ABD’den Savunmaya Rekor Bütçe: 886 Milyar Dolar

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD), 2024 savunma bütçesi 886 milyar dolar olarak açıklandı. ABD’nin içinde bulunduğumuz sene için kabul edilen savunma bütçesi 858 milyar dolar olmuştu.

ABD’nin 2024 savunma bütçesinin 842 milyar dolarlık kısmı Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) kullanımına, 44 milyar dolarlık kısmın ise savunma ile ilgili projeler için, örneğin Federal Soruşturma Bürosu (FBI) tarafından harcanmasını öngörüyor.

ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin hazırladığı bütçe tasarısı kabul edildiği takdirde, ülkenin bir barış döneminde ya da herhangi bir savaşa dolaylı da olsa katılmadığı bir dönemde savunma giderlerine harcanacak en yüksek miktar olacak.

886 milyar dolara çıkarılan savunma bütçesi ile, askeri personele ortalama yüzde 5,2 maaş zammı ve ordunun AR-GE (araştırma-geliştirme) çalışmalarının finansmanının sağlanması hedefleniyor.

Ayrıca Rusya’ya karşı savaşında Ukrayna’ya verilen desteğin de savunma giderlerini arttıran bir başka etken olduğu belirtiliyor. ABD Kongresi’nin her iki kanadı, geleneksel tavrını sürdürerek, söz konusu bütçeyi onaylayacağının sinyallerini verdi.

“En büyük kriter Çin’e karşı caydırıcılık”

Ukrayna savaşının daha uzun süre devam edebileceğinden yola çıkan Kongre ve Biden yönetimi, diğer yandan Rusya ve Çin ile olası ihtilaflara ordunun hazır olmasını istiyor.

ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Kathleen Hicks, konuyla ilgili açıklamasında, “Bizim en büyük ve burada en sık dile getirdiğimiz başarı kriterimiz, Çin yönetiminin her sabah uyandığında, olası bir saldırganlığının bedelini düşünmesi ve ‘Bugün o gün değil’ demesidir” ifadelerini kullandı.

ABD ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler, ticaretten casusluk faaliyetlerine kadar pek çok konudan dolayı uzun süredir gerilimli bir seyir izliyor. Her iki ülke sınırlarının çok uzağındaki ülkelerde birbiri ile büyük bir rekabet halinde.

İsveç merkezli düşünce kuruluşu Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) 2022 yılı küresel silah ihracatı raporuna göre, listenin birinci sırasında, küresel silah ihracatındaki payı, önceki dört yıla oranla yüzde 7 artış göstererek yüzde 40’a yükselen ABD geliyor.

İkinci sıradaki Rusya’nın payı ise yüzde 22’den yüzde 16’ya gerilerken, bu iki ülkeyi üçüncü sıradaki Fransa, dördüncü sıradaki Çin ve beşinci sıradaki Almanya takip ediyor.

Küresel silah ihracatındaki payı 2018-2022 yılları arasında yüzde 1,1 olarak seyreden Türkiye ise, sıralamada 12’nci sırada yer alıyor.

Paylaşın

Oscar Ödülleri 95. Kez Sahiplerini Buldu

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından verilen ve sinema dünyasının en prestijli ödülleri arasında gösterilen Oscar Ödülleri 95’inci kez sahiplerini buldu.

En İyi Film ödülünü “Everything Everywhere All At Once” alırken, En İyi Erkek Oyuncu ödülünü Brendan Fraser, En iyi Kadın Oyuncu ödülünü ise Michelle Yeoh aldı.

Her Şey Her Yerde Aynı Anda (Everything Everywhere All at Once) filmi tam 7 dalda Oscar kazanarak gecenin en çok ödül kazanan yapımı oldu.

Los Angeles’taki Dolby Tiyatrosu’nda yapılan ödül töreninde bu yıl kırmızı yerine “şampanya rengi” halı vardı. Oscar adaylarının şıklık yarışında boy gösterdiği ve törenle özdeşleşen “kırmızı halı” 62 yıldır kullanılıyordu.

Oscar Ödülleri’nin bu yılki sunucusu Amerikalı komedyen Jimmy Kimmel, “Kırmızıdan şampanya rengi halıya geçme kararı artık törende kan dökülmeyeceğinden ne kadar emin olunduğunu gösteriyor” diyerek, törende geçen yıl yaşanan tokat olayına gönderme yaptı. Geçen yılki törende, sunucu Chris Rock’ın, Will Smith’in eşinin saçlarıyla ilgili yaptığı espri sonrası Smith sahneye çıkarak Rock’ı tokatlamıştı.

Gecenin kazananı “Everything Everywhere All At Once” filmi

Törende “En İyi Film” ödülü, 11 dalda Oscar’a aday gösterilen “Everything Everywhere All At Once” filminin oldu.

Yönetmenliğini Daniel Kwan ve Daniel Scheinert’in yaptığı, gerçeküstü (sürreal) bir film olan “Everything Everywhere All At Once” “En İyi Yönetmen”, “En İyi Film”, “En İyi Özgün Senaryo” ve “En İyi Kurgu” gibi aday gösterildiği 11 daldan 7’sinde ödül kazandı.

Diğer yandan filmdeki kadın oyuncu Michelle Yeoh, “En İyi Kadın Oyuncu” ödülüne layık görüldü. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) İyi Niyet Elçisi olan Yeoh, bu ödülü alan ilk Asyalı kadın oldu.

Curtis’e 45 yıllık kariyerinin ilk Oscar’ı

Brendan Fraser ise “The Whale” filmindeki performansıyla “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü kazandı. En iyi yardımcı erkek ve kadın oyuncu ödülleri de, “Everything Everywhere All At Once” filmindeki rolleriyle Ke Huy Quan ve Jamie Lee Curtis’e gitti.

Jamie Lee Curtis böylece 45 yıllık oyunculuk kariyerinin ilk Oscar’ını kazanmış oldu.

Ke Huy Quan, ödülünü alırken yaptığı duygusal konuşmada “Ben hayallerimden neredeyse vazgeçmiştim ama hayaller gerçekten inanmanız gereken şeylerdir” dedi.

51 yaşındaki Ke Huy Quan, çocukken The Goonies ve Indiana Jones and the Temple of Doom filmlerinde oynamış, ardından oyunculuğa uzun bir ara vermişti. Vietnamlı aktör “Bunun gibi hikayelerin sadece filmlerde olduğu söylenir. Bunu yaşadığıma inanamıyorum. Bu, Amerikan rüyası. Yolculuğum bir botta başladı. Bir yılım mülteci kampında geçti ve bir şekilde burada, Hollywood’un en büyük sahnesinde son buldu” dedi.

En iyi belgesel ödülü Navalni’nin

En iyi kurgu belgesel ödülü ise, Rus muhalif lider Aleksey Navalni’nin 2020 yılında zehirlenmesiyle ilgili olayları anlatan “Navalni” belgeseline verildi. Ödül konuşmasında belgeselin yönetmeni Daniel Roher, ödülü Navalni’ye ve dünyadaki tüm siyasi tutuklulara adadığını söyledi.

Gecenin en büyük hayal kırıklığı ise 9 dalda adaylığı bulunan “The Banshees of Inisherin” filminin hiç ödül alamaması oldu.

Törende bazı ünlüler, mavi kurdele takarak BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (UNHCR) “Sığınmacılarla Birlikteyim” kampanyasına destek verdi.

Şarkıcı Rihanna ve Lady Gaga törende sahne aldı. Lady Gaga törenin başında giydiği kıyafetini değiştirerek sahneye kot pantolon ve tişört ile makyajsız olarak çıktı.

95’inci Oscar Ödülleri’nin kategorileri ve kazananları şöyle:

– En İyi Film: “Everything Everywhere All At Once”
– En İyi Kadın Oyuncu: Michelle Yeoh, “Everything Everywhere All At Once”
– En İyi Erkek Oyuncu: Brendan Fraser, “The Whale”
– En İyi Yönetmen: Daniel Kwan ve Daniel Scheinert, “Everything Everywhere All At Once”
– En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Jamie Lee Curtis, “Everything Everywhere All At Once”

– En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Ke Huy Quan, “Everything Everywhere All At Once”
– En İyi Uluslararası Film: “All Quite On The Western Front” (Almanya)
– En İyi Özgün Senaryo: “Everything Everywhere All At Once”
– En İyi Uyarlama Senaryo: “Women Talking”
– En İyi Belgesel: “Navalny”

– En İyi Kısa Belgesel: “The Elephant Whisperers”
– En İyi Animasyon Filmi: “Pinocchio”
– En İyi Sinematografi: James Friend, “All Quite On The Western Front”
– En İyi Görsel Efekt: “Avatar: The Way of Water”
– En İyi Film Kurgusu: “Everything Everywhere All At Once”

– En İyi Film Müziği: “All Quite On The Western Front”
– En İyi Özgün Şarkı: RRR, “Naatu Naatu”
– En İyi Ses Kurgusu: “Top Gun: Maverick”
– En İyi Yapım Tasarımı: “All Quite On The Western Front”

– En İyi Kısa Film: “An Irish Goodbye”
– En İyi Kısa Animasyon: “The Boy, The Mole, The Fox and The Horse”
– En İyi Kostüm Tasarımı: “Black Panda: Wakanda Forever”
– En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı: “The Whale”

Paylaşın

Türkiye Yine “Özgür Olmayan Ülke” Kategorisinde

Washington merkezli düşünce kuruluşu Freedom House’ın yıllık raporunda ilk kez 2018’de statüsü “Kısmen Özgür Ülke” kategorisinden “Özgür Olmayan Ülke” kategorisine düşürülen Türkiye, o yıldan bu yana olduğu gibi yine “Özgür Olmayan Ülke” olarak sınıflandırıldı.

Bu yılın ilk yarısında Türkiye’nin önemli bir seçime hazırlandığını not düşen rapor, geçen yıl seçim kanununda yapılan değişiklikler ile hükümetin seçim sonuçlarına gelen itirazları değerlendirecek hakimlerin belirlenmesini kontrol edeceğine dikkat çekiyor.

Ayrıca raporda, geçen yıl yürürlüğe giren dezenformasyon yasasıyla muhalefetin kampanyalarının ve bağımsız medyanın daha fazla baskıya uğrayabileceği değerlendirmesi yapılıyor. 2022’deki bu gelişmeler nedeniyle Türkiye, raporun sonlarındaki 2023’te özellikle incelenmesi gereken ülkeler listesinde yer aldı.

Washington’daki düşünce kuruluşu Freedom House bugün dünya genelindeki siyasi haklar ve sivil özgürlükler üzerine yıllık raporunu yayınladı.

VOA Türkçe’den Ezel Şahinkaya’nın aktardığına göre, “Demokrasi Mücadelesinde 50. Yıl” başlıklı raporun kapağında geçen sene İranlı Kürt Mahsa Amini’nin gözaltında ölümünü İzmir’de protesto eden İranlı kadınlar yer aldı.

Rapor, 2022 yılı boyunca 195 ülke ve 15 bölgedeki özgürlükleri değerlendiriyor. Raporun metodolojisine göre her ülke, 25 gösterge üzerinden 0 ve 4 arası puanlandırılıyor. Toplam 100 puan olan göstergelerin yüzde 40’ı siyasi haklar üzerineyken, yüzde 60’ı sivil özgürlükler kategorisinde gruplandırılıyor. Toplam puan üzerinden ülkeler, “Özgür”, “Kısmen Özgür” ve “Özgür Olmayan” ülke kategorilerinde sınıflandırılıyor.

Raporun temel bulgularına göre, son 17 yıldır dünya genelinde özgürlükler düşüşte. Raporda 195 ülkenin 84’ü “Özgür” kategorisinde yer alırken, 54 ülke “Kısmen Özgür” ve 57 ülke “Özgür Olmayan” ülke kategorisinde.

Rapor, 2022’de siyasi haklar ve sivil özgürlüklerdeki düşüşte savaşların, darbelerin ve iktidarı ele geçirme girişimlerinin payı olduğu tespitinde bulunuyor. Rusya’nın 2022 Şubat ayında Ukrayna’da başlattığı savaşı örnek veren rapor, demokratik kurumlara saldırıların yabancı ülkelerin ordularından gelebileceğini kayda geçiriyor.

Darbelerin demokraside gerilemeye neden olduğunu belirten rapor, 2022’de Ocak ve Ekim aylarında iki askeri darbe deneyimlemiş Burkina Faso’da liderlerin demokrasiye dönüş konusunda belirsiz sözler verdiğini not düşüyor. Burkina Faso bu seneki raporda “Kısmen Özgür” kategorisinden “Özgür Olmayan” ülke kategorisine geriledi.

Rapor ayrıca başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişimlerinin de geçen yıl siyasi sisteme ve insan haklarına zarar verdiğini belirtiyor. Geçmişte otoriter rejim ile yönetilmiş ülkelerde darbe girişimlerinin demokrasiye zararının yüksek olduğunu dile getiren rapor, Peru’da eski cumhurbaşkanı Pedro Castillo’nun iktidarını kaybetmemek için geçen Aralık ayında Kongre’yi lağvetmesinden ve ülke geneli sokağa çıkma yasağı getirmesinden bahsediliyor. Her ne kadar Castillo görevinden alınsa ve tutuklansa da, raporda ülkede olağanüstü hal ilan edildiği ve çıkan protestolarda yirmiden fazla kişinin öldüğü belirtiliyor. Ülkedeki siyasi çalkantılar nedeniyle rapor Peru’nun statüsünü “Kısmen Özgür” kategorisine düşürdü.

Türkiye yine “Özgür Olmayan Ülke” kategorisinde

Türkiye’deki 2016 darbe girişimine de değinen rapor, bu olayın ülkedeki siyasi haklar ve sivil özgürlükleri uzunca bir süredir gölgelediğini söylüyor.

Raporda, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP olayı, kilit demokratik kontrol ve dengelerin kaldırılmasını ve siyasi rakiplerin tasfiye edilmesini haklı çıkarmak için kullandı” ifadeleri yer alıyor. Freedom House’ın yıllık raporunda ilk kez 2018’de statüsü “Kısmen Özgür Ülke” kategorisinden “Özgür Olmayan Ülke” kategorisine düşürülen Türkiye, o yıldan bu yana olduğu gibi yine “Özgür Olmayan Ülke” olarak sınıflandırıldı.

Bu yılın ilk yarısında Türkiye’nin önemli bir seçime hazırlandığını not düşen rapor, geçen yıl seçim kanununda yapılan değişiklikler ile hükümetin seçim sonuçlarına gelen itirazları değerlendirecek hakimlerin belirlenmesini kontrol edeceğine dikkat çekiyor. Ayrıca raporda, geçen yıl yürürlüğe giren dezenformasyon yasasıyla muhalefetin kampanyalarının ve bağımsız medyanın daha fazla baskıya uğrayabileceği değerlendirmesi yapılıyor. 2022’deki bu gelişmeler nedeniyle Türkiye, raporun sonlarındaki 2023’te özellikle incelenmesi gereken ülkeler listesinde yer aldı.

Rapor, geçmişte seçimle iktidara gelen bazı liderlerin 2022’de yerleşik demokratik süreçleri reddederek iktidarlarını sürdürebilmek için kuralları yeniden yazmayı denediklerini söylüyor. Brezilyalı lider Jair Bolsonaro’nun Ekim 2022’deki seçimi Lula Da Silva’ya kaybettiğini kabul etmemesi örneğini veren rapor, Ocak ayında Bolsonaro destekçilerinin Kongre’yi, Anayasa Mahkemesini ve cumhurbaşkanlığı sarayını bastığını hatırlatıyor.

Rapor ABD’de ise geçen yıl ara seçimlerin 6 Ocak 2021’deki Kongre Baskını gibi bir şiddet olayı gözlemlenmeden gerçekleştiğini belirtti.

Dönüm noktası

Her ne kadar son 17 senedir kesintisiz bir şekilde demokraside ve özgürlüklerde düşüş görülse de rapor, bu senenin küresel özgürlüklerde bir dönüm noktası olabileceği kanısında.

Dünya genelindeki 195 ülkeden 35’inde geçen sene düşüş yaşansa da 34 ülke demokrasi konusunda gelişme gösterdi. Rapora göre, son 17 yılda düşüş ve ilerleme gösteren ülkeler arasında ilk kez makas bu kadar daraldı.

2022’de iki ülkedeki seçimlerden sonra Lesotho ve Kolombiya, “Kısmen Özgür” kategorisinden “Özgür” ülke kategorisine yükseldi.

Rapora göre geçen sene otoriter güçler, şeffaflık ve hesap verilebilirlik mekanizmalarından kendilerini korumak için bölgesel ve uluslararası organizasyonları kullandı. Rapor, Çin’in Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Konseyi’ne seçilerek kendi politikaları hakkında kararları engellediğini örnek verdi.

Öte yandan rapora göre, demokratik güçler de uluslararası organizasyonları insan hakları için bir araç olarak kullandı. Raporda, Nisan 2022’de Rusya’nın BM İnsan Hakları Konseyi üyeliğinden çıkarılması ve geçen Ekim ayında Venezuela’nın Konsey’e girmesinin engellenmesi örnekler arasında yer aldı.

Raporda otoriter liderlerin iktidarlarını sürdürebilmek için yolsuzluk ve güç kullanımının bir kombinasyonuna bel bağladıkları belirtilirken, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’daki savaşta hedeflerini yerine getirememesinin bir sebebi ülkesindeki yolsuzluk olarak tanımlanıyor. Aynı şekilde raporda, Ekim 2022’de üçüncü dönem liderliğini kazanan Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in de ülkede sıfır COVID politikasıyla halkı kontrol etmeye çalıştığı notu düşülüyor.

İfade özgürlüğü

Rapora göre, 2005 yılından beri basın ve ifade özgürlüğü kesintisiz bir şekilde tehdit altında. Her ne kadar iletişim teknolojisindeki gelişmeler çoğu devletin medya tekelleşmesini yıkmış olsa da rapor, çoğu ülkede sanal dünyadaki yeni ifade araçlarının sert cezalandırmalara maruz kaldığını vurguluyor.

Raporda basın özgürlüğü konusunda son 17 senede 195 ülke arasında sıfır çeken ülke sayısı 14’ten 33’e yükselmiş durumda. İfade özgürlüğünde de bu sayı 6’dan 15’e yükseldi.

Raporda, Rusya’nın geçen yıl yabancı gazetecileri ülkeye almamasına ve yabancı ajan, aşırıcılık ve benzeri suçlamalarla bağımsız gazetecilerin ve medya kuruluşlarının yaftalandığına değiniliyor. Ayrıca raporda, Rus yetkililerin BBC, VOA ve Meduza gibi bağımsız medya kuruluşlarına erişim engeli getirdiği not düşülüyor

Rapora göre 2022 yılında, 157 ülkede özgür ve bağımsız medya, gazetecilerin yargılanması, gazetecilere yönelik şiddet, medya bağımsızlığını sınırlayacak yasalar, eleştirel kuruluşlara sansür ve erişim engeli gibi tehditlere maruz kaldı. 109 ülkede ise yetkililer, vatandaşların ifade özgürlüğünü sınırlamaya yönelik adımlar attı.

Çıkarılan dersler

Freedom House 1973’te ilk raporunu yayınladığında 148 ülkeden sadece 44’ü “Özgür” olarak tanımlanmıştı. Bu seneki raporda ise 195 ülke içinden “Özgür” kategorisindeki ülke sayısı 84’e yükseldi.

Rapor “Özgür” kategorisindeki ülkelerin yıllarca yerlerini koruduklarını belirtirken, “Özgür Olmayan” ve “Kısmen Özgür” ülkelerin kategoriler arası sıkça değişkenlik gösterdiklerini söylüyor.

Son 50 yılın verilerine bakan Freedom House, raporda demokratik kurumları güçlendirmenin ve korumanın Soğuk Savaş döneminin sonlarındaki demokratikleşme dalgasından daha zor hale geldiğini not düşüyor.

Uluslararası dayanışma ve desteğin önemini vurgulayan rapor, demokratik ülkelerin otoriter rejimlere baskı kurmasının gerekliliğini söylüyor.

Freedom House, raporun sonunda demokratik ülkelere politika tavsiyelerini şöyle sıraladı:

  • Ukrayna’nın kazanmasına yardım edin.
  • Otoriterlere fırsat vermeyi bırakın.
  • Demokrasinin erdemleri konusunda açık olun ve bundan taviz vermeyin. Demokrasiyi koruma ve savunmak için gereken çabalarda yorulmayın.
  • Basın özgürlüğünü ve ifade özgürlüğünü koruyun.
  • İnsan hakları savunucularına, kritik noktalardaki ülkelere ve bölgelere desteği önemli ölçüde artırın.
Paylaşın

Kuzey Kore’den ABD’ye “Savaş İlanı” Uyarısı

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un kız kardeşi Kim Yo Jong, ABD’nin Kuzey Kore’nin stratejik silah denemelerine karşı askeri güç kullanmasını, “savaş ilanı” olarak görecekleri uyarısında bulundu.

ABD ve Güney Kore, bölgede önümüzdeki hafta başlayacak ve 10 gün sürecek “Özgürlük Kalkanı” adlı geniş kapsamlı bir askeri tatbikat düzenleyecek.

Kuzey Kore, kendi füze denemeleri sırasında herhangi bir test füzesinin vurulmasına yönelik herhangi bir girişimin savaş ilanı sayılacağını açıkladı. Pyongyang bir kez daha ABD ve Güney Kore’nin bölgede yaptığı askeri tatbikatların tansiyonu yükselttiğini dile getirdi.

Açıklama, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un kız kardeşi Kim Yo Jong tarafından yapıldı. Devlete bağlı medya kanalı KCNA’in yayınladığı açıklamasında Jong, ABD’nin Kuzey Kore’nin stratejik silah denemelerine karşı askeri güç kullanmasını, “savaş ilanı” olarak görecekleri uyarısında bulundu.

Jong ayrıca Kuzey Kore’nin Pasifik Okyanusu’na daha fazla füze fırlatabileceğinin de işaretini verdi. Bugüne kadar ABD ya da müttefik ülkeler, bu füze denemeleri Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olmasına karşın Kuzey Kore’nin herhangi bir füzesini hedef almadı.

Ancak Kuzey Kore’nin Japonya üzerinden geçecek daha fazla füze denemesi yapabileceğini açıklamasının ardından, bu sorun yeniden gündeme geldi.

Kim Yo Jong açıklamasında “Pasifik Okyanusu ABD ve Japonya’nın hegemonyasında değildir” ifadelerini kullandı.

Uzmanlar, Kuzey Kore’nin Pasifik Okyanusu’nu bir atış talim alanı haline getirmesinin, teknik anlamda daha da fazla ilerleme kaydetmesine neden olacağını belirtiyorlar.

ABD tatbikat için B-52 bombardıman uçaklarını yolladı

Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan bir başka açıklamada da ABD’yi Güney Kore ile saha tatbikatları planlayarak ve dün bir B-52 bombardıman uçağıyla ortak hava tatbikatı yaparak, durumu “kötüleştirmekle” suçladı.

Bu açıklamaya Güney Kore’den karşılık geldi. Kuzey ile ilişkileri yürüten Güney Kore Birleşme Bakanlığı, Pyongyang’ın “pervasızca nükleer silah ve füze geliştirmesinin” kötüleşen durumun sorumlusu olduğunu bildirdi.

ABD, Seul’le düzenlenen ortak askeri tatbikata Güney Kore savaş uçaklarının yanında B-52 ağır bombardıman uçağı konuşlandırdı. Güney Kore Savunma Bakanlığı, bu tatbikatın Kuzey Kore’nin tehditlerine karşı bir güç gösterisi olduğunu belirtti.

ABD ve Güney Kore, bölgede önümüzdeki hafta başlayacak ve 10 gün sürecek “Özgürlük Kalkanı” adlı geniş kapsamlı bir askeri tatbikat düzenleyecek.

Yonhap haber ajansı da bugün, ABD ve Güney Kore savaş uçaklarının Kuzey Kore’den gelecek bir tehdide karşı hızlı kalkış denemeleri yaptığını duyurdu.

Kuzey Kore ordusu da kendi sınırları yakınında bugün 30 kadar top atışı yapıldığını açıkladı ve “provokatif eylemler” olarak adlandırdığı eylemlerin derhal durdurulmasını talep etti. Güney Kore yönetimiyse bu iddiayı reddetti.

ABD’nin 1950 ile 1953 yılları arasındaki Kore Savaşı’ndan sonra Güney Kore’de hala 28 bin 500 askeri bulunuyor. Güney ve Kuzey Kore arasında ateşkesle sonuçlanan savaşın ardından bir barış anlaşması imzalanmadığı için, iki ülke teknik olarak halen daha savaş halinde görünüyorlar.

Paylaşın

ABD’den Rusya’ya Uygulanan Yaptırımlar Deliniyor Uyarısı: Türkiye Detayı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Adalet, Ticaret ve Maliye Bakanlıkları, Rusya’ya yönelik yaptırım ve kısıtlamaların aşılması için kullanılan taktikler karşısında dikkatli olma çağrısı yaptı. Açıklamada, yaptırımların delinmesine çalışıldığını gösteren olası ipuçları arasında, paravan şirket kullanımı, takma isimler ve gizlenmiş nakliye bilgileri gibi işaretler olduğu belirtildi.

Haber Merkezi / Bakanlıklar tarafından yapılan açıklamada satışı yasaklı ürünlerin “yasa dışı olarak” Rusya ve Belarus’a yönlendirilmesinde Türkiye, Çin, Ermenistan ve Özbekistan gibi ülkelerin “aktarma noktası” olarak kullanıldığı belirtildi. “Tüm işletmelerin sorumlu şekilde davranıp kontrollere titiz biçimde uymaları gerektiği” ifade edildi.

Ortak açıklamada, “aktörler, Rusya bağlantılı yaptırımlar ve ihracat kontrollerinden kaçınmaya çalışmaya devam ediyor” denildi. Bakanlıklar, söz konusu kişilerin bu amaç doğrultusunda üçüncü tarafların aracı olarak kullanılması gibi yöntemlere başvurduğunu belirtti.

Olası taktikler ve tehlike işaretleri

Açıklamada Rusya yaptırımlarının delinmesine çalışıldığını gösteren bazı olası işaretler şu şekilde sıralandı:

– Müşterinin bir ürünün nihai kullanımı konusunda bilgi vermemesi

– Uluslararası para transferlerinde paravan şirket kullanımı

– Satın alınan malın kurulumu, bakımı gibi hizmetlerin geri çevrilmesi

– IP adresinin müşterinin bildirdiği lokasyon verisiyle örtüşmemesi

– Nakliye talimatlarında son dakika değişiklik yapılması

– Ödemenin daha önce bildirilmeyen üçüncü bir ülke veya şirket üzerinden yapılması

– Şirket ve kurumsal e-mail adresleri yerine şahsi e-mail hesaplarının kullanılması

– İnternette hiç varlık göstermeyen kurumlar üzerinden işlem yapılması

– İşlem belgelerinde değişiklik yapılması

– İç yazışmalardan bilgi çıkarılması

– Yabancı ülkelerdeki paravan şirketlerden ABD banka hesaplarına para transferi ve kaynağını gizlemek amacıyla paranın dağıtımının hızla yapılması.

Rusya-Ukrayna savaşının 24 Şubat 2022 tarihinde başlamasının ardından ABD ve çoğu Avrupa ülkesi koordinasyon içinde Ukrayna’ya askeri destek sağlamaya ve Rusya’ya yönelik çok sayıda yaptırım uygulamaya başladı. Fakat aralarında Türkiye, Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika’nın da olduğu ülkeler bu yaptırımlara katılmadı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan Türkiye, Kiev’e silahlı İHA tedarik ederek destek verdi. Ancak Ankara aynı zamanda Batı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımlarına da karşı çıkıyor. Buna karşın Türk hükümeti, uluslararası yaptırımların Türkiye’de etrafından dolaşılmayacağına dair söz verdi.

ABD bir süredir bu ülkeler üzerinden yaptırımların delinmesine göz yummayacaklarına yönelik açıklamalar yapıyor. Özellikle çip ve askeri sanayide kullanılabilecek ürünlerin ticareti takip ediliyor. ABD Ticaret Bakanlığı kısa süre önce aralarında Rusya ve Çin’deki şirketlerin de bulunduğu 90 tüzel kişiliğe yaptırım uygulamıştı.

Uyarı ziyareti

ABD Hazine Bakanlığı Terörizm ve Mali İstihbarattan Sorumlu Hazine Müsteşarı Brian Nelson, geçen ay Ankara ve İstanbul’da gerçekleştirdiği temaslarda, “Türk işletmeleri ve bankaları, yaptırım uygulanan Rus kuruluşlarıyla iş yaparak yaptırım riski ve G7 pazarlarına erişimlerini kaybetme riski ile karşı karşıya kalabilir” uyarısında bulunmuştu.

Nelson, Türk işletmeleri ve bankalarının “Rus askeri-endüstriyel kompleksi tarafından kullanılabilecek potansiyel ikili kullanıma sahip teknoloji aktarımları ile ilgili işlemlerden uzak durmak için ilave önlem almaları” gerektiğini dile getirmişti.

Nelson, Türkiye Bankalar Birliği’ndeki konuşmasında, “Yaptırım risklerini azaltmak için, finansal kurumlar olarak hepinize, özellikle istismara müsait sektörler de dâhil olmak üzere, Rus kurum ve şahısları ile yapılan işlemlerde daha fazla denetim yapma çağrısında bulunuyorum” demişti.

Paylaşın

Beyaz Saray: Çin Rusya’ya Silah Sağlarsa Büyük Bedeli Olur

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jack Sullivan, Amerikan CNN televizyonuna yaptığı açıklamada, “Pekin kendi kararlarını kendi vermek zorunda ama silah desteği sağlamayı seçerse bunun Çin’e büyük bedeli olur” dedi.

Sullivan, Amerikalı yetkililerin özel olarak Çinli yetkilileri bu bedelin ne olabileceği konusunda uyardığını söyledi ama bu görüşmelerle ilgili ayrıntı vermedi.

ABD İstihbarat Servisi CIA Direktörü William Burns de Amerika’nın Çin’in Rusya’ya silah desteğini değerlendirdiğinden emin olduğunu belirtti. Burns bu açıklamasını Amerikan CBS televizyonuna yaptı.

CIA Direktörü, “Çin liderliğinin öldürücü silah sağlamayı değerlendirdiğine eminiz. Ayrıca bu konuda nihai bir karar verildiğini de görmüyoruz ve silah nakiyesinin yapıldığına dair kanıt da görmüyoruz” dedi.

Geçtiğimiz hafta Dışişleri Bakanı Antony Blinken Çin’i böyle bir adımı atmayı değerlendirmekle suçlamış, bazı üst düzey Amerikalı yetkililer de bunun ciddi sonuçları olacağı konusunda uyarıda bulunmuştu.

Burns de bunun çok riskli ve mantıklı olmayan bir hareket olacağını kaydetti.

Pekin ise Amerika’nın suçlamalarını reddediyor. Çin’e göre Amerika Ukrayna’daki savaşın boyutunu arttırıyor, Pekin’in barış ve diyalogdan yana olduğunu kaydediyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Wang Wenbin, Çin’in değil Amerika’nın savaş alanına silahlar yığdığını belirtmiş ve Washington’ın Pekin’e ne yapması gerektiğini söyleyecek konumda olmadığını kaydetmişti.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping de geçtiğimiz günlerde barış önerisi gündeme getirmiş, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski de Xi Jinping’le görüşebileceğinin mesajını vermişti.

Başkan Joe Biden da Çin’in Rusya’ya silah desteği sağlaması durumunda Amerika’nın karşılık vereceğini söylemişti.

Paylaşın

Biden: ABD, Ukrayna’ya Savaş Uçağı Göndermeyecek

Ukrayna’nın şu aşamada F-16 savaş uçaklarına ihtiyacı olmadığını belirten, ABD Başkanı Joe Biden, ABD’nin Ukrayna’ya savaş uçağı göndermeyeceğini söyledi. Ancak Biden bu konuda kapıyı tamamen de kapatmadı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, Ukrayna’ya sürpriz ziyaretinin ardından Amerikan ABC televizyonuna özel bir mülakat verdi ve gezisini değerlendirdi.

Joe Biden, “Ukrayna’nın şu an F-16’lara ihtiyacı olmadığını mı düşünüyorsunuz?” sorusuna “Hayır şu an F-16’la ihtiyaçları yok” yanıtını verdi.

Ancak ABD Başkanı Biden bu konuda kapıyı tamamen de kapatmadı. Sunucu David Muir’in “Asla göndermeyiz mi diyorsunuz?” şeklindeki sorusuna da ABD Başkanı, şu aşamada bunu tam olarak bilmenin imkansız olduğu yanıtını verdi.

Joe Biden, ilerideki dönemde Ukrayna’nın ihtiyaçlarının ne yönde şekilleneceğini şu aşamada tam olarak bilmenin mümkün olmadığını dile getirdi. Biden, “Ordumuzun şu an Ukrayna’da F-16 savaş uçaklarına ihtiyaç olduğu şeklinde bir gerekçe yok” diye konuştu.

ABD Başkanı, şu aşamada Ukrayna’nın ihtiyaçlarının gönderildiğini söylediç Biden, “Biz onlara şu an tecrübeye sahip ordumuzun ihtiyaç olduğunu düşündüğü şeyleri gönderiyoruz. Ukrayna’nın şu an tanklara, toplara, aralarında HIMARS füzelerinin de bulunduğu hava savunma sistemlerine ihtiyaçları var” dedi.

Biden, Ukrayna’nın bu bahar aylarında, yaz aylarında ve sonbaharda avantajlı duruma geçmesini sağlayacak mühimmatın kendilerine gönderileceğini belirtti.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Rusya’ya Yeni Yaptırımlar; Ukrayna’ya Ek Destek

Ukrayna savaşının birinci yıldönümünde yeni yaptırımlar ve ticaret kısıtlamalarıyla Rusya’yı hedef alan ABD yönetimi, üçüncü ülke aktörlerinin de dahil olduğu Rusya’ya destek veren 200’den fazla kişi ve kuruluşa yaptırım uygulanacağını duyurdu.

Ayrıca, ABD Kongresi’nde iki partinin de desteği sayesinde, sağlık, eğitim ve acil ihtiyaçların karşılanması için bu hafta Ukrayna’ya 9,9 milyar dolarlık finansmanın sağlanmaya başlandığı bildirildi. Söz konusu bütçe desteğinin, Dünya Bankasının ilgili mekanizması aracılığıyla yapılacağı da belirtildi.

Ayrıca Rusya’nın, saldırılarıyla enerji altyapısına zarar verdiği Ukrayna’ya mart ayında elektrik iletim şebekesi ekipman sevkiyatı yapılacağı bildirildi. Biden yönetiminin bu kapsamda 250 milyon dolara kadar ek acil durum enerji yardımı sağlamayı planladığı bildirilen bilgi notunda, Moldova’ya da 300 milyon dolara kadar acil enerji yardımı planlandığı aktarıldı.

ABD Maliye Bakanlığı 22 Rus vatandaşı ve 83 kuruluşa, Dışişleri Bakanlığı da 60’tan fazla üst düzey Rus yetkiliye yaptırım getirdi. Ticaret Bakanlığı da Rusya, İran, Çin ve Belarus’a yeni kısıtlamalar açıkladı

ABD Maliye Bakanlığı, Rus bankalarına bugün yeni yaptırımlar açıkladı ve ülkenin madencilik ve metal sektörünü hedef aldı. Bakanlık, Moskova’nın Ukrayna’ya karşı ikinci yılına giren savaşını finanse etmesine yardımcı oldukları gerekçesiyle İsviçre, Almanya ve diğer ülkelerden 30’dan fazla kişi ve şirketin peşine düştü.

Maliye Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Rusya’nın işgalinin birinci yıldönümünde açıklanan yeni yaptırımların, 22 Rus şahsı ve 83 kuruluşu hedef alarak, Washington’un Rusya’yı küresel ekonomiden daha fazla izole etmeyi çalıştığı kaydedildi

Açıklamada, son yaptırımların Rusya’nın mali hizmetler sektöründeki bankaları, varlık yönetimiyle ilgili firmaları ve bireyleri hedef alarak “Cumhurbaşkanı Vladimir Putin rejiminin savaşı desteklemek için sermaye toplama kabiliyetini engellemeyi” amaçladığı belirtildi.

Söz konusu yaptırım kararları, Rusya’nın binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca Ukraynalı’nın yerinden edilmesine neden olan savaşı finanse etme kabiliyetini daha da azaltmak amacıyla diğer ABD kurumları, ABD müttefikleri ve G-7 ülkeleri ile birlikte alındı.

Bakanlık ayrıca bugünkü yaptırımların Rusya’nın yaptırımlardan kaçınma çabalarıyla bağlantılı, silah kaçakçılığı ve yasadışı finansla ilgili olanlar dahil, 30’dan fazla üçüncü ülke bireyleri ve şirketleri içerdiğini kaydetti.

Açıklamada, “Toplam Rus bankacılık sektörü varlıklarının yüzde 80’inden fazlasını temsil eden Rus bankaları halihazırda ABD ve uluslararası yaptırımlara tabi olsa da OFAC (Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi) bugün, varlık değeri bakımından en büyük ilk on bankadan biri dahil Rusya’daki bir düzineden fazla finans kuruluşunu belirliyor. Rusya uluslararası finans sistemine erişim için yeni yollar ararken, yaptırım uygulanan aktörlerin yaptırımlardan kaçmak amacıyla daha küçük bankalara ve varlık yönetimi şirketlerine yöneldiği biliniyor’’ denildi.

Maliye Bakanı Janet Yellen da yaptığı açıklamada, “Yaptırımlarımızın hem kısa hem de uzun vadeli etkileri oldu ve bu etkiler Rusya’nın silahlarını yenileme mücadelesinde ve izole edilmiş ekonomisinde keskin bir şekilde hissedildi” dedi.

Dışişleri Bakanı Blinken’dan yeni yaptırım açıklaması

ABD Dışişleri Bakanlığı da bugün ayrıca bakanlar ve bölgesel liderler dahil 60’tan fazla üst düzey Rus yetkiliye ve ülkenin nükleer silah programını yürüten üç şirkete yaptırım açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken yazılı açıklamasında, “Hedefler arasında Rusya’daki hükümetin bakanları, valiler ve üst düzey yetkililerin yanı sıra Ukrayna’nın Rusya tarafından işgal edilen bölgelerinde faaliyet gösteren, tahıl hırsızlığını kolaylaştıran ve Rusya adına yöneten altı kişi ve üç kuruluş yer alıyor’’ dedi.

Dışişleri Bakanlığı’nın, Rusya’nın gelecekteki enerji üretim ve ihracat kapasitesinin arttırılmasıyla ilgili üç kuruluşu da yaptırım listesine aldığını kaydeden Blinken, “Bu eylemler, piyasa aksaklıklarını en aza indirmek amacıyla mevcut üretimi kısıtlamaktan kaçınacak şekilde düzenlenmiştir’’ ifadelerini kullandı.

Blinken’ın yazılı açıklamasına göre Dışişleri Bakanlığı, Rusya’nın nükleer silahlarını geliştiren ve işleten üç kilit kuruluşun yanısıra Rosatom organizasyon yapısı altındaki üç Rus sivil nükleer kuruluşunu da listeye aldı. Ayrıca Rusya’nın Ukrayna’nın Zaporijya Nükleer Tesisi üzerindeki gayrimeşru kontroluna müdahil olanlar da listeye dahil edildi.

Bu isimler arasında Putin’in üst düzey yardımcılarından devlet televizyonunun önde gelen propagancılarından Olga Skabeyeva ve Rusya’nın 24 Şubat 2022’deki işgalinde Zaporijya’yı denetlemekle görevlendirilen Oleg Romanenko da yer aldı.

Rusya’nın ileri teknoloji sektöründeki dört kişi ve 22 kuruluşun da yaptırım altına alındığını kaydeden Blinken, ‘‘Bakanlık, özellikle Operasyonel Arama Tedbirleri Sistemi aracılığıyla Rusya’nın istihbarat toplama yetenekleri için donanım ve yazılım üreticilerini ve geliştiricilerini hedef alıyor’’ dedi.

Bakanlık ayrıca 1200’den fazla Rus ordu mensubuna vize kısıtlaması getirdi.

Açıklamada, Ukrayna’nın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ya da siyasi bağımsızlığını tehdit ya da ihlal eden eylemleri nedeniyle subaylar dahil Rus ordusunun 1219 mensubuna vize kısıtlaması getirilmesine yönelik adımlar duyuruldu.

Açıklamada, “Rus askeri yetkililer Artyom Igoreviç Gorodilov, Aleksey Sergeyeviç Bulgakov ve Aleksandr Aleksandroviç Vasilyev, Ukraynalı sivillere ve savaş esirlerine karşı işlenen ağır insan hakları ihlallerine karıştıkları için Göçmenlik ve Vatandaşlık Yasası’nın ilgili bölümü kapsamında belirlendi. Bu yetki kapsamında Gorodilov, Bulgakov ve Vasilyev ile birinci dereceden aile üyeleri ABD’ye giremez’’ denildi.

Ticaret Bakanlığı’ndan ihracat kısıtlamaları

ABD Ticaret Bakanlığı da Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik devam eden saldırılarına cevaben bugün Rusya, Belarus ve İran’ın yanısıra üçüncü ülkelerdeki kuruluşlara ek ihracat kısıtlamaları getiren dört düzenleme yayınladı.

İlk düzenleme, Rusya’nın askeri yeteneklerini mümkün kılan kalemlere ve bu yetenekleri destekleyebilecek gelir kaynaklarına erişimi daha da sınırlandırarak Rusya’ya yönelik çok taraflı yaptırımların etkinliğini arttırmayı amaçlıyor.

İkinci düzenleme, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı devam eden savaşında İran insansız hava araçları kullanmasını ele almak üzere İran, Rusya ve Belarus’a yeni ihracat kontrol tedbirleri getiriyor.

Üçüncü ve dördüncü düzenlemeler de, Rusya’nın ordusunu veya Rusya’nın Ukrayna’nın işgal altındaki bölgelerine sızma operasyonlarını destekleyen Rusya’daki kuruluşların yanısıra, Rusya’nın askeri veya savunma sanayisine katkıda bulunan Çin dahil üçüncü ülkelerdeki kuruluşlar ticari kısıtlamalar listesine eklendi.

Ticaret Bakanlığı, Rusya’nın savunma sektörünü desteklemek amacıyla yaptırımlardan kaçındıkları gerekçesiyle aralarında Çin’in de bulunduğu yaklaşık 90 Rus ve üçüncü ülke şirketine ihracat kontrolu uygulayacak ve bu şirketlerin yarı iletkenler gibi ürünleri satın almalarını yasaklayacak.

Beyaz Saray, Ticaret Bakanlığı’nın ayrıca G7 müttefikleriyle birlikte hareket ederek endüstriyel makineler, lüks mallar ve diğer ürünlere yönelik tedbirleri uyumlu hale getireceğini kaydetti.

Başkan Biden da bugün, Rusya’dan gelen çeşitli mallara yönelik ek gümrük vergisi artışlarını açıkladı. Biden, çoğu metal ve metal ürünlerine uygulanan gümrük vergilerini yüzde 70’e yükseltti.

Biden ayrıca ilave Rus ürünlerine uygulanan gümrük vergilerini de yüzde 35’e yükseltti. Bu tedbirler, ABD’nin Rusya’ya olan bağımlılığını azaltırken Kremlin’e gelir sağlayan önemli Rus ürünlerini hedef almak üzere tasarlandı.

Paylaşın

ABD Başkanı Biden: Putin’in Nükleer Silah Kullanacağını Sanmıyorum

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Yeni START nükleer silah anlaşmasına katılımını askıya alma kararını değerlendiren ABD Başkanı Joe Biden, ABC News televizyonuna verdiği röportajda, “Bu büyük bir hata olur. Hiç sorumlu bir davranış olmaz. Ancak bunu onun nükleer silah kullanmayı değerlendirdiği şeklinde okumuyorum” dedi.

Rusya’nın anlaşmayı durdurmasının dünyayı daha az güvenli bir yer yapıp yapmayacağı sorusuna Biden, “Bakın, her iki tarafın çıkarına ve dünyanın çıkarına olan silah kontrol anlaşmalarından çekildiğimizde bence daha güvensiz durumda oluyoruz” şeklinde cevap verdi.

Ancak Biden, bunun Rusya’nın nükleer pozisyonunda bir değişiklik olduğuna dair delile işaret etmediğini de ekledi. Biden, “Bunun nükleer silah kullanmayı düşündükleri ya da kıtalar arası balistik füze kullanmayı düşündükleri anlamına geldiği fikrini destekleyen delil yok” diye konuştu.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, dün Rusya’nın açıklamasının çok “talihsiz ve sorumsuz” olduğunu söylemiş, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise Putin’e konuyu yeniden değerlendirmesi çağrısı yaparak kararının dünyayı daha tehlikeli bir yer haline getirdiğini söylemişti.

Putin bu hafta 2010’da varılan Rusya ve ABD’nin nükleer savaş başlığı sayısını kısıtlayan Yeni START silah kontrol anlaşmasını askıya alma kararı aldığını açıklamış ve Moskova’nın nükleer denemelere başlayabileceğini söylemişti.

Ancak Rusya, nükleer füzeler konusunda üzerinde anlaşılan sınırlara uyacağını ve anlaşmayı askıya almasına rağmen ABD’yi yapacağı konuşlandırmalar konusunda bilgilendireceğini belirtmişti.

Rusya’nın ABD ile Rusya arasında 2010 yılında imzalanan anlaşma, iki ülkenin konuşlandırabileceği uzun menzilli nükleer başlık ve nükleer silah taşıyabilecek füze sayısının sınırlandırılmasını öngörüyor. Anlaşmanın süresi 2021 yılında beş yıllığına uzatılmıştı.

Rusya’nın anlaşmadan henüz tamamen çekilmediğini vurgulayan Putin, ABD’nin nükleer silah denemelerini yeniden başlatması durumunda Rusya’nın da aynısını yapabilecek durumda olması gerektiğini kaydetti.

Rusya, tahmini verilere göre 6 bine yakın nükleer savaş başlığıyla dünyanın en büyük nükleer silah envanterine sahip. Rusya ve ABD, dünyadaki nükleer savaş başlıklarının yüzde 90’ını elinde bulunduruyor.

Rusya’da nükleer silah kullanma talimatını kim veriyor?

Rusya’nın nükleer doktrinine göre ülkedeki hem stratejik hem de stratejik olmayan nükleer silahlarının kullanımı konusunda son sözü Rusya Devlet Başkanı söylüyor.

Adını Kafkas Dağları’ndaki Cheget tepesinden alan ve Rusya’nın nükleer kodlarını içeren çanta, her an Rusya Cumhurbaşkanı’nın yanında bulunuyor. Rusya Savunma Bakanı (şu anda Sergey Şoygu) ve Genelkurmay Başkanı’nın (şu anda Valeri Gerasimov) da benzer çantalar taşıdığı düşünülüyor.

Cheget adlı çanta, Rusya Cumhurbaşkanı’nın askeri komuta zincirinin en üst rütbeli subaylarıyla iletişim kurmasını sağlıyor. Bu iletişim, Kazbek adı verilen, yüksek gizliliğe sahip elektronik komuta ve kontrol ağıyla sağlanıyor. Kazbek sistemi, Kavkaz olarak bilinen bir başka sistemi destekliyor.

Rus Zvezda televizyon kanalının 2019 yılında yayınladığı görüntüler, nükleer kodların bulunduğu çantalardan birinin içindeki düğmeleri göstermişti. Çantanın içindeki komuta bölümünde iki düğmenin bulunduğu, beyaz düğmenin “fırlatma” kırmızı düğmeninse “iptal” konutlarını gösterdiği görülmüştü. Zvezda’ya göre çantanın aktivasyonu, özel bir bilgi kartıyla sağlanıyor.

Rusya’nın stratejik nükleer saldırıyla karşı karşıya olduğunu düşünmesi durumunda Cumhurbaşkanı, nükleer çantalar aracılığıyla, Genelkurmay Başkanlığı’na ve nükleer kodlara sahip yedek komuta birimlerine doğrudan fırlatma talimatı gönderiyor. Bu talimatlar farklı iletişim sistemlerinden stratejik roket güçlerine basamak basamak aktarılıyor ve Amerika ya da Avrupa’ya nükleer silah atılmış oluyor.

Rusya’ya yönelik herhangi bir nükleer saldırı olduğunun doğrulanması durumunda Cumhurbaşkanı Putin, son adım olarak “Ölü El” olarak bilinen “Perimetr” sistemini harekete geçirebilir. Bu sistem, bilgisayarların kıyamet gününün ne zaman olacağını belirlemesi anlamına geliyor ve bir kontrol roketi, Rusya’nın geniş kapsamlı cephaneliklerinden nükleer saldırı talimatı veriyor.

Paylaşın

Rusya’nın Nükleer Kapasitesi Ne Kadar, Kullanma Talimatını Kim Veriyor?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile nükleer silahların yayılımını önlemek amacıyla imzaladıkları Yeni Stratejik Silahların Azaltılması (New START) anlaşmasını askıya aldıklarını açıkladı.

Rusya’nın ABD ile Rusya arasında 2010 yılında imzalanan anlaşma, iki ülkenin konuşlandırabileceği uzun menzilli nükleer başlık ve nükleer silah taşıyabilecek füze sayısının sınırlandırılmasını öngörüyor. Anlaşmanın süresi 2021 yılında beş yıllığına uzatılmıştı.

Rusya’nın anlaşmadan henüz tamamen çekilmediğini vurgulayan Putin, ABD’nin nükleer silah denemelerini yeniden başlatması durumunda Rusya’nın da aynısını yapabilecek durumda olması gerektiğini kaydetti.

Rusya, tahmini verilere göre 6 bine yakın nükleer savaş başlığıyla dünyanın en büyük nükleer silah envanterine sahip. Rusya ve ABD, dünyadaki nükleer savaş başlıklarının yüzde 90’ını elinde bulunduruyor.

Peki Rusya’nın sahip olduğu nükleer kapasitenin boyutu nedir? Rusya’nın nükleer silahları kimin komutasında?

Nükleer süpergüç

Sovyetler Birliği’nin nükleer silahlarını devralan Rusya, dünyanın en fazla nükleer savaş başlığına sahip olan ülkesi.

Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin, 2022 yılı itibarıyla yaklaşık 5 bin 977 nükleer başlığı kontrolu altında bulunduruyor. Düşünce kuruluşu Amerikan Bilimadamları Federasyonu’na göre ABD Başkanı Joe Biden’ın kontrolunda bulunan nükleer başlık sayısı 5 bin 528.

Bu savaş başlıklarının 1500 kadarı büyük olasılıkla halen bütünlüğünü korusa da rafa kaldırılmış durumda. 2 bin 889 nükleer savaş başlığının yedek, 1588’ininse konuşlandırılmış stratejik savaş başlığı olduğu düşünülüyor.

Atom Bilimcileri Bülteni’ne göre yaklaşık 812 savaş başlığı karadaki balistik füzelerde, 576’sı denizaltılardaki balistik füzelerde, 200 kadarıysa ağır bombardıman üslerinde konuşlu bulunuyor.

Amerikan Bilimadamları Federasyonu’na göre Amerika’nın yaklaşık bin 644 adet konuşlandırılmış stratejik nükleer savaş başlığı bulunuyor. Çin 350, Fransa 290, İngiltere ise 225 adet konuşlandırılmış stratejik nükleer savaş başlığına sahip.

Bu rakamlar, hem Moskova hem de Washington’un dünyada defalarca kez tahribata yol açabileceğini gösteriyor.

Sovyetler Birliği, Soğuk Savaş sırasında en fazla yaklaşık 40 bin nükleer savaş başlığına sahipti. Amerika’nın sahip olduğu azami nükleer savaş başlığı sayısıysa 30 bin civarındaydı.

Ancak kilit mesele, nükleer savaş başlıklarının füze, denizaltı ve bombardıman uçaklarıyla nasıl atılacağıyla ilgili.

Rusya’nın 400 civarında nükleer donanımlı kıtalararası balistik füzesi olduğu düşünülüyor. Atom Bilimcileri Bülteni’nin tahminine göre bu füzeler 1185 savaş başlığı taşıyabilecek kapasiteye sahip.

Rusya ayrıca azami 800 savaş başlığı taşıyabilecek 10 nükleer silah donanımlı ve nükleer enerjiyle işleyen denizaltıya ve 60 ila 70 nükleer bombardıman uçağına sahip.

Yeni nükleer silahlar

Amerika’nın nükleer kapasitesi, gücü ve politikalarını değerlendiren Nuclear Posture Review’un 2022 yılında yayınladığı rapora göre Rusya ve Çin, nükleer güçlerinin kapsamını genişletiyor ve nükleer kapasitelerini modernleştiriyor. Raporda Washington’un yüksek maliyetli silahlanma yarışının önünü kesmek için silah kontroluna dayalı bir yaklaşım benimseyeceği kaydediliyor.

Putin ise Amerika’nın yeni tür nükleer silah geliştirdiğine ilişkin bilgi sahibi olduğunu söyledi.

Öte yandan Rusya, nükleer silahlarını modernleştiriyor.

Silah kontrolu politikalarını teşvik etmek amacıyla kurulan partilerüstü Arms Control Association’a göre Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında çöküşünden bu yana az sayıda ülke nükleer silah denemesinde bulundu. Amerika en son 1992’de, Çin ve Fransa 1996’da, Hindistan ve Pakistan 1998’de, Kuzey Kore de 2017’de nükleer silah denemeleri yaptı.

Sovyetler Birliği ise son olarak 1990 yılında nükleer deneme yapmıştı.

Rusya’da nükleer silah kullanma talimatını kim veriyor?

Rusya’nın nükleer doktrinine göre ülkedeki hem stratejik hem de stratejik olmayan nükleer silahlarının kullanımı konusunda son sözü Rusya Cumhurbaşkanı söylüyor.

Adını Kafkas Dağları’ndaki Cheget tepesinden alan ve Rusya’nın nükleer kodlarını içeren çanta, her an Rusya Cumhurbaşkanı’nın yanında bulunuyor. Rusya Savunma Bakanı (şu anda Sergey Şoygu) ve Genelkurmay Başkanı’nın (şu anda Valeri Gerasimov) da benzer çantalar taşıdığı düşünülüyor.

Cheget adlı çanta, Rusya Cumhurbaşkanı’nın askeri komuta zincirinin en üst rütbeli subaylarıyla iletişim kurmasını sağlıyor. Bu iletişim, Kazbek adı verilen, yüksek gizliliğe sahip elektronik komuta ve kontrol ağıyla sağlanıyor. Kazbek sistemi, Kavkaz olarak bilinen bir başka sistemi destekliyor.

Rus Zvezda televizyon kanalının 2019 yılında yayınladığı görüntüler, nükleer kodların bulunduğu çantalardan birinin içindeki düğmeleri göstermişti. Çantanın içindeki komuta bölümünde iki düğmenin bulunduğu, beyaz düğmenin “fırlatma” kırmızı düğmeninse “iptal” konutlarını gösterdiği görülmüştü. Zvezda’ya göre çantanın aktivasyonu, özel bir bilgi kartıyla sağlanıyor.

Rusya’nın stratejik nükleer saldırıyla karşı karşıya olduğunu düşünmesi durumunda Cumhurbaşkanı, nükleer çantalar aracılığıyla, Genelkurmay Başkanlığı’na ve nükleer kodlara sahip yedek komuta birimlerine doğrudan fırlatma talimatı gönderiyor. Bu talimatlar farklı iletişim sistemlerinden stratejik roket güçlerine basamak basamak aktarılıyor ve Amerika ya da Avrupa’ya nükleer silah atılmış oluyor.

Rusya’ya yönelik herhangi bir nükleer saldırı olduğunun doğrulanması durumunda Cumhurbaşkanı Putin, son adım olarak “Ölü El” olarak bilinen “Perimetr” sistemini harekete geçirebilir. Bu sistem, bilgisayarların kıyamet gününün ne zaman olacağını belirlemesi anlamına geliyor ve bir kontrol roketi, Rusya’nın geniş kapsamlı cephaneliklerinden nükleer saldırı talimatı veriyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın