Başörtüsüne Anayasa Teklifi: CHP Ve İYİ Parti, AK Parti’nin Randevusunu Reddetti

AK Parti’nin başörtüsüne anayasal güvence ve “ailenin korunması” konusundaki anayasa değişikliği önerisiyle ilişkili görüşme talebi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve İYİ Parti tarafından reddedildi. CHP ve İYİ Parti arasında istişare sonucunda alınan karar, AK Parti grubuna iletildi.

Haber Merkezi / AK Parti’nin “başörtüsü düzenlemesi” içeren ve “aile” adı altında LGBTİ+ yurttaşları hedef alan Anayasa değişikliği teklifi için Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve İYİ Parti’den talep edilen randevuya “hayır” yanıtı verildi.

CHP ve İYİ Parti arasında istişare sonucunda alınan karar, AK Parti grubuna iletildi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında açıklama yapan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, “Görüşme talebini reddetmek durumundayız. İYİ Parti ile bu tutumda ortaklaştık” ifadelerini kullandı.

CHP’nin “hayır” gerekçesi olarak CHP Mersin Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır ile İYİ Partili Lütfü Türkkan’ın dokunulmazlık dosyalarının gündeme alınmasını gösterdiği kaydedildi.

AK Parti Grup Başkan Vekili Özlem Zengin gelişmeyi doğruladı ve, “CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel aradı. Anayasa randevu talebimizi kabul etmediklerini bildirdiler” dedi. Özlem Zengin ve beraberindeki heyet, yarın saat 11.00’de MHP Grup Başkanvekilleriyle bir araya gelecek.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) de AK Parti’nin randevu talebini reddetmişti. Mevcut Anayasa’nın her gün çiğnendiğine ve hukukun askıya alındığına dikkat çeken Oluç, bu süreçte yapılan Anayasa değişikliğini samimi, inandırıcı ve güven verici bulmadıklarını belirtti. Oluç, şöyle devam etmişti:

“Seçim ortamına girmiş bir ülkeden bahsediyoruz. 3-4 ay bilemediniz 5 ay içerisinde seçimlerin yapılacağı bir ortamda yargı vesayetinin HDP’ye yönelik işletilmesi yargı vesayeti ile siyasetin dizayn ediliyor olması ve HDP’ye yönelik demokratik siyasetten ağır tasfiye politikalarının devam etmesi seçimlerin adil, demokratik adil bir ortamda yapılmayacağına dair önemli işaretlerdir.

Demokratik siyasete kast edilmiştir iktidar tarafından. Bu nedenle AYM üzerindeki Cumhur ittifakının açık baskı ortamını göz önünde bulundurduğumuzda bu teklifin tartışılmasını samimi ve güven verici bulamadığımızı vurguluyor.”

AK Parti Grup Başkanvekili Zengin, HDP’nin, başörtüsüne anayasa değişikliği teklifi için AK Parti’nin randevu talebini reddetmesinin ardından yaptığı açıklamada, “Başörtüsü Türkiye’de siyasi parti ayrımı yapmaksızın bütün kadınların bir meselesidir” demiş ve eklemişti:

“Hatta erkeklerin de bir meselesidir. Bu konuyu müzakere etmeyi anlamlı buluyorum. Ve onlar bunu bence bir tür siyasi malzemeye dönüştürmeyi tercih ettiler. Onların kararı böyle oldu.”

Paylaşın

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anketlerden İstediği Sonuç Çıkmazsa Ne Yapacak?

Türkiye ‘olası erken seçimi’ konuşmaya devam ederken, kesin bir dille ‘erken seçim’ iddialarını reddeden Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada seçim tarihinin ‘mevsim şartlarına göre güncellenebileceğini’ söylemişti.

Korkusuz yazarı Can Ataklı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önüne gelen seçim anketlerinde istediği sonuç çıkmaması durumunda iki durumun gerçekleşebileceğini savundu.

Ataklı’ya göre bunlar, “üçüncü kez aday olamayacağı gerçeğini kabullenip, gürültü-patırtı çıkarmadan kenara çekilmek ya da milletvekilliğine aday olmak” ya da “muhalefetin parlamenter sisteme geçme vaadini kendisi sahiplenip seçimden önce hayata geçirmek”

Can Ataklı’nın bugünkü köşe yazısının ilgili kısmı şöyle:

Şunu artık herkes biliyor olmalı: Erdoğan anketleri en iyi okuyan ve yöneten siyasetçidir. Hiçbir anket şirketi, Erdoğan’ı yanıltacak bir sonuçla karşısına çıkamaz. Daha öz bir ifadeyle, Erdoğan anketlerin gazına gelmez asla. Önüne 100 tane “kazanacağını” gösteren anket çıksa bile bunlar arasında sadece kesin doğruluğuna emin olduğu anketin sonucuna bakar. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Erdoğan mutlaka yayınlanan her ankete bakıyordur ama kamuoyuna açıklanmayan hatta kimsenin bilmediği bir ekibe de sürekli araştırma yaptırıyordur. Öyle sanıyorum ki Erdoğan bütün seçim tartışmaları arasında sadece güvendiği anket hangisiyse ona güveniyor, ona inanıyor.

Ancak sorun başka. Erdoğan elbette kendi güvendiği ekibe araştırma yaptırıyordur, buna karşı yine sarayın hizmetinde olan anket şirketlerinin hiçbiri şu ana kadar Erdoğan’a “Kesinlikle kazanıyorsunuz, hiç endişe etmeyin” diyemiyor. Oysa bundan önceki seçim anketlerinde Erdoğan hep “kazanacak” isim olarak çıkıyordu. Bazılarında belki kıl payı kazanıyordu, ama çoğunda açık ara kazanacağı görülüyordu. Bu kez öyle değil.

Erdoğan’ın en güvendiği araştırma ekibi hangisi bilemiyorum, ancak yayınlanan hiçbir ankette Erdoğan’ın kazandığı açıkça belirtilemiyor. İşte Erdoğan bu nedenle muhalefetin adayının bir an önce açıklanmasını istiyor. Şu anda muhalefetin kesinleşmiş bir adayı yok. Sadece kimi anket şirketlerinin şişirdiği balonla aday gösterilen iki belediye başkanı var. Buna bir de Kılıçdaroğlu’nu ve Demirtaş’ı ekleyerek anket yapanlar var. Saray yazarları üç dört adaya bölünen muhalefet adaylarının karşısında Erdoğan’ın açık ara önde olduğunu göstermeye çalışıyorlar. Oysa Erdoğan bunlara asla kanmıyor.

Karşısına kim olursa olsun bir aday çıkmadıkça yapılacak kamuoyu araştırmalarının sağlıksız sonuç vereceğini biliyor. Muhalefet bir aday belirlese Erdoğan rahatlayacak ve tek adaya karşı yapılacak kamuoyu araştırmalarının sonucuna bakacak. Peki, muhalefet aday belirledikten sonra Erdoğan hala seçilecek oranı yakalayamadığını görürse ne yapacak.

Elbette ilk hamle olarak kamuoyunu etkileyecek “daha da parlak müjdeler” üzerine yoğunlaşacaktır. Devletin kasası elinde, buradaki parayı son kuruşuna kadar harcayarak oyunu yükseltmeye çalışacaktır. Görünen o ki, herkese para dağıtarak da sonuca ulaşamayacaktır. O zaman önünde iki yol kalıyor.

BİRİNCİSİ: Üçüncü kez aday olamayacağı gerçeğini kabullenip, gürültü-patırtı çıkarmadan kenara çekilmek ya da milletvekilliğine aday olmak.

İKİNCİSİ: Muhalefetin parlamenter sisteme geçme vaadini kendisi sahiplenip seçimden önce hayata geçirmek.

Ataklı, “Ocak ve şubat ayı çok hareketle geçecek emin olun…” yorumunu da yazısına ekledi.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

HDP’nin ‘Başörtüsü Teklifi’ Kararına AK Parti’den Tepki

AK Parti Grup Başkanvekili Zengin, HDP’nin, başörtüsüne anayasa değişikliği teklifi için AK Parti’nin randevu talebini reddetmesinin ardından yaptığı açıklamada, “Başörtüsü Türkiye’de siyasi parti ayrımı yapmaksızın bütün kadınların bir meselesidir” dedi ve ekledi:

“Hatta erkeklerin de bir meselesidir. Bu konuyu müzakere etmeyi anlamlı buluyorum. Ve onlar bunu bence bir tür siyasi malzemeye dönüştürmeyi tercih ettiler. Onların kararı böyle oldu.”

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP), anayasa değişikliği teklifi için randevu isteyen AK Parti ile görüşmeyi reddetmesinin ardından T24’ten Eray Görgülü’ye konuşan AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, “siyasi malzemeye dönüştürmeyi tercih ettiler” dedi.

HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, bugün yaptığı basın açıklamasında, partisi hakkındaki kapatma davası ve Hazine yardım hesaplarına “geçici blokaj konulması” nedeniyle AK Parti’ye randevu vermeme kararı aldıklarını duyurdu.

Zengin bu kararın ardından, bu görüşmelerin “Türkiye için önemli bir adım” olduğunu, HDP seçmeninin de bu konuyu önemsediğini düşündüğünü belirtti.

“Başörtüsü Türkiye’de siyasi parti ayrımı yapmaksızın bütün kadınların bir meselesidir. Hatta erkeklerin de bir meselesidir. Bu konuyu müzakere etmeyi anlamlı buluyorum. Ve onlar bunu bence bir tür siyasi malzemeye dönüştürmeyi tercih ettiler. Onların kararı böyle oldu” dedi.

Özlem Zengin ayrıca şunları ifade etti: “Bu hafta için tüm grup başkanvekillerini aradım, Çarşamba günü için kendilerini ziyaret etmek istediğimizi söyledim, Sayın Mustafa Elitaş’la birlikte. Şu ana kadar sadece HDP’den dönüş oldu. Sayın Saruhan Oluç beni aradı ve Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararı gerekçe göstererek kabul edemeyeceklerini söyledi. Ben de kendisine bunun o konuyla hiçbir alakası olmadığını ifade ettim.

“Daha evvel bir HDP’li milletvekilinin milletvekilliği düştü. Anayasa Mahkemesi onların lehine karar verdi. Yani bir onların lehine karar verdiğinde kabul eden, ama kendi aleyhine verdiğinde bunu reddeden, böyle bir şey olamaz. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan hem bireyler hem kurumlar olarak yargı kararlarıyla bağlıyız. İtirazımız olabilir ama herkesin yargı kararlarının bu manada bağlayıcı olduğunu hatırlaması lazım”.

Paylaşın

AK Parti’nin Görüşme Talebine HDP’den Ret: Görüşme Zemini Ortadan Kaldırıldı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hazine yardımına bloke koyması kararı sonrası “AKP grup yönetimi ile Anayasa değişikliği teklifi hakkında görüşmeme kararı aldık” dedi.

Meclis’te gündeme dair basın toplantısı yapan Saruhan Oluç, “Bu kadar hak gaspının ayrımcılığın, eşitsizliğin, hukuksuzluğun yaşandığı özgürlüklerin ve demokrasinin ağır saldırı altında olduğu bir süreçte sadece başörtüsü ile ilgili getirilen değişiklik teklifi ‘Türkiye’deki özgürlükler sorununa çözüm üretmek konusunda yetersizdir’ demiştik” dedi.

Başörtüye ilişkin geçmişte ve bugün sorunları olmadığını belirten Oluç, 2015 yılından beri başörtülü vekillerinin olduğunu vurguladı. Kürtler, Aleviler, tüm inanç ve kimlikler başta olmak üzere bütün vatandaşların eşit yurttaşlık hakkının olmadığı bir ülke ortamında bu toplumsal talepleri karşılayacak bütünlüklü düzenleme gerektiğine işaret eden Oluç, şöyle dedi:

“Bu adımı seçim manevrası olmaktan çıkarmanın yolu bütün ayrımcılıkları ortadan kaldıracak, özellikler Anayasanın 10’uncu maddesinde bir değişiklik yapılması gerekir. Manevradan çıkarılacak tutum bu olurdu. Ama bu konudaki önerilerimize cevap verilmedi.”

“Görüşme zemini ortadan kaldırıldı”

AKP Grup yönetiminin Anayasa değişikliği teklifi için görüşme talebinde bulunduklarını aktaran Oluç, bu talebi grup ve parti yönetimince tartışıldığını söyledi. Söz konusu talebin yetkili kurullar ve eş genel başkanlarınca değerlendirdiğini ifade eden Oluç, şöyle dedi:

“HDP’ye yönelik bir intikam davası olan kapatma davasının bütün hızıyla devam ettirilmesi, en son partimizin anayasal hakkı olan hazine yardımının iktidar blokunun baskısı sonucu bir hak gaspı olarak AYM tarafından ve Anayasa’ya aykırı bir şekilde bloke edilmesi ve bunun gerçekleşmesi için cumhur ittifakının bileşenlerinin ağır baskısının AYM üzerinde yaşanması nedeniyle AKP grup yönetimi ile Anayasa değişikliği teklifi hakkında görüşmeme kararı aldık.

Randevu taleplerine olumlu cevap vermedik bu nedenle. Elbette AKP Meclis Grup Yönetiminin diyalog çabalarını olumsuz görmüyoruz. Ancak iktidarın bizlere yönelik politikaları nedeniyle böyle bir görüşme zemini ortadan kaldırıldığını düşünüyorum.”

“Bu teklifi samimi değil”

Mevcut Anayasa’nın her gün çiğnendiğine ve hukukun askıya alındığına dikkat çeken Oluç, bu süreçte yapılan Anayasa değişikliğini samimi, inandırıcı ve güven verici bulmadıklarını belirtti. Oluç, şöyle devam etti:

“Seçim ortamına girmiş bir ülkeden bahsediyoruz. 3-4 ay bilemediniz 5 ay içerisinde seçimlerin yapılacağı bir ortamda yargı vesayetinin HDP’ye yönelik işletilmesi yargı vesayeti ile siyasetin dizayn ediliyor olması ve HDP’ye yönelik demokratik siyasetten ağır tasfiye politikalarının devam etmesi seçimlerin adil, demokratik adil bir ortamda yapılmayacağına dair önemli işaretlerdir. Demokratik siyasete kast edilmiştir iktidar tarafından. Bu nedenle AYM üzerindeki Cumhur ittifakının açık baskı ortamını göz önünde bulundurduğumuzda bu teklifin tartışılmasını samimi ve güven verici bulamadığımızı vurguluyor.”

Ne olmuştu?

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ başkanlığındaki AKP heyeti, başörtüsü konusunda hazırlanacak anayasa değişikliği için MHP, CHP, HDP ve İYİ Parti gruplarını ziyaret etmişti. Bozdağ, AKP Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz ve AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş HDP’yi 2 Kasım’da ziyaret etmişti.

Ziyarette, HDP Sözcüsü Ebru Günay ile HDP Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş ve Saruhan Oluç yer almıştı. Görüşme sonrası açıklama yapan Beştaş, Anayasa teklifine dair henüz yazılı bir metin olmadığını belirterek

“Anayasa’nın 24 ve 41’inci maddelerinde bir değişiklik olacağını ve kapsamını genel olarak paylaştılar. Biz de tutumumuzu Eş Genel Başkanlarımız ve MYK’da yaptığımız görüşmeler sonucunda kamuoyuyla paylaşıyor olacağız.

“Sohbet ettik. Kıyafet özgürlüğü, türban, kadın hakları konusunda tutumumuz çok net. Negatif tutumumuz olmadı ama böyle bir dönemde nasıl bir karar alacağımızı ilgili kurullarımızla karar vereceğiz” demişti.

AKP’nin HDP parlamento grubunu ziyaret etmesi AKP içinde tepkilere neden olmuştu. AKP’li eski milletvekili Mehmet Metiner, “AK Parti karar vermeli: HDP’yi kendisiyle oturulup konuşulacak ve desteği önemsenecek bir parti olarak görüyorsa o vakit HDP’ye dair dilini ve yaklaşımını değiştirmeli” demişti.

AKP MKYK üyesi Şamil Tayyar ise “AK Parti, HDP’ye nasıl bakıyorsa o düzlemde ilişkisini yürütmelidir. PKK ayrı HDP ayrıysa aynileştiren dil ve üsluba niye ihtiyaç duyduk? Bu muhakemeyi yapmalıyız” diye sormuştu.

6 Kasım 2022’de AKP Urfa Milletvekili Mehmet Ali Cevheri, partisinin HDP ziyaretiyle ilgili olarak, “Gidilmemesi abes” demişti.

Paylaşın

Cumhur İttifakı’nda Genişleme Hazırlığı: HÜDA PAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Lideri Bahçeli’nin yaptığı görüşmelerde Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) ile ittifakın genişletilmesi konusu ele alındığı ve Cumhur İttifakı’ndaki uzlaşmanın ardından da HÜDA PAR ile görüşmeler başladığı öne sürüldü.

HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Aslan da henüz kesinleşen bir durumun olmadığını ifade etti. Aslan, “Seçim başlığını AK Parti ile konuşuyoruz. Sonuç itibariyle tüm başlıkları konuşuyoruz. Nasıl bir sonuç çıkacak genel başkanımız açıklama yapacaktır” dedi.

Yazar ve Diyarbakır eski Milletvekili Altan Tan,  “Son Cumhurbaşkanlığı seçiminde de HÜDA PAR, Tayyip Erdoğan’ı destekledi. Sürpriz, beklenilmeyen bir durum değil, belli noktalarda aynı düşünüyorlar. Bundan önce beraberlikleri vardı. O camianın çıkıp karşı tarafa CHP’ye destek vermesi beklenilmiyordu” görüşünü dile getirdi.

Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri için takvim giderek daralıyor. Seçim takviminin netleşmesinin ardından ittifakların da şekillenmesi bekleniyor.

DW Türkçe’den Kıvanç El’in edindiği bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hem 13 Aralık hem de 29 Aralık 2022 tarihinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile yaptığı görüşmelerde de Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) ile ittifakın genişletilmesi konusunu ele alındı.

Cumhur İttifakı’ndaki uzlaşmanın ardından da HÜDA PAR ile görüşmeler başladı. Partinin Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Perşembe günü akşam saatlerinde AK Parti Genel Merkezi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti kurmayları ile bir araya gelerek seçim işbirliğini ve muhtemel ittifakı görüştü. Yapıcıoğlu, partiden ayrılırken yaptığı açıklamada “Görüşmelerimiz sürecek. Biraz daha sabretmeniz gerekecek. Konular netleşince, mevzular inşallah sizler aracılığıyla kamuoyuyla da paylaşılacaktır. Birkaç başlığımız vardı. Evet, konuştuk. Seçimler de bu başlıklardan bir tanesiydi” dedi.

“‘Teklif gelirse ittifakın içerisinde yer alabiliriz’ demiştiniz” açıklamasının hatırlatılması üzerine de Yapıcıoğu, birden fazla teklifin bulunduğunu belirterek sözlerini “Seçim tarihi netleşince kuvvetli ihtimal bizim de kararımız netleşir. O zaman paylaşırız” şeklinde sürdürdü.

“AK Parti ile seçimi konuşuyoruz”

HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Aslan da henüz kesinleşen bir durumun olmadığını ifade etti. Aslan, “Seçim başlığını AK Parti ile konuşuyoruz. Sonuç itibariyle tüm başlıkları konuşuyoruz. Nasıl bir sonuç çıkacak genel başkanımız açıklama yapacaktır” dedi.

Ancak HÜDA PAR’ın cumhurbaşkanlığı seçiminde 2018’de olduğu gibi Erdoğan’ı desteklemesine kesin gözüyle bakılıyor. HÜDA PAR’ın parti logosuyla seçime girmeyip AK Parti listelerinden Diyarbakır ve Batman illerinde iki ya da üç ismi aday göstermesi bekleniyor. Ancak işbirliğinin detaylarına dair henüz netlik yok.

Altan Tan: Kulislerde siyasi af konuşuluyor

Yazar ve Diyarbakır eski Milletvekili Altan Tan, AKP-HÜDA PAR işbirliğini değerlendirdi. Tan, “Son Cumhurbaşkanlığı seçiminde de HÜDA PAR, Tayyip Erdoğan ı destekledi. Sürpriz, beklenilmeyen bir durum değil, belli noktalarda aynı düşünüyorlar. Bundan önce beraberlikleri vardı. O camianın çıkıp karşı tarafa CHP’ye destek vermesi beklenilmiyordu” görüşünü dile getirdi.

HÜDA PAR ile AK Parti yakınlaşmasının bölgedeki dengeleri etkileyeceğini söyleyen Altan Tan, “Kürt seçmen açısından burada AK Parti’nin yapacakları ve yapmayı planladıkları önemli. Kulislerde bir çok şey önemli şey konuşuluyor, biri siyasi af. Ceza indirimi, infaz indirimi, cezaevlerinin yarısının boşaltılması gibi iddialar var. Bu durumdan Kürt siyasal mahkumlar istifade edecekler” tahmininde bulundu.

AK Parti’ye yakın iki gazetecinin, Mehmet Barlas ile Abdülkadir Selvi’nin son dönemdeki yazılarına atıf yapan Altan Tan, “HDP’nin kapatılma sürecinin seçim sonrasına bırakılması gerektiğini ifade ediyorlar. İktidar ile görüşmelerin olduğunu ima edenler var. Kürt seçmen açısından HÜDA PAR ile AK Parti yakınlaşması yeni bir şey değil, ancak bundan sonrası için atılacak adımlar Kürt seçmen ile ilişkileri belirler. Olacaklar durumu değiştirebilir. Hakikaten denildiği gibi HDP ile dolaylı bir müzakere var ise kapatılma davası ile ilgili Kürt sorunu ile ilgili siyasal bazı hamleler yapılacaksa bunları etkileri tartışılabilir” şeklinde konuştu.

HÜDA PAR’ın örgütlü bir siyasal yapı olduğunu kaydeden Tan, “İttifakı deklare ettiği vakit her iki partide zorlanmaz. Diğer Kürt seçmenin, HDP’li seçmenin etkilenmesi nasıl olur diğer adımlara bağlı, aynı şekilde muhafazakâr seçmenin etkilenmesi için de bundan sonraki gelişmeler önemlidir, sadece HÜDAPAR ile işbirliği AK Parti ile Kürt seçmen ilişkisini etkilemez” dedi.

HÜDA PAR’ın 2018’deki oyu neydi?

HÜDA PAR, 24 Haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ı destekledi. Milletvekili seçimlerinde ise kendi parti logosuyla seçime girse de bazı yerlerde bağımsız aday çıkardı. Diyarbakır’da şu an genel başkan olan Zekeriya Yapıcıoğlu’nu, Batman’da ise dönemin GİK üyesi Aydın Gök’ü bağımsız aday olarak destekledi.

Yapıcıoğlu Diyarbakır’da 35 bin 231 oy ile yüzde 4,13 oy aldı. Batman’da da Gök 15 bin 998 oy ile yüzde 5,6 oya sahip oldu. Parti Bingöl’de de yüzde 4.4 oy aldı. Partinin bu üç il dışında Mardin, Muş, Şırnak ve Şanlıurfa’da etkinliği bulunurken 2018 yılı toplam oyu ise 200 bin civarında.

Paylaşın

Seçimler Yaklaşırken Ekonomideki Adımlar AK Parti İçin Oya Dönüşür Mü?

Aksoy Araştırma’dan Ertan Aksoy, iktidarın uzun süredir toplumdaki ihtiyaçları ve karşılanmaları halinde oy getirme potansiyeli olan başlıkları belirleyip ona göre adımlar attığını belirterek adalet veya özgürlük gibi başka alanlardaki ihtiyaçlardan ziyade ekonomik alandaki ihtiyaçların öncelendiğini söylüyor.

Ekonomist Güldem Atabay, her ne kadar EYT ya da ücretlere yapılan zamlar gerekli de olsa bu tür popülist harcamaların bütçe üzerindeki maliyetleri yükselttiğine işaret ederek sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Seçim sonrasına dair çok büyük ekonomik riskler şu anda ötelenmekte. Başta çok yükselmiş enflasyonu düşürmenin yaratacağı maliyet olmak üzere; sorunların çözümüne yönelik ihtiyaçlar başka, seçim öncesi açıklanan ve açıklanacak önlemlerle ekonominin daha da bozulması bambaşka iki süreç. Yani bugünkü önlemler ötelenen dertlere çare değil aksine onları sertleştirici ve akut hale getirici şekilde ilerliyor ne yazık ki.”

Türkiye’de seçimin yaklaşmasıyla birlikte hükümetin ekonomide seçmenleri kazanmaya yönelik adımları sıklaştı. Anketlere göre istediği yüzde 50 artı 1 oy oranına ulaştığını hâlâ göremeyen hükümet ise ekonomide farklı adımlar ve projelerle oylarını artırmaya çalışıyor.

Bu çerçevede düşük gelirliler için sosyal konut projesi, KYK faizlerinin silinmesi, Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) için emeklilik hakkı tanınması, asgari ücrete yüksek oranlarda zam, emekli ve memurlara önce yüzde 25 tepkilerin gelmesinin ardından ise yüzde 30 zam gibi çeşitli adımlarla sandıkta çoğunluk hedefleniyor. Son olarak dün açıklanan orta gelirliler için konut projesi ile de ilk etapta 100 bin ailenin konut edinmesinin amaçlandığı belirtiliyor.

Ancak sandıkta Cumhur İttifakı’na ne kadar oy kazandıracağı henüz çok net olmayan bu adımların, seçim sonrasında ekonomik göstergeleri daha da bozma tehlikesine işaret ediliyor.

AK Parti’nin geçen yıldan bu yana uyguladığı Yeni Ekonomi Politikası kapsamında enflasyon 2022 boyunca çok yüksek bir seyir takip etmişti. Uzmanlara göre 2023 yılı da yoksulluğun ve belirsizliğin artacağı bir yıl olacak.

İktidarın adımları hangi kesimlere yönelik?

Peki iktidarın çeşitli alanlarda attığı bu adımlar hangi kesimlerden oy almaya yönelik ve istenen etkiyi yaratabiliyor mu?

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in aktardığına göre, son adımların seçmendeki etkisini sık aralıklarla ölçen Aksoy Araştırma’dan Ertan Aksoy, iktidarın uzun süredir toplumdaki ihtiyaçları ve karşılanmaları halinde oy getirme potansiyeli olan başlıkları belirleyip ona göre adımlar attığını belirterek adalet veya özgürlük gibi başka alanlardaki ihtiyaçlardan ziyade ekonomik alandaki ihtiyaçların öncelendiğini kaydediyor.

Aksoy’a göre hükümetin bu adımları toplumun büyük kesimleri tarafından olumlu bulunuyor. Bu beğeninin oya yansıması konusunda ise durum daha farklı. Aksoy bu farkı şöyle açıklıyor:

“Bu adımların her birinin toplum genelindeki algısı çok olumlu. Ama bunların toplamı bir oy hareketine anlamlı oranda dönüşmüyor. Hiç etkilemiyor demiyorum ama bizim ölçümlere göre sınırlı etkisi var. Çünkü toplumun ekonomik bir vaatten faydalanması ile oyuna etki etmesi aynı şey değil. Bu düzeyde uzun süreli bir ekonomik kriz ve bu düzeyde bir yoksullaşma olmasaydı, yani bu adımlar normal zamanda atılsaydı daha anlamlı katkı verebilirdi.”

Aksoy, halkta yakın geleceğe dair “ülke topyekûn iyiye gidecek, ekonomi düzelecek” düşüncesinin oluşmadığını; çünkü her kesimin krizden etkilendiğini belirterek “Bu değişmediği sürece oy davranışında çok büyük bir değişiklik olmayacaktır” diyor.

Asgari ücrete yapılan son zammın birkaç ay sonra enflasyon karşısında eriyeceğine yönelik görüşler de var. Buna karşılık hükümetin Nisan sonu ya da Mayıs ortası yapılacak bir seçim öncesinde ara zam yapabileceği de kulislerde dillendirilen iddialar arasında.

Aksoy da geçen sene yapılan büyük asgari ücret artışının bir müddet sonra eridiğini ve Mayıs 2022’de oy kaybına dönüştüğünü hatırlatarak bu sene de aynı durumun yaşanabileceğini “Mayıs ayı itibariyle iktidarın bugün lehine olan durum aleyhine dönmüş olabilir” sözleriyle anlatıyor.

Ekonomideki son tablo ne durumda?

Uzmanlara göre hükümetin ardı ardına attığı ve seçime kadar devam etmesi beklenen bu tür adımların seçmen davranışına etkisini ölçebilmek için ekonomideki son tabloyu da görebilmek gerekiyor.

Ekonomist Güldem Atabay, Türkiye ekonomisinin uzun süredir biriken sorunları bulunduğunu söyleyerek bunların bazılarını verimlilik artışının olmayışı, ihracat odaklı büyümeye karşılık ithalata bağımlılığının azaltılamayışı, teknolojik ürünlerde atılım yapılamayışı, işsizlik açısından ise sadece sanayi üretiminin düşük ücretle çalıştırdığı iş olanaklarının olması ve başka alternatiflerin geliştirilememesi olarak sıralıyor.

Geçen sene faiz indirimleriyle beraber devreye sokulan yeni ekonomi modelinin son 12 ayda yarattığı yıpranmanın ise çok büyük maliyeti olduğuna dikkat çeken Atabay, şöyle konuşuyor:

“Bu son açıklanan önlemler ile Türkiye ekonomisinin gerçek sorunlarına çözüm adımları ihtiyacı ya da bunların ne olması gerektiği arasında 180 derece fark var. Yani hiçbir alakası yok. Bu son açıklanan önlemleri tamamen seçim yatırımı olarak değerlendiriyorum.”

İktidarın bir süredir asgari ücreti enflasyon üstünde artırdığını, memur ve emekliyi ise daha geri planda tuttuğunu belirten Atabay, bu farkın önemini Sosyal Politikalar ve Çalışma Ekonomisi Uzmanı Aziz Çelik’e atıfla şöyle açıklıyor:

“Aziz Bey’in dediği gibi asgari ücrete yüksek zamla SGK gelirlerinizi arttırıyorsunuz. Memur ve emekli maaşı artışını ise bunun altında tutuyorsunuz çünkü bu para sizden çıkıyor. Aradaki farkı ise EYT’lilere ödeyeceksiniz.”

Yaklaşık on senedir asgari ücretin enflasyon üzerinden daha fazla artırıldığına dikkat çeken Atabay, “Bu yüzden Türkiye’deki çalışan nüfusun neredeyse yüzde 50’si asgari ücret ve etrafında şekilleniyor. Memur ve emeklinin ücretleri ise daha geride. Bu bir AK Parti ekonomi yönetim politikası ve ‘ben verdim, ben aldım’, ‘yüzde 25’i yüzde 30 yaptım’ şeklinde ulufe dağıtma gibi bir yönetimle karşı karşıyayız” diyor.

Ekonomideki adımların sandığa yansıması ne olur?

Aksoy yaptıkları anketlerden çıkan sonuçlara göre; tüm sosyoekonomik statü gruplarında yani alt, orta, orta üstü ve üst sosyoekonomik statü gruplarının tamamında bir “yoksullaşma” tespit ettiklerini belirterek bunu hem araştırmaya katılanların beyanları hem de tüketim davranışları üzerinden ayrı ayrı okuyabildiklerini kaydediyor.

Tüm sosyoekonomik statü grupları içindeki en üst gelir ve gelire ve eğitime sahip olan A grubunun yüzde 40’ının kendini orta, orta altı gelir grupta gördüğünü belirten Aksoy, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bu durum diğer gruplarda da geçerli. Yani orta gelir grubu kendini alt gelir grubunda, alt gelir grubu da derin yoksulluk içerisinde görüyor. Her ekonomik krizin büyük etki ettiği bir alan vardır, belirli bir sektörü vurabilir. Ama bu ekonomik kriz neyi vurdu derseniz; topyekûn bir yoksullaşma yarattı.”

Aksoy, hükümetin attığı adımların palyatif, yani geçici çözümler olduğunu ve içinde bulunulan krizin şartlarını ve yoksullaşmayı kökten değiştirmediğine işaret ederek bir yıl içinde hane halkının durumundaki değişikliği şöyle aktarıyor:

“Geçen sene bu zamanlarda panik alışverişlerine rastlamıştık. Yani insanlar zam gelecek diye daha fazla almaya çalışıyordu. İleriki aylarda ise bu çoklu alıma para yetmemeye başladı ve alamaz oldular. Daha sonraki evrede ise insanlar aynı miktarda aynı ürünü tüketebilmek için kaliteli olandan kalitesiz olana geçmeye başladı. Son evrede ise insanlar bu kalitesiz tüketimi de ayakta tutabilmek için borçlanmaya çalışıyor.”

Seçim sonrası acı fatura mı?

Araştırmalarda halkın bir numaralı sorun olarak gösterdiği ekonomik kriz için atılan bu adımların kalıcı çözüm olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusu. Uzmanlara göre kalıcı çözümün aksine seçmenleri memnun etmeye yönelik popülist tedbirler daha sonra halka acı fatura olarak dönebilir.

Ekonomist Atabay’a göre her ne kadar EYT ya da ücretlere yapılan zamlar gerekli de olsa bu tür popülist harcamaların bütçe üzerindeki maliyetleri yükselttiğine işaret ederek sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Seçim sonrasına dair çok büyük ekonomik riskler şu anda ötelenmekte. Başta çok yükselmiş enflasyonu düşürmenin yaratacağı maliyet olmak üzere; sorunların çözümüne yönelik ihtiyaçlar başka, seçim öncesi açıklanan ve açıklanacak önlemlerle ekonominin daha da bozulması bambaşka iki süreç. Yani bugünkü önlemler ötelenen dertlere çare değil aksine onları sertleştirici ve akut hale getirici şekilde ilerliyor ne yazık ki.”

Muhalefetin vaatleri karşılık buluyor mu?

Her ne kadar muhalefet partileri ekonomi alanındaki vaatlerini açıklamaya başlasalar da şu ana kadar toplumda büyük bir umut yaratabildikleri yönünde güçlü veri yok.

AK Parti’nin çok uzun yıllar büyük seçmen gruplarını “ülkeyi iyi yönettiğine ve gelecekte de iyi yöneteceğine” ikna ettiğine dikkat çeken Aksoy, bu nedenle birçok ölçüme göre toplumun yüzde 70’inin en az bir kere AK Parti’ye oy verdiğini kaydediyor. Ancak bu durumun artık tersine döndüğünü ve seçmen davranışlarını etkileyen altı temel başlığın beşinde halkın muhalefetin daha iyi yöneteceğini düşündüğünü aktarıyor.

Muhalefet partilerinin AK Parti’nin yaklaşık yüzde 29-30 civarındaki çekirdek seçmenini değil de AK Parti’den kopan yüzde 40’lık kesime pozitif bir kampanya ile seslenmesinin önemine işaret eden Aksoy, şöyle konuşuyor:

“Burada esas olan şey insanlara içinde bulunduğu sorunları tekrar etmek olmamalı. Söylemin merkezinde sorunlara dair somut, basit çözüm önerilerinin olması lazım. Bu önerilerin de karmaşık olmaması gerekiyor.”

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Seçim Tarihi’ Açıklaması: Öne Çekilebilir

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, 2023 seçim tarihinin öne çekilebileceğini söyledi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Erdoğan, ”2023 yılı İnşallah hayırlara vesile olacaktır. Kuruluşumuzun 21,5 yılını ve iktidarımızın 20 yılını geride bıraktığımız şu günlerde yeni bir imtihanın daha eşiğindeyiz.

“Mevsim şartlarını dikkate alarak belki birazcık öne çekerek tarihini güncelleyeceğimiz 2023 seçiminin önemini en iyi siz biliyorsunuz” dedi.

Yargıtay Başsavcılığı’nın açıkladığı siyasi partilerin üye sayıları ile ilgili konuşan Erdoğan, “Açıklanan rakamlara göre 11 milyon 240 bin üyeyle girdik. Türkiye gibi siyasi rekabetin oldukça sert yaşandığı bir ülkede rekor sayıya ulaşmak elbette kolay değildir” ifadelerini kullandı.

AK Parti, halihazırda normal zamanı 18 Haziran 2023 olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimini öne çekmek için harekete geçmişti.

“Meral Hanım Ayasofya şu an cami, müze değil”

Toplantıda muhalefetin açıklamalarının yer aldığı bir video izleten Erdoğan şunları söyledi: “Büyük Çamlıca Camimiz nice defalar 60 binleri ağırladı. Yani bizim bu zattan bu ifadeyi duymamız çok üzmüştür. Bunu o masanın etrafında birileri söyleyebilir ama onun söylemesine akıl karı erdiremedik. Diğeri de çıkmış, “Erdoğan Ayasofya’yı açamaz” diyor. Ee açtık.

Aslında Meral Hanım bizi iyi tanır iyi bilir de, bu lafı nasıl etti onu anlamadım. Meral Hanım Ayasofya şu an cami, müze değil. Bizim görevimiz yalan değil, icraattır, dürüstlüktür. Bay Kemal, “Bir tane eserleri yok” diyor. Ya sen İzmir Milletvekili değil misin? Ula İzmir’in yollarını kim yaptı? Ülkenin yollarını dolaşmıyorsun da İzmir’e de mi gitmiyorsun?”

6’lı masayı “cumhurbaşkanı adayı” konusunda da eleştiren Erdoğan şöyle devam etti: “Aylardır 6 kişi bir masa etrafında toplanıp duruyor, tartışıyor dimi. Ortada milletin, ülkenin hayrına bir şey çıktı mı? Çıkmadı. Kasvga dövüş, kumpas, önden kaçma rol çalma her şey var. Sadece vizyon, program, proje yok. Tabi bu arada aday da yok. Neyse seçim tarihi geldi çattı. Biz hala sandıkta kiminle yarışacağımızı bilmiyoruz. Milletimiz önüne kim çıkartılacak bilmiyor.

Dünyayı 4 dolandılar ama işareti henüz alamadılar. Göya adayı belirleyecek masanın etrafındakiler de bunun kim olduğunu bilmiyor. Daha önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP’nin önündeki zat hep birilerini öne sürmüştü. Şimdi bakacak olursanız, bir kendini geri çekiyor ardından yeniden aday oluyor. Ama henüz bir aday belirlemediler.”

Bu sabah Rusya Devlet Başkanı Putin ile yaptığı telefon görüşmesi ve Suriye gündemini değerlendiren Erdoğan, şunları söyledi:

“Bu sabah Sayın Putin ile görüşmem oldu. Türkiye-Rusya-Suriye olarak bir süreç başlattık. Ardından Dışişleri Bakanlarımızı bir araya getireceğiz. Daha sonra da gelişmelere göre liderler olarak bir araya geleceğiz. Derdimiz sükuneti sağlamak, barışı egemen kılmak.

“Bugün Sayın Zelenskiy ile görüşmem olacak, Putin’le yaptığımız görüşme ve Rusya-Ukrayna ilişkilerini daha yumuşak zemine nasıl oturtabiliriz bunları görüşeceğiz.”

Erdoğan, Putin ile telefonda görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşmüştü:

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın açıklamasına göre, telefon görüşmesinde enerji başta olmak üzere Türkiye-Rusya ilişkileri ile Rusya-Ukrayna savaşı ve Suriye dahil bölgesel konular ele alındı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, Türkiye’de bir doğal gaz merkezi kurulması yönünde altyapıyı güçlendirdiklerini ve güçlendirmeye devam ettiklerini belirterek, bu konuda en kısa sürede yol haritasını tamamlayıp uygulamaya yönelik somut adımları atmayı hedeflediklerini ifade etti.

Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili müzakerelerin olumlu sonuç verdiğine tahıl koridoru, esir değişimi ve Zaporijya Nükleer Santrali çevresindeki güvenli bölge girişimlerinde şahit olduklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, barış ve müzakere çağrılarının tek taraflı ateşkes ilanı ve adil çözüm vizyonuyla desteklenmesi gerektiğini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK/PYD/YPG’nin Türkiye’nin sınır bölgelerinden, özellikle Tel Rifat ve Münbiç’ten temizlenmesi için artık somut adım atılması gerektiğini vurgulayarak, Suriye konusunda somut netice almak için rejimin yapıcı olması ve siyasi süreçte birtakım adımları hayata geçirmesi gerekli olduğunu ifade etti.

Paylaşın

AK Parti Seçimi Öne Çekmek İçin Harekete Geçti

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Lideri Bahçeli’nin, yılbaşından birkaç gün önce yaptığı görüşmede de seçimlerin öne alınması konusunda uzlaştığı kulislere yansımıştı. AK Parti, normal zamanı 18 Haziran 2023 olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimini öne çekmek için harekete geçti.

AK Parti Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında, seçimlerin 9 Nisan’dan sonra, 18 Haziran’dan önceki bir  tarihte yapılmasına dönük alternatif senaryolar ele alındı.

30 Nisan, 7 Mayıs seçeneklerinin de değerlendirildiği MYK’de kesin karar alınmamakla birlikte ağırlıklı görüş, seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılması yönünde oldu.

Normal takvime göre 18 Haziran’da yapılması gereken seçim tarihinin, üniversite sınavları ile çakışması, cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunun Kurban Bayramı’na denk gelmesi, hac ve okulların tatil olması gibi nedenlerle, AK Parti’de uzun süredir seçimlerin öne alınacağı konuşuluyordu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, yılbaşından birkaç gün önce yaptığı görüşmede de seçimlerin öne alınması konusunda uzlaştığı kulislere yansımıştı.

Erdoğan’la son görüşmesine kadar seçimlerin hep “zamanında” yapılacağını söyleyen Bahçeli de dünkü grup toplantısında, “Cumhurbaşkanı ve milletvekili genel seçimleri ister zamanında ister erkene alınsın biz iki seçeneğe hazırız. Seçim kararının alınabilmesi için ya 360 vekilin oyu ya da Cumhurbaşkanımızın Türkiye’yi seçime götürmesi lazımdır. İki yol da hukukidir” diyerek ilk kez seçimlerin öne alınacağının sinyalini verdi.

MYK’de seçim sunumu yapıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında Pazartesi günü yapılan AK Parti MYK toplantısında, Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz, seçim hazırlıkları ve seçimin öne alınması halinde takvimin nasıl işleyeceğine ilişkin sunum yaptı.

Edinilen bilgiye göre, toplantıda ittifak sisteminde değişiklik de öngören yeni seçim yasasının yürürlüğe gireceği tarih de dikkat alınarak, 9-18 Haziran tarihleri arasına denk gelen pazar günlerine göre alternatif senaryolar masaya yatırıldı.

Toplantıda, Ramazan ayı olması ve 21-23 Nisan’ın da bayrama denk gelmesi nedeniyle, en erken 30 Nisan tarihi en geç de 28 Mayıs tarihleri tarihlerinde seçim yapılabileceği değerlendirmesi yapıldı. Erdoğan-Bahçeli görüşmesinde 30 Nisan tarihinde uzlaşma sağlandığı iddiaları kulislere yansımakla birlikte AK Parti MYK’de bazı üyeler, 30 Nisan’da seçimin yapılması halinde, kampanya dönemi büyük oranda Ramazan ayına denk geleceği  için hem mitinglerde hem de sahada çalışma yapmakta zorlanılacağı görüşünü dile getirdi.

Toplantıdan sonra BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’a değerlendirmede bulunan bir üst düzey bir AK Partili, Ramazan ayında kampanya yürütmenin son derece zor olacağına işaret ederek, “Seçim tarihine ilişkin bir karar alınmadı, en elverişli tarihler ne olabilir, onlar değerlendirildi. Ama seçimlerin kesinlikle 30 Nisan’da yapılmayacağını söyleyebilirim” dedi.

14 Mayıs ağırlık kazandı

7 Mayıs tarihi üzerinde yapılan simülasyonlarda ise cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalması halinde, Cuma gününe denk gelen 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle üç gün tatil olacağı için seçmen hareketliliği olabileceği tespiti yapıldı.

MYK’de, hem Demokrat Parti’nin 1950’de iktidara geliş yıldönümü olması nedeniyle simgesel önem taşıyan, hem de cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tur ihtimali hesap edilerek, ağırlıklı görüş seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılması yönünde oldu. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalması halinde ikinci tur 15 gün sonra, yani 28 Mayıs’ta yapılacak.

Bu tarihlerde, tatil, hac veya bayram gibi etkenler olmayacağı değerlendirmesi yapıldı.

‘Seçim kararını Erdoğan alabilir’

Toplantıda seçim tarihi ile ilgili muhalefetin tutumu da değerlendirildi. CHP ve İYİ Parti’nin 6 Nisan’dan sonraki bir erken seçime “evet” demeyeceği yönündeki açıklamalar da dikkate alınarak, parlamentodan karar çıkmayabileceği değerlendirildi.

HDP de diğer muhalefet partileri gibi 6 Nisan’dan sonraki bir erken seçim önerisine destek vermeyecek.

Parlamentonun seçim kararı alabilmesi için en az 360 milletvekilinin destek vermesi gerekiyor.

Ancak AK Parti, MHP ve BBP’den oluşan Cumhur İttifakı’nın sandalye sayısı 334’te kaldığı için, erken seçim kararını Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın alması gerekebilir.

EYT en geç Şubat başında yasalaşacak

Siyasi kulislerde AK Parti’nin seçim tarihi belirlemesinde yılbaşında çalışan veya emekli kesimlere yapılan zamlar, EYT düzenlemesi, başörtüsüne ilişkin anayasa değişiklikleri gibi partiye oy getirileceği hesap edilen düzenlemelerin etkisini yitirmeden seçime gideceği konuşuluyordu.

MYK toplantısında da başörtüsüne ilişkin anayasa değişikliği, düzenlemesi, sözleşmeli personele kadro ve başörtüsüne ilişkin anayasa değişikliği ile ilgili Meclis süreci de değerlendirildi.

EYT ve sözleşmeli personele kadro düzenlemesinin Ocak ayı içinde Meclis’e sunulması ve en geç Şubat ayı başında yasalaştırılması görüşü benimsendi.

Başörtüsüne anayasal güvence içeren düzenleme için muhalefet grupları ile ikinci kez görüşülmesi de kararlaştırıldı.

Bu çerçevede, AK Parti grup başkanvekillerinin 15 Ocak’tan sonra muhalefet turuna çıkacağı ve ardından da teklifin Meclis’te görüşme sürecinin başlatılacağı öğrenildi.

Üç dönem kuralı işletilecek mi?

Edinilen bilgiye göre Erdoğan MYK’de ayrıca, aday olmak için görevlerinden istifa edecek olan belediye başkanları, teşkilat yöneticileri ile “üç dönem” kuralına takılan milletvekilleri ile ilgili çalışma yapılması talimatı verdi.

AK Parti tüzüğüne göre bir kişi en fazla üç dönem milletvekili olabiliyor.

Bu süreyi dolduranların bir dönem ara vermesi gerekiyor.

Aralarında TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Binali Yıldırım, Hayati Yazıcı, Ali İhsan Yavuz, Cevdet Yılmaz’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda milletvekili ve parti yöneticisi üç dönem kuralına takılıyor.

Ancak AK Parti tüzüğünde daha sonra yapılan değişiklikle, bu kural esnetildi ve üç dönem kuralına takılanların aday gösterilip gösterilmemesi konusunda Merkez Karar Yönetim Kurulu’na (MKYK) yetki verildi.

2023 seçimlerinde de, üç dönem kuralına takılanlarla ilgili MKYK kararıyla istisnalar getirilerek bazı isimlerin yeniden aday gösterileceği belirtiliyor.

CHP’de beklenti 30 Nisan

6 Nisan’dan sonraki bir tarihte seçim kararına parlamentoda destek vermeme kararı alan CHP kulislerinde ise seçim tarihine ilişkin beklenti 30 Nisan.

Erdoğan ve Bahçeli’nin bu tarihte anlaştığı iddiasına dile getiren bazı üst düzey CHP’liler, AK Parti’nin “simge tarihleri sevdiğine” işaret ederek, 30 Nisan’da seçime gidilmesi halinde takvimin 28 Şubat’ta başlayacağına dikkat çekiyor.

CHP kulislerinde AK Parti’nin, muhafazakar tabanın Ramazan hassasiyetini de dikkate alarak, özellikle “iftar programları” ile seçim kampanyasını yürüterek avantaj elde etme hesabı yapacağı dile getiriliyor.

Paylaşın

AK Parti Olası Seçim Tarihlerini Ele Aldı: 10 Seçenek

AK Parti Seçim İşlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz olası tarihlere dair AK Parti MYK’ya sunum yaptı. MYK’da olası 10 haftadan 30 Nisan, 7 Mayıs ve 14 Mayıs tarihlerinden birinde yapılması konusunda görüş birliği oluştu.

Edinilen bilgilere göre, AKP’de kurmayların ağırlıklı eğilimi 14 Mayıs olurken üç tarihten birisi için karar alınmadı. Hem MHP hem de BBP ile yapılacak temaslardan sonra kararın netleşmesi bekleniyor.

Cumhur İttifakı’nın paydaşları Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, geçtiğimiz hafta Beştepe’de seçim tarihini görüşmüştü. İki lider 30 Nisan konusunda eğilimini ifade ederken partilerle görüşmelerin ardından netleştirilmesi kararı alınmıştı.

Erdoğan-Bahçeli görüşmesinde ele alınan konu başlıkları dün toplanan AK Parti MYK’da da detaylı bir şekilde masaya yatırıldı. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MYK sonrası “Seçimler 18 Haziran’dan önceye çekilebilir ama bu erken seçim denebilecek kadar erken bir tarih olmayacak” ifadelerini kullandı.

6 Nisan’dan sonra 10 seçenek

DW Türkçe’den Kıvanç El’in AK Parti kaynaklarından edindiği bilgiye göre MYK’da 6 Nisan ile 18 Haziran arasında 10 hafta tek tek artıları ve eksileriyle ele alındı. AK Parti Seçim İşlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz olası tarihlere dair MYK’ya sunum yaptı. MYK’da olası 10 haftadan 30 Nisan, 7 Mayıs ve 14 Mayıs tarihlerinden birinde yapılması konusunda görüş birliği oluştu. Edinilen bilgilere göre, AK Parti’de kurmayların ağırlıklı eğilimi 14 Mayıs olurken üç tarihten birisi için karar alınmadı. Hem MHP hem de BBP ile yapılacak temaslardan sonra kararın netleşmesi bekleniyor.

AK Parti MYK’da 30 Nisan tarihinin bayramdan sonraki hafta olması nedeniyle parti teşkilatlarında seçime bayram arası vermesinin miting takvimini de olumsuz etkileyeceği görüşü dile getirildi. Bu nedenle AK Parti kurmayları 14 Mayıs’ı işaret etti. İlk turun 30 Nisan’da olması durumunda eğer ikinci tura seçim kalırsa bu tarihin 14 Mayıs’a gelmesi nedeniyle bu tarihi savunanlar da azınlıkta olsa da yer aldığı kaydedildi.

Neden hemen açıklanmıyor?

Edinilen bilgiye göre Erdoğan seçimin öne çekileceğine dair açıklamayı partisinin grup toplantısında yapacaktı, ancak bundan vazgeçildi. Bunun gerekçesinin de seçim tarihini şimdiden açıklamanın bürokrasiyi kilitleyebileceği endişesi. Ayrıca Meclis çalışmaları sürerken seçim kararı açıklanmasının Meclis çalışmalarını da olumsuz etkileyeceği görüşü dile getirildi.

Bu noktada Şubat ortasından Mart ayına kadar zaman olduğu değerlendirildi ve erken seçim kararının bu tarihte açıklanması görüşü dile getirildi. AK Parti MYK’da seçimin erken tarihte açıklanmasının “seçim ekonomisi uygulayacaklar” eleştirilerine de yol açabileceği endişesi dile getirildi. 18 Haziran tarihi ise hem hac işlemleri hem sınav takvimi nedeniyle öne çekilmek isteniyor.

“Seçimin erkene alınması kesinleşti”

Muhalefet seçimin eğer 18 Haziran’dan öne çekilecekse 6 Nisan tarihinden önce yapılmasında ısrarlı. Çünkü seçim kanunlarında değişikliği içeren Anayasa 6 Nisan 2022 tarihinde yürürlüğe girdiğinden 6 Nisan 2023’ten sonra yapılacak seçimlerde milletvekili hesabında değişikliğe gidilecek. Bu durumda mevcut son seçim dikkate alındığında muhalefetin milletvekili sayısı olumsuz etkileniyor.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ve MHP lideri Bahçeli’nin açıklamaları sonrasında seçimin erkene alınması konusunun artık kesinleştiğini söyledi ve “CHP olarak, iktidarın hatalar yaptığını, yanlış kararlar aldığını ve seçimlerin erkene alınması gerektiğini bir süredir ısrarla söylüyoruz” dedi.

“6 Nisan sonrası kararında biz yokuz”

6 Nisan’dan önce yapılması kaydıyla seçimlerin erkene alınması kararına CHP’nin olumlu oy kullanacağını söyleyen Özgür Özel, “Ancak 6 Nisan’dan sonra yapılması öngörülen seçimlerin bir siyaset mühendisliği anlamına geleceğini ve erken seçim kategorisinde sayılamayacağından hareketle, bu karara dahil olmayız. Eğer 6 Nisan’dan sonrası için bir karar alınması öngörülüyorsa, bunun nasıl olacağı mevzuatımızda açıktır, biz 6 Nisan’dan sonrası için alınacak bir kararda yokuz. Biz bu düşüncemizi, geçen yıl iki partiyle birlikte diğer partilerle istişare etmeden kendi çıkarlarına uygun biçimde Seçim Kanunu’nda değişiklik getirdikleri zamanda söylemiştik” açıklaması yaptı.

Meclis mi Erdoğan mı?

AK Parti MYK’da öncelikle Meclis”ten bu kararın çıkması fikri de oluştu. Mecliste grubu bulunan muhalefet partileri ile temas kurulacak. AK Parti, MHP ve BBP’nin 335 oyu bulunuyor. Seçim kararı için 25 vekilden destek aranacak.

Muhalefetten öne çekilmeye destek gelirse seçim kararı alınabilecek. Muhalefet destek vermemesi durumunda ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kararıyla seçime gidilebilecek. Alınacak kararın ardından Mart ayının ilk haftasında YSK’nın da seçim takvimini başlatması bekleniyor.

Devlet Bahçeli: İki yol da hukuki

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de seçim tarihine ilişkin grup toplantısında konuştu, “Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimleri ister zamanında yapılsın isterse de erkene alınsın, biz iki seçeneğe de varız ve hazırız” dedi.

Seçim kararı için 360 milletvekilinin “evet” oyuyla Meclis kararı gerekli olduğunu ya da Cumhurbaşkanı’nın yetkisine dayanarak Türkiye’yi seçime götürmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, “Bahse konu bu iki yol da hukukidir, anayasal bir yetkinin kullanım hakkıdır. Altılı masayı oluşturan partilerin 6 Nisan 2023’ten önce yapılacak bir seçime sıcak bakıp, sonrası için ipe un sermesi demokratik ve dengeli bir siyasi tavır değildir” açıklaması da yaptı.

Başörtüsü için ziyaretler

Öte yandan MYK toplantısında başörtüsü ve aileye dair Anayasa teklifine dair süreç de değerlendirildi. Meclis’te grubu bulunan partilere ziyaretlerinin önümüzdeki iki hafta içinde başlaması bekleniyor. Altılı masa da 5 Ocak’taki toplantısında ortak tutumu görüşecek.

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’ten ‘Seçim Tarihi Öne Çekilebilir’ Açıklaması

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti MYK toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, “Bizim irademiz seçimin 18 Haziran’da zamanında yapılması yönünde. Fakat 18 Haziran’la ilgili çıkabilecek bazı sıkıntılar; yani vatandaşlarımızın yurt içinde bir seyahat dönemi olması ve çeşitli şekillerde ülkemizde büyük bir hareketliliğin yaşandığı bir dönem olması sebebiyle bir değerlendirme yapılıyor” ifadelerini kullandı.

AK Parti Sözcüsü Çelik, değerlendirmelerde net bir sonuca varılması durumunda tarihin kamuoyuyla paylaşılacağını belirtti.

AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı. Toplantı sonrası AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik açıklamalarda bulundu.

Sözcü Çelik, ‘Seçimin öne alınması sizce de gerekli mi? Seçim tarihine ilişkin değerlendirmeleriniz neler olur?’ sorusuna, “Bizim irademiz seçimin 18 Haziran’da zamanında yapılması yönünde. Fakat 18 Haziran’la ilgili çıkabilecek bazı sıkıntılar; yani vatandaşlarımızın yurt içinde bir seyahat dönemi olması ve çeşitli şekillerde ülkemizde büyük bir hareketliliğin yaşandığı bir dönem olması sebebiyle bir değerlendirme yapılıyor” yanıtını verdi.

Değerlendirmelerde net bir sonuca varılması durumunda tarihin kamuoyuyla paylaşılacağını belirten Çelik, “Ama bu tabii ki bir erken seçim düzeyinde bir tarih değerlendirmesi olmayacak. Bu sadece 18 Haziran’da yapılmasının; o sırada Türkiye içindeki işte yaz gelmiş, vatandaşlarımızın birçoğu bulundukları yerleri terk ediyorlar, Anadolu’nun çeşitli yerlerine gidiyorlar. Tarımla ilgili, birçok konuyla ilgili bir takım tarihlere denk geliyor. O çerçevede bir değerlendirme yapılıyor. Yani bu değerlendirme de dediğim gibi bir erken seçim anlamına gelebilecek bir değerlendirme şeklinde değil; biraz daha, çok az daha tarihin geri çekilmesiyle ilgili” diye konuştu.

Ukrayna: Önümüzde uzun bir soğuk savaş beliriyor

Çelik, Rusya-Ukrayna Savaşı’na ilişkin olarak da savaşla ortaya çıkan bölgesel ve küresel tablonun Türkiye’nin dış politikada karşı karşıya kaldığı en büyük problemlerden biri olduğunu söyledi. Çelik, “Tabii Rusya’nın ilhak ettiği bölgelerden çekilme iradesinin olmaması, Ukrayna’nın ise o bölgeleri yeniden alma şeklindeki siyasetinin devam etmesi, bütün bunlar resmi bir barış anlaşmasını bırakın, kalıcı bir ateşkesin bile ufukta görünmediğini gösteriyor. Dolayısıyla önümüzde uzun bir soğuk savaşın belirmeye başladığını söyleyebiliriz” diye konuştu.

Rusya-Ukrayna savaşında Avrupa Birliği diplomasisinin de çok zayıf kaldığını vurgulayan Çelik, “Türkiye’nin masada olmadığı bir AB toplantısında Rusya-Ukrayna meselesinin konuşulması diplomasi olarak bile ifade edilemez. O sadece zihinsel egzersiz düzeyinde kalır. Ve o egzersizin de herhangi bir Avrupa Birliği siyaseti ortaya çıkaramadığını net bir şekilde görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Çelik, uzun bir sürenin ardından Türkiye, Suriye ve Rusya savunma bakanlarının geçen hafta Moskova’da bir araya gelmesiyle ilgili soruyu da “Suriye’de iç savaş başlamadan evvel Türkiye Suriye halkının faydasına olacak şekilde Suriye’nin açılması, dünya ile entegre olması için çok kuvvetli bir tavır ortaya koydu. Biz bunları yaparken dünyanın önemli devletleri Suriye’ye ‘haydut devlet’ muamelesi yapıyordu ama biz Suriye halkının faydasına olacak şekilde bunu sürdürdük. Ama daha sonra ortaya çıkan katliamlar bu ilişkilerin kopmasına neden oldu.

Türkiye en başından beri Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olmuştur. Her zaman Cenevre sürecinde de Astana sürecinde de Suriye’deki Anayasa yapım sürecinde de sorunun silahla değil siyaset ve diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiğini altın çizdik. Ve bu konuda devletimizin bütün diplomatik yeteneklerini seferber ettik. Yine prensip; Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, Suriye halkının her birinin ortak yararının gözetilmesiydi. Gelinen noktada yine çözümün siyasi olduğunu düşünüyoruz” yanıtını verdi.

Paylaşın