Karın Migreni: Karmaşık Bir Durumu Anlamak

Karın migreni, özellikle çocukları etkileyen, ancak yetişkinlerde de görülebil bir migren türüdür. Karın migreni, tekrarlayan karın ağrısı ataklarıyla karakterizedir, sıklıkla bulantı ve kusma da eşlik eder.

Haber Merkezi / Diğer migren türleri kadar yaygın olarak bilinmese de, karın migrenini anlamak, etkili yönetim ve tedavi için çok önemlidir.

Karın migreni nedir?

Karın migreni, genellikle göbek çevresinde yerleşen şiddetli karın ağrısıyla kendini gösteren tekrarlayan bir rahatsızlıktır. Ağrı bir saatten birkaç güne kadar sürebilir ve sıklıkla mide bulantısı, kusma, iştahsızlık gibi belirtilerle birlikte görülür. Karın migrenleri, tipik migrenlerden farklı olarak genellikle baş ağrısı semptomlarını içermez ve bu da teşhisini zorlaştırır. Bu durum en sık çocuklarda, özellikle ailesinde migren öyküsü olanlarda görülür, ancak yetişkinleri de etkileyebilir.

Nedenleri:

Bulaşıcı/çevresel nedenler: Karın migreninin kesin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte bazı enfeksiyon etkenleri ve çevresel faktörler rol oynayabilir. Viral gastroenterit gibi gastrointestinal enfeksiyonlar, duyarlı bireylerde karın migreni ataklarını tetikleyebilir. Ayrıca hava değişiklikleri veya güçlü kokulara maruz kalma gibi çevresel faktörler de semptomların başlamasına katkıda bulunabilir.

Genetik/otoimmün nedenler: Karın migreninin gelişiminde genetik yatkınlık önemli bir faktördür. Ailesinde migren öyküsü olan çocukların karın migreni geçirme olasılığı daha yüksektir. Bazı araştırmalar, otoimmün rahatsızlıkların da karın migreniyle bağlantılı olabileceğini öne sürüyor; ancak kesin bir bağlantı kurmak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.

Yaşam tarzı ve beslenme faktörleri: Beslenme ve yaşam tarzı tercihleri ​​karın migreni ataklarının sıklığını ve şiddetini önemli ölçüde etkileyebilir. Çikolata, eski peynirler ve işlenmiş etler gibi bazı yiyeceklerin migreni tetiklediği biliniyor. Ayrıca düzensiz beslenme, susuz kalma ve uyku eksikliği de semptomları kötüleştirebilir. Stres ve kaygı da mide-bağırsak rahatsızlıklarına yol açabildiğinden karın migrenine sıklıkla katkıda bulunur.

Belirtileri:

Şiddetli karın ağrısı: Genellikle kramp veya kolik şeklinde tarif edilir, çoğunlukla göbek deliği çevresinde yer alır.
Bulantı ve kusma: Birçok kişide şiddetli bulantı görülür ve bu durum kusmaya yol açabilir.
İştahsızlık: Etkilenen kişiler, atak sırasında yemek yemek istemeyebilirler.
Solukluk: Bazı kişilerde atak sırasında solukluk görülebilir veya cilt renginde değişiklik olabilir.
Yorgunluk: Bir olaydan sonra, insanlar genellikle yorgun veya uyuşuk hissederler.

Tedavisi:

Karın migreni tedavisi genellikle ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişikliklerinin bir kombinasyonunu içerir. Yaygın tıbbi tedaviler şunlardır:

Ağrı kesici ilaçlar: İbuprofen veya parasetamol gibi reçetesiz satılan ağrı kesiciler karın ağrısını hafifletmeye yardımcı olabilir.
Antiemetikler: Ondansetron gibi bulantı ve kusmayı kontrol altına alan ilaçlar, bulantı atağı sırasında faydalı olabilir.
Önleyici ilaçlar: Sık sık karın migreni yaşanıyorsa, sağlık uzmanları beta-blokerler veya trisiklik antidepresanlar gibi önleyici ilaçlar reçete edebilir.

İlaçlara ek olarak, birkaç farmakolojik olmayan tedavi karın migrenini yönetmeye yardımcı olabilir:

Beslenme değişiklikleri: Alevlenmelere neden olan yiyecekleri belirlemek ve bunlardan kaçınmak, atakların sıklığını önemli ölçüde azaltabilir. Bir beslenme günlüğü tutmak, belirli tetikleyicileri belirlemenize yardımcı olabilir.
Yaşam tarzı değişiklikleri: Düzenli egzersiz, yeterli sıvı alımı ve düzenli bir uyku programı genel refahı iyileştirebilir ve migren sıklığını azaltabilir.
Alternatif tedaviler: Bazı insanlar akupunktur, biyofeedback veya gevşeme teknikleriyle rahatlama buluyor.

Karın migreni hakkında sıkça sorulan sorular:

Karın migreninin başlıca belirtileri nelerdir? Karın migreni, şiddetli karın ağrısı, bulantı, kusma, iştahsızlık ve yorgunlukla karakterizedir. Ağrı genellikle kramp tarzında olup göbek çevresinde lokalizedir.

Karın migreni nasıl teşhis edilir? Tanı, hastanın öyküsünün alınması ve fizik muayenenin de dahil olduğu kapsamlı bir klinik değerlendirmeyi gerektirir. Diğer durumları ekarte etmek için tanı testleri yapılabilir.

Karın migreni için hangi tedaviler mevcuttur? Tedavi seçenekleri arasında ağrı kesici ilaçlar, kusmayı önleyici ilaçlar ve koruyucu ilaçlar yer alır. Semptomların yönetilmesinde yaşam tarzı ve beslenme değişiklikleri de önemlidir.

Karın migreni yetişkinlerde de görülebilir mi? Evet, karın migreni çocuklarda daha sık görülse de yetişkinlerde, özellikle migren öyküsü olanlarda da görülebilir.

Karın migrenini önlemeye hangi yaşam tarzı değişiklikleri yardımcı olabilir? Dengeli beslenmek, bol su içmek, stresi yönetmek ve düzenli egzersiz yapmak karın migreni sıklığını azaltmaya yardımcı olabilir.

Karın migrenini tetikleyen özel yiyecekler var mı? Yaygın tetikleyici gıdalar arasında çikolata, eski peynirler, işlenmiş etler ve MSG içeren gıdalar bulunur. Bir beslenme günlüğü tutmak kişisel tetikleyicileri belirlemenize yardımcı olabilir.

Karın migreni için ne zaman doktora başvurmalıyım? Şiddetli karın ağrınız varsa ve bu ağrı geçmiyorsa, susuz kalma belirtileri gösteriyorsanız veya kusmuk ya da dışkınızda kan varsa derhal tıbbi yardım alın.

Karın migreni komplikasyonlara yol açabilir mi? Evet, tedavi edilmeyen karın migrenleri kronik karın ağrısına, beslenme eksikliklerine ve kaygı gibi psikolojik sorunlara yol açabilir.

Karın migreni kalıtsal mıdır? Evet, karın migreninin genetik bir bileşeni vardır ve ailesinde migren öyküsü olan kişilerde risk daha yüksektir.

Karın migreni olan kişilerin uzun vadeli görünümü nedir? Birçok çocukta karın migreni zamanla ortadan kalkar, ancak bazılarında bu ataklar yetişkinlikte de devam edebilir. Erken teşhis ve etkili tedavi yaşam kalitesini artırabilir.

Paylaşın

Abetalipoproteinemi: Nadir Görülen Bir Genetik Hastalık

Abetalipoproteinemi, kan dolaşımında yağları ve yağda çözünen vitaminleri taşıyan lipoproteinlerin oluşumu için gerekli bir protein olan apolipoprotein B’nin (ApoB) eksikliği ile karakterize otozomal resesif bir hastalıktır.

Haber Merkezi / Bu eksiklik bağırsaklarda ve karaciğerde lipid birikimine yol açarak diyet yağlarının ve temel besin öğelerinin emilimini bozar. Hastalığın tanısı genellikle çocukluk çağında konulsa da, belirtiler kişiden kişiye büyük farklılık gösterebilir.

Nedenleri:

Bulaşıcı/çevresel nedenler: Şu anda abetalipoproteineminin gelişimiyle doğrudan ilişkili bilinen bir enfeksiyöz etken veya çevresel faktör yoktur. Hastalığın esas olarak genetik olduğu ve oluşumunda çevresel faktörlerin önemli bir rol oynamadığı bilinmektedir.

Genetik/otoimmün nedenler: Abetalipoproteinemi, mikrozomal trigliserit transfer proteinini kodlayan MTTP genindeki mutasyonlardan kaynaklanır. Bu protein bağırsaklarda ve karaciğerde lipoproteinlerin toplanması ve salgılanması için önemlidir. Bu durum otozomal resesif bir şekilde kalıtılır; yani bir bireyin hastalığı geliştirmesi için mutasyona uğramış genin iki kopyasını (her bir ebeveynden birer tane) miras alması gerekir.

Yaşam tarzı ve beslenme faktörleri: Yaşam tarzı ve beslenme faktörleri abetalipoproteinemiye neden olmaz ancak semptomları şiddetlendirebilir. Bu rahatsızlığa sahip kişiler, semptomlarını yönetmek ve komplikasyonları önlemek için sıkı bir diyete uymalıdır. Sağlığınızı korumak için yağ oranı düşük, temel besin maddeleri açısından zengin bir beslenme düzenine sahip olmak çok önemlidir.

Belirtileri:

Yağ emilimi bozukluğu: Bu durum ishal, steatore (yağlı dışkılama) ve kilo kaybına yol açar.
Beslenme eksiklikleri: Yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E, K) eksikliği çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir.
Büyüme geriliği: Çocuklarda büyüme ve gelişmede gecikme görülebilir.
Nörolojik belirtiler: Bunlara kas güçsüzlüğü, koordinasyon sorunları ve bilişsel güçlükler dahil olabilir.

Tedavisi:

Besin takviyeleri: Eksikliklerin önlenmesi amacıyla sıklıkla yüksek dozda yağda eriyen vitaminler (A, D, E, K) reçete edilir.
İlaçlar: Bazı durumlarda yağ emilimine yardımcı olan ilaçlar düşünülebilir.
Beslenme değişiklikleri: Düşük yağlı bir beslenme düzenine geçmek ve sindirimi daha kolay olan orta zincirli trigliseritleri (MCT) beslenmenize dahil etmek önemlidir.
Yaşam tarzı değişiklikleri: Hastalığın yönetimi için beslenme durumunun düzenli olarak izlenmesi ve diyet önerilerine uyulması çok önemlidir.

Abetalipoproteinemi hakkında sıkça sorulan sorular:

Abetalipoproteinemiye ne sebep olur? Abetalipoproteinemi, vücudun yağları ve yağda çözünen vitaminleri taşıma yeteneğini etkileyen MTTP genindeki mutasyonlardan kaynaklanır.

Abetalipoproteineminin belirtileri nelerdir? Yaygın semptomlar arasında yağ emiliminde bozukluk, beslenme yetersizlikleri, büyüme geriliği ve nörolojik sorunlar yer alır.

Abetalipoproteinemi nasıl teşhis edilir? Tanı klinik değerlendirme, kan testleri, genetik testler ve bazen karaciğer biyopsisi gibi yöntemleri içerir.

Abetalipoproteinemi için hangi tedaviler mevcuttur? Tedavi; besin takviyeleri, diyet değişiklikleri ve düzenli sağlık takibine odaklanır.

Abetalipoproteinemi tedavi edilebilir mi? Şu anda kesin bir tedavisi yoktur, ancak uygun tedaviyle semptomlar etkili bir şekilde yönetilebilir.

Abetalipoproteinemisi olan kişilere hangi diyet değişiklikleri önerilir? Orta zincirli trigliseritler ve yüksek dozda yağda eriyen vitaminler içeren düşük yağlı bir diyet önerilir.

Tedavi edilmeyen abetalipoproteineminin yol açabileceği komplikasyonlar nelerdir? Olası komplikasyonlar arasında ciddi beslenme yetersizlikleri, karaciğer hastalıkları ve çocuklarda büyüme sorunları yer almaktadır.

Abetalipoproteinemi kalıtsal mıdır? Evet, otozomal resesif bir hastalıktır, yani her iki ebeveynden de kalıtılır.

Belirtiler için ne zaman tıbbi yardım almalıyım? Şiddetli karın ağrısı, geçmeyen ishal veya vitamin eksikliği belirtileri varsa derhal tıbbi yardım alın.

Abetalipoproteinemisi olan kişilerin uzun vadeli görünümü nedir? Erken teşhis ve doğru tedaviyle pek çok kişi sağlıklı bir yaşam sürebilir, ancak uzun süreli tedavi gereklidir.

Paylaşın

Bilim İnsanları Kronik Böbrek Hastalığını Önlemenin Çözümünü Buldu

Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ve çoğunlukla CKD olarak adlandırılan kronik böbrek hastalığı, kalp hastalığı ve hatta erken ölüm gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

Haber Merkezi / Bilim insanları, hastalık başladıktan sonra böbreklerin neden zamanla kötüleşmeye devam ettiğini tam olarak bilmiyorlardı. Ancak Boston Üniversitesi Chobanian & Avedisian Tıp Fakültesi’nden bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırma bu durumu değiştirmeye yardımcı olabilir.

Araştırmada böbrekleri korumada önemli bir rol oynayan TMIGD1 adlı bir gen keşfedildi. Araştırmacılardan Dr. Vipul Chitalia, bu bulguyu özel kılan şeyin TMIGD1 geninin böbrek hasarını durdurmada ne kadar önemli göründüğü olduğunu açıkladı. Şimdiye kadar bu genin böbrek sağlığındaki rolü bilinmiyordu.

Araştırmada yer alan ekip, TMIGD1 geni düzgün çalışmadığında ne olacağını incelemek için hücreler ve diğer modeller kullanarak bir dizi deney yaptılar. Ekip, bu gen inaktif olduğunda böbreklerin zarar görme olasılığının çok daha yüksek olduğunu buldu.

Böbrek hastalığı olan kişilerde, toksinler böbrekler iyi filtreleyemediği için kandan düzgün bir şekilde temizlenmiyor. Bu toksinler, TMIGD1 genine saldırıyor gibi görünüyor ve böbrek fonksiyonunun daha da hızlı düşmesine neden oluyor.

Bu keşif kronik böbrek hastalığını tedavi etmenin yeni bir yoluna işaret ediyor. Bilim insanları, TMIGD1 genini korumanın veya güçlendirmenin yollarını bulabilirlerse, hastalar o aşamaya gelmeden önce hasarı yavaşlatmak veya hatta durdurmak mümkün olabilir.

Araştırmada yer alan Dr. Wenqing Yin, TMIGD1’in yalnızca yeni tedaviler geliştirmek için değil, aynı zamanda böbrek hasarını daha erken bulmak için bir araç olarak da kullanılabileceğini söyledi.

Kronik böbrek hastalığı, yavaş ilerleyen sessiz bir hastalıktır. Böbrekler, çok ciddi şekilde hasar görene kadar kendini hissettirmeyebilir.

Araştırma Journal of Neuroinflammation’da yayınlandı.

Paylaşın

Akustik Nörinom: Hayati Vücut Fonksiyonlarını Etkileyebilir

Akustik nörinom, iç kulak ile beyin arasında uzanan vestibüler sinirde yavaş büyüyen iyi huylu bir tümördür. Vestibüler sinirin farklı dalları denge ve işitmeden sorumludur.

Haber Merkezi / Ancak tümörün sinire olan baskısı arttığında işitme kaybı, kulak çınlaması ve denge kaybı olur.

Akustik nörinom genellikle sinirleri kaplayan ve destekleyen schwann hücrelerini etkiler. Nadir durumlarda tümör hızla büyüyüp genişler, beyne daha fazla baskı yapar ve hayati vücut fonksiyonlarını etkileyebilir. Tümör vücudun diğer bölgelerine yayılmaz.

Nedenleri:

Genetik yatkınlık: Nörofibromatozis tip 2 (NF2) ile ilişkilidir; bu genetik bozukluk, bilateral akustik nörinom riskini artırır.
Radyasyon maruziyeti: Nadiren, yüksek doz radyasyona maruziyet riski artırabilir.
Spontan gelişim: Çoğu vaka, bilinen bir neden olmadan ortaya çıkar (sporadik).

Belirtileri:

İşitme kaybı: Genellikle tek taraflı, yavaş ilerleyen işitme kaybı.
Kulak çınlaması (Tinnitus): Etkilenen kulakta sürekli uğultu veya çınlama.
Denge sorunları: Baş dönmesi (vertigo) veya dengesizlik.
Yüzde uyuşma/karıncalanma: Tümör büyüdükçe yüz sinirine baskı yapabilir.
Baş ağrısı: Nadiren, büyük tümörlerde kafa içi basınç artışı nedeniyle.

Teşhisi:

Odyolojik testler: İşitme kaybının derecesini değerlendirmek için audiometri.
Görüntüleme: Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) ile tümörün yeri ve boyutu belirlenir. Bilgisayarlı Tomografi (BT) de kullanılabilir.
Nörolojik muayene: Denge, yüz siniri fonksiyonları ve diğer kranial sinirler değerlendirilir.

Tedavisi:

Gözlem: Küçük, semptomsuz tümörlerde düzenli MRI takibi ile izleme (özellikle yaşlı hastalarda).
Cerrahi: Tümörün çıkarılması için mikrocerrahi (örn. retrosigmoid veya translabirentin yaklaşım).
Radyocerrahi: Stereotaktik radyocerrahi (Gamma Knife veya CyberKnife) ile tümör büyümesinin kontrol altına alınması.

Not: Tedavi, tümörün boyutu, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve semptomların şiddetine göre bireyselleştirilir. Erken teşhis, tedavi başarısını artırır.

Paylaşın

“Çene Tıkırdaması” Hastalığın Habercisi Olabilir

Temporomandibular eklem bozukluğu, çene hareketine izin veren kaslar, kemikler ve eklem bileşenleriyle ilgili sorunların neden olduğu ağrı, sertlik veya diğer semptomları tanımlamak için kullanılan genel bir terimdir.

Haber Merkezi / Temporomandibular eklem (TME), iki eklem başı ve bunların yer aldığı temporal fossadan oluşan tek eklemdir. Baş ile fossa arasında eklem diski, sinovyal sıvı, çevresinde bağlar ve kaslar bulunur.

Üst çene, konuşurken veya çiğnerken her zaman hareketsiz kalır, ağzın açılması sadece alt çene tarafından sağlanır. Her şey normal ise alt çene sessizce hareket eder, ancak eklemde hasar varsa, bağlar gerilir ve kaslar spazmodik ise ağız açıldığında eklemde tıkırtı ve çıtırtı sesleri veren hava titreşimleri meydana gelir.

Belirtileri:

Çene ağrısı veya hassasiyeti
Çenede kilitlenme, takılma veya hareket kısıtlılığı
Çiğneme sırasında ağrı
Çeneden tıklama, çıtırtı veya sürtünme sesleri
Kulak ağrısı, baş ağrısı veya yüz ağrısı
Ağzı tam açamama

Nedenleri:

Bruksizm: Diş gıcırdatma veya sıkma
Stres: Kas gerginliğine yol açabilir
Artrit: Osteoartrit veya romatoid artrit gibi eklem iltihapları
Travma: Çeneye darbe veya yaralanma
Diş yapısı sorunları: Yanlış hizalanmış dişler veya çene
Kötü alışkanlıklar: Kalem çiğneme, sakız çiğneme

Tanısı:

Doktor veya diş hekimi, fiziksel muayene, tıbbi öykü ve gerekirse görüntüleme testleri (röntgen, MR, BT) ile tanı koyar.

Tedavisi:

Konservatif yöntemler:

Yumuşak gıdalar tüketme
Stres yönetimi (meditasyon, terapi)
Çene egzersizleri veya fizik tedavi
Gece plağı veya splint kullanımı (diş gıcırdatmayı önlemek için)

İlaçlar:

Ağrı kesiciler (ibuprofen gibi)
Kas gevşeticiler
Anti-anksiyete ilaçları (stres kaynaklı durumlarda)

İleri tedaviler:

Botoks enjeksiyonları (kas gerginliğini azaltmak için)
Or todontik tedavi (diş hizasını düzeltmek için)
Nadiren cerrahi (artrosentez, açık eklem cerrahisi)

Paylaşın

Vertigo: Göz Ardı Edilmemesi Gereken Baş Dönmesi Nedeni

Vertigo, bireyin kendisinin veya çevresinin hareket ettiğini veya döndüğünü hissetmesine neden olan bir rahatsızlıktır. Vertigo, baş dönmesinden farklıdır, baş dönmesi bir hareket yanılsamasıdır.

Haber Merkezi / Bireyin, kendisinin hareket ettiğini hissetmesine subjektif vertigo, çevredeki ortamın hareket ettiğini hissetmesine objektif vertigo denir.

Belirtileri:

Baş dönmesi (etrafın dönmesi hissi),
Bulantı, kusma,
Denge kaybı,
Nistagmus (gözlerde istemsiz hareketler),
Bazen kulak çınlaması veya işitme kaybı.

Nedenleri:

Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV): İç kulaktaki kristallerin yer değiştirmesiyle başın belirli hareketlerinde kısa süreli baş dönmesi olur.
Meniere Hastalığı: İç kulakta sıvı birikimi, baş dönmesi, kulak çınlaması ve işitme kaybına yol açar.
Vestibüler Nörit veya Labirentit: İç kulak iltihabı, genellikle viral enfeksiyon sonrası baş dönmesi ve denge sorunlarına neden olur.
Migrenle İlişkili Vertigo: Migren ataklarıyla birlikte baş dönmesi görülebilir.
Akustik Nörinom: İç kulak sinirinde iyi huylu bir tümör, nadiren vertigoya sebep olabilir.

Tanısı:

Doktor muayenesi, öykü ve fiziksel testler (örn. Dix-Hallpike manevrası)
İşitme testi, denge testleri, MR veya BT gibi görüntüleme yöntemleri

Tedavisi:

BPPV için: Epley manevrası gibi repositioning hareketleri.
Meniere için: Düşük tuz diyeti, diüretikler, bazen steroidler.
Vestibüler nörit için: Semptomları hafifletmek için ilaçlar (antihistaminikler, antiemetikler) ve vestibüler rehabilitasyon.
Migrenle ilişkili vertigo için: Migren tedavisi ve tetikleyici faktörlerden kaçınma.
Altta yatan ciddi durumlar (tümör, inme) için spesifik tedaviler.

Ne zaman doktora başvurmak gerekir?

Sık veya ani denge kaybı,
Bulantı veya görme bozuklukları,
Titreme, alışılmadık yorgunluk veya tekrarlayan düşmeler,
Belirtiler günlük yaşantıyı etkilediği durumlarda.

Paylaşın

Mide Ağrısı: En Sık Görülen Nedenler Nelerdir Ve Ne Yapılmalı?

Mide ağrısı her yaştan bireyi etkileyen en yaygın sağlık şikayetlerinden biridir. Uzmanlar, bunların geçici ve zararsız olabileceği gibi ciddi sağlık sorunlarının da habercisi olabileceğini söylüyor.

Haber Merkezi /  Mide ağrısıyla başa çıkmanın ilk adımı, nedenlerini anlamak ve doğru önlemi almaktır. İşte mide ağrısının en sık görülen nedenleri ve önerileri:

Nedenler

Hazımsızlık (Dispepsi): Aşırı yemek, yağlı veya baharatlı gıdalar, hızlı yemek yeme hazımsızlığa neden olabilir.  Hazımsızlık şişkinlik ve geğirme gibi belirtilere neden olabilir.

Gastrit: Mide zarının iltihaplanması; genellikle Helicobacter pylori enfeksiyonu, aşırı alkol, NSAID ilaçlar (örn. ibuprofen) veya stresle ilişkilidir. Gastrit, yanma, ekşime ve bulantı gibi belirtiler gösterebilir.

Gastroözofageal Reflü Hastalığı (GERD): GERD, mide asidinin yemek borusuna kaçması durumudur. GERD, öğüste yanma (heartburn), ekşi tat ve boğazda gıcık gibi belirtilere neden olabilir.

Gıda İntoleransı veya Alerjisi: Gıda intoleransı, glüten hassasiyeti gibi durumlarda ortaya çıkabilir ve gıda intoleransı, şişkinlik, ishal ve kramp gibi belirtiler gösterebilir.

Bağırsak Sorunları: Bu durum kabızlık veya ishale neden olabilir. Karın krampları, gaz, değişken dışkılama alışkanlıkları gibi belirtiler gösterebilir.

Mide Ülseri: Mide zarında yaralanma olarak tanımlayabileceğimiz mide ülseri, keskin ve yanıcı ağrıya neden olabilir.

Stres ve Anksiyete: Psikolojik faktörler mide asidi üretimini artırabilir. Bu a mide krampı ve bulantıya neden olabilir.

Enfeksiyonlar: Viral veya bakteriyel enfeksiyonlar, mide ağrısına neden olabilir. Bulantı, kusma, ishal ve ateş gibi belirtiler gösterebilir.

Ne yapılmalı?

Diyet ve Yaşam Tarzı Değişiklikleri: Küçük porsiyonlarla, yavaş yemek yemek, yağlı, baharatlı, asitli gıdalar (kahve, narenciye, domates) ve alkolden uzak durmak, bol su içmek ve yemekten sonra hemen uyumamak, bu değişiklikler arasında sayılabilir.

Stres Yönetimi: Meditasyon, nefes egzersizleri veya hafif egzersiz (yoga).

Ne Zaman Doktora Gitmeli?

Şiddetli veya sürekli ağrı (özellikle göğse veya omuza yayılıyorsa).
Kanlı kusma, siyah/katran gibi dışkı, veya kanlı ishal.
Yüksek ateş, şiddetli ishal veya dehidrasyon belirtileri.
Kilo kaybı, iştahsızlık veya yutma güçlüğü.
Ailede mide kanseri öyküsü varsa.
Ağrı birkaç günden uzun sürüyorsa veya sık tekrarlıyorsa.

Paylaşın

Meme Kanseri Hakkında 5 Şaşırtıcı Gerçek

Günümüzde meme kanserinin teşhisi ve tedavisinde etkileyici ilerlemeler kaydedilmiştir, ancak en sağlıklı hayatı yaşamak için meme kanseriyle ilgili gerçeklerden haberdar olmanız da önemlidir.  

Haber Merkezi / İşte meme kanseri hakkında beş şaşırtıcı gerçek:

Erkekler de meme kanseri olabilir: Her ne kadar nadir olsa da, erkeklerde de meme kanseri görülebilir. Erkek meme kanseri vakaları, tüm meme kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 1’ini oluşturur.

Genetik mutasyonlar her zaman gerekli değildir: BRCA1 ve BRCA2 gibi genetik mutasyonlar meme kanseri riskini artırır, ancak meme kanseri vakalarının sadece yüzde 5-10’u bu genetik mutasyonlarla bağlantılıdır.

Alkol tüketimi riski artırabilir: Günde bir kadeh alkol tüketimi bile meme kanseri riskini yüzde 7-10 oranında artırabilir, özellikle östrojen reseptörü pozitif kanser türlerinde.

Meme kanseri genç kadınlarda da görülebilir: Meme kanseri genellikle 50 yaş üstünde yaygın olsa da, 20’li ve 30’lu yaşlarda da ortaya çıkabilir. Genç kadınlarda genellikle daha agresif seyreder.

Egzersiz riski azaltabilir: Haftada 150 dakika orta düzeyde egzersiz yapmak, meme kanseri riskini %20’ye kadar azaltabilir. Fiziksel aktivite, östrojen seviyelerini dengeleyerek koruyucu bir etki sağlar.

Paylaşın

Adele Sendromu: Kırık Bir Kalp Asla İyileşmez

Aşk güzel bir şey olabilir ama bazen bireyin hayatını mahveden bir saplantıya da dönüşebilir. Adele sendromu, bir kişiye karşı duyulan duyguların normal sınırları aşarak duygusal ve ruhsal çöküntülere yol açtığı patolojik bir aşk bağımlılığıdır.

Haber Merkezi / Rahatsızlık adını Fransız yazar Victor Hugo’nun kızı Adele Hugo’dan almaktadır. Polis memuru Albert Pinson’a deliler gibi aşık olan Adele Hugo, Pinson’ın kendisine karşı hislerine karşılık vermemesine rağmen onu takip eder. Bu takıntısı öyle yıkıcı bir hal alır ki ailesi onu bir psikiyatri kliniğine yatırmak zorunda kalır.

Bu sendrom, kişinin gerçeklikten koparak karşılıksız bir sevgiye tutkuyla bağlanması ve bu uğurda mantıksız davranışlar sergilemesiyle karakterizedir.

Belirtileri:

Takıntılı düşünceler: Sevilen kişiyle ilgili sürekli düşünme, hayaller kurma.
Gerçeklikten kopma: Karşılıksız sevginin karşılık bulduğuna inanma.
Aşırı fedakârlık: Sevilen kişi için mantıksız fedakârlıklarda bulunma (örn. maddi harcamalar, hayatını değiştirme).
Depresif belirtiler: Reddedilme durumunda derin üzüntü, umutsuzluk.
Sosyal izolasyon: Diğer insanlara ve aktivitelere ilgisizlik.
Riskli davranışlar: Sevilen kişiye ulaşmak için tehlikeli veya uygunsuz eylemler.

Nedenleri:

Duygusal travmalar veya çocuklukta yaşanan bağlanma sorunları.
Düşük öz saygı ve onaylanma ihtiyacı.
Romantik idealleştirme eğilimi.
Psikolojik yatkınlıklar (obsesif-kompulsif özellikler, borderline kişilik yapısı).

Tedavisi:

Psikoterapi: Bilişsel davranışçı terapi (BDT) veya psikodinamik terapi, takıntılı düşünceleri anlamaya ve yönetmeye yardımcı olur.
Psikiyatrik destek: Gerektiğinde anksiyete veya depresyon için ilaç tedavisi.
Destek grupları: Benzer deneyimler yaşayanlarla paylaşım.
Öz bakım: Sağlıklı ilişkiler kurma ve kişisel sınırlar oluşturma becerisi geliştirme.

Paylaşın

Alzheimer’ın Yeni Bir Nedeni Bulundu

Bilim insanları, yirmi yıldan uzun bir süredir, Alzheimer’a neyin sebep olduğunu ve nasıl tedavi edilebileceğini bulmaya çalışıyor. Ancak, hala kesin cevaplar yok.

Haber Merkezi / Birçok bilim insanı, uzun bir süre, Alzheimer’ın beyinde amiloid-beta adı verilen yapışkan bir proteinin birikmesinden kaynaklandığına inanıyordu. Alzheimer hastalığından muzdarip olan kişilerin beyinlerinde bulunan bu proteinin beyin hücrelerine zarar vererek hafıza kaybına ve diğer sorunlara yol açtığı düşünülüyordu.

Ancak yakın zamanda farklı bir teori ilgi görüyor. Teori, Alzheimer’ın aslında hücrelerin enerjiyi nasıl ürettiği ve kullandığıyla ilgili sorunlarla başlayabileceğini öne sürüyor. Teoride, mitokondri adı verilen hücrelerin küçük parçalarının hasarına odaklanılıyor.

Mitokondriler hücreler için enerji santralleri gibidir; hücrelerin düzgün çalışması için gereken enerjiyi üretirler. Mitokondriler düzgün çalışmayı bıraktığında, tüm beyni etkileyebilir ve muhtemelen Alzheimer gibi hastalıklara yol açabilir.

Yale-NUS College’dan bilim insanlarının yakın zamanda yaptığı bir araştırma bu yeni teoriyi destekliyor. Araştırma, metabolik işlev bozukluğu adı verilen hücre enerjisi kullanımıyla ilgili sorunların, amiloid-beta proteinlerindeki herhangi bir büyük artıştan önce ortaya çıkabileceğini ortaya koydu. Başka bir deyişle, enerji sorunları önce başlayabilir ve protein birikimi daha sonra gerçekleşebilir.

Araştırma ayrıca bu tür enerji sorunlarının sadece Alzheimer’la ilgili olmadığını, yaşlanmanın normal bir parçası olduğunu da belirtiyor.

Bu, Alzheimer dahil olmak üzere birçok yaşa bağlı hastalığın, yaşlanma sürecinin bir parçası olarak daha iyi anlaşılabileceği anlamına gelir. Yani, bilim insanları hücresel düzeyde yaşlanmayı yavaşlatmanın yollarını bulabilirlerse, bu yalnızca bir hastalığı değil, birçok hastalığı önlemeye yardımcı olabilir.

Dr. Jan Gruber ve ekibi tarafından araştırma eLife adlı bilimsel dergide yayınlandı.

Paylaşın