Demokrasiler İttifakı Zirvesi Yine Türkiye’siz Yapılacak

ABD’nin oluşturduğu demokrasiler ittifakının ikinci zirvesi bu hafta gerçekleştirilecek. ABD Başkanı Joe Biden, tıpkı 2021’deki zirvede olduğu gibi bu haftaki zirveye de, Türkiye ve Macaristan liderlerini davet etmedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Macaristan Başbakanı Victor Orban, başta ABD olmak üzere Avrupalı ülkeler tarafından, ülkelerinde demokratik gerilemeye yol açmak, yolsuzlukla mücadele etmemek, basın özgürlüğünü kısıtlamak ve liberal demokratik değerlerden uzaklaşmakla eleştiriliyor.

Her iki liderin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın ilişkileri,  İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri konusunda takındıkları tavırlar da eleştirilen diğer konular arasında.

ABD’nin Rusya ve Çin ile rekabetinin sertleştiği bir dönemde dikkatler, Biden yönetimi öncülüğünde ve 121 ülkenin katılımıyla düzenlenecek ikinci Demokrasi Zirvesi’ne çevrildi.

ABD yönetimi, ilk Demokrasi Zirvesi’ni Aralık 2021’de düzenlemiş, hedefini de, “otoriter yönetimlere karşı demokrasiler ittifakı oluşturmak” olarak açıklamıştı.

Bu hafta gerçekleştirilecek ikinci zirve, yeni bir formatta düzenlenecek. Zirve yine ABD’nin öncülüğünde ancak aynı zamanda Kosta Rika, Güney Kore, Hollanda ve Zambiya ile ortaklaşa gerçekleştirilecek.

Ağırlıklı olarak video konferans aracılığıyla yapılacak zirvenin açılış konuşmalarını çarşamba günü beş kıtadan, beş ülkenin liderleri, ABD Başkanı Joe Biden, Kosta Rika Cumhurbaşkanı Chave Robles, Zambiya Cumhurbaşkanı Hakainde Hichilema, Hollanda Başbakanı Mark Rutte ve Güney Kore Cumhurbaşkanı Yoon Sum Yeol birlikte yapacak.

ABD yönetiminin toplantıyı her kıtadan bir ülke ile ortaklaşa gerçekleştirme hedefinde, otoriter yönetimlere karşı cepheyi genişletme ve güçlendirme hedefinin yattığı belirtiliyor.

Zirve öncesinde gündem Ukrayna

Çarşamba günü resmen başlayacak zirve öncesinde, Salı günü, özel oturumlar düzenlenecek. Bunlardan biri “Ukrayna’da adil ve kalıcı barış” başlığını taşıyor.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in başkanlık edeceği ve farklı bölgelerden dışişleri bakanlarının katılacağı oturuma, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy video konferans aracılığıyla katılacak. Programda oturumun, Rusya’nın savaşını sona erdirmek ve Ukrayna’da Birleşmiş Millerler (BM) Şartı’nda yer alan ilkeler doğrultusunda kalıcı barış tesis etmek için gereken unsurlara ilişkin çeşitli perspektifleri dinleme fırsatı sunacağı belirtiliyor.

Çarşamba günü ise zirvenin resmi açılışı yapılacak. Beş ev sahibi liderin açılış konuşmalarının ardından oturumlara geçilecek. Bu oturumlarda, demokrasinin ekonomik büyümeye, küresel sorunlarla başa çıkmaya, adalete, güçlü kurumlara ve katılımcılık ile eşitliğe sağladığı katkılar ele alınacak.

Oturumlara, hükümet temsilcilerinin yanı sıra sivil toplum temsilcileri de katılacak.

Zirvenin ikinci günündeyse beş ülke liderinin ev sahipliği yapacağı toplantılar düzenlenecek. Dijital çağda demokrasi ve internet özgürlüğünü geliştirmek, gelişen teknolojileri insan hakları ve demokratik ilkelere saygıyı güvence altına alabilmek için şekillendirmek, yolsuzlukla mücadeledeki sorunlar, demokratik yönetişimin gerekliliği olarak özgür, adil ve şeffaf seçimler bu başlıklardan bazılarını oluşturuyor.

Rekabetin odağındaki Afrika’ya özel ilgi

Bu arada ikincisi düzenlenen zirveye 121 ülke lideri davet edildi. Yeni davetli ülkeler arasında Bosna-Hersek, Gambiya, Honduras, Fildişi Sahili, Lichtenstein, Moritanya, Mozambik ve Tanzanya bulunuyor.

ABD’nin Rusya ve Çin ile aynı zamanda Afrika’da güçlü bir rekabet içinde olması nedeniyle, Afrika’dan beş ülkenin daha zirveye davet edilmesi dikkat çekici bulunuyor. Amerikan Başkan Yardımcısı Kamala Harris de bu hafta zirve ile eşzamanlı olarak, Gana, Tanzanya ve Zambiya’yı kapsayan Afrika turuna çıkmıştı.

Türkiye ve Macaristan yine ittifak dışında kaldı

Biden, tıpkı 2021’deki zirvede olduğu gibi bu haftaki zirveye de, NATO müttefikleri olmalarına rağmen Türkiye ve Macaristan’ın liderlerini davet etmedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Macaristan Başbakanı Victor Orban, başta ABD olmak üzere Avrupalı ülkeler tarafından, ülkelerinde demokratik gerilemeye yol açmak, yolsuzlukla mücadele etmemek, basın özgürlüğünü kısıtlamak ve liberal demokratik değerlerden uzaklaşmakla eleştiriliyor.

Her iki liderin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın ilişkileri, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri konusunda takındıkları tavırlar da eleştirilen diğer konular arasında.

İsveç merkezli V-Dem Enstitüsü tarafından açıklanan 2023 Demokrasi Raporu’na göre dünya genelinde otoriterleşme sorunu büyüyor.

2012’de dünya nüfusunun yüzde 46’sı otoriter yönetimler altında yaşarken günümüzde bu oran yüzde 72’yi aştı, yani günümüzde 5 milyar 700 milyonu aşkın insan, otoriter yönetimler altında yaşıyor.

V-Dem Enstitü’ne göre dünya nüfusunun yüzde 44’ü Türkiye, Nijerya, Pakistan ve Rusya gibi seçimle işbaşına gelen otokrasilerde, yüzde 28’i ise Çin, İran ve Vietnam gibi kapalı otokrasilerde yaşıyor.

Dünyada liberal demokrasi olarak tanımlanabilecek 33 ülkede yaşayanların oranı ise sadece yüzde 13.

ABD destekli araştırma grubu Freedom House da Mart ayında açıklanan son raporunda dünya genelinde demokrasideki gerilemenin sürdüğüne dikkat çekmişti.

Demokrasi Zirvesi’nde Freedom House’un koordinatörü olarak görev yapan Katie LaRoque, otoriterleşme ile mücadelede tek başına zirvelerin belirleyici olmadığını vurgulamakla birlikte, demokrasilerin bu zirveler sayesinde, otoriter saldırganlığa karşı politikaları koordine etme imkanına sahip olduklarını kaydetti.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi Direktörü Marti Flacks ise zirve hakkında kaleme aldığı analizde demokrasilerin bugün çok ciddi olarak tehdit altında olduklarına vurgu yaparak, “Bu geçmişte ciddi ama yavaş yavaş büyüyecek bir tehdit olarak görülüyordu. Artık hem ciddi, hem de acil olarak karşı konulması gereken bir tehdit olarak görülüyor” dedi.

Zirvenin sadece siyasetçileri değil, insan hakları savunucuları ve gazetecileri de bir araya getirdiğine dikkat çeken Flacks, bunun demokrasinin direncinin güçlendirilmesinde, sivil toplumun rolünün pekiştirilmesinde, “daha geniş bir demokratik ekosistemin” inşasında önem taşıyacağına vurgu yaptı.

Zirvenin odak noktasında teknolojinin yer aldığına işaret eden Flacks, demokrasi için mücadele edenlere, yolsuzlukları ifşa edenlere teknolojik destek ve mali taahhütler verilmesi halinde, değişime somut katkı sağlanabileceğinin altını çizdi.

Biden eleştiri oklarının hedefinde

ABD Başkanı Joe Biden, Demokrasi Zirvesi’ni ilk kez 2020 yılındaki seçim kampanyası sürecinde gündeme getirmişti. Biden, her ne kadar verdiği sözü tutarak ilk zirveyi 2021 yılında gerçekleştirmiş olsa da insan hakları savunucularının eleştirilerine hedef oluyor.

Hak savunucuları Biden’ı ABD’nin ekonomik ve güvenlik çıkarlarını öncelik olarak görmek, bu nedenle de otoriter rejimlere karşı net bir tavır sergilememekle eleştiriyor.

Biden’ın geçen yıl hem Suudi Arabistan hem de Mısır’ı ziyaret etmiş olması yoğun tepkilere yol açmıştı.

Alman Marshall Fonu (GMF) uzmanlarından Nicolas Bouchet de yayımlanan makalesinde, iyi niyetlerle olsa da Demokrasi Zirvesi ile başlatılan sürecin somut sonuç vermekte zayıf kaldığına işaret etti.

Bouchet, Rusya’nın Şubat 2022’deki saldırısı ile başlayan Ukrayna savaşının uluslararası gündemi tamamıyla değiştirdiğine, ABD ve Avrupalı müttefiklerinin siyasi kapasitelerini ağırlıklı olarak bu savaşa yöneltmek durumunda kaldıklarını aktardı.

Demokrasi Zirvesi’nden beklentilerin karşılanıp karşılanmadığı konusunda Orta ve Doğu Avrupa ülkelerindeki uzmanlardan görüş topladıklarını aktaran Bouchet, “Bazı olumlu yönlerine rağmen, tablo parlak değil” bilgisini paylaştı.

Bouchet, uzmanlarda gidişat konusunda genel bir karamsarlığın mevcut olduğuna dikkat çekerken, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Uzmanlarımız arasında, Biden yönetiminin Demokrasi Zirvesi ile ilgili gündeminin iyi niyetli olduğu, bunun Orta ve Doğu Avrupa’da bazı olumlu yansımaları olduğu, ancak uygulamanın zayıf kaldığı yönünde görüş birliği var diyebilirim.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

ABD’de Okula Silahlı Saldırı: Saldırgan Dahil 7 Ölü

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Tennessee eyaletine bağlı Nashville kentinde yer alan özel bir Katolik ilkokulu olan Convenant School düzenlenen silahlı saldırıda, saldırgan dahil yedi kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Haber Merkezi / Nashville polisi, genç bir kadın olarak tanımladığı silahlı saldırganın çıkan çatışmada öldüğünü bildirdi. Polis, kurbanları ve zanlıyı tespit etmek için çalışmalarını sürdürüyor.

2001 yılında kurulan Covenant School, Nashville’deki Covenant Presbiteryen Kilisesi’nin bir kurumu. İnternet sitesine göre okulun 200 öğrencisi var. Okul ana sınıfından 6’ncı sınıfa kadar eğitim veriyor.

Saldırı ülkenin dört bir yanında, geçen yıl Teksas eyaletinin Uvalde kentindeki bir ilkokulda meydana gelen katliam dahil okullarda yaşanan bir dizi şiddet olayının ardından geldi.

Son olarak Virginia’da bir birinci sınıf öğrencisi öğretmenini silahla vurarak yaralamış ve geçen hafta Denver’daki bir silahlı saldırıda da iki okul yöneticisi yaralanmıştı.

Education Week tarafından derlenen verilere göre, ABD’de 2023 yılında 23 Mart tarihine kadar ölüm veya yaralanmayla sonuçlanan 12 okul silahlı saldırısı gerçekleşti.

Paylaşın

Ukrayna’ya Silah Desteği ABD’nin Füze Ve Cephane Stoklarını Tüketti

Rusya’nın bölgesel bir operasyon olarak adlandırdığı Ukrayna’nın ise ‘Batı’lı güçlerin desteğiyle devam ettirdiği savaşın bir yılı geride kalırken, Ukrayna’ya silah desteği sağlayan ABD’nin füze ve cephane stoklarını tüketti yazıldı.

ABD’nin önde gelen gazetelerinden The New York Times’ın haberine göre, ABD’nin Ukrayna’ya gönderdiği Stingerlar kadar yeni füze üretmesi 13 yıl sürecek. Benzer şekilde, Javelin füze sistemlerinin savaştan önceki stok seviyesine gelmesinin de en az 5 yıl alacağı hesaplandı.

Mühimmat üretiminde yaşanan sıkıntılar ve eksikliklerin savunma sanayi profesyonelleri arasında da endişe yarattığı ifade edildi.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi tarafından yayınlanan bir raporda, “Bu bir kriz olabilir. Ön cephe hareketsiz bir hale gelmişken, toplar en önemli savaş silahına dönüştü. Ukrayna asla 155 milimetrelik mühimmattan mahrum kalmaz ama top birlikleri sadece öncelikli hedeflere ateş etmek zorunda kalabilir” ifadelerine yer verildi.

Biden yönetimi mart başında Savunma Bakanlığı için 842 milyar dolarlık rekor bütçe önermiş ve bu bütçenin 19,2 milyar dolarının üretim tesislerini yenilemek ve füze üretimini artırmak için kullanılacağını belirtmişti.

ABD’nin bir ayda ürettiği, Ukrayna’da 48 saatte tükeniyor

ABD elindeki mevcut kapasiteyle bir ayda 155 milimetrelik 14 bin top mermisi üretebilirken, Ukrayna güçleri bu sayıda mermiyi 48 saat içinde tüketiyor. ABD’li yetkililer ocak ayında bir öneri sunmuş ve talebi karşılayabilmek için üretim kapasitesinin günde 90 bin mermiye kadar çıkarılmasına karar verilmişti. Ancak bu rakamın 2025’e kadar yakalanması beklenmiyor.

Konuyla ilgili geçen aralıkta Dış Politika Araştırma Enstitüsü (Foreign Policy Research Institute) için bir makale yazan savunma uzmanları Michael Kofman ve Rob Lee, “Mühimmat erişimi, 2023’te savaşın gidişatını belirleyecek en önemli ve tek faktör olabilir” ifadelerini kullanmıştı.

Daha önce Körfez Savaşı gibi yüksek yoğunluklu ve kısa süreli ya da Afganistan Savaşı gibi düşük yoğunluklu ve uzun süreli çatışmalarda bulunan Amerika Birleşik Devletleri bu savaşlarda cephane sıkıntısı yaşamamıştı. Bu savaşların yoğunluğu ve süresi, ABD’nin stoklarını ihtiyaç duyduğu şekilde tazelemesine fırsat sunmuştu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

ABD İle İran Destekli Gruplar Arasında Suriye’de Çatışma: En Az 19 Ölü

Suriye’deki iç savaşı takip eden İngiltere merkezli Suriye Gözlemevi, ABD saldırılarında İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı grupların kullandığı üslerin vurulduğunu ve 19 militanın öldüğünü kaydetti.

Gözlemevi, ABD saldırısında 3 Suriye askeri, 11 Şam hükümeti destekçisi Suriyeli savaşçı ve yine hükümet destekçisi yabancı 5 savaşçının öldüğünü belirtti. Öldürülen yabancı savaşçıların hangi ülkeden olduğuna dair net bilgi elde edilemedi.

Suriye’nin doğusunda 1 ABD sözleşmeli personelin öldüğü, 1 sözleşmeli personel ile 5 askerin de drone saldırısı sonucu yaralanmasının ardından çatışmalar sürüyor.

ABD askerlerinin, İran destekli militanları hedef aldığı saldırılarda can kaybı 19’a yükseldi. İran devlet televizyonu ise Tahran destekli grupların ABD üslerine yönelik saldırılarına ait görselleri paylaştı.

Suriye’de Devlet Başkanı Beşar Esad yönetimine destek veren İran’ın desteklediği gruplarla, bu ülkede başta Kürt gruplar olmak üzere muhaliflere arka çıkan ABD birlikleri arasında çıkan çatışmalar şiddetlendi.

Salı günü 1 ABD sözleşmeli personelin öldüğünü, 1 sözleşmeli personel ile 5 askerin de drone saldırısı sonucu yaralanmasının ardından bölge bir kez daha hareketlendi.

ABD savaş uçakları, Suriye’nin doğusunda Deyrizor ili ve ona bağlı Elbukemal ve Meyadin ilçesinde, İran destekli gruplara ait askeri noktalara hava saldırısı düzenledi.

İngiltere merkezli Suriye Gözlemevi, ABD saldırılarında İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı grupların kullandığı üslerin vurulduğunu ve 19 militanın öldüğünü kaydetti.

Suriye’deki iç savaşı takip eden gözlemevi, ABD saldırısında 3 Suriye askeri, 11 Şam hükümeti destekçisi Suriyeli savaşçı ve yine hükümet destekçisi yabancı 5 savaşçının öldüğünü belirtti.  Öldürülen yabancı savaşçıların hangi ülkeden olduğuna dair net bilgi elde edilemedi.

İran devlet televizyonu görsel yayınladı

İran devlet televizyonu İRNA, Deyrizor’da İran destekli yabancı grupların varlık gösterdiği bölgelerden ABD güçlerinin konuşlandığı Ömer petrol ve Kuniko gaz sahalarına düzenlenen roket saldırılarının fotoğraflarını yayınladı.

Sabah saatlerinden bu yana İran destekli terörist guruplar, ABD askerlerinin konuşlandığı Ömer petrol ve Kuniko gaz tesislerine İHA ve roketlerle saldırı düzenliyor.

Pentagon Sözcüsü Ryder, günlük basın toplantısında, yerel saatle dün 08.05 sularında Deyrizor’da ABD tarafından Yeşil Köy olarak adlandırılan üsse 10 roket saldırısı düzenlendiğini açıklamıştı.

ABD Savunma Bakanlığı da söz konusu saldırıda 1 sözleşmeli personelin öldüğünü, 1 sözleşmeli personel ile 5 ABD askerinin yaralandığını duyurmuştu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Mars’ın Çarpıcı Bulutları Görüntülendi

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın Perseverance uzay aracı, Mars’ta gün doğumundan hemen önce sürüklenen bulutların bir dizi görüntüsünü çekti. Bilim adamları, Mars bulutlarının oluşum sürecini inceliyorlar.

18 Mart’ta yakalanan görüntüler Jet İtki Laboratuvarı tarafından yayımladı. Görüntüde gün doğmadan hemen önce Kızıl Gezegen’in tepesinde sürüklenen bulutlar yer alıyor.

NASA, hem Perseverance ekibinin hem de Mars’taki diğer uzay aracı Curiosity’yle ilgilenen uzmanların gezegendeki bulut oluşma sürecini incelediğini bildirdi. Ancak tam olarak hangi konunun çalışıldığı açıklanmadı.

Mars bulutlarının önemli bir kısmı su buzundan oluşuyor ve bunlara genellikle 60 kilometreden yukarıda rastlanmıyor.

NASA’nın geçen sene başlattığı yurttaş bilimi projesiyle Mars bulutlarının araştırılmasını istemişti. Yetkililer o dönem bu sayede Kızıl Gezegen’in atmosferinde 50-80 kilometre yüksekliğe bir ışık tutulabileceğini söylemişti.

Perseverance, beraberindeki minik helikopter Ingenuity’yle birlikte, 18 Şubat 2021’de Jezero Krateri’ne inmişti.

Jezero krateri özellikle önem verilen bir bölge. Zira yaklaşık 45 kilometre çapındaki bölgenin milyonlarca yıl önce bir nehir yatağı olduğu düşünülüyor.

NASA, Perseverance aracılığıyla bu bölgeyi araştırarak Mars’ın yüzeyinde su olduğu dönemlere dair daha fazla bilgi edinmeyi amaçlıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Suriye’de İran’la Bağlantılı Gruplara Operasyon

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Suriye’nin kuzeydoğusunda yer alan IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) karşıtı koalisyon üssünü hedef alan SİHA saldırısının ardından, bölgedeki İran Devrim Muhafızlarıyla bağlantılı gruplara operasyon düzenledi.

ABD’nin İran’ı sorumlu tuttuğu SİHA saldırısı, bir Devrim Muhafızları generalinin “askeri danışman” olarak Suriye’de gittiği bir görev sırasında öldürüldüğü yönünde birkaç gün önce İran resmi medyasında çıkan haberlerin ardından geldi.

Suriye’de Beşar Esad yönetimini destekleyen İran, ordu mensuplarının Şam hükümetinin daveti üzerine Suriye’de bulunduğunu ve faaliyetlerinin “askeri danışmanlık”la sınırlı olduğunu savunuyor.

Suriye’nin kuzeydoğusunda Amerikan askerlerinin bulunduğu koalisyon üssünü hedef alan SİHA saldırısının ardından, ABD ordusu bölgede İran Devrim Muhafızlarına bağlı gruplara yönelik hava saldırıları düzenledi.

Pentagon’dan yapılan açıklamada, Haseke yakınlarındaki koalisyon üssünde bir bakım tesisini hedef alan SİHA saldırısında ABD’li bir ordu müteahhidinin öldüğü, bir müteahhit ve beş askerin yaralandığı bildirildi. Açıklamada, yerel saatle sabah 01.40’ta gerçekleşen saldırının İran kaynaklı olduğunun değerlendirildiği belirtildi.

Savunma Bakanı Lloyd Austin de, “ABD Başkanı Joe Biden’ın da açıklıkla ifade ettiği üzere insanlarımızı savunmak için gerekli tüm önlemlere başvuracak, kendi seçtiğimiz yer ve zamanda yanıt vereceğiz. Birliklerimize yönelik hiçbir grubun saldırısı cezasız kalmayacak” açıklaması yaptı.

Austin, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’na (CENTCOM) İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı gruplara ait tesislere operasyon talimatı verdiğini de bildirdi.

“Birliklerimiz Suriye’deki varlığını sürdürecek”

CENTCOM Komutanı Michael Kurilla da, “Birliklerimiz IŞİD’in kalıcı yenilgisini sağlamak için Suriye’deki varlığını sürdürecektir” diyerek bunun sadece Suriye değil, tüm bölgenin güvenlik ve istikrarı için faydalı olduğunu savundu.

IŞİD ile mücadele hedefiyle 2014’te kurulan uluslararası koalisyon çerçevesinde halen yüzlerce ABD askeri Suriye’de bulunuyor. ABD askerleri, koalisyona bağlı üslerde Kürt YPG güçleriyle birlikte faaliyet gösteriyor.

Koalisyonda ABD’nin en önemli yerel müttefiki olan ve ağırlıklı olarak Kürt YPG birliklerinden oluşan Suriye Demokratik Güçleri, YPG’yi PKK’nın Suriye kolu olarak gören Ankara ile ABD arasında gerilime neden oluyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

James Webb Uzay Teleskobu Cehennem Gibi Bir Gezegen Keşfetti

Şimdiye kadar uzaya gönderilmiş en güçlü teleskop olan ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu (JWST), ilk kez Güneş Sistemi’nin dışında bir toz fırtınası gözlemledi.

İlk olarak 2015’te Şili’deki Vista teleskobu tarafından tespit edilen VHS 1256 b adlı gezegendeki sıcaklık 815 derece ve atmosfer sıcak kum bulutlarından oluşuyor.

Fırtınanın Dünya’dan yaklaşık 40 ışıkyılı uzaklıktaki bir ötegezegende gözlemlendiği ifade edildi. Gezegenin kütlesi Güneş Sistemi’nin gaz devi olan Jüpiter’in 12 ila 18 katı. VHS 1256 b, bu yüzden “süper Jüpiter” diye adlandırılıyor.

Bu arada James Webb Teleskobu, gezegen atmosferinin silikat parçalarından oluştuğunu da belirledi. Silikat, insanların genellikle yapı bileşenleri olarak kullandığı, cam, çimento, tuğla gibi maddelerde yer alan bir çeşit tuz.

VHS 1256 b’nin atmosferindeki silikat parçacıklarının küçük tanecikler veya ince beneklerden oluştuğu bildirildi.

Araştırmacılar, bulutların içinde dönüş halinde olan silikat parçacıklarının belirli zamanlarda çok ağırlaştığını ve yağmur yağdırdığını tahmin ediyor.

Teleskobun gözlemleri ayrıca su, metan ve karbon monoksitin izlerini de ortaya çıkardı. Araştırmacılara göre bu, gezegende karbondioksit olduğuna dair kanıt niteliğinde.

Bulguları özetleyen bir makale, kısa süre içinde hakemli bilimsel dergi The Astrophysical Journal Letters’da yayımlanacak.

Makalenin yazarlarından, Kaliforniya Santa Cruz Üniversitesi’nden Andrew Skemer, James Webb Teleskobu’nun büyük bir başarıya imza attığını söylüyor:

Başka hiçbir teleskop, tek bir hedefte aynı anda bu kadar çok özelliği belirleyemedi.

Teleskobun kızılötesi gözleri evrenin derinliklerine bakıyor

25 Aralık 2021’de ESA’nın Ariane 5 adlı kargo roketiyle fırlatılan teleskobun kaydettiği görüntüler, yıldızların ve galaksilerin evriminin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak.

Gözlem aracının MIRI ve diğer kızılötesi kameraları, bir zaman makinesi görevi görüyor.

Güçlü teleskopları kullanarak çok uzaktaki gök cisimlerini inceleyen bilim insanları, ilgili gök cisminden gelen ışığın Dünya’ya ulaşma süresi uzadığı için “zamanda geriye bakma” imkanı yakalıyor.

James Webb Uzay Teleskobu ise 13,5 milyar yıl öncesini, yani evrenin yeni oluştuğu zamanı gözlemleyebilecek kadar güçlü bir cihaz.

Evrendeki en eski galaksiler, Büyük Patlama’ya o kadar yakın bir dönemde oluştu ki bunların ışığı Dünya yörüngesine ulaştığında son derece soluk oluyor.

Bu ışık evrende ilerlerken genişleyip dağılarak spektrumun kızılötesi ucuna doğru kayıyor. Gözlemlenebilmesi içinse son derece güçlü bir teleskop gerekiyor.

Hubble şimdiye dek geçmişe dair birçok gizemi aydınlatmayı başardı. Ancak gücü bu türden gözlemlere yetmiyordu. Ayrıca Hubble çoğunlukla ultraviyole ve görünür ışıkta gözlem yapmıştı.

Öte yandan James Webb Uzay Teleskobu, kızılötesinde rahatça gözlem yapabilmek için gereken tüm kriterleri karşılıyor.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den “Yakın Zamanda Su Kıtlığı Yaşanabilir” Uyarısı

ABD’nin New York kentinde üç gün sürecek olan Birleşmiş Milletler Su Konferansı başladı. 1977’den beri yapılacak ilk büyük Birleşmiş Milletler su zirvesine binlerce delege katılıyor.

Zirveden hemen önce ortaya konan raporda dünyanın “vampirce aşırı su tükettiği ve aşırı geliştiği, kör bir şekilde tehlikeli bir yolda ilerlendiği” ifade edildi. Raporda, aşırı kullanım ve iklim krizi sebebiyle yaşanacak bir su krizinin an meselesi olduğu ve yakın zamanda su kıtlığı yaşanabileceği konusunda uyarıda da bulunuldu.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Su Konferansı nedeniyle yayınladığı video mesajda, suyun bir insan hakkı olduğunu, dünyanın geleceğinde daha iyi şartların oluşması ve küresel kalkınmanın sağlanması için kritik bir öneme sahip olduğunu vurguladı. Guterres, dünyada su kullanımında aşırı tüketimin sürdürülebilir bir durum olmadığının altını çizdi.

Guterres, “Suyun başı büyük dertte. Aşırı tüketim ve yanlış kullanım yollarıyla insanlığın can damarını kurutuyoruz. Vampir gibi suyu tüketiyoruz. Suyu küresel ısınma yoluyla buharlaştırıyoruz. Su akışındaki dengeleri bozduk, ekosistemleri yok ettik, yer altı sularını kirlettik” dedi.

Genel Sekreter, dünyanın yaşadığı doğal afetlerin suyla bağlantılı olduğunu kaydederek “Dünyada yaşanan her dört doğal afetten üçünün suyla bağlantılı olduğunu biliyoruz. Dünyanın dörtte birinin güvenli su hizmetleri veya temiz içme suyu olmadan yaşadığını biliyoruz. 1,7 milyar kişi temel sağlık koşullarından yoksun durumda. Yarım milyar insan açıkta dışkılarını yapmak zorluğuyla yaşıyor. Milyonlarca kız çocuğu sadece evlerine su taşımak için her gün saatlerini harcıyor” dedi.

BM Genel Sekreteri Guterres, bugün başlayan Su Konferansı’na katılan üye devletler ve uluslararası toplumun, suyun dünyanın sürdürülebilirliği için hayati önemini, barışı ve uluslararası işbirliğini teşvik etmek için önemli bir araç olduğunu kabul ettiklerini belirterek, “Amaç su kullanım kapasitesinde büyük bir artış sağlamanın yollarını bulmak” dedi.

“Su sorununu çözemeyiz”

Guterres, öncelikle dünyadaki su açığının kapatılması gerektiğini vurgulayarak dört kilit alanda harekete geçilmesi çağrısında bulundu.

Guterres, hükümetlerin herkese eşit su erişimini sağlayan ve aynı zamanda su tasarrufunu teşvik eden planlar geliştirmesi gerektiğini, geliştirdiği bu planların uygulamaya geçmesini sağlamasını, değerli bir kaynak olan su kullanımını ortaklaşa yönetmek için birlikte çalışması gerektiğini söyledi.

Guterres, su ve sanitasyon sistemlerine büyük yatırım ihtiyacının karşılanması için kalkınmaya yatırımı artırmayı amaçlayan küresel finans alanında gerekli reformların yapılması gerekliliğini vurgulayarak, “Uluslararası finans kurumları, suyun finansmanını arttırmak ve hızlandırmak için yaratıcı yollar geliştirmeli, suya erişimde çaresiz durumdaki ülkeleri desteklemek için su ve sanitasyonun finansını genişletmeye devam etmelidir” dedi.

Guterres, su kaynaklarının kullanımındaki altyapı sorununa da dikkat çekti. Su konusunda 21. yüzyılda yaşanan bu acil durumun başka bir çağdan kalma altyapıyla yönetilemeyeceğini belirterek, “Afetlere dayanıklı boru hatlarına, su dağıtım altyapısına ve atık su arıtma tesislerine, suyu geri dönüştürmenin ve korumanın yeni yollarına yatırım yapılması gerekir” dedi.

Uluslararası topluluğun su kullanımını azaltan iklim şartları nedeniyle bir küresel bilgi sisteminin kurulması gerektiğini belirten Guterres, “Küresel ısınmayı 1,5 santigrat derece ile sınırlamak, gelişmekte olan ülkelere iklim adaleti sağlamak için hiçbir çabadan kaçınmayın” dedi.

Nasıl katkıda bulunabilirsiniz?

BM, zirve vesilesiyle su krizine karşı bireysel olarak alınabilecek önlemleri de ortaya koydu. İşte önerilen bazı basit eylemler:

Daha kısa duş alın ve evinizdeki su israfını azaltın: Evsel atık suyun yüzde 44’ünün güvenli bir şekilde arıtılmadığı düşünüldüğünde, daha kısa duşlar almak bu değerli kaynağı korumak için harika bir yoldur.

Yerel nehirlerin, göllerin veya sulak alanların temizlenmesine katılın: Bir ağaç dikin. Bu eylemler su ekosistemlerini kirlilikten korumaya, sel riskini azaltmaya ve suyu verimli bir şekilde depolamaya yardımcı olabilir.

Tuvaletler, sanitasyon ve mensturasyon arasındaki kritik bağlantı konusunda farkındalık yaratın: Bulunduğunuz toplumda, okulunuzda veya iş yerinizde konuşmalar başlatarak tabuları yıkın.

Paylaşın

ABD’den Türkiye ve İran’daki Dört Kurum Ve Üç Kişiye Yaptırım

İran’ın drone ve silah programlarını hedef alan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), programların geliştirilmesini desteklemekle suçladığı İran ve Türkiye’deki dört kurum ve üç kişiye yaptırım kararı alındı.

ABD bu ay, bir İran şirketine havacılık ekipmanı tedarik ettiği gerekçesiyle Çin merkezli bir firmaya da yaptırım uygulamıştı. Söz konusu yaptırımlar, İran’ın İHA sanayisini hedef almıştı.

ABD Hazine Bakanlığı, söz konusu tedarik ağının İran Savunma ve Silahlı Kuvvetleri yararına faaliyet gösterdiğini belirtti.

Hazine Bakanlığı Terörizm ve Finansal İstihbarattan Sorumlu Müsteşarı Brian Nelson, “İran’ın belgelerle kanıtlanmış İHA ve konvansiyonel silahlarını vekillerine yaymasının bölgesel ve küresel güvenliği tehdit ettiğini” söyledi. Nelson, ABD’nin İran’ın askeri sanayi kompleksini destekleyen yabancı tedarik ağlarını ifşa etmeye devam edeceğini kaydetti.

Hakkında yaptırım kararı alınanlar arasında, İran merkezli Savunma Teknoloji ve Bilim Araştırma Merkezi, bu merkezde ticari yönetici ve satın alma temsilcisi olarak faaliyet gösterdiği belirtilen Amanallah Payidar ve onun kurduğu Farazan Industrial Engineering bulunuyor.

Murat Bukey de yaptırım listesinde

ABD’nin yaptırımlarına maruz kalacak olanlar arasında bir diğer isimse Türk vatandaşı Murat Bukey. Bukey, Payidar’a kimyasal ve biyolojik tanıma sistemlerinin de aralarında olduğu çeşitli ekipmanı temin etmekle suçlanıyor.

Hazine Bakanlığı, Bukey’in ayrıca İHA’larda ve karadan havaya füze sistemlerinde kullanmaya uygun Avrupa menşeli motorları Payidar ve şirketine temin etme girişiminde bulunduğunu, bunun yanı sıra 1 milyon doları aşkın değerdeki 100’den fazla Avrupa menşeli İHA motorunu ve bunlarla ilintili teçhizatı da İran’a ürün gönderdiğinden şüphelenilen şirketlere sattığını belirtti.

İspanya Yüksek Mahkemesi, Amerikan savcıların talebi üzerine Barselona Havalimanı’nda gözaltına alınan Bukey’in geçen yıl Nisan ayında ABD’ye iadesine karar vermişti. Mahkeme, Bukey’in 2021 ve 2013 yıllarında ABD’den balistik füze ve biyolojik tanıma sistemlerinde kullanılabilecek yakıt hücrelerini ithal ederek İran’a sattığından şüphelenildiğini açıklamıştı.

ABD Hazine Bakanlığı’nın açıklamasında, Bukey’in İran’la bağlantılı faaliyetlerini yürütmek için 2018 yılında ortağını Ozene Havacılık ve Savunma Sanayi Ticaret Anonim Şirketi’ni kurması için yönledirdiği, kendisinin de bu şirketin hissedarı olduğu kaydedildi.

Söz konusu yaptırımlar, İran’ın İHA sanayisini hedef alan Washington’ın son adımı. ABD bu ay, bir İran şirketine havacılık ekipmanı tedarik ettiği gerekçesiyle Çin merkezli bir firmaya da yaptırım uygulamıştı.

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye “İnsan Hakları İhlalleri” Eleştirileri

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı, 2022 ‘Ülkeler İnsan Hakları Uygulamaları Raporu’nu yayınladı. Raporun Türkiye bölümünde temel hak ve özgürlükler üzerinden eleştirilere yer verildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın hazırladığı rapor, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve diğer uluslararası anlaşmalarda öngörülen uluslararası kabul görmüş bireysel, medeni, siyasi ve işçi haklarını kapsıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 1961 tarihli Dış Yardım Yasası ve 1974 tarihli Ticaret Yasası uyarınca yardım alan tüm ülkeler ve Birleşmiş Milletler üyesi tüm devletler hakkında ABD Kongresi’ne raporlar sunuyor.

VOA Türkçe’den Dilge Timoçin’in haberine göre sivil makamların güvenlik güçleri üzerinde etkin kontrol sağladığı belirtilen raporda, “Güvenlik güçleri mensupları suiistimallerde bulunmuştur ve cezasızlık önemli bir sorun” denildi.

“Hükümet, 2018’de kabul edilen geniş kapsamlı terörle mücadele mevzuatı kapsamında, insan hakları ve temel özgürlüklerden yararlanılmasını kısıtlamaya devam etmiş ve hukukun üstünlüğünü tehlikeye atmıştır’’ ifadelerine yer veren ABD Dışişleri Bakanlığı, raporun girişinde Türkiye’deki önemli insan hakları sorunlarını 24 satırlık tek paragrafta sıraladı.

Bu sorunlar şu şekilde sayıldı:

Keyfi infazlar;
Gözaltındaki kişilerin şüpheli ölümleri;
Zorla kaybetmeler;
İşkence;

Muhalif siyasetçiler ve eski milletvekilleri, avukatlar, gazeteciler, insan hakları aktivistleri ve bir ABD Misyonu çalışanı dahil on binlerce kişinin keyfi olarak tutuklanması ve gözaltında tutulmaya devam edilmesi;
Seçilmiş yetkililer dahil siyasi tutukluların bulunması;
Gülen hareketi üyesi olduğu iddia edilen kişilerin kaçırılması ve yeterli adil yargılanma güvencesi veya diğer yasal korumalar olmaksızın nakledilmesi dahil, ülke dışında bulunan kişilere yönelik sınır ötesi misillemeler.

Yargı bağımsızlığı ile ilgili önemli sorunlar;
Çocuk askerlerin yasadışı olarak silah altına alınması ve kullanılması dahil çatışmalarda ciddi suistimaller gerçekleştiren Suriyeli muhalif gruplara destek;
Gazetecilere yönelik şiddet ve şiddet tehditleri, medya kuruluşlarının kapatılması ve hükümet politikalarını veya yetkililerini eleştirdikleri için gazetecilerin ve diğer kişilerin tutuklanması veya cezai kovuşturmaya tabi tutulması, sansür, site engelleme ve cezai iftira yasaları dahil ifade ve basın özgürlüğüne yönelik ciddi kısıtlamalar;

İnternet özgürlüğüne yönelik ciddi kısıtlamalar;
Hükümet dışı kuruluşların ve sivil toplum örgütlerinin hükümet tarafından denetlenmesine ilişkin aşırı kısıtlayıcı yasalar dahil barışçı toplanma ve örgütlenme özgürlüklerinin ciddi şekilde kısıtlanması;
Seyahat ve dolaşım kısıtlamaları;
Mültecilerin geri gönderilmesi;

Yerel insan hakları örgütlerinin hükümet tarafından ciddi şekilde taciz edilmesi;
Toplumsal cinsiyete dayalı şiddete ilişkin soruşturma ve hesap verilebilirlik eksikliği;
Ulusal/ırksal/etnik azınlık gruplarının üyelerini hedef alan şiddet içeren suçlar; ve lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel, queer ve interseks bireylere yönelik şiddet içeren suçlar.

Raporun “Sivil Özgürlüklere Saygı” başlığı altında Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun, içeriğini “toplumun milli ve manevi değerlerine aykırı” bulduğu yayıncılara para cezası verme uygulamasını sürdürdüğü belirtildi.

Raporda, Haziran ayında Ankara Sulh Ceza Mahkemesi’nin RTÜK’ün talebi üzerine, lisans başvurusunda bulunmadıkları gerekçesiyle Voice of America ve Deutsche Welle’nin Türkçe internet sitelerine erişimi engellediğine dikkat çekildi.

Yolsuzluk ve terörle mücadele

“Hükümet, insan hakları ihlalleriyle suçlanan veya yolsuzluğa karışan yetkililerin ve güvenlik güçleri mensuplarının soruşturulması, kovuşturulması ve cezalandırılması için sınırlı adımlar atmıştır ve cezasızlık bir sorun olmaya devam etmiştir’’ denilen raporda hükümetin, üst düzey yolsuzluk iddiaların soruşturulmasındaki adımlarının da sınırlı olduğu kaydedildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Ankara’nın terörle mücadele operasyonlarıyla bağlantılı sivillerin kasıtlı veya kasıtsız ölümlerine ilişkin olarak personelin soruşturulması veya kovuşturulmasına yönelik çabalar hakkında bilgi vermediğini de belirtti.

”Yerel ve uluslararası insan hakları grupları, siyasi nedenlerle gerçekleştiğini iddia ettikleri kayıp vakaları bildirmiştir” denilen raporda, hükümetin bu tür eylemleri önleme, soruşturma ve cezalandırma çabaları hakkında bilgi vermediğine değinildi.

HDP ve Demirtaş

Dışişleri Bakanlığı’nın raporunda ”Siyasi Sürece Katılma Özgürlüğü” başlığı altında ise medyanın 2018 seçimleri için milletvekili ve cumhurbaşkanı adaylarına ilişkin yayınlarının ezici bir çoğunlukla cumhurbaşkanı ve iktidar partisi lehine olduğuna dikkat çekildi ve HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş’a hiç yer verilmediği belirtildi.

HDP’nin hükümet tarafından açılan bir kapatma davasıyla karşı karşıya olduğu hatırlatılan raporda, ”HDP temsilcileri kampanya yürütme, görüşlerini ifade etme ve yetkilerini koruma konusunda önemli yasal zorluklarla karşılaşmıştır” denildi.

Yıl boyunca, kısıtlayıcı hükümet düzenlemelerinin muhalefetten birçok kişinin protesto veya siyasi kampanya etkinlikleri düzenlemek ve sosyal medyada eleştirel mesajlar paylaşmak gibi siyasi faaliyetler yürütme kabiliyetini kısıtladığı belirtilen raporda, ”Nisan ayında seçim kanununda yapılan değişikliklerin Nisan 2023’ten itibaren yürürlüğe girmesi planlandı. Değiştirilen kanuna göre partilerin en az 41 ilde ilçe, il ve şehir düzeyinde teşkilatlanmış olması ve seçimlerden altı ay önce resmi parti kongresini toplamış olması gerekiyor. Yasa, geçmişte yeni kurulan muhalefet partilerinin 20 milletvekilinin parlamentoda grup kurması yoluyla örgütlenme gerekliliklerini yerine getirmeden kurulabilmeleri seçeneğini ortadan kaldırdı. Ülkenin seçim yasası ayrıca partilerin illerin en az yarısında tam aday listeleri sunmalarını gerektiriyor” ayrıntılarına yer verildi.

Raporda İstanbul’da hem CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hem de CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun insan hakları örgütlerinin yaygın olarak siyasi amaçlı olarak değerlendirdiği bir dizi soruşturma ve adli kovuşturmaya konu olduğu hatırlatıldı; Ekrem İmamoğlu’nun 14 Aralık’ta, 2019 yılında YSK üyelerine hakaret ettiği iddia edilen sözleri nedeniyle hükümet yetkililerine “hakaretten” suçlu bulunduğu belirtildi.

‘’Rapor 2022’de her bölgedeki gerilemeyi açıkça ortaya koyuyor’’

Raporun lansmanınını her yıl olduğu gibi bu yıl da ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken yaptı. Blinken, Dışişleri Bakanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında, ‘’Rapor, 2022’de her bölgedeki ülkelerde insan hakları koşullarında gerileme, sivil özgürlüklerin daralması ve temel insanlık onuruna saygıda gerileme görmeye devam ettiğimizi açıkça ortaya koymakta’’ dedi.

Yaklaşık 200 ülke ve bölgenin incelemesini yapan raporda, ABD’nin müttefikleri, ortakları ve farklılıkları bulunan ülkeler dahil tüm taraflara aynı standartları uyguladığını da belirten Blinken, ‘’Bu raporun amacı ders vermek ya da utandırmak değil, daha ziyade, pek çok açıdan tehdit altında olan insan onurunu korumak ve yüceltmek için dünyanın dört bir yanında çalışan bireyler için bir kaynak sağlamak’’ diye konuştu.

ABD’nin de insan hakları konusunda kendi zorluklarıyla karşı karşıya olduğunu kabul eden Antony Blinken, ’’Zorluklarımızla açıkça yüzleşmeye istekli olmamız, kendi eksikliklerimizi kabul etmemiz, bunları halının altına süpürmememiz ya da yokmuş gibi davranmamamız, bizi diğer demokrasilerden ayıran özellikler’’ ifadelerini kullandı.

Paylaşın