RTÜK Üyeliği AK Parti’ye Verildi; İYİ Parti Dava Açmaya Hazırlanıyor

9 üyeli Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’ndaki (RTÜK) boş koltuğa AK Parti kontenjanından Mete Hacıarifoğlu seçildi. İYİ Parti ise, TBMM Başkanlığı ve Başkanlık Divanı’nın kararlarıyla kontenjan hakkının AK Parti’ye verilmiş olmasına karşı idari dava açmaya hazırlanıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda bugün yapılan oylamada, AK Parti ve MHP’nin oy çokluğuyla RTÜK üyeliği için AK Parti kontenjanından seçim yapıldı. Bu çerçevede Mete Hacıarifoğlu AK Parti kontenjanından yeni RTÜK üyesi oldu.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu‘nun aktardığına göre, İYİ Parti, ayrıca bugünkü TBMM Genel Kurulu’nda, “Basın ve yayın kuruluşlarının tarafsız ve güvenilir yayın yapabilmeleri için düzenlemeler yapılmasına ve RTÜK’ün siyasi ve taraflı karar vermesinin engellenmesine ilişkin” önergesini gündeme taşıdı.

RTÜK’ün, basın özgürlüğü önünde engel oluşturduğunun tartışıldığı oturumda, İyi Parti Grubu Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, “Siyasi ketenperelerle, siyasi manevralarla ve entrikalarla elde ettiğiniz şey sadece bir RTÜK üyeliğidir. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin eğer bu RTÜK üyeliği başını göğe erdirecekse buyurun sizin olsun ama bu RTÜK üyeliği yüzünden bu Meclis’in hoşgörü ortamına zarar verecek ve insicamını da ortadan kaldıracaksınız” tepkisini gösterdi. Ancak İYİ Parti, RTÜK ile ilgili önergesi de, kontenjan hakkı itirazı gibi AK Parti ve MHP’nin oy çokluğuyla reddedildi.

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay da, tartışma sırasında İyi Parti’nin RTÜK üyeliği hakkı gasp edilerek TBMM içinde de demokrasiye zarar verilmiş olduğunu ve bir ayıba imza atıldığını dile getirdi.

RTÜK üyeliği tartışması nasıl gelişti?

Bu süreçte, AK Parti kontenjanından seçilmiş üye Taha Yücel’in istifasıyla boşalmış olan RTÜK üyeliğine 1 Temmuz itibarıyla üye seçimi hakkının İYİ Parti’de olması gerekçesiyle iktidar ile muhalefet arasında tartışma söz konusuydu.

TBMM Başkanlık Divanı ise, 26 Ekim’deki toplantısıyla AK Parti ve MHP’nin oy çokluğuyla boş RTÜK üyeliği için AKP kontenjanından seçim yapılması gerektiğine karar vermişti. AK Parti Grubu, İYİ Parti Grubu’nca yapılan itiraz ve CHP Grubu’nun bu itirazı desteklemesine rağmen RTÜK üyeliği seçiminde kendi kontenjanından seçim yapılmasında ısrarcı oldu.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un, RTÜK üyeliği seçiminde TBMM’deki mevcut sandalye dağılımı yerine 1 Temmuz tarihinde, ancak o günün de öğleden sonrasındaki dağılımı kabul etmesi de tartışmayı büyüttü. İyi Parti, 1 Temmuz itibarıyla RTÜK üyeliği kontenjanı hakkına sahip olduklarını ve bugünkü TBMM sandalye dağılımı itibarıyla da hak sahibi olduklarını bildirdi. CHP Grubu da, Şentop’un “1 Temmuz’daki aritmetik, Aykut Erdoğdu’nun CHP’den istifasıyla değişti” görüşüne karşı, Erdoğdu’nun ıslak imzalı istifasını 5 Temmuz’da TBMM Başkanlığı’na verdiğini açıkladı.

Şentop’un talebiyle AK Parti Grubu, RTÜK üyeliğine seçim yapılması için kanun uyarınca iki kişilik listesinde Mete Hacıarifoğlu yanı sıra “tavşan aday” olarak Batuhan Mumcu’yu göstermişti. İYİ Parti Grubu ise, AK Parti kontenjanından seçim yapılacak olmasına tepki amacıyla Murat İde ve Çiğdem Akdemir’in isimlerini TBMM Başkanlığı’na aday olarak bildirmişti.

Paylaşın

AK Partili Çelik’ten Kılıçdaroğlu’nun ‘Metamfetamin’ Açıklamasına Tepki

Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’de bir metamfetamin salgını olduğu ve buna göz yumulduğu iddialarına tepki gösteren AK Partili Çelik, “Polis ve jandarma teşkilatımıza dönük olarak bu onurlu teşkilatlarımızın uyuşturucu ticareti yaptığından ya da göz yumduğundan bahsetmek başlı başına utanç verici bir iftiradır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Söyleyen kişinin alnına bu ifitira ömrü boyunca yapışacaktır. Biz, uyuşturucu ile ve diğer suçlarla mücadele edildiğinde hedef alınan örgütlerden duyduğumuz sözlerin ana muhalefet liderinde ortaya çıkmasından ibret alıyoruz”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’de bir metamfetamin salgını olduğu ve buna göz yumulduğu iddialarına tepki gösterdi.

Çelik şöyle konuştu:

“Sayın Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’de cari açığın kapatılması için uyuşturucu ticareti yapıldığı gibisinden belki de Türk siyasi hayatının en vahim ve utanç verici açıklamalarından birine imza attığını görüyoruz.

Polis ve jandarma teşkilatımıza dönük olarak bu onurlu teşkilatlarımızın uyuşturucu ticareti yaptığından ya da göz yumduğundan bahsetmek başlı başına utanç verici bir ifitiradır. Söyleyen kişinin alnına bu ifitira ömrü boyunca yapışacaktır.

Biz, uyuşturucu ile ve diğer suçlarla mücadele edildiğinde hedef alınan örgütlerden duyduğumuz sözlerin ana muhalefet liderinde ortaya çıkmasından ibret alıyoruz.

Kılıçdaroğlu’nun polis ve jandarma teşkilatımızdan açık şekilde özür dilemesi gerekir. Bu provokasyon TSK’ya kimyasal silah iddiasının devamıdır.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yayımladığı videoda, iktidara “kara para” ve “uyuşturucu” suçlamasında bulundu. CHP Lideri açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Her şey bu iktidarın ekonomiyi bitirmesiyle başladı. O kadar müsrifçe harcadılar ki beytülmale el atacak el uzatacak hale geldiler. Hazineyi boşalttılar. Ekonomiyi çökerttiler. Tüm kaynaklar tükenince de iktidarda kalmak için çok kirli bir oyuna girdiler. Bu oyun neydi sevgili halkım? Her türlü kara paranın ülkeye girmesine göz yumdular. Getir, nereden getirirsen getir, kaynağını sormayacağım dediler. Ve bu kirli parayı yani milyar dolarları, yani uyuşturucu paralarını Türkiye’nin cari açığının finansmanını da kullandılar. Kirli paraya, yani uyuşturucu baronlarının parasına göz yumarsan, onları Türkiye’ye davet edersen, onları her türlü imkanı sağlarsan, doğal olarak sahipleri de o parayla birlikte Türkiye’ye gelir.

Sonuç dünyanın her köşesinden ne kadar uyuşturucu baronu, uyuşturucu çetesi varsa paralarıyla birlikte İstanbul’a geldiler ve yerleştiler. Sonra kafelerde, AVM’lerde birbirleriyle çatışmaya başladılar. İstanbul’u dünya suç örgütlerinin, uluslararası mafyanın, uyuşturucu baronlarının, çatışma alanına döndürdüler. Bu yüzden çocuklarımız özellikle çaresiz ve arayış içindeki çocuklarımız bu tepeden aşağıya yayılan pisliğin hedefi oldu.

Sonuç, kaynağı belirsiz kara para, kirli para, böylece sokaklara, uyuşturucu olarak indi. Bugün Türkiye’nin sokaklarında her gelir grubuna göre uyuşturucu satılıyor. Ama ben ‘meth’e odaklanmak istiyorum. Metamfetamin sokaklarda çok hızlı yayılıyor. Sıvı olarak Türkiye’ye getiriliyor. Türkiye’deki laboratuvarlarda özellikle İstanbul’daki laboratuvarlarda kristale çevriliyor. Dünyada uyuşturucu ile mücadele eden tüm kurumların ortaklaştığı bir nokta var.

Metamfetamin dünyanın kabusu olacak. Çünkü bağımlılık yapma potansiyeli çok yüksek olan sentetik bir uyuşturucu. Kimyasallar karıştırılarak küçük laboratuvarlarda üretiliyor. Ve çok ucuz olduğu için çok hızlı yayılıyor. Uyuşturucunun her türüyle ama özellikle de met ile savaşmamız lazım. Bu ailelerimizi, gençlerimizi, sokaklarımızı savunmak için vereceğimiz çok önemli bir savaş.

Gelelim okul önünde yakaladığınız uyuşturucu satıcısının bacağını kırın diyen namı diğer fotoroman Süleyman’a. O da fotoromancı ya. Saray da çok iyi biliyor ki bu uyuşturucuları kendileri davet ettiler bu ülkeye. Paralarınızı getirin. Her şeye göz yumacağız dediler. Ve göz yumdular. Bunlar onunla bununla poz veren gençlerin diliyle söyleyeyim. ‘Breaking Bad’ Süleyman ülkenin çocuklarının zehirlenmesine göz yummuştur. Yazıklar olsun onlara. Belediye başkanlarımızla da konuştuk. Bu sokaklarda çocuklarımız için gencecik evlatlarımız için mücadele vereceğiz. Bu çetelere, bu rezil adamlara ne ülkemizi ne de sokaklarımızı asla teslim etmeyeceğiz.”

“Yakanı bırakmayacağız”

Öte yandan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, sosyal medya hesabından Kılıçdaroğlu’na yanıt olarak, “Yakanı bırakmayacağız! Yalanlarını yanına bırakmayacağız! İftiralarını yanına bırakmayacağız!” notuyla bir video yayımladı.

Soylu videoda şu ifadeleri kullandı:

“Eşkıya takımının Yalova Mahkemesi baskınını, ortalığa dökülen MLKP, PKK, FETÖ ve DHKPC ittifakının kayıp 8  saatini, belediyelerinin yolsuzluklarını örtmek için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, polisine, jandarmasına, askerine, uyuşturucu parasıyla cari açığı kapatıyorlar iftirasını atması elbette ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir vatandaşına yakışmıyor. Bırakın genel başkan olmasını, bir hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz. İki, tazminat davası açıyoruz. Hem şahsımız, hem de kurumlarımız.

Üç, eğer bu attığın iftiranın bir kuruşunu ispat etmezsen, namertsin diyoruz. Tabii namertliğin elbette ki kendisi açısından bir değeri varsa. Anlaşılan o ki Kılıçdaroğlu Türkiye’ye yüzyılını, anlaşılan o ki Türkiye’nin arabası Togg’u, anlaşılan o ki Türkiye’nin başarılarını herhalde bu yıllardır uluslararası istihbarat örgütlerinin hemen hemen her dönem attığı iftiraları, bu bayatlamış iftiraları ve yalanları tekrar Türkiye’ye atarak gündemi değiştireceğini zannediyor. Ama yakanı bırakmayacağız, yalanlarının yanına bırakmayacağız iftiralarını da yanına bırakmayacağız.”

Paylaşın

AK Parti’nin ‘Türkiye Yüzyılı’ Programı; Eskiyi Konuşarak Yeniyi Vadediyor

Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi Genel Koordinatörü Derya Kömürcü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilan ettiği “Türkiye Yüzyılı” programına ilişkin “yeni bir şey” yok değerlendirmesinde bulundu.

İktidarın vadettiğinin çok altında kalan bir program olduğunu belirten Kömürcü, “Bugüne kadar söylediklerinin ötesinde çok yeni bir açılım ortada yok. Öncesinde köpürtülen ‘kapsayıcılık’ vs. gibi yaklaşımın sözden öteye geçmediğini düşünüyorum. ‘Kimlik siyaseti olmayacak’, ‘kutuplaşma olmayacak’ gibi şeyler Erdoğan siyasetinin özü aslında. Bunların değişmeyeceğini düşünüyorum” dedi.

‘Türkiye Yüzyılı’ açıklamasının genel olarak seçim kampanyası başlangıcı gibi algılanabileceğini ifade eden Kömürcü, Erdoğan’ın “Gelin” çağrısını “Çok gerçekçi bulmuyorum. Giden olursa da yeni bir ‘Yetmez Ama Evet’ten başka bir şey olmaz” sözleriyle değerlendirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ikinci yüzyıla dair yeni program ve hedeflerin yer aldığı “Türkiye Yüzyılı” programını Ankara’da ilan etti. Yeni anayasa adımından “Gelin” çağrısına kadar birçok başlığın yer aldığı programın seçmende nasıl karşılık bulacağı da merak konusu oldu.

Kamuoyunun nabzını yakından tutan araştırma şirketi temsilcilerinin bir kısmına göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin ikinci yüzyılına girerken “yeni hiçbir şey” söylemedi ve eskiyi konuştu. Erdoğan’ın konuşmasının yeni seçmenleri ikna etmeyeceği görüşünün aksini savunan araştırmacılara göre ise AK Parti ilk kez seçim kampanyasını bu kadar erken başlattı ve psikolojik üstünlük AK Parti’ye döndü.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan‘ın haberine göre, Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi Genel Koordinatörü Derya Kömürcü’ye göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı programda “yeni bir şey” yok. İktidarın vadettiğinin çok altında kalan bir program olduğunu belirten Kömürcü, “Bugüne kadar söylediklerinin ötesinde çok yeni bir açılım ortada yok. Öncesinde köpürtülen ‘kapsayıcılık’ vs. gibi yaklaşımın sözden öteye geçmediğini düşünüyorum. ‘Kimlik siyaseti olmayacak’, ‘kutuplaşma olmayacak’ gibi şeyler Erdoğan siyasetinin özü aslında. Bunların değişmeyeceğini düşünüyorum” dedi.

‘Türkiye Yüzyılı’ açıklamasının genel olarak seçim kampanyası başlangıcı gibi algılanabileceğini ifade eden Kömürcü, Erdoğan’ın “Gelin” çağrısını “Çok gerçekçi bulmuyorum. Giden olursa da yeni bir ‘Yetmez Ama Evet’ten başka bir şey olmaz” sözleriyle değerlendirdi ve şunları kaydetti:

“Bir tür kocaman bir propaganda aygıtının en güçlü şekilde devreye sokulduğu ama açıkça en güçlü hamlenin bile sönük kaldığı bir durum var burada. Çok etkili olmadığını düşünüyorum. Bir süredir muhalefette çalkantılar, muhalif seçmeni moral bozukluğuna itecek şeyler oluyor. Bir söylem üstünlüğü son bir ayda Erdoğan’a geçmiş gibi görünüyor. Bu program, ‘Söylem üstünlüğünü’, ‘Seçimi ben yeniden kazanırım psikolojik üstünlüğüne’ taşıma hamlesi olarak tasarlanmıştı. Ancak öyle bir etki bende bırakmadı. Bugün Erdoğan’a oy verme niyetinde olanlar haricinde yeni bir tek seçmenin bu konuşmayı dinleyip, fikrini değiştirmesi olasılığı gözükmüyor.”

‘Vaat olarak yeni bir şey yok’

Aksoy Araştırma Kurucusu ve Sosyal Demokrasi Vakfı SODEV Başkanı Ertan Aksoy’a göre AK Parti eskiyi konuşarak yeniyi vadediyor. Güncel sorunlara dair programda hiçbir şeyin olmadığını, ülkelerin tarihlerinde yüzüncü yılların büyük semboller olduğunu belirten Aksoy, “Yüzüncü yıla giderken ülkeyi getirmiş oldukları bu derin yoksullaşma haline dair herhangi bir çözüm politikası olmadığı gibi aksini iddia eden bir tutum da söz konusu. Yeni yüzyılı anlamaya, gerekliliklerini inşa etmeye dair bir iz yok” dedi.

‘Türkiye Yüzyılı’ programına “seçim beyannamesi” denmesinin de fazla iddialı bir durum olduğunu ifade eden Aksoy, “Vaat olarak yeni bir şey yok. Mevcut durumun bir kısmının inkârı, bir de Kanal İstanbul gibi inat konularında ısrar var. Beklenti yaratıp, beklentiyi karşılayamayan bir çıkış. Dolayısıyla iddia edildiği kadar anlamlı bir toplantı değil. AK Parti’nin herhangi bir grup toplantısında söylediğinin dışında bir şey bu konuşmada yok” dedi ve şöyle devam etti:

“AKP büyük oranda siyaset üretemeyen bir yapıya dönüşmüş durumda. Son dönem baktığımda iki belirleyici durum görüyorum. Birincisi siyaset üretememe hali, ikincisi ise MHP’nin çizdiği sınırlar. Cumhuriyete dair vurgunun bir nedeni MHP ile birlikte siyaset yapma zorunluluğu.”

“AK Parti’de ilk kez bir seçim kampanyası bu kadar erken başlıyor”

Optimar Araştırma Başkanı Hilmi Daşdemir’e göre ise ‘Türkiye Yüzyılı’ programı öncelikle “gelecek vizyonu” vermeye çalıştı ve “tekrar toplumu kucaklamayı” vadetti. AK Parti’nin özetle “Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” dediğini belirten Daşdemir, “2023 seçim kampanyasının ana gündem maddesi yeni bir anayasa olacak. Yeni anayasa bir taraftan hak ve özgürlüklerini savunacak. Hak ve özgürlükler derken terör ya da birlik ve beraberliğe yönelik tehditlere karşı da direnci olan bir şey olacak. Diğer taraftan da ailenin korunmasıyla ilgili sürecin de oluşacağını görüyoruz. Bu vurgu da programda önemliydi” ifadelerini kullandı.

Programda kaydedilen “Yarın Değil Hemen Şimdi” sloganını hatırlatan Daşdemir, programın seçim startı olarak okunmaması gerektiğini, AK Parti açısından seçim startının çok daha önce verildiğini ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye seçime giderken iki taraf da bir vizyon ortaya koyuyor. Ancak AK Parti’nin vizyonu olarak baktığınızda geçmişte yaptıkları var. AK Parti’de ilk kez bir seçim kampanyası bu kadar erken başlıyor diyebiliriz. Çünkü daha önceki süreçlerde Erdoğan defalarca seçimlere girdi ama hiçbir seçim kampanyası bu kadar erken başlamamıştı. Bu da seçim kampanyasının hazırlığı kapsamında bir toplantıydı. Sayın Erdoğan, bu toplantının heyecan ve dinamizmini kendi kitlelerine aktardı. Araştırmalarda da bir yükseliş trendi var. Bu trendin yüzde 3’ün üzerinde olduğunu görüyoruz. Kararsızlara giden seçmenin tekrar AK Parti’ye geldiğini gözlüyoruz. Muhalefetin dağınıklığı ve kendi içlerindeki farklılıkların öne çıkması, Erdoğan’ın gelecek vizyonunu ortaya koymasıyla ve dış politikadaki gelişmeler tekrar AK Parti’ye dinamizm ve heyecan getirdi. Bu, Erdoğan’ın söylemleri ve duruşundan da hissedildi. Bu heyecan dalgasının devam edeceğini tahmin ediyorum.”

“Üç dört aydır psikoloji AK Parti’ye döndü”

GENAR Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Aktaş’a göre ‘Türkiye Yüzyılı’ programında, “Türkiye’nin iç barışını tesis edip uluslararası ilişkilerde başarı” çerçevesi çizildi.

“Teröre bulaşmamış kim var ise ortak çalışalım” söyleminin kendisi açısından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasındaki “en kıymetli unsur” olduğunu belirten Aktaş, “Türkiye’nin klasik iç tartışmaları var. AK Parti kendisini ondan uzak tutmak istiyor. 2013’te AK Parti’nin darbeler ve karşıt söylemlerle girmiş olduğu bir dar boğaz vardı. Onun yerine bir bakıma kendi klasik AK Parti söylemini, yani iş üreten, değer üreten, siyaset üreten bir çerçeveye geriye dönüş yaptığını düşünüyorum. Bu tarz bir AK Parti’nin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Gelin” çağrısının önemli olduğunu belirten Aktaş sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siyasi düşünceler farklı olabilir. Ama ‘Gelin bu ülkenin geleceğini birlikte inşa edelim’ dendi. Bu bir bütünlük çağrısıydı. Tarih boyunca gadre uğramış Kürtlerden, Alevilerden bahsetti. ‘Biz de bu gadre uğrayanların hakkını geri alan parti olduk’ gibi daha yumuşak, daha yapıcı, daha yüzü dışa dönük bir Türkiye tahayyülü çizdi. Bu tür adımla AK Parti, siyaset üretme kapasitesini de ortaya koymuş oldu. Bu açıdan da muhalefete göre bir ön almış oldu. Bundan sonra muhalefetin reflekslerini merak ediyorum. Siyaset bundan sonra farklılaşacak. AK Parti’nin alışık olduğu bir model değildi arkadan gitmek. Şimdi tekrar öne geçmek gibi bir çabası var. Üç dört aydır psikolojinin AK Parti’ye döndüğünü görüyorum.”

Paylaşın

AK Parti’nin ‘Türkiye Yüzyılı’ Vizyonu Ve Can Yakan Gerçekler

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaklaşan seçimler öncesinde ‘Türkiye Yüzyılı’ temalı vizyon belgesini açıkladı. Erdoğan’ın açıkladığı vizyon belgesine karşılık uluslararası göstergeler, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durumu ortaya koydu.

Enflasyonda dünya birincisi konumunda bulunan Türkiye, Türkiye, 27 Avrupa ülkesi arasında Arnavutluk’tan sonra en düşük asgari ücrete sahip ülke konumunda.

İşsizlik sıralamasında dünya beşincisi olan Türkiye, AB işsizlik ortalamasını neredeyse ikiye katladı. IMF verilerine göre Türkiye, dünyada kişi başı milli gelir sıralamasında 78’inci sırada yer aldı.

Birgün’den Hüseyin Şimşek, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durumu gözler önüne seren uluslararası verileri tek tek sırladı: İşte o veriler;

Enflasyonda zirvede

TÜİK verilerine göre son enflasyon oranı yüzde 83,45, Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre ise yüzde 186 olarak belirlendi. TÜİK’in makyajlı rakamları baz alınsa bile Türkiye, enflasyonda dünya birincisi konumunda. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) verilerine göre Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 83,45’ken ikinci sıradaki Arjantin’de ise yüzde 83 oranında.

Asgari ücrette dipte

EUROSTAT verilerine göre, Türkiye, 27 Avrupa ülkesi arasında Arnavutluk’tan sonra en düşük asgari ücrete sahip ülke konumunda. Türkiye’deki asgari ücret, yaklaşık yedi sene önce birçok Avrupa ülkesindeki asgari ücreti geride bırakıyordu.

Hukuka bağlılık yok

Dünya Adalet Projesi (WJP) 2022 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, hukuk devletine bağlılıkta 140 ülke arasında 116’ncı sırada yer aldı. Hukukun üstünlüğü ve hukuka bağlılık konusunda gerisinde kalınan ülkeler arasında Burkino Faso, Gana, Moğolistan ile Trinidad ve Tobago gibi ülkeler yer aldı.

İşsiz nüfusta ilk beşte

OECD tarafından yayımlanan son verilere göre Türkiye, yüksek işsizlikte de dünya sıralamasına girdi. AKP’nin “vizyonlu” istihdam projesi sonucunda, Türkiye işsizlik sıralamasında dünya beşincisi oldu. Türkiye, AB işsizlik ortalamasını neredeyse ikiye katlarken, Slovakya, Litvanya, Şili, İsrail, Macaristan gibi ülkelerden çok daha fazla işsize sahip.

Milli gelirde İran’ın gerisinde

Kişi başına düşen milli gelir sıralamasında Türkiye, yine birçok ülkenin gerisinde kaldı. IMF verilerine göre Türkiye, dünyada kişi başı milli gelir sıralamasında 78’inci sırada yer aldı. Türkiye’den daha yüksek kişi başı milli gelire sahip ülkeler arasında İran, Romanya, Bulgaristan, Çin, Yunanistan gibi ülkeler yer aldı.

40 yıl öncesine dönüş

Türkiye, dünya ekonomisindeki payı bakımından da büyük bir kayıp yaşıyor. Uluslararası verilere göre, Türkiye’nin dünya ekonomisindeki payı, askeri darbenin yapıldığı 1980 yılının bile gerisine düştü. Buna göre, Türkiye’nin dünya ekonomisindeki sıralaması 23. Bu sıralama 2004 yılında 17’ydi.

Küresel refah endeksinde geride

Londra merkezli düşünce kuruluşu Legatum Enstitüsü’nün Küresel Refah Endeksi verilerine göre Türkiye, 167 ülke arasında 93’üncü sırada yer alabildi.

Polis devletinde ilk ikide

Ekonomik kalkınmayı bir kenara bırakarak güvenlikçi politikalara sarılan AKP, 100 bin kişi başına düşen polis memuru sayısında Türkiye’yi dünya ikinciliğine taşıdı. İlk sırada Karadağ yer alırken Türkiye’nin geride bıraktığı ülkeler arasında Yunanistan, Malta, Kosova, Letonya gibi ülkeler yer aldı.

Yolsuzluk endeksinde 42 sıra geriledi

Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin verilerine göre Türkiye, Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 180 ülke arasında 96’ncı sırada yer aldı. Kamu sektörü yolsuzluklarına göre hazırlanan sıralamada Türkiye, son 10 yılda 42 basamak birden geriledi. Türkiye ile aynı sıralamaya sahip ülkeler, Arjantin, Brezilya, Endonezya, Sırbistan ve Lesoto oldu.

Basın özgürlüğünde de sonlarda

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün hazırladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, 180 ülke içerisinde 149’uncu sırada yer aldı. Türkiye sıralamada, Katar, Somali, Filipinler, Brezilya, Kenya gibi ülkelerin gerisinde kaldı.

Eğitime yeterli pay ayrılmıyor

Türkiye, ilköğretim düzeyinde eğitime ayırdığı bütçe ile OECD ortalamasının altında kaldı. Yetersiz bütçe nedeniyle OECD ortalamasının altında kalan 16 ülke arasında da Türkiye, Meksika ve Kolombiya ile birlikte son sırada yer aldı.

Paylaşın

AK Parti, ‘Daha İslami Bir Türk Kimliği’ Oluşturma Adımları Mı Atıyor?

Mesut Yeğen, AK Parti hükümetinin Suriyelileri kitlesel olarak Türkleştirmeye girişmediğine dikkat çekerek, “Bu da artık Türkçe konuşmayan Müslümanların Türkleştirilmesi ilkesinin artık katı bir şekilde uygulanmadığını gösteriyor” ifadelerini kullanıyor.

Mesut Yeğen, vatandaşlık politikalarındaki bu değişimin yol açtığı sonuçları değerlendirirken, “Bunlar, AK Parti hükümetinin daha İslami ve daha az seküler bir Türk kimliği inşa etmekte olduğu teziyle uyumlu” diyor.

Almanya’nın saygın düşünce kuruluşu Bilim ve Politika Vakfı (SWP) tarafından yayımlanan analizde, AK Parti hükümetinin yabancılara vatandaşlık ve geçici koruma verme siyaseti mercek altına alındı.

SWP’nin analizine göre mevcut uygulamalar, AK Parti’nin laikliği zayıflatarak, “daha İslami bir Türk milleti” oluşturmaya çalıştığı iddialarını destekler nitelikte.

“Yeniden dizayn edildi”

DW Türkçe’den Değer Akal’ın aktardığı ve Mesut Yeğen tarafından kaleme alınan analizde Türkiye’nin vatandaşlık politikalarında, mülteci akınları ve düzensiz göçün yaşandığı, otoriterleşmenin arttığı bir dönemde yaşanan değişim irdeleniyor.

Makalede, AK Parti hükümetinin son on yılda Türk Vatandaşlığı Kanunu’nda yaptığı değişiklikler, mülteciler ve düzensiz göçmenler konusunda izlediği politikalarla, yabancıların Türk vatandaşlığı alabilmesine ilişkin uygulamaları “yeniden dizayn ettiği” belirtiliyor. Yeni adımların, geçmişteki politikalarla tezatlık gösterdiği vurgulanıyor.

Geçmiş politikaları belirleyen ana ilkeler nelerdi?

Analizde, Türkiye’de geçmişteki yönetimlerin “Türk milletini” oluşturma çabalarında, üç noktanın dikkat çektiği savunulurken, gayrimüslimlerin sayısının azaltılmasının hedeflendiği, büyük çoğunluğu Kürt olan Türkçe konuşmayan Müslümanların “Türkleştirilmesi” için çaba gösterildiği kaydediliyor. Ayrıca Avrupa’da bulunan, Türkçe konuşan ve Türkçe konuşmamakla birlikte Müslüman olan Osmanlı tebaası ve onların torunlarının, Türkiye’ye yerleşmelerine izin verildiği vurgulanıyor.

Bu politikalar sonucunda Cumhuriyet’in ilk yıllarında nüfusun yüzde 2,5’ini oluşturan Hristiyan ve Yahudilerin sayısının artık günümüzde 0,2’ye gerilediği, bugün Kürtlerin yeni kuşaklarının büyük çoğunluğunun da Kürtçe değil Türkçe konuştukları belirtilirken, yakın tarihten ilginç örnekler de sıralanıyor.

1950’lerde Balkanlar ve Kırım’dan, Türk oldukları kabul edilen onbinlerce kişinin Türkiye’ye yerleştirildiği, buna karşın aynı dönemde örneğin İran’dan kaçan Kürtlerin sınır dışı edildikleri aktarılıyor.

1989’da Bulgaristan’daki Jivkov rejiminden kaçanların Türkiye’ye yerleşmelerine izin verilirken, 1991 yılında Saddam rejiminden kaçan Kürtlerin geçici olarak kamplara yerleştirildikleri, daha sonra geri gönderildikleri anımsatılıyor.

“Soy veya kültür bakımından Türk olduğu kabul edilen Avrupa’daki Müslümanlara Türk vatandaşlığı verilirken, geri kalanlara verilmemiştir” denilen analizde, Türkiye’nin 1951 Cenevre Mülteci Sözleşmesi’ni coğrafi sınırlamalar şartıyla imzaladığı, bu nedenle sınırlarını doğu ve güneyindeki ülkelerden gelen “mültecilere” açmadığı hatırlatılıyor.

Peki “yeniden dizaynın” ana hatları neler?

AK Parti’nin son on yıldaki hamlelerinin ise, kimlerin Türk vatandaşı olarak kabul edileceği, Türkiye sınırlarının kimlere açık olacağı ve Türk vatandaşlığı ile tanınan haklar konusunda kimlerin ayrımcılıktan muaf olacakları ile ilgili olarak ciddi değişime yol açtığı belirtiliyor.

“200 bini aşkın Suriyelinin Türk vatandaşı olması, Türk vatandaşlığının artık sadece soy ve kültür bakımından Türk olarak görülenlere tanınan bir bir ayrıcalık olmaktan çıktığını gösteriyor” tespitine yer verilen makalede yine yaklaşık 4 milyon Suriyelinin geçici koruma kapsamına alınması da önemli bir değişimin göstergesi olarak nitelendiriliyor.

Bu adımla, Türk devletinin yıllarca uyguladığı sınırlarını Avrupalı olmayan mültecilere açmama ilkesinin artık ortadan kalktığı vurgulanırken, Suriyelilere bu yolla eğitim ve sağlık hizmetlerinden ücretsiz olarak yararlanma hakkı tanındığına da işaret edilerek, “Sadece Türk vatandaşlarına tanınmış olan bu temel haklar artık sadece Türk vatandaşlarına münhasır değil” görüşü aktarılıyor.

Türk ekonomisinin “hayaletleri”: Afganlar

Analizde, Afgan göçmenlere ilişkin de çarpıcı tespitler yer alıyor. Türk güvenlik güçlerinin, Afgan göçmenleri hem sınırlarda hem de şehirlerde “bir şekilde görmezden geldiklerine” dikkat çekilen yazıda, bunların çoğunluğunun erkek olduğu, Türkiye’de çalışarak, az da olsa, ülkelerine götürmek için para biriktirmeye çalıştıkları aktarılıyor.

Eğitimsiz genç erkekler olarak genellikle yevmiyeli işlerde çalıştıkları, çöp toplama gibi istenmeyen işleri üstlendikleri belirtilirken, şu ifadelere yer veriliyor:

“Türkiye’nin düzensiz Afgan göçmenlerin görünmez varlığına müsamaha göstermesi, Türk ekonomisinin ucuz ve kayıtdışı işgücüne olan ihtiyacına işaret etmektedir.”

Kürtler için artık Türk vatandaşlığı daha az mı kapsayıcı?

Hükümetin, bir yandan Suriyelilere vatandaşlık vermeyi kolaylaştırarak, Türk vatandaşlığını daha kapsayıcı hale getirdiğine, diğer yandan Kürt sorununda daha farklı bir tutum takındığına dikkat çekiliyor. Özellikle çözüm sürecinin çöktüğü 2015 yılından itibaren, daha ayrımcı ve temel hakları ihlal edici bir tutum sergilendiği belirtiliyor.

HDP yanlısı Kürtlerin kültürel ve siyasi haklar gibi temel yurttaşlık haklarının sürekli ihlal edildiğinin belirtildiği makalede, “Bu Kürtler için Türk vatandaşlığının artık daha az kapsayıcı olduğunu göstermektedir” ifadelerine yer verildi.

Analizde, Gülen yapılanması üyesi olduğu iddia edilen kişilerin temel vatandaşlık haklarının da ihlal edildiği belirtilirken, “Bu da Sünni Müslüman Türk kimliğine sahip olmanın, ayrımcılıktan muaf olunacağı anlamına gelmediğini gösteriyor” görüşü dile getiriliyor.

AKP’nin nihai hedefi ne?

Analizin en dikkat çekici bölümünde Mesut Yeğen, AK Parti hükümetinin Suriyelileri kitlesel olarak Türkleştirmeye girişmediğine dikkat çekerek, “Bu da artık Türkçe konuşmayan Müslümanların Türkleştirilmesi ilkesinin artık katı bir şekilde uygulanmadığını gösteriyor” şeklindeki tespitini aktarıyor.

Yeğen, vatandaşlık politikalarındaki bu değişimin yol açtığı sonuçları değerlendirirken, “Bunlar, AK Parti hükümetinin daha İslami ve daha az seküler bir Türk kimliği inşa etmekte olduğu teziyle uyumlu” ifadelerine yer veriyor.

Geleceğe ilişkin öngörüler

Makalenin sonunda, AK Parti’nin son on yılda vatandaşlık hukuku ve politikalarında giriştiği değişikliklerin demografik değişikliğe, etnik çeşitliliğin artmasına yol açtığına işaret eden Yeğen, bunların da Türkiye’de yeni sosyal ve siyasi sorunlara yol açtığını kaydediyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2023 seçimleri öncesinde halkın hoşnutsuzluğunu azaltmak için çok sayıda Suriyeli sığınmacının Türkiye’nin kontrolündeki Suriye topraklarına yerleştirilmesi konusunda harekete geçebileceğine dikkat çekilen analizde, bu yolla AK Parti hükümetinin aynı zamanda Kürtlerin bu bölgelerdeki varlığının azaltılmasını, Türk devletinin Suriye’deki varlığının da daha da pekiştirilmesini isteyebileceği aktarılıyor.

Bununla birlikte hem Suriyeli mültecilerin hem de Afgan göçmenlerin, Türkiye’deki kayıtlı ve kayıt dışı ekonominin ayrılmaz bir parçası haline geldiği, geniş çaplı bir politika değişikliğinin bu kesimleri ucuz işgücü için kullanan sektörleri rahatsız edebileceği belirtilirken, şunlar kaydediliyor:

“Türk vatandaşları ile ekonominin talepleri arasında sıkışan Türk hükümeti, muhtemelen bir grup Suriyeliyi Suriye’ye göndererek, bir grup Afganı da ‘sınır dışı ederek’, ekonomideki dengeyi kızdırmadan, Türk kamuoyuna mülteciler ve göçmenlerin gönderildiği izlenimini vermeye çalışacak.”

Erdoğan Öcalan hamlesine mi hazırlanıyor?

Bu arada Yeğen, seçimlere giden süreçte Erdoğan’ın, hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “sesinin duyulmasına” izin verebileceğini de iddia ediyor.

Kürtlerin siyasi olarak yabancılaşmasının, Erdoğan’ın 2023 seçimlerini kaybetmesine yol açabileceğini, kendisinin de bunun farkında olduğu aktaran Yeğen, “Erdoğan Kürt sorununa ilişkin yeniden bir tür reformist siyaset izlemeye başlayabilir” öngörüsüne yer verdi.

Mesut Yeğen, bu öngörüsüne ilişkin değerlendirmesini de şu ifadelerle tamamladı:

“Seçimlere fazla bir zaman kalmadığı için Erdoğan büyük ihtimalle hapisteki PKK lideri Öcalan’ın sesinin duyulmasına izin verecektir. Bununla da Kürt seçmenlerin, Kürt sorununa ilişkin reformist bir politikanın yeniden başladığını düşünmelerini sağlamak isteyebilir.”

Paylaşın

AK Parti, ‘Türkiye Yüzyılı Vizyon Belgesi’nde Ne Vadedecek?

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, partisinin “Türkiye Yüzyılı Vizyon Belgesi”nde Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılındaki vizyon ve hedeflerini anlatması bekleniyor.

AK Partili kaynaklar, Vizyon Belgesi’ni seçim beyannamesine giden yolda önemli bir adım olarak değerlendiriyor. Aynı kaynaklar, Erdoğan’ın konuşmasında “kapsayıcı bir dil kullanacağını ve kendisine oy vermeyenlere de ‘Gelin büyük Türkiye’yi birlikte inşa edelim’ çağrısında bulunacağını” belirtiyor.

Erdoğan’ın bu kapsamda özellikle Alevi toplumu, Kürtler ve gençlere yönelik özel mesajlar vermesi ve yeni Anayasa için de muhalefete çağrıda bulunması bekleniyor. Diğer yandan Erdoğan’ın konuşmasında savunma sanayi için geniş bir yer ayırdığı, bugüne kadar yapılan yerli ve milli projelerle ilgili de detaylı bilgi vereceği kaydediliyor. Buna paralel olarak da salonda yerli ve milli projelerin maketlerinin yer alması bekleniyor.

Toplantı öncesinde “Türkiye Yüzyılı” için de logo çalışması yapıldı. Logo için Cumhurbaşkanlığı forsundaki görselden esinlenilirken, logoda 16 Türk devletine atıfla 16 yıldır ve hilal etrafından yayılan 100 adet güneş ışınına yer verildi. Güneş ışınlarının ise Cumhuriyet’in yüzüncü yılına gönderme yaptığı belirtiliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cuma günü AK Parti’nin “Türkiye Yüzyılı Vizyon Belgesi”ni kamuoyuna açıklayacak. Ankara Arena Kapalı Spor Salonu’nda düzenlenecek etkinliğe sanatçılar, sporcular, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, sosyal medya fenomenleri gibi toplumun birçok kesiminden isim davet edildi. Yaklaşık 30 bin kişinin katılımının beklendiği toplantı için “muhalif” olarak nitelendirilen gazetecilere de davetiye gitti.

Etkinlik için toplam 11 siyasi partiye de davet gönderildi. MHP, CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Hür Dava Partisi, BBP, DSP, Demokrat Parti, Vatan Partisi, Yeniden Refah Partisi ve Anavatan Partisi davet gönderilen partiler arasında bulunuyor.

“Kendi tabanında bir miktar heyecan yaratabilir”

Peki Erdoğan’ın bu çağrıları seçmende nasıl karşılık bulacak? Siyaset bilimcilere göre, Erdoğan’ın mesajları AKP’den giden seçmeni tutmaya yönelik olacak.

DW Türkçe’den Eray Görgülü‘nün sorularını yanıtlayan Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Berk Esen, AKP iktidarının Türkiye’yi otoriterleştirdiğini savunarak “Siyasetten ekonomiye, dış politikaya kadar Türkiye artık geriye gidiyor. Vadedecek pozitif somut bir programı yok” dedi. AKP’nin reform yapıyormuş havası vermek istediğini dile getiren Esen, “Ben bu adımı halkla ilişkiler faaliyeti olarak görüyorum. Otoriter rejimin ambalajını değiştirecekler, seçmene yeni şeyler söylüyormuş havası yaratacaklar” ifadesini kullandı.

İktisadi gerilemeyi çözecek yapısal bir adım atılması yönünde bir beklentisi olmadığını kaydeden Esen sözlerini “AKP, zaten demokratikleşme adımlarını atsa seçimi kazanamaz” iddiasında bulundu. İktidarın bu adımı, ekonomik hamlelerle desteklemesi durumunda kendi tabanında bir miktar heyecan yaratabileceğini ifade eden Esen, “Ancak, içi doldurulmamış soyut vaatler, kararsız seçmeni ne kadar geri çevirebilir bu da soru işareti” şeklinde sürdürdü.

“Seçmen açısından beklediği çıktıyı yaratmaz”

Ege Üniversitesi’nden siyaset bilimci Prof. Dr. Tanju Tosun da Erdoğan’ın Vizyon Belgesi’nde daha çok savunma sanayi ile ilgili çalışmalara yer verme ihtimalinin yüksek olduğunu söyledi. Tosun, “Anladığım kadarıyla savunma ve güvenlik üzerinden bugüne kadar üretmiş oldukları projelerinin takdimi olacak” görüşünü dile getirdi. İktidarın bu şekilde “güçlü Türkiye” mesajı vermek istediğini kaydeden Tosun, “Ancak bu mesajın yanına demokratik Türkiye vizyonu ile ilgili aksak demokrasi standartlarını dikkate aldığımızda ne koyabilecek?” sorusunu yöneltti.

“Dezenformasyon” yasası olarak da bilinen Basın Kanunu’nda değişiklik içeren ve “halkı yanıltıcı bilgiyi yayma” eylemine hapis cezası öngören kanunu hatırlatan Tosun, “Pragmatik yaklaşımla gitmeye hazırlanan seçmeni geri çağırmaya yönelik popülist birtakım sözün saltanatına dayalı vaatlerde bulunacaklar” ifadesini kullandı. Erdoğan’ın vereceği mesajların Kürt seçmen, Alevi toplumu açısından önemli olacağını da kaydeden Tosun, “Ancak orada da bir sahicilik sorunu olacaktır. Referanslara geri dönüp baktığımızda, seçmen açısından beklediği çıktıyı yaratmaz” tespitini yaptı.

“İktisadi açıdan bir beklentim yok”

Başkent Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Prof. Dr. Uğur Emek de Vizyon Belgesi’ni ekonomik açıdan değerlendirdi. İktidarın para politikasından vazgeçtiğini Merkez Bankası’nın özerkliğini ortadan kaldırdığını ve maliye politikasını da seçim bütçesine dayandırdığını öne süren Emek, “Bu belgede iktisat adına bir beklentim yok” dedi.

Kur Korumalı Mevduat programını da aslında beklemediklerini kaydeden Emek, “Ama öyle garip şeyler yaratabiliyorlar ki, ne derse şaşırmam. İktisadi olarak iktisadın genel kabul görmüş ilkelerini reddeden siyasi iktidardan net bir şey beklemiyorum” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

RTÜK’ün Boş Kontenjanı AK Parti’ye Geçti

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlık Divanı, boş bulunan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyeliği kontenjanının, Taha Yücel’in üyelikten istifa ettiği 1 Temmuz tarihindeki parlamento aritmetiği esas alınarak belirlenmesini kararlaştırdı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın‘ın aktardığına göre, AK Parti bunun üzerine iki ismi, TBMM Başkanlığı’na bildirdi.

TBMM Genel Kurulu’nda gelecek hafta yapılacak seçimde, Kültür Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Batuhan Mumcu’nun RTÜK üyesi seçilmesi bekleniyor.

Muhalefetin önerisi kabul görmedi

TBMM Başkanlık Divanı, bugünkü toplantısında, AK Parti kontenjanından RTÜK üyesi seçilen Taha Yücel’in istifasıyla boşalan üyelik kontenjanının hangi siyasi partiye düştüğünü karara bağladı.

Toplantıda, AK Parti ve MHP’li divan üyelerinin oylarıyla, Yücel’in istifa tarihi olan 1 Temmuz’daki parlamento aritmetiğinin esas alınması benimsendi.

Muhalefet partili üyeler ise RTÜK’ün aylar boyunca istifayı Meclis’e bildirmediğine dikkat çekerek, son parlamento aritmetiğinin esas alınmasını istedi ancak bu öneri kabul görmedi.

Başkanlık Divanı’nın kararına karşın başta İYİ Parti olmak üzere muhalefet partileri, RTÜK’ün 1 Temmuz’dan Ekim ayına kadar, boşalan üyeliği TBMM Başkanlığı’na bildirmemesini eleştiriyor ve kararı “hukuksuz” olarak nitelendiriyor.

AKP isimleri önceden bildirdi

Adana Milletvekili İsmail Koncuk’un Mayıs ayında İYİ Parti’ye geçmesi ile kontenjanın da bu partiye geçtiği belirtilmişti.

Ancak Yücel’in istifasından bir gün önce, 29 Haziran’da İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun istifası dengeleri değiştirdiği için, üyeliğin bu tarih itibariyle AK Parti’ye geçtiği belirtildi.

RTÜK üyeliğinde kontenjan hesabı, d’hont sistemine göre yapılıyor ve bağımsız üyelikler hesaba dahil edilmiyor.

Yapılan hesaplara göre de 1 Temmuz itibarıyla kontenjanın yeniden AK Parti’ye geçtiği belirlendi.

Başkanlık Divanı bu kararıyla, İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin AK Parti’ye geçmesi sonrası, AK Parti’den ayrılan Ahmet Eşref Fakıbaba’nın İYİ Parti’ye katılımı nedeniyle RTÜK’teki kontenjan değişiminin de önüne geçmiş oldu.

Daha önce TBMM Başkanlığı’nın yazısı üzerine AK Parti, 12 Ekim itibarıyla iki ismi aday olarak bildirmişti.

RTÜK Yasası’na göre; siyasi partiler kendilerine düşen üye kontenjanının iki katı isim bildiriyor ve bu isimlerden birisi üye olarak seçiliyor.

Batuhan Mumcu’nun seçilmesi bekleniyor

RTÜK üyeliği seçiminin gelecek hafta TBMM Genel Kurulu’nda yapılması planlanıyor. Kültür Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Batuhan Mumcu’nun AK Parti kontenjanından RTÜK üyesi seçilmesi bekleniyor.

Paylaşın

Erdoğan, CHP’yi Köşeye Sıkıştırmak İstiyor!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “türban serbestisi” çağrısına karşı “anayasa” çıkışı yapan AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu hamlesiyle, CHP’yi köşeye sıkıştırmak istiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki gün, Malatya’da, “türban serbestisi” ile ilgili partisinin hazırladığı anayasa değişiklik teklifine ilişkin “Başörtüsü konusundaki anayasa değişikliğini Meclis’e gönderdik. Sapkın akımlara karşı ailenin de korunmasını içeren bir anayasa değişikliğinin hazırlığına başladı. Kabul edilirse önemli bir kazanım olmuş olacak. Şunu da yapabiliriz: Sıkıyorsa gel, referanduma gidelim. Parlamentoda bu iş çözülmüyorsa millete götürelim, kararı millet versin” çıkışında bulunmuştu.

Erdoğan’ın bu çıkışının ardından CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a, “Macaristan Başbakanı Viktor Orban” benzetmesinde bulunarak “Tek parti döneminde bile kadının kılık kıyafetiyle uğraşılmamıştır. Bizim söylediğimiz kanun teklifi bu felsefeyi taşıyor” diyerek CHP’nin yasa teklifine destek vermesini istemişti.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu‘nun AK Parti kaynaklarından aktardıklarına göre, Erdoğan bu çıkışı ile CHP’yi “samimiyet testine tabi tutmak” istiyor. CHP’nin, “başörtüsü teklifinde samimi olmadığını” düşünen Erdoğan’ın, “yurttaşlar nezdinde de CHP’nin başörtüsü teklifinde samimi olmadığını, LGBTİ+ düzenlemesini bahane ederek başörtüsü değişikliğine hayır diyeceğini kanıtlamak istediği” belirtiliyor.

“360’a destek verin”

AK Partili kaynaklar, Erdoğan’ın “referandum” çıkışıyla birlikte CHP’yi “Meclis’te de test etmek istediğini” kaydediyor. AK Partiye göre CHP, “anayasa değişikliği teklifini referanduma götürebilmek için de onay vermeyecek.” Söz konusu anayasa değişikliğini referanduma götürebilmek için parlamentoda 360 milletvekilinin “evet” oyu vermesi gerekiyor.

Değişikliğin doğrudan TBMM’de kabul edilebilmesi için de 400 milletvekilinin onayı şart. AK Partili kaynaklar, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Biz diyoruz ki ‘Madem AKP’nin hazırladığı anayasa değişikliği teklifine onay vermek istemiyorsunuz. O zaman hakem halk olsun. Başörtüsü konusunda samimi olduğunuzu ifade ediyorsanız, gelin 400 milletvekili ile değişikliği doğrudan TBMM’den geçirmek yerine halkın oyuna gidelim. Cesaretiniz varsa, 360 için destek verin. Halk ne derse o olsun. Ailenin korunmasını da içeren anayasa değişikliği teklifine CHP neden ‘hayır’ diyecek? Bunu Türk halkına nasıl anlatacak?”

“Meydanda anlatırız”

AK Parti kanadı, seçimlere az bir zaman kala CHP’nin anayasa değişikliği teklifine “hayır” demesi durumunda Erdoğan’ın, meydanlarda bu durumu yurttaşlara anlatacağına da dikkat çekiyor. AK Parti’de, “Kılıçdaroğlu, daha önce çözümlenmiş bir konuyu yeniden gündeme getiriyor. Sonra ‘Gelin, teklifimize destek verin’ diyor. Biz de diyoruz ki ‘Madem bu kadar başörtüsü ile ilgili kaygıların var, gel sen bize destek ver, bunu anayasal güvence altına alalım.’ Kılıçdaroğlu’nun, bu değişiklik teklifine ‘hayır’ demesi durumunda, bunu elbette meydanlarda halka anlatırız. Madem daha önce Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığın başörtüsü serbestisinde bugün samimisin, yurttaşlarla helalleşmek istiyorsun, o zaman ‘hayır’ın gerekçesini de anlat. Biz de halka neden hayır dediğini anlatalım” yorumları yapılıyor.

Paylaşın

Demirtaş’tan Erdoğan’ın ‘Kürtlükle Alakası Yok’ Sözlerine Çarpıcı Yanıt

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Şu anda Edirne Cezaevi’nde olan zatın Kürtlükle alakası var mı? Yok. Bu adam Kürt değil” sözlerine yanıt veren Selahattin Demirtaş, “Tek adamlığa kendisini öyle kaptırmış ki, benim ne olduğuma da kendi karar veriyor” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yanıt verdi.

Sosyal medya üzerinden Erdoğan’ın Diyarbakır’daki açılışta kullandığı “Şu anda Edirne Cezaevi’nde olan zatın Kürtlükle alakası var mı? Yok. Bu adam Kürt değil” ifadelerini alıntılayan Demirtaş, şu ifadeleri kullandı:

“Tek adamlığa kendisini öyle kaptırmış ki, benim ne olduğuma da kendisi karar veriyor! Sen onu bunu boş ver de Diyarbakır’a bir daha gidersen “Kim hırsız” diye bir sor. Yalnız, mitinge gidecek kardeşlerim yanlarına kıymetli eşya almasınlar. Ne olur ne olmaz.”

Erdoğan ne demiti?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Diyarbakır’da halka hitap ettiği konuşmada özetle şu ifadeleri kullanmıştı:

“Nerede bu Batı’nın insan hakları savunucuları? Nerede bunlar? Bir kere gelip de Diyarbakır Anneleri’ni gelip ziyaret ettiler mi? Gördüler mi? Onlar sadece sahne artisti. Diyarbakır’daki kardeşlerim bunlara yüz vermediler. Peyderpey evlatları da dönüp geldi. Milletimizle aramızda nifak sokmak için her yolu deneyenlerin kirli yüzlerini tek tek ortaya çıkardık.

“Yine bir eş başkanları var…”

Diyarbakır’ın yaşadığı karanlık günler de geride kalmıştır. Şu anda Edirne Cezaevi’nde olan zatın Kürtlükle alakası var mı? Yok. Bu adam Kürt değil. Ama Kürt kardeşlerimi sömürüyor. Bunun hesabını benim Kürt kardeşlerim sormayacak mı? Soracak.

Yine bir eş başkanları var. Kürt mü? Değil. Ama benim Kürt kardeşlerimi sömürüyor.  Diyarbakır ekonomisiyle, kültür ve sanatıyla, altyapısıyla yoluna kararlı bir şekilde devam etmektedir. Artık Diyarbakır huzurun şehridir.

Diyarbakır Cezaevi Kültür Bakanlığına devredildi

Son ziyaretimde Diyarbakır Cezaevi’ni boşaltma ve kültür merkezi yapma sözünü vermiştim. Sözümüzü tuttuk. Bugün itibariyle Diyarbakır Cezaevi, Adalet Bakanlığımızdan Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmiştir. Geçmişte nice acılara, zulümlere konu olan

Diyarbakır Cezaevi binası artık hem hafıza, hem de farklı alanlarda faaliyet yürütme imkanı sağlayan bir eser olarak hizmet verecektir. Şimdiden Diyarbakırımıza hayırlı olmasını diliyorum. Diyarbakır Cezaevi müze oluyor. Kütüphanesiyle, sanat, gösteri alanlarıyla artık bu cezaevi ortadan kalkıyor.

Elbette ki Diyarbakır’ın bu güzel tablosundan rahatsız olanlar da var. Adeta kahroluyorlar. Rahatsızlıklarının bir sebebi de bunların gerçek yüzlerini sizlerle paylaşıyor olmam.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nı hedef aldı

İşte şimdi son tartışmaları görüyorsunuz. Kürt kardeşlerimi bir avuç sapkının oyuncağı haline getirmek isteyenlerin, sizin iradenizi nasıl istismar ettiğini görüyorsunuz. HDP denen parti görünümlü emperyalist operasyon aygıtı, sadece 50 bin vatandaşımızın canına mal olan terör örgütünün payandası değildir.

Bu fitne yuvası, tüm sapkınların aktörü durumundadır. Biliyorsunuz CHP, kurduğu altılı masaya çantada keklik olarak gördüğü bunları almaya tenezzül dahi etmemiş, masanın altında onları tutma yoluna gitmiştir. Bunlar da masa altında kalmış olmanın mahcubiyetiyle gidip, İstanbul’da adı sanı duyulmayan bir grup marjinal partiyle güya ittifak kurmuşlar.

İttifak kurdukları parti tabelalı örgütlerin söylemlerinin ne sizlerle ne de bu ülkenin vatanına, milletine, değerlerine bağlı herhangi bir vatandaşıyla en ufak bir ilgisi yoktur.”

 

Paylaşın

“AK Parti’de ‘Parlamenter Sistem’ Konuşuluyor” İddiası

Sözcü yazarı gazeteci Deniz Zeyrek, “Çok sansasyonel gelebilir ama bence Sayın Cumhurbaşkanı bile artık parlamenter sisteme geçişin yollarına bakıyordur. Bakanlardan da var. Açık açık şunu söylüyorlar. Diyorlar ki, şu anda parlamenter sistem olsaydı biz iktidarda kalır mıyız derdinde olmazdık” dedi ve ekledi:

“Birinci partiyiz ve hala iktidar biz olurduk diye konuşuyorlar ve zaten başlarına ne geldiyse de Başkanlık sistemine geçildikten sonra geldi.”

FOX TV’de yayınlanan Orta Sayfa programında gündeme ilişkin yorumlar yapan Sözcü yazarı gazeteci Deniz Zeyrek, kulis haberini paylaştı. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ‘Başbakan’ olacağını söyleyen ‘güçlü bir Bakan’ın olduğunu ileri süren Zeyrek, şöyle konuştu:

“Çok sansasyonel gelebilir ama bence Sayın Cumhurbaşkanı bile artık parlamenter sisteme geçişin yollarına bakıyordur. Bakanlardan da var. Açık açık şunu söylüyorlar. Diyorlar ki, şu anda parlamenter sistem olsaydı biz iktidarda kalır mıyız derdinde olmazdık. Birinci partiyiz ve hala iktidar biz olurduk diye konuşuyorlar ve zaten başlarına ne geldiyse de Başkanlık sistemine geçildikten sonra geldi.”

“Meral Akşener’in Başbakan olacağını söyleyen Bakan var mı?” sorusuna Deniz Zeyrek şu cevabı verdi: Duydum ben. Bakan’ın ismini vermem. Bütün Bakanlar etkilidir ama güçlü bir Bakan olduğunu söyleyebilirim. Bunlar konuşuluyor.

  • Doğan Şentürk: Bizzat kendisinden mi duydun?
  • Deniz Zeyrek: Evet
  • Doğan Şentürk: Kulağın ile duydun?
  • Deniz Zeyrek: Evet
  • Doğan Şentürk: İlginç
Paylaşın