“Erdoğan, AYM’nin Etkisini Azaltma Yollarını Arıyor” İddiası

İktidar, hapisteki Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay milletvekili Can Atalay’ın serbest bırakılması yönündeki kararları nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) etkisini azaltmanın yollarını arıyor.

Bununla birlikte, mahkeme birçok önemli konuda hükümet lehine karar verdi. Darbe girişiminin ardından çıkarılan olağanüstü hâl (OHAL) kanunlarının iptali için CHP’nin yaptığı başvuruyu reddetti.

Resmi verilere göre Anayasa Mahkemesi (AYM), Eylül 2012’den bu yana temel hakların resmî yetkililer tarafından ihlal edildiği iddiasıyla 500 binden fazla bireysel başvuruyu işleme aldı ve 484 binden fazla davada karar verdi.

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters’a konuşan üst düzey bir yetkili ve iki AK Parti milletvekiline göre, Erdoğan hükümeti, hapisteki Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay milletvekili Can Atalay’ın serbest bırakılması yönündeki kararları nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) etkisini azaltmanın yollarını arıyor.

Türkiye’nin en yüksek mahkemesi 24 Ekim’de, 14 Mayıs 2023 Genel Seçimleri’nde tutuklu bulunduğu hücreden parlamentoya seçilen Can Atalay’ın serbest bırakılmamasının, görev yapma hakkını ihlal ettiğine karar verdi.

Atalay, 2013’de Gezi Parkı sürecinde ulusal protesto gösterileri düzenleyerek Erdoğan hükümetini devirmeye çalıştığı gerekçesiyle 2022 yılında 18 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. 46 yaşındaki avukat suçlamaları reddediyor.

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yoluyla başvurdu. 2010’da yapılan anayasa değişikliğiyle oluşturulan “bireysel başvuru” mekanizması, vatandaşların haklarıyla ilgili konularda en üst mahkemeye doğrudan başvurabilmesine olanak tanıyor.

Anayasa Mahkemesi’nin serbest bırakılması yönündeki kararı, 8 Kasım’da Türkiye’nin en üst temyiz mahkemesi Yargıtay’ın kararı tanımayacağını açıklaması ve kararı veren hakimler hakkında suç duyurusunda bulunmasıyla bir yargı krizini tetikledi. Temyiz mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’ni “süper temyiz organı” gibi hareket ederek yetkisini aşmakla suçladı.

Erdoğan’ın başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Ucum, Kasım ayında sosyal medya platformu X üzerinden Yargıtay’ın kararını savunmuş ve Anayasa Mahkemesi’ni “anayasaya aykırı kararlar” almakla eleştirmişti.

Üst düzey hükümet yetkilisi ve iktidar partisinden iki milletvekiline göre Erdoğan ve müttefikleri, özellikle bireysel başvuruları yaygın bir şekilde kullanan mahkemenin sahip olduğu etkiden rahatsız. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın makamı ve Adalet Bakanlığı, Reuters’ın yorum taleplerine yanıt vermedi.

Diğer iki kaynak gibi özgürce konuşabilmek için isminin açıklanmasını istemeyen üst düzey yetkili, mahkemenin bu kararlarla “benzersiz bir güç alanı” oluşturduğunu söyledi. Resmi verilere göre mahkeme, Eylül 2012’den bu yana temel hakların resmî yetkililer tarafından ihlal edildiği iddiasıyla 500 binden fazla bireysel başvuruyu işleme aldı ve 484 binden fazla davada karar verdi.

Kasım ayında Erdoğan, yargı krizinde hakem rolünü oynayacağını ve Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay arasındaki anlaşmazlığı çözmek için yasaların kullanılabileceğini söyledi. “Bireysel başvurularla ilgili yasal düzenleme yapmak zor değil” diyen Erdoğan, daha fazla ayrıntı vermedi.

“Türkiye İnsan Hakları Mahkemesi”

Üst düzey yetkili, hükümetin seçenekleri değerlendirdiğini söyledi. Reuters’a göre bunlar arasında bireysel başvuruları ayrı ayrı ele alacak bir “Türkiye İnsan Hakları Mahkemesi” kurulması da var. Yetkili, Anayasa Mahkemesi ve bireysel başvuru sisteminin bir şekilde kalacağını söyledi. “Ancak düzenleme gerekli” diye ekledi.

Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay bu haber için yorum yapmayı reddetti. Adının açıklanmasını istemeyen iki AK Parti milletvekilinden biri, Anayasa Mahkemesi’nin Yargıtay ile çakışmaması ve yetki alanını aşmaması için açıkça tanımlanmış bir yargı yetkisine sahip olması gerektiğini söyledi.

Reuters’a konuşan Atalay’ın avukatları, Anayasa Mahkemesi’nin 21 Aralık’ta ikinci kez serbest bırakılması gerektiği yönünde karar vermesinin ardından Atalay’ın serbest bırakılmasını beklediklerini söylediler. Ancak 27 Aralık’ta İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Atalay’ın serbest bırakılmayı ikinci kez reddetti ve temyiz mahkemesi tarafından yeniden değerlendirme yapılmasının zorunlu olduğunu iddia ederek davayı tekrar Yargıtay’a gönderdi.

Atalay’ın milletvekilliğini düşürme kararı 30 Ocak’ta, Erdoğan’ın destekçilerinin çoğunlukta olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde okundu. Atalay’ın milletvekilliğini düşürdü. Halen hapiste olan Atalay yorum yapmayı reddetti.

Avrupa Komisyonu, Türkiye’nin duraklayan AB üyelik sürecine ilişkin Kasım ayında yayınladığı yıllık raporunda demokratik standartlar, insan hakları ve yargı bağımsızlığı konularında ciddi gerileme yaşandığı eleştirisinde bulundu. Raporda hâkim ve savcıların atanmasında şeffaflık ve liyakat eksikliği eleştirildi.

Başarısız 2016 darbesinin ardından yargıyı yeniden ele geçiren Erdoğan hükümeti, sistemin uluslararası standartlara uygun olduğunu söylüyor.

Koç Üniversitesi anayasa hukuku profesörü Bertil Oder, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuruları karara bağlamaya başlamasından bu yana halk arasında popülaritesinin arttığını söyledi. Oder, “Hakları ne kadar çok yorumlarsa, vatandaşlarla arasındaki bağ da o kadar güçleniyor” dedi.

İnternet sitelerindeki resmi verilere göre, Almanya Federal Anayasa Mahkemesi 2022’de yaklaşık 5 bin başvuru alırken, Türkiye Anayasa Mahkemesi aynı yıl yaklaşık 110 ben başvuru aldı. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bazı kararlar Ankara’nın tepkisini çekti.

Ocak 2018’de Anayasa Mahkemesi, 2016’daki başarısız darbe girişiminde hükümeti devirmeye çalışmakla suçlanan tutuklu gazeteci Şahin Alpay’ın serbest bırakılmasına karar verdi. Şahin Alpay suçlamaları reddetti.

Dönemin başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ, kararın anayasada bireysel başvuruların incelenmesi için belirlenen sınırları aştığını söyledi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin ikinci kez haklarının ihlal edildiğine karar vermesinin ardından Alpay’ı Mart 2018’e kadar serbest bırakmayı reddetti.

Bununla birlikte, mahkeme birçok önemli konuda hükümet lehine karar verdi. Darbe girişiminin ardından çıkarılan olağanüstühâl kanunlarının iptali için CHP’nin yaptığı başvuruyu reddetti.

Ankara Barosu’nun önde gelen insan hakları avukatlarından Kerem Altıparmak, bu kararın Erdoğan’ın geniş yetkilerini pekiştirdiğini söyledi. Altıparmak, “Mahkemenin önemi, uluslararası topluma Türkiye’de işleyen bir yargı olduğu imajını yansıtması” dedi, “kritik davaların hiçbirini çözmüyor; aksine, sorunun merkezinde yer alıyor” dedi.

AYM, Türk Ceza Kanunu’nun (CMK) “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu düzenleyen 299’uncu maddesinin iptali talebini 2017’de oybirliğiyle reddetmişti. Geçen yıl da hükümetin 2022 tarihli medya yasasının iptali için açılan ve gazeteciler ile sosyal medya kullanıcılarının “dezenformasyon” yaydıkları gerekçesiyle üç yıla kadar hapis cezasına çarptırılmalarını öngören davayı reddetmişti. Ayrıntılı karar henüz mahkemenin internet sitesinde paylaşılmadı.

2021’de Yargıtay Savcısı Bekir Şahin, Kürt yanlısı Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne dava açtı. HDP’yi Türkiye, ABD ve AB tarafından terörist grup olarak sınıflandırılan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile bağlantılı olmakla suçladı.

Türkiye, Kürt yanlısı olanlar da dahil olmak üzere birçok siyasi partiyi yasakladı. TBMM’deki dördüncü büyük parti olan, Cumhur ittifakı ortağı Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) lideri Devlet Bahçeli, Mart 2023’te Yargıtay’ın HDP’ye ödenen Hazine yardımının engellenmesi talebini reddetmesinin ardından mahkemeyi önyargılı davranmakla suçladı. AYM, finansmanın engellenmesi için gerekli koşulların yerine getirilmediğine hükmetti.

CHP’nin partiden üye çıkarma yetkisine sahip disiplin kurulu başkan yardımcısı ve avukat Ayça Akpek Şenay, MHP’nin bu davayı, Bahçeli’nin mahkemeyi kapatma çağrılarını haklı çıkarmak için kullandığını söylüyor.

Şenay, “Eksikliklerine rağmen mahkeme farklı bir bakış açısı sunuyor. Erdoğan hükümeti bunu kendi lehine kullanamıyor ve bu onlar için tedirgin edici bir durum” dedi.

Bahçeli ve MHP yorum taleplerine yanıt vermedi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’nden İlk Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine 37 İptal

10 Temmuz 2018 tarihinde yayımlanan 1 Numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin bazı maddelerinin iptali istemiyle açılan davayı görüşen Anayasa Mahkemesi, kararnamede yer alan 37 düzenleme için iptal kararı verdi.

Anayasa Mahkemesi, iptal kararlarının Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine hükmetti. Bu süre dolana kadar iktidarın, kararname maddelerinde iptal edile hükümlerle ilgili yasa çıkarması gerekecek.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 10 Temmuz 2018 tarihinde yayımlanan 1 Numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin bazı maddelerinin iptali istemiyle dava açmıştı.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın aktardığına göre; İptal kararlarının gerekçesinde Cumhurbaşkanı’nın Anayasa’da güvence altına alınan temel haklara ilişkin düzenleme yapma yetkisinin olmadığı, bu konuda kararname çıkarılamayacağı ve düzenlemelerin ancak kanunla yapılabileceği vurgulandı.

İptal edilen ve iktidara dokuz ay süre verilen düzenlemeler arasında Cumhurbaşkanlığına personel ataması, maaşlarının düzenlenmesi, hakim ve savcıların Cumhurbaşkanlığınca görevlendirilmesi, üst kademe yöneticileri hakkında bilgi toplanması ile Çevre ve Şehirçilik Bakanlığına belediyelere ait yetkiler verilmesi gibi yetkiler öne çıktı.

Cumhurbaşkanının “istisnai” yetkisine iptal

İptal kararının gerekçesi bugün Resmi Gazete’de yayımladı. Buna göre, kararnameyle Cumhurbaşkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünün “devletin sevk ve idaresinde görevli üst kademe yöneticileri hakkında bilgi toplamak, sicil özetlerini ve biyografilerini tutmak” görevinde yer alan “bilgi toplamak” ifadesi iptal edildi. İptal kararının gerekçesinde kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının anayasal güvence altına alındığı ve bunun Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle düzenlenmeyecek konular arasında yer aldığı ifade edildi.

Benzer bir iptal kararı, Cumhurbaşkanlığı politika kurulllarına verilen “görevleriyle ilgili gerekli olan bilgileri” kamu kurum ve kuruluşlarından isteme yetkisine ilişkin oldu. Kararnameyle Cumhurbaşkanı İdari İşler Başkanı’na Cumhurbaşkanlığına personel atama yetkisi verilmişti. AYM, bu yetkiyi “Kararnameyle değil kanunla düzenlenmesi gereken bir konu” olduğu gerekçesiyle iptal etti. Ayrıca İdari işler Başkanlığı’nda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine bağlı kalınmaksızın sözleşmeli personel istihdam edilmesine izin veren hüküm de Anayasa’ya aykırı buldu.

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların Cumhurbaşkanlığında kadrolu olarak atanamayacakları düzenleniyordu. Ancak bu atamalara “Cumhurbaşkanı tarafından atananlar hariç olmak üzere…” şeklinde bir istisna getirilmişti. Böylece Cumhurbaşkanlığı merkez teşkilatında kadrolu olarak görev yapacak olan ve cumhurbaşkanı tarafından atanan idari işler başkanı, Cumhurbaşkanlığı özel kalem müdürü, başdanışmanlar, danışmanlar ve genel müdürlerin herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik ve yaşlılık aylığı almaları, atanmalarına engel değildi.

AYM, cumhurbaşkanı tarafından atanacaklara getirilen bu istisnai düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Mahkeme ayrıca cumhurbaşkanınca atananların sosyal güvenlik kurumlarından bağlanmış aylıklarının kesilemeyeceği hükmünün de iptaline karar verdi.

“Hakim ve savcı görevlendirmesi kanunla yapılmalı”

Kararnameyle adli ve idari yargıda görevlihakim ve savcılar da İdari İşler Başkanı’nın talebi üzerine üç yıl süreyle Cumhurbaşkanlığı’nda görevlendirilebiliyordu. Yüksek Mahkeme, buna ilikşin kararname hükmünü de Anayasa’ya aykırı buldu. İptal gerekçesinde, “Adli ve idari yargı mensuplarının -yürüttükleri görevler idari nitelikte olsa bile- resmî ve özel görev almalarının, atanmalarının, hakları ve ödevlerinin, meslekte ilerlemelerinin, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi ile diğer özlük işlerinin kanunla düzenlenmesi gerekir” denildi.

AYM, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı politika kurullarının üyelerine yapılacak ödemeleri düzenleyen kararname maddesinin iptaline de hükmetti. Kararda, kurul üyelerine her ay yapılacak ek ödemeyi ve buna ilişkin usul ve esasları düzenleyen kuralın mülkiyet hakkına ilişkin bir düzenleme niteliğinde olduğu, bunun da kararname ile düzenlenemeyeceği vurgulandı.

Kararnameyle Adalet Bakanlığına bağlı Teftiş Kurulu ve müfettişlerin görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerinin yönetmelikle düzenleneceğine ilişkin maddesi de Anayasa’ya aykırı bulundu. Bakanlık tarafından yurt dışı kadrolara atanan hakim ve savcılara yapılan ödemelere ilişkin kararname hükmü de iptal edildi.

Çevre Bakanlığının belediye yetkileri iptal edildi

Kararnamede Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın görevleri de düzenlenmişti. Bu kapsamda bakanlığa imar ve yapılaşmaya ilişkin yetkiler verildi. Bunlar arasında “gecekondu, kıyı alanları ve tesisleri ile niteliğinin bozulması nedeniyle orman ve mera dışına çıkarılan alanlar dâhil kentsel ve kırsal alan ve yerleşmelerde yapılacak iyileştirme, yenileme ve dönüşüm uygulamalarında idarelerce uyulacak usul ve esasları belirlemek” gibi belediyelerde olan bazı yetkiler de yer aldı.

AYM, Anayasa’da güvence altına alınan mülkiyet hakkıyla ilgili düzenlemenin kararnameyle yapılamayacağını belirterek iptal kararına imza attı. Kararda, “Bu alanlarda yapılacak iş ve işlemler, kişilerin maliki bulundukları arsa, arazi ve yapılar üzerindeki kullanım ve tasarruf biçimlerini kısmen veya tamamen değiştirme, yeniden düzenleme veya sona erdirme gibi mülkiyet hakkına müdahale teşkil edebilecek niteliktedir” uyarısı yapıldı.

Çevre Bakanlığına çevre, imar ve yapılaşmaya ilişkin olarak etüt, harita, her tür ve ölçekteki çevre düzeni, nazım ve uygulama imar planları, parselasyon planları, yapı ruhsatı, yapı kullanma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatıyla ilgili verilen düzenleme yetkisinin de iptaline karar verildi.

Ayrıca bakanlığın mahallî idarelerin ve bunların merkezî idare ile olan ilişkilerini düzenleyen kararname de iptal edildi. Yerel yönetimlere tanınan özerkliğin Anayasa’da güvence altına alındığı belirtilen kararda, buna ilişkin düzenlemenin de kanunla yapılması gerektiği belirtildi. Bakanlığa bağlı Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü’ne verilen bazı yetkiler de iptal edildi.

İptal edilen yetkiler arasında cumhurbaşkanınca belirlenen proje kapsamı içerisinde kalmak kaydıyla kamuya ait tescilli araziler ile tescil dışı araziler ve muvafakatleri alınmak koşuluyla özel kişi veya kuruluşlara ait arazilerin yeniden fonksiyon kazandırılıp geliştirilmesine yönelik olarak her tür ve ölçekte etüt, harita, plan, parselasyon planı, kamulaştırma, arazi ve arsa düzenlemesi yapmak, yaptırmak ve onaylamak da yer aldı. Bu konuda kanun çıkarılması istendi.

Meslek odalarının denetimi ve İçişleri’nin iptal edilen yetkileri

Kararnameyle mimarlık ve mühendislik meslek kuruluşlarına ilişkin mevzuatı hazırlamak ve anılan konularla ilgili olarak mimarlık ve mühendislik meslek kuruluşlarını denetlemek görev ve yetkisi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına verilmişti. Meslek kuruluşlarının özerk yapısına işaret edilen iptal kararında, buna ilişkin düzenlemenin ancak kanunla çıkarılabileceği belirtildi.

Kararnamede teşkilat yapısı oluşturulan İçişleri Bakanlığına verilen “ülkenin idari bölümlere ayrılması, il ve ilçelerin genel idarelerini düzenlemek” görevi, kanunla çıkarılmadığı gerekçesiyle iptal edildi. İçişleri Bakanlığına bağlı mülkiye müfettişlerinin görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerinin yönetmelikle düzenleneceği hükmü de Anayasa’ya aykırı bulundu.

Sağlık Bakanlığının hastanelere başvuran hastaların verdikleri kişisel verilerini işleyebilmesi ile Dışişleri Bakanlığındaki meslek memurları ile konsolosluk ve ihtisas memurlarına ilişkin sınavların kararnameyle düzenlenmesinin de Anayasa’ya aykırı olduğu vurgulandı.

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’nden “Can Atalay” Kararı

Anayasa Mahkemesi (AYM), Can Atalay’ın avukatları ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesinin yok hükmünde olduğunun tespiti ve iptali için yapılan başvuruları görüştü.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, iki başvuruda da karar verilmesine yer olmadığına hükmetti. Yüksek Mahkemenin kararını 4’e karşı 10 oyla ve oy çokluğuyla aldı ve kararın gerekçesinin daha sonra açıklanacağı öğrenildi.

Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) Hatay milletvekili seçilen Can Atalay’ın milletvekilliği, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda 30 Ocak’ta düşürülmüştü.

Ne olmuştu?

TİP Hatay Milletvekili Can Atalay, Gezi Davası’nda Osman Kavala ile birlikte yargılanan 8 sanıktan biriydi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Nisan 2022 tarihinde Gezi Davasında Osman Kavala’yı “hükümeti devirmeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Can Atalay’ın arasında bulunduğu 7 sanığı ise darbeye teşebbüse yardım suçundan 18 yıl hapis cezasına çarptırmıştı.

Can Atalay, cezaevinde tutuklu bulunurken 14 Mayıs seçimlerinde TİP’ten Hatay milletvekili seçildi. AYM, Gezi Davası’nda tutuklanan Can Atalay’ın 14 Mayıs seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmemesiyle ilgili yapılan başvuruda 25 Ekim’de oy çokluğuyla “seçilme hakkı” ile “kişi hürriyeti ve güvenliği” haklarının ihlal edildiğine hükmetti.

Ancak Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Can Atalay için “hak ihlali” kararı vererek tahliyesinin gerektiğine hükmeden AYM kararını reddederken, hak ihlali kararı veren AYM üyelerinin yetkilerini aştığını belirtti. Yargıtay, AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunma kararı da aldı.

Tahliye kararının uygulanmaması üzerine AYM’ye yapılan ikinci başvuruda 21 Aralık’ta ikinci kez, oy birliği ile hak ihlali kararı verildi. AYM’nin kısa kararı Gezi Davası’na bakan ve hükmü veren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkeme ikinci hak ihlali kararını da uygulamadı.

Paylaşın

AYM’nin İptal Ettiği ‘Örgüte Üye Olmayıp Örgüt İçin Suç İşleme’ Geri Geliyor

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) geçen yıl iptal ettiği  ‘Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ maddesinin itirazları giderecek şekilde yeniden düzenlenerek yeni yargı paketine eklenecek.

Anayasa Mahkemesi, 26 Ekim 2023 tarihinde verdiği kararla, Türk Ceza Kanunu’nun, ‘Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ suçunu düzenleyen 220/6 hükmünü iptal etmişti. Örgüt üyeliği olmayanlara örgüt üyesinden bile fazla ceza verilmesi sonucunu doğuran bu ‘muallak’ fıkranın yeniden kaleme alındığı ve AYM’nin itirazları doğrultusunda açıklık getirildiği ifade edildi.

İktidarın üzerinde çalıştığı yargı paketinde son aşamaya gelindiği belirtiliyor. Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan, Anayasa Mahkemesi’nin geçen yıl iptal ettiği  ‘Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ maddesinin itirazları giderecek şekilde yeniden düzenlenerek pakete ekleneceğini yazdı.

Yeni yargı paketinin bir hafta içinde Meclis gündemine geleceğini belirten Babacan’ın “Tartışmalı yargı paketi geliyor: ‘Örgüt üyesi olmadan suç işleme’ geri geliyor” başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Hükümetin çalışmalarını son aşamaya getirdiği yeni yargı paketinde çok tartışılan bir hükümde düzenleme yapılıyor. Anayasa Mahkemesi’nin geçen yıl iptal ettiği, ‘Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ maddesi, ayrıntılandırılarak başka bir maddeye taşınacak. AKP’liler, AYM’nin itirazlarını gideceklerini söyleseler de maddenin yeni içeriği’ merak yaratıyor.

Ceza infaz maddeleri çıkartıldı

Paketin bir hafta içerisinde TBMM Başkanlığı’na verilmesi bekleniyor. Bir süreden beri haberleştirilen taslakla ilgili en önemli konu, infaz maddelerinin yer almayacak olması. AKP kurmayları, taslaktaki ceza infaz maddelerinin çıkartıldığını belirterek, ’Ne zaman infaz ile ilgili düzenleme yapılsa af gündeme geliyor. Böyle bir tartışma istemiyoruz’ dediler.

Teklifte yer alacak olan maddelerden biri, Türk Ceza Kanunu’na konulduğundan beri tepki konusu olan önemli bir düzenleme olacak. Anayasa Mahkemesi, 26 Ekim 2023 tarihinde verdiği kararla, Türk Ceza Kanunu’nun, ‘Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ suçunu düzenleyen 220/6 hükmünü iptal etmişti.

Örgüt üyeliği olmayanlara örgüt üyesinden bile fazla ceza verilmesi sonucunu doğuran bu ‘muallak’ fıkranın yeniden kaleme alındığı ve AYM’nin itirazları doğrultusunda açıklık getirildiği ifade edildi.

Verilen bilgiye göre, AYM’nin gerekçeli kararına paralel olarak 6. fıkrada yer alan bu suç, ayrı bir madde olarak düzenlenecek. Suçun çerçevesi net şekilde çizilecek ve buna ilişkin net tanımlar yapılacak. Ne tür durumların bu kapsama gireceğinin detaylı şekilde maddede yer alacağı belirtiliyor. Mevcut maddedeki ceza oranlarının korunacağı, yeni maddenin yeni tartışmalara neden olabileceği iddia ediliyor.”

Paylaşın

Zühtü Arslan: Anayasa Mahkemesi Kararlarına Uyulması Zorunluluktur

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, “AYM’nin kararlarını ve yorumlarını beğenmeyebilir, katılmayabiliriz ama uygulanması bir anayasal zorunluluktur” dedi ve ekledi:

“Anayasanın 153. maddesine göre AYM kararları kesin olup yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare organlarını, gerçek ve tüzel kişileri kapsar. 153. madde olmasaydı da sonuç değişmez. Kararların uygulanması anayasanı hepimizi bağlayan bir toplum sözleşmesini olmasının bir ürünüdür.”

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) yeni üyesi Yılmaz Akçil için yemin töreni düzenlendi. Törene yargı mensuplarının yanı sıra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katıldı.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, törende yaptığı konuşmada uygulanmayan AYM kararlarıyla ilgili konuştu. Arslan’ın konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde;

“Göreve başlarken Anayasayı ve temel hak ve özgürlükleri koruyacağımıza, görevimizi sadece vicdanımızın sesine uyarak yerine getireceğimize söz veriyoruz. Verilen sözün tutulması anlamına gelen ahde vefa toplum ve devlet hayatı için vazgeçilmez önemde ahlaki ve hukuki bir ilkedir. Ahde vefa ilkesinin yaşanan ters dalgalarla zedelendiğini görüyoruz.

Anayasa Mahkemesi norm denetimi ve bireysel başvuruda özellikle son 10 yılda karşı karşıya kaldığı ağır sınamalardan başarıyla çıkabilmiştir. Bireysel başvuru Türk yargı tarihinin en büyük reformlarından ve en büyük kazanımlarından biridir.

AYM bireysel başvuru kapsamında yüzbinlerce karar vermiş bunu yaparken de başvurucunun kimliğine bakmamıştır. Aralarında ağır cezalara mahkum edilmiş ve cezaları kesinleşmiş olanların da bulunduğu hemen her siyasi görüşten milletvekilinin ve siyasetçinin hak ihlali iddiaları incelenmiş, bunların bir kısmında ihlale hükmedilmiştir. Farkıl görüşlerden yayın kuruluşu, gazeteci ve yazarın yaptığı başvurularda basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Toplumun her kesiminden yapılan başvuruları özenle inceleyip karara bağlamaktadır.

“AYM, anayasaya uygunluk denetimi yapmaktadır”

Bireysel başvuru ile ilgili yanlış anlaşılan bazı hususları bir kez daha ifade etmek istiyorum. İlk olarak AYM, anayasa şikayeti olarak da anılan bireysel başvuruda temyiz incelemesi değil, anayasaya uygunluk denetimi yapmaktadır. Bu anlamda AYM’nin baktığı herhangi bir anayasal hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediği hususudur.

Bireysel başvuruda AYM önündeki anayasal uyuşmazlığı anayasanın hükümlerini yorumlamam ve uygulamak suretiyle karara bağlar.

AYM’nin verdiği karar sonra görüş ve yorum farklılıklarının bulunduğu gerekçesiyle AYM kararlarına uyulmamasının hiçbir anayasal ve yasal zemini, temeli yoktur. Bireysel başvurunun etkili olabilmesi ihlalin giderilmesi ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına bağlıdır. AYM bu ihlalin nasıl giderileceğini de göstermek zorundadır. İhlal, yargı kararından kaynaklanıyorsa bu yargı kararının ortadan kaldırılmasıyla sağlanabilir.

Elbette AYM’nin kararlarını ve yorumlarını beğenmeyebilir, katılmayabiliriz ama uygulanması bir anayasal zorunluluktur. Anayasanın 153. maddesine göre AYM kararları kesin olup yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare organlarını, gerçek ve tüzel kişileri kapsar. 153. madde olmasaydı da sonuç değişmez. Kararların uygulanması anayasanı hepimizi bağlayan bir toplum sözleşmesini olmasının bir ürünüdür.”

Paylaşın

TİP’ten Anayasa Mahkemesi’ne Can Atalay Başvurusu

Türkiye İşçi Partisi (TİP), vekilliği düşürülen Can Atalay için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. Başvuruda; Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesi işleminin yokluğunun tespiti ve iptali istendi.

Haber Merkezi / Türkiye İşçi Partisi (TİP), Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesinin yok hükmünde olduğunun tespit edilmesi istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) cezaevindeki Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesinin iptali için bugün Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Can Atalay ve TİP Genel Başkanı Erkan Baş adına avukatları aracılığıyla Yüksek Mahkemeye yapılan başvuruda; Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesi işleminin yokluğunun tespiti ve iptali istendi.

Sol Haber’in edindiği bilgilere göre, başvuru dilekçesinde; Meclis’te Yargıtay’ın 3 Ocak 2024 tarihli kararının okunduğu belirtildi ancak bu karar ile ilgili “Mecliste okunan Yargıtay’ın 03.01.2024 tarihli kararı milletvekilliğinin düşmesine esas olabilecek Can Atalay ile ilgili ‘kesin hüküm içeren’ bir karar değil, AYM’nin ikinci ihlal kararının uygulanmama kararıdır” denildi.

Dilekçede; “Açıkça yanlış bir karar okunarak milletvekilinin düşürülmesi yok hükmündedir” değerlendirmesinin yapıldığı öğrenildi.

Can Atalay hakkında, Anayasa Mahkemesi’nin ikinci ihlal kararı sonrasında da İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından karara uyulmaması ve karar verilmemesinin; dosyanın Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmesinin ve Dairenin 3 Ocak kararı ile Anayasa Mahkemesi kararına uymayarak yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmemesinin ve cezanın infazının devamına neden olunmasının; Anayasanın 83 ve 67 maddelerinin ve kişi özgürlüğü ve güvenliğinin düzenlendiği 19. maddesinin ihlali olduğu ifade edildi.

Anayasa Mahkemesi’ne sunulan dilekçede; şu değerlendirmeler yapıldı: Anayasa Mahkemesi 25.10.2023 tarihli kararında, milletvekili seçilmiş olması nedeniyle infazın durdurulmasına ve bulunduğu cezaevinden salıverilmesinin sağlanmasına karar verdiğine ve yine Anayasa Mahkemesi 21.12.2023 tarihli kararı ile bir kez daha infazın durdurulmasına ve bulunduğu cezaevinden salıverilmesinin sağlanmasına karar verdiğine göre, ortada; tutmayı sona erdirmeyi zorunlu kılan, Anayasa Mahkemesi tarafından verilmiş ve uyulması zorunlu olan yargısal bir karar vardır. AYM’nin TBMM’nin milletvekilliği düşürme işleminin yokluğunu tespit ederek iptaline kararı vermesi gerekmektedir.

Ne olmuştu?

Gezi Davası’nda Osman Kavala ile birlikte yargılanan sekiz sanıktan biri olan Atalay, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, 26 Nisan 2022’de darbeye teşebbüse yardım suçundan 18 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 25 Nisan 2022’de verdiği karara ilişkin temyiz incelemesini 23 Eylül 2023’te tamamladı ve Atalay’ın yasama dokunulmazlığı bulunduğu gerekçesiyle yargılamada durma kararı verilmesi ve tahliye edilmesi talebini reddetti.

Karar üzerine dava, Atalay’ın bireysel başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. 12 Ekim’de bir üyenin dosyaya hazırlanamadığını beyan etmesi gerekçesiyle Atalay’ın bireysel başvurusunu erteleyen AYM, cezaevinde tutuklu bulunan Atalay’ın ‘seçilme hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği’ haklarının ihlal edildiğine hükmetti.

Ancak Yargıtay 3. Ceza Dairesi, AYM’nin Atalay hakkında verdiği kararını reddetti. Davayı yeniden değerlendiren AYM, Atalay’a karşı ikinci kez hak ihlali yapıldığı yönünde karar aldı ve Atalay’a 100 bin TL manevi tazminat ödenmesi, mahkumiyet kararının infazının durdurulması ve tahliyesi için kararın İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine oybirliğiyle hükmetti.

Ancak Yargıtay 3. Ceza Dairesi, AYM’nin ikinci hak ihlali kararına uyulmaması yönünde hüküm verdi ve kararında, AYM kararının “hukuki değerinin olmadığı”nı belirtti. Yargıtay’ın AYM’nin kararını tanımayarak mahkeme üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunması hukuk tartışmalarını alevlendirmişti.

Paylaşın

CHP’den Anayasa Mahkemesi’ne Can Atalay Başvurusu

CHP, milletvekilliği düşürülen Can Atalay için AYM’ye başvurdu: Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi yok hükmündedir. 15 gün içinde karar Meclis’e gönderilmeli.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesinin yok hükmünde olduğunun tespit edilmesi istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu.

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, başvuru sonrası basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Günaydın, şunları ifade etti:

“Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi yok hükmündedir. 15 gün içinde karar Meclis’e gönderilmeli. Kurtulmuş bugüne kadar neden bu kararı okumadı? Tek hakimli bir üst yazı ile üst derece kararı temyiz merciine yollamış ve Yargıtay 3. Dairesinin genel başkanı bir yazı ile kararı TBMM’ye iletmiş bu karar da okunmuştur. Bu durum açıkça Anayasa’nın başlangıç hükümleri ila 2. 6. Ve 153. Maddesine aykırıdır.

Bunun yanında meclis başkan vekilliği yapan Bekir Bozdağ’ın tarafsızlığını yitirdiği ortaya çıkmıştır. Danışma kurulunda parti grup başkanvekillerine saat 14.55te kararın okutulacağı ifade edilirken, AKP’nin grup başkanvekili öğleden önce bir televizyon kanalında kararı okutacaklarını ifade etmiştir. Dolayısıyla meclis AKP tarafından mı yoksa tarafsız olması gereken meclis başkanvekiliyle yönetilmektedir? Anayasanın 2,6, 153. Maddeleri uyarınca milletvekilliğinin düşürülmesi için tezkere okutması hükmünün yok sayılmasını ve bunun tespit edilmesini AYM’den talep ediyoruz.

Ayrıca Meclis iç tüzüğünün eylemli olarak ihlal edilmesi sonucu oluşan parlamento kararının da Anayasa’ya aykırı olduğu açıktır. Bu nedenle de parlamento kararının iptal edilmesini ve yürütmesinin durdurmasını da talep ediyoruz. Biz AYM’nin daha önceki kararlarına uyarlı olarak, hem yok hükmünde sayılma hem de iptal ve yürütmenin durdurmasına yönelik taleplerimizi olumlu karşılamasını ve kararı TBMM’ye göndermesini bekliyoruz.”

Ne olmuştu?

Gezi Davası’nda Osman Kavala ile birlikte yargılanan sekiz sanıktan biri olan Atalay, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, 26 Nisan 2022’de darbeye teşebbüse yardım suçundan 18 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 25 Nisan 2022’de verdiği karara ilişkin temyiz incelemesini 23 Eylül 2023’te tamamladı ve Atalay’ın yasama dokunulmazlığı bulunduğu gerekçesiyle yargılamada durma kararı verilmesi ve tahliye edilmesi talebini reddetti.

Karar üzerine dava, Atalay’ın bireysel başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. 12 Ekim’de bir üyenin dosyaya hazırlanamadığını beyan etmesi gerekçesiyle Atalay’ın bireysel başvurusunu erteleyen AYM, cezaevinde tutuklu bulunan Atalay’ın ‘seçilme hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği’ haklarının ihlal edildiğine hükmetti.

Ancak Yargıtay 3. Ceza Dairesi, AYM’nin Atalay hakkında verdiği kararını reddetti. Davayı yeniden değerlendiren AYM, Atalay’a karşı ikinci kez hak ihlali yapıldığı yönünde karar aldı ve Atalay’a 100 bin TL manevi tazminat ödenmesi, mahkumiyet kararının infazının durdurulması ve tahliyesi için kararın İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine oybirliğiyle hükmetti.

Ancak Yargıtay 3. Ceza Dairesi, AYM’nin ikinci hak ihlali kararına uyulmaması yönünde hüküm verdi ve kararında, AYM kararının “hukuki değerinin olmadığı”nı belirtti. Yargıtay’ın AYM’nin kararını tanımayarak mahkeme üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunması hukuk tartışmalarını alevlendirmişti.

Paylaşın

Liderlerden Can Atalay Tepkisi: Artık Kanun Devleti Bile Değiliz

Siyasi parti liderleri, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına rağmen Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Şerafettin Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesine tepki gösterdi.

İYİ Parti Lideri Akşener, “Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesi kararıyla birlikte artık anayasasız bir devlet tehlikesine doğru sürükleniyoruz” ifadelerini kullanırken, DEVA Partisi Lideri Babacan, “Sayenizde artık kanun devleti bile değiliz” dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ise, Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesinin darbe olduğunu ifade ettiler.

Siyasi parti liderlerinin Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesine ilişkin tepkileri şöyle:

Sosyal medya hesabından videolu bir açıklama yayınlayan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Bu darbe girişimine karşı direneceğiz, mücadele edeceğiz. Bu mücadelede herkesi direnmeye, mücadeleye ve bu darbe girişimine karşı pozisyon almaya, tepki göstermeye davet ediyoruz!” dedi.

Konuşmasında, Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay hakkında iki kez hak ihlali kararı verdiğini, bu karara mahkeme ve Yargıtay’ın uymayarak Atalay’ı tahliye etmediğini hatırlatan Özgür Özel, “Biraz önce karar okutulurken, bu Meclis’in hakkını, hukukunu savunacak Meclis Başkanı neredeydi? Birleşik Arap Emirlikleri’nde. Okuttuğu kararda Meclis’e ayar veriyorlar, millete ayar veriyorlar. Meclis Başkanı’na bu kararı hala niye okutmuyorsun diyorlar. Ve böyle bir karar okutuldu” ifadelerini kullandı

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un kararın kendisinin Meclis’te olmadığı sırada okutulmasını istediğini iddia eden Özel, “Meclis Başkanı demiş ki, ‘Aman ben dışarıdayken okutun bu kararı’. Bekir Bey’e yetki vermiş, Bekir Bey vekalet ederken kararı okuttu. Güya bu ayıptan, rezaletten kendini kurtaracak. Başını Birleşik Arap Emirlikleri’ne gömünce bu yapılan büyük hukuksuzluğu, Meclis’e saygısızlığı, sana saygısızlığı görmemiş mi oluyorsun?” diye konuştu.

Burada elbette baş sorumlu, sarayda oturan, bütün yetkileri kendisinde toplayan, Anayasa’yı kendisi için önce ihlal eden sonra Anayasa’yı OHAL şartlarında kendine uyduran birisinin yargıyı da kontrol etmesidir” diyen Özel, şöyle devam etti:

“Anayasa Mahkemesi geçit vermedi ama buna geçit verenler Yargıtay’dır, AK Partili yöneticilerdir ve en büyük sorumluluk sahibi de Meclis Başkanı’nın ta kendisidir. Bütün Türkiye’ye sesleniyoruz, Anayasa’nın yok sayılması devletin yok sayılmasıdır. Bugün bir maddeyi yok sayanlar, yarın öbür maddeyi yok sayarlar. Malımızın, canımızın güvencesi anayasadır. Anayasa olmazsa devlet olmaz. Anayasa’yı yok sayanlar bugün Can Atalay’a, Hatay’a ama yarın sana tehdittir. Bu darbe girişiminin karşısında Anayasa’yı korumak her vatandaşın görevidir. Direneceğiz, mücadele edeceğiz.”

“Artık kanun devleti bile değiliz”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Başörtüsü yasaklarına, siyasi parti kapatma davalarına karşı başvurduğunuz mahkemeleri ezip geçtiniz. Hakkı savunan yargıçlar sayesinde o koltuklarda oturup hakkı savunan Anayasa Mahkemesi’ni tanımıyorsunuz. Sayenizde artık kanun devleti bile değiliz” açıklamasını yaptı.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Bugüne kadar yargı makamları arasında çözülemeyen bir anayasal devlet krizine, ne yazık ki bu akşam Türkiye Büyük Millet Meclisi de dahil oldu” dedi.

“Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesi kararıyla birlikte artık anayasasız bir devlet tehlikesine doğru sürükleniyoruz” diyen Akşener, “Sayın Erdoğan’ın devlet organları arasındaki sorunu çözmek yerine, daha da büyütmeyi seçmesine biz elbette şaşırmadık! Ancak anayasamız, milletin andıdır! Andını çiğnediğiniz bir milletin iradesini bu saatten sonra nasıl temsil edeceksiniz? Uyguladığınız kararların meşruiyetini neye dayandıracaksınız? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni hukuka, adalete ve vicdanlara düşürdüğünüz bu gölgeyle nasıl yöneteceksiniz?” ifadelerini kullandı.

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, “Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına rağmen kontrollü Yargı, keyfine göre ülke yöneten Erdoğan’ın ‘korku’larına göre karar veriyor. Muhalafet diyerek bir tavır sınırlaması yapmadan Türkiye’de hukuka, demokrasiye, adalete, bir asırlık gayretlerimize ve geleceğe kıymet veren her bir vatandaşımız Can Atalay’ın Milletvekilliğinin düşürülme çabasına, bu garabete dur demeli, itiraz etmelidir!” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, kararın darbe olduğunu belirterek, “Hatay halkının vekili Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi siyasi darbedir! Saray’ın talimatıyla alınan bu kararla TBMM tarihine kara bir leke daha bulaşmıştır. TBMM’de okunan karar yok hükmündedir. Siyasi rehine olarak cezaevinde tutulan #CanAtalay halkın vekilidir. Hiçbir siyasi darbe bu gerçeği değiştiremez!” ifadelerini kullandı.

Uygulamanın hukuk aykırı olduğu belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Hatay Milletvekili ve yoldaşımız Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi hukuksuzluktur, haksızlıktır, gayri meşrudur. Kabul etmiyoruz! Bu iktidar açıkça suç işlemektedir. Olan biten anayasal bir darbedir. #CanAtalay ve demokratik siyaset hakkını kullandığı için rehin tutulan arkadaşlarımız özgürleşene kadar mücadelemizden tek bir geri adım atmayacağız” dedi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, “Artık bu iktidarı tanıyamıyorum. Birlikte her türlü yasağa, baskıya, engellemeye karşı mücadele ettiğimiz; demokrasinin tesisi, milli iradenin egemenliği, düşünce ve inanç özgürlüğü için omuz omuza mesai harcadıklarımız, o koltuklarda oturanlar olamaz. Anayasa Mahkemesi’nin “hak ihlali” kararı verdiği Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesi, seçmen özgürlüğünün ipotek altına alınması, seçilenlerin hürriyetinin tehdit edilmesidir. Bu kararı alanları kınıyorum!” ifadelerini kullandı.

Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, “Anayasa Mahkemesi, Can Atalay hakkında ‘hak ihlali’ kararı vermiştir. Can Atalay, cezaevinde değil TBMM’de olmalıdır. TBMM’nin, Can Atalay’ın Milletvekilliğini düşürmesi yanlıştır” dedi.

“Anayasa’yı yok sayan bir iktidar, öncelikle kendi meşruiyetini yok saymaktadır!”

Saadet Partisi ise bir açıklama yayınladı: “Adaletin olmadığı yerde zulüm ve baskı vardır! Baskı ve zulmün kime yapıldığına bakmaksızın adaletin yanında durmak inancımızın gereğidir. Öte yandan her iktidar, meşruiyetini Anayasa’dan alır. Anayasa’yı yok sayan bir iktidar, öncelikle kendi meşruiyetini yok saymaktadır!

Bilinmesini isteriz ki bizim Can Atalay ile siyasi ve sosyal hiçbir benzerliğimiz yoktur. Ancak milli irade ile seçilmiş bir kişinin vekilliğini, Anayasa Mahkemesinin kararına rağmen, düşürmek amasız-fakatsız bir hukuk ihlalidir. Bu skandal karara imza atanları kınıyoruz. Adalet önünde herkes eşittir. Bu eşitliği ve yasaları yok sayarsanız artık bir hukuk devleti olma vasfını yitirmiş olursunuz.”

Ne olmuştu

Anayasa Mahkemesi, (AYM) Gezi Davası’ndan tutuklu bulunan TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’la ilgili ikinci kez hak ihlali kararı vermişti. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, ilk ihlal kararında olduğu gibi, dosyayı Yargıtay’a göndermişti.

Daire, “Anayasa Mahkemesi’nce verilen ikinci ihlal kararının hukuki değeri olmadığını, bu bağlamda Anayasa’nın 153/6. Maddesi kapsamında uygulanabilecek bir kararın var olmadığını” belirterek Anayasa Mahkemesi’nin kararına uyulmamasına karar vermişti.

Paylaşın

2023’te Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Sayısı 100 Bini Aştı

2023 yılında Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru sayısı 108 bin 816 olurken, AYM’ye bireysel başvuru hakkının getirildiği son 11 yılda 579 bin 754 kişi bireysel başvuru yapıldı.

579 bin 754 başvurunun 484 bin 711’i karara bağlanırken, karar bekleyen dosya sayısı ise 95 bin 43 olarak açıklandı.

Anayasa Mahkemesi (AYM), bireysel başvuru hakkının getirildiği 23 Eylül 2012’den, 31 Aralık 2023 dönemine ait bireysel başvuru istatistiklerini internet sitesinde yayınladı.

Verilere göre, 11 yılda AYM’ye 579 bin 754 kişi bireysel başvuru yaptı. Başvurulardan 484 bin 711’i karara bağlandı. Derdest dosya (hâlâ görülmekte olan) sayısı ise 95 bin 43 olarak açıklandı.

Bugüne kadar sonuçlandırılan dosyaların 395 bin 309’unda ‘kabul edilmezlik’, 72 bin 560’ında ‘en az bir hakkın ihlali’, 13 bin 498’inde ‘idari ret’, 1333 dosyada ise ‘hakkın ihlal edilmediği’ yönünde karar verildi.

Dosyaların 2 bin 11’inde de ‘düşme, dosya kapatma, başvurunun reddi’ gibi kararlar çıktı.

AYM, kararlarında toplam 73 bin 700 kez hak ihlalinin yaşandığını tespit etti. Adil yargılanma hakkı’na dair başvuru sayısı 4 bin 240, Mülkiyet hakkı 4 bin 238, İfade özgürlüğü 4 bin 131, Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı 1403, Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı 1266, Kötü muamele yasağı 590, Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı 305, Yaşam hakkı 227, Ayrımcılık yasağı 140 oldu.

“Makul sürede yargılanma hakkının ihlal”ine dair yapılan başvuru sayısından da oldukça büyük bir artış oldu.

2023’te makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuru sayısı 49 bini geçti. 11 yıldaki tplam başvuru sayısı 143 bin 696 oldu. Başvuruların 139 bin 12’sinde karar verildi.

AYM’nin istatistiklerinin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

AYM Başkanı Zühtü Arslan: Kararlara Uyulmamasının Gerekçesi Olamaz

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, mahkemenin kararlarının kesin olduğunu, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri, kısacası herkesi ve her kurumu bağladığını vurguladı ve ekledi:

Haber Merkezi / “Anayasa Mahkemesi, bir konuda karar verdikten ve son sözü söyledikten sonra katılmasak da buna uymak zorundayız. Bir yargı kararına katılmamak farklı, ona uymamak farklıdır. Birincisi meşru, ikincisi ise meşru değildir. Unutmayalım ki mahkeme kararları hatasız veya doğru olduğu yahut beğendiğimiz için değil, mahkeme kararı olduğu için uygulanmak zorundadır.

Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin nihai ve bağlayıcı kararından sonra artık mahkemeler ya da anayasal organlar arasında ortaya çıkabilecek görüş, yorum veya yaklaşım farklılıkları sadece eleştiri konusu olabilir. Ancak bu farklılıklar Anayasa Mahkemesi kararının icra edilmemesinin hiçbir şekilde gerekçesi olamaz.”

Anayasa ve kanunlarda uyuşmazlıkların nasıl karara bağlanacağının belirtildiğini dile getiren Başkan Arslan “Bu çerçevede anayasal uyuşmazlıklar söz konusu olduğunda Anayasa Mahkemesinin konumu uyuşmazlığı çözen karar mercii iken diğer kamu makamlarının konumu uyuşmazlığın tarafı olmaktan ibarettir. Herhangi bir yargısal uyuşmazlıkta tarafların yorumunun uyuşmazlığı çözen mahkemenin yorumundan üstün olduğu düşünülemeyeceği gibi bunun en temel hukuk mantığıyla bağdaştırılması da mümkün değildir” dedi.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, AYM’de staj gören öğrencilerin sertifika töreninde konuştu. AYM Başkanı Arslan, törende yaptığı konuşmada anayasa hukukunun ülkemiz açısından en önemli konularından biri hâline gelen bireysel başvuruya ilişkin bazı hususlar üzerinde durdu ve 12 yılı Anayasa Mahkemesinde olmak üzere 40 yıldır anayasa ve insan hakları hukuku üzerine çalışan bir anayasa hukukçusu olarak, stajlarını tamamlayan öğrencilere tavsiyelerde bulundu.

Zühdü Arslan konuşmasında, hukuk devletinin niteliksel boyutunda akıl, ahlak ve adalet olmak üzere üç temel kavramın karşımıza çıktığını dile getirdi. Aklın vesayet altında olmamayı ve özgürlüğü zorunlu kıldığını belirten Başkan Arslan, hukuk öğrencilerine“ aklınızı paslandırmayın! Başkalarının sizin yerinize düşünmesine ve aklınıza ipotek koymasına asla izin vermeyin. Size dayatılan ambalajlanmış doğruları değil, sorguladığınız ve muhakeme süzgecinden geçirdiğiniz doğruları tercih edin. Kısacası fikriniz ve vicdanınız hür olsun.” dedi.

AYM Başkanı Arslan, akıl sahibi ve özgür olmanın aynı zamanda ahlaki ilkeleri benimsemeyi gerektirdiğini vurgulayarak sözlerine şöyle devam etti:

“Bu bağlamda en temel ahlaki ilke, yine Aliya’nın ifadesiyle, ‘insan olmak ve insan kalmak’tır. İnsan olmak, kendimize hak gördüğümüzü başkası için de hak olarak görmeyi, kendimize yapılmasını istemediğimizi başkalarına reva görmemeyi gerektirir. İnsan olmak insanı amaçlarımızın ya da menfaatlerimizin aracı olarak değil, onu kendi içinde amaç ve kendinde değer olarak kabul etmeyi gerektirir. İnsan olmak, bizden farklı olanı da insan olarak kabul etmeyi gerektirir.

AYM Başkanı Arslan, konuşmasında adaletin söz değil davranış, söylem değil eylem meselesi olduğunu ifade ederek bunun da her şeyden önce vesayet altında olmayan bir aklı ve kirlenmemiş hür bir vicdanı gerektirdiğini vurguladı.

“İnsanın temel hak ve özgürlüklerinin korunmasının adaletin ete kemiğe bürünmüş hâlidir.” diyen Başkan Arslan, ülkemizde bu konuda atılmış en önemli adımlardan birinin bireysel başvurunun kabul edilmesi olduğuna dikkati çekti. Başkan Arslan, anayasa koyucunun biri ilkesel, diğeri de pratik olmak üzere iki temel gerekçeyle bireysel başvuruyu kabul ettiğini belirterek “İlkesel gerekçe temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunması, bu konudaki standardın yükseltilmesiydi; pratik gerekçe ise hak ihlali iddialarının ülke sınırları içinde ele alınmasını sağlamak, bu suretle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ülkemiz aleyhine yapılan başvuru ve verilen ihlal sayısını azaltmaktı.” dedi.

Bireysel başvurunun yaklaşık 12 yıldır uygulanmasının sonucunda bu iki hedefin de önemli ölçüde gerçekleştiğini aktaran Zühdü Arslan, bireysel başvuruyla birlikte Anayasa Mahkemesine özgürlükleri koruma ve geliştirme misyonu yüklendiğini, bu misyonla Anayasa Mahkemesinin hak eksenli bir yaklaşımla bireysel başvuruları inceleme görevini en iyi şekilde yerine getirmenin gayreti içinde olduğunu belirtti.

Konuşmasında Anayasa Mahkemesi kararlarının nicelik ve niteliklerine ilişkin istatistiki bilgiler veren AYM Başkanı Arslan, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda iş yükünü yönetilebilir düzeyde tutmayı başardığını, bu başvuru yolunu etkili ve başarılı şekilde uyguladığını aktardı.

“Bazı kararlara uyulmaması bireysel başvuru hakkını zedelemektedir.”

Zühdü Arslan, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararlarının uygulanması konusunda genel olarak bir sorun bulunmadığını, bununla birlikte istisnai de olsa bazı kararlara uyulmamasının bireysel başvuru hakkını zedelediğini dile getirerek sözlerine şöyle devam etti:

“Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararlarına uyulmamasının gerekçesi olarak sunulan iki hususa kısaca değinmek ve size öğretilenlerin doğru olduğunu göstermek isterim.  Birincisi, adli ve idari yargı sisteminde nihai ve bağlayıcı kararları verme yetkisinin ilgili yüksek mahkemelere ait olduğu, dolayısıyla kesinleşmiş kararları ortadan kaldırmaya yönelik ihlal kararları verilemeyeceği ileri sürülmektedir. Açıkçası bu görüşün anayasal veya yasal hiçbir dayanağı olmadığı gibi bireysel başvuru kurumunun doğasıyla da bağdaştığı söylenemez.”

İhlal kararlarına uyulmamasına bir gerekçe olarak yorum farklılığının da gösterilmekte olduğunu belirten AYM Başkanı Arslan “Elbette, yüksek mahkemeler dâhil kamu gücü kullanan tüm organlar Anayasa’yı yorumlama yetkisine sahiptir. Dahası kamu gücü kullanan tüm organlar anayasal ve yasal hükümlere uygun olarak karar vermek durumunda olduklarından doğal ve zorunlu olarak Anayasa’yı yorumlamaları gerekebilmektedir. Ancak bu yorumların yol açtığı uyuşmazlıklar norm denetimi veya bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşındığında Anayasa’yı nihai ve bağlayıcı şekilde yorumlayarak uyuşmazlığı karara bağlama yetkisi Anayasa Mahkemesine verilmiştir.” ifadelerini kullandı.

Zühdü Arslan Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğunu, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri, kısacası herkesi ve her kurumu bağladığını vurgulayarak sözlerine şöyle devam etti:

“Anayasa Mahkemesi, bir konuda karar verdikten ve son sözü söyledikten sonra katılmasak da buna uymak zorundayız. Bir yargı kararına katılmamak farklı, ona uymamak farklıdır. Birincisi meşru, ikincisi ise meşru değildir. Unutmayalım ki mahkeme kararları hatasız veya doğru olduğu yahut beğendiğimiz için değil, mahkeme kararı olduğu için uygulanmak zorundadır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin nihai ve bağlayıcı kararından sonra artık mahkemeler ya da anayasal organlar arasında ortaya çıkabilecek görüş, yorum veya yaklaşım farklılıkları sadece eleştiri konusu olabilir. Ancak bu farklılıklar Anayasa Mahkemesi kararının icra edilmemesinin hiçbir şekilde gerekçesi olamaz.”

Anayasa ve kanunlarda uyuşmazlıkların nasıl karara bağlanacağının belirtildiğini dile getiren AYM Başkanı Arslan “Bu çerçevede anayasal uyuşmazlıklar söz konusu olduğunda Anayasa Mahkemesinin konumu uyuşmazlığı çözen karar mercii iken diğer kamu makamlarının konumu uyuşmazlığın tarafı olmaktan ibarettir. Herhangi bir yargısal uyuşmazlıkta tarafların yorumunun uyuşmazlığı çözen mahkemenin yorumundan üstün olduğu düşünülemeyeceği gibi bunun en temel hukuk mantığıyla bağdaştırılması da mümkün değildir.” dedi.

Zühdü Arslan konuşmasında Anayasa’nın hiçbir kurum veya kişiye Anayasa Mahkemesinin kararlarını Anayasa’ya uygunluk konusunda denetleme görevi vermediğini ifade ederek Anayasa ve kanunların açık hükümleri karşısında Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmamasının hiçbir gerekçesinin ve geçerliliğinin olamayacağını vurguladı. Başkan Arslan konuşmasının devamında bireysel başvuruda verilen ihlal kararlarına uyulmamasıyla verilen zararın sadece başvurucuların haklarından mahrum bırakılmasıyla sınırlı olmadığını belirterek ihlal kararlarının icra edilmemesinin aynı zamanda ülkemiz için büyük bir kazanım olan bireysel başvuru yolunu etkisiz kılabilecek nitelikte vahim bir olay olduğuna da dikkati çekti.

Anayasal kurumların meşruiyetini zedeleyecek, ülkeyi hukuktan uzaklaştırıp kuralsızlık girdabına sürükleyecek ve her açıdan hepimize zarar verecek keyfî tutum ve davranışlardan kaçınmanın ortak sorumluluğumuz olduğunu belirten AYM Başkanı Arslan “Aklıselimle hareket ederek ihlal kararlarının etkili icrası dâhil tüm meselelerimizi sadece hukuk zemininde kalmak suretiyle çözmek zorundayız.” dedi.

Paylaşın