Anayasa Mahkemesi’nden Dikkat Çeken KHK’lılar Kararı

Anayasa Mahkemesi (AYM), Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işten çıkarılanlara ilişkin dikkat çeken bir karara imza attı. AYM, kamu iştiraki olan ancak kamu kurumu niteliği bulunmayan şirketlerde çalışamamasına dair kanun hükmünü iptal etti.

Bugün mahkemenin resmi internet sitesinde yayınlanan kararda, kuralın, çalışma ve sözleşme hürriyetine yönelik ölçüsüz bir sınırlama getirdiği sonucuna varıldığı, Anayasa’nın 13., 48. ve 49. maddelerine aykırı olduğu belirtildi.

Konuyla ilgili bianet’ten Ayça Söylemez‘e açıklama yapan Avukat Ali Şafak, kamunun ortak olduğu anonim şirketler gibi özel şirketlerin ticarethane hükümlerine göre yönetildiğini, kamuda çalışmanın koşullarını gerektirmediğini belirtti.

Avukat Şafak, AYM’nin iptal kararında, uygulanan kuralın belirsizliğine vurgu yapıldığını, bu haliyle çalışma hürriyetini ortadan kaldırabileceğinin ifade edildiğini söyledi.

Milli güvenlik kapsamında olan yazılım veya bilişim şirketleri örneğini veren Şafak, bu tür şirketlerin iptal edilen kural kapsamında olmadığını ancak KHK’lıların bugünkü kararla, milli güvenlikle ilgisi olmayan kamu ortaklı şirketlerde çalışabilmesinin önünün açıldığını ifade etti.

“Tedbirin ölçülü olması şarttır”

İptal talebi, CHP milletvekilleri Engin Altay, Özgür Özel, Engin Özkoç ile birlikte 114 milletvekilinden geldi.

“7081 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un Bazı Kurallarının İptali” başlıklı AYM kararında, çalışanlara yönelik tedbirlerin ölülü olması gerektiğine vurgu yapıldı:

“İş sözleşmesi feshedilen kamu işçilerinin bir daha kamunun hissesi bulunan tüzel kişiler bünyesinde istihdam edilmesinin yasaklanmasının millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunmasına, kamu hizmetinin sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik olsa da alınan tedbirin amaçla ölçülü olması şarttır.”

Kanun’un 7. Maddesinin “…bir daha bu teşebbüs ve ortaklıklar…” ibaresinden sonra gelen “…ile kamunun hissesi bulunan diğer tüzel kişiler…” ibaresi iptal edildi.

Dava konusu kuralda, devletin veya kamu tüzel kişilerinin doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak katıldığı teşebbüs, ortaklık ve iştirakler ile kamunun hissesi bulunan diğer tüzel kişiler bünyesinde çalışmaktayken iş sözleşmesi feshedilen işçiler hakkında düzenleme yapıldığı belirtildi.

Buna göre, bu kurum ve kuruluşlarda çalışırken “terör örgütleri veya millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla bağlantılı olduğu” gerekçesiyle iş sözleşmesi feshedilen kamu işçilerinin, bir daha bu teşebbüs ve ortaklıkların yanı sıra kamunun hissesi bulunan diğer tüzel kişiler bünyesinde de istihdam edilemeyeceği hükme bağlanmıştı.

“Bu şirketler kamu kurumu değil”

AYM, bu hükümle, kamunun hissesinin bulunduğu anonim şirketler arasında millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanması açısından stratejik önemi olan alanlarda faaliyet gösteren anonim şirketler ile diğer anonim şirketler arasında herhangi bir ayrım yapılmadan kamunun hissesinin bulunduğu bütün tüzel kişiler yönünden bir yasaklama hükmünün öngörüldüğüne dikkat çekti:

“Bir başka deyişle kamu işçilerinin iş sözleşmesinin feshi tedbirinin ardından uygulanan tedbir, kamunun (teşebbüs ve bağlı ortaklıkların) hissesinin bulunduğu bütün tüzel kişileri kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.”

AYM bu kapsamdaki şirketlerin kamu kurumu olmadığını vurguladı:

“Ancak kamu iştiraki olarak adlandırılan bu anonim şirketlerin bahsi geçen özellikleri ile birlikte kamu kurumu niteliğinin olmadığı dikkate alındığında kuralda öngörülen yasaklama tedbirinin kamu iştirakinin bulunduğu bütün anonim şirketleri kapsayacak şekilde düzenlenmesinin kamu hizmetinin devlete sadakat ve güven temelinde etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve millî güvenliğin sağlanması amacına hizmet ettiği söylenemez.

Bu durumda millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanması açısından stratejik önemi bulunan ve daha farklı bir konumda değerlendirilmesi gereken sektörlerde faaliyet gösteren kamunun hissesi bulunan tüzel kişilerin yanı sıra millî güvenlik ve kamu düzeni ile doğrudan bir bağlantısı olmayan ve bunları olumsuz etkileme ihtimali zayıf olan sektörlerde ticari faaliyetlerini yürüten kamunun hissesinin bulunduğu tüzel kişiler bünyesinde de çalışmayı yasaklayan kuralın bu yönüyle millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunması ile kamu hizmetinin sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından gereklilik unsurunu taşıdığı söylenemez.”

Paylaşın

AYM, Pandemide Alınan Sokağa Çıkma Yasaklarını Kanuna Aykırı Buldu

İçişleri Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgını sürecinde tedbir olarak bir çok kez Türkiye genelinde sokağa çıkma yasağı kararı almıştı. Anayasa Mahkemesi (AYM), salgın sürecinde alınan sokağa çıkma yasaklarının kanunen dayanağının olmadığına karar verdi.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre, Anayasa Mahkemesi (AYM), 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun bulaşıcı hastalıklara karşı alınacak tedbirler arasında “sokağa çıkma yasağı” tedbirinin olmadığını kaydetti.

Kararda, Kanun’da il ve ilçe umumi hıfzıssıhha meclisleri tarafından alınan tedbirlere uygun davranmanın bireyler açısından mecburi olduğuna ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığına da dikkat çekildi. Mahkeme, bu kapsamda bir vatandaşa verilen cezanın kanunu dayanağının olmadığını belirterek hak ihlali kararına imza attı.

İçişleri Bakanlığı, koronavirüs sürecinde tedbir olarak bir çok kez Türkiye genelinde sokağa çıkma yasağı kararı almıştı. Bu kapsamda Mustafa Karakuş adlı vatandaş, 10 Mayıs 2020 tarihinde kullandığı araç ile İstanbul’un Çamlıca Gişeler mevkiinde polisler tarafından durduruldu.

Karakuş’a 3 bin 180 TL idari para cezası uygulanırken kararda Karakuş’un 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 282’inci maddesine aykırı davrandığı ve Cumhurbaşkanlığı genelgeleri kapsamında alınan sokağa çıkma yasağını ihlal ettiği belirtildi. Cezaya karşı yapılan itirazlar da suç ceza hâkimliği tarafından reddedildi. Bunun üzerine Karakuş, AYM’ye başvurdu.

AYM: Suçta ve cezada kanunilik ilkesi ihlal edildi

Üç yıl sonra başvuruyu görüşen AYM, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verdi. Mahkeme, cezanın kaldırılması için kararın örneğini İstanbul Anadolu 10. Sulh Ceza Hâkimliği’ne gönderdi.

Kararın gerekçesinde, başvurucunun ihlal ettiği ileri sürülen sokağa çıkma yasağının İstanbul İl Umumi Hıfzıssıhha Meclisi tarafından Covid-19 salgı ile mücadele kapsamında alınan tedbirler olduğu belirtildi.

Ancak 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’da öngörülen tedbirler arasında sokağa çıkmanın kısıtlanmasının söz konusu olmadığı vurgulanan kararda, “Bulaşıcı ve salgın hastalıklardan birinin ortaya çıkışı halinde alınabilecek tedbirler Kanun’un 72’inci maddesinde düzenlenmiştir. Kanun koyucunun alınabilecek tedbirlerin uygulanmasına yardım etmekle görevlendirdiği il ve ilçe umumi hıfzıssıhha meclislerinin Kanun’un ilgili hükmünde sınırlı sayıda sayılan tedbirler arasında yer almayan sokağa çıkma yasağı tedbirini alma yetkisine sahip olduğunun kabulü mümkün görünmemektedir” denildi.

Kararda, olağan dönemlerde Kanun’un 26’ıncı maddesi gereğince her ay düzenli olarak toplanan umumi hıfzıssıhha meclislerinin, kamu sağlığının korunmasına yarayan ancak temel hak ve özgürlüklere müdahale mahiyetindeki tedbirlerin alınmasını gerektirebilecek bulaşıcı ve salgın hastalık dönemlerinde ancak Kanun’da yazılı tedbirlerin uygulanmasına yardımcı olabileceği vurgulandı.

Kanun uyarınca Covid-19 kapsamında kişilerin tecrit edilmesi ve gözetim alınması kararı verilebileceği anımsatılan kararda, bu tedbirlerin tüm vatandaşlar yönünden uygulanan ve genel nitelikte bir önleyici tedbir olan sokağa çıkma kısıtlamasından kapsam ve mahiyetleri itibarıyla farklı olduğu, dolayısıyla Kanun’un 72’inci maddesinin de sokağa çıkma yasağı tedbirini kapsamadığı vurgulandı.

“Tedbirlere uymak mecburi değil”

Kararda, 1593 sayılı Kanun’da il ve ilçe umumi hıfzıssıhha meclisleri tarafından alınan tedbirlere uygun davranmanın bireyler açısından mecburi olduğuna ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığına dikkat çekildi. AYM, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Somut olayda başvurucunun İstanbul İl Umumi Hıfzıssıhha Meclisi kararında öngörülen bir zorunluğa uymadığı hususunda tartışma bulunmamaktadır. Ancak söz konusu kuralda işaret edilen zorunluluk, 1593 sayılı Kanun’da yazılı zorunluluktur.

Kuraldaki açık ifade karşısında Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak kamu otoritelerince ihdas edilen zorunluluklara uymama şeklinde eylemlerin 282’inci madde kapsamında değerlendirilerek faillerin cezalandırılması mümkün değildir.

Aksinin kabulü, kapsamı kanun koyucu tarafından bilinçli olarak dar tutulan ceza hükmünün kamu otoritelerinin düzenleyici işlemleri ile sınırları öngörülmeyecek ve keyif cezalandırmaya imkân tanıyacak şekilde genişletilmesine neden olacaktır.”

Kararda, idari para cezası tutanağında da başvurucunun ihlal ettiği yasağın veya uymadığı zorunluluğun 1593 sayılı kanunun hangi maddesinde yazılı olduğuna ilişkin bir açıklama yer almadığına dikkat çekildi.

Karara, AYM üyesi eski İçişleri Bakan Yardımcısı Muhterem İnce muhalefet etti.

Paylaşın

HDP’den Kapanmaya Karşı A, B, C Seçenekleri

14 Mayıs’ta yapılması planlanan Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimine giderken yaşanabilecek en önemli gelişmelerden biri Anayasa Mahkemesi’nin HDP’nin kapatılması talebiyle açılan davada vereceği karar olacak.

HDP’nin 14 Mart’ta yapacağı sözlü savunmanın ardından dosya raportöre gönderilecek. Raportörün hazırlayacağı rapor AYM Başkanına sunulduktan sonra görüşme için gün belirlenecek ve üyeler kararını verecek.

Ancak bu süreç için belirli bir takvim yok. Bu nedenle HDP’li yetkililer seçimin hemen öncesinde alınabilecek karara karşı atacakları adımı tartışmaya başladı.

Hazine hesaplarına geçici bloke kararını “kapatma yönünde bir tutum” olarak yorumlayan yetkililer hazırlıklarını da bu olasılık üzerine yapıyor.

Partide, “Biz her şeye rağmen HDP ile seçime girme eğilimindeyiz. Ama AYM milletvekili listelerinin kesinleşeceği sürece kadar karar vermezse ‘kurbanlık koyun gibi bıçağa başımızı uzatmayız. O zaman kapanma davasıyla ilgili karar çıkmadan da bir başka partiyle seçime girme kararı verebiliriz” şeklinde değerlendirmeler yapılmaya başlandı.

Gazete Duvar’ın Duvar Arkası bölümünde aktardığına göre, bir yetkili de “Kapanmaya karşı A, B, C seçeneklerini konuşurken bu belirsizlik ortamında seçime girilecek parti açısından en uzak seçenek HDP diyebiliriz” yorumu yaptı.

HDP’nin bir başka parti ile seçime girme kararı alması durumunda değerlendireceği ilk seçenek Yeşil Sol Parti olacak. Bu partinin seçime girme yeterliliği almaması durumunda TİP ve Emek Partisi’nin tercih edilebileceği konuşuluyor.

Muhalefetin seçimi kazanma frmülü

Öte yandan Millet İttifakı çalışmalarında en kritik konulara gelindi. Ortak cumhurbaşkanı adayı için 13 Şubat işaret edilirken Meclis seçimleri için de “en çok milletvekili nasıl çıkarılır” formülü çalışılıyor.

Kritik dönemeçte özellikle İYİ Parti yetkililerinden gelen açıklamalar “Masa dağılır mı” sorusuna neden olurken “Açıklamaları kriz olarak nitelendirmek doğru değil, en önemli konuları konuşmaya başladık. Tüm partiler ne kadar belirleyici olabilirim, en çok ne alabilirim diye el yükseltiyor. Bu siyasetin doğasında var. Masadan kimse kalkamaz. Bu masanın sağlamlığından da değil. Kazanmak için birbirimize mecburuz” deniliyor.

Bir siyasetçi de “yüzde 100 kazanmanın formülü”nü, “Masa’dan bir lider cumhurbaşkanı, diğerleri cumhurbaşkanı yardımcısı olarak elini taşın altına koymalı. HDP de aday çıkarmamalı” sözleriyle açıklıyor.

Paylaşın

Erdoğan’ın Atadığı İrfan Fidan Anayasa Mahkemesi’nde Neden Kaybetti?

Anayasa Mahkemesi”nin (AYM) 15 üyesinin oy kullandığı seçimde 8 oy alan Zühtü Arslan, üçüncü kez AYM Başkanı oldu. İrfan Fidan 5 oyda kalırken, aday olmayan başkan vekili Kadir Özkaya’ya ise 2 oy çıktı. Kulislerde Fidan’ın adaylığı doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından işaret edildiği iddia edilmişti.

Sürpriz olarak nitelendirilen seçim sonuçlarına ilişkin edinilen bilgilere göre, AYM üyeleri doğrudan siyasi iradenin işaret ettiği adaya karşı “mahkemenin bağımsız duruşunu ve kıdemin önemini” korumak amacıyla Arslan’ı destekledi.

Anayasa Mahkemesi’ndeki kritik başkanlık seçimlerini 15 üyenin 8 oyunu alan Zühtü Arslan’ın kazandı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği belirtilen İrfan Fidan ise kaybetti.

Sürpriz olarak nitelendirilen seçim sonuçlarına ilişkin DW Türkçe’den Alican Uludağ ve Gülsen Solaker’in ulaştığı bilgilere göre, AYM üyeleri doğrudan siyasi iradenin işaret ettiği adaya karşı “mahkemenin bağımsız duruşunu ve kıdemin önemini” korumak amacıyla Arslan’ı destekledi.

Seçim sonucunun HDP kapatma davasının esasını ise etkilemeyeceği belirtiliyor. Kulislerde, kapatma kararı yerine siyasi yasak veya Hazine yardımının kesilmesi gibi ara formüllerin konuşulmaya başlandığı ifade ediliyor.

Oyların dağılımı nasıl oldu?

Türkiye bir yandan 2023 seçimlerine giderken, diğer yandan gözler HDP kapatma davasının görüşüleceği Anayasa Mahkemesi’nde çevrildi. Zühtü Arslan’ın başkanlıktaki görev süresinin 13 Şubat’ta dolacak olması nedeniyle AYM’de bugün yeni başkanlık seçimi yapıldı. Seçimde Zühtü Arslan ve İrfan Fidan olmak üzere iki aday yarıştı.

AYM’nin 15 üyesinin oy kullandığı seçimde 8 oy alan Zühtü Arslan, üçüncü kez AYM Başkanı oldu. İrfan Fidan 5 oyda kalırken, aday olmayan başkan vekili Kadir Özkaya’ya ise 2 oy çıktı.

AYM’deki bu seçim sonuçları ne anlama geliyor?

Yüksek mahkeme kulislerinden alınan bilgiye göre, doğrudan Erdoğan’ın işaret etmesine karşın İrfan Fidan’ın seçilmemesi sürpriz oldu. Kulislerde Fidan’ın adaylığı doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından işaret edildiği iddia edilmişti.

Ancak AYM üyeleri, İstanbul Başsavcısıyken tartışmalı davalara bakan ve mahkemenin en kıdemsiz üçüncü üyesi olan Fidan’ın adaylığına soğuk bakıyordu. Bazı üyeler, aday olmak istemeyen Zühtü Arslan’ı ikna etmiş ve aday olmasını sağlamıştı.

AYM kaynakları, Erdoğan’ın işaret etmesine karşın Fidan’ın seçilememesini, yüksek mahkemenin “bağımsız duruşunu” koruma refleksi olarak değerlendirdi. Zühtü Arslan’a oy veren bazı üyelerin Fidan gibi kıdemsiz bir üyenin tepeden işaret edilmesinden rahatsızlık duyduğu, kıdemli üyelerin bu konuda yok sayılmasının sonucu etkilediği belirtildi. Kaynaklar, İrfan Fidan’ın yerine başka bir üyenin işaret edilmesi halinde, sonucun farklı olabileceğine işaret etti.

Bu arada İrfan Fidan’ın başkan seçilmesinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) AYM’ye bakışını olumsuz etkileyeceği endişesinin de seçimlerde belirleyici olduğu ifade edildi.

Seçim sonuçlarını Hakyol grubu belirledi

Öte yandan seçim sonucuna etki eden bir diğer faktörün ise AYM’deki İskenderpaşa Cemaati’ne bağlı olan Hakyol grubu ile Milli Görüş Vakfı’na (MGV) yakın üyelerin tavrının olduğu öğrenildi.

Bu grupların, yargıda rakip olarak görülen İstanbul Grubu’na yakın olan İrfan Fidan’ı istemediğine ve açık tavır gösterdiğine işaret ediliyor. Ancak bunun seçimlerdeki belirleyiciliğinin İrfan Fidan’ın kıdemsiz olmasından sonra geldiği dile getirildi.

Seçim sonuçları HDP davasını nasıl etkiler?

Sekiz üyenin oyuyla Zühtü Arslan’ın yeniden başkan seçilmesinin HDP kapatma davasını etkileyip etkilemeyeceğini de merak ediliyor.

AYM kulislerinde, seçimlerin doğrudan HDP kapatma davasının sonucunu etkilemeyeceği görüşü hâkim. Başkanlık seçimlerindeki dengeler ile kapatma davasındaki dinamiklerin ayrı olduğuna işaret eden kaynaklar, kapatma davasının Zühtü Arslan’ın başkanlığıyla birlikte olağan akışında ilerleyeceği belirtiliyor. Ancak İrfan Fidan’ın başkan seçilmesi durumunda yalnızca usulü işlemlerin değişeceği; üyelerin iradesini değiştirecek, esasa yani sonuca etki edecek yeni bir durumun olmayacağını kaydedildi.

HDP kapatma davasındaki ara formüller ne?

Kaynaklar, HDP’nin kapatılıp kapatılmayacağı konusunda şimdiden bir sonuca varmanın erken olduğunu dile getiriyor. Kulislerde, kapatma davasında ara formüller de konuşulmaya konuşuluyor. Anayasa Mahkemesi’nde şu an arasında Zühtü Arslan’ın bulunduğu 5 üye muhalif duruş sergilerken 10 üye ise çoğunlukla birlikte hareket ediyor.

Ancak HDP’nin hesaplarına bloke kararının 8 oyla çıkması, Zühtü Arslan’ın yine 8 oyla başkan seçilmesi, kapatma için 10 oya ulaşılamayacağı ihtimalini de gündeme getirdi. Bu konuda kapatma yerine HDP’lilere siyasi yasak kararı veya parti yardımından yoksun bırakma gibi ara formüllerin de çıkabileceği belirtiliyor.

Siyasi kulislerde nasıl yankılandı?

Anayasa Mahkemesi’ndeki seçim süreci siyasi kulislerde de yakından takip edildi. Muhalefet kulislerinden edinilen bilgilere göre adaylardan İrfan Fidan’ın seçilmesinin zor olacağı yorumları yapılıyordu ve buna neden olarak da Fidan’ın çok sayıdaki tartışmalı kararı gösteriliyordu.

AYM’nin diğer üyelerinin bu kadar tartışmalı ve muhalefetin tepkisi çeken bir ismi başkan olarak seçmek istemeyeceği değerlendirmesini yapan muhalefet partileri “AYM üyeleri, seçimde iktidarın değişmesi durumunda kurumun başında geçmişte çok sayıda muhalefet milletvekilini cezaevine göndermiş, davaları AİHM’den dönmüş bir ismin olmasını ve tüm şimşeklerin kendilerine yönelmesini arzu etmeyeceklerdir” yorumunu yapıyor. Bu nedenle daha uzlaşmacı ve seçimde iktidarın değişmesi durumunda her kesimle iletişim kurabilen Zühtü Arslan’ın yüksek mahkeme için daha iyi bir seçim olduğuna işaret ediliyor.

Paylaşın

Zühtü Arslan Üçüncü Kez Anayasa Mahkemesi Başkanı

1 başkan, 2 başkanvekili ve 12 üye olmak üzere toplam 15 Anayasa Mahkemesi (AYM) üyesinin salt çoğunluğunu alan Zühtü Arslan görev süresini 4 yıl daha sürdürecek. Arslan, 17 Nisan 2012’de Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmişti.

Zühtü Arslan’ın görev süresinin dolması üzerine Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanlığı için bugün seçim yapıldı. Yapılan gizli oylamada 15 üyenin 8’inin oyunu alan Zühtü Arslan, yeniden AYM başkanlığına seçildi.

1 başkan, 2 başkanvekili ve 12 üye olmak üzere toplam 15 AYM üyesinin salt çoğunluğunu alan Zühtü Arslan görev süresini 4 yıl daha sürdürecek.

Üçüncü kez başkan

Zühtü Arslan, Yükseköğretim Genel Kurulunca gösterilen 3 aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından 17 Nisan 2012’de Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmişti.

Yüksek Mahkemenin başkanlığına ise ilk kez 10 Şubat 2015’te seçilen Arslan, 4 yıllık görev süresinin dolmasının ardından başkanlık için yeniden aday oldu, 25 Ocak 2019’daki seçimde de oyların salt çoğunluğunu aldı. Arslan, ikinci kez seçildiği Anayasa Mahkemesi Başkanlığı görevine 13 Şubat 2019’da başladı.

Zühtü Arslan hakkında

1964 Yozgat Sorgun doğumlu. 1987’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden mezun oldu.

Yüksek lisansını İngiltere’de Leicester Üniversitesi Hukuk Fakültesinde insan hakları ve sivil özgürlükler alanında, doktorasını da aynı Fakültede anayasa hukuku alanında yaptı. 2002’de doçent, 2007’de ise profesör unvanını aldı.

2001’de bir süre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde çalıştı. 2000-2003 arasında Bilkent Üniversitesinde “Turkish Public Law” dersini, 2003-2009 yılları arasında da Başkent Üniversitesinde “Hukuk ve Siyaset” dersini verdi.

2009’de Polis Akademisinin başkanlığına atandı. Burada lisans ve lisansüstü düzeyinde “Anayasa Hukuku”, “İnsan Hakları”, “Devlet Kuramları” gibi dersleri verdi. Aralık 2010’da Basın İlan Kurumu (BİK) Genel Kurul üyeliğine seçildi.

Anayasa Teorisi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde Din Özgürlüğü ve Türk Parlamento Tarihi 1957-1960 (üç cilt) kitapları var. Bunun yanında Constitutional Law in Turkey (Türkiye’de Anayasa Hukuku) başlıklı bir ortak kitabı ve ABD Yüksek Mahkemesi Kararlarında İfade Özgürlüğü adlı bir derleme eseri bulunuyor.

Ayrıca anayasa yargısı, insan hakları, özgürlük-güvenlik ilişkisi ve siyasi partiler hukuku gibi alanlarda Türkçe ve İngilizce yayımlanmış makaleleri ve bildirileri var.

Paylaşın

Erdoğan Tarafından Atanan İrfan Fidan’ın Adaylığı AYM’de Rahatsızlık Yarattı

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan’ın başkanlıktaki dört yıllık görev süresi 13 Şubat’ta dolacak. AYM kulislerinde, daha önce başkan adayları olarak Rıdvan Güleç ve Basri Bağcı’nın isimleri konuşuluyordu.

Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından atanan AYM üyesi İrfan Fidan, son anda adaylığını açıkladı. Ancak AYM’nın en kıdemsiz üçüncü üyesi olan Fidan’ın adaylığının Yüksek Mahkeme’de rahatsızlık yarattığı öğrenildi.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan’ın başkanlıkta görev süresinin dolacak olması nedeniyle 2 Şubat Perşembe günü başkanlık seçimi yapılacak. Arslan’ın yeniden aday olduğu seçimlerin sürpriz adayı ise İrfan Fidan oldu.

DW Türkçe’den Alican Uludağ‘ın haberine göre, Adaylık için üyeleri ziyaret eden Fidan’ın adının doğrudan Cumhurbaşkanlığı’ndan işaret edildiği belirtiliyor. Buna karşılık AYM’nın en kıdemsiz üçüncü üyesi olan Fidan’ın adaylığının Yüksek Mahkeme’de rahatsızlık yarattığı öğrenildi.

AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın başkanlıktaki dört yıllık görev süresi 13 Şubat’ta dolacak. Başkanlık seçiminin yapılacağı AYM Genel Kurulu, toplam 15 üyeden oluşuyor. AYM kulislerinde, daha önce başkan adayları olarak Rıdvan Güleç ve Basri Bağcı’nın isimleri konuşuluyordu. AYM üyeliği süresi 2024’te dolacak olan Zühtü Arslan’ın ise başkanlık için aday olmayacağı belirtiliyordu.

İrfan Fidan AYM Başkanı olmak istiyor

Ancak AYM üyesi İrfan Fidan, son anda adaylığını açıkladı. Yargı kulislerinde, İrfan Fidan’ın adının doğrudan Cumhurbaşkanlığı’ndan işaret edildiği ifade ediliyor. Bunun ardından Fidan’ın AYM üyelerini tek tek ziyaret ederek seçim çalışmalarına başladığı öğrenildi.

Fidan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaparken Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından 27 Kasım 2020 tarihinde Yargıtay üyesi yapıldı. Fidan, görev süresinin dördüncü gününde AYM üyeliğine adayı olmuştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, beş aday arasından İrfan Fidan’ı 23 Ocak 2021 tarihinde Anayasa Mahkemesi üyesi olarak seçmişti.

AYM’nin en kıdemsiz üyesi konumunda

İki yıldır üye olan İrfan Fidan, AYM’nin en kıdemsiz üçüncü üyesi konumunda. Bu nedenle iktidara yakın görünen bazı üyelerin dahi, İrfan Fidan’ın adaylığına tepki gösterdiği, görüşlerini Adalet Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı yetkililerine ilettiği kaydedildi.

AYM’de Zühtü Arslan’ın arasında bulunduğu beş üye, genellikle muhalif kararlara imza atıyor. Bu isimlerin karşısında ise 10 kişilik iktidara yakın üye bloku var. Ancak başkanlık seçiminde bu üyelerin farklı hareket edeceği belirtiliyor.

AYM kulislerinde Fidan’ın adında uzlaşma çıkmaması nedeniyle, üst düzey bir Adalet Bakanlığı yöneticisinin bazı AYM üyelerini arayarak ikna etmeye çalıştığı, Fidan’ın üyeliğini Cumhurbaşkanlığı’nın istediğini bu üyelere ilettiği konuşuluyor.

Bu gelişmelerin ardından Zühtü Arslan da yeniden başkan adayı oldu. Fidan’ın adının Cumhurbaşkanlığı tarafından işaret edilmesinin ardından Basri Bağcı ve Rıdvan Güleç’in adaylıktan vazgeçtiği öğrenildi.

Anayasa Mahkemesi’ne ilişkin kanuna göre başkan, üyeler arasında gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla dört yıl için seçiliyor. Süresi bitenler yeniden seçilebiliyor. Bu nedenle yeni başkanın en az sekiz üyenin oyunu alması gerekiyor.

Yeni başkan, HDP davasını yönetecek

AYM’deki başkanlık seçimi, doğrudan mahkemedeki dava süreçlerini etkileyecek. Bunların başında ise HDP’nin kapatılması istemiyle açılan dava geliyor.

HDP, kapatma davası kapsamında 14 Mart’ta esasa ilişkin savunmasını yapacak. İrfan Fidan, AYM Başkanı seçilirse kapatma davası oturumlarını yönetecek. AYM, 6 Ocak’ta ise 7’ye karşı 8 oyla HDP’nin Hazine yardımı hesaplarını bloke etme kararı almıştı.

Paylaşın

HDP, Seçim Öncesi Kapatılırsa Ne Olacak?

Anayasa Mahkemesi (AYM) seçimden önce yani 14 Mayıs öncesi Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) kapatma kararı verirse de vereceği tarih kritik bir önem taşıyor. YSK takvimine göre “listelerin sunulma”, “listelere itiraz” ve “listelerin kesinleşmesi” süreçlerine göre farklı durumlar ortaya çıkacak.

Eğer listelerin sunulma aşaması öncesi bir kapatma kararı çıkarsa HDP’den siyasi yasak almayan isimler başka partilerden aday olabilecek. Ancak YSK’nin milletvekili aday listelerini kesinleştirdikten sonra bir parti kapatma kararı verilirse HDP listesindeki tüm milletvekilleri düşecek ve seçime giremeyecek. Bu durumda HDP’nin seçmene seçime giren bir partiye oy verilmesi çağrısı yapması bekleniyor. Olası bu partinin de “Emek İttifakı” bileşenlerinden biri olabileceği gibi Demokratik Bölgeler Partisi ve Yeşil sol Parti gibi seçenekler olduğuna da dikkat çekildi.

2023 seçimlerinin resmi olmayan ancak yapılan açıklamalara göre gerçekleşmesi beklenen tarih 14 Mayıs. Seçime giderken siyasetteki dengeleri etkileyecek süreçlerden biri de HDP kapatma davası. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Salı günü partisinin grup toplantısında, HDP’nin “dava seçim sonrasına bırakılmalı” başvurusuna tepki gösterip, “Anayasa Mahkemesi şehitlerimizin dökülen kanlarını da seçim sonrasına bırakmayı görüşecek midir? HDP kapatılmalıdır, hem de vakit kaybetmeksizin bu bölücü ve terör yatağı kurutulmalı, hukuken defteri dürülmeli, kapısına kilit asılmalıdır. HDP’nin isteğiyle Anayasa Mahkemesi’nin davayı sulandırması doğru değildir” açıklaması yapmıştı. Bu açıklamadan iki gün sonra AYM, HDP’nin kapatılması istemli davada sözlü savunma dahil tüm yargılama faaliyetlerinin cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimleri sonrası bir tarihe ertelenmesi talebini reddetti.

İki aylık süreye de ret

HDP, AYM’ye yaptığı başvuruda, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Hazine hesaplarına tedbir talebini içeren dilekçesinde yer alan ve davanın esasını da ilgilendiren yeni delil mahiyetindeki bilgi ve belgelerin kapsamı dikkate alındığında, bu konuda davalı partiye verilen 30 günlük süre içerisinde savunma hazırlanabilmesinin mümkün olmaması sebebiyle 2 aydan az olmamak üzere ek süre verilmesini” de istemişti. AYM Genel Kurulu, bu talebi de görüştü ve oy birliği ile aldığı kararda partinin, hazine hesaplarına bloke konulmasına ilişkin karara karşı savunmasını hazırlaması için iki aylık ek süre isteği reddedilerek partiye 15 gün ek süre verilmesi kararlaştırıldı. AYM Genel Kurulu’nun kararı gereği HDP, 14 Mart’ta sözlü savunmasını yapacak

“Karar MHP grup toplantısından çıktı”

Karara ilk tepki HDP Sözcüsü Ebru Günay’dan geldi. Günay, basın toplantısında, kararın MHP grup toplantısından sonra çıktığını söyledi:

“Bu dava sürecinde karşımızda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ya da Anayasa Mahkemesi değil AKP ve MHP iktidarı vardır. Partimizin talebinin reddedilmesi kararı AYM’den değil salı günü MHP grup toplantısından çıkmıştır. Bu karar Türkiye’de hukukun tabutuna son çivinin çakılmasıdır. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar, esasen kapatma davası konusunda tavrının ne olacağını da göstermiştir.”

“Tedbir sürecek” beklentisi

Kapatma davası sürecinde, partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına 5 Ocak’ta bloke konulmasına karar verilmişti. HDP’nin Hazine yardımlarına bloke konulmasına ilişkin karara yapacağı itirazın ardından, Yüksek Mahkeme, bu kararı yeniden gözden geçirecek. AYM, ya tedbir kararını kaldıracak ya da tedbirin devamına karar verebilecek. HDP’deki beklenti ise tedbir kararının devamı yönünde karar çıkması. HDP sözcüsü Ebru Günay, buna karşın yeni bir kampanya başlattıklarını da söyledi:

“Bu müdahalenin iki önemli aşaması var. Birincisi HDP üzerinde kapatma davasını Demokles’in kılıcı gibi sallandırarak bir muğlaklık yaratmak istiyorlar. İkincisi ise partimizin anayasal hakkı olan hazine yardımını yine hukuk dışı yöntemlerle bloke ederek, partimizin hak olarak kazandığı maddi imkânlara el koyarak seçim çalışmalarını yürütemez hale getirmeyi amaçlamaktadırlar. Bizi para ile tehdit edenlere en net cevabı aramızdaki dayanışmayı güçlendirerek, büyüterek ‘Hazinemiz Halkımızdır’ şiarı etrafında kenetlenerek vereceğiz.”

“Gizli tanık beyanı ile karar verildi”

Ebru Günay, tedbir kararının da alınması sürecinde sahte belge üretildiğini de iddia ederek bunu şöyle açıkladı:

“Bekir Şahin daha önce reddedilen talebini 13 Aralık 2022’de herhangi bir gerekçe ve somut delil göstermeden yineledi. AYM derhal reddetmesi gereken bu talebe karşı 29 Aralık 2022 tarihinde başsavcılığın talebini delillendirmesi için beş günlük süre tanıdı. Bekir Şahin, 3 Ocak 2023 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne yeni bir dilekçe sundu. Bu dilekçede Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturmada yer alan tanık ifadelerine bakıldığında daha önce dosyada tanıklık yapmayan bir gizli tanık ifadesinin yer aldığı ve bu ifadenin 31 Aralık 2022 tarihinde alındığı tespit edilmiştir.

Yani yılın son tatil gününde savcının talebinden sonraki gün. Söz konusu gizli tanık ifadesi ‘HDP başta parti olmak üzere hazineden aldığı bütçe yardımını örgütü üyelerine dağıtmakta’ diye başlamaktadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı partimiz aleyhine kapatma davası açarken sunmadığı delilleri, iddianamesinde yer vermediği fiilleri davayla ilgili kararın verileceği dönemlerde mahkemeyi etkilemek, yanıltmak üzere delil üreterek sunmuştur.”

Süreçte ne olacak?

14 Mart’ta HDP’nin yapacağı sözlü savunmanın ardından davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayacak Anayasa Mahkemesi raportörü, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Raporun, Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesine sunulması sonrası Yüksek mahkeme başkanı toplantı için bir gün belirleyecek. Üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak. AYM Genel Kurulu ise son kararını verecek. Kapatma, kapatmama ve Hazine yardımından men etme gibi karar seçenekleri bulunuyor. Kararlar 3’te 2 çoğunluk ile alınıyor. Bu durumda 15 üyeden 10’unun kapatma yönünde oy kullanması gerekiyor. Bu süreçte kapatma ile birlikte “siyasi yasak” kararı da verilebiliyor.

Serhat Eren: Bu fiili bir kapatma kararıdır

Seçime giden süreci etkileyecek önemli davaların başında gelen kapatma davasında HDP yönetiminin beklentisi ise kapatma kararı çıkması. 2018 seçimlerinde yaklaşık 6 milyon kişiden destek alarak yüzde 11,7 oy oranına ulaşan HDP’nin seçime girip girmemesi ya da kapatma kararı çıkması durumu da 2023 seçimlerini etkileyecek önemli faktörlerin başında.

DW Türkçe’den Kıvanç El’e konuşan HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve kapatma davası avukatlarından Serhat Eren, alınan kararın “fiili bir kapatma kararı olduğunu” söyledi:

“Anayasa Mahkemesi maalesef, siyaseti seçimi dizayn etme çalışmalarına aracılık etmiş oldu. Aslında iki gün önce Meclis’te Bahçeli’nin yaptığı açıklama sonrası boyun eğdi. Hukuki değil siyasal bir karar verdiğini düşünüyoruz. Cumhurbaşkanının 10 Mart’ta seçim kararı alacağını açıklamasının ardından 14 Mart’ta partimiz sözlü savunmasını yapacak. YSK’ya aday listeleri sunulduktan sonra da Nisan ayı gibi HDP’ye dair nihai kararını AYM’nin açıklamasını bekliyoruz. Biz partimiz aleyhine bir karar bekliyoruz. Aday kesinleştiği tarihten sonra denk getirip karar verilmesi bile mühendislik gerektirir. AYM’nin iktidarın bu hesaplarına uygun karar vermesi ne yazık ki dizayn etme politikasının bir ürünüdür.”

“Üç gün de sürebilir bir ay da”

14 Mart’taki savunma sonrası AYM raportörünün raporunun hazırlaması için bir yasal takvim olmadığını belirten Serhat Eren, şöyle devam etti:

“Bu tamamen AYM ve raportörün hızına oturmuş bir uygulama. Üç günde de bir ayda da raporunu hazırlayabilir. Hacimli bir dosya, iddianamesinden tutun da dosyanın hazırlanma süreci Yargıtay Başsavcısının süreç içinde yargılama içinde mahkemeye sunduğu kapsamlı deliller var, 60 klasör var. Ayrıca USB ile sunulan deliller var. USB içinde bile onlarca yüzlerce deliller var. Kısa süre içinde değerlendirip verebileceğini düşünmüyoruz. Delillerin kapsamına dahi bakınca kendisini incelemek birkaç haftayı bulabilir.”

“Daha güçlenerek çıkacağız”

Kararı aylardır beklediklerini ve bu nedenle tüm olasılıklara karşı önlemlerini aldıklarını kaydeden Eren şöyle konuştu:

“Belirsiz bir süreç gibi görülüyor, belirsiz bir alan ama muğlak sürecin farkındaydık bunu da değerlendirdik hazırlık yaptık. Seçeneksiz değiliz. Sonuç itibarıyla partimizle ilgili karar Türkiye demokrasisini tamamını ilgilendiriyor. Seçime hazırlık yapma süreçlerini de etkileyecek. Bu yönüyle sadece HDP değil bütün partileri etkileyecek. Daha önce mirasçısı olduğumuz partiler kapatıldı, kapatma kararı sonrası hiçbir zaman önceki durumdan daha zayıf olmadık, daha da üzerine koyarak inşa ederek üstesinden geldik.  Yani mevcut durumun gerisine bir milim düşmüş olmayacağız.”

Her ne kadar etkilenmeyeceklerini düşünse de Eren, seçim çalışması yapamama gibi seçeneklerle karşı karşıya olmalarının bir kayıp olacağını da sözlerine ekledi ve “Partiler hazine yardımı aldı şimdi program çıkarıyorlar seçim bildirgesi hazırlıyor, siyasi süreç işletiyorlar. Bizim bu süreçlerimize engel olundu” değerlendirmesi yaptı.

HDP’nin yol haritası ne?

HDP olası kapatma kararına karşın yol haritasını da netleştirdi. Tüm senaryolar masaya yatırıldı. Her ne kadar beklenti seçim öncesi olsa da seçim sonrası Anayasa Mahkemesi’nden olası bir kapatma kararı çıkması durumunda seçilecek milletvekilleri siyasi yasak kapsamına alınsa dahi milletvekillikleri düşmüyor. Ancak bir partiye üye olamıyor. Bu süreçte yeni bir parti kurulsa dahi siyasi yasak gelen isimler bu partiye katılamayacak, üye olamayacak. Bu durumda Meclis’te siyasi yasak kapsamında 20’den fazla isim olması durum siyasi parti grubu kurulabilecek. HDP’nin listelerini yaparken en az 20 ismi buna göre siyasi yasak almayacak isimler içerisinden belirlemesi planlanıyor.

Seçim öncesi kapatılırsa ne olacak?

Anayasa Mahkemesi seçimden önce yani 14 Mayıs öncesi kapatma kararı verirse de vereceği tarih kritik bir önem taşıyor. YSK takvimine göre “listelerin sunulma”, “listelere itiraz” ve “listelerin kesinleşmesi” süreçlerine göre farklı durumlar ortaya çıkacak. Eğer listelerin sunulma aşaması öncesi bir kapatma kararı çıkarsa HDP’den siyasi yasak almayan isimler başka partilerden aday olabilecek.

Ancak YSK’nin milletvekili aday listelerini kesinleştirdikten sonra bir parti kapatma kararı verilirse HDP listesindeki tüm milletvekilleri düşecek ve seçime giremeyecek. Bu durumda HDP’nin seçmene seçime giren bir partiye oy verilmesi çağrısı yapması bekleniyor. Olası bu partinin de “Emek İttifakı” bileşenlerinden biri olabileceği gibi Demokratik Bölgeler Partisi ve Yeşil sol Parti gibi seçenekler olduğuna da dikkat çekildi.

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, HDP’nin Erteleme Başvurusunu Reddetti

Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) tüm muhakeme işlemlerinin seçimlere kadar durdurulması ve seçimlerin ardından devam etmesi talebini oy birliğiyle reddetti.

Bununla birlikte AYM, HDP’nin Hazine yardımları hesabının bloke edilmesi tedbirine ilişkin savunmanın yapılması için 15 gün ek süre verilmesine ve 14 Mart Salı günü partinin esasa ilişkin savunmasını yapmasına kararı verdi.

AYM, Yargıtay Başsavcısı Bekir Şahin’in HDP’nin Hazine yardımının kesilmesi talebini 5 Ocak’ta görüşmüştü. AYM, HDP’nin Hazine yardım hesabına geçici olarak bloke koymuştu. Karar yediye karşılık sekiz oy çokluğuyla alınmıştı.

HDP’nin savunmasının alınması için 30 gün süre verilmiş, savunmadan sonra tedbirin devam edip etmeyeceğine yeniden karar verileceği belirtilmişti.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, 16 Ocak’ta HDP Hukuk Komisyonu’nun Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) kapatma davasına ilişkin yeni bir başvuru yaptığını açıklamıştı.

Sancar, “Bu dava siyasi nitelik taşımaktadır. Bu davanın amacı demokratik siyaseti baskı altına almaktır. Bu davanın amacı HDP’yi tasfiye etme planlarını hayata geçirmektir. Oysa yine Türkiye’nin taraf olduğu evrensel hukuk standartlarına göre yargılama süreçleri hiçbir şekilde siyasi hedef ve saiklere dayanamaz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bunu açıkça yasakladığı gibi AİHM de bu konuda çok net kararlar vermiştir” demişti.

Süreç nasıl işleyecek?

Ceza davası prosedürü izlenen kapatma davası sürecinde, partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına 5 Ocak’ta bloke konulmasına karar verilmişti.

Partinin buna ilişkin cevabının ardından Hazine yardımlarına bloke konulmasına ilişkin karar, AYM Genel Kurulu tarafından tekrar ele alınacak. Heyet, gelecek cevabın ardından kararın kaldırılmasına veya tedbir hükmünün devamına karar verebilecek.

Bunun ardından HDP yetkililerinin belirlenecek bir günde yapacağı sözlü savunmanın ardından davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayacak Anayasa Mahkemesi raportörü, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak.

Raporun Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılması sonrası mahkeme başkanı toplantı için gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

Paylaşın

Yargıtay’dan Anayasa Mahkemesi’ne “Yargısal Aktivizm” Eleştirisi

AYM’ye yapılan bireysel başvurunun alanının daraltılıp daraltılmaması gerektiğine ilişkin soruyu yanıtlayan Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, “Netliğe kavuşması gereken alanlar var… AYM’nin yargısal aktivizm değil de bir yönlendirme yoluna başvurmasının daha doğru olacağını düşünüyorum” dedi ve ekledi:

“Şimdi herkesin yerine geçerek; savcının, ilk derece mahkemesinin, hakimin, istinafın, Yargıtay’ın yerine geçerek bir karar oluşturulursa ve bu şekilde anlaşılırsa bu yetki ve hukuki problemlerin daha da artmasına neden olur.”

AYM’nin çoğu kararlarında gerekli özeni gösterdiğini bildiklerini aktaran Yargıtay Başkanı Akarca, “Eğer deliller hukuka uygun toplanmışsa, kanun maddeleri doğru uygulanmışsa, yasa yolunda temyizde, istinafta bunlar denetlenmişse artık AYM’nin bu alana girmemesi gerekir” ifadelerini kullandı.

AYM’nin kararlarının da anayasa ve yasaya uygun olması gerektiğini söyleyen Akarca, “Eğer yetki aşımında bulunur da ‘süper temyiz mahkemesi’ niteliğine kavuşursa bu bütün toplumda bir tartışmaya ve kargaşaya neden olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, 2022 Yılı Değerlendirme Basın Toplantısı’nda, Anayasa Mahkemesi’ni (AYM) “yetkisini aşma eğiliminde olmakla” eleştirdi.

AYM’nin bireysel başvurulardaki kararlarını değerlendiren Akarca, yasa ve anayasanın AYM’yi de bağladığına dikkat çekerek, “Ama zaman zaman bunu aşma eğilimi olduğunu görüyoruz” diye konuştu.

“Her konuyu incelerim, bütün maddi delilleri denetlerim, bütün delilere bakarım’ şeklinde bir anlayış doğru değil” diyen Akarca, bu yaklaşımın, “kesinleşmiş kararlarda hukuk güvenliğinin otoritesinin zedelenmesine yol açtığını” kaydetti.

AYM için, “yasa ve anayasa sınırları içinde hareket edilirse daha doğru bir iş yapılmış olur” ifadelerini kullanan Akarca, temel hak ve özgürlüklerin korunmasının esas alındığı bireysel başvurunun vatandaşlar için önemli bir kazanım olduğunu söylemekle birlikte, “Ama AYM buradaki rolünü anayasa ve yasanın emredici hükmü çerçevesinde yetki aşımında bulunmadan, bu yetkiyi dikkatli kullanmak suretiyle gerçekleştirirse kararlarının saygınlığı artar” dedi.

“Yargısal aktivizm” eleştirisi

Yargıtay Başkanı Akarca, bireysel başvurunun alanının daraltılıp daraltılmaması gerektiğine ilişkin soruyu da yanıtladı.

Mehmet Akarca, “Netliğe kavuşması gereken alanlar var… AYM’nin yargısal aktivizm değil de bir yönlendirme yoluna başvurmasının daha doğru olacağını düşünüyorum. Şimdi herkesin yerine geçerek; savcının, ilk derece mahkemesinin, hakimin, istinafın, Yargıtay’ın yerine geçerek bir karar oluşturulursa ve bu şekilde anlaşılırsa bu yetki ve hukuki problemlerin daha da artmasına neden olur” diye konuştu.

AYM’nin çoğu kararlarında gerekli özeni gösterdiğini bildiklerini aktaran Yargıtay Başkanı Akarca, “Eğer deliller hukuka uygun toplanmışsa, kanun maddeleri doğru uygulanmışsa, yasa yolunda temyizde, istinafta bunlar denetlenmişse artık AYM’nin bu alana girmemesi gerekir” dedi.

AYM’nin kararlarının da anayasa ve yasaya uygun olması gerektiğini söyleyen Akarca, “Eğer yetki aşımında bulunur da ‘süper temyiz mahkemesi’ niteliğine kavuşursa bu bütün toplumda bir tartışmaya ve kargaşaya neden olabilir” değerlendirmesini aktardı.

“Yargıtay ya da Danıştay’ın üzerinde bir mahkeme değil”

“AYM’nin bireysel başvuruda inceleme yapacağı alanlar kanunda açıkça söylenmiş. Biz AYM’nin rakibi değiliz ya da o da bizim rakibimiz değil. Biz eşit derecede yüksek mahkemeleriz” sözlerini kaydeden Mehmet Akarca, “Anayasa Mahkememiz önemli bir anayasal kurum, yüksek mahkeme. Yargıtay da yüksek mahkeme. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ya da Danıştay’ın üzerinde bir mahkeme değil” vurgusunu yaptı.

Yargıtay Başkanı Akarca, yargının siyasallaştığı eleştirilerine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

“Yargılama süreci başlar başlamaz bir yaygara koparılıyor” diyen Akarca, hakim ve savcının cesur olması gerektiğini, güç odaklarından, kamuoyundan, politikacıdan çekinerek hakimlik ve savcılık yapılmayacağını savundu.

Hakim ve savcıların da hata yapabildiklerini, duygusal davranabildiklerini aktaran Akarca, “Yargının siyasallaşmasını istemeyiz, doğru bulmayız. Böyle bir iddiayı doğru da bulmam. Herkes işine gelmeyen bir kararı yorumluyor” görüşünü paylaştı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Kapatma Davası: HDP’den Anayasa Mahkemesi’ne Yeni Başvuru

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, HDP Hukuk Komisyonu’nun Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) kapatma davasına ilişkin yeni bir başvuru yaptığını açıkladı.

Haber Merkezi / Başvuruda kapatma davası kararının seçimler sonrasına bırakılması istendi. HDP’nin başvurusunda tüm muhakeme işlemlerinin seçimlere kadar durdurulması ve seçimlerin ardından devam etmesi talep edildi.

HDP Hukuk Komisyonu, kapatma davasına ilişkin kararın seçimlerin sonrasına bırakılması talebiyle AYM’ye başvuru yaptı. HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, yapılan AYM başvurusuna ilişkin şunları söyledi:

“Kapatma davası evrensel hukuk ilkelerinin tamamına aykırı şekilde açıldı. Bu dava hukukla açıklanabilecek bir sürecin sonucu değildir. Aksine tamamen siyasi saiklere ve hedeflere dayalı bir operasyonun parçasıdır. Dava açılmadan önceki dönemi hatırlarsak partili cumhurbaşkanının HDP’ye yönelik çeşitli suçlamaları ve hedef gösteren açıklamaları vardı.

Daha sonra iktidarın küçük ortağı MHP bir kampanya başlattı. Partimize karşı kapatma davası açılması için tehdit ve şantaj içeren açıklamalar geldi.

Bu kampanyanın bir neticesi olarak sembolik açıdan anlamlı bir tarihte açıldı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iddianameyi AYM’ye 17 Mart 2021’de teslim etti, yani MHP’nin kongresinin yapılacağı tarihten bir gün önce.

‘Bloke kararı, AYM’nin varlık nedeninin inkarı’

Bu kararların en önemlileri de Türkiye’ye karşıdır. Yargının siyasi hesaplara alet edilmesinin tipik bir örneğidir HDP’ye karşı açılan kapatma davası. En son Hazine yardımının yapılacağı banka hesaplarımıza bloke koyma kararı çıktı. Bu kararın oy çokluğuyla alındığı biliniyor. Kararın her açıdan hukuka aykırı iç hukukun bütün temel ilkelerini ihlal edecek şekilde alındığını da açıkladık.

Hazine yardımının yapılacağı hesaplara bloke konma kararı apaçık şekilde AYM’nin varlık nedeninin inkârı anlamına geliyor.”

AYM, Yargıtay Başsavcısı Bekir Şahin’in HDP’nin Hazine yardımının kesilmesi talebini 5 Ocak’ta görüşmüştü.

Şahin, HDP’nin katılması istemiyle AYM’de dava açmıştı. Yargıtay başsavcısı, HDP’nin kapatma davasına ilişkin sözlü savunma vereceği 10 Ocak öncesinde bu partiye Hazine yardımlarının kesilmesini istemişti. Şahin ayrıca yardımın yattığı hesaplara bloke konması talebinde de bulunmuştu.

AYM, HDP’nin Hazine yardım hesabına geçici olarak bloke koymuştu. Karar yediye karşılık sekiz oy çokluğuyla alınmıştı.

HDP’nin savunmasının alınması için 30 gün süre verilmiş, savunmadan sonra tedbirin devam edip etmeyeceğine yeniden karar verileceği belirtilmişti.

Paylaşın