Gerçek Geçerliliğini Yitirdiğinde Ne Olur?
Mesele, gerçeği “hatırlatmak” değil, onu yeniden üretmektir. Bunun yolu da gerçeği sürekli çarpıtan üretim ilişkilerini değiştirmekten geçer. Emekçi sınıflar kendi sözünü söylediğinde, gerçek yeniden geçerli hale gelir.
Haber Merkezi / Eskiden dünyayı kavramanın ve değiştirebilmenin yolu olan gerçek, artık hızla tüketilen, sürekli yenilenen bir içerik akışı içinde yıpranmış bir kavram. Herkes ondan söz ediyor, herkes kendi gerçeğini savunuyor; ama kimse şu soruyu sormuyor: Bu gerçek kimin işine yarıyor?
Gerçek, sadece bilgi sorunu değil; geç kapitalizmin kültürel ve ideolojik yapısının ürünü, bir güç mücadelesinin sahnesidir.
Bugün medya ve dijital platformlar, Frankfurt Okulu’nun kültür endüstrisi dediği şeyi dev bir hızda yeniden üretiyor. Gerçek, artık açıklayıcı değil, gösterişli; dönüştürücü değil, tüketilebilir bir malzeme haline gelmiş durumda. Her şey bilgi, her şey haber, ama hiçbir şey bağlayıcı değil. İnsanlar yaşadıkları hayat ile onlara sunulan anlatılar arasında sıkışıyor; bir boşluk hissi yayılıyor, ama boşluk bile sermaye tarafından hızla dolduruluyor.
Söylenen her şey tartışmalı, her görüş eşit; ama işin politik boyutu görünmezleşiyor. Krizler, yoksulluk, sömürü, artık sorun olarak değil, “hikâye” olarak sunuluyor. Debord’un gösteri toplumu kavramı bu noktada gerçekliğe ışık tutuyor: Artık önemli olan olan biten değil, nasıl göründüğü. Ve görünmeyen, her zamanki gibi, sınıf ilişkileridir.
Bu süreç siyaseti de boşaltıyor. Radikal dönüşümün hayali, “ütopya” damgası ile kenara itilirken; mevcut sistem içinde her seçenek makul, her öneri gerçekçi görülüyor. Rıza üretiliyor, zorla değil, ikna yoluyla. Gerçek ise bu iknanın önünde bir engel olmaktan çıkıyor; sessizce eriyip gidiyor.
Ve birey… O da bu süreçte yabancılaşmış bir gözlemciye dönüşüyor. Yaşadığı hayat ile kendisine sunulan anlatılar arasındaki uçurum derinleşiyor. Öfke var, ama dağınık; mücadele değil, tepkiyor.
Gerçek, soyut bir dogma değil; tarihsel ve toplumsal bağlamıyla yeniden kurulmalıdır. Gerçek, ancak kolektif deneyimlerle, gündelik yaşamın somut mücadeleleriyle buluştuğunda görünür olur.
Ve unutulmamalıdır: Gerçek geçerliliğini yitirdiğinde bir boşluk kalmaz. O boşluğu dolduranlar hazırdır: İmgeler, sahte çoğulculuk, görünürde özgür ama içerikte bağımlı bir dünya. Görev, bu doluluğu ifşa etmek ve gerçeğin yeniden politik bir güç haline gelmesini sağlamaktır. Çünkü gerçek, ancak mücadeleyle tekrar görünür olur.






























