Alzheimer Tedavisinde Yeni Bir Soluk: Hafızayı Geri Kazandıran Molekül

Alzheimer hastalığı, dünyadaki en ciddi nörolojik rahatsızlıklardan biri olarak hafızayı, düşünme yeteneğini ve günlük yaşam becerilerini zamanla tahrip ediyor.

Haber Merkezi / Milyonlarca insanı etkileyen bu hastalık, yalnızca hastaları değil, aynı zamanda ailelerini ve yakın çevrelerini de derinden etkiliyor.

Mevcut tedaviler bazı durumlarda hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilse de, ne yazık ki kaybedilen hafızayı geri kazandırma konusunda yeterli olamıyor. Bu nedenle bilim dünyası, beynin işlevlerini onarmaya yönelik yeni tedavi yöntemleri üzerinde yoğunlaşıyor.

DDL-920 Molekülü Nedir?

UCLA Sağlık Merkezi’nde yürütülen yeni bir çalışma, fareler üzerinde yapılan deneylerde hafızayı geri kazandırma potansiyeli taşıyan umut verici bir molekülü ortaya koydu. DDL-920 adı verilen bu molekül, geleneksel Alzheimer tedavilerinden farklı bir mekanizmayla çalışıyor. Beyindeki zararlı plakları temizlemeye odaklanmak yerine, doğrudan hafıza sistemini yeniden aktive etmeyi hedefliyor.

Gama Salınımları ve Hafıza İlişkisi

Araştırma ekibi, beyin hücreleri arasındaki iletişimin bozulmasına odaklandı. Sağlıklı bir beyinde sinir hücreleri elektriksel aktivite yoluyla iletişim kurar. Bu aktivitelerden biri olan gama salınımları, özellikle dikkat ve hafıza süreçlerinde kritik rol oynar.

Gama salınımları, bir telefon numarasını hatırlarken ya da bir sohbeti takip ederken aktif hale gelen hızlı beyin dalgalarıdır. Alzheimer hastalarında ise bu dalgaların zayıfladığı, bunun da hafıza kaybına katkıda bulunduğu bilinmektedir.

Yeni Yaklaşım: “Freni Serbest Bırakmak”

Geçmişte gama salınımlarını artırmak için ses veya manyetik uyarım gibi dış yöntemler denenmiş, ancak bu yöntemler hafıza üzerinde sınırlı etki göstermiştir. UCLA araştırmacıları ise bu kez gama salınımlarını ilaç yoluyla içeriden artırmayı hedefledi.

Çalışmada, gama salınımlarını üreten parvalbumin ara nöronları üzerine odaklanıldı. Alzheimer hastalığında bu hücreler, GABA adlı kimyasalın aşırı baskısı nedeniyle “frenlenmiş” bir durumda kalır ve yeterince aktif çalışamaz. DDL-920 molekülü, GABA’nın bu baskılayıcı etkisini azaltarak hücrelerin yeniden aktif hale gelmesini sağlar. Böylece gama salınımları güçlenir ve hafıza işlevlerinin geri kazanılması hedeflenir.

Bilim insanları, bu yaklaşımı Alzheimer benzeri semptomlar gösteren genetiği değiştirilmiş fareler üzerinde test etti:

Barnes labirenti testi: Tedavi öncesinde kaçış yolunu bulmakta zorlanan farelerin, iki haftalık DDL-920 tedavisinin ardından sağlıklı farelere benzer performans sergilediği gözlemlendi.

Güvenlik: Tedavi süresince farelerde herhangi bir ciddi yan etki tespit edilmedi. Bu durum, yöntemin güvenli olabileceğine dair ilk önemli bulgular arasında yer aldı.

Gelecek İçin Büyük Umut

Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) dergisinde yayımlanan bu çalışma, Alzheimer tedavisinde yeni bir yaklaşım sunuyor. Sadece hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak yerine, beynin işleyişini yeniden düzenlemeyi hedefliyor.

Araştırmacılar, bu yöntemin gelecekte depresyon, şizofreni ve otizm gibi beyin aktivitesi bozukluklarıyla ilişkili diğer hastalıkların tedavisinde de kullanılabileceğini öngörüyor.

Henüz erken aşamada olan bu çalışma, insan klinik deneylerine geçilmesi durumunda milyonlarca hasta için yeni bir umut kapısı aralayabilir.

Paylaşın

Depresyon Yaşlılarda Alzheimer Riskini Beşe Katlıyor

Çin’de yürütülen kapsamlı bir araştırma, yaşlı yetişkinlerde depresyon ile demans türleri arasındaki güçlü bağlantıyı ortaya koydu. Bulgulara göre depresyon, özellikle Alzheimer hastalığı riskini dramatik biçimde artırıyor.

Haber Merkezi / Psychiatry Research dergisinde yayımlanan çalışmada, depresyon tanısı konmuş bireylerin Alzheimer hastalığına yakalanma riskinin, depresyonu olmayan yaşıtlarına kıyasla neredeyse 5 kat daha yüksek olduğu belirlendi. Aynı bireylerde vasküler demans riski ise yaklaşık 1,9 kat arttı.

Demans; hafıza, düşünme ve günlük işlevlerde gerilemeye yol açan nörobilişsel hastalıkların genel adı olarak biliniyor. Yaş ilerledikçe risk artsa da uzmanlar, bunun yaşlanmanın doğal bir sonucu olmadığını vurguluyor. Hastalık; beyin hücrelerinde hasar, damar sorunları ya da anormal protein birikimi gibi nedenlerle ortaya çıkıyor.

Araştırma, Çin’in Yichang kentinde 2015–2023 yılları arasındaki sağlık kayıtlarının incelenmesiyle gerçekleştirildi. Çalışmada, başlangıçta demans tanısı bulunmayan 50 yaş üzeri bireyler ele alındı. Depresyon tanısı olan 4.341 kişi, benzer yaş ve cinsiyetteki 43.214 kişiyle karşılaştırıldı.

Yaklaşık 3,6 yıllık takip süresinde 1.493 kişide demans gelişti. Bulgular, depresyonu olan bireylerin herhangi bir demans türüne yakalanma riskinin 2,2 kat daha fazla olduğunu ortaya koydu. Ancak en çarpıcı artış Alzheimer hastalığında görüldü.

Araştırmanın dikkat çeken bir diğer sonucu ise depresyon ile Alzheimer arasındaki “U şeklinde” zaman ilişkisi oldu. Alzheimer riski, depresyon tanısından sonraki ilk iki yıl içinde ve ardından 6 ila 8 yıl sonra yeniden zirve yaptı.

Uzmanlara göre bu durum iki farklı sürece işaret ediyor: Geç yaşta ortaya çıkan kısa süreli depresyon, henüz teşhis edilmemiş Alzheimer’ın erken bir belirtisi olabilir. Buna karşılık, uzun süreli depresyon ise kronik stres ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri yoluyla doğrudan beyin hasarına katkıda bulunarak hastalık riskini artırıyor.

Araştırmacılar, bu modelin özellikle Alzheimer için geçerli olduğunu, vasküler demans riskinin ise daha çok uzun süreli depresyonla ilişkili olduğunu belirtiyor.

Bilim insanları, elde edilen bulguların yaşlı bireylerde depresyonun ciddiye alınması gerektiğini bir kez daha gösterdiğini vurguluyor. Bununla birlikte çalışmanın tek bir şehirden elde edilen verilerle sınırlı olması ve yaşam tarzı faktörlerine dair bilgilerin eksikliği, sonuçların genellenebilirliğini kısmen sınırlıyor.

Yine de araştırma, depresyonun yalnızca ruh sağlığıyla sınırlı bir sorun olmadığını; aynı zamanda ilerleyen yaşlarda ciddi nörolojik hastalıkların habercisi ya da tetikleyicisi olabileceğini güçlü biçimde ortaya koyuyor.

Paylaşın

Yeni Araştırma: Ağız Hijyeni Beyni Koruyor

Alzheimer hastalığı genellikle hafıza kaybı ve kafa karışıklığı ile bilinir; beyinde yavaş ilerleyen hasara yol açarak düşünme, davranış ve günlük yaşamı etkiler. 

Haber Merkezi / Yeni araştırmalar, ağız sağlığının da bu süreçte önemli bir rol oynayabileceğini gösteriyor.

Uluslararası Moleküler Bilimler Dergisi’nde yayımlanan çalışmada, diş eti sağlığı, bağışıklık sistemi ve beyin fonksiyonu arasındaki bağlantı incelendi. Araştırma, Polonya Bilimler Akademisi, Wroclaw Tıp Üniversitesi ve Connecticut Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yürütüldü.

Çalışmada, diş etlerini etkileyen yaygın bir durum olan periodontal hastalık ele alındı. Genellikle diş eti iltihabı (gingivitis) olarak başlayan bu durum, kanama ve şişliğe neden olabilir. Birçok insan bunu hafif ve zararsız görse de, tedavi edilmediğinde ciddi sorunlara ve diş kaybına yol açabiliyor.

Araştırmacılar, Alzheimer hastaları ve benzer yaş grubundaki sağlıklı bireylerden oluşan 68 kişiyi inceledi. Katılımcıların hafıza ve düşünme yetenekleri, diş eti sağlığı ve bağışıklık sistemi aktiviteleri ölçüldü. Bulgular, Alzheimer hastalarının diş eti sağlığının daha kötü olduğunu, daha fazla plak ve diş eti kanaması yaşadıklarını gösterdi. Aynı zamanda, hafıza ve bilişsel performansları da daha düşüktü.

Araştırma, diş eti iltihabı arttıkça hafıza performansının azaldığını ortaya koydu. Ayrıca Alzheimer hastalarının bağışıklık sisteminin dengeli çalışmadığı, dinlenme halindeyken zayıf ancak bakterilere maruz kaldığında aşırı tepki verdiği görüldü. Bu dengesizliğin, Alzheimer ile ilişkili beyin iltihabında rol oynayabileceği düşünülüyor.

Araştırmacılar, Alzheimer hastalarının genellikle ağız hijyenine daha az özen gösterdiğini, dişlerini daha seyrek fırçaladığını ve nadiren diş ipi kullandığını belirtiyor. Bu durum iltihaplanmayı artırarak, beyin sağlığını dolaylı yoldan etkileyebilir.

Çalışma, ağız ve beyin arasında güçlü bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Ancak diş eti hastalığının Alzheimer’a neden olduğunu kanıtlamıyor; sadece ikisi arasında bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmacılar, bağlantının mekanizmasını anlamak için daha büyük ve kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

Sonuç olarak, düzenli diş fırçalama ve diş eti sağlığını koruma gibi basit alışkanlıklar, beyin sağlığını desteklemede önemli rol oynayabilir. Bu çalışma, ağız sağlığının hafıza ve düşünme yetenekleri de dahil olmak üzere genel sağlığı korumada pratik ve etkili bir yol olabileceğini gösteriyor.

Paylaşın

Beyindeki Yağlanma, Alzheimer Hastalığının Gizli Nedeni Olabilir

Beyin sağlığı, vücudun genel sağlığıyla yakından bağlantılı. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları, sadece kalp ve damar sağlığı için değil, beyin sağlığı için de kritik öneme sahip.

Haber Merkezi / Yeni araştırmalar, beyindeki yağ birikiminin Alzheimer hastalığının oluşumunda önemli bir rol oynayabileceğini ortaya koyuyor. Bilim insanları, beyinde normalin üzerinde yağ birikmesinin sinir hücrelerinin işlevini bozduğunu, bu durumun hafıza kaybı ve bilişsel yetilerde düşüşe yol açabileceğini belirtiyor.

Araştırmalar, özellikle orta yaş ve üzeri bireylerde metabolik sağlığın ve beslenme alışkanlıklarının Alzheimer riskini etkileyebileceğini gösteriyor. Beyindeki yağlanmanın, klasik Alzheimer risk faktörleri arasında sayılan genetik yatkınlık, yaş ve yaşam tarzı unsurlarıyla etkileşime girdiği ifade ediliyor.

Uzmanlar, sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve zihinsel egzersizlerin beyindeki yağ birikimini azaltabileceğini, dolayısıyla Alzheimer riskini düşürebileceğini vurguluyor. Ayrıca bazı araştırmalar, özellikle omega-3 yağ asitleri açısından zengin besinlerin ve antioksidan içeren gıdaların beyin sağlığını korumada önemli rol oynayabileceğini ortaya koyuyor.

Bilim dünyası, bu bulguların Alzheimer’ın önlenmesi ve tedavisinde yeni stratejiler geliştirilmesine ışık tutabileceğini belirtiyor. Araştırmacılar, önümüzdeki yıllarda beyindeki yağlanmayı hedef alan tedavi yöntemlerinin hastalığın ilerlemesini yavaşlatabileceğini veya başlamasını önleyebileceğini öngörüyor.

Uzmanlar, “Beyin sağlığı, vücudun genel sağlığıyla yakından bağlantılı. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları, sadece kalp ve damar sağlığı için değil, beyin sağlığı için de kritik öneme sahip” uyarısında bulunuyor.

Paylaşın

Beynin “Mavi Noktası” Alzheimer’ın Erken Teşhisi İçin Anahtar Olabilir

Beynin locus coeruleus adı verilen küçük ama önemli bir bölümü, bazı kişilerin Alzheimer hastalığına yakalanma riskinin neden daha yüksek olabileceğini anlamaya yardımcı olabilir.

Haber Merkezi / Cornell Üniversitesi’nde yapılan ve Neurobiology of Aging dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, bir kişinin yaşamı boyunca beynindeki bu küçük bölgede meydana gelen değişikliklerin bilişsel sağlıkla bağlantılı olabileceğini ortaya koydu.

Beyin sapının derinliklerinde bulunan locus coeruleus, beynin “mavi noktası” olarak bilinir, locus coeruleus, kendisine mavi rengini veren nöromelanin adı verilen bir pigment içerir.

Araştırmada, 19 ila 86 yaşları arasındaki 134 katılımcının beyinlerindeki mavi rengin yoğunluğu ölçüldü.

Katılımcıların, yaşamları boyunca, nöromelanin seviyeleri ters U şeklinde bir eğri izledi. Bu, nöromelaninin orta yaşın sonlarında biriktiği ve zirveye ulaştığı, ancak 60 yaşından sonra keskin bir şekilde azaldığı anlamına gelir.

60 yaşından sonra daha fazla nöromelanin koruyan katılımcıların bilişsel testlerde daha iyi performans gösterdikleri görüldü.

Prof. Adam Anderson, araştırma sonuçlarının bir kişinin sağlıklı bir yaşlanma yolunda olup olmadığını veya bilişsel gerileme riski altında olup olmadığını tespit etmeye yardımcı olabileceğini söyledi.

Alzheimer hastalığı, genellikle yaşlılarda görülen, ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır. Beyin hücrelerinin ölümüyle sonuçlanan bu durum, hafıza kaybı, bilişsel işlevlerde azalma ve davranış değişiklikleriyle karakterizedir.

Alzheimer’ın kesin nedeni bilinmemekle birlikte, genetik faktörler (ör. APOE geni), beta-amiloid plakları ve tau protein yumaklarının birikimi, beyin iltihabı ve çevresel faktörler rol oynar.

Dünya genelinde yaklaşık 50 milyon kişi demansla yaşıyor; Alzheimer, demansın yüzde 60-70’ini oluşturuyor.

Paylaşın

Alzheimer’ın Yeni Bir Nedeni Bulundu

Bilim insanları, yirmi yıldan uzun bir süredir, Alzheimer’a neyin sebep olduğunu ve nasıl tedavi edilebileceğini bulmaya çalışıyor. Ancak, hala kesin cevaplar yok.

Haber Merkezi / Birçok bilim insanı, uzun bir süre, Alzheimer’ın beyinde amiloid-beta adı verilen yapışkan bir proteinin birikmesinden kaynaklandığına inanıyordu. Alzheimer hastalığından muzdarip olan kişilerin beyinlerinde bulunan bu proteinin beyin hücrelerine zarar vererek hafıza kaybına ve diğer sorunlara yol açtığı düşünülüyordu.

Ancak yakın zamanda farklı bir teori ilgi görüyor. Teori, Alzheimer’ın aslında hücrelerin enerjiyi nasıl ürettiği ve kullandığıyla ilgili sorunlarla başlayabileceğini öne sürüyor. Teoride, mitokondri adı verilen hücrelerin küçük parçalarının hasarına odaklanılıyor.

Mitokondriler hücreler için enerji santralleri gibidir; hücrelerin düzgün çalışması için gereken enerjiyi üretirler. Mitokondriler düzgün çalışmayı bıraktığında, tüm beyni etkileyebilir ve muhtemelen Alzheimer gibi hastalıklara yol açabilir.

Yale-NUS College’dan bilim insanlarının yakın zamanda yaptığı bir araştırma bu yeni teoriyi destekliyor. Araştırma, metabolik işlev bozukluğu adı verilen hücre enerjisi kullanımıyla ilgili sorunların, amiloid-beta proteinlerindeki herhangi bir büyük artıştan önce ortaya çıkabileceğini ortaya koydu. Başka bir deyişle, enerji sorunları önce başlayabilir ve protein birikimi daha sonra gerçekleşebilir.

Araştırma ayrıca bu tür enerji sorunlarının sadece Alzheimer’la ilgili olmadığını, yaşlanmanın normal bir parçası olduğunu da belirtiyor.

Bu, Alzheimer dahil olmak üzere birçok yaşa bağlı hastalığın, yaşlanma sürecinin bir parçası olarak daha iyi anlaşılabileceği anlamına gelir. Yani, bilim insanları hücresel düzeyde yaşlanmayı yavaşlatmanın yollarını bulabilirlerse, bu yalnızca bir hastalığı değil, birçok hastalığı önlemeye yardımcı olabilir.

Dr. Jan Gruber ve ekibi tarafından araştırma eLife adlı bilimsel dergide yayınlandı.

Paylaşın

Alzheimer, Basit Bir Testle Erken Teşhis Edilebilir

Bilim insanları, Alzheimer hastalığı riski altında olanları, semptomlar ortaya çıkmadan yıllar önce tespit etmek için evde uygulanabilen bir test geliştirdiler.

Haber Merkezi / ABD’deki Massachusetts General Hospital tarafından yapılan yeni bir araştırmada, farklı kokuları tanımlama ve hatırlama özelliğinin bilişsel gerileme için bir uyarı işareti olabileceği keşfedildi.

Bilim insanları, araştırma kapsamında, AROMHA adlı evde uygulanabilen bir koku testi geliştirdiler.

Bu test, katılımcıların kokuları ayırt etme, tanıma ve hatırlama özelliklerini değerlendiriyor. Bulgular, bilişsel bozukluğu olan yetişkinlerin bu testte daha düşük skorlar aldığını ve bu yöntemin Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların erken belirtisi olabileceğini gösteriyor.

Bilim insanları, kokuyu işlemekten sorumlu beyin bölgelerinin Alzheimer hastalığından ilk etkilenenler arasında olması nedeniyle kokuya odaklanmayı seçtiler.

Araştırma, bu beyin bölgelerinin Alzheimer hastalığına işaret eden değişiklikleri, hafıza sorunlarının başlamasından 15 ila 20 yıl önce başlayarak, semptomlar ortaya çıkmadan çok önce gösterebileceğini vurgulamakta.

Öte yandan test, Alzheimer dışında diğer demans türleri veya koku kaybına yol açabilecek farklı durumlar (örneğin, sinüzit veya Parkinson) arasında ayrım yapmada tek başına yeterli değil. Bu yüzden tanı için ek testlerle desteklenmesi gerekiyor.

Test nasıl uygulanıyor?

Katılımcıya bir dizi koku örneği (örneğin, nane, tarçın, limon gibi) sunulur. Katılımcıdan bu kokuları koklaması, tanımlaması ve bazen bir süre sonra hatırlaması istenir. Performans, yaşa ve cinsiyete göre standart bir skalaya göre değerlendirilir.

Paylaşın

Aşırı Uyku Alzheimer’ın Erken Belirtisi Olabilir

Aşırı uyku (hipersomni) veya uyku bozuklukları, bilişsel işlevlerde bozulmaya yol açan ilerleyici bir nörodejeneratif bir sağlık sorunu olan Alzheimer’ın erken evrelerinde sıkça gözlemlenen belirtilerinden biridir.

Haber Merkezi / Ancak bu durum her zaman Alzheimer’ı işaret etmez. Uyku bozuklukları, modern yaşam tarzı, stres ve diğer sağlık sorunlarından da kaynaklanabilir. Bu nedenle, aşırı uyku gibi belirtileri değerlendirirken, bireyin genel sağlık durumu, yaşam tarzı ve risk faktörleri (örneğin, ailede Alzheimer öyküsü) dikkate alınmalıdır.

Uyku ve Alzheimer arasındaki bağlantı: Araştırmalar, uyku düzenindeki değişikliklerin Alzheimer hastalığı ile güçlü bir şekilde ilişkili olduğunu göstermektedir.

Alzheimer hastalığında, beyinde amiloid beta proteinleri birikir ve birikintiler plaklar oluşturur. Bu birikim, bilişsel işlevlerin bozulmasına katkıda bulunur. Sağlıklı uyku, beynin bu toksik proteinleri temizlemesine yardımcı olur (gliyatik sistem aracılığıyla). Ancak, yetersiz veya düzensiz uyku, bu temizleme sürecini bozabilir ve amiloid beta birikimini artırabilir.

Öte yandan, Alzheimer’ın erken evrelerinde beyindeki değişiklikler, uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen bölgeleri (örneğin, hipotalamus ve beyin sapı) etkileyebilir, bu da aşırı uyku veya uykusuzluk gibi sorunlara yol açabilir.

Aşırı uyku ve Alzheimer’ın erken belirtileri: Alzheimer’ın erken evrelerinde, bireyler gün içinde aşırı uykulu olabilir veya normalden daha uzun süre uyuyabilir. Buna “gündüz aşırı uyku hali” denir. Uyku kalitesinde bozulma, gece sık uyanma veya gündüz – gece döngüsünün tersine dönmesi (örneğin, gece uyanık kalıp gündüz uyumak) gibi belirtiler de görülebilir.

Bu tür uyku değişiklikleri, genellikle hafıza kaybı, konsantrasyon güçlüğü ve zihin hali değişiklikleri gibi diğer erken Alzheimer belirtileriyle birlikte ortaya çıkar.

Aşırı uykunun diğer olası nedenleri: Aşırı uykunun Alzheimer ile ilişkilendirilmesi için, diğer olası nedenlerin dışlanması önemlidir. Çünkü aşırı uyku, birçok farklı sağlık sorunundan da kaynaklanabilir:

Uyku Apnesi: Gece boyunca solunumun kesintiye uğraması, uyku kalitesini düşürür ve gündüz aşırı uykululuğa neden olabilir.
Depresyon: Depresyon, uyku düzeninde değişikliklere (hem uykusuzluk hem de aşırı uyku) yol açabilir.
İlaç yan etkileri: Bazı ilaçlar, özellikle sakinleştiriciler, antidepresanlar veya antihistaminikler, uykululuğu artırabilir.

Tiroid sorunları: Hipotiroidizm gibi durumlar, enerji seviyesini düşürerek aşırı uyku eğilimi artırabilir.
Nörolojik hastalıklar: Parkinson hastalığı veya demans türleri gibi diğer nörolojik durumlar da uyku değişikliklerine neden olabilir.
Yaşlanma: Normal yaşlanma sürecinde uyku düzeni değişebilir, ancak bu değişiklikler genellikle Alzheimer ile ilişkili olanlardan daha hafiftir.

Önleme ve yönetim

Eğer aşırı uyku, Alzheimer’ın erken bir belirtisiyse, erken teşhis ve yönetim hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilir. Aşağıdaki öneriler, uyku sağlığını iyileştirmek ve Alzheimer riskini azaltmak için faydalı olabilir:

Düzenli uyku: Her gün aynı saatte yatıp kalkmaya özen göstermek.
Fiziksel aktivite: Düzenli egzersiz, uyku kalitesini artırabilir ve bilişsel işlevleri destekleyebilir.
Sağlıklı beslenme: Akdeniz tipi diyet (bol sebze, meyve, tam tahıl, balık ve zeytinyağı) beyin sağlığını destekler.
Zihinsel aktivite: Bulmaca çözmek, kitap okumak veya yeni bir beceri öğrenmek gibi zihinsel egzersizler, bilişsel rezervin korunmasına yardımcı olabilir.
Uyku hijyeni: Kafein ve alkol tüketimini sınırlamak, yatak odasını rahat ve karanlık bir ortam haline getirmek.

Paylaşın

Modern Çağın Hastalığı Alzheimer’in Sırrı Çözüldü

Beyinde protein birikmesiyle karakterize, beyin hücrelerinin ölümüyle gelişen Alzheimer, öncelikle bilişsel işlevleri etkileyen, kişinin düşünme, hatırlama ve günlük işlerini yerine getirme yeteneğini yavaş yavaş azaltan ilerleyici ve yıkıcı bir nörolojik hastalıktır.

Yeni yayınlanan bir çalışma modern çağın hastalığı olarak da tanımlanan Alzheimer’ın tedavisinde umut oldu. Çalışma, beyin hücrelerinin ölümüne ilişkin yeni bulgular ortaya koydu. Bu bulgular, etkili Alzheimer ilaçlarının geliştirilmesine olanak sağlayabilir.

Dünya çapında yaklaşık 55 milyon insan, Alzheimer hastalığını da içeren demanstan muzdarip. Hastalığa yakalananların üçte ikisi gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor. Yaşlanan nüfus göz önüne alındığında, bu sayının 2050 yılına kadar yaklaşık 139 milyona yükseleceği ve özellikle Çin, Hindistan, Güney Amerika ve Afrika’da dramatik bir hal alacağı tahmin ediliyor.

Dünyanın dört bir yanındaki araştırmacılar, onlarca yıldır Alzheimer’ı tedavi edecek bir ilaç arayışında. Şimdiye kadar elde edilen başarılar oldukça sınırlı düzeydeydi. Araştırmaların geldiği son noktada ise “Lecanemab” adlı etken maddeye büyük umutlar bağlanmış durumda. ABD Gıda ve İlaç Dairesi tarafından 2023 yılı sonuna kadar onaylanması beklenen bu antikor, hastalığın erken aşamalarında ilerlemesini yavaşlatabilir.

Etkili ilaçların geliştirilmesi bugüne kadar oldukça zordu. Çünkü Alzheimer hastalığına dair tüm beyin süreçleri henüz açıklığa kavuşturulmamıştı. Buna Alzheimer hastalarında beyin hücrelerinin neden öldüğü sorusu da dahildi. Alzheimer hastalarının beyinlerinde amiloid ve tau adı verilen birçok anormal protein birikiyor. Ancak bu iki protein arasındaki doğrudan bağlantı şimdiye kadar belirsizdi.

Gizem çözüldü

Belçikalı ve İngiliz araştırmacılar şimdi bu gizemi çözdüklerine inanıyor. “Science” dergisinde yayınlanan yeni bir çalışmaya göre, beyinde biriken anormal proteinler ile bir tür hücre ölümü olan “nekroptoz” arasında doğrudan bir bağlantı var.

Normalde nekroptoz, özellikle bağışıklık reaksiyonları veya enflamatuar (iltihap) süreçleri sırasında istenmeyen hücrelerin ortadan kaldırılmasını ve böylece yeni hücrelerin oluşmasını sağlar. Besin kaynağı kesildiğinde hücreler şişer, plazma zarları tahrip olur, hücre iltihaplanır ve ölür.

Araştırmaya göre, Alzheimer hastalarında beyin hücreleri iltihaplanıyor çünkü nöronlar arasındaki boşluklarda anormal amiloid birikiyor. Bu da hücrenin iç kimyasını değiştiriyor.

Amiloid, “plaklar” oluşturmak üzere bir araya toplanıyor ve tau proteini “yumak” adı verilen lif demetleri halinde birikiyor. Bu etkileşim sayesinde beyin hücreleri, MEG3 molekülünü üretmeye başlıyor. Araştırma ekibi, MEG3’ü bloke etmeyi başardı ve beyin hücreleri de hayatta kaldı.

Bunu yapmak için araştırmacılar,  insan beyin hücrelerini, özellikle büyük miktarlarda anormal amiloid üreten ve genetiği değiştirilmiş farelerin beynine nakletti.

Araştırma ekibinin üyelerinden olan İngiltere Demans Araştırma Enstitüsü’nden Prof. Bart De Strooper, Alzheimer konusunda dönüm noktası niteliğindeki bulguyu şöyle açıklıyor: “İlk defa Alzheimer hastalığında, nöronların nasıl ve neden öldüğüne dair bir ipucu elde ettik. Bu konuda 30-40 yıldır pek çok spekülasyon yapıldı ama kimse mekanizmaları tam olarak belirleyemedi.”

Belçikalı ve İngiliz araştırmacılar, bu yeni bulguların Alzheimer ilaçlarının geliştirilmesi için yepyeni imkanlar sağlayabileceğini umuyor. Bu umut temelsiz değil, çünkü son zamanlarda Lecanemab gibi, özellikle amiloid proteinini hedef alan ilaçlar geliştirildi. Eğer MEG3 molekülünü uygun ilaçlarla bloke etmek mümkün olursa, beyin hücrelerinin ölümü de durdurulabilir.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Modern Çağın Hastalığı Alzheimer’ın 10 Belirgin Belirtisi

Alzheimer, öncelikle hafızayı, düşünmeyi ve davranışları etkileyen ilerleyici ve geri dönüşü olmayan bir beyin bozukluğudur. Alzheimer, beyinde anormal protein birikintilerinin birikmesiyle karakterize olup beyin hücrelerinin ölümüne ve bilişsel yeteneklerin kademeli olarak kaybına neden olur.

Haber Merkezi / Alzheimer, öncelikle bilişsel işlevleri etkileyen, kişinin düşünme, hatırlama ve günlük işlerini yerine getirme yeteneğini yavaş yavaş azaltan ilerleyici ve yıkıcı bir nörolojik hastalıktır. Dünya genelinde demans vakalarının çoğunluğunu oluşturan Alzheimer, ağırlıklı olarak yaşlı yetişkinleri etkilese de yaşlanmanın normal bir parçası değildir.

Etkilenen bireylere ve ailelerine uygun bakım ve desteğin sağlanması için erken teşhis çok önemlidir. İşte Alzheimer’ın belirgin belirtileri:

Günlük yaşamı bozan hafıza kaybı: Alzheimer’ın en belirgin belirtilerinden biri günlük yaşamı sekteye uğratan hafıza kaybıdır. Bireylerin zaman zaman isimlerini, randevularını veya anahtarlarını nereye koyduklarını unutmaları yaygındır. Ancak Alzheimer’da hafıza kayıpları daha şiddetli ve sık hale gelir ve kişinin bağımsız hareket etme yeteneğini etkiler.

Alzheimer hastaları sıklıkla yakın zamanda öğrenilen bilgileri, önemli tarihleri ​​ve hatta yakın aile üyelerinin veya arkadaşlarının isimlerini unuturlar. Hafıza eksikliklerini telafi etmek için aynı soruları tekrar tekrar sorabilirler veya notlar veya hatırlatıcılar gibi hafıza yardımcılarına güvenebilirler.

Sorunları planlama veya çözmedeki zorluklar: Alzheimer ilerledikçe, bireyler planlama veya problem çözmeyi içeren görevlerde zorluk yaşayabilirler. Bu, tanıdık bir tarifi takip etmede, mali durumu yönetmede veya işyerindeki görevleri organize etmede zorluk gibi çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. Plan geliştirme ve uygulama konusunda zorluk yaşayabilirler, bu da karar vermede yardım konusunda başkalarına daha fazla güvenmelerine yol açabilir.

Alışılmış görevleri tamamlamada zorluk: Alzheimer hastalığı, bireylerin bir zamanlar kolaylıkla hallettikleri görevleri tamamlamalarını giderek zorlaştırabilir. Bu, tanıdık bir yere gitme, ev işlerini yapma veya favori bir oyunu oynama zorluklarını içerebilir. Bilişsel yetenekler azaldıkça Alzheimer hastaları, bir zamanlar bağımsız olarak yaptıkları aktiviteleri gerçekleştirmek için adım adım rehberliğe ihtiyaç duyabilirler.

Zaman ve mekan konusunda kafa karışıklığı: Alzheimer hastaları sıklıkla zaman ve mekan konusunda kafa karışıklığı yaşarlar. Tarihleri, mevsimleri ve zamanın geçişini kaybedebilirler. Tanıdık bir ortamda bile mevcut konumlarıyla ilgili kafa karışıklığı da yaygındır. Örneğin, kendi evlerinde kolaylıkla yönlerini şaşırabilirler.

Görsel görüntüleri ve mekansal ilişkileri anlamada zorluk Alzheimer hastalığı, kişinin görsel bilgileri doğru şekilde yorumlama yeteneğini etkileyebilir. Bireyler okumada, mesafeleri değerlendirmede veya renkleri ve kontrastları belirlemede zorluk yaşayabilirler. Bu görme bozukluğu, sürüş güvenliği, navigasyon ve nesneleri tanıma konularında sorunlara yol açarak başkalarına bağımlılığın artmasına katkıda bulunabilir.

Konuşma veya yazmada kelimelerle ilgili yeni problemler: Dil zorlukları Alzheimer hastalığının bir başka yaygın belirtisidir. Etkilenen kişiler konuşmada doğru kelimeleri bulmakta zorlanabilir, sık sık kendilerini tekrarlayabilir veya tartışmaları takip etmede veya tartışmalara katılmada zorluk yaşayabilir. Ayrıca tutarlı cümleler yazma veya düşüncelerini açıkça ifade etme gibi yazılı dil konusunda da zorluk yaşayabilirler.

Eşyaları yanlış yerleştirmek ve kötü muhakeme: Alzheimer, muhakeme ve karar vermede değişikliklere neden olabilir. Bireyler parayla uğraşırken, telefonla pazarlamacılara büyük meblağlar vermek veya akılsızca yatırımlar yapmak gibi zayıf kararlar verebilirler. Ayrıca, eşyaları alışılmadık bir yere koyanlar kendileri olmasına rağmen, eşyaları yanlış yere koyabilirler ve başkalarını hırsızlıkla suçlayabilirler.

Sosyal veya iş aktivitelerinden çekilme: Alzheimer hastalığı sıklıkla sosyal izolasyona ve önceden keyif alınan aktivitelere katılma isteğinin azalmasına neden olur. Bireyler giderek daha pasif hale gelebilir, sosyal etkileşimlerden kaçınabilir veya hobilerini ve ilgi alanlarını ihmal edebilir. Bu geri çekilme, bilişsel zorluklar ve azalan yeteneklerinin farkındalığının birleşiminden kaynaklanabilir.

Ruh hali ve kişilikteki değişiklikler: Alzheimer hastalığı, ruh hali ve kişilikte değişikliklere neden olabilir. Bireyler ruh hali değişimleri sergileyebilir, kolayca üzülebilir, kaygılanabilir veya tedirgin olabilir. Ayrıca kafa karışıklığı, şüphe veya depresyon dönemleri de yaşayabilirler. Kişilikteki değişiklikler, daha önce önemli olan uğraşlara karşı motivasyon veya ilgi kaybını içerebilir.

Azalmış veya zayıf muhakeme: Muhakeme yeteneğinin azalması Alzheimer hastalığının yaygın bir belirtisidir. Bireyler, hava şartlarına uygun olmayan kıyafetler giymek veya ne zaman tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduklarını fark edememek gibi kötü kararlar verebilirler. Ayrıca muhakeme yeteneğinin bozulması nedeniyle mali istismara açık hale gelebilir veya dolandırıcılık kurbanı olabilirler.

Paylaşın