Kulis: Altılı Masada 3 Ayrı Senaryo Çalışılıyor

Parlamenter sisteme geçiş konusunda anlaşan altı muhalefet partisinin önünde iki kritik başlık bulunuyor. Birincisi ortak cumhurbaşkanı adayı belirlemek. İkincisi seçimi kazanmaları durumunda yürüyecekleri yol haritasını bugünden oluşturmak. Seçim takvimi açıklandığında toplumun karşısına da 6 genel başkanın imza atacağı bir protokolle çıkmayı hedefliyorlar.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre aday belirleme sürecini sonbahara bırakan liderler geçiş sürecinin yol haritası içinse hummalı bir çalışma yürütüyor. Bu çalışma şimdilik partilerin kendi mutfağında sürse de temelde 3 ayrı senaryo üzerinde fikir yürütülüyor.

Geçiş süreci çalışmasını ‘en önemli konu’ olarak nitelendiren partiler var olan sistemden güçlendirilmiş parlamenter sisteme hangi takvim ile geçileceğini çalışıyor. Bu çalışma farklı senaryolara göre seçenekli olarak yürütülüyor. Çünkü geçiş sürecinin takviminde Meclis’te elde edilecek çoğunluk belirleyici olacak. İşte burada 3 senaryo çalışılıyor.

İlk senaryo muhalefetin seçim sonrası parlamentoda 400 milletvekili kazanması. Bu durumda partiler hızlı bir anayasa değişikliği sürecini işletebilir.

İkinci senaryoda 360 milletvekili çıkarılması durumunda da anayasa değişikliğinin referanduma sunulmasının önü açılıyor. Ancak anketler parlamenter sisteme geçişi öngören partilerin anayasa değişikliği yapacak bir güçle Meclis’e gireceğini şimdilik göstermiyor.

O nedenle üçüncü senaryo da (anketlere göre 340 milletvekili çıkarma potansiyeli var) Meclis’te 301 milletvekili kazanılması durumuna göre hazırlanıyor.

Parlamenter sisteme geçişi öngören partilerin 301 ve üzerinde milletvekili çıkarması Meclis Başkanlığı seçiminin ve komisyonlarda çoğunluğun alınması demek. Bu da istenen kanunların rahatlıkla Meclis’ten çıkarılmasına imkân tanıyor. Kanun yapma çoğunluğuna sahip olunduğunda birçok alanda düzenleme yapmak için sorun kalmayacağı ifade ediliyor.

‘AK Parti’nin muhalefet edeceğini düşünmüyoruz’

Meclis kanun yapabilecek ama parlamenter sistem için anayasa değişikliği yapacak çoğunluk olmadığında partilerin bu vaadi ne olacak? Başta CHP ve İYİ Parti olmak üzere Altılı Masa’daki birçok parti iktidar olmaları durumunda, muhalefete düşecek AKP ve MHP’nin de anayasa değişikliğine sıcak bakacağını düşünüyor.

CHP’de “İktidara gelirsek güçlendirilmiş parlamenter sistem konusunda AK Parti’nin muhalefet edeceğini düşünmüyoruz. Bu konuda sunulacak Anayasa değişikliğine destek vereceklerdir. Çünkü AK Partili milletvekilleri de siyaset yapmak istiyor” değerlendirmesi yapılıyor.

Paylaşın

Altılı Masada Gerginlik Aşıldı: Gelecek Partisi Ve DEVA Partisi Barıştı

Yakız zamanda Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu ile DEVA Partisi arasında yaşanan bildirge sorunu, “altılı masa dağılıyor mu?” iddialarını gündeme getirmişti. Sorun, CHP’nin devreye girmesiyle çözüldü.

İktidarın Seçim Yasası’nda yaptığı değişikliğin ardından 6’lı masada yaşanan sorunlar aşılıyor.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile DEVA Partisi arasında yaşanan bildirge sorunu çözümlendi. CHP üst yönetiminin devreye girmesiyle sükunetin sağlandığı öğrenildi.

AKP ve MHP’nin Seçim Yasası’nda yaptığı değişikliğin ardından 6’lı masadaki bazı partiler “İttifak içinde ittifak” formülünü tartışmaya açtı. Gelecek Partisi, Saadet Partisi ve DEVA Partisi’ne ortak bir ittifakla seçime gitme önerisi götürdü. DEVA Partisi’nin bu öneriyi reddetmesinin ardından iki parti arasında gerginlik yaşandı.

Davutoğlu’nun demeçlerine de yansıyan gerginlik üzerine CHP üst yönetimi devreye girdi ve iki partinin üst yönetimiyle görüştü.

Görüşmelerin ardından iki partinin karşıt söylemleri dile getirmemesi konusunda uzlaşma sağlandı. Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’e bilgi veren CHP kurmayları, şu değerlendirmeyi yaptı:

“İktidar iki parti arasındaki tartışmadan medet umuyor. Bu 6 partinin ortak bir cumhurbaşkanı adayı belirlemesi noktasında bir sorun yok. Böyle bir sorun olmayacağını da biliyoruz. Onun dışında alt başlıklarda bazı farklı görüşler olabilir. Ama bunu 6’lı masa dağılıyor diye görmek bazılarının işine geliyor, birilerinin temennisi bu… Böyle bir şey yok.”

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan’dan İktidara Sert Sözler

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya hesabından “Enflasyonun sebebi Ukrayna-Rusya savaşı falan değil, sizsiniz” başlıklı video paylaşarak iktidarı sert sözlerle eleştirdi.

Haber Merkezi / “Yüksek enflasyona gerekçe olarak Ukrayna- Rusya savaşının gösterilmesine tepki gösteren Ali Babacan, “Dünyada savaşlar bile olsa, rejimler bile yıkılsa siz ekonomiyi düzgün yönetin enflasyonu tek hanede tutarsınız” dedi.

Babacan, videoda şu ifadeleri kullandı:

“Ukrayna- Rusya savaşı varmış. Onun için enflasyon yükseliyormuş. Ya kardeşim, Ukrayna- Rusya savaşın içinde, onlarda bile bizim kadar enflasyon yok. Bu saçmalığa bir cevap vermemiz gerekiyor. Kimse kusura bakmasın.

Yıl 2002. Bu arkadaşınız ekonominin başına geçti değil mi? 2003’te Amerika, Irak’a savaş açtı. Irak’ın tamamını işgal etti. 2003’te biz ne yaptık? Yüzde 29 olan enflasyonu indirdik yüzde 18’e.

Yıl 2004. Irak savaşı daha devam ediyor. 2004’te terör eylemleri olmaya başladı. Her yerde terör yoğunlaştı. Aynı 2004’te biz ne yaptık? 29’dan 18’e indirdiğimiz enflasyonu 9’a indirdik. Bahane bulduk mu? Şurada savaş var, burada savaş var dedik mi? Şurada terör var, burada terör var dedik mi? Demedik. Enflasyonu tek haneye indirdik, paradan da altı sıfırı attık.

Gelelim 2011’e. Komşumuz Suriye’de iç savaş patladı. 2011’de enflasyon kaç? Yüzde 4,9. Gelelim 2014’e. Rusya, Kırım’ı ilhak etti. Enflasyon kaç? Yüzde 8. IŞİD, Musul’u ele geçirdiğinde, Haziran 2014’te enflasyon Türkiye’de yüzde 9’du.

Demek ki neymiş? Sen ekonomiyi doğru düzgün yönettiğinde savaş olsa dahi, terör olsa dahi enflasyon artmıyormuş bu ülkede. Dünyada savaşlar bile olsa, rejimler bile yıkılsa siz ekonomiyi düzgün yönetin enflasyonu tek hanede tutarsınız.”

Paylaşın

Babacan’dan Dikkat Çeken ‘Ortak Aday’ Açıklaması

DEVA Lideri Babacan, katıldığı bir programda, seçimlerde ortak adaya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bugüne kadar altılı masa toplantılarının hiçbirisinde bu isim aday olabilir veya olamaz diye hiçbir konuşma yapmadık. Konuşmadık, çünkü erken buluyoruz. Masada cumhurbaşkanı adayıyla ilgili konuları seçime yakın bir tarihte konuşma mutabakatı yaptık. Toplum her gün ismi geçen herkesi değerlendiriyor.” dedi.

Babacan, konuya ilişkin yaptığı açıklamanın devamında, “Toplumda tartışılan bu isimlerle ilgili bir kanaat da oluşacak zaman içerisinde. Günü geldiğinde bakacağız toplumun kanaati nasıl? Partiler içinde farklı görüşler olabilir ama en önemlisi toplumun ortak görüşüdür. Altı genel başkandan birisi de, dışarıdan birisi de ortak cumhurbaşkanı adayı olabilir. Benim hissiyatım ortak aday konusunda bir mutabakatın oluşacağı yönünde. Diyelim ki olmadı, mevcut sistemde her partinin genel başkanı cumhurbaşkanı adayıdır. Ama şu anda herkes iyi niyet ve samimiyetle ortak aday çıkartma çabasının içerisinde.” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Karar TV’de ‘Gündem Özel’ programının konuğu oldu. Babacan’ın açıklamaları şöyle;

“(Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu) Gerçekten çok yazık. Bu ülkenin ekonomisini 11 yıl yönetmiş, ülkenin ekonomisinin en başarılı olduğu dönemde ekonomi yönetiminin başında olmuş bir insan olarak bu tablo çok üzücü. Bu üslup ve tavır bir Merkez Bankası Başkanı’na yakışan üslup ve tavır değil. Ama bu, şu anda ülkenin yönetiminin topyekûn başında olan Sayın Erdoğan’ın üslup ve tavrından kaynaklanıyor. Devlet yönetme üslubu ve tavır yukarıdan aşağıya akar, aşağıdan yukarıya akmaz. İşin en başındaki tekelci bir şekilde, buyurgan bir şekilde tek imzayla, tek yetkiyle bu koskoca ülkeyle ilgili kararları almaya çalışırsa, emrindeki insanların da tavrı bu olur. Bunun sorumluluğu sadece ve sadece kendisini atayanındır. Bağımsız bir Merkez Bankası Başkanı değil. Bu üslup piyasa üslubudur.

“Talimatla koskoca Türkiye ekonomisi yönetilemez”

‘Listeler elimizde’ diyerek tehdit ediyor. Şu anda Merkez Bankası fiilen şirketleri, sanayicileri telefonla arıyor, ‘dövizleri bozduracaksın arkadaş’ diye talimat veriyor. Onlarca iş insanından bunu duyuyorum. Tamamen bir komuta ekonomisi var. Bir merkezden herkesin ne yapıp ne yapmayacağını emreden, talimatlar yağdıran bir ekonomi yönetimi var. Bırakın insanlar istediğini yapsın. Döviz almış satmış, sana ne! Gidersin Merkez Bankası’nın 190 milyar dolar döviz rezervini arka kapıdan boşaltırsın, ondan sonra milletin elindeki avcundaki dövize göz dikersin. Sen dengeleri kur, Türk parasının değerini, itibarını koru. O zaman neden insanlar gidip döviz alsın ki? Talimatla koskoca Türkiye ekonomisi yönetilemez.”

Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine yönelik açıklamalarına ise şöyle cevap verdi:

“Sayın Erdoğan, ‘liyakatli olduğu için gelmedi, getirildi’ diyor. İyi de o zaman biz neden bu kadar uzun süre görev yaptık? İşine gelmeyince değiştirmeyi biliyor, değil mi? Ben artık sayısını karıştırdım. Son 4 yılda herhalde 4. Merkez Bankası Başkanı, bakan galiba 3. bakan. Üç dönem kuralını biliyorsunuz. Niye benim üçüncü dönemimin son anına kadar benimle çalıştı? Elini tutan mı oldu Allah aşkına? Başarı olunca, ortaya güzel sonuçlar çıkınca ‘ben imza atmasam olmazdı, ben yaptım’ de. Ülkenin ekonomisini batırınca da sağa sola suç at. Bu doğru, dürüst bir yönetim anlayışı değil.

“En geç 6 ayda kriz ortamı biter”

“Hükümet aklını başına toplamazsa, kafasının dikine gider, yanlışlarda inat ederse daha da kötüye gidecek. Acilen belli değişiklikler yapılmazsa seçime kadar kötü gider. Ama inşallah seçimle birlikte ehil ve dürüst kadrolar iş başına geldiğinde, liyakat ve istişare kültürüyle yeni bir hükümet kurulduğunda da çok çabuk düzelir. Soruyorlar nasıl düzelteceksiniz diye. En geç 6 ayda kriz ortamı biter. Allah kısmet ederse, vatandaşlarımızın desteğiyle iş başına geldiğimizde seçimden 6 ay sonra bambaşka bir Türkiye olacak. Krizin yoğun baskısını üzerinden atmış, kendine gelmiş bir Türkiye’yi hep beraber göreceğiz.

“En önemlisi toplumun ortak görüşüdür”

(Altılı masa ve ortak aday) Bugüne kadar altılı masa toplantılarının hiçbirisinde bu isim aday olabilir veya olamaz diye hiçbir konuşma yapmadık. Konuşmadık, çünkü erken buluyoruz. Masada cumhurbaşkanı adayıyla ilgili konuları seçime yakın bir tarihte konuşma mutabakatı yaptık. Toplum her gün ismi geçen herkesi değerlendiriyor. Toplumda tartışılan bu isimlerle ilgili bir kanaat da oluşacak zaman içerisinde. Günü geldiğinde bakacağız toplumun kanaati nasıl? Partiler içinde farklı görüşler olabilir ama en önemlisi toplumun ortak görüşüdür.

Altı genel başkandan birisi de, dışarıdan birisi de ortak cumhurbaşkanı adayı olabilir. Benim hissiyatım ortak aday konusunda bir mutabakatın oluşacağı yönünde. Diyelim ki olmadı, mevcut sistemde her partinin genel başkanı cumhurbaşkanı adayıdır. Ama şu anda herkes iyi niyet ve samimiyetle ortak aday çıkartma çabasının içerisinde.

Hem Sayın Davutoğlu hem Sayın Karamollaoğlu bizim şahsi dostluklarımızın çok kuvvetli olduğu, çok sevdiğimiz ve saydığımız insanlar. Her iki partide de iyi tanıdığımız, bildiğimiz, sevdiğimiz kardeşlerimiz var. Ağustos 2021’de Davutoğlu’nun üç partinin ortak deklarasyon yapma teklifi olmuştu.

Eylül 2021’de de altılı masa kuruldu. Ağustos ayında o teklif bize geldiğinde eş zamanlı olarak eylüldeki altılı masa çalışmalarının ön hazırlığını yapıyorduk. Altılı masa kurulma hazırlığı varken ayrıca bir üçlü deklarasyon olmasının kafa karışıklığına sebep olabileceğiyle ilgili bir değerlendirme oldu kendi içimizde. Kaldı ki bize teklif edilen deklarasyonun içeriğine bakın, bir de mayıs ayında altı partinin ortak açıkladığı 10 ilke dokümanına bakın. Üçlü deklarasyon teklifinin içeriğindeki kritik konularla ilgili duruş ve ifadeler üç partinin deklarasyonunda değil, altı partinin açıkladığı 10 ilkenin içinde oldu.

“Eylül ortasında karar alınırsa kasımda seçim olabilir”

Erken seçim için zayıf da olsa kasımda bir ihtimal görüyoruz. Erken seçim kararını cumhurbaşkanı tek imzayla alabiliyor. Karar alındıktan sonra iki ay içinde seçim yapılabiliyor. Eylül ortasında karar alınırsa kasımda seçim olabilir. Dolayısıyla bütün teşkilatımıza ana senaryonun bu olmadığını ama böyle bir ihtimalin olduğunu, bir tek gün bile kaybetmeden her gün vatandaşlarımızla buluşmamız gerektiğini, kendimizi anlatmak için daha fazla gayret içinde olmamız gerektiğini söyledik. Biz zihni hazırlık yapıyoruz her konuda. Ekim sonunda 22 eylem planını bitireceğiz. Olur da kasımda bir seçim olursa biz 22 alanda, her politika alanında 360 derece yapacaklarımızı açıklamış olacağız.

“Olası operasyonun sürpriz etkisini sıfırladı ve karşı tarafı uyandırdı”

(Suriye’ye operasyon) Münbiç ve Tel Rıfat’la ilgili sınır ötesi bir operasyonu her ne kadar Sayın Erdoğan defalarca dillendirdiyse de o bölgenin özellikle hava sahasının kontrolü Ruslarda olduğu için Rusların izin vermesi gerekiyor. Erdoğan’ın Rusya’ya gidip de Putin’in kapısında beklediği görüntüleri hatırlıyorsunuz. O günden bugüne maalesef Türkiye askeri gücünü saçma sapan adımlarla test ettirdiği, ölçtürdüğü için, maalesef Suriye’nin bir kısmında operasyon yapmak için Amerikalılardan izin almak zorunda kalıyorlar, bir kısmında operasyon yapmak için de Ruslardan izin alıyorlar. Bugüne kadar Rusya bu alanı açmadı Türkiye’ye.

Sayın Erdoğan’ın en büyük hatası ne oldu biliyor musunuz? Tel Rıfat dedi, Münbiç dedi, hedef gösterdi. Olası operasyonun sürpriz etkisini sıfırladı ve karşı tarafı uyandırdı. Karşı tarafa davul zurna çala çala geliyorum şuralara derseniz karşı taraf hazırlığını yapar ve operasyonun başarı ihtimalini düşürür, askerlerimizin hayatını daha çok riske atmış olursunuz.

Bu hükûmetin niyetinden biz emin değiliz. Yaklaşan seçimlerde bir dış güvenlik olayı yaratıp, ekonomiyi unutturup üzerini örtüp hükûmete olan desteği artırmak için mi operasyona kalkışıyorsunuz? Yoksa gerçekten ülkenin dış güvenlik gerekçeleri var mı? Ama önce ilan edip sonra Rusların alan açmaması sebebiyle bu operasyonu yapamamış duruma düşmek bu ülkeyi zayıflatır. İzin için o ülkenin peşinde koşmak zorunda kalan bir ülke durumuna düşürüyorlar. Ülkenin itibarına yazık.”

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’a ‘Makam’ Tepkisi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu o makamlara kendileri layık oldukları için gelmediler, getirildiler” sözlerine cevap veren Babacan, “Milletin iradesi ve partinin ortak aklı bizi göreve getirdi” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün akşam katıldığı TRT ortak yayınında partisinin iktidarında uzun yıllar bakanlık koltuğunda oturan Ali Babacan ile hem bakanlık hem de başbakanlık koltuğunda oturan Ahmet Davutoğlu için “Onlar o makamlara kendileri layık oldukları için gelmediler, getirildiler” dedi.

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) lideri Ali Babacan, Erdoğan’ın sözlerini sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım ile yanıtladı.

‘Halep oradaysa arşın burada’

Paylaşımında, “Sayın Erdoğan siz de ben de o makamlara gökten inmedik” ifadelerine yer veren Babacan, şunları söyledi: “Milletin iradesi ve partinin ortak aklı bizi göreve getirdi. 13 sene layıkıyla Dışişleri ve Ekonomi bakanlıkları yaptım. Madem keramet sizde; 2018’den beri kaç bakan değişti, buldunuz mu çare? Halep oradaysa arşın burada.”

Paylaşın

Babacan, Ekonomi Üzerinden İktidara Yüklendi

Partisinin Artvin il binasının açılışında konuşan DEVA Lideri Babacan, “Enflasyon yüzde 200’lerde, üç haneye çıktı değil mi? Biz 34 yıl iki hane, üç hane süren enflasyonu aldık tek haneye indirdik. Dün Merkez Bankası ne diyor? Küresel barış sağlanırsa ben de enflasyonu indireceğim, diyor. Lafa bak ya!” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, konuşmasının devamında, “Bizim enflasyonu, bizim zamları küresel barışa bağlıyor. Hani 1960’larda hippiler vardı ya, barış barış diye dolaşırlardı, onlara benziyor. Yahu biz enflasyonu düşürdük de Allah aşkına bunun mızmızlığını mı yaptık, mazeretini mi bulduk!” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Artvin’de partisinin il binasının açılışını gerçekleştirdi. Burada bir konuşma yapan DEVA Lideri Babacan, ekonomi üzerinden iktidara yüklendi. Babacan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“2003 yılında Irak’ta savaş çıktı. Amerika biliyorsunuz Irak’ın tamamını işgal etti. Bizim ekonomimizi de etkiledi o zaman. Ama biz o yılın enflasyonunu yüzde 29’dan yüzde 18’e indirdik. PKK’nın çok yoğun bir şekilde terör saldırılarına başladığı ve Irak savaşının devam ettiği 2004’te enflasyonu yüzde 18’den aldık yüzde 9’a indirdik. Tek haneye indirdik. Mazeret bulmadık, mazeret aramadık. Her türlü zorluğa rağmen indirdik biz enflasyonu. Ama nasıl indirdik? İşi ehline teslim ederek indirdik. ‘Benim alanım ekonomi, ben ekonomistim’ deyip kafanın dikine gidersen, işte bu ülkede ne enflasyon düşer, ne zamlar biter ne de bu ekonomik kriz çözülür.

“Biraz önce, cumadan çıktık, meydanda bir vatandaşımız dedi. ‘Ya çok çaldılar çırptılar, kaynağı nerede bulacaksınız’ dedi. Ben de dedim ki ‘Havuzun dibi delik, çatlak, kaynak oradan akıp gidiyor.’ İlk yapacağımız iş havuzun çatlağını kapatmak. Ondan sonra havuz dolacak. Çünkü ülke büyük ülke. Bakın, bu yılın bütçesinde ne kadar faiz ödeyecekler biliyor musunuz? Meclis kapanmadan ek bütçe geçirdiler. Bu sene devlet bütçesinden ödenecek faiz tam 400 milyar TL. Eski parayla 400 katrilyon TL. Peki, tarıma verilen destek ne kadar? Bütün tarım destekleri; buğday, çay, fındık, mazot, gübre destekleri, Ziraat Bankası kredileri… Tüm destekleri toplayın, hepsine 40 milyar TL ödenecek. Yani, tarıma verilen desteğin 10 misli bu sene faiz olarak ödenecek. Cumhuriyet tarihinin en büyük faizini ödeyen hükümet oldu bu hükümet.

Soruyorum şimdi Artvin’e. Artvin’de yaşayan gençlerimiz kalmak istiyor mu? Gençler bir an önce başka yerlere gitmek istiyor değil mi? Çünkü babasına bakıyor, annesine bakıyor, Artvin’in durumuna bakıyor, memleketin durumuna bakıyor. İmkân varsa yurt dışına gideyim diyor. Gençlerin kaçmak istediği bir ülke, gençlerin hayatlarını başka ülkelerde aradığı bir ülke, milli ve yerli politikaların uygulandığı ülke değildir. Eğer politikalarınız gerçekten milli ve yerli ise bu ülkenin insanı gerçekten bu ülkeyi sever ve yarınlarını bu ülkede kurmak ister.

“Ülkemize güveniyoruz”

Bu ülkeyi yeniden ayağa kaldıracağız. Bu ülke yeniden kanatlanıp uçmaya başlayacak. Hiç yapmasak, hiç bilmesek diyebilirsiniz ki bu atıyor tutuyor. Ama yaptık yahu. 2001-2002 krizini çözen ekibin başındaydım. 2008-2009 krizini çözen ekibin de başındaydım. Türkiye’nin dünyada en itibarlı olduğu, sözünün en çok geçtiği dönemde ben bu ülkenin Dışişleri Bakanlığı’nı yaptım. Onun onurunu yaşadım. Bir ülkenin sözünün gücü nasıl artar, bir ülkeye güven nasıl artar, bunu ben yaşadım, gördüm, yönettim. Onun için biz kendimize güveniyoruz, onun için ülkemize güveniyoruz.”

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: F-35 Savaş Uçakları Nerede?

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan’ın Karadeniz gezisi sürüyor. Babacan, Bayburt, Gümüşhane ve Kelkit’te partisinin il ve ilçe binalarının açılışını gerçekleştirdi.

Bayburt’ta yaptığı konuşmada ABD kongresinin Türkiye’ye savaş uçağı satışına yönelik tasarısına değinen Babacan, hükûmete F-35 savaş uçaklarını sordu.

“Ortağı olduğumuz, milyarlarca dolar para verdiğimiz F-35 savaş uçakları nerede?” diye soran Babacan,  “Teknolojinin sahibi 4 ortaktan birisiydik. Bizim dönemimizde milyarlarca dolar para akıttık. Tapusunu aldığımız uçakları getirtemediler. Amerikan kongresi ‘F-16’yı veririm ama Ege’de uçurmayacaksın, Yunanlılarla ihtilaflı alanlara uçakları sokmayacaksın’ diyor. Egemenlik bu mu ya? Bağımsız ülke olmak bu mu? Biz Türkiye’de F-16 fabrikası kurmadık mı? Ta 1990’larda bu ülke F-16 savaş uçağı üretiyordu. Bugün gidiyorlar Amerika’dan F-16 dileniyorlar. Bir de Amerika vermeden önce Ege’de uçurtmama sözü istiyor” dedi.

Babacan, konuşmasının devamında “Kimse bize dış politikada dik durmanın ne olduğunu öğretmesin’ diyerek şunları söyledi:

“Parayı pul etmek millîlik midir, yerlilik midir?”

“Daha geçen yıl düşman ilan ettiğine sarmaş dolaş sarılan bir hükûmetten bahsediyoruz. Bu mudur dik durmak? Soruyorum. 200 liralık banknot tedavüle girdiği gün 123 dolar ediyordu. Bugün 12 dolar ediyor. 200 liralık banknot taşıyan her vatandaşımızın cebinden 111 dolar çalınmış durumda. Parayı pul etmek millîlik midir, yerlilik midir? Bizim dönemimizde devletin bütçesinden yıllık ortalama 50 milyar faiz ödenirken ’50 milyar faiz ödemek vatana ihanettir’ diyordu. Yüzde 6-7 faiz vatana ihanetse, yüzde 30-35 faizi nasıl tanımlayacağız? Şu an bütçeden 400 milyar faiz ödemek nedir? Cevabımı bekliyorum.”

Bayburt’un ardından Gümüşhane’ye ve Kelkit’e giden Babacan’ın gündeminde bu kez tarım vardı. Partisinin vaatlerini anlatan Babacan şunları söyledi:

“Her konuda çözüm açıklıyoruz. İlk eylem planımızı tarım konusunda açıkladık. Bütçesiyle beraber hazırladık. Ne yapacağız? Şu eski kredi borçlarının faizlerini sileceğiz, 2 yıl ödemesiz uzun vadeye yayacağız. Çiftçinin borç yükünü bir kenara koyacağız. Yeni kredi açacağız ki çiftçimiz işlerini döndürebilsin. Hacizmiş, şuymuş buymuş hepsini ortadan kaldıracağız. Çiftçimize gübre desteği vereceğiz. Gübre parasının tam yarısını devlet karşılayacak. Hayvancılıkla uğraşan üreticilerimiz için yem parasının yarıya yakınını devlet olarak karşılayacağız. Çiftçimize özel daha düşük elektrik fiyatı uygulayacağız. Devlet desteklerini ürünün daha ekim dikim zamanında açıklayacağız. Çiftçi eline ne kadar destek geçeceğini bilecek. Hasat zamanı da desteği aynen ödeyeceğiz.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

DEVA Partisi Lideri Babacan: HDP İle Diyaloğu Kıymetli Buluyoruz

Karadeniz gezisi öncesi Erzurum’a giden DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Palandöken Kayak Merkezi’nde bir otelde düzenlenen toplantıda parti yönetimi, STK temsilcileri ve basın mensupları ile bir araya geldi.

İktidarı eleştiren Ali Babacan, “3Y ile mücadele edeceğiz diye yola çıkanlar, bugün, yoksulluk, yasaklar ve yolsuzluklarla anılır oldu” diye konuştu.

‘Altılı masaya oturmakla tek bir parti olmuyor’

DHA’nın haberine göre Babacan konuşmasının ardından basın mensupları ve STK temsilcilerinin sorularını cevapladı. Altılı masa ile ilgili bir üzerine Babacan, “Öncelikle şunu dikkate almamız lazım ki altılı masaya oturmakla bu siyasi partiler birleşip tek bir parti olmuyor. Ama biz ne yapıyoruz, uzlaşma ve mutabakat kültürümüzün bir gereği olarak bu memleketin meseleleri ile alakalı, acaba ortak çalışma alanları bulabilir miyiz diye bunu arıyoruz. Mesela parlamenter sistem konusundaki çalışmayı ben çok kıymetli buldum. Çünkü farklı farklı ideolojilerin farklı siyasi akımların temsil edildiği bir masada eğer ortak bir noktada buluşabiliyorsanız bu tüm Türkiye’nin ortak noktası olması açısından çok kıymetli.” ifadesini kullandı.

‘HDP ile diyaloğumuz var’

Ali Babacan, HDP ile ilgili soruya şöyle cevap verdi:

“HDP ile bizim bir diyaloğumuz var. Başka partilerin de diyaloğu olabilir. Ama diyalog ayrı bir konu işbirliği ayrı bir konu. Diyalog konuşuyor olabilmek demek. Altılı masada HDP yok. Yani hiçbir toplantıya katılmadı. Şu gerçeği de görmemiz lazım; bugünkü Anayasa’ya göre, bugünkü yasalara göre kurulmuş bir siyasi partinin ve belli bir kimliğin, belli bir iddianın temsilcisi olan bir partinin de demokratik sistemimizde yok görünmemesi lazım. Biz altılı masada işbirliği alanları tespit ediyoruz. İşbirliği ile yapıyoruz ama HDP ile diyaloğumuz var. İşbirliği alanı olur mu, olmaz mı o ileride başka konular. Şu anda bir şey söylemem zor. Fakat diyaloğun kendisini kıymetli biliyoruz. Bizim altılı masada olmamız ile ilgili olumsuz kanaatini beyan eden vatandaşımız da oluyor ama aynı zamanda, ‘aman bu çok önemli birliktelik oldu, bunu aman dikkat edin bozmamaya çalışın’ diyenlerde çok oluyor. Biz ikisini de çok önemsiyoruz.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

1200 Koltuk İçin Bürokrat Aranıyor

Oksijen’den Gazeteci Gökçer Tahincioğlu, son yazısında, AK Parti’nin kadrolaşma sürecine ve sorunlara dikkat çekti. AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçime girip kaybetmesi durumunda bürokrası de yaşanacak boşluklara dikkat çeken gazeteci Tahincioğlu, Altılı Masa’nın da bu konuda çalışmaları olduğunu belirtti.

Gökçer Tahincioğlu’nun “1200 koltuk için bürokrat aranıyor” başlıklı yazısı şöyle:

Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimin yaklaşması, muhalefetin 20 yıllık AKP iktidarı döneminde ilk kez seçimi kazanmak konusunda bu kadar iddialı olması, tartışmaların da boyutlanmasına yol açıyor.

Bu tartışmalardan biri de olası bir iktidar değişikliğinde yeni hükümetin 20 yılda oluşan AKP kadrolarıyla nasıl uyum içinde çalışacağı konusunda.

İktidara yakın bazı isimler sadece bu durumun bile iktidar değişikliğinin Türkiye’nin yararına olmayacağır gösterdiğini savunuyor.

Türkiye’de bürokratik kadrolara yönelik gelenekler de değişimin çok kolay olmadığını gösteriyor. Gene alışkanlık geçmişte üçlü kararnameyle atanan üst düze bürokratların sadece iktidar değiştiği için görevden alınamayacağı yönünde. Zira eski uygulamalar, görevden alınan bürokratların yargı kararıyla eski görevlerine dönebildiğini, yeniden göre almaları durumunda yargının net bir şekilde göreve

başlatılmaları yönünde kararlar verdiğini, bu davaların da yıllar sürdüğünü gösteriyor.

Ancak tartışmalarda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildikten sonra getirilen yeni kural ve düzenlemeler göz ardı ediliyor.

Kararnamede tek tek pozisyonlar belirtilmiş

Bu tartışmaların yanıtı Cumhurbaşkanlığı’nın 10 Temmuz 2018 tarihli, 30474 sayılı “Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” nde gizli.

“3 Numaralı Kararname” olarak anılan kararnamenin 4. maddesinde, 1 No’lu Cetvel olarak nitelenen listede yer alan bürokratların görev süreleri ele alınıyor. Kararnamenin ilgili düzenlemesi şöyle:

“Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) sayılı cetvelde yer alanların görev süresi, atandıkları tarihte görevde bulunan Cumhurbaşkanının görev süresini geçemez. Cumhurbaşkanının görevi sona erdiğinde, bunların görevi de sona erer. Ancak bunlar, yerlerin atama yapılıncaya kadar görevlerine devam eder. Görev süreleri sona erenler yeniden atanabilir. Bunlar, görev süreleri sona ermeden de Cumhurbaşkanınca görevden alınabilir.”  Bu düzenlemeye göre No’lu Cetvel’de yer alan makamlara atananların görev süresi Cumhurbaşkanlığı seçimi ile doluyor. Seçilen Cumhurbaşkanı’nın her koşulda bu görevlere yeniden atama yapması ya da bu koltuktaki kişinin görevini sürdürmesine yönelik bir karar vermesi gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeniden cumhurbaşkanı seçilse bile kararnameye göre bu kadrolara yeniden atama yapmak zorunda. Erdoğan değil de bir başka ismin cumhurbaşkanı seçilmesi halinde de bu kadroların tamamı otomatik olarak boşalacak ve yeniden atama yapılacak.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kararnamesi eskiden farklı olarak, aynı zamanda hükümet başkanı da olan yeni Cumhurbaşkanı’na kendi kadrolarıyla çalışma imkanını sunuyor.

MİT Müsteşarından Diyanet İşleri Başkanı’na, TRT Genel Müdürü’nden Merkez Bankası Başkanı’na, valilerden rektörlere kadar yüzlerce makam ve kadro sıralanıyor.

Buna göre cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra, seçilecek ismin yaklaşık olarak 1200 ismi bu makamlara ataması gerekiyor.

Atanmayanın yargıyla dönme şansı yok

Buna göre valiler, rektörler, YÖK üyeleri, müsteşarlar, üst düzey kuramların genel müdürleri ve yönetim kurulu üyeleri seçimle birlikte koltuklarından kalmak zorunda olacak. Yeniden bu göreve atananlar, cumhurbaşkanı görevde kaldığı ve kendisinden memnun olduğu sürece görevim sürdürebilecek. Ancak yeniden atanamayanlar için kararnamedeki düzenleme açık olduğu için yargı kararıyla bu göreve dönme şansı olmayacak. Yargıya “Neden yeniden atanmadım” başvurusu yapılması olası değil Anketlerin moralleri yükselttiği altılı masada hem seçime yönelik umutların büyük olması hem de söz konusu düzenleme bedeniyle hummalı bir çalışma yürütülüyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, daha önce bürokratları uyarmış ve yeni dönemde liyakati esas alacaklarını söylemişti. CHP, İYİ Parti, Deva Partisi, Gelecek Partisi, Saadet Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan altılı masada da bu konu da gözden geçirildi. Alman bilgiye göre liderlerin talimatıyla cumhurbaşkanının değişmesiyle boşalacak kadrolar için çalışma başlatıldı. Listeler üzerinde çalışan komisyon, liderlere tüm koltuklar için isim önerecek.

Altılı masanın ortakları bu çalışmaya büyük önem veriyor. Sızan bilgilere göre cumhurbaşkanının değişmesiyle birlikte, hemen ertesi gün bütün bu kadrolara hemen atama yapabilecek şekilde bir hazırlık yürütülüyor.

Liderlerin listeler konusunda ortaklaştığı başlık liyakat. Bu nedenle kızağa çekilen, kıyıda koşede kalan bürokratların isimleri gözden geçiriliyor, ilk kez atanabilecek isimler değerlendiriliyor.

Paylaşın

Siyasete Yaz Tatili Yok, Muhalefet Sahada Olacak

Meclis kapandı, siyasete verilen bayram arası gelecek hafta bitecek. Uzun süredir sahada olan muhalefet partileri yaz aylarını da yoğun bir tempoda geçirmek için planlamalarını yaptı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurmaylarına, “Millet bunca sorunla boğuşurken, ülke sıkıntıdayken tatil yapma hakkımız yok. Meclis’in açılacağı 1 Ekim’e kadar sahada olacağız, maratona devam edeceğiz” dediği biliniyor.

CHP 2 ayda 8 ilde grup toplantısı yapacak

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre; Parti programına göre ağustos ayı başından ekim ayına kadar geçen iki ayda her hafta bir ilde grup toplantısı yapılacak. 2 Ağustos’ta ilk olarak Ağrı ile başlayacak grup toplantıları bir sonraki hafta Edirne’de olacak. Diğer 6 grup toplantısı da ağırlıklı olarak CHP’nin az oy aldığı İç Anadolu ve Karadeniz Bölgesi illerinde yapılacak. Ekim ayına kadar her salı saat 13.30’da farklı illerde yapılacak grup toplantılarında Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından sonra milletvekilleri o kentin ilçelerinde çalışmalar yürütecek.

CHP’nin Mersin’de başlattığı, İstanbul ile devam eden Milletin Sesi mitingleri de yaz aylarında sürecek. 23 Temmuz’da Balıkesir’de yapılacak mitingin ardından yazın 1-2 kentte daha miting olması bekleniyor. Bu arada parti bünyesinde kurulan Doğu, Karadeniz, esnaf ve ekonomi masalarının çalışmaları da yaz boyunca devam edecek.

Akşener 2. Türkiye turuna başladı

İYİ Parti de hem genel başkan düzeyinde hem de parti yöneticilerinin ayrı programları kapsamında yaz boyunca sahada olacak. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener Ocak 2020’de başladığı il ve ilçe ziyaretleri kapsamında 81 kent turunu geçtiğimiz aylarda tamamladı. İkinci turunda 15 il ziyaret eden Akşener yaz boyunca aynı tempoda çalışmaya devam edecek. Gittiği illerde ilçeleri de ziyaret eden Akşener’in bugüne kadar 400’ün üzerinde ilçeye gittiği seçime kadar da bunu 922’ye tamamlayacağı ifade ediliyor. Parti yöneticileri Akşener’in Türkiye’nin tüm ilçelerine giden lider olarak tarihe geçeceğini kaydediyor.

İYİ Parti genel merkez planlamasına göre Akşener yaz boyunca her hafta 3-4 kente gidecek. Akşener’in gelecek hafta ziyaret edeceği kentler Samsun, Ordu ve Giresun olacak. Akşener’in yanı sıra parti yöneticileri de farklı illerde çalışmalar yürütecek.

HDP’de hedef 1 Eylül Dünya Barış Günü

HDP 3 Temmuz’da gerçekleştirdiği 5. Olağan Kongresi’nin ardından bu hafta sonu parti organlarını oluşturacak. 17 Temmuz Pazar günü toplanacak yeni Parti Meclisi MYK üyelerini belirleyecek. Yeni MYK’nın da 18 Temmuz’da ilk toplantısını yapıp yaz programını da oluşturması bekleniyor. Parti yöneticileri programın hafta başında netleşeceğini ifade ederken yaz boyunca hem iki eş genel başkanın hem de parti yöneticisi ve milletvekillerinin sahada olacağını ifade ediyor. Farklı illerde halk buluşmaları, toplantılar yapılacağını kaydeden HDP yöneticileri özellikle 1 Eylül Dünya Barış Günü için özel çalışmalar yapılacağını kaydediyor.

Gelecek Partisi iki koldan çalışacak

Gelecek Partisi’nde de saha çalışmaları yaz boyunca iki koldan sürecek. Genel Başkan Ahmet Davutoğlu il ziyaretlerini sürdürürken partisinin bölge toplantılarına katılacak. Gelecek hafta Giresun ve Balıkesir’e gidecek olan Davutoğlu’nun İstanbul ve Ankara’nın ilçelerine de yaz boyunca ağırlık vermesi bekleniyor. Gelecek Partisi’nde 19 genel başkan yardımcısı ve gölge kabine olarak nitelendirilen politika kurullarındaki yöneticiler de yaz boyunca belirlenen illerde özel çalışma yürütecek. Gidilen il ve ilçelerde esnaf ziyaretleri yapılacak, halk buluşmaları gerçekleştirilecek, yerel medyaya ziyaretler yapılacak.

Ali Babacan il ziyaretlerini sürdürecek

Yeni kurulan siyasi partiler Gelecek Partisi ve DEVA Partisi de yoğun bir yaz çalışması için planlama yaptı. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan il gezilerini yaz boyunca sürdürecek. Gelecek hafta başlayacak ve 4 gün sürecek program kapsamında Babacan Erzurum, Bayburt, Gümüşhane, Rize ve Artvin’i ziyaret edecek. Yaz boyunca her hafta bu şekilde ziyaretler devam edecek.

Muhalefet partilerinin yaz ayları için planladığı bu çalışmalar Meclis çalışmaları başladıktan sonra yeniden programlanacak. Seçim takvimi belli olduktan sonra ise ayrı kampanyalar düzenlenecek.

Paylaşın