Anayasa Mahkemesi, Bir Yılda Yaklaşık 12 Bin ‘İhlal’ Tespit Etti

Adalet Bakanlığı, 2021 yılı adli istatistiklerini açıkladı. Buna göre, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuru sayısında artış gözlendi. Başvuruların yarıya yakınını “adil yargılanma hakkının ihlali” oluşturuyor.

Bu ihlali “Mülkiyet hakkı” ve “Ayrımcılık yasağı” ihlalleri izliyor. İşkence ve kötü muamele başvurularında da büyük artış var. Şarkıcı Gülşen’in de tutuklanmasına neden olan “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” davalarında ise patlama yaşandı.

Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı 2021 yılı adli istatistiklerine göre, ceza mahkemelerinde açılan dosya sayısında artış görüldü.

2021 yılı içinde açılan dosya sayısı, 2020’ye göre yüzde 22,6 oranında arttı.

Bozulan dosya sayısı yüzde 128 arttı

İstatistiklere göre, bozularak gelen dosya sayısındaki yüksek artış dikkat çekiyor. 2014-2021 yılları arasında toplam dosyaların yüzde 4,3’ü, bozularak gelen dosyalardan oluşuyor. 2021’de bozularak gelen dosya sayısı 2014 yılına göre yüzde 128,6 oranında arttı.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 2019 yılında eklenen geçici madde ile basit yargılama usulünün getirilmesinin bu durumda etkili olduğu değerlendiriliyor.

Ceza mahkemelerinde görülen davalarda mahkûmiyet oranlarında da artış görüldü. 2014 yılında yüzde 37 olan mahkûmiyet karar oranı, 2021’de yüzde 50’ye çıktı.

Ceza mahkemelerinde, Türk Ceza Kanunu kapsamında açılan dosyalar suç türü itibariyle incelendiğinde, ilk sırayı “malvarlığına karşı suçlar”ın aldığı görüldü. Bunu “Vücut dokunulmazlığına karşı suçlar” ve “Hürriyete karşı suçlar” izledi.

“Anayasal düzene karşı suçlar” kapsamında 2021 yılında yaklaşık 55 bin kişi hakkında dava açıldı. Bu sayıya bozulup gelen dosyalar da dahil.

2021 yılında 50 binden fazla kişiye de “Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar” kapsamında dava açıldı.

TCK 216’da patlama yaşandı

“Kamu barışına karşı suçlar” kapsamında ise 19 bin dosya bulunuyor.

Bu başlık, yakın zamanda şarkıcı Gülşen’in de tutuklandığı TCK 216. madde, yani “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunu da içeriyor. TCK 216 soruşturmalarında da ciddi artış görülüyor. 2014 yılında 260 olan dava sayısı, 2021’de bin 953’e çıktı.

Cumhurbaşkanına hakaret davaları

TCK’nın “Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü bölümü kapsamında 2021 yılında 12 bin 670 dava açıldığı görüldü. Bu başlık, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” (TCK 301) suçlarını kapsıyor. Davaların büyük çoğunluğu “Cumhurbaşkanına hakaret” maddesinden açıldı.

Anayasa Mahkemesi’ne 66 bin bireysel başvuru yapıldı

Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı 2021 yılı adli istatistikleri, “bağımlı” yargı pratiğini de gözler önüne serdi. Sadece Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurular dahi bu gerçekliği ortaya koyuyor.

Anayasa Mahkemesi’ne 2014 yılında yapılan bireysel başvuru sayısı 20 bin 578 iken, bu sayı 2021 yılında 66 bin 121 oldu. Bu yıllar arasında en yüksek başvuru, OHAL’in yaşandığı 2016 yılında yapıldı.

Geçen yıllardan devreden dosyalarla birlikte Anayasa Mahkemesi’nin önünde 2021’de 104 bin bireysel başvuru dosyası bulunuyordu. 2022’ye 58 bin 730 bireysel başvuru dosyası devredildi.

2021 yılında AYM, yapılan bireysel başvurulardan 32 bin 826’sını kabul edilemez bularak reddetti. 11 bin 830 başvuruda ise en az bir hakkın ihlal edildiğine karar verdi. Hakkın ihlal edilmediği dosya sayısı sadece 102 oldu.

Türkiye’de adil yargılama yok!

AYM’ye en çok “adil yargılanma hakkının ihlal edildiği” gerekçesiyle bireysel başvuru yapıldı. Üstelik bu başvurularda 2014 yılına göre büyük artış görüldü.

Bu kapsamda 2014 yılında 16 bin 768 başvuru yapıldı. 2021 yılında ise 113 bin 524 başvuru yapıldı.

2014-2021 yılları arasında toplam 381 bin kişi “adil yargılanma hakkının ihlal edildiği” gerekçesiyle AYM’ye başvurdu. Bu sayı, AYM’ye toplam başvuruların yüzde 49,5’ini oluşturuyor.

OHAL’i bile aştı!

2021 yılında yapılan “adil yargılanma hakkı ihlali” başvuruları, OHAL’in yaşandığı 2016’yı bile aştı. 2016’da yaklaşık 79 bin bireysel başvuru yapılmıştı.

Yine, hukuksuz gözaltı ve tutuklamalar için yapılan “Kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlali” kapsamındaki başvurularda da artış görüldü. 2021 yılında bu gerekçe ile AYM’ye başvuranların sayısı yaklaşık 12 bin oldu. Bu sayı 2014 yılında bin 500 civarında idi.

60 bin kişi ayrımcılığa uğradı

“Ayrımcılık yasağının ihlali” gerekçesiyle AYM’ye başvuranların sayısında da artış yaşandı. 2014’de 4 bin bireysel başvuru yapılırken, 2021’de 12 bin 535 kişi başvurdu. 8 yılda yapılan toplam başvuru sayısı 60 bin 196 oldu.

“Ayrımcılık yasağının ihlali”, adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkı ihlallerinin ardından en yüksek başvuru konusu.

Yaklaşık 4 bin kişi ifade özgürlüğü için başvurdu

“İfade özgürlüğünün ihlali” başvurularında da ciddi bir artış yaşandı. 2014 yılında 643 kişinin yaptığı başvuru sayısı, 2021 yılında 3 bin 682’ye yükseldi.

Adli istatistiklere, hemen her toplumsal gösteriye yönelik polis müdahalesi de yansıdı.

2021 yılında “toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiği” gerekçesiyle 971 başvuru yapıldı. Bu sayı 2014 yılında 305 idi. Bu hakkın ihlali konusunda bu yıllar içinde en çok 2018 ve 2019 yıllarında başvuru yapılmıştı.

8 yılda 17 bin 365 işkence başvurusu

Adli istatistiklere göre; “İşkence ve kötü muamele yasağının ihlali” gerekçesiyle 2014 yılında 208 kişi başvuru yaparken, 2021 yılında 4 bin 286 kişi başvuru yaptı.

2014-2021 yılları arasında, toplam 17 bin 365 kişi işkence ve kötü muameleye uğradığı gerekçesiyle AYM’ye başvurdu.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, HDP İçin 20 Eylül’de Toplanacak

Halkların Demokratik Partisi (HDP) hakkındaki kapatma davasının 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi (AYM) heyeti, HDP’nin ek delillere yönelik olarak 26 Temmuz’da sunduğu savunma ve talepleri görüşmek üzere 20 Eylül’de bir araya gelecek.

Partinin kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebilecek.

HDP Hukuk Komisyonu’ndan avukatlar Kenan Maçoğlu, Maviş Aydın ve Sipan Cizreli’nin AYM’ye sundukları ek delillere karşı 13 sayfalık savunmada usule yönelik itirazlar, Yargıtay içtihatları ve ek delil olarak kabul edilen soruşturma ve fezlekelerin kapatma davasıyla hukuksal bağı konusundaki esasa ilişkin hukuksal değerlendirmelere yer verilmişti.

Behçet Yıldırım ve Semra Güzel’in yargılama süreçlerinin devam ettiği de vurgulanan savunmada, bir kez daha kapatma davasının reddi yönünde karar verilmesi talep edilmişti.

Arka plan 

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yüksek mahkemeye gönderilen ve Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulunca 12 Mayıs’ta kabul edilen ek deliller 26 Mayıs’ta HDP Genel Merkezi’ne tebliğ edilmişti.

“Ek deliller” arasında HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasına gerekçe yapılan fezleke ile eski milletvekili Behçet Yıldırım hakkında açılan soruşturmaların yer aldığı öğrenildi.

AYM, ek delillere dair beyanda bulunması için HDP’ye 30 gün süre vermişti. HDP, CD’lerde yer alan bazı belgelerin açılmaması nedeniyle AYM’den bir kez daha talepte bulundu. 17 Haziran’da bir kez daha CD’de gönderilen belgelerin açılmaması üzerine yeniden talepte bulunulmuştu.

CD’ler içindeki Kürtçe ses kayıtlarının Türkçe çözümlerinin dosyaya dahil edilmesi için 21 Haziran’da alınan karar 22 Haziran’da HDP’ye tebliğ edildi. Söz konusu kararda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından ek deliller arasında yer alan Kürtçe metinler ile ses kayıtlarının davayla ilgilisi olup olmadığının, ilgili olduğu takdirde Türkçeye tercüme edilerek mahkemeye gönderilmesinin istenilmesine ve savunma için 27 Haziran 2022 tarihinden itibaren 30 günlük ek süre verilmesine karar verildi.

Kürtçe ses kayıtlarına dair çözümler verilen süre içerisinde HDP’ye tebliğ edilmedi.

HDP Hukuk Komisyonu üyesi avukatlar Kenan Maçoğlu, Maviş Aydın ve Sipan Cizreli tarafından AYM’ye verilen 13 sayfalık ek delil savunmasını 26 Temmuz’da AYM’ye teslim etti.

Süreç

Yazılı savunma süreçlerinin tamamlanması ardından AYM tarafından belirlenecek bir tarihte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin sözlü açıklama, HDP yetkilileri de sözlü savunma yapacak.

Bu sürecin ardından, davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak Anayasa Mahkemesi raportörü, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu işlemler sürerken Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve davalı HDP, ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek.

Raporun, Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılmasının ardından Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, toplantı için gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

HDP hakkındaki kapatma davasını 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti karara bağlayacak. Anayasa’nın 69’uncu maddesinde sayılan hallerden ötürü partinin kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebilecek.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Başkanlık Sistemine ‘Diktatörlük’ Yorumu İfade Özgürlüğü

Anayasa Mahkemesi (AYM), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) “Parlementoyu, yürütme erkini tek kişi otoritesinin inisiyatifine tabi kılacak, diktatörlüğü kurumsallaştıracak, yeni tipte bir sermaye egemenliği, yeni tipte bir faşizm ve şeriat-hilafet anayasası olacaktır.” ifadeleri nedeniyle aldığı para cezasının, ifade özgürlüğünün ihlali olduğuna hükmetti.

TMMOB’nin hem gene kurul kararında hem de danışma kurulunda Başkanlık Sisteminin oylandığı Anayasa referandumuna “hayır” diyeceğini açıkladığı kararlarına, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca 228,01 TL idari para cezası uygulanmıştı.

“Yeni tipte bir faşizme hayır”

TMMOB’nin 26-29 Mayıs 2016 tarihlerinde gerçekleştirilen 44. Olağan Dönem Genel Kurulunda alınan kararların şu maddesi suçlama konusu yapıldı:

“AKP’nin ‘Yeni Anayasa’ ve ‘Başkanlık Sistemi’ne Hayır: AKP’nin Yeni Anayasası; neoliberalizmin kurumsallaşması, kamu üretimi, kamu girişimciliği, kamusal denetim ve hizmetin tasfiyesi yanı sıra yasama ve yargının önemli ölçüde budanmış bağımsızlığını tümüyle ortadan kaldıracak ve her iki kurum ile yasama organı olan parlementoyu, yürütme erkini tek kişi otoritesinin inisiyatifine tabi kılacak, diktatörlüğü kurumsallaştıracak, yeni tipte bir sermaye egemenliği, yeni tipte bir faşizm ve şeriat-hilafet anayasası olacaktır. TMMOB; AKP’nin Yeni Anayasasına ve Başkanlık Sistemine karşı ikirciksiz olarak hayır diyerek, bu sürece karşı emek ve meslek örgütleri ile ortak mücadele hattının oluşturulması için sorumluluk alır.”

Bu Genel Kurul kararı sonrasında 11 Şubat 2017 tarihli TMMOB 44. Dönem II. Danışma Kurulu da şu kararı aldı:

“Danışma Kurulumuz, yurttaşlık sorumluluklarımızın ve kamusal, toplumsal sorumluluklarımızın bir gereği olarak, referandumda ‘hayır’ tutumunun benimsenmesini tam bir görüş ve oybirliği ile karar altına almıştır.”

Güvenlik Şube ihbarıyla para cezası

TMMOB’nin resmi internet sitesinde yayımlanan kararlarla ilgili Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü ihbarda bulundu. İhbarı inceleyen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı İdari Yaptırım Bürosu, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz hakkında para cezasına hükmetti.

Koramaz, cezaya itirazları reddedilince AYM’ye bireysel başvuruda bulundu.

AYM: Kanunsuz ceza olmaz

AYM’nin gerekçeli kararında, Koramaz’a para cezasının, Yüksek Seçim Kurulu’nun kararının yanlış yorumlanarak verildiği belirtildi:

“İdari yaptırım kararında, YSK kararının, siyasi partilerin propaganda yapabileceğine dair düzenleme içerdiği ve bu düzenlemeden hareketle siyasi partiler haricinde hiçbir kişi ve kurumun propaganda yapamayacağı yorumundan hareket edilerek başvurucunun cezalandırıldığı görülmektedir.

Oysa YSK kararı, siyasi partiler harici hiçbir kişi ve kurumun siyasi propaganda yapamayacağına yönelik bir anlam içermediği gibi bu yönde yapılacak bir yorumun da seçim hukukuna ve söz konusu maddenin amaç ve içeriğine uygun olduğu söylenemez. Böyle bir varsayım, seçim dönemlerinde siyasi partiler haricindeki kişi ve kurumların seçime yönelik düşünce ve kanaatlerini açıklayamayacakları anlamına gelir.”

Kararda, TMMOB’nin görüşünü açıklamasının, siyasi partiler yönünden getirilmiş bir hükme dayanılarak cezalandırılmasının, ifade özgürlüğü kısıtlaması yönünden kanuni bir dayanağının bulunmadığına hükmedildi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

AYM, Diyarbakır Valiliği’nin Eylem Yasağına ‘Hak İhlali’ Dedi

Anayasa Mahkemesi (AYM), Diyarbakır Valiliği’nin, “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu” ve “2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’na” dayanarak 17 Ağustos 2016’da aldığı gösteri ve yürüyüş yasağı kararının, “toplantı ve gösteri yürüyüşünü düzenleme hakkının” ihlali olduğuna karar verdi. 

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre “darbe girişimi” gerekçesiyle alınan yasak kararından yaklaşık 11 ay sonra 29 Haziran 2017’de Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Diyarbakır Şubesi, Ergani Devlet Hastanesi’nde zihinsel engelli bir çalışana yönelik cinsel saldırıyla ilgili açıklama yapmak istedi.

Kaymakamlık, talebi bir gün sonra Diyarbakır Valiliği’nin aldığı yasak kararını gerekçe göstererek, Ergani Devlet Hastanesi önünde yapılmak istenen açıklamaya izin vermedi.

AYM’ye bireysel başvuru

Aynı gün KESK’e bağlı sendikaların 80 üyesi, kolluğun yasak kararı hatırlatmasına karşı hastane önünde açıklaması yaptı.

Açıklamaya katılanlara “Kabahatler Kanunu’na” göre 227 TL idari para cezası kesildi. İdari para cezası kesilenler arasında bulunan Ramazan Sümer, Ergani Sulh Ceza Hakimliği’ne itirazda bulundu.

Hakimlik, bildirimde bulunulmadığı ve açıklamanın kamu hizmeti görülen bina ve tesislerinde yapıldığı gerekçesiyle idareyi haklı bularak, Sümer’in itirazını reddetti.

Sümer de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Başvuruyu kabul eden Anayasa Mahkemesi, başvuruyu Anayasa’nın “savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde, belli hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmasını” düzenleyen 15’inci maddesi kapsamında ele aldı.

“Ölçülük ile bağdaşmıyor”

Gösteri ve toplantıları sınırlayan kanunda daha az sınırlayıcı tedbirlere yer verildiğine işaret eden Anayasa Mahkemesi, valiliğin belirsiz süreli olacak şekilde tüm toplantı ve gösterileri yasakladığını hatırlatarak, Diyarbakır’ın genel olarak tüm ilçelerinde toplantı ve gösterilerin belirsiz ve öngörülemez süreyle yasaklanmasının gerektirip gerektirmediği değerlendirilmesine işaret etti.

Anayasa Mahkemesi, kararında “Somut olayda olduğu gibi muhtemel veya somut güvenlik mülahazaları olduğunda bu riskler sıralanmadan anayasal hakkın belirsiz bir süreyle yasaklanması ve bu süreçte kararın hiçbir değerlendirmeye tabi tutulmaması, hakkı sınırlamanın gerekliliği ve dolayısıyla müdahalenin ölçülülüğü ile bağdaşmaz” değerlendirmesine yer verdi.

“Valilik en ağır tedbire başvurdu”

OHAL’in ilan edilmesini orantısız müdahaleyi meşru gösteremeyeceğini vurgulayan Anayasa Mahkemesi, “Bu sebeple idare, toplantının barışçıl bir şekilde yapılmasının imkânlarını sağlamalı ve varsa tehditleri etkisiz hâle getirmek için gerekli önlemleri de almalıdır” dedi.

Valiliğin en ağır tedbire başvurduğu tespitinde bulunan Anayasa Mahkemesi, kararında “Bu şekilde toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin kategorik olarak yasak olduğunun kabulü ile cezalandırma yoluna gidilmesi de toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlaline yol açar” diye belirtti.

10 bin TL ceza

Anayasa Mahkemesi, başvuru konusu olayda, somut olguları ve koşulları gözetmeksizin süresiz şekildeki yasaklama kararının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını anlamsız ve imkânsız kılacak bir dereceye ulaştırdığı sonucuna varıldığını belirtti.

Sümer’in toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar veren Anayasa Mahkemesi, Sümer’e 10 bin TL tazminat ödemesine hükmetti.

Paylaşın

AYM, ‘Başkanlık Sistemine Hayır’ Cezasını İptal Etti

Anayasa Mahkemesi (AYM), “Başkanlık Sistemine Hayır” kararı üzerine TMMOB Başkanı Emin Koramaz’a verilen para cezasını iptal etti. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğini belirtti.

Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği’nin (TMMOB) 29 Mayıs 2016 tarihinde gerçekleşen Genel Kurulu’nda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle ilgili “Başkanlık Sistemi’ne Hayır” kararı alındı.

Kararın ardından Koramaz hakkında Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca 228.01 TL idari ceza uygulandı. Gerekçede siyasi partiler dışında başka bir kamu kurum ve kuruluşlarını propaganda çalışması yapamayacağı belirtildi. Koramaz, kararı AYM’ye taşıdı. AYM, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti.

Cumhuriyet’ten Sena Tufan’ın haberine göre AYM kararında, Koramaz’a verilen idari para cezasının “ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini” ve söz konusu cezanın yasal dayanağının bulunmadığını vurguladı.

Koramaz, “TMMOB’nin seçim dönemlerinde görüş açıklayıp propaganda yapması önünde herhangi bir kanuni engel olmadığının altına çizildiği kararda, söz konusu cezayla, Anayasanın 26. Maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğümüzün ihlal edildiği saptanmıştır” dedi.

Koramaz, “Karar TMMOB’nin sorumluluklarını yerine getirmekteki ısrarcı tutumunun haklılığını da göstermek bakımından da çok önemlidir. TMMOB halktan, demokrasiden ve özgürlüklerden yana görüşlerini açıklamakta bugüne kadar hiçbir baskı ve cezaya boyun eğmemiş ve eğmeyecektir” diye konuştu.

Paylaşın

AYM, Fiyat İstikrar Komitesi Kararnamesini İptal Etti

Anayasa Mahkemesi (AYM), 30 Haziran 2021’de yayımlanan Fiyat İstikrar Komitesi kuruluşuna ilişkin Cumhurbaşkanı kararnamesinin anayasaya aykırılığı gerekçesiyle iptaline dair gerekçeli kararı yayımlandı.

AYM’nin Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yer alan 1 Haziran tarihli kararına göre, Fiyat İstikrar Komitesi’nin oluşumu ve görevlerini içeren Cumhurbaşkanı kararnamesinin iptal istemi Engin Altay, Özgür Özel, Engin Özkoç ve 132 milletvekili tarafından yapıldı.

Başvuruyu inceleyen yüksek mahkeme, Cumhurbaşkanı kararnamesi ile düzenlenen Fiyat İstikrar Komitesi’nin kuruluş ve işleyişinin kanunla düzenlemesi gerektiğine vurgu yaparak, söz konusu kararnamenin tümünü anayasaya aykırı olması gerekçesiyle oy çokluğuyla iptal etti.

Fiyat istikrarının sağlanması amacıyla kurulan ve Hazine ve Maliye Bakanı başkanlığında bugüne kadar toplantılar yapan Fiyat İstikrar Komitesi’nin varlığı böylece kaldırılmış oldu.

Fiyat İstikrarı Komitesi Nedir?

Fiyat İstikrarı Komitesi, fiyat istikrarının kalıcı olarak tesis edilmesi ve sürdürülmesini sağlamak amacıyla Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kurulmuştu.

Fiyat İstikrarı Komitesinin, Hazine ve Maliye Bakanlığının koordinasyonunda, Hazine ve Maliye Bakanı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Tarım ve Orman Bakanı, Ticaret Bakanı, Strateji ve Bütçe Başkanı ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanından oluşmaktadır.

Fiyat İstikrarı Komitesinin görev ve yetkileri ise şöyle; Para ve maliye politikaları arasındaki eşgüdümü gözetmek suretiyle fiyat istikrarını sağlamaya yönelik yapısal politika önerileri geliştirmek. Fiyat istikrarını tehdit eden riskleri izleyerek alınması gereken tedbirleri belirlemek ve ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından uygulanmasını sağlamaya yönelik kararlar almak. Kamu tarafından belirlenen ya da yönlendirilen fiyatların, fiyat istikrarı odağında uygulanmasını sağlamaya yönelik kararlar almak.

Paylaşın

Cemal Kaşıkçı Dosyasının Suudi Arabistan’a Devri AYM’de

Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda öldürülen Cemal Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz, 26 sanığın yargılandığı davanın dosyasının Suudi Arabistan’a devrini Anayasa Mahkemesine (AYM) götürdü.

AYM’ye bireysel başvuruda bulunan Cengiz, devir kararının iptal edilmesini, 26 sanığın yargılandığı davanın da yeniden görülmesini istedi.

Cengiz avukatı Gökmen Başpınar aracılığıyla yaptığı başvuruda “adil yargılama, hak arama, etkili başvuru ve mahkemeye erişim” hakları ile “eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı, yaşam haklarının” ihlal edildiğini belirtti. Katillerin bizzat azmettirene teslim edildiğini söyledi.

Dilekçede Adalet Bakanlığı’nın Türkiye adalet tarihinde görülmemiş bir hızla ve kanuna aykırı şekilde davanın devredilmesine yönelik görüş bildirdiği aktaran Cengiz dosyanın bu şekilde kapatıldığını anlattı.

“Siyasi nedenlerle devredildi”

Dosyada, siyasi emeller sebebiyle eşitlik ilkesine aykırı bir süreç işletildiği de belirten Cengiz, karara yaptıkları itirazların da gerekçesiz reddedildiği ekledi.

“Cemal Kaşıkçı, Suud yönetimi ile görüş ayrılıkları sebebiyle katledilmiş, katilleri yargılanırken devlet politikası ve siyasi nedenlerle dosya devredilmiş ve idarenin işlemine karşı itirazlarımız da ivedilikle reddedilerek, dosya kapatılmıştır” dedi.

Devretme kararıyla fiili işleyen kişilerin adil biçimde yargılanmasının mümkün olmadığı da dilekçede belirten Cengiz, kararda belirleyici olanın “Suudi Arabistan ile uzun süredir bozuk olan ilişkiler” olduğu ifade etti ve şöyle dedi:

“Bu konuda verilen Bakanlık görüşü ve görüşün oluşturulmasındaki takdir yetkisi açıkça Anayasa’ya aykırıdır. Verilen nakil kararı yaşam hakkına yönelik devletin pozitif yükümlülüğünü ortadan kaldıracak veya sınırlayacak meşru bir amaca dayanmamaktadır.

Yargılamanın naklinin yapıldığı ülke ile olan ilişkiler ve kamuoyunun malumu olan tartışmalar dikkate alındığında, devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği, yerine getirmemesinin ise hiçbir makul ve meşru temele dayanmadığı anlaşılmaktadır.

Ne olmuştu?

Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Selman’a yönelik eleştirileriyle bilinen ve Washington Post gazetesinde köşe yazarlığı yapan Cemal Kaşıkçı, 2 Ekim 2018’de nikah işlemleri için gittiği Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğundan bir daha çıkamadı.

İlerleyen süreçte Kaşıkçı’nın, konsoloslukta öldürüldüğü ve cesedinin parçalandığı ortaya çıktı. Kaşıkçı’nın cesedine bugüne kadar ulaşılamadı.

Uluslararası baskılar karşısında Suudi Arabistan’da yapılan yargılamada ismi açıklanmayan beş sanık idam cezasına, üç kişi de ağır hapis cezalarına çarptırıldı. İdam cezaları bir süre sonra 20 yıla varan hapis cezalarına çevrildi.

Türkiye’de de Kaşıkçı’nın öldürülmesiyle ilgili 20 kişi hakkında “canavarca hisle öldürmekten” dava açıldı. Davada yargılanan kişi sayısı daha sonra 26’ya çıktı.

31 Mart 2022’deki duruşmada Suudi Arabistan, dosyanın kendilerine devrini ve sanıklar üzerindeki kırmızı bültenin kaldırılmasını istedi.

Duruşma savcısı da bu yönde mütalaa verdi ve mahkeme konunun Adalet Bakanlığı’na sorulmasına hükmetti. Ardından Adalet Bakanlığı bu talebe olumlu yönde cevap verdi.

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi de davayı Suudi Arabistan’a devretti. Bu karara karşı yapılan itirazları da mahkeme reddetti.

Veliaht Prens Muhammed Bin Selman, 2019’daki bir açıklamasında “Kaşıkçı cinayetini işleyenlerin sorumluluğunda olduğunu” kabul etmiş ancak cinayetten haberi olduğu değerlendirmelerini inkar etmişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İşverenle İlgili Sosyal Medya Paylaşımı İfade Özgürlüğü

Anayasa Mahkemesi (AYM), sosyal medya paylaşımları sebebiyle işten çıkarılan işçinin, Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi.

AYM’nin Kadri Eroğul’un başvurusuyla ilgili gerekeli kararı, bugünkü Resmi Gazete’de yayınlandı. Karar, yeniden yargılama yapılmak üzere, iş akdinin feshini onaylamış olan Kütahya 1. İş Mahkemesine gönderilecek.

“Dernek başkanlığı görevinin de bir gereği”

Gerekçeli kararda, Eroğul’un, alt işverene bağlı olarak kurumda çalışmasının yanı sıra kamu kurumunda çalışan taşeron işçilere yönelik faaliyet gösteren bir derneğin (Kamu Taşeron Çalışanları Derneği/KATAŞ-DER) genel başkanlığı görevini de sürdürdüğü bilgisi yer aldı:

“Bu bağlamda başvurucunun taşeron işçilere ilişkin meselelerde bildireceği görüşlerin taşeron işçi kimliğinin ötesinde yürütmekte olduğu dernek başkanlığı görevinin de bir gereği olarak -temsil ettiği sivil toplum kuruluşunun ilgi alanındaki- toplumsal meseleleri de kapsadığı kabul edilmelidir.”

“Mahkeme, sözlerine farklı anlamlar yükledi”

AYM, paylaşımlarda kimsenin kişisel olarak hedef alınmadığının da altını çizdi:

“Başvurucu [Eroğul], paylaşımında genel nitelikli ‘yönetici’ kavramını kullanmış ancak sözlerinin belirli bir kimseyi hedef aldığına yönelik herhangi bir ifade kullanmamıştır. Mahkemeler ise başvurucunun taşeron işçi olmasını ve ceza davasına katılanların da başvurucu ile aynı kurumda yönetici olmasını gerekçe göstererek sözlerin muhataplarından bir kısmının kurum yöneticileri olduğunu kabul etmiştir.

Derece mahkemelerinin başvurucunun asıl amacının kurum yöneticilerini küçük düşürmek olduğunu kabul etmesi ancak başvurucunun kullandığı kelimelere onun verdiği anlamın ötesinde anlamlar yüklemesi ile mümkün olmuştur.”

“Eleştirilerini abartılı şekilde ortaya koymuş”

Kararda, ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği belirtildi:

“Kaldı ki başvurucu, kullandığı ifadelerde taşeron işçilere yönelen baskının ancak ‘yöneticilik ve insanlık vasıfları taşımayan kişiler’ tarafından yapılabileceğini iddia etmiş; eleştirilerini abartılı bir şekilde ortaya koymuştur.

Anayasa Mahkemesi pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bu nedenle somut olaya konu ifadeler açısından da Anayasa Mahkemesinin önceki değerlendirmelerinden ayrılmayı gerektiren bir durum olduğu söylenemez.

Nihayetinde derece mahkemeleri, somut olaya konu ifadelerin iş akdinin feshedilmesi gibi son derece ağır ve en son çare olarak düşünülebilecek bir müdahaleye başvurmayı gerektirir nitelikte olduğunu objektif ve ikna edici bir biçimde ortaya koyamamıştır.”

Ne olmuştu?

Kadri Eroğul, özel bir şirkete (taşeron) bağlı olarak Halk Sağlığı Müdürlüğünde belirli süreli iş sözleşmesiyle çalışıyordu.

Facebook hesabından taşeron işçilerin gördüğü baskıları ve yöneticileri konu eden “Ey insan müsveddeleri, yönetici bozuntuları…” ifadelerini de içeren kişisel bir paylaşımda bulundu.

Bu paylaşımdan dolayı bazı Kurum yöneticileri başvurucudan şikâyetçi oldu ve açılan davada Asliye Ceza Mahkemesi başvurucunun mahkûmiyetine karar verdi. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesi üzerine alt işveren, iş akdini sona erdirdi.

Kadri Eroğul’un alt işveren ve kurum aleyhine açtığı işe iade talepli tespit davası İş Mahkemesi’nde reddedildi. İstinaf başvurusu da reddedilince AYM’ye başvurdu.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

HDP’ye Kapatma Davası: Bilgisayarda Basılmayan Son Tuş

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması talebiyle açılan davada hukuki süreç işliyor. Esas hakkında yazılı savunmasını Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) gönderen HDP ayrıca sözlü savunma yapacağını da bildirdi. Hukukçular davanın sonbaharda sonuçlanabileceğini söylüyor.

Tabii seçime giderken verilecek böyle bir kararın hukuki boyutundan daha çok siyasi sonuçları konuşuluyor. Muhalefet partilerine göre oy düşüşü yaşayan iktidar çaresizliğin getirdiği bir savrulma içinde. 3600 ek gösterge, KYK faizlerinin silinmesi, EYT, Suriye’de yeni operasyon, doğalgaz araması gibi birçok farklı konuda adımlar atan iktidarın tutumunu, “Aynı anda bilgisayarın tüm tuşlarına basmak” olarak yorumlayan muhalefet, seçime giderken HDP’nin kapatılması istemiyle açılan davada karar verilmesi olasılığını ise “Bilgisayarın son tuşuna basmak” olarak nitelendiriyor.

Gazete Duvar’ın Duvar Arkası bölümünde yer alan haberde, ana muhalefet partisinden bir yetkili bu yönde alınacak bir karar için, “HDP kapatılırsa daha önce kapatma davası ile karşılaşmış bir parti olan AK Parti kendi hikayesinin üzerinde tepinmiş olur, kendilerini inkar etmiş olurlar. Bundan umut ettikleri sonucu alamayacakları gibi Türkiye demokrasisine de çok ağır bir hasar verirler. Her şeye rağmen bunları göze alıp HDP’yi kapatacaklarsa bilgisayarın son tuşuna da basmışlar demektir. Bu da kapatma düğmesi olur” dedi.

Kapatma davası

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin tarafından açılan davada, “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve ortadan kaldırmayı amaçladığı” gerekçesiyle Halkların Demokratik Partisinin temelli kapatılması ve partinin eş genel başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan’ın da bulunduğu 687 üyeye siyasi yasak getirilmesi talep edildi.

Dava süreci

Davada Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, 19 Mart’ta iddianame üzerinde ilk inceleme raporunun düzenlenmesi için bir raportör görevlendirdi. Anayasa Mahkemesi, davanın ilk incelemesini 31 Mart’ta yaptı.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu iddianamede usul eksiklikleri tespit ettiklerini belirterek başvurunun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verdi. Eksikliklerin tamamlanması ardından ilk inceleme tekrar yapılacak. 15 Nisan’da AYM, gerekçeli kararı Yargıtay’a gönderdi.

İncelemesini tamamlayan Bekir Şahin, iddianameyi tekrar AYM’ye gönderdi. Ön incelemesini tamamlayan raportör, iddianamenin kabulünü istedi. AYM, 21 Haziran’da iddianameyi oy birliğiyle kabul etti.

İddianamenin kabul edilmesi ve HDP’ye tebliğ edilmesiyle iki aylık ön savunma süreci başladı. HDP Hukuk Komisyonu, AYM’ye başvurarak dört ay ek süre talebinde bulundu. AYM, bu talebi 2 Eylül’de karara bağladı ve hakkında siyasi yasak istenenlerin ön savunmasını hazırlaması için otuz günlük ek süre verdi.

5 Kasım 2021’de HDP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kapatılması istemiyle açılan davada yazılı savunmasını Anayasa Mahkemesine sundu.

29 Kasım’da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, esas hakkındaki mütalaasını Anayasa Mahkemesine sundu. Şahin; HDP’nin ön savunmasındaki taleplerin reddedilmesi, temelli kapatılması ve kapatmaya sebep olanlara beş yıl siyaset yasağı getirilmesini istedi.

20 Ocak 2022’de AYM, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki mütalaasını HDP’ye gönderdi ve savunmasını hazırlaması için otuz gün süre verdi. Mahkeme, partililerin savunmasının Başsavcılığa gönderilmesi isteğini kabul etmedi ve AYM Üyesi İrfan Fidan’ın önceki görevleri nedeniyle yapılan redd-i hâkim talebini de geri çevirdi.

19 Nisan 2022’de HDP Anayasa Mahkemesi’ne savunmasını sundu.

12 Mayıs 2022’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ek deliller içeren dosyayı Anayasa Mahkemesine sundu. Delilleri inceleyen AYM Başkanlığı, HDP’ye savunma için 30 gün süre verdi.

HDP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın esasa ilişkin mütalaasına karşı savunmalarını AYM’ye teslim etti. AYM tarafından belirlenecek bir tarihte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin sözlü açıklama, HDP yetkilileri de sözlü savunma yapacak.

Paylaşın

AYM’den Aysel Tuğluk Kararı: Tahliye Talebi Reddedildi

Anayasa Mahkemesi (AYM), Kandıra 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve demans teşhisi konan Aysel Tuğluk için avukatlarının yaptığı cezanın infazının ertelenmesi ve tahliye edilmesine ilişkin tedbir talebinin reddine hükmetti.

Anayasa Mahkemesi (AYM) kararında, “Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas ve üst ihtisas kurullarının başvurucu hakkındaki tıbbi belge ve kayıtları inceleyerek yaptıkları değerlendirmelerde, tutarlı olarak, başvurucunun yaşamını yalnız idame ettirebileceği ve hastalığı nedeniyle infaz ertelemesi gerekmediği belirtilmiştir” ibaresine yer verdi.

Tuğluk’un avukatlarından açıklama

Aysel Tuğluk’un avukatları ise dün (12 Ağustost) yaptıkları yazılı açıklama ile karara tepki gösterdi. Tuğluk’un avukatları, bu kararın esasen AYM’nin Aysel Tuğluk’un durumunun ağırlaşacağının itirafı olarak okuduklarını söyledi. Avukatlar, açıklamalarına şöyle devam etti:

“Hastalığın ilk teşhisinin konulduğu Seka Devlet Hastanesi’nin ilk raporlarından bugüne, her yeni durum, belge, tıbbi raporlar ve mütalaalarla birlikte her defasında Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına infaz ertelemesi için yaptığımız başvurulara ya uzun bir süre yanıt verilmemiş ya da ATK raporları gerekçe gösterilerek taleplerimiz reddedilmiştir.

Yeniden muayene

“Öyle anlaşılıyor ki AYM, önüne sunulan dosyada Sayın Tuğluk’un sağlık durumunun geldiği aşamayı gösteren çok sayıda belgeyi göz ardı edemeyerek gitgide daha ağır bir tabloya sahip olacağının ve tek başına hayatını sürdüremez duruma geleceğinin itirafını yaparken, insan hakları mekanizmalarının köklü içtihadının zorunlu kıldığı kararı ise vermekten imtina etmiştir.

“Tuğluk, önümüzdeki günlerde tekrar ATK muayenelerinden geçirilecek ve bir kez daha ‘cezaevinde tek başına hayatını idame edip edemediğine dair’ bir değerlendirme yapılacaktır. Bu vesileyle bir kez daha hatırlatmak isteriz ki, beklentimiz, bilimin, hukukun, vicdanın gerektirdiği objektiflikte bir rapor hazırlanmasıdır. Unutmayalım ki, hukuk ve tarih önünde, altına imza attığımız her metinden sadece ve sadece kendimiz sorumluyuz.”

Ne olmuştu?

Aysel Tuğluk, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı görevinde bulunduğu dönemde, 29 Aralık 2016’da tutuklanmıştı. Tuğluk, hakkında hazırlanan iddianamede, DTK Eş Başkanlığı döneminde yaptığı açıklamalar ve faaliyetleri nedeniyle suçlanmıştı.

16 Mart 2018’de kararını açıklayan Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi, Aysel Tuğluk’a “örgüt yöneticisi olmak” iddiasıyla 10 yıl hapis cezası vermişti. Yapılan itirazların ardından Yargıtay 16. Ceza Dairesi de Tuğluk hakkında verilen hapis cezasını onamıştı.

Son olarak ise Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 6-8 Ekim Kobani eylemlerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında Tuğluk için tutuklama kararı verilmişti. Seka Devlet Hastanesi tarafından 15 Mart 2021’de Tuğluk’a demans tanısı konuldu.

Paylaşın