Genellikle öykü ve fizik muayene tanı için yeterlidir. Bazı durumlarda kesin tanı için röntgen filmi, ultrason muayenesi, manyetik rezonans görüntüleme, kan testleri veya idrar analizi gibi görüntüleme yöntemleri ve kan testleri gerekli olabilir.

​Tedavisi;

Hafif ödem genellikle kendi kendine geçer. Etkilenen uzvun kalp seviyesinden yukarıda tutulması ile süreci hızlandırmak mümkündür. Daha şiddetli ödem varlığında ise diüretik adı verilen ve vücudun idrar yoluyla vücutta biriken aşırı sıvıyı atmasına yardımcı olan ilaçlarla tedavi edilebilir. Fakat bu ilaçlar yan etkilere neden olabileceği için hastanın genel sağlık durumu göz önüne alınarak kullanılır. Bu ilaçlar kısa vadeli çözüm sunar. Kalıcı tedavi için ödeme neden olan faktörün belirlenip ortadan kaldırılması gerekir. Örneğin ilaç kullanımı nedeniyle ödem gelişmişse bunların kesilerek başka ilaçların başlanması gerekebilir.

Ödemenin azalması ve tekrar etmemesi için doktora danışarak evde bazı uygulamalar yapılabilir. Bu uygulamalardan bazıları;

  • Ödemden etkilenen bacak ya da kol kaslarının hareket ettirilmesi ve kullanılması fazla sıvının kalbe doğru geri pompalanmasına yardımcı olabilir
  • Vücudun şişmiş kısmını, günde birkaç kez kalp seviyesinin üzerinde tutmak yardımcı olabilir. Bazı durumlarda etkilenen vücut kısmının uyku sırasında  yükseltilmesi bir seçenek olabilir
  • Etkilenen bölgeye sert fakat ağrılı olmayan bir basınç kullanarak kalbe doğru masaj uygulamak  fazla sıvının hareket etmesine yardımcı olabilir
  • Uzuvlarda gelişen ödemin tedavisinden sonra tekrar sıvı birikimini engellemek için kompresyon çorabı, eldiven ya da kolluk kullanımı fayda sağlayabilir
  • Tuz sıvı tutulumunu artırarak ödemi şiddetlendirebilir. Bu sebeple tuz alımının azaltılması ödemi. kontrol altına almada etkili olabilir

Ödem önlenebilir mi? Öneri…

Tuz ve karbonhidrat tüketimi azaltmak, düzenli egzersiz yapmak, aynı pozisyonda uzun süre hareketsiz kalmamak, ofiste veya uzun seyahatlerde 1-2 saatte bir 35-40 saniye dar alanda yürüyüş veya kol ve bacakları hareket ettirmek, şişmiş alanları ek basınç, yaralanma ve aşırı sıcaklardan korumak önemli.

 

 

Paylaşın

E. Coli (Koli Basili) nedir, nasıl bulaşır? Tedavisi

Tıbbi adı Escherichia Coli olan Koli Basili olarak da bilinen E. Coli genel olarak insan ve hayvanların bağırsaklarında bulunan bir bakteridir. E. Coli, bulaştığı zaman ciddi şekilde hastalanmanıza neden olabilir.

E. Coli çevremizde ve yiyeceklerde de bulunur. E. Coli normalde bağırsaklarınızın içinde yaşamasına karşın bazı tipleri bağırsaklardan kana karışabilir. Bu durum ciddi hastalıklarla sonuçlanabilir. Bakteri genellikle yaz aylarında sık rastlanan E. Coli enfeksiyonuna sebep olabilir. Normal şartlarda insan sağlığı için tehdit oluşturmayan bu bakterinin EHEC (Enterohemorajik E. Coli) grubuna dahil E. Coli 0157:H7 türü hayati tehlikeye sebep olabilir.

E. Coli nasıl bulaşır?

  • Gıdalar ile bulaşma; E. Coli bakterisi sığır ve koyun eti de dahil olmak üzere çeşitli etlerde bulunabilir. Bakteri, kesim sırasında hayvanların mide ve bağırsaklarından etlere bulaşabilir. Hayvan çiftliklerinden gelen mikroplu su, tarlalara erişirse mikrop, tarım ürünlerine de bulaşabilir. Yeşil yapraklı sebzeler özellikle E. Coli riski taşır.
  • Sudan bulaşma; E. Coli bakterisi doğru bir şekilde arıtılmamış suların içilmesiyle kolayca bulaşabilir.
  • Bakteriyi taşıyan kişiyle temas; E. Coli kişisel hijyenin ve ev hijyeninin yeterli olmadığı durumlarda, özellikle de tuvaletlerde kişiden kişiye geçebilir.

Belirtileri; İnsanlar genellikle koli basili mikrobunu aldıktan 3-4 gün sonra hastalanırlar.

  • Şiddetli mide krampları
  • İshal
  • Kanlı ishal
  • Kusma
  • Ateş

Hastalık genellikle 5-7 gün sürer. Ancak Enterohemorajik Escherichia coli (EHEC), Shiga toksin üretir ve şiddetli karın ağrısı, ishal ve kanlı ishale sebep olabilir. Bu ayrıca Hemolitik üremik sendrom (HÜS) denilen bir böbrek yetmezliği durumuna da yol açabilmektedir. Hayati tehlike arz eder. Hemen bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır.

En yaygın sebepleri;

  • Kirli gıdalar
  • Kirli su
  • Temizlik koşullarına uyulmaması
  • Uygun olmayan şartlarda yiyecek saklamak ve pişirmek

Kimler için risklidir;

  • Bağışıklık sistemi zayıf kişiler
  • Yenidoğan bebekler
  • Küçük çocuklar, bebekler ve yaşlılar

Tedavisi;

Sık görülen bir sağlık problemi olmasına rağmen E. Coli enfeksiyonunun günümüzde bir tedavisi yoktur. E. Coli tedavisi sırasında yapılması gereken, hastanın dinlenmesi, vücudun susuz kalmasını ve bitkin düşmesini önlemek için bol bol sıvı tüketmesidir. İshal ilacı alınması önerilmez çünkü bu, vücudun toksinleri atmasını yavaşlatır.

Önlemleri;

  • El yıkamak
  • Yemek hazırlarken temizlik kurallarına dikkat etmek
  • İyi pişmiş et, pastörize süt ve süt ürünleri, iyi yıkanmış sebze tercih etmek
  • Temiz su içmek
  • Havuza girmeden önce ve sonra duş almak, havuzda çocukların su yutmamasını sağlamak
  • Bu bakteri gıdaların 70°C ve üzerinde sıcaklıkta pişirilmesiyle yok edilebilir
  • Tuvaletlerin temiz olması ve giriş çıkışta sabunla el yıkamak önemlidir
Paylaşın

Egzema nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Çok yaygın olarak görülen ve sebebi bilinmeyen Egzema, dışarıdan gelen veya içten kaynaklanan bazı faktörlerin tetiklemesine bağlı deride oluşan ödem, kaşıntı, sulantı, kızarıklık, kepeklenme ve kümelenmiş papüloveziküllerle karakterize bir hastalıktır.

Yaygınlığına rağmen egzamanın sebepleri ve kesin tedavisi ile ilgili tıp dünyasının halen net bir uzlaşma yoktur. Egzamanın daha çok kalıtsal olduğu düşünülmektedir ve hastaların çoğunda ortak belirtiler gözlenir. Bu nedenle hastalığın belirtilerinin iyi bilinmesi erken teşhis ve tedavi başarısı için önemlidir. Kesin tedavisi bulunmamasına rağmen hekimin önerdiği uyarı ve önlemlere uyulması sorunun çözümü için önemlidir.

Bulaşıcı mıdır?

Egzama bulaşıcı bir hastalık değildir daha çok alerjik bir reaksiyondur fakat çeşitli sebeplerle vücudun farklı bölgelerine hızla yayılabilir veya iyileşmiş hastalık yeniden tekrarlayabilir.

Kendiliğinden geçer mi?

Atopik egzama en çok küçük çocuklarda ve bebeklerde görülür; ama çocuk büyüdükçe genellikle kendiliğinden geçer. Çok nadir olarak yetişkinlikte de devam eder. Diğer egzama türleri ise doğru tedavi  uygulandığında çoğunlukla iyileşir.

Nedenleri;

  • Tahriş edici maddeler; Bunlar arasında sabunlar, deterjanlar, şampuanlar, dezenfektanlar, taze meyve, et veya sebze suları bulunur
  • Alerjenler; Toz akarları, evcil hayvanlar, polenler, küf ve kepek egzamaya yol açabilir
  • Mikroplar; Bunlar arasında stafilokok aureus gibi bazı bakteriler, virüsler ve bazı mantarlar bulunur
  • Sıcak ve soğuk hava; Çok sıcak veya soğuk hava, yüksek ve düşük nem ya da egzersiz sonucu aşırı terleme egzamaya neden olabilir
  • Gıdalar; Süt ürünleri, yumurta, kabuklu yemişler ve tohumlar, soya ürünleri ve buğday egzamayı tetikleyebilir.
  • Stres; Bu, egzamanın doğrudan bir nedeni değildir, ancak semptomları daha da kötüleştirebilir
  • Hormonlar; Kadınlar, hormon düzeylerinin değiştiği zamanlarda, örneğin gebelik sırasında ve adet döngüsünün belirli noktalarında, artan egzama belirtileri yaşayabilirler

Belirtileri;

  • Ciltte kızarıklık, şişlik, minik su toplayan kabarcıklar ve sulanma
  • Ciltte şiddetli kaşıntı, kepeklenme ve yanma
  • Bazı hastalarda sadece kaşıntı ve yanma yakınması olabilir
  • Başlangıçta deride kepeklenme ve kabuklanma olurken sonra kuruma ve kalınlaşma
  • Deride renk değişikliği ve çatlama

Çeşitleri;

Atopik dermatit; Atopik dermatit en sık görülen egzama türüdür. “Atopik” terimi, egzama, astım ve / veya saman nezlesi geliştirme konusunda kişisel ve ailevi bir eğilimi ifade eder. Genellikle çocukluk döneminde başlar ve azalarak yetişkinlikte biter.

Atopik dermatit cildinizin doğal bariyeri zayıfladığında oluşur ve cildiniz sizi yıpratıcı dış etkenler ve alerjenlere karşı korumakta zorlanır. Çocuklarda dirsek ve diz kıvrımlarında, bebeklerde kafa derisi ve yanaklarda oluşan döküntülerle kendini gösterir.

Kontakt dermatit; Kontakt dermatitte dokunduğunuz bazı maddelerin (deterjan, çamaşır suyu, takılar, lateks, nikel, boya, bazı bitkiler…) oluşturduğu reaksiyona bağlı cildinizde kızarma ve tahriş oluşur. İki tip kontakt dermatit vardır:

  • Alerjik kontakt dermatit, lateks veya metal gibi maddelerin vücudumda alerjik tepki oluşturması durumudur ve bağışıklık sistemi ile ilgilidir.
  • İrritan (Alerjik olmayan) kontakt dermatit, cilt bariyeriniz kimyasal veya diğer maddelere karşı sizi koruyamadığında ortaya çıkar.

Dishidrotik egzama; Dishidrotik egzama, ellerinizde ve ayaklarınızda küçük kabarcıkların oluşmasına neden olur. Kadınlarda erkeklerden daha yaygındır. Ayak ve el parmaklarında, avuç ve ayak tabanlarında kabarcıklar oluşur. Cilt pul pul dökülebilir. Bazı maddelere karşı oluşan alerji, el ve ayakların uzun süre nemli kalması ve stres dishidrotik egzamaya neden olabilir.

El egzaması; Sadece ellerinizi etkileyen bir egzama türüdür. Eğer cildinizi tahriş edebilecek kimyasallara düzenli olarak maruz kalıyorsanız, örneğin, kuaför veya temizlik çalışanı iseniz el egzaması yaşama riskiniz daha yüksektir. Elleriniz kızarır, kaşınır ve kurur. Ayrıca ellerinizde çatlaklar ve kabarcıklar oluşabilir.

Nörodermatit; Nörodermatit atopik dermatite çok benzer. Genellikle farklı tiplerde egzama veya sedef hastalığı olan kişilerde görülür. Kollar, bacaklar, boyun, kafa derisi, ayağın alt kısımları veya cinsel organlarda kalın, pullu lekeler oluşur. Bu lekeler kaşıntılıdır ve enfekte olabilir. Nörodermatite neyin sebep olduğu tam olarak bilinmemektedir ama stres tetikleyici olabilir.

Numuler egzama; Bu tip egzama cildinizde oluşan yuvarlak, bozuk para şeklinde lekelere neden olur.  Nummular egzema diğer egzama türlerinden çok farklı görünür ve çok kaşınabilir. Numuler egzema bir böcek ısırığı veya alerjik bir reaksiyona tepki olarak tetiklenebilir. Cilt kuruluğu da bu hastalığa sebep olabilir. Atopik dermatit gibi başka tür bir egzama sorununuz varsa numuler egzama olma riskiniz daha da yüksektir.

Staz dermatiti (varis dermatiti); Staz dermatiti, kanın zayıflamış damarlardan cildinize sızmasıyla olur. Staz dermatiti, bacakların alt kısmında kan dolaşımı problemleri olan kişilerde olur. Kuvvetli kan akışı basınç oluşturur ve kanın bir kısmı damarlardan dışarı sızar. Bu durumda bacaklar şişebilir ve varisli damarlar oluşabilir. Bacaklarda ağrı, ciltte kuruma, kaşıntı ya da yara oluşumu en tipik belirtileridir.

Stres egzaması; Stres nedeniyle oluşan deri hastalıkları içinde en sık görüleni ‘stres egzaması’ diye bilinen ‘liken simpleks kronikus’ dur. Bu hastalık başlangıçta görünür herhangi bir bulgu olmaksızın kişinin kaşıntı duyması ve sürekli kaşıntı ve sürtünme sonucu ortaya çıkan belirtilerle karakterizedir.

Kaşınan bölgelerde zamanla kızarıklık kepeklenme ve deride kösele benzeri kalınlaşma ile birlikte pul pul deri dökülmeleri ve kabuklu yaralar ortaya çıkar. Vücudun herhangi bir yerinde görülebilmekle birlikte en sık saçlı deri ense sınırında, sırtta kürek kemiklerinin üzerindeki deride ve bacaklarda ortaya çıkar. Deride kalınlaşma ve deri renginde koyulaşma bazen yıllarca sürebilir.

Tedavisi;

Egzamanın kesin bir tedavisi yoktur. Bazen kendiliğinden iyileşir, bazense ömür boyu devam edebilir. Tedavi, cildin sorunlu bölgesini iyileştirmeyi ve semptomları azaltmayı amaçlar. Genellikle hastanın yaşına, belirtilerine ve mevcut sağlık durumuna uygun bir tedavi planı oluşturulur.

Egzama evde tedavi;

  • Banyo alışkanlıklarınızı değiştirin: Ilık banyoyu tercih edin. Çok sıcak su cildinizi kurutacaktır. Nemi vücudunuza hapsetmek için 3 dakika içinde hızlıca nemlendirin. Yeşil sabun ya da defne sabunu gibi doğal sabunları tercih edin. Duş jeli kullanmayın. Banyo sonrası cildinizi yumuşak bir havluyla sürtmeden nazikçe kurulayın
  • Pamuklu, yumuşak kıyafetler giyin: Sentetik, sert ya da lifli kumaşlardan kaçının
  • Yarayı kaşımayın: Egzamalı bebeklerin ellerine pamuklu kumaşlardan dikilmiş parmaksız eldivenler takın.
  • Vücudunuzu her gün nemlendirin: Özellikle kuru ve soğuk havalarda nemlendirici kullanın
  • Kullandığınız nemlendiricinin cildinizle uyumlu olmasına dikkat edin. Mümkünse doktorunuza danışın
  • Tırnaklarınızı kısa tutun: Egzamalı insanların kaşınmamaları neredeyse olanaksız olduğundan, tırnaklarını kısa, temiz ve bakımlı tutmaları, zararı biraz da olsa azaltır
  • Uçuk hastalığı olanlardan uzak durun: Egzamalı deri, uçuk virüsü olan herpes simplekse karşı dirençsizdir; virüs alınırsa enfeksiyon yayılabilir
  • Çiçek aşısı olmayın: Normal insanlara hiçbir zarar vermeyen bu aşı, egzamalı bir çocukta, ölümcül olabilen ateşli bir hastalık yapabilir
  • Tahriş edici maddelerden sakının: Egzamalı ya da egzama geçirmiş insanların derileri çok hassastır. Bu nedenle tahriş edici maddelerden sakınmalıdırlar. Bu tür maddelerle çalışmak zorunda kalanlar lastik eldiven ve yüz maskesi gibi basit önlemlerle korunmalı; gençler meslek seçerken yağlar, boya ve şampuan gibi malzemelerle çalışmak zorunda kalacakları meslekleri seçmemelidir
  • Egzamanın nedeni alerjiyse, alerji yapıcı maddeden korunun: Egzamalı bir bebeğe, inek sütü veriliyorsa, inek sütünü kesip ya anne sütü verilmeli ya da keçi sütü (inek sütüne göre daha az alerjiye yol açtığı saptanmıştır) ve özel süttozu gibi bir besinle beslenmelidir

Yumuşatıcı preparatlar;

  • Kremler: Yağ ve su karışımı içerir ve cilde serinlik hissi verir. Bu nedenle egzama olan birçok insan, gündüz kullanımı için kremleri tercih eder. Bütün kremler koruyucu maddeler içerir ve insanlar yaygın olmasa da, bu koruyucu maddelere duyarlı olabilirler.
  • Merhemler: Koruyucu içermezler. Merhemler çok yağlı olabildikleri için bazı insanlar kullanmakta zorlanabilirler. Ancak, cildin nemini korumasında çok etkili olduklarından, çok kuru ve sertleşmiş ciltler için faydalıdırlar. Merhem sulanmış cilt üzerinde kullanılmamalıdır. Böyle bir durumda krem ​​veya losyon tercih edilmelidir.
  • Losyonlar: Kremlerden daha fazla su ve daha az yağ içerirler, ancak cildi nemlendirmede çok etkili değildirler. Bununla birlikte, vücudun tüylü bölgeleri için daha faydalıdırlar ve daha rahat kullanılırlar.

Kortizon preparatları; Bazı egzama vakalarında, yumuşatıcıların düzenli kullanımı, durumu kontrol altında tutmak için yeterli olabilir. Ancak daha şiddetli seyreden durumlarda egzama semptomlarını kontrol altına almak için kortizon preparatı kullanmak gerekebilir. Topikal steroid kremler, ciltte oluşan şiddetli kızarıklık ve kaşıntılar için en yaygın kullanılan tedavidir; kısa süreli kullanılan ilaçlardır ve yumuşatıcılar ile birlikte kullanılmalıdırlar.

Topikal immünomodülatörler; Kaşıntı kontrol altına alındıktan sonra kortizon kremi olmadığı aralar vermek, cilt de yan etkileri önlemek için gereklidir. Immünomodülatörler diye adlandırılan (Elidel ve Protopic) kortizon katkısız egzama kremleri, kortizon kremleri yerine iyi alternatifler olabilir. Bunlar günde 2 kez uygulanır.

Bariyer kremler; Cilt bariyeri kremleri, sağlıklı cilt bariyerlerinde doğal olarak bulunan maddeler olan lipidler ve seramidleri içerir. Kirleri dışarıda tutarken nemi hapsetmek için deri üzerinde koruyucu bir tabaka oluştururlar. Böylece egzamalı cilt daha kolay iyileşir ve yanma, kuruluk ve kaşıntı dahil olmak üzere semptomlara daha dirençli hale gelir. Bariyer kremler reçeteli ve reçetesiz olarak satılır. Ancak bu kremleri mutlaka doktor kontrolünde kullanmanız gerekir.

Diğer egzama ilaçları; 

  • Sistemik kortikosteroidler; Topikal tedavilerin etkili olmaması durumunda sistemik kortikosteroidler reçete edilebilir. Bu ilaçlar damar ya da ağız yoluyla alınır ve sadece kısa süreler için kullanılırlar.
  • Antibiyotikler; Egzama, bakteriyel bir cilt enfeksiyonunun yanında ortaya çıkarsa, bunlar reçete edilir.
  • Antiviral ve antifungal ilaçlar; Bunlar meydana gelen mantar ve viral enfeksiyonları tedavi edebilir.
  • Antihistaminikler; Geceleri aldığınızda, bu ilaçlar kaşıntıyı hafifletir ve uyumanıza yardımcı olabilir.
  • Topikal kalsinörin inhibitörleri; Bu ilaçlar bağışıklık sisteminin aktivitelerini baskılar. Enflamasyonu ve belirtilerin şiddetini azaltır. Atakları önler.

Islak bandaj (wet wrap); Islak bandaj, başka bir kaşıntı önleyici tedavi şeklidir, ve özellikle gece kaşınmaları için uygundur. Cilt iyice yağlanmadan önce bir kat sıcak, ıslak Tubifast bandajıyla, ve üstü kuru bandajla tekrar kapatılması ilkesine dayanır (sadece “Tubifast”- bandajı kullanın çünkü normal pansuman bezleri (doğal lifli) ve bandaj nemi korumaz). Islak bandaj (wet wrap) bir kaşıntı önleyici tedavi şeklidir, ve özellikle gece kaşınmaları için uygundur.

Fototerapi; Ultraviyole (UV) ışın, orta ya da şiddetli egzama tedavisinde yardımcı olabilir. UV ışınları bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermemesine yardımcı olur. Fakat bu tedavi cildinizi yaşlandırabilir ve cilt kanseri riskinizi artırabilir. Bu yüzden doktorlar mümkün olan en düşük dozu kullanır ve bu tedaviyi aldığınızda cildiniz yakından izlenmesi gerekir. İki tip fototerapi vardır:

UV ışık terapisi: Bir dermatoloğun ofisinde, cildiniz UVA ışınlarına, UVB ışınlarına veya her ikisinin bir karışımına maruz kalır. Bazen aynı zamanda cildinizde kömür katranını ovuşturursunuz. Aldığınız tedavinin türüne bağlı olarak haftada iki ila beş kez uygulamak gerekebilir.

PUVA tedavisi: Bu tedavide, cildi UVA ışığına daha duyarlı hale getiren reçeteli bir ilaç olan psoralen alırsınız. Sadece UV terapisinden sonuç alamayan hastalara önerilir.

Paylaşın

Eklampsi nedir? Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Hamilelik zehirlenmesi yaşayan hastanın, nöbet (kriz) geçirmesi durumuna Eklampsi denir. Eklampsi her ne kadar nadir olarak görülse de, genel anlamda tahillerde hastalığın olası belirtilerine dikkat etmeli ve erken tanı ile hasta hemen tedavi altına alınmalıdır.

Eklampsi; hamilelik öncesinde beyin ile ilgili herhangi bir rahatsızlığı olmayan ancak hamilelik döneminde yaşanması muhtemel nöbetlerdir. Eklampsinin komplikasyonu olan Preeklampsi ise gebelikte ciddi bir rahatsızlıktır. Preeklampsi gebeliğe bağlı olarak gelişen yüksek tansiyon, idrarda fazla miktarda protein gelişmesi olarak açıklanır.

Eklampsi genellikle erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. Ancak hastalık belirtileri normal şartlarda fark edilmez ve sinsi bir ilerleme olursa, tedavi de bu aşamada zorlaşır. Hastalıkla birlikte yaşanacak nöbetler koma aşamasına kadar gidebilir. Hastalarda kalıcı beyin hasarı, hatta bazı ileri durumlarda anne karnında bebek kayıplarına kadar durum ilerleyebilir.

Eklampsi ne zaman görülür?

Eklampsi krizlerinin yaklaşık %80’i, doğumun yapılması esnasında ve doğumun tamamlanmasının ardından ilk 2 gün içerisinde görülür. Hamilelik dönemi içerisinde ki 20. Haftanın ardından da görülmektedir. Hamileliğin 20. haftasından önce görülmesi çok fazla karşılaşılan bir durum değildir. Ancak gene de çok az da olsa, doğumun gerçekleşmesinin ardından geçen uzunca bir müddetin ardından da ( yaklaşık 2 veya 3 hafta sonra) görülen vakalar, dataların arasında yer almaktadır.

Belirtileri;

  • Sara nöbetine benzer şekilde titreme nöbeti, zangırdamak
  • Baş ağrısı
  • Bilinç kaybı
  • Görme sorunları, eklampsinin en yaygın belirtilerinden

Ancak eklampsinin bazı belirtileri preeklampsi ile benzer de olabilir. Bunlar arasında;

  • El, ayak ve yüzde şişkinlik
  • Mide bulantısı
  • Kilo almada artış
  • İşeme güçlüğü gibi durumlar var

Teşhisi;

Eklampsi tanısını yaptıran nöbet geçirmenin görülmesidir. Nöbet gerçekleşmeden, hiçbir suret ile eklampsi tanımlaması yapılamaz. Nöbet haricinde ne gibi bulgular olur diye soracak olursanız; Karaciğer enzimlerinde yükselme, platelet (trombosit) sayısında düşme, tansiyon yükselmesi, idrarda aşırı protein atılımı (proteinüri), idrar miktarında azalma (olüguri), hiç idrar çıkarmama (anüri) rastlanan diğer bulgular arasında yer almaktadır.

Tedavisi;

Preeklampsi gebeliğin 37. haftasından önceki dönemde teşhis edilirse, eklampsi belirtilerine bağlı olarak hamileye yatak istirahatı, ilaç tedavisi ya da  hastanede tedavi olması önerilir. Hastalıktan kaynaklanacak olan nöbetlerin önüne geçmek için ise antikonvülsif ilaç türevleri kullanılır. Bunun yanı sıra antihipertansif ilaçlar ile kan basıncı, yani tansiyon düşürülür.

Bozulmuş olan karaciğer – trombosit fonksiyonlarını düzeltmek için de kortikosteroid türevleri  verilebilir. Bu dönemde önemli olan hastalık ile ilgili belirtiler oluştuğunda atlanmadan incelenmesi ve de hastalık süresinde hastanın yakın takip edilmesidir. Şiddetli preeklampsi veya eklampsi için acil bir durum meydana gelirse, sezaryen ile doğum önerilebilir. Hamilelik sırasında ortaya çıkan preeklampsi ve eklampsi için tek kesin tedavi, bebeğin doğumu olacaktır. Bu nedenle normal doğum için zorlanılmamalıdır.

Doğum sırasında yaşanabilen eklampsi için doktorun teşhis koyması zor olabilir. Çünkü belirtiler felç ile çok benzer şekilde ilerleyebilir. Yüz kasları, kol kasları veya yüzünüzde hissizlik olursa, ilk önce felçten şüphe edilir. Bilgisayarlı beyin tomografisi çekilerek kesin neden tespit edebilir. Tansiyon 180/120 mmHg’dan yüksekse, ilk etapta doktor kasılma riskini azaltmaya ve kan basıncını düşürmeye çalışacaktır. Bu şekilde hasta kontrol altında tutulmaya çalışılır ve gözlem altına alınır.

Eklampsi bebeği nasıl etkiler?

Eklampsi, direkt olarak plasentayı etkiler. Damarlardaki kan akışını yavaşlattığı için bebeğin sağlıklı bir şekilde anne karnında kalmasını sağlayan plasentanın beslenmesi engellenir ve çalışma prensibini bozar. Bu gibi durumlarda bebek düşük doğum ağırlığıyla ya da başka ciddi sağlık sorunlarıyla doğabilir. Bu nedenle uzmanlar eklampsi geçiren anne adaylarının hemen doğuma alınmasını sağlarlar.

Eklampsi nasıl önlenir?

Yüksek tansiyonunuz veya preeklampsi – eklampsi için risk oluşturan mevcut bir hastalığınız varsa, hamile kaldığınız zaman ve hamilelik süresinde kendinize çok iyi bakmanız ve bazı durumlardan kaçınmanız gerekecektir. Genellikle normal bir hayata devam edin denilen hamilelik dönemi maalesef eklampsi belirlendiğinde olmayacaktır. Dinlenme ve sağlıklı düzgün beslenme gerekir. Hastalığı tetikleyici dış etkenler engellenmelidir. Hamilelik öncesinden itibaren başlayan tetkik ve tahlillerinizde bu hastalığın belirtilerine özellikle dikkat edilmelidir.

Paylaşın

Eğri Boyun (Torticollis) nedir? Tedavisi

Kelime anlamı olarak eğri boyun anlamına gelen Tortikollis, boynun eğik veya dönük olması durumudur. Boyunun bir tarafındaki kasın diğer taraftan kısa olmasından dolayı kaynaklanır. Tanısı kolaylıkla konulur.

Tortikolisin nedeni tam olarak bilinmese de bu rahatsızlığın yaşanmasında ailesel faktörler ve yatkınlıklar çok önemlidir. Bunun yanında kalça çıkığı, doğuştan çarpık ayak ve boyun omurlarının çıkığı gibi birçok rahatsızlıkla birlikte görülebilir.

Neden oluşur?

Kas kaynaklı doğumsal boyun eğriliği, ilk kez 1893 yılında Cheselden tarafından tariflenmiştir. Geçmişte kas içinde kitle de görüldüğünden kas içine olan kanamaya bağlı hematomun bağ dokusuna dönüşmesi (fibrozis) ile oluştuğu ve özellikle makat gelişi gibi bebeğin ters geldiği durumlarda doğum eylemi travması ile tetiklendiği düşünülmüştür. Özellikle kalça çıkığı, yumru ayak ve bazı kas iskelet sistemi doğumsal deformiteler ile sık görüldüğünden genetik kökenler üzerinde durulmuştur. Ancak günümüzde nasıl oluştuğu anlaşılmakla birlikte neden oluştuğu konusu halen bilinmemektedir.

Nasıl anlaşılır?

Tortikolis doğum sonrasındaki 2 – 4. haftalarda ortaya çıkmaya başlar. Bebek başını bir tarafa doğru eğik tutar. Boyunda el ile hissedilen bir şişlik bulunur ve bebek diğer yöndeki boyun hareketlerini yapmakta zorlanır. Şiddetli görülen vakalarda bebeğin yüz asimetrisinde de kayma olabilir.

Tedavisi;

Öncelikle ameliyatsız tedavi denenir. Boyun egzersizleri (alıştırmaları), yüzün her iki omuz hizasına kadar döndürülmesi ile yaptırılan pasif egzersizden oluşmaktadır. Her gün ve yoğun olarak yapılması gereken bu egzersizlerin ideali bir fizyoterapist eşliğinde, aile tarafından yapılmasıdır.

Aile egzersizlerin önemi konusunda uyarılmalı ve eksiksiz yapılması sağlanmalıdır. Hasta önceleri 1 daha sonraları 2 aylık aralarla kontrol edilir. Uygun tedaviden sonra tam düzelme sağlanır. Cerrahi tedaviye nadiren gerek olur.

Cerrahi tedavi; uygun yapılmayan konservatif tedavi sonucu kısa kas ve ilerleyici yüz asimetrisi gelişen ve bir yaşını geçmiş hastalarda 12-15 aylıkken yapılır. Hiç tedavi yapılmamış ve bir yaşın üstünde ilk kez hekime başvuran hastalarda da cerrahi tedavi daha uygundur.

Tedavi edilmezse ne olur?

İnsanoğlu ayakta iken gözler arası çizilen hattın yerle paralel olması gerekir. Boyun eğri ise yüzde ikincil değişikler gelişir. Yüzde gözleri belirgin gösteren bir asimetri gelişir. 7 yaşın üzerindeki çocuklarda ameliyat ile gevşetme yapılsa bile bu asimetri geriye dönmez ve kalıcı olur. Ayrıca omurganın diğer kısımlarında da dengeleyici eğrilikler gelişir. Bu nedenle boyun eğriliği olan bebeğiniz var ve ileride böylesi sıkıntılar yaşamak istemiyorsanız ve ameliyatlara gerek kalmaması için hemen bir doktora başvurarak egzersiz programına başlamanızı öneririz.

 

 

Paylaşın

Ebola nedir? Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Ebola; yarasa, maymun, şempanze, antilop gibi hayvanlardan insanlara bulaşmış, daha sonra insandan-insana bulaşması ile yayılmıştır. Ebola, yüksek ateşe yol açabilen, iç ve dış kanamalarla seyreden ve hayatı tehdit eden bir viral enfeksiyondur.

Ebola ilk olarak 1976 yılında Sudan’ın Nzara ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin Yambuku kentlerinde eş zamanlı 2 salgına yol açmıştır. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde görülen salgın Ebola Nehri yakınında bir köyde meydana geldiğinden hastalığa bu isim verilmiştir. O zamandan bu yana, virüs zaman zaman insanları enfekte etmekte ve birkaç Afrika ülkesinde salgınlara yol açmaktadır.

Nasıl bulaşır?

Ebola virüsünün doğal konakçısı tam olarak bilinmemekle birlikte mevcut bilimsel bulgular doğrultusunda meyve yarasalarının doğal konakçı olduğu düşünülmektedir.

Hastalık insanlara Ebola virüs ile enfekte olmuş hayvanlarla temas yoluyla (genellikle kesme, pişirme, yeme sonrası) veya enfekte olmuş kişinin vücut sıvılarıyla temasla bulaşır. İnsandan insana bulaşma çoğunlukla, enfekte kişilerin kan veya diğer vücut sıvılarının veya sekresyonlarının (dışkı, idrar, tükürük, semen) sağlıklı kişilerin hasarlanmış cildi veya mukoz membranına bulaşması ile olur.

Ayrıca enfeksiyonu taşıyan kişilerin vücut sıvıları ile kontamine materyaller (kirli giysiler, nevresimler, eldivenler, koruyucu ekipman ve kullanılmış enjektörler gibi tıbbi atıklar) veya ortamlar ile temas ile de bulaşma olabilir. Ayrıca EVH’nın cinsel yolla bulaşma yönünden de riski bulunmaktadır. Erkeklerden kadınlara cinsel yolla bulaşması daha güçlü bir olasılıktır.

Belirtileri;

Virüsün bulaşması ile belirtilerin ortaya çıkmasına kadar geçen süre 2 ile 21 gün arasında değişiklik gösterir. Görülebilen önemli belirtilerden bazıları baş ağrısı, vücutta yaygın ağrılar, yüksek ateş, gözlerde konjunktivit, kanamalar, bulantı ve cilt döküntüleridir. Bunlara ek olarak böbrek ve karaciğer fonksiyon bozuklukları da görülebilmektedir. Kan sayımında beyaz kan hücreleri ve trombosit sayısında azalma vardır. Hastalığın başlamasından birkaç gün sonra bile, özellikle mukoza zarlarından kaynaklanan ciddi iç ve dış kanamalar meydana gelebilir.

Görülebilen tüm bu belirtiler ebola hastalığına özgün olmayıp diğer başka ciddi enfeksiyonlarda da ateş, kanama ve organ hasarı meydana gelir. Bu da doktorların başlangıçta doğru bir teşhis koymasını güçleştirir.

Ebola’nın seyrinde, çeşitli sıklıkla çeşitli organlarda yetmezlikler gelişir. Ek olarak beyin iltihabı oluşabilir ve bu prognozu daha da kötüleştirir. Ciddi vakalar septik şoka benzer ve ölüm oranı yüksektir. Hastalıkta ölüm sebebi genellikle kalp yetmezliğidir.

Tanısı;

Özellikle hastalığın erken evresinde, ebola ile sarı humma, lassa humması, dang humması veya sıtma gibi diğer bazı hastalıklar arasındaki ayrım zordur. Bu nedenle şüpheli vakalarda hastalar erken dönemde karantinaya alınmalıdır.

Patojen her şeyden önce kanda ve aynı zamanda deride de tespit edilebilir. Ebola virüsü için incelemek üzere numuneler alınır. Virüse karşı antikor oluşumu genellikle sadece hastalığın ileri evrelerinde oluşur. Ebola virüsü ile çalışmak ve ebola enfeksiyonu olduğundan şüphelenilen hastalardan örnekleri incelemek için sadece çok yüksek güvenlik düzeyine sahip özel laboratuvarlara izin verilir.

Ebola’dan şüphelenilirse, hastanın kan değerleri de yakından izlenir. Ek olarak, kanama veya bozulmuş organ fonksiyonu için yakın takip gereklidir.

Tedavisi;

Şimdiye kadar, ebola için etkili bir tedavi yöntemi bulunamamıştır, bu yüzden ölüm oranı hâlâ çok yüksektir. Aynı şekilde, standart tedavi önerileri de yoktur. Antiviral bir ilaçla tedavi düşünülebilir, ancak benzer viral hastalıkların aksine başarılı olma ihtimali düşüktür.

Bir ebola enfeksiyonu için önemli olan, hastaların yoğun bakım altına alınmasıdır. Başarılı bir tedavi için elektrolit ve sıvı desteği önemlidir. Böbrek yetmezliği için diyaliz gibi hızlı bir organ değiştirme prosedürü başlatılmalıdır. Ancak, ne yazık ki ebolanın ortaya çıktığı ülkelerde (Orta Afrika), bu tür tıbbi müdahaleler çoğu zaman mümkün olmamaktadır.

Alınabilecek önlemler;

Ölümcül bir virüs olmasına rağmen, yakın temasla da bulaşabildiği için, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi (CDC), ellerin sabunla yıkanması, hastalarla temasta eldiven kullanılması, kişiler arası enfeksiyonu engellemek için tek seferlik iğne kullanılması gibi koruyucu önlemler başta olmak üzere, Viral Hemorajik Enfeksiyon Kontrolü başlığı altında, pratik kurallar geliştirmiştir.

Bu kurallar:

  • Aktif vakaların tespit edilip, izole edilmesi
  •  Enfeksiyon şüpheli kişileri 21 günlük kuluçka dönemi boyunca iyice izlenmesi
  • Ölenlerin güvenli hijyen şartlarında defnedilmesi
  • Mevcut vakaların ve geriye dönük olarak tüm vakaların araştırılıp dokümante edilmesi
  • Günlük raporlanmanın yapılması
  • Sağlık çalışanlarının ve hasta yakınlarının kişisel koruyucu ekipmanlarını titizlikle kullanması
  • Güvenli enfeksiyon kontrolü konusunda, halka ve sağlık çalışanlarına eğitimlerin verilmesi

 

Paylaşın