İran’da Ahlak Polisi Belirsizliği; Kaldırılması Sorunu Çözer Mi?

İran’da Mahsa Amini’nin hayatını kaybetmesi ile birlikte ahlak polisi, yeniden gündeme gelmişti. Amini, kılık kıyafet kurallarına uygun örtünmediği gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alınması sonrası kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmiş, genç kadının 16 Eylül’deki ölümü ülke genelinde protestolara yol açmıştı.

İnsan hakları aktivistleri Amini’nin ahlak polisi tarafından dövüldüğü için yaşamını yitirdiğini öne sürerken devlet yetkilileri bu iddiayı yalanlamıştı. Kılık kıyafet kurallarına uymayan kadınları gözaltına almakla görevli ahlak polisi olarak bilinen “İrşat Devriyesi”nin lağvedilip edilmediği tartışma konusu oldu.

DW Türkçe’den Burcu Karakaş’a konuşan İran araştırmacısı Gizem Aslantepe, söz konusu tartışmanın İran Başsavcısı Muhammed Cafer Muntazeri’nin ahlak polisinin sokaklarda görünmemesinin sebebinin sorulması üzerine verdiği “Kurulduğu yerden kaldırıldı” cevabından kaynaklandığını söylüyor.

Aslantepe, İran’da ahlak polisinin aylardır sokaklarda olmadığını belirterek, “Bu durum protestoların devam etmesiyle ilişkilendirilmişti. Hatta Parlamentodaki Hukuk ve Yargı Komisyonu üyesi Mehdi Bakırî, güvenlik güçlerinin sayısında sıkıntı yaşandığından İrşat Devriyeleri’nin çalışmadığını söylemişti” diyor.

İran’da devletin teokratik yönünü, dini ayağını güçlendiren bir kurum olan İyiliği Emretme ve Kötülükten Sakındırma Merkezi (Emr be Maruf ve Nehyi Ez Münker) Sözcüsü Seyyid Ali Hanmuhammedi’nin, “Ahlak polisinin görevi sona erdi. Başörtüsü denetimi konusunda daha modern bir çerçevede bu denetimi sürdüreceğiz” dediğini aktaran Aslantepe, bu açıklamanın kurumun lağvedildiğini kanıtladığını ama akıllarda başka soru işaretleri oluştuğunu dile getiriyor: “Modern denetimden kasıt nedir? Ahlak polisinin yerini ‘teknolojik araçlar’ mı alacak?”

“Kadınlara yönelik müdahaleler devam edecek”

İran ve Ortadoğu Uzmanı Arif Keskin de ülke çapında protestoların fitilini ateşleyen Jina Mahsa Amini’nin ölümünün ardından ahlak polisi biriminin İran devleti içerisinde gündeme geldiğini dile getiriyor: Tartışmanın özünü, ‘Tesettür konusu inançla, değerle ilgilidir. Dolayısıyla bu aslında kolluğu ilgilendiren bir konu değil, kültürel bir konudur’ düşüncesi oluşturuyordu.

Arif Keskin, ahlak polisinin kaldırılmasının olumlu bir gelişme olarak değerlendirilse dahi yeterli olmayacağını vurguluyor. Keskin, “İran kadınları açısından belki bir başarı olarak gözükebilir ama onları tatmin etmiyor, onları memnun etmiyor” diyor.

İran araştırmacısı Aslantepe de aynı görüşü paylaşıyor. Ahlak polisi kaldırılsa da kadınlara yönelik müdahalelerin devam edeceğini söylüyor. Aslantepe, kadınların zorunlu başörtüsü kanununa uymamasının, ahlak polislerinin meşruiyetini zedelediği kanaatinde.

Uzmanlara göre, ahlak polisinin lağvedilmesinin tek başına yeterli olmamasının sebebi, sorunun daha köklü olmasından kaynaklanıyor. Yani ahlak polisi lağvedilse bile İranlı kadınların rejimle yaşadığı sorunların çözülmeyecek olması. Arif Keskin, “İranlı kadınların sorunu sadece İrşat Devriyesi’nin ilgileneceği sınırlı bir alan değil. Bu sadece tesettürle ilgili değil. İran Anayasası, cinsiyetçi bir anayasa. Bir kadın lider olamaz, cumhurbaşkanı olamaz, yargı erki olamaz. İran İslam Cumhuriyeti köklü olarak dönüşmediği sürece İran’da kadın sorunu çözülmeyecek” diyor.

Protestoların önünü almak için mi yapıldı?

Ahlak polislerinin kaldırıldığına yönelik İranlı yetkililerden gelen açıklamaların ülkede devam eden protestoların önünü almak için yapıldığına dair yorumlar da yapılıyor. Arif Keskin, “Var olan öfkeyi yumuşatmak için olabilir. ‘Aslında biz değişiyoruz’ havasını yaratıp protestolara katılmak isteyen toplumsal kesimlerin önünü kesmek için olabilir” diyor.

Gizem Aslantepe ise tansiyonu düşürecek bir hamle yapılmak istendiğini ama bir yandan da rejimin reform arayışının sürdüğü kanaatinde: Özellikle başörtüsü uygulaması ve bu uygulamayı denetleme konusunda yeni bir formüle ihtiyaç var. Bunu sağlayan, müesses nizamı hiç hesapta yokken reformu düşünmeye iten kadınlar oldu.

Ahlak Polisi belirsizliği

Mahsa Amini adlı 22 yaşındaki bir kadının, Eylül’de ‘başörtüsünü düzgün takmadığı’ gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan üç gün sonra yaşamını yitirmesi ülke çapında protestoların başlamasına neden olmuştu. Ahlak polisinin Amini’nin başına vurduğu söyleniyor. Ancak polis Amini’nin kalp krizi geçirdiğini öne sürüyor.

Amini’nin ölümünden sonra başlayan eylemler, hükümet karşıtı protestolara dönüşmüştü. Hükümetin ‘isyan’ diye nitelediği eylemlerde göstericiler, yoksulluk, işsizlik, eşitsizlik, adaletsizlik ve yolsuzluğu protesto ettiğini söylüyor. Hâlâ devam eden eylemlerde şimdiye kadar yüzlerce kişi hayatını kaybetti.

İran’da 1979 İslam Devrimi’nden bu yana farklı “ahlak polisi” (İrşat Devriyeleri) birimleri görev yaptı. Şimdiki ahlak polisinin devriyeleri 2006’da başladı. Bu polisler, sokaklarda kadınların İslami kurallara giyinip giyinmediğini denetliyor.

Başlarını örtmeleri ve uzun kıyafetler giymeleri istenen kadınların yırtık kot pantolon, şort ya da “uygunsuz” kabul edilen diğer kıyafetleri giymeleri yasak.

Başsavcı Muhammed Cafer Montazeri’ye Pazar günkü dini etkinlikte ahlak polisi soruldu. Montazeri “Ahlak polisinin yargıyla ilgisi olmadığını, kurulduğu yer tarafından lağvedildiğini” söyledi.

Başsavcı bununla birlikte yargının toplumun davranışlarını izlemeye devam edeceğini vurguladı. İrşat Devriyeleri polis gücünün bir parçası ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı.

Yabancı medya kuruluşlarının başsavcının açıklamalarını yayımlamasından sonra devlet denetimindeki yayın organlarında aksi yönde haberler yer aldı. Arapça yayın yapan Al-Alam televizyonu, “Bazılarının başsavcının açıklamalarını yanlış yansıtmaya çalıştığını” savunarak “Başsavcı, sadece kurulduğundan bu yana İrşat Devriyeleri’nin yargıyla bağlantısı olmadığını söyledi” dedi.

Muhafazakar çizgideki Öğrenci Haber Ağı (SNN) de “yanlış manşetler”e gönderme yaparak “İran’da başörtüsünün hâlâ zorunlu olduğunu” duyurdu. Fakat reform yanlısı Şark gazetesi Tahran polis gücünün ahlak polisinin tasfiye edilip edilmediğiyle ilgili soruları “geçiştirdiğini” yazdı.

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Amir Abdullahyan’a da Sırbistan ziyareti sırasında bu soru soruldu. Abdullahyan, bu haberleri ne doğruladı ne de yalanladı ve “Her şey demokrasi ve özgürlük çerçevesinde ilerliyor” demekle yetindi.

Doğrulanması halinde  ahlak polisinin lağvedilmesi protestoculara verilmiş bir taviz olacak. Ancak bunun protestoları durdurmayabileceği belirtiliyor.

Paylaşın