AYM: Ziyaretçi Hakkının Engellenmesi Anayasa İhlali

Anayasa Mahkemesi (AYM), Silivri 7 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Mahmud Sıddık Ecevit’in ziyaretçi hakkının engellemesini “özel hayata saygı hakkının” ihlali olarak gördü. Ecevit’in 5 bin lira manevi tazminat ödenecek.

MA’nın haberine göre Silivri’de tutuklu bulunan Ecevit, ailesi dışında üç kişilik ziyaretçi belirleme hakkına dair 16 Temmuz 2019’da idareye başvurdu.

İdare, ziyaretçi belirleme hakkına dair mevzuata 60 günlük süre tanındığını ve bu sürenin son bulduğunu ileri sürerek, bir gün sonra başvuruyu reddetti.

Ecevit, Silivri 3’üncü İnfaz Hakimliğine itiraz başvurusunda bulundu. Kararını 13 Eylül 2019’da açıklayan hakimlik, Ecevit’in talebini kabul etti.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı ise hakimliğin kararına karşı Silivri Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz başvurusunda bulundu. Mahkeme, 15 Ekim’de idarenin verdiği kararın usul ve yasaya aykırı olmadığına dair karar vererek, hakimliğin kararının kesin olarak kaldırılmasını istedi.

Ecevit, bunun üzerine AYM’ye başvurdu. Başvuruyu 4 Temmuz’da değerlendiren AYM, üç kişilik ziyaretçi formunun altmış günlük süre içerisinde doldurulmaya dair yönetmenliğin hak düzenleyici olduğu ve hak düşürücü olarak ele alınmaması gerektiğinin altını çizdi.

Yönetmeliğin “hak düşürücü” olarak ele alınması durumunda hükümlü ya da tutuklunun dış dünya ile iletişim kurması ve sosyalleşmesinin önüne geçilmiş olacağını ifade eden AYM, bu nedenle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verdi.

AYM, ayrıca hak ihlalinin ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması gerektiğini belirtti.

Hükümlü Ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik’in 5-h maddesi:

“Hükümlü ve tutuklular, bu Yönetmeliğin 9 uncu maddesinde sayılan ve eşi, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ve vasisi ile kayyımı dışında kalan üç ziyaretçisinin açık kimlik ile bilmesi halinde adreslerini kuruma bildirir.

İsimleri bildirilen ziyaretçiler ancak ölüm, ağır hastalık, doğal afet, hükümlü ve tutukluların nakli ya da ziyaretçinin ziyaret olanağını ortadan kaldıracak yerleşim yeri değişikliği gibi zorunlu hallerde veya ziyaretçinin en son ziyarette bulunduğu tarihten itibaren 6 ay içinde ziyarete gelmemesi halinde değiştirilebilir.”

Paylaşın

AYM’den Van’daki 6 Yıllık Yasak İçin Hak İhlali Kararı

Van’ın Çaldıran ilçesinde 2020 yılında “eylem ve etkinlik yasağını ihlal” ettikleri gerekçesiyle yerel mahkeme tarafından para cezası çarptırılan HDP’li yöneticiler, davayı Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıdı.

HDP’li yöneticilerin başvurusunu değerlendiren Anayasa Mahkemesi, söz konusu yasakla, Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan “toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının” ihlal edildiğine karar verdi. Bu, Van’da altı yıldır valilik tarafından her 15 günde bir aralıksız uzatılan eylem etkinlik yasağına ilişkin ilk ihlal kararı oldu.

Gazete Duvar’dan Salih Sertkal’ın haberine göre, HDP Çaldıran ilçe örgütü yöneticileri, 23 Şubat 2020’de Ankara’da yapılacak olan HDP 4. Olağan Kongresi öncesi ilçe merkezinde el ilanı dağıtarak halkı kongreye davet etti. El ilanı dağıtan HDP ilçe yöneticileri Seyithan Acar, Kerem Koç, Suat Çevik, Hikmet Demirkaya, Hosrof Durmuş, Leyla Atsak, Salih Candeğer, Sinan Atabay, Ramazan Bülte ve Seracettin Naricican’a, kentte uygulanan “eylem etkinlik yasağını ihlal” ettikleri gerekçesiyle polis tarafından para cezası kesildi. Verilen para cezasına ilişkin Van Sulh Ceza Hakimliği’ne yapılan itirazı reddeden hakimliğin kararı HDP’li yöneticilerin avukatı Mahmut Kaçan tarafından Anayasa Mahkemesi’ne taşındı.

Yerel mahkemenin verdiği para cezasını kabul etmeyen 10 HDP yöneticisi, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. HDP’li yöneticiler başvurularında, “siyasi örgütlenme özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının anayasal ve uluslararası hukukta güvence altına alındığına; söz konusu bildiri dağıtma eyleminin siyasi faaliyet kapsamında olduğuna ve müdahalenin haklı gerekçelere dayanmadığına” dikkat çekti. Üç kişinin başvurusunu zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle reddeden AYM, diğer yedi kişinin başvurusunu değerlendirmeye aldı.

Anayasa Mahkemesi, kararında, polis tutanaklarında ve hakim kararlarında bildiri dağıtma eyleminin kamu düzenini bozduğuna ilişkin bir tespitin yer almadığına işaret etti. Mahkeme, ayrıca grubun sorunsuz bir şekilde dağıldığını belirtti. Mahkeme kararında olaya ilişkin şu tespitleri yaptı: “Ne idare ne de mahkeme, grubun olaysız dağıldığını göz önüne almıştır. Yine somut olayda kolluk kuvvetleri veya idare tarafından bir müdahale yapılması gereği duyulmamış, başvurucular hakkındaki idari para cezası olay sonrasında kolluk kuvvetleri tarafından düzenlenmiştir.”

‘Van’da altı yıldır sürdürülen eylem etkinlik yasağına ilişkin ilk ihlali kararı’

AYM’nin verdiği karar, 3 Ağustos 2022 tarihinde dava avukatı Mahmut Kaçan’a tebliğ edildi. Kararı değerlendiren Kaçan, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bu kararın, Van’da altı yıldır sürdürülen eylem etkinlik yasağına ilişkin ilk ihlal kararı olması nedeniyle önemli olduğunu söyledi. Polisin, Çaldıran’da el ilanı dağıtan müvekkilleri hakkında Van Valiliği tarafından her 15 günde bir uzatılan “eylem etkinlik yasağı” kararını gerekçe göstererek para cezası kestiğini söyledi.

Para cezalarına ilişkin Van Sulh Ceza Hakimliği’ne itirazda bulunduklarını belirten Kaçan, yerel mahkemenin taleplerinin reddine karar vermesi sonucu olayı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdıklarını aktardı. Kaçan, “Yasağın kendisi tartışılmamakla birlikte bu yasak gerekçesiyle düzenlenen idari para cezalarının toplantı ve gösteri yürüyüş hakkını ihlal ettiğinin tespiti bizim açımızdan önemlidir” diye konuştu. Kaçan, Van’da yıllardır uygulanan eylem ve etkinlik yasağının tümüyle hukuka aykırı olduğunu söyledi.

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’nden Kötü Muameleye Tazminat Kararı

Anayasa Mahkemesi (AYM), gözaltında darp edilen ve savcılığın hakkında takipsizlik kararı verdiği liman işçisi Mehmet Ali Çintan’ın başvurusunda hak ihlaline hükmederek, yeniden soruşturma açılmasını istedi. AYM, ayrıca, 45 bin TL manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

Mersin’de “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 29 Ağustos 2016’da yapılan ev baskınında gözaltına alınarak, getirildiği Yenişehir İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde polislerince darp edilen liman işçisi Mehmet Ali Çintan, hastaneden aldığı “darp raporu” ile olayın hemen akabinde kendisini darp eden polisler hakkında Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

Savcılık olaya dair 7 Kasım 2017’de “delil yetersizliğini” gerekçe göstererek takipsizlik kararı verdi. Karara karşı Mersin Sulh Ceza Hakimliği’ne yapılan itiraza da olumsuz yanıt verildi. Çintan, darp olayını 24 Nisan 2018’de Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıdı.

Mezopotamya Haber Ajansı’nda yer alan habere göre, başvuruyu sonuçlandıran AYM, hak ihlali kararı verdi. AYM kararında şu değerlendirme yapıldı:

“Somut başvuruda ihlalin etkili soruşturma yapma yükümlülüğünün yerine getirilmemesinden kaynaklandığı tespit edilmiş ve Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Bu durumda kötü muamele yasağının usul boyutu bakımından ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden etkin bir adli soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden soruşturma ise 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ortadan kaldırılması ve ihlal kararı verilmesinin nedenlerini gideren Anayasa Mahkemesinin belirttiği ilkelere uygun yeni bir soruşturma yapılmasından ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine karar verilmesi gerekir.”

Kötü muamele yasağı ihlal edildi

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar veren AYM, kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edilmiş olması nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya 45 bin TL manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

AYM, kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Mersin Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

Paylaşın

AYM: Kayyum Rektöre “Kayyum Rektör” Demek Suç Olamaz

Mersin Üniversitesi Sanat Tarihi öğrencisi İlknur Uyan, Kasım 2017’de Ankara Gar Katliamı’nın protesto eden öğrencilere açılan soruşturmalara tepki göstermek için Gazeteciler Cemiyeti’nde yapılan basın açıklamasına katıldı.

Üniversite yönetimi, basın açıklamasına katılan öğrencilere ‘Kayyum Rektör’ ifadelerinin kullanıldığı basın açıklaması nedeniyle ‘şeref ve haysiyeti zedeleyici ifadeler kullanıldığı’ gerekçesiyle soruşturma açtı. Uyan’a da 1 ay okuldan uzaklaştırma ve disiplin cezası verdi.

Uyan kendisine verilen ceza üzerine Şubat 2018’de ‘idari işlemin durdurulması’ talebiyle İdare Mahkemesi’ne başvurdu.

Yerel mahkeme itirazı kabul etmedi

Uyan başvuru dilekçesinde basın açıklamasının kampüs dışında yapıldığını belirtti. Basın açıklamasının hazırlanmasında ve okunmasında bir dahli olmadığını söyleyen Uyan disiplin cezasının hukuka aykırı olduğunu ifade etti. Ancak Mersin 2. İdari Mahkemesi Uyan’ın talebini reddedildi. “Hukuka aykırılık yoktur” dedi.

Uyan bunun üzerine dosyayı istinaf başvurusu yaptı. Ancak Konya Bölge İdare Mahkemesi istinaf talebini kabul etmedi.

AYM, tazminat verdi

Uyan karar sonrası AYM’ye gitti. Kararı inceleyen AYM, Uyan’ın eğitim hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Eğitim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması isteyen AYM dosyayı yeniden yargılama yapılması için Mersin 2. İdare Mahkemesi’ne gönderdi.

AYM ayrıca İlknur Uyan’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetti. AYM kararında ifade özgürlüğüne vurgu yaptı ve şöyle dedi:

“Rektörlük ceza yerine yalanlayabilirdi”

Özgür düşüncenin ve eleştirel aklın beşiği olarak görülen üniversitelerde farklı düşüncelere sahip üniversite öğrencilerine daha fazla hoşgörü gösterilmesi gerekmektedir. Söz konusu görüş ve fikirler tartışmalı olsa veya rağbet görmese dahi ifade özgürlüğünün sıkı korumasından yararlanmalıdır.

Başvuruya konu basın açıklamasında dile getirilen düşüncelere müdahale edilmesi, bu tür düşünceleri destekleyenlerin şu veya bu sebeplerle cezalandırılması özgür tartışma ortamında ulaşılmasını ve dolayısıyla çoğulculuğun sağlanmasını imkânsız hâle getirir.

İkinci olarak kamu otoritelerinin kabul edilebilir eleştiri sınırlarının özel bireylere nazaran çok daha geniş olduğu unutulmamalıdır. Başvurucunun katıldığı basın açıklaması, kamuoyunun üniversite idaresinin politikalarına karşı denetiminin bir parçası olarak kabul edilmelidir.

Üçüncü olarak kamu otoriteleri kendilerine yönelik eleştirilere farklı araçlarla cevap ve tepki verme imkânına sahiptir. Nitekim üniversite idaresi bahse konu basın açıklamasında ileri sürülen iddiaları yalanlayabilir, kamuoyunu yanlış olduğunu düşündüğü açıklamalara karşı doğru olarak bilgilendirebilir ve bir kısım isnada delilleri ile karşı çıkabilirdi.

“Yerel mahkeme doğru değerlendirme yapmadı”

Bu imkânlarının varlığı nedeniyle rektör ve üniversite idaresi, haksız olduğunu düşündükleri sözel saldırılar karşısında -şiddete teşvik içermedikçe- somut olayda olduğu gibi disiplin soruşturmasına veya ceza soruşturma ve kovuşturmasına başvurma hususunda kendilerini sınırlandırmalıdır.

Dördüncü olarak ise basın açıklamasındaki bazı ifadeler üniversite yönetimi tarafından sert ve incitici olarak nitelendirilse bile ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız ya da ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğu yinelenmelidir.

Başvuruya konu basın açıklamasında rektörün hükûmete biat ettiği, akademisyenlerin çoğunluğunca seçilen değil iktidar tarafından atanan kayyım bir rektör olduğu şeklindeki ifadeler rektör açısından rahatsız edici ve kışkırtıcı bulunsa bile ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir.

Kamusal makamların şerefi veya saygınlığı gibi sebeplerle öğrencilerin varsayımsal değerlendirmeler üzerinden eğitim kurumunun düzenini bozma disiplin cezası ile cezalandırılması ve eğitim haklarının sınırlandırılması anayasal olarak mümkün değildir.

Sonuç olarak başvurucu, ifade özgürlüğünü kullanması nedeniyle okuldan uzaklaştırma disiplin cezası ile cezalandırılmış ve eğitim hakkından yararlanamamıştır. Açıktır ki derece mahkemeleri başvuruya konu ifadelerin kullanılma nedenini, içeriğini, hangi ifadelerin kurum düzenine ne şekilde tesir ettiğini, başvurucunun almakta olduğu eğitimin seviyesini ve basın açıklamasının yapıldığı mecrayı değerlendirmemiştir.

Bu kapsamda mahkemelerin ileri sürdüğü gerekçeler, başvurucunun eğitim hakkına yapılan müdahale için ilgili ve yeterli görülmemiştir. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle eğitim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

AYM, Din Dersi Müfredatını Anayasa’ya Aykırı Buldu

Anayasa Mahkemesi (AYM) Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulmak isteyen bir ateist öğrencinin başvurusunun kabul edilmemesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmetti ve öğrenci ile velisine 20 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Bugün Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre 15 AYM üyesinin yedisi karara karşı oy kullandı.

Mahkeme bu kararı ders müfredatını inceleyerek aldı.

Anayasa’nın 24. maddesindeki “Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır” ve “Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır” ifadelerini hatırlatan AYM, mevcut müfredatın ilk alıntıda yer alan din kültürü ve ahlak öğrenimi sınırlarında kalmayıp ikinci alıntıda yer alan din eğitim ve öğretimi seviyesinde olduğuna hükmetti.

Bu konudaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Danıştay kararlarını da hatırlatan AYM, Danıştay’ın 2017’de içtihat değiştirerek dersin Anayasa’ya uygun olduğuna karar vermesine rağmen bu kararın gerekçesini açıklamadığını belirterek bunu dikkate almadı.

AYM zorunlu din derslerinin “İslam’ın Türk milletinin çoğunluğu tarafından uygulanan ve yorumlanan şekline ilişkin bilgilere odaklandığını” ve yalnızca İslam dinine ait ibadetleri öğrettiğini belirtti.

İşten çıkarma davası

AYM bir diğer kararını ise 2017’de Gülen yapılanmasına üye olduğu gerekçesiyle Kızılay’daki işinden çıkarılan bir hemşirenin başvurusu üzerine verdi.

Mahkeme bu kişi hakkında bir soruşturma olmadığını, eski eşinin yaptığı bir bağış nedeniyle kırmızı listede olduğunu belirterek başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine hükmetti.

Paylaşın

HDP Ek Delillerle İlgili Savunmasını AYM’ye Teslim Etti

Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) açılan kapatma davasında ek delillere dair savunma Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) teslim edildi. HDP Kapatma Davası’na eklenen ek delillere dair 13 sayfadan oluşan savunma HDP Hukuk Komisyonu üyesi avukatlar Kenan Maçoğlu, Maviş Aydın ve Sipan Cizreli tarafından AYM’ye götürüldü.

Savunma, HDP Milletvekili Semra Güzel ve eski milletvekili Behçet Yıldırım’a dair soruşturmaların ek delil olarak gönderilmesine ilişkin konuları kapsıyor.

Kürtçe ses kayıtlarının Türkçe çözümleri dosyada yok 

HDP, savunmasında CD halinde gönderilen Kürtçe ses kayıtlarına dair Türkçe çözümlerin kendilerine tebliğ edilmediğini belirterek, savunma hakkını saklı tuttu. Ek deliller içerisinde gönderilen Kürtçe ses kayıtlarının Türkçe çözümleri HDP’ye tebliğ edilmedi.

Mezopotamya Ajansı’nın edindiği bilgilere göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kapatmaya ek delil olarak sunulan iki CD içerisinde 281 adet ses kaydı yer alıyor.

Davanın reddi talebi

HDP Hukuk Komisyonunca hazırlanan 13 sayfalık savunmada, usule yönelik itirazlar, Yargıtay içtihatları ve ek delil olarak kabul edilen soruşturma ve fezlekelerin kapatma ile hukuksal bağına dair ve esasa ilişkin hukuksal değerlendirmelere yer verildi. Yine Semra Güzel hakkında açılan soruşturmaların milletvekili yani HDP üyesi olmadan önceki tarihlere dayandığı ve soruşturma hakkında ortaya çıkan hukuksuzluklara yer verildi. Behçet Yıldırım ve Semra Güzel’in yargılama süreçlerinin devam ettiği de vurgulanan savunmada bir kez daha kapatma davasının reddi yönünde karar verilmesi talep edildi.

Ne olmuştu?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen ve Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu tarafından 12 Mayıs’ta kabul edilen ek deliller 26 Mayıs’ta HDP Genel Merkezi’ne yetkililer tarafından tebliğ edilmişti.

Söz konusu ek deliller arasında HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasına gerekçe yapılan fezleke ile eski milletvekili Behçet Yıldırım hakkında açılan soruşturmaların yer aldığı öğrenildi. Söz konusu ek delillerin incelenmesi ardından HDP, AYM’ye ek savunma verip, vermeyeceğine karar verecek. AYM, ek delillere dair beyanda bulunması için 30 gün süre vermişti.

HDP, CD’lerde yer alan bazı belgelerin açılmaması nedeniyle AYM’den bir kez daha talepte bulundu. 17 Haziran’da bir kez daha CD içerisinde gönderilen belgelerin açılmaması üzerine yeniden talepte bulunulmuştu. CD’ler içerisinde bulunan Kürtçe ses kayıtlarının Türkçe çözümlerinin dosyaya kazandırılması için 21 Haziran’da alınan karar 22 Haziran’da HDP’ye tebliğ edildi. Söz konusu kararda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından ek deliller arasında yer alan Kürtçe metinler ile ses kayıtlarının davayla ilgilisi olup olmadığının, ilgili olduğu takdirde Türkçeye tercüme edilerek mahkemeye gönderilmesinin istenilmesine ve savunma için 27.06.2022 tarihinden itibaren 30 günlük ek süre verilmesine karar verildi. Kürtçe ses kayıtlarına dair çözümler verilen süre içerisinde HDP’ye tebliğ edilmedi.

Süreç nasıl işleyecek?

Yazılı savunma süreçlerinin tamamlanması ardından AYM tarafından belirlenecek bir tarihte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin sözlü açıklama, HDP yetkilileri de sözlü savunma yapacak.

Bu sürecin ardından, davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak Anayasa Mahkemesi raportörü, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu işlemler sürerken Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve davalı HDP, ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek.

Raporun, Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılmasının ardından Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, toplantı için gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

HDP hakkındaki kapatma davasını 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti karara bağlayacak. Anayasa’nın 69’uncu maddesinde sayılan hallerden ötürü partinin kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebiliyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

AYM’den Figen Yüksekdağ Kararı: Seçilme Hakkı İhlal Edildi

Anayasa Mahkemesi (AYM),  Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın, milletvekili seçilmeden önce katıldığı bir anma nedeniyle, milletvekili seçildikten sonra mahkumiyet kararı verilmesi ve vekilliğinin düşürülmesine ihlal kararı verdi.

AYM, Adana 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin 27 Kasım 2013’te “örgüt propagandası”ndan 10 ay hapis cezası verdiğini, hükmün temyiz incelemesi sürerken, Yüksekdağ’ın 1 Kasım 2015’te milletvekili seçildiğini, yerel mahkemenin kararının ise 22 Eylül 2016’da Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi tarafından onandığı hatırlattı.

MA’nın haberine göre; AYM, Yargıtay’ın cezayı onamasının Anayasa’nın 83’üncü maddesini düzenleyen “yasama dokunulmazlığını” ihlali olduğunu belirtti.

AYM, Anayasa’nın 83’üncü maddesini düzenleyen yasama dokunulmazlığının, TBMM üyeliği kazanıldıktan sonra seçimden önce ya da seçimden sonra milletvekillerinin herhangi bir suç isnadıyla, tutulamayacağı, sorguya çekilemeyeceği, tutuklanamayacağı, yargılanamayacağı filleri kapsadığına işaret etti.

“Anayasa’ya aykırı”

AYM, dokunulmazlık kapsamında getirilen yasaklardan birinin de milletvekillerinin ceza mahkemesinde temyiz, istinaf dahil hiçbir ceza yargılama makamınca yargılanamayacağının altını çizdi.

Ceza yargılamalarına tabi tutularak yargılanan Mustafa Balbay ve Sebahat Tuncel ile ceza yargılamaları nedeniyle vekillikleri düşürülen Enis Berberoğlu ve Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında verdiği ihlal kararlarına atıfta bulunan AYM, Gergerlioğlu kararında yer alan gerekçeleri sıralayarak, bu konuda istediği yasal düzenlemeye işaret etti.

Yüksekdağ’ın yargılanmasının devam edilmesine Anayasa’nın 13’üncü maddesindeki “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir” hükmünün dayanak yapıldığına dikkati çeken AYM, 13’üncü madde belirtilen ölçütlere uymadığı sürece müdahalenin Anayasa’nın siyasi faaliyetleri düzenleyen 67’nci maddesine aykırılık teşkil edeceğinin de altını çizdi.

Yeniden yargılama talebine ret

Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesinde Anayasa’nın 14’ncü maddesindeki belirsizlik ve 13’üncü maddedeki “kanunilik” ilkesi şartının yerine gelmemesi nedeniyle verdiği ihlal kararına uzun bir atıfta bulunan AYM, 14’üncü maddedeki belirsizliğin giderilmesi için bir yasal düzenleme ihtiyacı olduğunu yineledi.

Yeniden yargılama talebini reddeden AYM, Yüksekdağ’ın düşünce ve ifade özgürlüğü hakkı ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine oy çokluğu ile karar verdi.

AYM, ihlaller nedeniyle Yüksekdağ’a 30 bin TL manevi tazminat ödenmesine, Yüksekdağ’ın maddi kaybına dair belge sunmaması nedeniyle maddi tazminat talebinin ise reddine karar verdi.

Paylaşın

AYM, Cizre’de Ölenlerin Yaşam Hakkının İhlal Edilmediğine Hükmetti

Anayasa Mahkemesi (AYM), Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015 tarihinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında hayatını kaybedenlerin yaşam hakkının ihlal edildiğine dair yapılan başvuruyu esastan reddetti.

AYM’nin resmi internet sitesinden yapılan açıklamaya göre, “güvenlik kuvvetlerinin güç kullanımı sonucunda ölüm olayının meydana gelmesi ve bu ölüm olayı hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği” suçlamasına ilişkin başvuru karara bağlandı.

Buna göre AYM, esas yönünden “Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının öldürmeme yükümlülüğü bakımından ihlal edilmediğine” hükmetti. Kararda ayrıca yine esas yönünden, “Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmediği” bildirildi.

Başvuruyu yapanların avukatı Ramazan Demir, Twitter hesabından AYM’nin kararına tepki gösterdi ve davayı, yeniden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyacaklarını bildirdi.

Demir, “AİHM 2018’de yaptığı duruşmada AYM’nin vereceği kararı bekleyin demişti. AİHM’de yapılan duruşmada AYM’nin bugün verdiği kararı vereceğini ayrıntılı olarak ifade ettik ancak dikkate alınmadı. AYM’nin gerekçeli kararı bize ulaştıktan sonra dosyaları tekrar AİHM önüne taşıyacağız” ifadesini kullandı.

AİHM 2019 yılında “AYM kararını bekleyin” demişti

AİHM, 4 Nisan 2019 tarihinde aldığı kararda, 2015-2016 yıllarındaki çukur olayları sırasında Cizre, Silopi ve Sur’da uygulanan sokağa çıkma yasağıyla ilgili Türkiye aleyhine yapılan 32 başvuruyu “iç hukuk yolları tüketilmediği” gerekçesiyle reddetmişti.

Toplam 34 başvuru yapıldı

Çukur olayları sırasında mal ve can güvenliğinin sağlanması amacıyla ilan edilen sokağa çıkma yasaklarına ilişkin AİHM’e toplamda 34 başvuru yapıldı.

Adalet Bakanlığınca hazırlanan yazılı görüşler, 13 Temmuz 2017’de AİHM’e iletildi. AİHM, yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü bu 34 başvuru arasından daha önce 2 başvuruyu duruşmalı olarak incelemeye karar verdi.

Strazburg’da 13 Kasım 2018’de görülen duruşmanın ardından AİHM, 29 Ocak 2019’da açıkladığı kararlarla söz konusu 2 başvuruyu kabul edilemez buldu.

Kararda, AİHM yetkisinin ikincilliğine atıf yapılarak başvurucuların, AİHM’den önce şikayetlerini Türk mahkemeleri önünde dile getirmeleri gerektiği belirtildi.

Bu kapsamda özellikle başvuranlar tarafından Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurularla ilgili incelemenin henüz sürdüğüne işaret edildi. Kararda, Anayasa Mahkemesi’nin tüketilmesi gereken ve etkili iç hukuk yolu olduğu vurgulandı.

AİHM, 4 Nisan 2019 tarihinde verdiği kararlarla, daha önceki kararlarına atıfta bulunarak Anayasa Mahkemesi önündeki başvuruların henüz inceleme aşamasında olduğunu, bu nedenle etkili iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtti ve diğer 32 başvuruyu da kabul edilemez buldu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD’de Kürtaj Artık Anayasal Hak Değil

ABD Anayasa Mahkemesi bugün, 1973 yılında Roe v. Wade davasındaki kararla yürürlüğe koyulan federal kürtaj hakkı kararını bozduğunu açıkladı. Roe v. Wade kararı, ABD’deki kadınların anayasal olarak kürtaj hakkını tanımış ve bunu ülke çapında yasallaştırmıştı.

Anayasa Mahkemesi’nin bugünkü kararı ise, kürtajı sınırlamak veya yasaklamak isteyen Cumhuriyetçiler’e ve dindar muhafazakarlara önemli bir zafer kazandırdı.

Mahkeme, muhafazakar çoğunluğun desteğinde 3’e karşı 6 oyla, Cumhuriyetçiler’in desteklediği ve 15 haftadan sonra kürtajı yasaklayan Mississippi yasasını onayladı. Roe v. Wade kararını bozmak için yapılan oylamada 5 muhafazakar yargıçtan destek çıktı.

Mahkeme Başkanı Yargıç John Roberts kullandığı oylarda, Mississippi yasasını onayladığını yazarken, Roe v. Wade için kararın bozulmasına karşı çıktı.

Yargıçlar, cenin rahim dışında yaşayabilir hale gelmeden önce kürtaj yapılmasına izin veren Roe v. Wade kararının anlış olduğuna, çünkü ABD Anayasası’nda kürtaj haklarından özel olarak bahsedilmediğine karar verdi.

Ceninin rahim dışında yaşayabilir hale gelmesi hamileliğin 24 ile 28’inci haftaları arasında gerçekleşiyor.

Muhafazakar Yargıç Samuel Alito’nun yazdığı ve mahkemenin Roe’yu bozma ihtimalinin yüksek olduğunu belirten kararın taslak versiyonu Mayıs ayında sızdırılmıştı.

Sızdırılan taslak metin, ülke çapında tartışmalara sebep olmuştu.

Alito tarafından yazılan ve bugün açıklanan karar, sızdırılan taslakla büyük ölçüde benzerdi.

Alito kararında “Anayasa kürtaja atıfta bulunmuyor ve böyle bir hak herhangi bir anayasal hüküm tarafından dolaylı olarak korunmuyor” diye yazdı.

Anayasa Mahkemesi, 1992 yılında Planned Parenthood of Southeastern Pennsylvania v. Casey başlıklı kararında, kürtaj haklarını yeniden teyit etmiş ve kürtaja erişim üzerinde “aşırı yük” oluşturan yasaları yasaklamıştı.

Alito, “Roe en başından beri korkunç derecede yanlıştı. Gerekçesi son derece zayıftı ve kararın zarar verici sonuçları oldu. Roe ve Casey, kürtaj meselesine ulusal bir çözüm getirmek bir yana, tartışmaları alevlendirdi ve bölünmeyi derinleştirdi” ifadelerini kullandı.

Bozma kararına katılan Yargıç Brett Kavanaugh da kürtaj karşıtlarının savunduğu, bir sonraki adımın mahkemenin Anayasa’nın ülke çapında kürtajı yasakladığını ilan etmesi olduğu iddiasına karşı, yazılı görüşünde “Anayasa ne kürtajı yasaklıyor ne de kürtajı yasallaştırıyor” dedi.

Liberal yargıçlardan şerh

Mahkemenin üç liberal yargıcı Stephen Breyer, Sonia Sotomayor ve Elena Kagan ise ortak bir muhalefet şerhi yayınladı.

Üç yargıç,”Gelecek yasaların tam kapsamı ne olursa olsun, bugünkü kararın bir sonucu kesin; kadınların hakları ile özgür ve eşit vatandaşlar olarak statüleri kısıtlandı” diye yazdı.

Yargıçlar bugünkü kararın sonucu olarak, “döllenmenin gerçekleştiği andan itibaren, bir kadının sözünü edebileceği hiçbir hakkı yoktur. Eyaletler, en ağır kişisel ve ailevi bedeller pahasına da olsa, kadını hamileliğini tamamlamaya zorlayabilir” ifadelerini kullandı.

Eşcinsel evlilik kararını da gözden geçirme çağrısı

Muhafazakar yargıç Clarence Thomas da yazılı görüşünde mahkemeyi, doğum kontrol hakkını koruyan, eşcinsel evliliği ülke çapında yasallaştıran ve eşcinsel seksi yasaklayan eyalet yasalarını geçersiz kılan geçmiş kararları yeniden gözden geçirmeye çağırdı.

Mississippi Yasası, kürtaj haklarına ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin emsal kararının ihlali denilerek alt mahkemelerde engellenmişti.

Anayasa Mahkemesi kararı ise, kürtajı anayasal bir hak olmaktan kaldırıp, eyaletlerin kürtajı yasaklayan yasalar çıkarma gücünü geri getiriyor.

Yirmi altı eyaletin kürtajı yasaklama ihtimaline kesin gözüyle bakılıyor.

Mississippi, Roe v. Wade’in iptal edilmesi durumunda kürtajı yasaklamak için tasarlanmış tetikleyici yasaları olan 13 eyaletten biri.

Kürtajın liberal eyaletlerde yasal kalması muhtemel. Halihazırda on ikiden fazla eyalette kürtaj haklarını koruyan yasalar var.

Çok sayıda Cumhuriyetçi eyalet, son yıllarda Roe örneğini hiçe sayarak çeşitli kürtaj kısıtlamalarını kabul etti.

Roe kararından önce birçok eyalet kürtajı yasaklıyor, hamileliğini sonlandırmak isteyen kadınlara çok az seçenek bırakıyordu.

Bugünkü kararın bir sonucu olarak, Amerika’nın büyük bir bölümünde istenmeyen gebelik yaşayan kadınlar, prosedürün yasal ve erişilebilir olduğu başka bir eyalete seyahat etme, internetten kürtaj hapı satın alma veya potansiyel olarak tehlikeli yasadışı kürtaj yaptırma seçenekleriyle karşı karşıya kalabilirler.

Roe v. Wade’i bozmak, Hıristiyan muhafazakarların ve birçok Cumhuriyetçi yöneticinin uzun zamandır hedefiydi.

Cumhuriyetçi eski Başkan Donald Trump, 2016 yılında adayken, Anayasa Mahkemesi’ne Roe’yu bozacak yargıçlar atama sözü vermişti.

Dört yıllık görev süresi boyunca Trump, Anayasa Mahkemesi’ne üç muhafazakar yargıç atadı. Bu sayı, mahkemenin toplam üye sayısının üçte biri. Trump’ın atamaları mahkemeyi sağa kaydırdı ve mahkemede 3’e karşı 6 muhafazakar çoğunluk oluşturuldu.

Trump tarafından atanan yargıçlar Neil Gorsuch, Brett Kavanaugh ve Amy Coney Barrett kararda çoğunlukta yer alan taraftaydı.

Mississippi’de kalan tek kürtaj kliniği olan Jackson Kadın Sağlığı Örgütü, 2018 yasasına meydan okudu ve Anayasa Mahkemesi’nde Demokrat Başkan Joe Biden yönetiminin desteğini aldı.

Yasa, “tıbbi bir acil durum” veya “ceninde ciddi bir anormallik” olduğunda kürtaja izin veriyor, ancak tecavüz veya ensestten kaynaklanan gebelikler için bir istisna yok.

2018’de bir federal yargıç, Roe emsalini gerekçe göstererek yasayı iptal etti. Merkezi New Orleans’da olan 5. ABD Temyiz Mahkemesi de 2019 yılında aynı sonuca vardı.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

AYM Başkanı Zühtü Aslan, Yöneticilere Sokrates’i Örnek Gösterdi

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, Anayasa Mahkemesi Kararlarının Etkili Uygulanması Projesi Kapsamında 3. Bölge  Bursa’da düzenlenen Bölge Toplantısında mahkemeninin “110 bine yaklaşan bireysel başvurunu iş yükü” altında kaldığını açıkladı.

AYM Başkanı bireysel başvurunun etkili ve başarılı bir hak arama yolu olarak varlığını sürdürebilmesinin, iki temel şartına işaret etti.

“Birincisi her geçen gün artan iş yükünün kontrol edilmesi ve yönetilebilir bir düzeye indirilmesi gerekir. Bugün itibarıyla bireysel başvuru 110 bine yaklaştı. Bunun yarısı makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikayetlerden oluşuyor. Uzun yargılama artık ülkemizde yapısal bir sorun haline gelmiştir. Çözülmesi de  yapısal reformlarla,  radikal adımların atılmasıyla mümkündür.”

Arslan, bireysel başvurulara “Anayasa Mahkemesinden önce bir idari merciin bakması gerek[tiğini]” söyledi. “Bu kadar iş yükü[nün] bireysel başvuru kurumunu felç etme potansiyeli taşımakta” olduğunu, “bireysel başvurunun geleceğini[n], iş yükünün azaltılmasına bağlı olduğunu” savundu.

Arslan ikinci olarak ihlaller devam ettikçe ve yeni ihlallerin gelmesi önlenemediği müddetçe hangi tedbirler alınırsa alınsın bireysel başvurudaki iş yükünün belli bir düzeyde tutulmasının imkansız olacağını dile getirdi.

Arslan, “[…] mahkeme kararlarının uygulanıp uygulanmayacağı meselesi bir hukuk devletinde tartışma konusu olamaz. Gündeme dahi gelmesi düşünülemez […] mahkemelerin etkili bir şekilde çalışmadığı, iyi işlemediği bir yerde devletten de bahsedemezsiniz. Bazen insanlar hayatlarına mal olacağını bilse bile mahkeme kararına uymaktan vazgeçmemelidir” dedi.

Sokrates örneği

Aslan, bu sözlerine Sokrates’i örnek gösterdi: “Platon’un hocası olan Sokrates’in ölüm cezasına mahkûm edilmesinin ardından kendisini kaçmaya ikna etmek için uğraşan öğrencisi Kriton’a söyledikleri de mahkeme kararlarının icrasının önemi bakımından oldukça çarpıcıdır. Sokrates der ki ‘mahkeme kararlarının hükümsüz olduğu, basit bireyler tarafından geçersiz kılınıp ayaklar altına alındığı’ bir devlet ayakta kalamaz.

“Anayasa Mahkemesinin ihlal kararları tartışmasız uygulanması gereken kararlardır. Hiç şüphesiz mahkeme kararlarını beğenmeyebiliriz, eleştirebiliriz, yanlış bulabiliriz ama onlara uyup uymama noktasında hiçbir takdir yetkimiz yok, tercih hakkımız yok. Onlar hepimizi bağlayıcıdır. Esasen bu bağlayıcılık Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesinin de doğal bir sonucudur. Anayasanın 11. maddesi bunu çok net bir şekilde ifade ediyor.” dedi.

Paylaşın