Sevgi Mi Kaygı Mı? Modern İlişkilerin Sessiz Tehdidi

Bir mesajın geç gelmesiyle başlayan huzursuzluk, partnerin ses tonundaki küçük bir değişime aşırı anlam yüklemek ya da “Beni gerçekten seviyor mu?” sorusunun zihinden hiç çıkmaması…

Haber Merkezi / Uzmanlara göre bunlar modern ilişkilerde giderek daha sık görülen ilişki kaygısının işaretleri.

Amerikan Psikoloji Derneği (APA), ilişki kaygısını kişinin romantik ilişkilerinde yoğun belirsizlik, terk edilme korkusu ve sürekli onay ihtiyacı yaşaması olarak tanımlıyor. Bu durum, yalnızca ilişkinin kendisini değil, kişinin ruh sağlığını ve günlük yaşamını da etkileyebiliyor.

Uluslararası araştırmalar, ilişki kaygısının büyük ölçüde bağlanma stilleriyle ilişkili olduğunu gösteriyor. İngiltere’deki University College London ve Kanada’daki Toronto Üniversitesi’nde yapılan çalışmalara göre, çocuklukta bakım verenlerle kurulan güvensiz bağlar, yetişkinlikte romantik ilişkilerde kaygı olarak ortaya çıkabiliyor.

Özellikle “kaygılı bağlanma” stiline sahip bireyler:

Terk edilmekten yoğun biçimde korkuyor
Partnerinin sevgisinden sık sık şüphe duyuyor
İlişkide aşırı yakınlık ihtiyacı hissediyor

Harvard Üniversitesi’nin yayımladığı psikoloji raporlarında, geçmişte yaşanan aldatılma, ani ayrılıklar ve duygusal ihmalin de ilişki kaygısını tetikleyebildiği vurgulanıyor.

Uzmanlar, herkesin zaman zaman ilişkisinde kaygı yaşayabileceğini ancak bunun sürekli ve kontrol edilemez hâle gelmesi durumunda sorun olarak değerlendirildiğini belirtiyor.

Yaygın belirtiler arasında şunlar yer alıyor:

Partnerin davranışlarını sürekli analiz etmek
Ayrılık ihtimalini sık sık düşünmek
Yoğun kıskançlık ve karşılaştırma
Yalnız kalamama korkusu
İlişkideyken bile güvende hissetmemek

Avrupa Psikiyatri Birliği’ne göre ilişki kaygısı, uzun vadede depresyon, tükenmişlik ve özgüven sorunlarına yol açabiliyor.

Uluslararası çalışmalar, sosyal medyanın ilişki kaygısını besleyen önemli bir faktör olduğunu gösteriyor. Partnerin çevrimiçi hareketlerini takip etmek, eski ilişkilerle karşılaştırmalar yapmak ve “ideal çift” algısı, kaygıyı daha da derinleştiriyor.

ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, sosyal medyada ilişki odaklı kıyaslama yapan bireylerde ilişki memnuniyeti daha düşük, kaygı düzeyi ise daha yüksek.

İlişki kaygısı aşılabilir mi?

Uzmanlara göre ilişki kaygısı kalıcı bir kader değil. Bilişsel davranışçı terapi ve bağlanma temelli terapilerin bu alanda etkili olduğu belirtiliyor. Kişinin kendi duygusal ihtiyaçlarını tanıması, sınır koymayı öğrenmesi ve açık iletişim kurması, kaygının azalmasında önemli rol oynuyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), duygusal ilişkilerde yaşanan yoğun kaygının “kişisel bir zayıflık değil, öğrenilmiş bir başa çıkma biçimi” olduğunun altını çiziyor.

İlişki kaygısı, sevmenin değil kaybetme korkusunun baskın olduğu bir ruh hâlidir. Sağlıklı ilişkiler ise sürekli endişeyle değil, güven ve duygusal dengeyle beslenir.

Uzmanlara göre en önemli soru şudur: “Bu ilişkide seviliyor muyum?” değil, “Bu ilişkide kendim olabiliyor muyum?”

Paylaşın

Nipah Virüsü Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi Ve Tedavisi

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) yakından izlediği zoonotik hastalıklar arasında yer alan Nipah virüsü (NiV), yüksek ölüm oranı ve salgın potansiyeli nedeniyle uluslararası basında yeniden gündemde.

Haber Merkezi / İlk kez 1998 yılında Malezya’da tanımlanan virüs, aradan geçen yıllarda Güney ve Güneydoğu Asya’da zaman zaman ortaya çıkan vakalarla küresel sağlık çevrelerinin dikkatini çekmeye devam ediyor.

Nipah virüsü nedir?

Nipah virüsü, Paramyxoviridae ailesine ait, hayvanlardan insanlara bulaşabilen (zoonotik) bir virüs. Doğal taşıyıcısı, özellikle meyve yarasaları (uçan tilkiler) olarak bilinen Pteropus türleri. Virüs; hayvanlardan insanlara, insanlardan insanlara ve kontamine gıdalar yoluyla bulaşabiliyor.

Nedenleri

Uluslararası sağlık otoritelerine göre Nipah virüsünün başlıca bulaş yolları şunlar:

Yarasalarla kontamine olmuş çiğ hurma suyu veya meyvelerin tüketilmesi
Enfekte domuzlar gibi ara konak hayvanlarla temas
Hastalığa yakalanmış kişilerle yakın temas (solunum salgıları, vücut sıvıları)

Uzmanlar, tarım alanlarının genişlemesi ve insan–vahşi yaşam temasının artmasının, Nipah gibi virüslerin ortaya çıkma riskini yükselttiğine dikkat çekiyor.

Belirtileri

Hastalığın belirtileri genellikle 4–14 gün içinde ortaya çıkıyor. Uluslararası basında yer alan tıbbi değerlendirmelere göre belirtiler hafif seyirden ağır tabloya kadar değişebiliyor:

Ateş, baş ağrısı
Kas ağrıları, boğaz ağrısı
Kusma ve halsizlik
İleri vakalarda ensefalit (beyin iltihabı), bilinç kaybı, nöbetler ve koma

Nipah virüsünün en endişe verici yönlerinden biri, ölüm oranının salgına göre %40 ila %75 arasında değişebilmesi.

Teşhisi

Teşhis, ileri laboratuvar olanakları gerektiriyor.

Uluslararası uygulamalarda:

RT-PCR testleri
Kan, beyin omurilik sıvısı, idrar ve boğaz sürüntüsü örnekleri kullanılıyor.

Erken teşhis hem hastanın prognozu hem de salgın kontrolü açısından kritik kabul ediliyor.

Tedavisi

Şu anda Nipah virüsüne karşı onaylanmış spesifik bir antiviral tedavi veya aşı bulunmuyor. Tedavi destekleyici nitelikte:

Yoğun bakım desteği
Solunum ve sıvı takibi
Nörolojik komplikasyonların yönetimi

Uluslararası basında yer alan haberlere göre, bazı deneysel antiviral ilaçlar ve aşı çalışmaları sürüyor ancak henüz rutin kullanıma girmiş değil.

Paylaşın

Sahtekarlık Sendromu

Sahtekarlık Sendromu (Imposter Syndrome), bireylerin kendi başarılarını ve yeteneklerini küçümsemelerine, bunları şans, tesadüf veya dış etkenlere bağlamalarına yol açan bir psikolojik fenomendir.

Haber Merkezi / Bu durum, kişinin “gerçekte yetersiz olduğu” ve bir gün bu “sahtekarlığın” ortaya çıkacağı korkusuyla karakterizedir. Özellikle yüksek başarı gösteren bireylerde yaygındır ve özgüven eksikliği, anksiyete ile ilişkilendirilir.

Psikiyatrik bir bozukluk olarak DSM-5’te tanımlanmasa da, milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir deneyimdir.

Bu kavram, 1978 yılında ABD’li psikologlar Pauline Rose Clance ve Suzanne Imes tarafından ilk kez tanımlanmıştır. Başlangıçta başarılı kadınlarda gözlemlenmiş olsa da, sonraki araştırmalar erkek ve kadınlarda eşit oranda görüldüğünü ortaya koymuştur.

Sendrom, bireyin içsel inanç sisteminden kaynaklanır ve genellikle aile, eğitim veya iş ortamındaki baskılardan tetiklenir.

Sahtekarlık Sendromunun Belirtileri Nelerdir?

Başarıları küçümseme: Elde edilen başarılar “şans eseri” veya “kolay oldu” diye içselleştirilmez.
Sürekli şüphe: “Yeterince iyi değilim” düşüncesi hâkimdir; yetenekler hafife alınır.
Keşfedilme korkusu: Bir gün “gerçek yetersizliğin” fark edileceği endişesi yaşanır.
Mükemmeliyetçilik: Küçük hatalar büyütülür, başarısızlık korkusu yoğundur.
Başkalarının onayına bağımlılık: Sürekli geri bildirim aranır, eleştiri aşırı etkiler.

Bu belirtiler, özellikle akademik, profesyonel veya yaratıcı alanlarda yoğunlaşır ve stres, tükenmişlik sendromu gibi sorunlara yol açabilir.

Sahtekarlık Sendromunun Nedenleri:

Sendromun kökeni genellikle şu faktörlere dayanır:

Aile ve yetiştirilme tarzı: Mükemmeliyetçi, rekabetçi veya aşırı korumacı ebeveynler, çocuğun başarılarını içselleştirmesini zorlaştırır.
Toplumsal baskılar: Cinsiyet rolleri, azınlık grupları veya rekabetçi ortamlar (örneğin, yüksek performanslı iş yerleri) tetikleyici olur.
Kişilik özellikleri: Mükemmeliyetçi, çalışkan veya aşırı sorumlu bireyler daha yatkındır.
Deneyimler: Hızlı kariyer yükselişi veya ilk büyük başarılar, “hak etmeme” duygusunu artırır.

Sahtekarlık Sendromunun Türleri:

Sahtekarlık Sendromu, Pauline Clance’ın sınıflandırmasına göre 5 türe ayrılır:

Mükemmeliyetçi: Küçük hatalara odaklanır, başarıyı “yeterince iyi değil” diye görür.
Uzman: Bilgi eksikliğinden korkar, “her şeyi bilmeliyim” diye baskı yapar.
Yetenek İnananı: Görevleri pratik yapmadan üstlenmekten çekinir, yeteneğini kanıtlayamaz.
Bağımsız Süperadam/Süperkadın: Yalnız başarı arar, yardım istemeyi zayıflık görür.
Doğal Yetenek: Erken başarılar “çaba sarf etmeden” geldiği için şüphe yaratır.

Sahtekarlık Sendromu ile Nasıl Başa Çıkılır?

Bu sendromu yönetmek için şu stratejiler etkili olabilir:

Farkındalık geliştirme: Duyguları yazma ve başarıların kanıtlarla listelenmesi.
Gelişim odaklı düşünme: Yeteneklerin geliştirilebilir olduğunu kabul etme (büyüme zihniyeti).
Destek alma: Güvenilir kişilerle paylaşma veya profesyonel yardım (terapi, bilişsel davranışçı terapi) alma.
Başarıların kutlanması: Küçük zaferlerin takdir edilmesi, mükemmeliyetçiliğin bırakılması.
Ortaklık bilinci: Ünlü isimler (örneğin, Maya Angelou, Albert Einstein) bile bu duyguyu yaşamıştır.

Paylaşın

Günlük Yaşamda GAD Nasıl Yönetilir?

Uzmanlar, Yaygın Anksiyete Bozukluğu anlamına gelen GAD’ın semptomlarının önlenmesine yardımcı olmak için sağlıklı beslenme, egzersiz, stresi azaltma ve sosyal etkileşimi önermektedir.

Haber Merkezi / Günlük yaşamda GAD’yi yönetmek için aşağıdaki stratejiler yardımcı olabilir:

Farkındalık ve Nefes Egzersizleri: Derin nefes alma veya mindfulness meditasyonu gibi teknikler, zihni sakinleştirir. Günde 5-10 dakika, yavaş ve derin nefes alarak veya bir meditasyon uygulaması kullanarak pratik yapabilirsiniz.

Düzenli Egzersiz: Haftada 3-5 kez 30 dakikalık yürüyüş, yoga veya hafif kardiyo, stres hormonlarını azaltır ve ruh halini iyileştirir.

Zaman Yönetimi ve Planlama: Günlük görevleri küçük, yönetilebilir parçalara bölerek endişeyi azaltabilirsiniz. Bir ajanda veya yapılacaklar listesi kullanmak, kontrol hissi sağlar.

Sağlıklı Yaşam Tarzı: Yeterli uyku (7-8 saat), dengeli beslenme ve kafein/alkol tüketimini sınırlamak, kaygıyı tetikleyici unsurları azaltır.

Bilişsel Davranışçı Teknikler (BDT): Olumsuz düşünce kalıplarını fark edin ve bunları daha gerçekçi düşüncelerle değiştirin. Örneğin, “Her şey kötü olacak” yerine “Bu durumla başa çıkabilirim” demeyi deneyin.

Sosyal Destek: Güvendiğiniz bir arkadaş veya aile üyesiyle duygularınızı paylaşmak, yalnızlık hissini azaltır. Destek gruplarına katılmak da faydalı olabilir.

Profesyonel Yardım: Bir terapist veya psikiyatristten destek almak, özellikle BDT veya ilaç tedavisi için etkili olabilir. Türkiye’de bir uzmana başvurmak için yerel sağlık merkezleri veya online terapi platformlarını değerlendirebilirsiniz.

Rahatlama Teknikleri: Progresif kas gevşetme veya hobi gibi keyifli aktiviteler (resim, müzik, bahçe işleri) kaygıyı hafifletir.

Tetkileyicileri Tanıyın: Endişenizi artıran durumları (örneğin, haber izlemek) not edin ve mümkünse bu tetikleyicilerden kaçının veya maruziyeti azaltın.

Kendi Kendine Bakım: Kendinize zaman ayırın; bir fincan bitki çayı içmek, kitap okumak veya doğada vakit geçirmek gibi küçük ritüeller sakinleştirici olabilir.

Paylaşın

Bu Sağlık Sorunu Pankreas Kanserinin Sessiz İşareti Olabilir

Pankreas kanseri en ölümcül kanser türlerinden biridir. Pankreas kanserinin belirli bir türü olan pankreas Duktal Adenokarsinomu (PDAC), tüm pankreas kanseri vakalarının yüzde 90’ından fazlasını oluşturur.

Haber Merkezi / Boston Tıp Merkezi’nden bilim insanlarının yakın zamanda yaptığı bir araştırma, safra kesesi taşı olan kişilerin (çok daha yaygın ve daha az tehlikeli bir sağlık sorunu) PDAC teşhisi alma riskinin daha yüksek olabileceğini ortaya koydu.

Safra kesesi taşları, safra kesesinde oluşabilen küçük, sert yumrulardır. Safra kesesi, karaciğerin altında bulunan ve vücudun yağları sindirmesine yardımcı olan safra adı verilen bir sıvıyı depolayan küçük bir organdır. Safra kesesi taşları, safradaki maddelerin dengesi bozulduğunda oluşur. Bazı safra taşları kum taneleri kadar küçükken, bazıları golf topu kadar büyük olabilir.

Çoğu insan safra kesesi taşı olduğunun farkında bile değildir çünkü safra taşları genellikle belirti göstermez. Ancak bazı durumlarda safra kesesi taşları mide ağrısına, mide bulantısına ve diğer sindirim sorunlarına yol açabilir.

Yeni araştırmada bilim insanları, PDAC hastası 18 binden fazla kişinin tıbbi kayıtlarını inceledi. Ayrıca, kanser hastası olmayan yaklaşık 100 bin kişinin kayıtlarını da incelediler. PDAC teşhisi konmadan önceki yıl, kanser hastalarının yaklaşık yüzde 4,7’sinde safra taşı vardı. Ayrıca, yüzde 1,6’sının safra kesesi ameliyatla alınmıştı. Kansersiz grupta ise sadece yüzde 0,8’inde safra taşı vardı ve sadece yüzde 0,3’ü safra kesesi ameliyatı geçirmişti.

Bu, PDAC’li kişilerin teşhislerinden önceki yıl safra kesesi taşı geliştirme olasılığının yaklaşık altı kat daha fazla olduğu anlamına geliyor. Sonuçlar, 2022’de Sindirim Hastalıkları Haftası adlı büyük bir tıp konferansında paylaşıldı.

Araştırmacılar, safra taşlarının pankreas kanserine gerçekten neden olduğunu düşünmüyor. Bunun yerine, safra taşlarının erken bir uyarı işareti olabileceğine inanıyorlar. Doktorlar, başka hastalık belirtileri de gösteren birinde safra taşı fark ederlerse, pankreas kanserini daha erken teşhis edebilirler. Ve konu bu hastalık olduğunda, erken teşhis hayat kurtarıcı olabilir.

Bilim insanları, bu bağlantıyı daha iyi anlamak için incelemeye devam etmek istiyor. Laboratuvar sonuçlarında veya taramalarda, doktorların pankreas kanseri riskinin kimlerde daha yüksek olduğunu belirlemelerine yardımcı olabilecek belirli kalıplar keşfetmeyi umuyorlar. Bu araştırma, safra kesesi taşı gibi yaygın sağlık sorunlarının bazen daha tehlikeli hastalıklara işaret edebileceği fikrini destekliyor.

Paylaşın

Bu Besinler Kan Basıncını Yükseltiyor

Yüksek tansiyon veya hipertansiyon, kalp hastalığı ve felç için önemli bir risk faktörüdür. Genetik ve stres önemli bir rol oynarken, beslenme de kan basıncını düzenlemede hayati bir rol oynar.

Haber Merkezi / Peki hangi besinler kan basıncını yükseltir veya hangi besinler kan basıncını düşürmeye yardımcı olur?

Şekerli İçecekler: Şekerli ve gazlı içecekler, kilo alımına ve insülin direncine katkıda bulunmanın yanı sıra, her ikisi de yüksek tansiyona yol açar. Ayrıca, yüksek fruktoz tüketimi damar fonksiyonunu doğrudan etkileyebilir. Bu içeceklerin yerine daha doğal içecekler tercih edilmeli.

Kahve: Ölçülü tüketimi genellikle güvenli olsa da, aşırı kahve tüketimi bazılarında, özellikle kafeine duyarlılığı olan kişilerde kan basıncının artmasına neden olabilir.

Hazır Erişte: Tek bir paket hazır erişte, önerilen günlük tuz alımının yarısından fazlasını içerir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, sodyum (tuz) miktarı etikette miligram (mg) cinsinden, ürünün 100 gramı veya 100 mililitresinde belirtilmelidir.

İşlenmiş Etler: İşlenmiş etler genellikle tütsülenir veya tuz ve diğer katkı maddeleriyle muhafaza edilir, bu da onları yüksek tansiyonun önde gelen nedenlerinden biri haline getirir. İşlenmiş etler genellikle damar sağlığını etkileyebilecek nitratlar ve diğer koruyucu maddeler içerir. İşlenmiş etleri ara sıra tüketmekle fayda var, yağsız, taze etler tercih edilmeli.

Peynir: Peynir, kalsiyum ve protein açısından oldukça zengindir. Ancak, özellikle çedar, parmesan, feta vb. gibi eskitilmiş peynirler yüksek sodyum (tuz) içeriğine sahip olabilirler. Bu peynirlerin sık tüketimi yüksek tansiyona yol açabilir. Bu peynirlerin yerine, düşük sodyumlu veya taze peynirleri tercih edilmeli; bir yemeğin ana malzemesi olarak değil, aroma verici olarak kullanılmalı.

Ekmek ve Diğer Fırın Ürünleri: Ekmek ve tüm unlu mamuller (somunlar, hamur işleri) gizli sodyum (tuz) kaynakları arasındadır. Güvenli olması için, tuz içeriğinin kontrol edilebildiği ekmekler tercih edilmeli.

Fermente Ürünler: Turşular fermente edildiğinde bağırsak sağlığına faydalıdır, ancak genellikle turşulama işlemi nedeniyle yüksek oranda tuz içerirler. Turşu veya diğer fermente ürünleri ara sıra, büyük miktarlarda değil, az miktarlarda ve sos olarak tüketilmeli.

Dondurulmuş Yemekler: Hazır yemekler elbette pratiktir, ancak genellikle daha fazla sodyum ve sağlıksız yağ içerirler. Bu bileşenler yalnızca yüksek tansiyona değil, aynı zamanda kardiyovasküler hastalık geliştirme riskinize de katkıda bulunurlar.

Dondurulmuş veya önceden paketlenmiş yemeklerden kaçınmak en iyisidir, ancak mecbur kalınırsa, düşük sodyumlu veya taze hazırlanmış olanlar tercih edilmeli, genel sağlığınızı olumsuz etkileyebilecek gizli tuzlar, koruyucu maddeler ve doymuş yağlar için besin etiketleri her zaman kontrol edilmeli.

Paylaşın

Milyonlarca Yaşlıyı Sakat Bırakan Hastalık

Dünyada sessiz ama giderek artan bir olgu olan kas erimesi veya sarkopeni, bilimsel tahminlere göre, önümüzdeki 30 yıl içinde milyonlarca yaşlıyı bağımlı ve engelliye dönüştürecek.

Haber Merkezi / Sarkopeni, yaşlanma veya hastalıklarla ilişkili olarak iskelet kas kütlesinde ve gücünde progresif bir kayıp durumudur. Genellikle yaşlı bireylerde görülür ve fiziksel işlevsellikte azalma, düşme riski ve bağımsızlık kaybı gibi sorunlara yol açabilir.

Sarkopeninin Nedenleri:

Sarkopeninin ortaya çıkmasında birden fazla faktör rol oynar:

Yaşlanma (Birincil Sarkopeni): Yaş ilerledikçe kas liflerinin sayısı ve büyüklüğü azalır. Hormonal değişiklikler (testosteron, büyüme hormonu, insülin benzeri büyüme faktörü-1 seviyelerinde düşüş) bu süreci hızlandırır.

Hareketsiz Yaşam Tarzı: Fiziksel aktivite eksikliği kas kütlesinin kaybını artırır.

Yetersiz Beslenme: Protein, D vitamini ve diğer temel besin maddelerinin eksikliği kas sentezini olumsuz etkiler.

Kronik Hastalıklar (İkincil Sarkopeni): Diyabet, kanser, kalp yetmezliği, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) gibi durumlar kas kaybına yol açabilir.

İnflamasyon: Kronik iltihaplanma (örneğin, sitokin artışı) kas yıkımını tetikler.

Nöromüsküler Bozukluklar: Sinir-kas iletişimindeki bozulmalar kas fonksiyonunu azaltabilir.

Sarkopeninin Belirtileri:

Sarkopeninin belirtileri genellikle yavaş gelişir ve şunları içerebilir:

Kas gücünde azalma (örneğin, ağır eşyaları kaldırmada zorluk).
Yürüme hızında yavaşlama.
Denge sorunları ve düşme riskinde artış.
Günlük aktivitelerde zorlanma (merdiven çıkma, sandalye kalkma).
Yorgunluk ve fiziksel dayanıklılıkta azalma.
Kilo kaybı (kas kütlesi kaybına bağlı).

Sarkopeninin Teşhisi:

Sarkopeni teşhisi, genellikle şu yöntemlerle konur:

Kas Kütlesi Ölçümü: Biyoempedans analizi (BIA), DXA (dual-energy X-ray absorptiometry) veya MRI/CT ile kas kütlesi değerlendirilir. Appendiküler iskelet kas kütlesi indeksi (ASM/uzunluk²) sık kullanılan bir kriterdir.

Kas Gücü Testleri: El sıkma gücü (grip strength) dinamometre ile ölçülür.

Fiziksel Performans Testleri: Yürüme hızı, sandalye kalkma testi veya kısa fiziksel performans bataryası (SPPB) gibi testler kullanılır.

Klinik Değerlendirme: Hastanın tıbbi geçmişi, beslenme durumu ve fiziksel aktivite seviyesi incelenir.

Sarkopeninin Tedavisi:

Sarkopeni tedavisi, kas kütlesini ve gücünü artırmayı, fonksiyonel kapasiteyi korumayı hedefler:

Egzersiz:

Direnç (Kuvvet) Egzersizleri: Ağırlık kaldırma veya elastik bantlarla yapılan egzersizler kas kütlesini ve gücünü artırır.

Aerobik Egzersizler: Yürüme, bisiklet gibi aktiviteler genel dayanıklılığı destekler.

Denge ve Esneklik Egzersizleri: Düşme riskini azaltır.

Beslenme:

Yeterli Protein Alımı: Günde 1.2-2.0 g/kg protein önerilir (örneğin, yumurta, et, balık, baklagiller).

D Vitamini: Eksiklik varsa takviye edilir, çünkü kas fonksiyonu için kritik öneme sahiptir.

Omega-3 ve Antioksidanlar: İltihabı azaltabilir ve kas sağlığını destekler.

Hormon Tedavileri: Testosteron veya büyüme hormonu replasmanı bazı durumlarda düşünülebilir, ancak doktor kontrolünde uygulanmalıdır.

Kronik Hastalıkların Yönetimi: Altta yatan hastalıkların tedavisi sarkopeni ilerlemesini yavaşlatabilir.

Yaşam Tarzı Değişiklikleri: Sigara ve alkol tüketiminden kaçınma, düzenli uyku ve stres yönetimi.

İlaçlar: Henüz sarkopeni için onaylanmış spesifik bir ilaç yoktur, ancak bazı deneysel tedaviler (örneğin, myostatin inhibitörleri) araştırılmaktadır.

Paylaşın

T Hücreli Prolenfositik Lösemi Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

T hücreli prolenfositik lösemi (T-PLL), olgun T hücrelerinin (post-timik T lenfositleri) malign proliferasyonu ile karakterize nadir, agresif bir lösemi türüdür.

Haber Merkezi / Kronik lenfositik lösemi (KLL) benzeri özellikler gösterse de, daha hızlı ilerler ve kötü prognoza sahiptir. Erişkinlerde, özellikle 60 yaş üstünde görülür, erkeklerde kadınlara oranla biraz daha sıktır (2:1). Yıllık insidansı 100.000’de 0.1 civarındadır ve tüm lösemilerin %2’sini oluşturur.

Nedenleri:

Genetik Mutasyonlar: TCL1A, TCL1B veya MTCP1 genlerinde translokasyonlar (örn. t(14;14)(q11;q32), inv(14)(q11q32)) en sık genetik anomalilerdir; bunlar T hücre proliferasyonunu aktive eder. ATM gen mutasyonları (%80-90) ve JAK/STAT yolak disregülasyonu (JAK3, STAT5B) da yaygındır.

Risk Faktörleri: Kesin neden bilinmez. Viral enfeksiyonlar (HTLV-1 ilişkisi tartışmalı), çevresel faktörler veya aile öyküsü ile net bir bağ yoktur. Ataksi-telanjiektazi hastalarında ATM mutasyonları T-PLL riskini artırabilir.

Patogenez: Apoptoz direnci ve hücre döngüsü kontrol kaybı, klonal T hücre ekspansiyonuna yol açar.

Belirtileri:

Hematolojik: Lenfositoz (periferik kanda >100×10⁹/L beyaz küre), anemi, trombositopeni.

Sistemik: B semptomları (ateş, gece terlemesi, kilo kaybı), yorgunluk, zayıflık.

Fiziksel Bulgular: Splenomegali (%50-70), hepatomegali, lenfadenopati (%50), deri lezyonları (eritem, nodül, %20-30), seröz efüzyonlar (plevral/peritoneal).

Nadir: Merkezi sinir sistemi tutulumu, hiperkalsemi.

Teşhisi:

Laboratuvar: Tam kan sayımı (CBC): Şiddetli lenfositoz, prolenfositler (>55% periferik kanda). Periferik yayma: Orta-büyük prolenfositler, belirgin nükleolus, yoğun sitoplazma, bazen “yılan dişi” görünümü.

İmmünfenotipleme: Akım sitometrisi ile CD2+, CD3+, CD7+, CD4+/CD8- (çoğunlukla) veya CD4+/CD8+ ko-ekspresyonu; TCL1 aşırı ekspresyonu tanısaldır.

Genetik: Karyotip analizi veya FISH ile inv(14) veya t(14;14) tespiti; ATM, JAK3 mutasyonları için NGS (yeni nesil dizileme).

Kemik İliği: Diffüz lenfoid infiltrasyon; biyopsi genellikle tanıyı destekler.

Diferansiyel Tanı: KLL, B-PLL, yetişkin T hücreli lösemi/lenfoma (ATLL), mantle hücre lenfoma dışlanmalı.

Tedavisi:

Birinci Basamak: Alemtuzumab (anti-CD52 monoklonal antikor), intravenöz veya subkutan, yüksek yanıt oranı (%80-90) sağlar ancak küratif değildir. Kombinasyon kemoterapisi (CHOP, fludarabin-bazlı rejimler) daha az etkilidir.

Konsolidasyon: Yüksek doz kemoterapi sonrası allojenik kök hücre nakli (allo-HSCT), genç ve uygun hastalarda tek küratif seçenektir; 5 yıllık sağkalım %10-30.

Destekleyici: Enfeksiyon profilaksisi (antiviral, antifungal), transfüzyon, G-CSF (nötropeni için).

Deneysel: JAK inhibitörleri (ruxolitinib), BCL-2 inhibitörleri (venetoklaks) veya CAR-T hücre tedavisi klinik çalışmalarda umut vadeder.

Paylaşın

T Hücreli Hodgkin Dışı Lenfoma Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

20’den fazla alt tipi bulunan T hücreli Hodgkin dışı lenfoma (NHL), lenfoid dokularda olgun veya öncü T hücrelerinin malign proliferasyonu ile karakterize heterojen bir grup kanserdir.

Haber Merkezi /Hodgkin lenfomadan farklı olarak Reed – Sternberg hücreleri yoktur ve T hücre kökenli lenfoid neoplazmları içerir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sınıflandırmasına göre 20’den fazla alt tipi bulunur; en sık görülenleri periferik T hücreli lenfoma (PTCL-NOS), anaplastik büyük hücreli lenfoma (ALCL), ve anjiyoimmünoblastik T hücreli lenfoma (AITL)’dır. Nadir görülür, NHL vakalarının %10-15’ini oluşturur ve genellikle B hücreli lenfomalardan daha agresiftir.

Nedenleri:

Genetik ve Moleküler: STAT3, TET2, DNMT3A gibi gen mutasyonları ve TCR sinyal yolaklarında disregülasyon (örn. JAK/STAT, NF-κB) rol oynar. Anaplastik lenfomada ALK gen translokasyonları (t(2;5)) sık görülür.

Çevresel Faktörler: Kronik antijenik stimülasyon (örn. HTLV-1 virüsü ile yetişkin T hücreli lösemi/lenfoma), EBV (nazolaringeal T/NK hücreli lenfoma), otoimmün hastalıklar (Sjögren, RA) ve immünosupresyon (transplant sonrası) ile ilişkilidir.

Risk Faktörleri: Kesin neden bilinmez; yaş (50+), erkek cinsiyet, viral enfeksiyonlar, kimyasal maruziyet (pestisitler) ve aile öyküsü riski artırabilir.

Belirtileri:

Lenfadenopati: Genellikle ağrısız, büyümüş lenf nodları (boyun, koltuk altı, kasık).

B Semptomları: Ateş, gece terlemesi, açıklanamayan kilo kaybı (%10’dan fazla).

Ekstranodal Tutulum: Deri (mikozis fungoides), akciğer, kemik iliği, GIS veya merkezi sinir sistemi; alt tipe göre değişir.

Sistemik: Yorgunluk, kaşıntı (özellikle kutanöz T hücreli lenfomada), hepatosplenomegali, sitopeniler (anemi, trombositopeni).

Teşhisi:

Klinik Değerlendirme: Fizik muayene ile lenfadenopati ve sistemik semptomların değerlendirilmesi.

Biyopsi: Lenf nodu veya etkilenen dokudan eksizyonel biyopsi; histopatoloji ve immünhistokimya ile T hücre markırları (CD3+, CD4/CD8, CD30, ALK) incelenir.

İmmünfenotipleme: Akım sitometrisi ile klonal T hücre popülasyonu (TCR gen rearranjmanı) doğrulanır.

Görüntüleme: PET/BT veya BT ile evreleme (Ann Arbor sistemi); kemik iliği biyopsisi ileri evrelerde yapılır.

Laboratuvar: LDH, beta-2 mikroglobulin, tam kan sayımı, viral seroloji (HTLV-1, EBV, HIV).

Tedavisi:

Evre I-II (lokalize): Radyoterapi veya sınırlı kemoterapi (örn. CHOP: siklofosfamid, doksorubisin, vinkristin, prednizon). Kutanöz T hücreli lenfomada topikal tedaviler (steroid, fototerapi) tercih edilir.

Evre III-IV (yaygın): Kombinasyon kemoterapisi (CHOP veya CHOEP); ALK+ ALCL’de daha iyi prognoz. Brentuximab vedotin (CD30+ vakalarda), romidepsin veya pralatreksat gibi hedefe yönelik ajanlar refrakter olgularda kullanılır.

Kök Hücre Nakli: Yüksek doz kemoterapi sonrası otolog/allojenik nakil, özellikle genç ve refrakter hastalarda.

Destekleyici: Enfeksiyon profilaksisi, semptom yönetimi (kaşıntı için antihistaminikler). Klinik denemeler (CAR-T hücre tedavisi, immünoterapiler) umut vadeder.

Paylaşın

Epidermodisplazi Verrusiformisli T Hücre İmmün Yetmezliği Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Epidermodisplazi verrusiformisli T hücre immün yetmezliği, insan papilloma virüsü enfeksiyonuna karşı artan duyarlılıkla karakterize nadir bir primer immün yetmezliktir ve çocukluk çağında yaygın, düz, siğil benzeri deri lezyonlarıyla ortaya çıkar.

Haber Merkezi / Epidermodisplazi verrusiformisli (EV) T hücre immün yetmezliği, nadir bir primer immün yetmezlik hastalığıdır. Bu durum, insan papilloma virüsüne (HPV, özellikle beta-HPV türleri) karşı artan duyarlılık ile karakterizedir ve çocukluk döneminde yaygın düz siğil benzeri cilt lezyonları ile kendini gösterir.

Toplam T hücre sayıları normal olsa da, T hücre reseptörü (TCR) sinyalizasyonunda bozukluk, periferik naif T hücre lenfopenisi ve hafıza T hücrelerinde tükenme fenotipi görülür.

Bu immün yetmezlik, EV’nin atipik veya edinsel formunda T hücre aracılı immün yanıtın bozulmasıyla ilişkilidir ve HPV enfeksiyonlarının kalıcı hale gelmesine yol açar, bu da cilt displazisi ve skuamöz hücreli karsinom riskini artırır.

Nedenleri:

Genetik temelli immün yetmezlik: Genellikle otozomal resesif kalıtımla aktarılan mutasyonlar (örneğin, RHOH, STK4, RASGRP1, CORO1A gibi genlerdeki defektler) T hücre fonksiyonunu bozar ve beta-HPV enfeksiyonlarına karşı keratinosit-immün yanıtını zayıflatır.

EVER1/TMC6 ve EVER2/TMC8 gen mutasyonları klasik EV’de rol oynarken, T hücre defektleri atipik formu tetikler.
Edinsel faktörler: HIV, kök hücre nakli sonrası veya diğer immünosupresif durumlar gibi edinsel T hücre immün yetmezlikleri, EV benzeri sendromu (edinsel EV) ortaya çıkarır.

Belirtileri:

Ciltte yaygın düz siğil benzeri papüller (verruka plana), pityriasis versicolor benzeri lekeler ve verruköz lezyonlar; genellikle çocuklukta başlar ve eller, ayaklar, yüz, boyun gibi bölgeleri tutar.

İmmün yetmezliğe bağlı tekrarlayan HPV enfeksiyonları, mukokutanöz lezyonlar ve Burkitt lenfoma gibi komplikasyonlar.

Uzun vadede skuamöz hücreli karsinom (cilt kanseri) riski yüksektir (%30-70 oranında, özellikle güneş maruziyetiyle).

Teşhisi:

Klinik muayene: Çoklu dirençli siğiller ve EV’ye özgü lezyonlar şüphe uyandırır; aile öyküsü ve erken başlangıç tanıyı destekler.

Histopatoloji: Deri biyopsisi tipik bulgular gösterir: Üst epidermal katmanlarda büyük keratinositler, gri-mavi sitoplazma, keratohialin granülleri, hafif hiperkeratoz ve akanto sis.

Laboratuvar testleri: HPV tiplendirme (PCR ile HPV-5,8 vb. tespiti), T hücre immün yetmezliği için akım sitometrisi (TCR sinyalizasyon defekti, naif T hücre azlığı), genetik testler (mutasyon taraması).

Diğer immün yetmezlikler (HIV, kombine immün yetmezlik) dışlanmalıdır.

Tedavisi:

Destekleyici ve semptomatik: Lezyonlar için kriyoterapi, elektrocerrahi, lazer, fotodinamik terapi veya topikal ajanlar (örneğin, calcipotriol) kullanılır; ancak tam kür yoktur.

İmmün yetmezlik yönetimi: Altta yatan T hücre defektine göre kök hücre nakli (hematopoetik kök hücre transplantasyonu) veya immünomodülatör tedaviler (örneğin, antiretroviral HIV için) uygulanabilir; ancak EV-HPV enfeksiyonları antiretroviral tedaviden etkilenmeyebilir.

Kanser önleme: Erken lezyon eksizyonu, güneşten korunma ve düzenli takip şarttır; radyoterapi kontrendikedir çünkü yeni lezyonları tetikleyebilir.

Cimetidin gibi immün düzenleyiciler sınırlı etkinlik gösterir.

Erken tanı ve multidisipliner yaklaşım (dermatoloji, immünoloji) prognozu iyileştirir.

Paylaşın