Suriye’de Kürt Gruplardan “Federal Sistem” Hamlesi

Suriye’de Kürt grupların federal sistem üzerinde uzlaştıkları bildirildi. Federal sistem talebinin nisan ayı sonunda yapılacak bir konferansta açıklanmasının beklediği kaydedildi.

Barzanilerin desteklediği ENKS’nin eski başkanı Süleyman Oso, Beşar Esad rejiminin devrildiği aralık ayından bu yana yaşanan gelişmelerin pek çok Suriyelinin federal sistemi en iyi çözüm olarak görmesine yol açtığını kaydetti.

Suriye’de Beşar Esad rejiminin Aralık ayında devrilmesinin ardından yeni yönetimle bir anlaşma imzalayan Kürtler ilk kez federalizm talebini gündeme getirmeye hazırlanıyor.

Suriye’de 14 yıllık iç savaş döneminde ülke topraklarının dörtte birini ele geçiren Kürtler, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY) adı altında bir yapı oluşturmuştu.

Omurgasını Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü YPG’nin oluşturduğu ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri geçen ay, Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile bir mutabakat imzalamış ve özerk yönetime bağlı yapıların ve silahlı güçlerin merkezî yönetime katılmasında uzlaşılmıştı.

Ancak Kürt gruplar uzlaşma sonrasında Suriye’deki yönetimin, verilen sözlere rağmen Suriye’nin çoğulcu yapısını göz ardı ettiği eleştirilerini dile getirmişti. Reuters haber ajansına konuşan Suriyeli Kürt kaynaklar, KDSÖY’ün de aralarında bulunduğu rakip Kürt oluşumların geçen ay federalizmi de içeren ortak bir siyasi vizyon üzerinde uzlaşmaya vardıklarını bildirdi.

Söz konusu toplantının Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü PYD ile Kuzey Irak’taki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) desteğiyle kurulan Suriye Kürt Ulusal Konseyini (ENKS) bir araya getirdiği belirtiliyor. Türkiye’nin Kuzey Irak’taki KDP’nin yönetimindeki Barzani ailesiyle yakın ilişkileri bulunuyor.

KDSÖY’ün üst düzey yetkililerinden Badran Jia Kurd, uzlaşmanın Suriye’de bölgesel özerklik ve askerî yapılara izin verecek bir federal sistem talebini içerdiğini belirterek, ortak siyasî vizyonda “federal, çoğulcu, demokratik parlamenter sistem” vurgusu yapıldığını kaydetti.

Suriye’de her bölgenin “idarî, siyasî ve kültürel özelliklerinin korunmasının” temel bir konu olduğunu belirten Kurd, bunun “bölge içinde yerel yasama konseyleri, bölgesel işleri yönetecek idarî yapılar ve bunlara bağlı iç güvenlik güçlerini gerekli kıldığını” söyledi. KDSÖY yetkilisi, bu unsurların Suriye’nin anayasal çerçevesinde yer alması gerektiğine de vurgu yaptı.

KDSÖY, önceki açıklamalarında federalizm kelimesini hedef olarak telaffuz etmekten kaçınmış, bunun yerine ademi merkeziyetçilik taleplerini dile getirmişti. Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, şimdiye kadarki açıklamalarında federal sisteme karşı olduğunu her fırsatta dile getirmişti.

Barzanilerin desteklediği ENKS’nin eski başkanı Süleyman Oso, “ortak Kürt siyasî vizyonunun, Nisan ayı sonunda yapılacak bir konferansta resmen açıklanmasını beklediğini” kaydetti.

Esad rejiminin devrildiği Aralık ayından bu yana Suriye’de yaşanan gelişmelerin pek çok Suriyelinin federal sistemi en iyi çözüm olarak görmesine yol açtığını kaydeden Oso, “Suriye, farklı etnik köken, din ve mezhepten insanların yaşadığı bir ülke. Suriye’nin birliğini korumak için en iyi çözümün federal sistem olduğuna inanıyoruz. Şam’a gittiğimizde tabii ki görüş ve taleplerimizi gündeme getireceğiz” dedi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Alkol, Bunama Riskini İki Katına Çıkarıyor

Yeni yayınlanan bir araştırma, her hafta sekiz kadehten daha fazla alkol tüketenlerin, alkol tüketmeyenlere oranla bunama gibi beyin hasarı riskinin iki katına çıktığını öne sürüyor.

Haber Merkezi / Araştırmada yer alan bilim insanları, her hafta sekiz kadeh veya daha fazla alkollü içecek içenlerin hafıza ve düşünme sorunlarıyla ilişkili beyin lezyonları riskinin arttığını söylüyor.

Sao Paulo Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden bilim insanlarının yaptığı araştırma Neurology dergisinde yayımlandı.

Araştırma, haftada sekiz veya daha fazla alkollü içecek tüketen kişilerde, beyinde hyalüin arterioloskleroz adı verilen lezyonların (küçük kan damarlarının kalınlaşması ve sertleşmesiyle oluşan hasar alanları) riskinin arttığını ortaya koydu. Bu lezyonlar, bellek ve düşünme problemleriyle ilişkilendirilen beyin hasarının bir göstergesidir.

Araştırmada, bin 781 kişinin (ortalama ölüm yaşı 75) beyin otopsileri incelendi ve alkol tüketim alışkanlıklarına göre dört gruba ayrıldı: hiç içmeyenler (965 kişi), haftada yedi veya daha az içen ılımlı içiciler (319 kişi), haftada sekiz veya daha fazla içen ağır içiciler (129 kişi) ve eski ağır içiciler (368 kişi).

Bulgular, ağır içicilerde ve eski ağır içicilerde beyin lezyonlarının daha yaygın olduğunu gösterdi; örneğin, eski ağır içicilerde bu lezyonların görülme olasılığı hiç içmeyenlere kıyasla %89 daha yüksek bulundu. Ayrıca, ağır içicilerin, hiç içmeyenlere göre ortalama 13 yıl daha erken öldüğü tespit edildi.

Araştırmanın yazarı Dr. Alberto Fernando Oliveira Justo, “Ağır alkol tüketimi, artan sağlık sorunları ve ölümle bağlantılı büyük bir küresel sağlık sorunudur. Araştırmamız, ağır alkol tüketiminin beyne zarar verdiğini ve bunun uzun vadede bellek ile düşünme yeteneklerini etkileyebilecek hasarlara yol açtığını gösteriyor” dedi.

Paylaşın

18 Mart’tan Bu Yana Gazze’de 400 Bin Kişi Yerinden Edildi

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), ateşkesin bozulduğu 18 Mart’tan bu yana Gazze Şeridi’nde yaklaşık 400 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi.

Haber Merkezi / UNRWA, sosyal medya hesabı üzerinden yayımladığı bir paylaşımda, ateşkesin derhal yenilenmesi ve insani yardım ile ticari malzemelerin kesintisiz akışının sağlanması çağrısında bulundu.

Öte yandan İsrail’in 18 Mart’ta ateşkesi bozmasının ardından yeniden yoğunlaşan saldırılarda şu ana kadar en az bin 550 kişi hayatını kaybetti. Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, 7 Ekim 2023’ten bu yana toplam can kaybı 50 bin 886’ya, yaralı sayısı ise 115 bin 875’e ulaştı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

İsrail, Hamas’la iki aylık ateşkesi bozmuş, Gazze’ye yönelik hava ve kara operasyonlarını yeniden başlatmıştı.

İsrail’in saldırıları, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırıyla başlamıştı. Saldırıda çoğunluğu sivil olmak üzere yaklaşık bin 200 kişi ölmüş, 251 kişi de rehin alınmıştı. Halihazırda Hamas’ın elinde olduğu bilinen 59 rehineden 24’ünün sağ olduğu değerlendiriliyor.

İsrail, Hamas’ı teslim olmaya zorlamak ve kalan rehinelerin geri dönüşünü kolaylaştırmak amacıyla Gazze’de şiddeti yoğunlaştırma sözü verdi. Daha fazla baskı uygulamak için tüm gıda, yakıt ve insani yardım tedariki de kesildi.

İsrail ayrıca, Hamas’tan silahsızlanmasını ve Gazze’yi terk etmesini talep etti. Hamas rehineleri ancak daha fazla Filistinli tutuklunun serbest bırakılması, kalıcı bir ateşkes ve İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesi karşılığında serbest bırakacağını belirtiyor. Ancak Hamas silah bırakma ya da bölgeyi terk etme önermelerini reddediyor.

Paylaşın

Erdoğan, DEM Partili Buldan Ve Önder İle Görüştü

Erdoğan, DEM Parti’nin İmralı heyetinde yer alan Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder’i Beştepe’de kabul etti. Görüşmede, AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala ve MİT Başkanı İbrahim Kalın da yer aldı.

Haber Merkezi / AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) İmralı heyetinde yer alan Van Milletvekili Pervin Buldan ve İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’i Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde kabul etti.

Basına kapalı gerçekleştirilen görüşmede, AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın da yer aldı.

Saat 13.30’da başlayan görüşme yaklaşık bir saat 25 dakika sürdü.

Görüşmenin ardından yapılan ilk açıklamada Sırrı Süreyya Önder, “çok pozitif bir görüşme oldu, çok daha umutluyuz” ifadesini kullandı. Önder, detaylı açıklamanın yazılı olarak gerçekleştirileceğini söyledi.

Görüşme öncesinde basın mensuplarına kısa bir açıklama yapan Önder ve Buldan, sürece dair Erdoğan ile görüş alışverişi yapacaklarını söyledi.

Önder, şu ifadeleri kullandı: “Pervin Başkanımız ile sürecin geldiği noktayı Sayın Cumhurbaşkanına arz edeceğiz ve kendisini bilgilendireceğiz. Bundan sonrasına ilişkin hem kendi görüş ve önerilerimizi hem de bizler kendi önerilerimizi paylaşacağız. İnanıyoruz ki, demokratik siyaset alanı ve barışa dair faaliyetler çok daha hızlı, seri ve nitelikli adımlarla devam edecektir.”

“Tarihi bir görüşme diyebilir miyiz?” sorusuna yanıt veren Önder, “Böyle büyük, iddialı kavramlar kullanmıyoruz. O halkın kendi takdiri. Biz bugüne kadar süreci büyük bir irade ve kararlılıkla bu noktaya getirdik. Gayet korunaklı davrandık, herkes de böyle davrandı. Bunun için de tüm ülkeye minnettarız” dedi.

Buldan, “önemli bir görüşme” olarak nitelendirdiği toplantı için şunları söyledi: “Sayın Cumhurbaşkanı ilk defa bu konuyla alakalı bizimle bir görüş alışverişinde bulunacak. Nelerin yapılması gerektiğine dair görüşlerini ifade edecek. Biz de yaptığımız tüm görüşmelerle ilgili kendisini bilgilendireceğiz. Hepimize hayırlı olsun ve barışa vesile olsun.”

Pervin Buldan, görüşmenin ardından yazılı bir açıklama yapabileceklerini de sözlerine ekledi.

Erdoğan’ın 13 yıl sonra ilk teması

Bu arada bugünkü görüşme Erdoğan’ın eskiden Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP), şimdi ise DEM Parti ismini alan çizgideki Kürt siyaseti temsilcileri ile uzun bir aradan sonraki ilk görüşmesi olacak.

Erdoğan en son başbakanlığı döneminde 12 Haziran 2012 tarihinde BDP Eş Başkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak ile bir araya gelmişti. Söz konusu görüşme o dönemde bir Türk jetinin Suriye tarafından vurularak düşürülmesi üzerine Erdoğan’ın TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerle görüş alışverişinde bulunması kapsamında gerçekleşmişti.

Erdoğan’ın o dönemde terörle mücadele konusundaki görüşme taleplerine uzun bir süre yanıt vermeyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de Suriye konusundaki bu davete olumlu yanıt vermişti.

PKK kongresini ne zaman toplayabilir?

PKK’nın Abdullah Öcalan’ın çağrısı doğrultusunda silah bırakma ve kendisini feshetmesi için kongresini toplama takvimi ise henüz net değil.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli 20 Mart’ta yaptığı açıklamada, PKK’ya 4 Mayıs’ta Muş’un Malazgirt ilçesinde kongresini toplaması çağrısı yapmıştı. Ancak PKK net bir kongre tarihi açıklamadı.

DEM Partililer, Bahçeli’nin Malazgirt çağrısının daha çok “simgesel” olduğunu düşünüyor.

Bir DEM Parti yöneticisi şu görüşü dile getirdi: “Bahçeli, simgelerle konuşmayı seviyor. Aslında burada iki tarafa da mesaj veriyor. PKK’ya ‘elinizi çabuk tutun’ diyor. Devlete de, ‘Kongreyi Malazgirt’te bile yaptırırım’ mesajı veriyor. Haziran ayında her şey sonuçlanır, süreç tamamlanır.”

DEM Parti TBMM Grup Başkanvekili Sezai Temelli de hafta başında TBMM’de yaptığı basın toplantısında iktidarın 27 Şubat’tan yana “adeta bir donma hali” yaşadığını söyleyerek, şöyle konuşmuştu:

“Sürekli aynı şeyi duyuyoruz iktidardan; ‘Kongrelerini yapsın PKK, silah bıraksın.’ Peki kongreyi nasıl yapacaklar? Güvenliği, hukuku, kongrenin yapılma koşullarının konuşulması, kongreye sayın Öcalan’ın nasıl katılacağı, hangi iletişimle orada bulunacağı… Bunlarla ilgili hiçbir şey konuşulmuyor.”

DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan Meclis’te haftalık grup toplantısında yaptığı açıklamada “beklenen adımlar konusunda bir rehavet ve rahatlık” bulunduğunu söyleyerek, şunları kaydetmişti:

“Bir bekleme durumu söz konusu. Türkiye’nin en temel meselesi tartışılıyor ama bir bekleme durumu var. Bekleyerek dünyanın neresine barış gelmiş acaba bilen var mı?”

Paylaşın

Türkiye, İnternet Hızı Sıralamasında İlk 100’e Giremedi

Verilere göre, geniş bant internet hızında Türkiye, Bangladeş, Mauritius ve Gana’nın ardından ortalama 50,71 Mbps ile 101. sırada yer alıyor. Mobil internet kategorisinde ise ortalama 66,39 Mbps hızla 60. sıraya yerleşmiş durumda.

Dijitalleşmenin hız kazandığı günümüzde, hızlı ve kesintisiz internet bağlantısına duyulan ihtiyaç artarken, Türkiye’de hala düşük hız ve yüksek ping gibi sorunlar kullanıcılar tarafından dile getiriliyor.

Popüler hız testi platformu Speedtest by Ookla’nın 2025 verilerine göre, Türkiye, Bangladeş, Mauritius ve Gana’nın ardından ortalama 50,71 Mbps ile 101. sırada yer alıyor. Mobil internet kategorisinde ise ortalama 66,39 Mbps hızla 60. sıraya yerleşmiş durumda.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 24 Aralık 2024 tarihinde katıldığı Anadolu Yayıncılar Federasyonu’nun programı kapsamında Türkiye’deki internet hızı hakkında da açıklamalarda bulunmuştu. Uraloğlu, “Ortalama 80 megabit hızında internet verebiliriz ama abone isteği 35 megabit” şeklinde konuşmuştu.

İşte dünyanın en hızlı internetine sahip 20 ülke:

1- Singapur: 345,33 Mps
2- Birleşik Arap Emirlikleri: 313,55 Mps
3- Hong Kong (SAR): 312,48 Mps
4- İzlanda: 295,55 Mps
5- Fransa: 290,75 Mps

6- Amerika Birleşik Devletleri: 279,93 Mps
7- Şili: 279,53 Mps
8- Danimarka: 254,75 Mps
9- İspanya: 247,94 Mps
10- İsviçre: 245,39 Mps

11- Çin: 244,67 Mps
12- Tayland: 238,41 Mps
13- Kanada: 237,86 Mps
14- Romanya: 237,61 Mps
15- Makao (SAR): 232,74 Mps

16- İsrail: 229,65 Mps
17- Tayvan: 226,37 Mps
18- Japonya: 217,11 Mps
19- Macaristan: 215,30 Mps
20- Portekiz: 207,95 Mps

(Kaynak: Cumhuriyet)

Paylaşın

Elektrikte Her 100 Liranın 71 Lirası Dağıtım Şirketinin Kasasına

Elektrik faturalarında dağıtım bedelinin payı son dört yılda yüzde 31’den yüzde 71’e çıktı. Başka bir ifadeyle elektrik için ödenen her 100 liranın 71 lirası dağıtım şirketinin kasasına gidiyor.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) 5 Nisan 2025 itibarıyla yürürlüğe giren yeni tarifesi, konut aboneleri için elektrik faturalarının yapısında ciddi bir dönüşüme yol açtı. Buna göre, konut abonelerinin elektrik faturasındaki enerji bedelinin payı yüzde 19’a kadar gerilerken, dağıtım bedelinin payı yüzde 71’e yükseldi.

Son dört yılda, konutlarda tüketilen 1 kWh elektrik için uygulanan enerji birim fiyatı yüzde 24,5 oranında artarken, dağıtım bedelinde artış yüzde 642,2 gibi rekor bir seviyeye ulaştı. Bu fark, tüketicilerin faturalarında giderek artan bir şekilde enerji tüketiminden çok altyapı hizmetine ödeme yaptığını ortaya koydu.

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) verilerine göre, dört kişilik bir ailenin aylık asgari 230 kWh elektrik tüketimi baz alındığında, bu kullanım için 2021 Nisan ayında ödenen fatura 183,4 TL iken, aynı tüketim için 2025 Nisan’ında ödenecek tutar 595,8 TL’ye ulaştı.

Bu faturada yalnızca 113,6 TL’si enerji tüketiminden, 422,3 TL’si ise dağıtım bedelinden oluşuyor. Geriye kalan 59,8 TL ise vergi ve çeşitli fonlardan kaynaklanıyor. Böylece yeni tarifeye göre faturanın:

Yüzde 70,9’u dağıtım bedeli,
Yüzde 19,1’i enerji bedeli,
Yüzde 10’u ise vergi ve fonlardan oluşuyor.

EPDK’nın belirlediği yeni tarifeye göre, konutlarda günlük 8 kWh üzeri tüketim yapan abonelere uygulanan yüksek kademe enerji bedeli 1,391 TL’den yüzde 16,1 artışla 1,615 TL’ye yükseldi. Daha çarpıcı artış ise dağıtım bedelinde yaşandı. Konut aboneleri için 1,365 TL olan dağıtım birim bedeli yüzde 34,5 artışla 1,836 TL’ye çıkarıldı.

Enerji uzmanları, bu artışlarla birlikte elektrik faturalarının büyük kısmının artık enerji üretimine değil, dağıtım şirketlerinin altyapı hizmetlerine ödendiğine dikkat çekiyor. Elektrik Mühendisleri Odası’ndan yapılan değerlendirmede, son artışın sosyal adalet açısından da endişe verici boyutlara ulaştığı vurgulandı.

Özellikle dar gelirli haneler açısından enerjiye erişim maliyetinin bu denli yükselmesinin, enerji yoksulluğu riskini artırabileceği ifade ediliyor.

Paylaşın

Donald Trump: Liderler, Popomu Öpmek İçin Sıraya Girdi

ABD Başkan Donald Trump, yeni ticaret politikalarını başlatmasının ardından, “Ülkeler bizi arıyor, popomu öpüyorlar. Anlaşma yapabilmek için ölüyorlar. ‘Lütfen efendim, her şeyi yaparım’ diyorlar” dedi.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın onlarca ülkeye yönelik ek gümrük vergileri Çarşamba günü yürürlüğe girdi. Donald Trump, Amerikan gümrük vergilerinin devreye girmesiyle birlikte küresel liderlerin ticaret anlaşması yapabilmek için kendisine “her şeyi yapmaya hazır” olduklarını söyledi.

Washington’daki Ulusal Cumhuriyetçi Kongre Komitesi Yemeği’nde konuşan Trump, “Bu ülkeler bizi arıyor, popomu öpüyorlar. Anlaşma yapabilmek için ölüyorlar. ‘Lütfen efendim, her şeyi yaparım’ diyorlar” ifadelerini kullandı.

Donald Trump, Çin’e yönelik “ek yüzde 50 gümrük vergisi” tehdidini yerine getirdi. Beyaz Saray, ABD’nin Çin’e uyguladığı yeni gümrük vergisini yüzde 104’e çıkaracağını duyurdu. Trump geçen hafta çok sayıda ülkeye yeni gümrük vergileri getirirken Çin’e yüzde 34’lük ek bir gümrük vergisi ilan etmiş ve bu ülkeden gelen ürünlerden alınan vergiyi toplam yüzde 54’e çıkarmıştı.

Trump diğer ülkeleri, bir karşılık vermemeleri konusunda uyarmış, aksi takdirde yeni vergilerle karşılaşacaklarını belirtmişti. Çin ise bu tehdide rağmen 10 Nisan’dan başlayarak ABD mallarına yüzde 34 ek gümrük vergisi uygulanacağını duyurmuştu.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, vergilendirmenin 9 Nisan Çarşamba günü itibarıyla yapılacağını duyurdu. “Amerikalıların başka bir ülkeye ihtiyacı yok. Leavitt, “Başkan Trump (Donald) çelikten bir omurgaya sahip ve asla yıkılmayacak” diye ekledi.

Trump, “karşılıklı tarife” diye nitelediği gümrük vergilerinin ABD’deki üretim sektörünü canlandıracağını, Amerikan firmalarını koruyacağını, istihdam yaratacağını, ülkenin ticaret açığını azaltacağını ve ulusal borcun hafiflemesini sağlayacağını savunuyor.

Trump’ın vergileri siyasi amaçlarla kullanabileceğine de dikkat çekiliyor. Bu yılın başında Kanada ve Meksika’ya gümrük vergisi getirme tehdidinin ardından iki ülke de ABD’ye göçü ve uyuşturucu kaçakçılığını engellemek için sınır denetimlerini artırma sözü vermişti.

Çin’den ABD’ye uyarı

Çin, ABD ile ekonomik ve ticari ilişkiler hakkında yayımladığı yeni politika belgesinde, Trump yönetimini “Ticaret savaşlarının kazananı olmaz ve korumacılık çıkmaz bir sokağa sürükler” sözleriyle uyardı, Washington’a “göz hizasında diyalog” çağrısı yaptı.

Çin’in politika belgesinde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ABD Başkanı Donald Trump’ın yılın başında yaptıkları telefon görüşmesine atıf yapılarak, “ABD’nin, iki devlet başkanının telefon görüşmesinde işaret ettikleri yöne doğru ilerlemek için Çin ile güçlerini birleştirmesi beklenmektedir” deniliyor.

Karşılıklı saygı, barış içinde bir arada yaşama ve kazan-kazana dayalı işbirliği ilkelerine riayet edilmesi gerektiğine vurgu yapan Çin, iki tarafın aynı göz hizasında diyalog ve istişare yoluyla endişelerini ele alabileceklerine dikkat çekiyor, bu yolla “ikili ekonomik ve ticari ilişkilerde birlikte sağlıklı, istikrarlı ve sürdürülebilir gelişme sağlanabileceği” kaydediliyor.

Paylaşın

Uranüs’te Bir Gün 28 Saniye Daha Uzadı

Bilim insanları, Uranüs’ün tam bir dönüşünü tamamlamasının 17 saat, 14 dakika ve 52 saniye sürdüğünü açıkladı. Bu, 1980’lerdeki tahminlerden 28 saniye daha uzun.

Haber Merkezi / Paris Gözlemevi’nden Laurent Lamy liderliğindeki bir ekip, Uranüs’ün bir tam dönüşünün (yani bir günü) 17 saat 14 dakika 52 saniye sürdüğünü açıkladı.

Bu, NASA’nın Voyager 2 uzay aracı tarafından 1980’lerde ölçülenden 28 saniye daha uzun.

28 saniyelik fark, bilimsel açıdan çok önemli, çünkü gezegenin manyetik alanını ve atmosferik dinamiklerini anlamak için daha doğru veriler sunuyor.

Nature Astronomy dergisinde yayımlanan araştırma, Hubble Uzay Teleskobu’nun 10 yıllık aurora gözlemlerine dayanıyor. Araştırma, Hubble’ın 35. yıldönümüne denk gelen bir dönemde duyuruldu (24 Nisan 1990’da yörüngeye yerleştirilmişti).

Araştırma, sadece Uranüs’ün gün uzunluğunu değil, aynı zamanda aurora ve manyetosfere sahip diğer gök cisimlerinin dönüş sürelerini hesaplama yöntemlerini de geliştirebilir.

13 Mart 1781’de William Herschel tarafından keşfedilen Uranüs, Güneş Sistemi’nde yedinci sırada yer alan gezegendir.

Uranüs’ün çapı yaklaşık 50 bin 724 kilometre olup, Dünya’nın yaklaşık 4 katı büyüklüğündedir. Bu, onu gaz devleri arasında (Jüpiter ve Satürn’dan sonra) üçüncü büyük gezegen yapar.

“Buz devi” olarak sınıflandırılan Uranüs, Dünya’nın 14.5 katı kütleye sahiptir, ama Jüpiter veya Satürn kadar yoğun değildir. Jüpiter ve Satürn gibi gaz devlerinden farklı olarak, içinde daha fazla su, amonyak ve metan buzu bulunur.

Güneş etrafındaki bir turu (yörünge süresi) yaklaşık 84 Dünya yılı sürer. Yani bir Uranüs yılı, ortalama bir insan ömründen daha uzundur!

Uranüs’ün en dikkat çekici özelliği, eksen eğikliğinin 97.77 derece olmasıdır. Bu, gezegenin neredeyse “yan yatmış” gibi dönmesine neden olur. Bu durumun, geçmişte büyük bir çarpışmadan kaynaklandığı düşünülüyor.

Uranüs’ün 13 bilinen halkası vardır, ancak bunlar Satürn’ün halkaları kadar parlak veya belirgin değildir. 1977’de keşfedildiler ve çoğunlukla toz ve küçük parçacıklardan oluşuyor.

Şu ana kadar 27 uydusu keşfedildi. En büyükleri Titania, Oberon, Umbriel, Ariel ve Miranda’dır. Bu uydular, Shakespeare’in oyunlarından ve Alexander Pope’un eserlerinden isimlendirilmiştir.

Paylaşın

2024 Yılında En Az 1.518 Kişi İdam Edildi

Uluslararası Af Örgütü’nün raporuna göre, 2024 yılında en az 1.518 kişi idam edildi. Raporda, bunun 2015’ten bu yana kaydedilen en yüksek sayı olduğu belirtildi. Raporda, idam cezalarında bir önceki yıla göre yüzde 32’lik bir artış olduğu ifade edildi. 

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, “Yetkililere meydan okumaya cesaret edenler en acımasız cezalarla karşı karşıya kaldılar” dedi. Callamard, “Özellikle İran ve Suudi Arabistan’da, konuşacak kadar cesur olanları susturmak için ölüm cezası kullanılıyor” diye ekledi.

Af Örgütü raporunda ayrıca, 2024 yılında infaz edilen idamların yüzde 40’tan fazlasının uyuşturucuyla ilgili suçlar nedeniyle gerçekleştirildiğini belirterek, bunun yalnızca uluslararası insan hakları hukuku ve standartlarına göre hukuka aykırı olmakla kalmayıp, uyuşturucu kaçakçılığını azaltmada kanıtlanmış bir etkisi olmadığını vurguladı.

Uluslararası Af Örgütü, 2024 yılında dünya genelinde kaydedilen idam cezalarına ilişkin yıllık raporunu açıkladı. Rapora göre, dünya genelinde infaz edilen idam cezalarının sayısı son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaşarak bin 500’ü aştı.

Raporda, kayıtlara geçen idam cezalarının yüzde 90’ının İran, Suudi Arabistan ve Irak’ta gerçekleştiği belirtildi. İran, geçen yıl en az 972 kişiyi idam ederek listenin en üst sırasına yerleşti. İran’da 2023 yılında bu rakam 853 olarak kaydedilmişti.

Suudi Arabistan’da infaz edilen idam cezalarının sayısı 2024 yılında bir önceki yıla kıyasla iki kat artarak en az 345’e yükseldi. Bu, Af Örgütü’nün bu ülkede kaydettiği en yüksek rakam oldu. Irak’ta ise ölüm cezası 63 kez uygulandı, bu geçen yıl idam cezalarının 2023’e kıyasla neredeyse dört kat arttığını gösteriyor.

Ancak Af Örgütü, yıllık raporunda Çin’i “dünyadaki bir numaralı infazcı” olarak nitelendirerek, mevcut verilerin ülkede binlerce kişinin idam edildiğini gösterdiğini belirtti. Fakat Çin, idam cezalarına ilişkin verileri açıklamayı reddediyor. Örgüt ayrıca, Kuzey Kore ve Vietnam’ın da ölüm cezasını yaygın bir şekilde uyguladığı konusunda şüpheler bulunduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan’da, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ülkeyi modernleştirme programı ve ölüm cezasının azaltılacağına dair vaatlerine rağmen, idam sayısında ciddi bir artış kaydedildi. Af Örgütü bu artışın başlıca nedeninin, ülkede siyasi muhalefetin bastırılması için idam cezasının kullanılması olduğunu belirtti.

Örgüt, Suudi yetkililerinin, 2011-2013 yılları arasında “hükümet karşıtı” protestoları destekleyen Şii azınlığa mensup kişileri cezalandırmak için ölüm cezasını bir silah olarak kullanmayı sürdürdüğünü ifade etti.

Ağustos ayında Abdülmecid el-Nimr, El Kaide’ye üye olmakla bağlantılı terör suçlamasıyla idam edildi. Ancak mahkeme belgelerinde el-Nimr’in protestolara katıldığına dair açık ifadeler yer alıyordu.

Af Örgütü’nün idam cezası uzmanı Chiara Sangiorgio, “Medyada, terör ve terör bağlantılı suçlarla ilgili bir söylem yaratmak için yetkililerin bu davayı nasıl kullandığını gördük, bu da muhalefetin bastırılması ve halkın korunması için ölüm cezasının gerekli olduğu algısı oluşturmak üzere terörizmin nasıl kullanıldığını gösteriyor” değerlendirmesi yaptı.

İran’da ise Jina Mahsa Amini’nin 2022’de polis nezaretindeki ölümünün ardından ülke genelinde başlayan protestolarla bağlantılı olarak iki kişi daha idam edildi. Bunlardan biri, uzun süredir ruhsal sağlık sorunları olan protestocu 23 yaşındaki Muhammad Kubadlu oldu.

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, “Otoriteye meydan okuyanların acımasız cezalarla karşı karşıya kaldığını, özellikle İran ve Suudi Arabistan’da, konuşma cesareti gösterenleri susturmak için ölüm cezasının kullanıldığını görüyoruz” diye konuştu.

Af Örgütü’nün raporuna göre, 2024’teki idamların yüzde 40’ından fazlası uyuşturucu suçlarıyla bağlantılıydı. Raporda, Singapur ve Çin’de uyuşturucu bağlantılı suçlarda ölüm cezasının yaygın şekilde uygulandığı belirtildi.

Örgüt Genel Sekreteri Callamard, birçok durumda uyuşturucu bağlantılı suçlardan ölüme mahkûm edilen kişilerin dezavantajlı kesimlerden geldiğini ve bu cezanın uyuşturucu ticaretini azaltmada kanıtlanmış bir etkisi bulunmadığını ifade etti.

Callamard, uyuşturucu suçları için ölüm cezası uygulamayı düşünen Maldivler, Nijerya ve Tonga gibi ülkelerin bundan vazgeçmeleri ve uyuşturucu ticareti ile mücadeleye yönelik politikalarında insan haklarını göz önünde bulundurmaları gerektiğini de sözlerine ekledi.

Malezya’da ise 2023’te başlatılan reformlar sonucunda, çoğu uyuşturucu bağlantılı suçlardan idama çarptırılan yaklaşık bin kişinin cezası ertelendi. Ülkede, uyuşturucu ticareti de dahil olmak üzere bazı suçlar için zorunlu idam cezası kaldırıldı.

ABD: Batılı ülkeler içinde bir istisna

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), ölüm cezası uygulayan Batı demokrasileri arasında önemli bir istisna olarak kalmayı sürdürüyor. ABD’de infaz edilen idam sayısı 2024 yılında bir önceki yıla göre sadece bir artarak, 24’ten 25’e yükseldi. Bu hafif artışa rağmen Af Örgütü’ne göre bazı endişe verici eğilimler mevcut.

Af Örgütü’nden Sangiorgio, “Sayılar hem infazlar hem de ceza kararları açısından tarihsel olarak çok düşük, ancak geçen yıl dört eyalette, Güney Carolina, Georgia, Utah ve Indiana’da infazların yeniden başladığını gördük. Yıllardır idam cezasının uygulanmadığı eyaletlerde yeniden infazlara başlanması çok endişe verici” dedi.

Alabama’da ise idamların sayısı iki katına çıkarken, nitrojen gazı da kullanıldı. Birleşmiş Milletler gözlemcileri, nitrojen hipoksiyle yani oksijen yetmezliği sonucu ölümün, işkence anlamına gelebileceğini belirtiyor.

Af Örgütü, idam sayılarında 2024’teki bu endişe verici artışa rağmen, yalnızca 15 ülkenin ölüm cezası uyguladığına dikkati çekerek, bu sayının son iki yıldır düşük olduğunu belirtti. “Bu, acımasız, insanlık dışı ve onur kırıcı bir cezadan uzaklaşıldığını gösteriyor” diyen Callamard, “Ölüm cezasını uygulayan ülkelerin münferit bir azınlık olduğu açık” diye konuştu.

Dünyada toplamda 145 ülke, ölüm cezasını ya yasalarla ya da uygulamada kaldırdı. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda üyelerin üçte ikisi ölüm cezalarının durdurulmasını ve nihai olarak kaldırılmasını öngören bir karar tasarısını kabul etmişti.

Afrika ülkelerinden Zimbabve’de, idam cezasını kaldıran, ancak olağanüstü hâl durumunda yeniden uygulama hakkını saklı tutan bir yasa tasarısı 2024 yılında kabul edildi. Ülkede 60 kişiye verilen idam cezası, af kapsamında yeniden gözden geçirilecek. Ayrıca, 2021’den bu yana altı Afrika ülkesi de benzer adımlar attı.

Af Örgütü’nden Chiara Sangiorgio, Afrika’daki bu gelişmenin olumlu bir eğilime işaret ettiğini vurgulayarak, “Genel olarak Afrika’daki durum ölüm cezasının, suç ve diğer sorunlara karşı sihirli bir çözüm olduğu söylemine inanmayan, bir başarı, umut ve insan hakları konusunda bir liderlik hikayesi” değerlendirmesi yaptı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Çok Hücreli Yaşam Nasıl Evrimleşti?

Dünya’daki yaşam ilk başta oldukça basitti. Hücreler özgür yaşayan varlıklar olarak var oldular, işlev gördüler ve çoğaldılar. Ancak sonra, dikkate değer bir şey oldu. Bazı hücreler güçlerini birleştirdi ve tek başlarına olmak yerine birlikte olmayı tercih ettiler.

Haber Merkezi / Çok hücrelilik olarak bilinen bu geçiş, Dünya’daki yaşam tarihinde önemli bir dönüm noktasıydı. Çok hücrelilik, daha fazla biyolojik karmaşıklığa olanak sağladı ve bu da organizmaların ve yapıların olağanüstü çeşitliliğini ateşledi.

Yaşamın tek hücreli organizmalardan çok hücreli organizmalara nasıl evrildiği biyolojinin en büyüleyici sorularından biridir ve bu süreç, milyarlarca yıl boyunca karmaşık adımlarla gerçekleşti.

Çok hücreli yaşamın evrimi, önce tek hücreli organizmaların ortaya çıkmasıyla başlar. Yaklaşık 3,5-4 milyar yıl önce Dünya’da prokaryotik organizmalar (bakteriler gibi basit, çekirdeksiz hücreler) gelişti.

Daha sonra, yaklaşık 2 milyar yıl önce ökaryotik hücreler (çekirdek ve organel içeren hücreler) ortaya çıktı. Bu ökaryotların evrimi, endosimbiyoz teorisine göre mitokondri ve kloroplast gibi organellerin, bağımsız bakterilerin hücre içinde simbiyotik bir ilişki kurmasıyla gerçekleşti.

Çok hücreli yaşam, tek hücreli organizmaların bir araya gelip iş birliği yapmasıyla başladı. Bu süreç, yaklaşık 1,2 milyar ila 600 milyon yıl önce farklı organizma gruplarında bağımsız olarak birden fazla kez gerçekleşti.

Şu temel mekanizmalar rol oynadı:

Bazı tek hücreli organizmalar (örneğin, yeşil algler gibi) bir arada yaşamaya başladı. Bu koloniler, bireysel hücrelerin bağımsız hareket etmek yerine bir grup olarak işlev görmesini sağladı.

Örneğin, modern Volvox cinsi algler bu geçişin bir örneği olarak görülebilir; hücreler bir küre şeklinde organize olur ve bazıları üreme, bazıları hareket gibi özelleşmiş görevler üstlenir.

Tek hücrelilerin bir arada kalabilmesi için kimyasal sinyallerle iletişim kurması gerekti. Bu, hücrelerin birbirine yapışmasını ve iş bölümü yapmasını sağlayan genetik mekanizmaların evrimleşmesine yol açtı.

Çok hücreliliğe geçiş, hücrelerin bir arada çalışmasını koordine eden genlerin (örneğin, yapışkan proteinleri kodlayan genler) mutasyonlar ve doğal seçilim yoluyla gelişmesiyle mümkün oldu.

Çok hücreliliğin evrilmesinin birkaç avantajı vardı:

Daha büyük organizmalar, avcılardan korunmada ve besin bulmada avantaj sağladı.

Hücrelerin özelleşmesi (örneğin, bazı hücreler hareket, bazıları üreme için çalışır) verimliliği artırdı.

Birden fazla hücrenin bir arada çalışması, değişken koşullara daha iyi adapte olmayı sağladı.

Fosil kanıtları ve önemli dönüm noktaları

Ediacara Biota (yaklaşık 635-541 milyon yıl önce): Bu dönemde, çok hücreli yaşamın ilk net fosil kanıtları görülüyor. Bu organizmalar genellikle basit, yumuşak yapılıydı.

Kambriyen Patlama (yaklaşık 541 milyon yıl önce): Çok hücreli yaşamın çeşitliliği hızla arttı; hayvanlar, bitkiler ve mantarlar gibi ana gruplar bu dönemde evrimleşmeye başladı.

Paylaşın