Altı Ülkeden İsrail’e Destek: Meşru Müdafaa Hakkı

Her geçen gün daha da şiddetlenen ve bölgesel bir çatışmaya dönüşme ihtimalinin tartışıldığı Filistin – İsrail savaşının 17. gününde Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Kanada, Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere liderleri ortak açıklama yaparak bir kez daha İsrail’e ve İsrail’in meşru müdafaa hakkına desteklerini bildirdiler.

Haber Merkezi / ABD Başkanı Joe Biden, Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Başbakanı Olaf Scholz, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve İngiltere Başbakanı Rishi Sunak imzalarıyla yayımlanan ortak açıklamada, iki rehinenin serbest bırakılmasının memnuniyetle karşılandığı, diğer rehinelerin de derhal serbest bırakılması istendi. Açıklamada İsrail’den de uluslararası hukuka saygı göstermesi istendi, İsrail sivilleri korumaya davet edildi.

Beyaz Saray’ın internet sayfasında yer alan ortak açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Liderler İsrail’e ve terörizme karşı kendini savunma hakkına desteklerini yinelerken sivillerin korunması da dâhil olmak üzere uluslararası insan hukukuna saygı gösterilmesi çağrısında bulundu.

Liderler iki rehinenin serbest bırakılmasını memnuniyetle karşıladı ve kalan tüm rehinelerin derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Başta Gazze’den ayrılmak isteyenler olmak üzere bölgedeki vatandaşlarına yardım konusunda yakın koordinasyon içinde olacaklarını taahhüt ettiler.

Liderler Gazze Şeridi’nde ihtiyaç sahibi Filistinlilere ilk insani yardım konvoylarının ulaşmasını memnuniyetle karşıladı ve insani ihtiyaçların karşılanması için gerekli gıda, su, tıbbi malzeme ve diğer yardımlara sürekli ve güvenli erişimin sağlanması amacıyla bölgedeki ortaklarıyla koordinasyonu sürdürme taahhüdünde bulundular.

Liderler, çatışmanın yayılmasını önlemek, Ortadoğu’da istikrarı korumak, siyasi bir çözüm ve kalıcı barış için çalışmak üzere bölgedeki kilit ortaklar da dâhil olmak üzere yakın diplomatik koordinasyonu sürdürme taahhüdünde bulundu.”

Gazze’de 320 nokta vuruldu

Öte yandan İsrail ordusunun yaptığı açıklamaya göre son bir günde Gazze’deki 320 nokta vuruldu. İsrail, Hamas altyapısının hedef alındığını, tünel ve operasyon merkezlerinin vurulduğunu iddia etti. Gece boyunca ve sabah erken saatlerde devam eden saldırılarda uyarı yapılmadan evlerin de vurulduğu öne sürüldü.

Hamas’ın liderlik yaptığı Gazze’deki içişleri bakanlığı ise gece düzenlenen saldırılarda çok sayıda kişinin hayatını kaybettiğini ve yaralandığını aktardı. Hamas daha sonra yaptığı açıklamada 60 kişinin öldüğünü belirtti.

Sabah erken saatlerde Gazze’deki hastanelerin yakınlarında da patlamaların yaşandığı kaydedildi. Filistin İçişleri Bakanlığı ise İsrail’in Gazze’de düzenlediği iki ayrı hava saldırısında 27 kişinin hayatını kaybettiğini aktardı.

İsrail, Gazze’nin etrafına tank ve asker yığdı

İsrail, Hamas’ı “yok etmeyi” amaçlayan kara harekâtı için Gazze’nin etrafına tanklar ve askerler yığdı.

Hafta sonu Washington, bölgedeki ABD çıkarları için önemli bir risk uyarısı yaptı ve gelişmiş hava savunma sistemlerinin yeni bir konuşlandırmasını duyurdu. Bu adım İsrail-Hamas savaşının daha geniş bir Orta Doğu çatışmasına dönüşebileceği korkusuna neden oldu.

Pentagon, İran’a bağlı güçlerin saldırılarını caydırmaya yardımcı olmak için iki uçak gemisi, destek gemileri ve yaklaşık 2,000 deniz piyadesi de dahil olmak üzere önemli miktarda deniz gücünü Orta Doğu’ya gönderdi.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, “Gördüğümüz şey bölgedeki birliklerimize ve halkımıza yönelik saldırıların önemli ölçüde artma ihtimalidir” dedi.

Bölgeyi ziyaret eden Çin’in Orta Doğu özel temsilcisi Zhai Jun, geniş çaplı bir kara çatışması riskinin arttığını ve bölgedeki çatışmaların yayılmasının “endişe verici” olduğu kaydetti.

Reuters’a konuşan İranlı güvenlik yetkilileri İran’ın stratejisinin Tahran’ı da içine çekecek büyük bir tırmanıştan kaçınmak olduğunu söyledi.

Suriye devlet medyası, İsrail füzelerinin pazar günü Şam ve Halep uluslararası havaalanlarını vurduğunu, her ikisinin de hizmet dışı kaldığını ve iki çalışanın öldüğünü duyurdu.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Gazze harekatıyla ilgili “Bir ay, iki ay ya da üç ay sürebilir ama sonunda Hamas kalmayacak” dedi. Kara harekatına “yakında” başlayacaklarını belirten Gallant, “Bu Gazze içindeki son harekatımız olacak, sonrasında Hamas olmayacak” diye konuştu.

Paylaşın

Almanya Göçmenler İçin Düğmeye Bastı: Hızla Sınır Dışı Edilecek

Almanya’da hükümet düzensiz göçle mücadele için ay sonuna kadar kabineden geçmesi amaçlanan yeni bir tedbir paketi hazırladı. Paket, suç işleyen ve iltica başvurusu kabul edilmeyenlerin ülkeden hızla sınır dışı edilmesi ve ülkede kalma şansı yüksek olanların çalışma hayatına katılmasının kolaylaştırması gibi düzenlemeleri içeriyor.

Düzenlemede Almanya’da iltica başvurusu reddedilen ancak sınır dışı edilmeleri ertelenerek geçici olarak kalmalarına izin verilen, yani “Müsamaha Belgesi” (Duldung) sahibi olanların çalışmasına ilişkin bir madde de yer alıyor.

Buna göre,  31 Aralık 2022’den önce gelmiş olan Müsamaha Belgesi sahiplerine çalışma izni için başvuruda bulunma hakkı tanınacak. Bu düzenleme şimdiye kadar 2018 sonuna kadar gelenlerin çalışma izni için başvurmasına imkan tanıyor, sonrasında gelenleri kapsamıyordu.

“Göç paketi”  yerel yönetimler ve onların bağlı olduğu 16 eyaletin yönetimlerinin son aylarda sıklıkla dile getirdiği eleştiriler, özellikle düzensiz göçle mücadele ve göçmen sayısının sınırlanması konusundaki talepler ışığında hazırlandı.

Almanya’ya düzensiz göçle mücadelede hükümet üzerindeki baskı artarken, Sosyal Demokrat Parti (SDP), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti’den (FDP) oluşan koalisyon hükümeti ay sonuna kadar kabineden geçmesi amaçlanan yeni bir tedbir paketi hazırladı. Paket, suç işleyen ve iltica başvurusu kabul edilmeyenlerin ülkeden hızla sınır dışı edilmesi ve ülkede kalma şansı yüksek olanların çalışma hayatına katılmasının kolaylaştırması gibi düzenlemeleri içeriyor.

İçişleri Bakanı Nancy Faeser’in “göç paketi” diye nitelenen yasal düzenlemeye ilişkin hazırladığı taslağı dün hükümet üyesi partilere sunduğu bildirildi. Ay sonuna kadar üzerinde istişare edilecek paketin Ekim sonunda kabineden geçmesinin hedeflendiği belirtiliyor.

İçişleri Bakanı Faeser’in hazırladığı yasa taslağına göre, iltica başvurusu yapıp sığınmacı ilk kabul yurduna alınan kişilerin 9 yerine 6 ay sonra çalışabilmesinin önü açılacak. Bu konuda koalisyon ortakları SPD, Yeşiller ve FPD’nin uzlaşı sağladığı açıklandı. Başbakan Yardımcısı ve İklim Koruma ve Ekonomi Bakanı Robert Habeck, “Uzun süredir Almanya’da olan ilticacıların çalışması oldukça mantıklı olacaktır” diye konuştu.

Yasa taslağını hazırlayan İçişleri Bakanı Feaser de paketin, Almanya’da kalma şansı olmayan kişilerin ülkeyi daha hızlı terketmesinin ve ülkede kalma şansı olanların istihdama daha çabuk katılabilmesinin önünü açacağının altını çizdi.

Düzenlemeye göre, sığınmacılardan sorumlu yerel dairelerin sığınmacılara “çalışma müsamahası” vermesi de söz konusu. Şimdiye kadar bunun verilmesi “mümkün” kategorisindeydi, yani verip vermeme kararı sorumlu dairenin takdir yetkisine bırakılıyordu. Yasayla bu iznin verilmesi kurala bağlanmış olacak.

Düzenlemede Almanya’da iltica başvurusu reddedilen ancak sınır dışı edilmeleri ertelenerek geçici olarak kalmalarına izin verilen, yani “Müsamaha Belgesi” (Duldung) sahibi olanların çalışmasına ilişkin bir madde de yer alıyor. Buna göre, 31 Aralık 2022’den önce gelmiş olan Müsamaha Belgesi sahiplerine çalışma izni için başvuruda bulunma hakkı tanınacak. Bu düzenleme şimdiye kadar 2018 sonuna kadar gelenlerin çalışma izni için başvurmasına imkan tanıyor, sonrasında gelenleri kapsamıyordu.

Bakan Faeser, hazırlanan düzenlemeyle ayrıca suç işleyen ve bir yıldan fazla ceza alanların da ülkeden sınır dışı edilmesini kolaylaştırmasını hedefliyor. Daha kolay sınır dışı edilme kuralının insan kaçakçıları için de geçerli olacağı kaydedildi. Sınır dışı edilmek üzere gözaltında tutma süresi de 10 günden 28 güne çıkarılacak.

Düzenleme, yerel yönetimlerin talepleri ışığında hazırlandı

İçişleri Bakan Feaser, ay sonunda kabinede onaylanması beklenen yasal düzenlemeyle, geçen yıl Almanya’ya gelen ve sayısı 1 milyon 100 bini geçen Ukraynalı sığınmacılar ile savaş ve terörün yaşandığı dünyanın diğer bölgelerinden gelen, korunmaya muhtaç kişilere hakkıyla yardım etme sorumluluğunun yerine getirebileceğinin de altını çizdi. Faeser, bunun rakamlar göz önünde bulundurulduğunda yerel yönetimler ve toplum için hiç kolay olmadığını da tekrar vurguladı.

“Göç paketi” yerel yönetimler ve onların bağlı olduğu 16 eyaletin yönetimlerinin son aylarda sıklıkla dile getirdiği eleştiriler, özellikle düzensiz göçle mücadele ve göçmen sayısının sınırlanması konusundaki talepler ışığında hazırlandı.

Almanya’daki yerel yönetimler, sadece Ukraynalı sığınmacıların barınma, çocuklarının yuva ve okul ihtiyacı, sağlık ve yaşlılarının bakım hizmeti, Almanca kursları ve istihdam piyasasına dahil edilmesi için yapılması gerekenlerin kendilerini kapasitelerinin sınırına dayandırdığını dile getirerek çözüm talep ediyor. Ukraynalılara ilaveten başta Suriye, Afganistan ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olmak üzere gelen düzensiz göçmen sayısı da rekor seviyede. Yerel yönetimler sadece maddi yüke değil, alt yapı ve personel eksikliğine de dikkat çekerek federal hükümetten sıkı bir tedbir paketi talep ediyor.

Göç konusunda muhalefet partileri de hükümeti baskı altına alıyor. Geçen hafta yüzölçümü açısından en büyük eyalet olan Bavyera’da ve ekonominin kalbinin attığı Hessen eyaletinde parlamento seçimleri yapılmış, her ikisinde de iktidar ortağı partiler hezimete uğramıştı. İki eyalette de ana muhalefet bloku Hristiyan Birlik (CDU/CSU) birinci güç olurken, göçün damgasını vurduğu seçimlerde İslam ve göç karşıtı Almanya İçin Alternatif (AfD) partisi her iki eyalette de oylarını artırmıştı.

Göç konusunda yarın Başbakanlıkta bir zirve düzenlenecek. Başbakan Olaf Scholz’un Eyalet Başbakanları Konferansı dönem başkanı Hessen Başbakanı Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) üyesi Boris Rhein ile dönem başkanlığını ona devreden Sosyal Demokrat Parti (SPD) üyesi Aşağı Saksonya Başbakanı Stephan Weil ile görüşecek. Söz konusu zirveye ana muhalefet lideri Friedrich Merzin de katılacağı açıklandı. Öncesinde Almanya’daki 16 eyaletin başbakanları bu akşam biraraya gelerek iki günlük istişare görüşmelerine başlayacak.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Almanya’dan Kürtlerin İltica Başvurularına Rekor Ret

Almanya’ya 2021’de iltica ederken “Türküm” diyenlerin başvurularının yüzde 77’si kabul edilirken Kürt olduğunu söyleyenlerde bu oran sadece yüzde 10,7 oldu. Geçen yıl ise Türk olduğunu belirtenlerin başvurularının yüzde 73’üne yine onay verilirken Kürt olduğunu söyleyenlerde kabul oranı yüzde 8,2’ye düştü.

Bu yılın ilk yedi ayında da “Türküm” diyen ilticacıların yüzde 59,8’ine olumlu cevap verildi, Kürtlere verilen kabul yanıtı ise neredeyse yarı yarıya azalarak yüzde 4,8 seviyesine indi.

Almanya Göç ve Mülteciler Dairesi (BAMF) yetkilileri, “ilticanın tamamen bireysel bir olay olduğuna vurgu yaparak sığınmacıların geldikleri ülkelerdeki toplumsal ve siyasi gelişmeleri içeren raporların sık sık güncellendiğini ve bu raporlar sayesinde iltica başvurularının incelenip kabul veya ret verildiğini” aktardı.

“Nereye iş başvurusu yapsam, hep olumlu cevap aldım, mülakatlar da iyi geçti. İş sabıka kaydına gelince Cumhurbaşkanı’na hakaretten, terör örgütü propagandasından ceza yemişim, yatmışım. ‘Kusura bakma’ dediler. Artık ya açıklıktan ölecektim ya da ülkeden çıkacaktım.”

Robin E. ikinci seçenekte karar kılmış ve Aralık 2022’de Türkiye’den ayrılmış. İnsan kaçakçıları aracılığıyla Sırbistan’a gidiş-dönüş uçak bileti alarak Belgrad’ta otel rezervasyonunu yaptırmış. “Orada Subotica diye bir yer var, şebekeler oraya yönlendiriyor, herkes biliyor. Belgrad Havalimanı’ndaki taksiciler ezbere götürüyor. Ben de oraya gittim.”

Sırbastan’a ulaştıktan sonra bir akşam, hava kararınca saatlerce ormanda yürüyerek sınıra ulaşmışlar, buradan da çitleri atlayıp Macaristan’a geçmişler. Robin, “İki araç bizi aldı ve Dresden’e götürdü. Sonra da Almanya’da iltica ettim” diye devam ediyor.

Türkiye’den Almanya’ya sığınanların sayısı son iki yılda rekor derecede artış kaydetti. Almanya’ya Türk vatandaşlarının 2021 yılında yaptığı iltica başvurusu 7 bin 67’yken bu rakam 2022’de üç kattan fazla artarak 23 bin 938 oldu.

Türkiye’den Almanya’ya 2022 yılında toplamda 23 bin 938 iltica başvurusu yapılmıştı. Bu yılın ilk yedi ayında (Ocak-Temmuz) Türk vatandaşlarının Almanya’ya iltica başvuruları ise şimdiden 23 bin 82 oldu.

Türkiye, Almanya’ya son yıllarda yapılan iltica başvurularında onlarca yıldır savaş ve krizlerin damgasını vurduğu Suriye ve Afganistan’ın ardından üçüncü sırada yer alıyor. Temmuz 2023’te ise 3 bin 791 başvuru ile Türkiye ilk kez Afganistan’ı da geride bırakarak Suriye’nin ardından en çok iltica başvurusu gelen ikinci ülke oldu.

İltica edenlerin sayısı artarken Almanya’nın başvurulara kabul oranı ise giderek azalıyor. Almanya Göç ve Mülteciler Dairesi (BAMF), bu sene Ocak-Temmuz döneminde Türk vatandaşlarının yaptığı başvuruların yüzde 15’ine onay verildiğini açıkladı. Bu oran geçen yıl yüzde 27,8, 2021’de de yüzde 37,2 olmuştu.

BAMF’ın verdiği bilgiye göre, 2021’de Türk vatandaşlarının yaptığı toplam 7 bin 67 iltica başvurusundan 3 bin 878’ini Kürtler oluşturdu. Geçen yıl Türkiye’den yapılan 23 binden fazla iltica başvurusunun 19 bin 500’ü, yani yüzde 81’den fazlası da yine Kürtler’den oluştu.

Bu yıl Ocak-Temmuz döneminde iltica etmek isteyen 23 binden fazla kişiden 19 bin 220’si de Alman makamlarına Kürt olduğunu beyan etti.

“Bekliyorduk”

Almanya’ya yapılan iltica başvurularını DW Türkçe’den Elmas Topçu‘ya değerlendiren Almanya Kürt Toplumu Genel Sekreteri Cahit Başar, “Pek çok kuruluş gibi biz de iktidarın seçimleri yeniden kazanması halinde ilticalarda artış bekliyorduk” dedi.

“Etnik ve dini azınlık mensupları ile demokratlar için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim zaferinin sadece hayal kırıklığı olmadığını, aynı zamanda daha çok baskı, kısıtlama ve takibat anlamına geldiğini” söyleyen Başar, “Kürtler ve Aleviler karşıtı ırkçılık uzun süredir toplum tarafından genel kabul gören bir gerçeklik. Türk ve Sünni olanın dışındaki her şey tehdit veya tehlike olarak görülüyor” şeklinde konuştu. Bütün bunların, insanların yaşadığı toprakları terk etmesi yönünde hissedikleri baskıyı daha da artırdığını savunan Başar, “6 Şubat depremleri, onlarca yıldır ihmal edilen Kürt illerindeki mevcut karamsarlığı daha da derinleştirdi” görüşünde.

Almanya’da ilticacılara yardım eden bir sivil toplum örgütü olan Pro Asly’ün Aşağı Saksonya Eyalet Yönetim Kurulu Üyesi ve avukat Dündar Kelloğlu da “Erdoğan’ı seçmeyen yüzde 50 şu dönem büyük bir depresyon içinde” ifadelerini kullandı. Almanya’ya gelen ve iltica edenler arasında bunu yoğun biçimde gözlemlediklerini söyleyen Kelloğlu sözlerini “Şu dönem hakim olan karamsar ve kötümser hava 1980 askeri darbesi sonrasında bile yoktu” şeklinde sürdürdü. Kelloğlu, mevcut siyasi duruma ve bununla bağlantılı ekonomik krize bakıldığında ilticaların daha da artmasının muhtemel olduğunu da sözlerine ekledi.

Almanya Bilim ve Siyaset Vakfı (SWP) uzmanlarından Dr. Yaşar Aydın da mevcut siyasi havaya ilaveten ekonomideki kötümser gidişatın yurt dışına çıkışlarda etkili olduğu kanısında. “Giderek artan ekonomik kriz yüzünden daha da çok şeyden vazgeçmek zorunda kalınacağını ve mevcut refahlarından daha da çok şey kaybedeceklerini görüyorlar” diyen Aydın, özellikle eğitimli kesimin geleceğe gün geçtikçe daha da kötümser baktığını, Türkiye’de kendisine güvenli bir yarın göremediği için ülkesini terkettiğini ve Almanya gibi ülkelere gittiğini dile getirdi.

Rekor ret

Türkiye, 2016’da yaşanan darbe girişimine kadar uzun yıllar Almanya’ya yapılan iltica başvurularında ortalama bin 500 ile geri sıralardaydı. Ancak 15 Temmuz darbe girişimi sonrası 2017’te başvurular katlanarak önce 8 bin 27’ye, 2018’de 10 bin 160’a, 2019’da da 10 bin 784’e yükseldi. Bu tarihlerde dikkat çeken ise iltica eden Türk vatandaşları arasında Türk olduğunu söyleyenlerin sayılarındaki rekor artış oldu. Avukat Kelloğlu, Türk olduğunu söyleyenlerin çoğunun Gülen Hareketi üyesi olmakla suçlananlar olduğu gözlemlediklerine dikkat çekti.

Ancak bu trend 2021’den itibaren tersine döndü ve iltica eden Türkiye vatandaşlarında Kürtlerin oranı, 90’lı yıllardaki gibi yine artış göstermeye başladı. Geçen yıl Kürt olduğunu belirtenlerin sayısı bir önceki yıla göre beş kattan fazla arttı.

Türk ve Kürt olduğunu beyan edenlerin başvurularının kabulune ilişkin makas da giderek açıldı. Almanya’ya 2021’de iltica edenken “Türküm” diyenlerin başvurularının yüzde 77’si kabul edilirken Kürt olduğunu söylenlerde bu oran sadece yüzde 10,7 oldu. Geçen yıl ise Türk olduğunu belirtenlerin başvurularının yüzde 73’üne yine onay verilirken Kürt olduğunu söyleyenlerde kabul oranı yüzde 8,2’ye düştü. Bu yılın ilk yedi ayında da “Türküm” diyen ilticacıların yüzde 59,8’ine olumlu cevap verildi, Kürtlere verilen kabul yanıtı ise neredeyse yarı yarıya azalarak yüzde 4,8 seviyesine indi.

“BAMF tutum değiştirdi”

Türkiye’den iltica başvurularına kabul oranlarının neden düştüğü sorusunu yönelttiğimiz BAMF yetkilileri ise “ilticanın tamamen bireysel bir olay olduğuna vurgu yaparak sığınmacıların geldikleri ülkelerdeki toplumsal ve siyasi gelişmeleri içeren raporların sık sık güncellendiğini ve bu raporlar sayesinde iltica başvurularının incelenip kabul veya ret verildiğini” aktardı. BAMF daha ayrıntılı bir açıklama yapmadı.

Türkiye’de temel hak ve özgürlükler ile yargı bağımsızlığı konularında iyileşme olmaksızın BAMF’ın Türkiye’ye yönelik değerlendirmesini değiştirdiğini düşünen Kelloğlu ise “Eskiden siyasi görüşü nedeniyle takibata uğrayan veya hakkında yakalama kararı olan kabul alırdı, şimdi sadece cezası kesinleşmişlere kalma hakkı veriliyor. Biri aranıyorsa veya davası sürüyorsa ret veriyorlar” dedi. Almanya Kürt Toplumu Genel Sekreteri Başar da BAMF’ın “iltica bireyseldir” değerlendirmesini “uydurulmuş bir hukuki kılıf” şeklinde eleştirdi.

27 yaşındaki kamu yönetimi mezunu Mustafa S. de kendine Türkiye’de bir gelecek görmeyenlerden. Diyarbakır doğumlu Mustafa S. de iki ay önce Sırbistan’a uçakla gelip sonrasında kara yoluyla Almanya geçmiş. Kaçakçıların bıraktığı Bavyera’da bir otoyol kenarında polise yakalanmış, ardından iltica başvurusu yapmış. “Tahir Elçi anmasına katıldım diye hakkımda soruşturma açıldı, meslekten men edildim, iş başvurularım sabıka kaydı yüzünden hep retle sonuçlandı. Yaşam hakkı yok, bitelim isteniyor” diyen Mustafa, şimdi bir mülteci yurdunda kalıyor. Mustafa, Almanca kursu için başvurduğunu, haftada iki kez mülteci yurdundaki diğer sığınmacılarla kurdukları ekiplerle futbol oynadıklarını, umutlarını kaybetmemek için de birbirilerini motive ettiklerini söylüyor.

Paylaşın

2023 Yılında Türkiye’den Almanya’ya İltica Başvuruları Yüzde 203 Arttı

2023 yılı Ocak – Temmuz ayları arasında Türkiye’den Almanya’ya 23 bin 846 iltica başvurusu yapıldı. Başvurular geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 202,9 arttı. Türkiye’den Almanya’ya yapılan iltica başvurularından şu ana dek 12 bin 174’ü karara bağlanırken, iltica başvurularında kabul oranı ise yüzde 15’e tekabül ediyor.

Almanya’ya iltica başvurularında Suriye başı çekiyor. Bu yılın ilk yedi ayında Suriye’den yapılan başvuruların sayısı 52 bin 690 olarak açıklandı. Suriye’yi 32 bin 826 ile Afganistan, 23 bin 846 ile Türkiye, 7 bin 113 başvuru ile İran ve 7 bin 167 başvuru ile Irak takip ediyor.

Almanya Federal Göç ve Mülteci Dairesi (BAMF) Temmuz ayına dair iltica başvuru rakamlarını açıkladı. Buna göre bu yılın ilk yedi ayında Almanya’ya yapılan iltica başvuruları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 78 artış kaydetti. Daire’ye sadece Temmuz ayında 23 bin 674 iltica başvurusu yapıldı. Geçen yılın Temmuz ayına göre ise bu rakam yüzde 79 fazla.

Ocak ayından Temmuz sonuna kadar yapılan iltica başvurularının toplam sayısı 188 bin 967 olarak açıklandı. Başvurularda Suriye, Afganistan ve Türkiye vatandaşları ilk sırada yer alıyor. En çarpıcı artış Türkiye’den yapılan başvurularda gözlendi.

Ocak-Temmuz ayları arasında Türkiye’den toplam 23 bin 846 iltica başvurusu yapıldı. Böylece geçen yılın aynı dönemine göre başvurular yüzde 202,9 arttı. Türkiye’den Almanya’ya yapılan iltica başvurularından şu ana dek 12 bin 174’ü karara bağlandı. BAMF’ın verilerine göre Türkiye’den iltica başvurularında kabul oranı yüzde 15’e tekabül ediyor.

En fazla başvuru Suriye’den

Almanya’ya iltica başvurularında Suriye başı çekiyor. Bu yılın ilk yedi ayında Suriye’den yapılan başvuruların sayısı 52 bin 690 olarak açıklandı. Suriye’yi 32 bin 826 ile Afganistan, 23 bin 846 ile Türkiye, 7 bin 113 başvuru ile İran ve 7 bin 167 başvuru ile Irak takip ediyor.

Federal Göç ve Mülteci Dairesi’nin yıllık raporuna göre 2022 yılında Almanya’da iltica başvurularında 70 bin 976 başvuruyla yine Suriyeliler ilk sıradaydı. İkinci sırada 36 bin 358 kişiyle Afganistan vatandaşları,üçüncü sırada ise 23 bin 938 kişiyle Türk vatandaşları yer almıştı. İltica başvurularında bu üç ülkeyi 15 bin 175 başvuruyla Irak ve 7 bin 963 başvuruyla Gürcistan takip etmişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İlkay Gündoğan, Almanya’da “Yılın Futbolcusu” Seçildi

İlkay Gündoğan, 1960 yılından bu yana Kicker dergisi tarafından düzenlenen ve spor gazetecilerinin oylarıyla belirlenen yılın futbolcusu ödülüne, aldığı 198 oyla layık görüldü. Oylamada ikinci sırayı 98 oyla, Werder Bremen ve Almanya Milli Takımı’nın golcüsü Niclas Füllkrug elde etti.

“Yılın Teknik Direktörü” unvanına layık görülen isim ise 1. FC Union Berlin takımını uzun yıllardır çalıştıran İsviçreli Urs Fischer oldu.

İngiltere’nin Manchester City takımı ile geçen sezon Şampiyonlar Ligi, Premier Lig ve FA Kupası’nı kazanan, Almanya Milli Takımı’nın Türk asıllı oyuncusu İlkay Gündoğan, kariyerinde ilk kez Almanya’da “Yılın Futbolcusu” seçildi.

2022/2023 sezonunun ardından, geçtiğimiz günlerde İspanya’nın köklü kulüplerinden FC Barcelona’ya transfer olan 32 yaşındaki futbolcu, 1960 yılından bu yana Kicker dergisi tarafından düzenlenen ve spor gazetecilerinin oylarıyla belirlenen yılın futbolcusu ödülüne, aldığı 198 oyla layık görüldü. Oylamada ikinci sırayı 98 oyla, Werder Bremen ve Almanya Milli Takımı’nın golcüsü Niclas Füllkrug elde etti.

“Almanya’da Yılın Futbolcusu” olduğunu öğrendikten sonra açıklamalarda bulunan Gündoğan, “sıkı çalışmanın karşılığında aldığı ödülün”, “çok ama çok güzel bir takdir” olduğunu dile getirdi.

“Esasında takımla kazanılan kupaların çok daha önemli başarılar” olduğunu ifade eden Gündoğan, “Ancak yılın futbolcusu seçimlerini geçen yıllarda hep takip ettim ve tabii ki, ‘Ben de bir gün seçilsem muhteşem olurdu’ diye düşündüm” dedi.

Kaptanlığını yaptığı Manchester City ile kusursuz bir sezon geçiren ve çıktığı 51 resmi maçta toplam 18 gol ve asist katkısı yapan Gündoğan’ın, önümüzdeki yıl Almanya’nın ev sahipliğinde yapılacak olan 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda, Alman Milli Takımı’nın en önemli kozlarından biri olması bekleniyor.

Gündoğan’ın Milli Takım’dan arkadaşı olan Bayern Münihli Leroy Sane de bu ödülü sonuna kadar hak ettiğini dile getirdiği tecrübeli oyuncunun bu sezonki performansının, “inanılmaz” olduğunu vurguladı.

“Onun adına, Almanya’da da artık hak ettiği saygıyı gördüğü için seviniyorum” diyen Sane, İlkay Gündoğan’ın aslında biraz “içine kapanık, utangaç” biri olduğunu ve “çok göz önünde olmayı sevmediğini” ancak diğer yandan da “geçmiş yıllarda birçok şeyi doğru yaptığını ve birçok şeyin de iyi gittiğini anlayacak kadar akıllı olduğunu” ifade etti.

Urs Fischer, Yılın Teknik Direktörü

Almanya’da spor basını temsilcilerinin oylarıyla “Yılın Teknik Direktörü” unvanına layık görülen isim ise 1. FC Union Berlin takımını uzun yıllardır çalıştıran İsviçreli Urs Fischer oldu.

Mütevazı bir kadroya sahip takımı ile Bundesliga sezonunu, Bayern Münih, Borussia Dortmund ve RB Leipzig takımlarının ardından dördüncü sırada bitiren ve başkent ekibinin, tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi’ne katılacak olmasını sağlayan Fischer, 293 oy ile açık ara birinci oldu.

Bu kategoride ikinci sırayı 63 oy ile Heidenheim takımının teknik direktörü Frank Schmidt, üçüncü sırayı ise 62 oy ile, geçen sene “Yılın Teknik Direktörü” seçilen Christian Streich elde etti.

Union Berlin’in teknik direktörü Urs Fischer de sonuçların açıklanmasının ardından yaptığı konuşmada, “Tabii ki gururluyum ancak bunu asla tek başına başaramazsın. Böyle bir ödülün ardında hep bir takım, bir kulüp vardır. Sonunda bu tip bir onurlandırma ile karşı karşıya iseniz, bunların hepsi size yardım etmiştir” dedi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

G7’den Ukrayna’ya Güvenlik Garantisi; Rusya Ve İran’dan Tepki

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Almanya, Japonya, Fransa, Kanada, İtalya ve İngiltere’den oluşan G7, Ukrayna’ya uzun vadeli güvenlik garantileri öngören bir ortak deklarasyon yayınladı.

Haber Merkezi / Deklarasyona Rusya ve İran’dan tepki geldi. Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov deklarasyonla ilgili olarak atılan adımı “aşırı derecede büyük bir hata ve potansiyel olarak oldukça tehlikeli” olarak değerlendirdiklerini duyururken, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney Batı ülkelerini Ukraynalıların hayatlarını tehlikeye atmakla suçladı.

G7 deklarasyonunda, “Her birimiz, Ukrayna ile uzun vadeli güvenlik taahhütleri üzerinde çalışacağız” denilerek Ukrayna’nın NATO müttefikleriyle ihtiyaçları konusunda ikili görüşmeler yürütmesinin önü açıldı.

Bunlar arasında kara, hava ve deniz alanlarında güvenlik yardımı ve modern askeri teçhizat sağlanması, hava savunması, topçu ve uzun menzilli silahlar, zırhlı araçlar ve hava muharebesi gibi diğer temel yeteneklerin arttırılması yer aldı.

Ayrıca Ukrayna’nın endüstriyel altyapısının kalkınmasına destek, Ukrayna güçlerinin eğitimi ve eğitim tatbikatları, istihbarat paylaşımı ve işbirliği, siber savunma, güvenlik, güçlenme girişimleri, hibrid tehditlerle mücadele, yeniden yapılandırma ve ayağa kaldırma çalışmalarıyla Ukrayna’nın ekonomik istikrarını ve dayanıklılığını arttırma, Ukrayna ekonomisinin refahını ve enerji güvenliğini sağlayacak koşulları oluşturma yer alıyor.

Rusya’nın açtığı savaştan kaynaklanan ihtiyaçları karşılayacak teknik ve mali desteğin sağlanması, Kiev’in Avrupa-Atlantik hedeflerine ulaşması için gerekli yönetim reformlarının etkili şekilde uygulanmasını sağlamak için destek sözü de verildi.

Metinde, “Gelecekte Rusya tarafından düzenlenecek bir silahlı saldırıda derhal Ukrayna ile görüşülerek uygun adımlar belirlenecek” denildi. Ayrıca deklarasyonda Rusya’ya ekonomik ve diğer yaptırımların uygulanması ve Ukrayna ile BM Sözleşmesi’nin 51’inci maddesi çerçevesinde kendini savunma hakkını kullanırken doğacak ihtiyaçları için görüşmeler yapılması yer aldı.

Bu kapsamda, “Ukrayna ile topraklarını bir kez daha savunma zorunda kalması durumunda güvenlik garantileri ve düzenlemeleri paketi üzerinde çalışacağız” denildi. Bunlara ek olarak Rusya’dan yaptırımlar ve ihracat kısıtlamalarıyla hesap sorulmaya devam edeceği belirtildi, savaş suçlularının ve Ukrayna’ya karşı işlenen hassas sivil altyapıya saldırı gibi uluslararası suçların hesabının sorulmaya devam edeceği kaydedildi.

“Savaş suçları cezasız kalamaz” denilen deklarasyonda “Sorumluların uluslararası hukuka uygun şekilde cezalandırılmasına olan bağlılığımızı yineliyoruz. Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi mekanizmaların çalışmalarına desteği sürdüreceğiz” ifadeleri kullanıldı.

Öte yandan Rusya’nın Ukrayna’da neden olduğu zararı karşılayıncaya kadar mal varlıkları üstündeki kısıtlamaların süreceği belirtildi. Rus saldırganlığının neden olduğu zarar, kayıp veya yaralanmaların tazminine yönelik uluslararası bir mekanizmanın kurulması gereğine vurgu yapılan açıklamada uygun mekanizmaların geliştirilmesi için çalışılacağı belirtildi.

Ukrayna’dan beklentiler

Deklarasyonda Ukrayna’dan beklentiler de yer aldı.

Bunlar, “Ortakların güvenliğine pozitif katkı sağlamak ve ortakların desteğiyle şeffaflıkla hesapverirlik ölçütlerini güçlendirmek, ordunun demokratik sivil kontrolunu güçlendirmek ve Ukrayna’nın savunma kurumları ve sanayisinde verimliliği ve şeffaflığı arttıracak savunma reformları ve modernizasyonda ilerleme sağlamak” olarak sıralandı.

Metinde “Bu çaba, Ukrayna gelecekte Avrupa-Atlantik topluluğuna üyelik yolunda ilerlemeye devam ederken ileriye götürülecektir” denildi.

“Rusya’nın güvenliği ihlal ediliyor”

Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov deklarasyonla ilgili olarak atılan adımı “aşırı derecede büyük bir hata ve potansiyel olarak oldukça tehlikeli” olarak değerlendirdiklerini duyurdu. Peskov, “Ukrayna’ya güvenlik garantileri vererek Rusya’nın güvenliğini ihlal etmiş oluyorlar” dedi. Batı’nın “bilgelik göstereceğine” dair umutlarını koruduklarını belirten Peskov, bunun olmaması halinde Avrupa ülkelerinin “çok uzun yıllar boyunca daha da tehlikeli” hale geleceğini söyledi.

“Silah şirketleri ceplerini dolduruyor”

G7 ülkelerine bir tepki de İran’dan geldi. İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney Batı ülkelerini Ukraynalıların hayatlarını tehlikeye atmakla suçladı. Batılı ülkelerin “Ukrayna halkını cepheye sürerek Amerikan silah şirketlerinin ceplerini doldurduğunu” belirten Hamaney, Batı ülkelerinin “yağmacı” ve “sömürgeci” güdülerinin Ukraynalıları savaşmaya ve Batı silah üretim ve satış şirketlerinin çıkarlarına hizmet için ölmeye ittiğini ileri sürdü.

“Güvenlik zaferiyle dönüyoruz”

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise deklarasyonu ülkesi açısından “anlamlı bir güvenlik zaferi” olarak niteledi. Zelenskiy, “Ukrayna delegasyonu evine Ukrayna için, ülkemiz için, halkımız için, çocuklarımız için anlamlı bir güvenlik zaferi götürüyor” ifadelerini kullandı.

“Varlığımızı sürdüreceğiz”

ABD Başkanı Joe Biden da G7 deklarasyonuyla ilgili olarak, “Bunun, Ukrayna’ya olan bağlılığımızı ifade eden güçlü bir açıklama olduğunu düşünüyorum. (Ukrayna) bugün özgürlüğünü savunurken geleceğini de yeniden kuruyor. Ne kadar sürerse sürsün yanında olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Batılı ülkeler şimdiye kadar Ukrayna kara kuvvetlerini modern silahlarla teçhizatlandırmış ancak Rusya ile savaş halindeki ülkeye savaş jeti ya da savaş gemisi tedariğinde bulunmamıştı.

Paylaşın

Ukrayna’nın NATO Üyeliği: Almanya “Şu An İçin” Karşı

Ukrayna’nın yakın gelecekte NATO üyesi olmayacağını belirten ifadeler kullanan Almanya Başbakanı Olaf Scholz, verdiği bir röportajda Ukrayna’nın NATO üyeliği ile ilgili sorulan soruya, “Bunun öngörülebilir gelecekte olmayacağı herkes için açık” şeklinde cevap verdi.

Olaf Scholz, Ukrayna’nın şu anda NATO üyeliği kriterlerini karşılamadığını belirterek, NATO’nun odak noktasının sadece Ukrayna’ya destek ve savunma yetenekleri sağlamak olduğunu belirtti ve “Savaş sonrası, hangi güvenlik garantilerinin sağlanabileceğini tartışmamız gerekeceği açık. Ancak hala bundan çok uzağız” açıklamasında bulundu.

Olaf Scholz, Vilnius’ta Ukrayna’nın savaş kabiliyetinin güçlendirilmesi gibi önceliklere odaklanılması gerektiğini savunacağını dile getirdi.

VOA Türkçe’den Cem Dalaman’ın haberine göre; Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yarın başlayacak NATO Liderler Zirvesi’nde, İsveç’in NATO üyeliği konusunun yanı sıra, Ukrayna’nın da yeni müttefik olma talebinin gündeme gelmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Konu, geçen hafta Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski ile İstanbul’da bir araya gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ukrayna’nın NATO üyeliğini hak ettiğini söylemesiyle yeni bir ivme kazanırken, Zelenski de NATO’yu Ukrayna’nın üyeliği konusunda “olumlu bir siyasi karar almaya” davet etti.

Ukrayna’nın isteği konusunda Almanya’nın tavrının ne olacağı sorusu ise tartışmalara neden oluyor.

İngiliz Daily Telegraph gazetesinde, NATO çevrelerinden ismini vermek istemeyen üst düzey bir kaynağa dayandırılan haberde, Almanya’nın zirvede Ukrayna’nın NATO üyeliğinin ertelenmesini savunacağı bildirildi. Haber, “Rusya’nın savaşı büyütmesinden endişe eden Almanya Ukrayna’nın NATO üyeliğini engellemeye hazırlanıyor” başlığıyla duyuruldu.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dimitri Kuleba ise, Alman hükümetini ülkesinin NATO üyeliğini engellememesi konusunda açıkça uyaran bir açıklamayla tartışmaları kızıştırdı. “Mevcut Alman hükümeti, eski Başbakan Angela Merkel’in 2008 yılında Ukrayna’nın NATO üyeliğine yönelik her türlü ilerlemeye şiddetle direnerek yaptığı hatayı tekrarlamamalıdır” diyen Kuleba, o zamanki Alman tutumunun Rusya’nın 2008’de Gürcistan’a saldırmasına ve 2014’te Kırım Yarımadası’nı ilhak etmesine kapı açtığını savundu.

Scholz: “Savaş devam ederken üyelik olmaz”

Berlin’den gelen sinyaller ise Almanya’nın Ukrayna’nın üyeliğine sıcak bakmadığı konusundaki tahminleri netleştirdi.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz son zamanlarda yaptığı açıklamalarda, Ukrayna’nın yakın gelecekte NATO üyesi olmayacağını belirten ifadeler kullandı. Scholz verdiği bir röportajda Ukrayna’nın NATO üyeliği ile ilgili sorulan soruya, “Bunun öngörülebilir gelecekte olmayacağı herkes için açık” şeklinde cevap verdi.

Başbakan, Ukrayna’nın şu anda NATO üyeliği kriterlerini karşılamadığını belirterek, NATO’nun odak noktasının sadece Ukrayna’ya destek ve savunma yetenekleri sağlamak olduğunu belirtti ve “Savaş sonrası, hangi güvenlik garantilerinin sağlanabileceğini tartışmamız gerekeceği açık. Ancak hala bundan çok uzağız” açıklamasında bulundu. Almanya Başbakanı, Vilnius’ta Ukrayna’nın savaş kabiliyetinin güçlendirilmesi gibi önceliklere odaklanılması gerektiğini savunacağını dile getirdi.

Hükümette koalisyon ortaklarından Yeşiller Partisi’nin de benzer bir çizgi izlediği belirlendi. Yeşiller’den Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock bundan kısa bir süre önce, Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken Ukrayna’nın NATO üyeliğinden söz edilemeyeceğini söyledi. Baerbock da, savaş sonrası dönemde üyeliğin gündeme gelebileceği yönünde mesaj verdi.

“Savaştan bittikten sonra Ukrayna üye olsun” görüşü

Dünyanın en önemli güvenlik zirvesi olarak tanımlanan ve geleneksel olarak her yıl Şubat ayında yapılan Münih Güvenlik Konferansı’nın başkanı Christoph Heusgen ise, Ukrayna’nın mümkün olan en erken tarihte NATO’ya üye olması gerektiğini ve ülkenin savaş uçaklarıyla da desteklenmesini savundu.

Heusgen, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın mevcut aşamasında ülkeyi üye olarak kabul etmenin söz konusu olmadığını, zira bunun Kuzey Atlantik Antlaşması’nın beşinci maddesi uyarınca karşılıklı yardım yükümlülüğü yoluyla NATO’yu doğrudan savaşın içine çekeceğini söyledi. Heusgen bu açıdan Vilnius’ta başlayacak olan NATO zirvesinde, “Ukrayna’nın NATO ailesine ait olduğu” mesajının verilmesini istedi.

Bu arada Almanya’da yapılan bir ankete göre, halkın yüzde 42’si, Ukrayna’nın NATO’ya savaş bittikten sonra katılmasından yana olduğunu dile getirdi. “YouGov” adlı anket firması tarafından yapılan kamuoyu araştırmasına göre, katılımcıların yüzde 13’ü Ukrayna’nın bir an önce NATO üyesi olması gerektiğini belirtirken, yüzde 29’u ise buna tamamen karşı olduğunu ifade etti.

Paylaşın

Almanya’da Her İki Kişiden Biri Müslümanlara Yönelik Düşmanca Söylemleri Onaylıyor

Almanya’da 9 kişilik “Müslüman Düşmanlığı Bağımsız Uzman Grubu”nun hazırladığı rapora göre, ülkede her iki kişiden biri Müslümanlara yönelik düşmanca söylemlere onay veriyor.

Rapora göre, Müslüman düşmanlığı ile Müslüman ülkelerden gelmiş kişilerin hanesine yazılan genellemeler, değişmesi imkansız olarak görülen yakıştırmalar, geri kalmış bir toplum imaji ve çoğunluk toplumu için tehdit oluşturduklarına ilişkin yargılar ve iddialar kastediliyor.

Bilinçsiz şekilde oluşmuş izlenim, yanlış bilgiler, genelleştirilmiş korkular ve Müslümanlara yönelik yapısal dezavantajlar da raporu sunan uzmanlara göre toplumu bölünmeye götürüyor. Araştırmayı yürütürken uzmanların aşırı sağcı ideolojilerle Müslüman ve Yahudi düşmanlığı arasında da bağ saptadığının altı çiziliyor.

Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, raporun sonuçlarına ilişkin yaptığı açıklamada, “Müslümanların yaşamı elbette Almanya’nın bir parçası. Bizler, çok kültürlü toplumumuzdaki bütün insanların eşit fırsatlara ve haklara sahip olmasını istiyoruz. Bu iddia ile yola çıkmış bizler için hazırlanan bu ilk kapsamlı raporun sonuçları oldukça acı” değerlendirmesinde bulundu.

Almanya’da sonuçları bugün açıklanan, federal hükümetin inisiyatifi ile kurulan Müslüman Düşmanlığı Bağımsız Bilirkişi Heyeti’nin (UEM) raporuna göre, ülkede her iki kişiden biri Müslümanlara yönelik düşmanca söylemlere onay veriyor.

Rapora göre, bir dini cemaate açıktan üye olanlar ile giysisi itibarı ile Müslüman olduğu anlaşılan kişiler, Müslüman düşmanı tutumdan en fazla muzdarip olan kesimi oluşturuyor. Özellikle başörtülü kadınların, yoğun bir şekilde düşmanca tutumla karşılaştıkları bildirilirken erkeklerin ise kendilerine yönelik saldırganlık ve şiddet eğilimine artan şekilde maruz kaldıkları raporda ifade ediliyor.

Rapora göre, Almanca medyada İslam konusundaki haberlerde genelde tek taraflılık dikkat çekerken yapılan haberlerin de genellikle olumsuzluk içeren çatışma ve sorunları işleyenler olduğu belirtiliyor.

İnternet ve sosyal medyada ise İslam dini bağlantılı tartışmaların daha da çarpıcı boyuta ulaştığı kaydedildi.

Uzmanların raporda sorunlu gördükleri bir diğer nokta da Almanca film yapımlarında. Orada incelenen filmlerin neredeyse yüzde 90’ında İslam ve Müslümanların olumsuz bağlamda ele alındığına işaret ediliyor. Raporda, “Filmler, terör saldırıları, radikalleşme, savaş ve kadınlara yönelik hikayeler etrafında dönüyor” tespiti yapılıyor.

Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, raporun sonuçlarının sunulması sonrasında yaptığı açıklamada, “Müslümanların yaşamı elbette Almanya’nın bir parçası. Bizler, çok kültürlü toplumumuzdaki bütün insanların eşit fırsatlara ve haklara sahip olmasını istiyoruz. Bu iddia ile yola çıkmış bizler için hazırlanan bu ilk kapsamlı raporun sonuçları oldukça acı” değerlendirmesinde bulundu.

Sosyal Demokrat Parti (SPD) üyesi Faeser, Müslüman ülkelerden gelmiş ve Almanya’da yaşayan 5 milyon 500 bin civarındaki göçmen kökenlinin günlük hayatında dışlanma ve ayrımcılık, hatta nefret ve şiddet yaşadığını da hatırlatarak bunların görünür kılınması ve yaygın önyargılara karşı bilincin artırılması gerektiğine de işaret etti.

Çalışmayı yürüten uzmanlar ise başka alanlarda da olduğu gibi, Alman hükümetinin, Müslüman düşmanlığı ile mücadele konusunda da bağımsız bir uzmanlar konseyi kurmasını ve Alman hükümetinin Müslüman düşmanlığıyla mücadele amacıyla resmi bir sorumlu atamasını da talep ediyor. Rapor, Müslüman ülkelerden gelmiş 5 miyon 500 bin kişinin yaşadığı Almanya’da yapılan bu tarzda yürütülmüş en kapsamlı ilk resmi çalışma olma özelliğine sahip.

Peki Müslüman düşmanlığı ile ne kastediliyor?

Rapora göre, Müslüman düşmanlığı ile Müslüman ülkelerden gelmiş kişilerin hanesine yazılan genellemeler, değişmesi imkansız olarak görülen yakıştırmalar, geri kalmış bir toplum imaji ve çoğunluk toplumu için tehdit oluşturduklarına ilişkin yargılar ve iddialar kastediliyor. Bilinçsiz şekilde oluşmuş izlenim, yanlış bilgiler, genelleştirilmiş korkular ve Müslümanlara yönelik yapısal dezavantajlar da raporu sunan uzmanlara göre toplumu bölünmeye götürüyor. Araştırmayı yürütürken uzmanların aşırı sağcı ideolojilerle Müslüman ve Yahudi düşmanlığı arasında da bağ saptadığının altı çiziliyor.

Çalışmayı yürüten ve raporu hazırlayan uzmanların tavsiyeleri arasında Müslüman düşmanı vakaların bildirildiği ve dökümünün yapıldığı merkezler açılması ve bu konuda verilen danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması da yer alıyor.

İlaveten uzmanlar, federal sisteme sahip olan Almanya’da eğitimden sorumlu olan eyaletlerin bakanlarının müfredatları ve okul kitaplarını elden geçirerek siyasi eğitim alanında da Müslüman düşmanlığının da başlı başına bir konu olarak işlenmesini tavsiye ediyor.

Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların da Müslüman düşmanlığı konusuna hassaslaştırılmaları, kurumsal ırkçılıkla mücadele kapsamında bu yönde adımlar atılması da öneriliyor.

UEM Hanau saldırı sonrası kuruldu

Almanya İçişleri Bakanlığı, raporun bilimsel araştırmalar temelinde ülkedeki Müslüman düşmanlığı konusundaki durumu özetlediğini belirtirken, bunun için emniyet kayıtlarına geçen Müslüman karşıtı olayların, ayrımcılıkla mücadele dairelerine yansıyan İslam düşmanı vakaların ve sivil toplum kuruluşlarının danışma merkezlerine gelenlerin aktardığı tecrübelere dair verilere dayandığı vurgulandı.

Eldeki veri ve araştırmalarla Müslümanlara ve İslam dinine dair algıyı ve düşmanlığı inceleyen bilirkişi heyeti (UEM) 19 Şubat 2020’de Hessen eyaleti sınırları içinde yer alan Hanau kentinde düzenlenen ve aralarında Türkiye kökenli göçmenlerin de bulunduğu dokuz kişinin katledildiği ırkçı saldırı sonrasında gündeme geldi.

Aynı yılın sonbaharında da bir önceki hükümetin İçişleri Bakanı olan, Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) üyesi Horst Seehofer tarafından Eylül 2020’de kuruldu. Bilim insanları ile farklı kuruluş temsilcilerinden oluşan 12 kişilik bağımsız heyet, hazırladıkları raporun Almanya’daki bütün kurum, kuruluş, organizasyon ve kişilere yönelik olduğunu vurguluyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Stefan Kuntz İçin “Almanya Milli Takımı” İddiası

19 Eylül 2021 yılında Türkiye A Milli Futbol Takımı’nın başına geçen Stefan Kuntz için Almanya Milli Takımı iddiası gündeme geldi. Kuntz’un Almanya’da olası bir görev değişimi durumunda; 3 aday olduğu öne sürüldü.

İddiaya göre, tefan Kuntz, Julian Nagelsmann ve Oliver Glasner göreve getirilmesi muhtemel isimler olarak görülüyor. Kuntz, daha önce Almanya 21 Yaş Altı Milli Takımı’nı çalıştırmıştı.

EURO 2026’ya ev sahipliği yapacak Almanya’da Uluslar Ligi sonrası hazırlık maçlarında da alınan sonuçlar federasyonda memnuniyetsizlik yarattı. Haziran ayında son milli arada 3 maça çıkan Almanya; Ukrayna ile 3-3 berabere kalırken Polonya ve Kolombiya’ya mağlup oldu.

NTV Spor’un Bild gazetesinden aktardığına göre bu sebeple Almanya Milli Takımı’nın başındaki Hansi Flick’in geleceği tartışılıyor. Almanya’da olası bir görev değişimi durumunda; 3 aday olduğu yazıldı. Buna göre Stefan Kuntz, Julian Nagelsmann ve Oliver Glasner göreve getirilmesi muhtemel isimler olarak görülüyor. Kuntz, daha önce Almanya 21 Yaş Altı Milli Takımı’nı çalıştırmıştı.

Stefan Kuntz’un teknik direktörlük kariyeri

1999’da futbolu bırakan Kuntz, 15 Kasım 1999’da ilk takımı Borussia Neunkirchen tarafından takımın başına getirildi. Sezon sonunda 4. seviye lig olan Oberliga Südwest’te grup birincisi olmayı başardılar ancak play-off’ları geçemeyerek bir üst lig olan Regionalliga’ya çıkamadılar.

2000’de 2. Bundesliga’dan yerel lig Regionalliga Süd’e düşen Karlsruher SC takımının başına geçti. 34 maçta 17 galibiyet 10 beraberlik ve 7 mağlubiyet ile lig şampiyonu olarak 2. Bundesliga’ya geri döndüler. 2000-2001 sezonunda ise işler çok parlak gitmedi Karlsruher, son hafta aldığı galibiyetle düşmekten kurtuldu. Yönetim, Kuntz’la devam etme kararı alsa da takım 6 haftada sadece 2 beraberlik alıp, lig sonuna demir atınca Kuntz ile yollar ayrıldı.

Aynı sezonun 27. haftası öncesi Kuntz, ine 2. Bundesliga’da oynayan ve 17. sırada bulunan SV Waldhof Mannheim takımının başına getirildi. 8 maçta sadece 1 galibiyet 2 beraberlik alabilen ekip, sezon sonunda lig sonuncusu olarak küme düştü. Kuntz 2003-04 sezonunda yine 2. Bundesliga ekiplerinden LR Ahlen ile anlaştı. Ancak 12 haftada 3 galibiyet, 1 beraberlik ve 8 mağlubiyet alan takım lig sonunculuğundan kurtulamayınca Kuntz ile yollar ayrıldı.

Teknik direktörlük kariyerine son veren Kuntz 2005-2006’da Regionnalliga takımı TuS Koblenz’de sportif direktör olarak çalışmaya başladı. Takım lig ikincisi olup, elemelerde başarılı olarak 2. Bundesliga’ya çıkma başarısını gösterdi. Kuntz, 2006’da eski takımı Bochum’a da aynı görev ile geldi. 2008’e dek bu görevini sürdürdü.

8 Nisan 2008’de Kuntz, daha da farklı bir yetki üstlenmeye karar verdi ve K’lautern’in başkanı oldu. 2009-10 sezonu sonunda 2. Bundesliga birincisi olarak Bundesliga’ya geri dönme hakkını kazandı.

Ağustos 2016’da uzun bir süre boyunca Almanya 21 yaş altı millî futbol takımıni yöneten Horst Hrubesch’in yerine millî takımın başına getirildi. O zaman kadar bütün maçlarını kazanmış olan Almanya U-21 ile son üç maçı da kazanıp 2017 UEFA Avrupa 21 Yaş Altı Futbol Şampiyonası’na katılma hakkı kazandı. Finale çıkan Almanya, finalde İspanya’yı 1-0 yendi. Böylece Kuntz, Almanya U-21’e tarihindeki ikinci Almanya şampiyonluğunu yaşattı.

17 Eylül 2021’de Almanya Futbol Federasyonu, Türkiye ile görüşen Kuntz’un önünü açmak için sözleşmesinin feshedildiğini açıkladı.19 Eylül 2021’de Türkiye millî futbol takımı’nın başına geçti. Kuntz yönetimindeki ilk maçta Türkiye, 2022 Dünya Kupası Elemeleri’nde Norveç ile 1-1 berabere kaldı. Ardından Letonya, Cebelitarık, Karadağ maçlarını kazandı ve playoff turuna katıldı. Kuntz yönetimindeki millî takım, Playoff turunun yarı finalinde Portekiz’e 3-1 yenildi ve Dünya Kupası’na katılamadı.

2022-23 UEFA Uluslar C Ligi’nde mücadele eden Türkiye, Kuntz yönetiminde Faroe Adaları, Litvanya, Lüksemburg ve tekrar Litvanya ile oynadığı 4 maçı da kazandı.[4] Üç aylık aranın ardından 22 Eylül’de, Lüksemburg ile oynanan rövanş maçında 3-3 berabere kalındı ve Türkiye, UEFA Uluslar B Ligi’ne yükseldi. Ligdeki son maçında Faroe Adaları’na 2-1 kaybeden Türkiye ve Kuntz, eleştirilerin odağı oldu.

Paylaşın

Almanya Başbakanı Scholz’dan Erdoğan’a: İsveç’in NATO Üyelik Yolunu Açın

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, parlamentoda yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenerek, “Zirve masasında yeni üye olarak Finlandiya’nın yanında İsveç’in de oturması gerektiğine inanıyorum” dedi ve ekledi:

“Ve yeniden Türkiye’nin Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan’a, geçen yıl hep birlikte karar verdiğimiz şekilde bunun yolunu açması için çağrıda bulunuyorum.”

11-12 Temmuz’da Litvanya’nın Vilnius kentinde yapılacak olan NATO Zirvesi’nde ittifakın Ukrayna’nın savunma kapasitesinin güçlendirmesi gerektiğini vurgulayan Olaf Scholz, ülkesinin savunma harcamalarını arttırma sözünü tekrarladı.

“Federal ordunun nihayet ihtiyaç duyduğu teçhizata kavuşmasını sağlayacağız” diyen Scholz, ülkesinin önümüzdeki yıldan itibaren NATO’nun tavsiye ettiği üzere gayrisafi milli hasılasının yüzde 2’sini askeri harcamalara ayırma hedefini başaracağını belirtti.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüşen ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, “yaklaşan NATO zirvesi, İsveç’in katılım süreci, savunma işbirliği, enerji ve ekonomik işbirliği gibi” iki ülkenin ele alması gereken çok sayıda konu olduğunu dile getirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Matthew Miller ise Blinken’ın, İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesi için Türkiye’yi teşvik ettiğini açıkladı. Miller ayrıca Blinken’ın Türkiye’nin Ukrayna’ya tahıl koridoru anlaşması için verdiği desteği takdir ettiğini söyledi.

Reuters’ın haberine göre Blinken geçen ay da Türkiye’ye İsveç’in NATO üyeliğini onaylaması için çağrıda bulunmuştu.

İsveç’in NATO’ya katılım protokollerini Türkiye’nin yanısıra Macaristan da henüz onaylamış değil. ABD ve Batı ülkeleri 11-12 Temmuz’da Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılacak NATO zirvesi öncesi, Türkiye’den İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesini bekliyor.

İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billstrom ise ayrıca dün yaptığı açıklamada Stockholm’un Ankara ile yapılan anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirdığini ve Türkiye parlamentosunun İsveç’in NATO’ya üyelik teklifini onaylama zamanının geldiğini söyledi.

Reuters haber ajansına konuşan Billstrom, “Bizden bekleneni yerine getirdiğimiz kanısındayız, şimdi Türkiye’de parlamentonun onaylama sürecini başlatma zamanı geldi” dedi.

Billstrom, İsveç’in Temmuz ortasında Litvanya’da düzenlenecek olan NATO konferansından önce üye olacağı konusunda ümitli olduğunu belirtti ve bir “B planının” bulunmadığını ekledi.

Türkiye, İsveç’in terörist olarak tanımladığı grupların üyelerine ev sahipliği yaptığını ve bazı isimlerin iadesini istiyor. İsveç ise Türkiye ile Madrid’de imzaladıkları üçlü mutabakat kapsamında, kısa sürede yeni bir yasa çıkararak terör gruplarını finanse etmeyi veya desteklemeyi zorlaştırdığını öne sürüyor.

İsveç ve Finlandiya geçen yıl başlayan Rusya’nın Ukrayna işgali sonrası NATO’ya üyelik başvurusunda bulunmuştu. Finlandiya, Nisan ayında NATO’ya katılırken, İsveç’in üyeliği Türkiye ve Macaristan’ın itirazları nedeniyle onaylanmadı.

Türkiye ve Macaristan’ın İsveç’in ittifaka katılımını 11-12 Temmuz’da Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenecek NATO Liderler Zirvesi öncesi onaylaması bekleniyor.

Paylaşın