Uyuşturucu Kullanım Yaşı 10’a Kadar Düştü

Derin Yoksulluk Ağı’nın kurucusu Hacer Foggo, eğitim sisteminden kopan çocukların madde bağımlılığı, suç ve istismara açık hale geldiğini belirterek, “Uyuşturucuya kaptırıyoruz çocuklarımızı. 10 yaşında uyuşturucu kullanan çocuklar var” dedi.

Hacer Foggo, Halk TV’de katıldığı canlı yayında Türkiye’de çocuk yoksulluğunun geldiği endişe verici boyutları gözler önüne serdi. TÜİK verilerine göre 3.5 milyon çocuğun çalıştırıldığının altını çizen Foggo, devletin bu çocukları izleyen herhangi bir sisteminin bulunmadığını belirtti.

Foggo, okula gitmeyen çocukların iş gücüne de katılamadığını vurgulayarak, “Bu çocuklar ne okulda ne de istihdamda yer alıyor. Mezun da değiller. Yani gerçekten sorulması gereken soru şu: Bu çocuklar nerede?” dedi.

Geçtiğimiz hafta görüştüğü bir çocuğun yaşadığı yoksulluğu anlatan Foggo, “Ayakkabısı olmadığını fark ettim. ‘Nasıl dolaşıyorsun?’ diye sordum. ‘Ablamın kadın terliğiyle’ dedi. Bu çocuk okula gitmiyor. Gitmemesinin en temel nedenlerinden biri bu” şeklinde konuştu.

Foggo, çocuk işçiliği oranındaki artışı yıllara göre şöyle sıraladı:

2020’de yüzde 16,2
2021’de yüzde 16,4
2022’de yüzde 18,7
2023’te yüzde 22,1
2024 itibarıyla yüzde 24,9

Bu artışın devletin önlem almamasından kaynaklandığını söyleyen Foggo, “Eğer çocuk işçiliğine karşı bir irade ortaya konmuyorsa, her yıl 2 puan daha artar” dedi.

Eğitim sisteminden kopan çocukların madde bağımlılığı, suç ve istismara açık hale geldiğini vurgulayan Foggo, “Uyuşturucuya kaptırıyoruz çocuklarımızı. 10 yaşında uyuşturucu kullanan çocuklar var. AMATEM sayısı çok az. Bu bir halk sağlığı sorunu” ifadelerini kullandı.

Foggo, geçtiğimiz hafta Balıkesir Edremit’te uyuşturucu nedeniyle hayatını kaybeden 16 yaşındaki bir gencin ilkokul ikinci sınıfta okulu terk ettiğini belirtti.

“Bu çocuklar yoksulluğu miras alıyor”

Foggo, yoksulluğun çocukların üzerinde yarattığı yükü şu sözlerle anlattı: “Bu çocuklar evde kendini yük olarak hissediyor. Kimi sanayide, kimi başka alanlarda çalışıyor. Kırtasiye alınamıyor, eşofman yok diye beden eğitimi dersine giremiyorlar. Sürekli ev değiştiren, borç içinde yaşayan ailelerin çocukları bunlar. Sürekli yoksulluk oranı %13,8’e yükseldi. Bu kalıcı yoksulluğun arttığı anlamına geliyor.”

Foggo, Milli Eğitim Bakanlığı’nın gerçek sorunlara odaklanmak yerine “Cadılar Bayramı mı Ramazan mı?” gibi suni tartışmalara saplandığını belirterek, “612 binden fazla çocuk bir öğretim yılı boyunca okula gitmemiş. Bu çocukların nerede olduğunu izleyen bir sistem yok. Bakanlık asıl bu soruya yanıt vermeli: Bu çocuklar nerede ve nasıl geri kazandırılacak?” dedi.

Paylaşın

DEM Parti Heyeti’nden Abdullah Öcalan’la Görüşme Sonrası İlk Açıklama

Pervin Buldan, DEM Parti Heyeti’nin İmralı Cezaevi’nde hükümlü bulunan Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Öcalan’la verimli bir görüşme yaptık” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti’nde yer alan Van Milletvekili Pervin Buldan ile Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Faik Özgür Erol, İmralı Cezaevi’nde Abdullah Öcalan ile görüştü. Pervin Buldan, görüşmenin ardından DEM Parti Meclis Başkanvekili ve İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder’in tedavi gördüğü hastane önünde basın açıklaması yaptı.

Buldan, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Bugün sabah saatlerinde İmralı adasınsa Sayın Öcalan ile görüşmek üzere yola çıktık. Sayın Öcalan’ın avukatı Özgür Erol beyle birlikte yaklaşık 2 buçuk saatlik görüşmenin ardından geri döndük. Görüşmenin oldukça verimli geçtiğini özellikle ifade etmek isterim. Yaptığımız görüşmede elbette ki ilk konu sevgili Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumu oldu.

Kendisi de konuyu yakından takip ettiğini, Sırrı bey ile ilgili tüm haberleri izlediğini, dinlediğini ve en kısa zamanda sağlığına kavuşmasını umut ettiğini belirtmek isterim. Süreç ile ilgili umudunu koruduğunu ve çalışmalarını sürdürdüğünün altını da önemle çizdi. Sevgili Sırrı Süreyya Önder’e hitaben bir mesaj verdi bize. Ben de bu mesajını sizlerin aracılığıyla kamuoyuna paylaşmak istiyorum.”

“Büyük barış çabasını topluma yansıtan…”

Buldan, Öcalan’ın Önder’e geçmiş olsun dileklerini ilettiğini ve süreci yakından takip ettiğini belirterek, görüşme sırasında Öcalan’ın Önder’e yönelik bir mesaj paylaştığını aktardı.

Pervin Buldan’ın okuduğu, Abdullah Öcalan’ın Sırrı Süreyya Önder’e gönderdiği mesaj şu şekilde: “Sırrı Süreyya Önder’e yaşadığı rahatsızlık nedeniyle şifa diliyorum; ailesine ve tüm dostlarına, sevenlerine geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Sırrı Süreyya Önder ile 12 yıllık mesaimiz var. Onun taşıdığı büyük önem şudur: Adıyamanlı ve Türkmen kökenli ideal biri olarak Baba İshak geleneğini temsil ediyor. Büyük barış çabasını topluma yansıtan, toplumsal ön yargıları şahsında kırabilen biridir. Bunu da yaptı. Ön yargıları toplumda kırdı, Meclis’te kırdı, sokakta kırdı.

Onun şahsında hayata geçen, Anadolu genleri ve kültürü dediğimiz şeydir. Barış dediğimiz şey de Anadolu genlerini, Türkmen geleneğini yaşanılır kılmaktır. Önder böyle biridir ve gerçek Türkmenlik özü budur: En iyi barış kimliği, en iyi barış kültürü. ‘Israrla düşmanlaştıralım, bu biçimde siyaset yapalım’ anlayışının tam zıddıdır.

Önder’in olumsuzluklarla baş etme, onları yönetebilme kültürü önemlidir; ortaya çıkan olumsuzlukları derinleşmeden olumluya dönüştürebiliyor. Herkesin Önder’in kaldığı hastaneye gittiğini, onun anısına bağlılığını beyan ettiğini görüyorum. Bağlılığın gereği, onun barış çabasını pratikleştirmekten geçer. Bir kez daha kendisine, ailesine, sevenlerine, tüm topluma geçmiş olsun dileklerimi sunuyor; bir an evvel iyileşerek en coşkulu, en güçlü haliyle aramızda olmasını diliyorum.”

Paylaşın

“100 Bin Kişiye Kısmi Af Yolda” İddiası

Uzun süredir tartışılan 10. Yargı Paketi ile ilk etapta 55 bin, zamanla 100 bine yakın mahkumun tahliyesi bekleniyor. Şu anda cezaevlerinde kalanların sayısının 420 bin olduğu ifade ediliyor.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla yeniden gündeme gelen “genel af” beklentileri, 10. Yargı Paketi’yle birlikte somutlaşıyor. Paketle ilk etapta 55 bin, zamanla 100 bine yakın mahkumun tahliyesi bekleniyor.

Nefes Gazetesi yazarı Nuray Babacan, uzun süredir tartışılan 10. Yargı Paketinin artık Meclis’e geleceğini ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunumunun yapıldığını yazdı. Babacan, pakete af niteliği taşıyan bazı maddelerin eklenmesi için de izin alındığını belirtiyor.

Babacan’ın “Bal gibi de af” başlığıyla kaleme aldığı yazısına göre, 55 maddeden oluşan bu pakette dikkat çeken düzenleme, pandemi affının genişletilmesi. Bu kapsamda, en az 55 bin kişinin ilk aşamada tahliyesi öngörülüyor. Bu sayının ilerleyen dönemde 100 bine ulaşması bekleniyor.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un da daha önce açıklamalarına düzeltme yaptığı bu madde, hem kamuoyunda hem de hukuk çevrelerinde geniş yankı uyandıracak gibi görünüyor.

Yazıya göre, yeni düzenlemede önemli bir detay da mükerrer suç işleyerek yeniden cezaevine girenlerin de kapsama alınması. Daha önce dışarıda bırakılan bu grup için yüzde 25 oranında ceza indirimi uygulanacak. Bu durumdan yaklaşık 15 bin mahkumun yararlanması bekleniyor.

Siyasi suçlular da yararlanabilir

Pakette çözüm süreci ya da benzeri siyasi konulara ilişkin özel bir düzenleme bulunmamakla birlikte, kapsamın tüm suç türlerini içerdiği vurgulanıyor. Bu nedenle siyasi suçlardan hüküm giyenlerin de bu affa dahil edilmesi bekleniyor. Ancak tek şart, suçun 31 Temmuz 2023’ten önce işlenmiş olması.

Haberde şu ifade yer alıyor: Zaman içinde bunun 100 bine çıkacağı iddia ediliyor. Şöyle ki; 31 Temmuz 2023 tarihinden önceki suçları kapsadığı için, süren davalar, henüz açılmamış davalar dahil gerçek sayı bilinmiyor. Dolayısıyla sayının artmasının kesin olduğu belirtiliyor.

Babacan’ın yazısında dikkat çektiği bir diğer nokta ise, Türkiye’deki cezaevlerinin mevcut durumu. Şu anda cezaevlerinde kalanların sayısının 420 bini aştığı, kapasitenin çoktan dolduğu ifade ediliyor. Özellikle yatarı olmayan suçlardan dolayı gençlerin ve öğrencilerin cezaevine gönderilmesi, büyük bir sosyal ve yapısal sorun olarak öne çıkıyor.

Haberde, 10. Yargı Paketi’nin yalnızca cezaevlerindeki yükü hafifletmeyi amaçladığı, halkın dile getirdiği “hak, hukuk, adalet ve adil yargı” taleplerine yanıt vermeyeceği değerlendirmesine de yer veriliyor. Babacan, bu düzenlemenin günlük sorunları aşmak için palyatif bir tedbir olduğunu ve toplumsal adalet duygusunun zedelendiğini ifade ediyor.

Paylaşın

Papa Francesco, 88 Yaşında Hayatını Kaybetti

Şubat ayından bu yana sağlık sorunları yaşayan Papa Francesco’nun hayatını kaybettiği duyuruldu. Arjantinli papa olarak bilinen Francesco, 12 yıldır papalık unvanını taşıyordu.

Haber Merkezi / Vatikan Papa Francesco’nun ölüm haberini yayınladığı bir video mesajı ile duyurdu. Françesko son olarak dün Paskalya Bayramı için düzenlenen törenlerde kameralar karşısına geçmişti.

Tekerlekli sandalye ile balkona çıkarılan Francesco, kalabalığa el sallayarak, “Sevgili kardeşlerim, Paskalya Bayramınız kutlu olsun” mesajı vermişti.

Papa Francesco, Cizvit tarikatına mensup ilk papa olmasının yanı sıra, Amerika kıtasından seçilen ilk papa olarak da tarihe geçmiştir.

Asıl adı Jorge Mario Bergoglio olan Papa Francesco, 17 Aralık 1936’da Arjantin’in Buenos Aires şehrinde dünyaya gelmiştir.

Papa Francesco, sade yaşam tarzı, alçakgönüllülüğü, sosyal adalet vurgusu ve çevre konularındaki duyarlılığıyla biliniyordu.

Özellikle yoksullara ve dışlanmışlara yardım etme çağrıları, göçmen hakları ve iklim değişikliği gibi konularda yaptığı açıklamalarla dikkat çekiyordu. En bilinen yazılarından biri, çevre sorunlarını ele alan “Laudato Si'” ansiklikasıdır.

Paylaşın

TFF, Gelecek İki Sezon İçin Yabancı Kuralını Açıkladı

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), 2025 – 2026 ve 2026 – 2027 yıllarında uygulanacak yabancı kuralı uygulamasını duyurdu. Kulüpler kadroda en fazla 14 yabancı futbolcu bulundurabilecek.

Haber Merkezi / 2025-2026 sezonunda 14 futbolcudan en az ikisinin 1 Ocak 2003 veya sonraki tarihte doğmuş zorunlu olacak. 2026-2027 sezonundaysa 14 yabancı futbolcunun en az dördünün 1 Ocak 2004 veya sonraki tarihte doğmuş olması zorunlu olacak.

Ayrıca kadrodaki yabancı futbolculara ilaveten 2023-2024 sezonunda Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan ülkelerinin vatandaşı olan bir futbolcu da 28 kişilik A takım listesine yazılabilecek.

1 Ocak 2005 veya sonraki tarihte doğmuş ve Türkiye A Milli takımında oynamaya uygun futbolcularsa A takım listesine yazma zorunluluğu olmaksızın müsabakalarda oynatılabilecek.

TFF’den yapılan açıklama şöyle: “Kulüpler A Takım Listesinde Türkiye A Milli Futbol Takımında oynama uygunluğu bulunmayan (yabancı futbolcu) en fazla 14 futbolcu bulundurabilirler. A Takım Listesine yazılabilecek 14 yabancı futbolcunun 12’si için herhangi bir yaş kriteri aranmaz. A Takım Listesine 14 yabancı futbolcu yazılması halinde bu futbolculardan 2025 – 2026 sezonunda en az 2’sinin 01.01.2003 veya daha sonraki tarihte doğmuş olması zorunludur.

A Takım Listesine yazılabilecek 14 yabancı futbolcu hakkının bir kısmının veya tamamının kullanılmaması, Türkiye A Milli Futbol Takımında oynama uygunluğuna sahip futbolcu sayısının fazla yazılmasına engel teşkil etmez. 2026 – 2027 sezonunda ise 14 yabancı futbolcunun en az 4’ünün 01.01.2004 veya daha sonraki tarihte doğmuş olması zorunludur.

14’ten fazla sayıda yabancı futbolcu ile sözleşmesi bulunan Süper Lig Kulüpleri, A Takım Listesine yazılmamış yabancı futbolcuları A Takım müsabakalarında oynatamazlar.

Kulüpler birinci fıkrada öngörülen A Takım Listesine yazılan Türkiye A Milli Futbol Takımında oynama uygunluğu bulunmayan futbolculara ilaveten; 2023 – 2024 Sezonunda Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan ülkelerinin vatandaşı olarak A Takım Listesine yazılan 1 futbolcuyu ve Türkiye A Milli Futbol Takımında oynama uygunluğu bulunmamakla birlikte Türk Vatandaşlığı veya mavi kart sahibi olarak A Takım Listesine yazdıkları 1 futbolcuyu sözleşme süreleri sonuna kadar müktesep hakları sebebiyle Madde 2’nin e fıkrası kapsamında A Takım Listesine yazabilirler.

Bu futbolcuların sözleşmelerinin sona ermesi halinde; uzatma, sözleşme yenileme ve diğer kulüplerle imzalayacakları sözleşmeler A Milli Takımda oynama uygunluğu bulunmayan futbolcu kapsamında tescil edilecek ve A Takım Listesine bu doğrultuda yazılacaktır.

Kulüpler, 01.01.2005 veya daha sonraki tarihte doğmuş ve Türkiye A Milli Takımında oynama uygunluğu bulunan tescilli profesyonel futbolcularını A Takım Listesine yazma zorunluluğu olmaksızın müsabakalarda oynatabilirler. Bu futbolcuların son 6 ay süreyle kulübüne tescilli olması ve 15 yaşını tamamlamış olmaları kaydı ile profesyonel futbolcu olmaları koşulu aranmaz.”

Paylaşın

Böbrek Hastalığı Cilt Kaşıntısına Neden Olabilir

Böbrekler vücudun dengesini korumada önemli bir rol oynar. Kanı temizler, fazla suyu atar ve kalsiyum ve fosfor gibi minerallerin seviyelerini yönetmeye yardımcı olur.

Haber Merkezi / Böbrekler iyi çalışmayı bıraktığı zaman, zararlı atıklar ve mineraller kanda birikebilir. Bu durum, cilt de dahil olmak üzere vücudun birçok bölümünü olumsuz etkileyebilir.

Böbrek hastalığı olan kişilerde en sık görülen cilt sorunlarından biri pruritus olarak da bilinen kronik kaşıntıdır. Kronik kaşıntı, özellikle böbrek hastalığının ileri evrelerinde olan veya diyalize giren kişilerde görülür.

Peki, böbrek hastalığı nasıl cilt kaşıntısına neden olur?

Üremik toksinler: Böbrekler düzgün çalışmadığında, kanda üre ve diğer atık maddeler birikir. Bu toksinler cildi tahriş ederek kaşıntıya yol açabilir.

Fosfor düzeyleri: Böbrek hastalığı, kandaki fosfor seviyelerinin artmasına neden olabilir. Yüksek fosfor, ciltte kaşıntıya sebep olabilir.

Kuru cilt: Böbrek hastalarında cilt genellikle kurur ve bu da kaşıntıyı tetikler.

Enflamasyon: Kronik böbrek hastalığında vücutta sistemik enflamasyon artabilir, bu da ciltte hassasiyete ve kaşıntıya yol açabilir.

Diyalizle ilişkili faktörler: Diyaliz tedavisi alan hastalarda, diyaliz sırasında kullanılan maddeler veya yetersiz diyaliz, kaşıntıyı artırabilir.

İkincil hiperparatiroidizm: Böbrek hastalığı, paratiroid hormon seviyelerini artırabilir ve bu da kaşıntıya katkıda bulunabilir.

Peki ne yapılabilir?

Doktorla görüşme: Kaşıntının altında yatan nedenin belirlenmesi için bir nefrolog veya dermatologla görüşülmeli. Kan testleri, üre ve fosfor seviyelerini kontrol edebilir.

Cilt bakımı: Nemlendirici kremler (parfümsüz, alkolsüz) kullanarak cildi nemli tutmak faydalı olabilir.

Diyet: Fosfor içeren yiyeceklerden (örneğin, süt ürünleri, kuruyemiş) kaçınmak için diyetisyenle çalışılabilir.

İlaçlar: Antihistaminikler, topikal steroidler veya kaşıntıyı azaltan özel kremler doktor önerisiyle kullanılabilir.

Diyaliz ayarlamaları: Diyaliz alan hastalarda, tedavi planının optimize edilmesi kaşıntıyı azaltabilir.

Not: Kaşıntı, böbrek hastalığının yanı sıra alerji, karaciğer hastalığı veya diğer durumlarla da ilişkili olabilir. Bu nedenle, sürekli veya şiddetli kaşıntı durumunda bir doktora başvurulması önemlidir.

Paylaşın

Bilim İnsanları Uzaylıları Bulmuş Olabilir

Bilim insanları, K2-18 b adlı gezegenin atmosferinde, Dünya’da esas olarak canlı organizmalar tarafından üretilen dimetil sülfür (DMS) ve dimetil disülfür (DMDS) kimyasalları tespit etti.

Haber Merkezi / Bilim insanları, bunun Güneş sisteminin dışında biyolojik aktiviteye dair “şimdiye kadarki en güçlü ipucu” olduğunu söylüyor.

Bilim insanları, eğer uzaylılar varsa, onlara ulaşmaya çalışmamanın büyük bir hata olabileceği uyarısında da bulunuyor. Fizikçi ve bilim yazarı Mark Buchanan, uzaylılarla temasın “Dünya’daki tüm yaşamın sonu”na yol açabileceğini söyledi.

Dünya’nın iki katından daha büyük ve 120 ışık yılı uzaklıktaki K2-18b gezegeni, Aslan takımyıldızında yıldızının yaşanabilir bölgesinde yer alıyor. 2015’te Kepler Uzay Teleskobu tarafından keşfedilen bu gezegen, Dünya’nın yaklaşık 8,6 katı kütleye ve 2,6 katı yarıçapa sahip.

Mini Neptün veya süper Dünya olarak sınıflandırılır ve yıldızının yaşanabilir bölgesinde, 32,9 – 33 günlük bir yörüngeyle dolanır. Bu, gezegenin Dünya’nın Güneş’ten aldığına benzer miktarda yıldız ışığı aldığı ve sıvı suyun varlığına olanak sağlayabilecek koşullara sahip olabileceği anlamına gelir.

2023 yılında James Webb Uzay Teleskobu (JWST), gezegenin atmosferinde metan ve karbondioksit keşfetti. Ayrıca, amonyak eksikliği ve düşük seviyelerde dimetil sülfit (DMS) izleri, gezegenin hidrojen zengini bir atmosfer altında sıvı su okyanuslarına sahip bir “Hycean” gezegen olabileceği hipotezini destekledi.

JWST ile yapılan yeni gözlemler, DMS ve muhtemelen dimetil disülfit (DMDS) gibi biyo-imza sayılabilecek moleküllerin varlığını güçlendirdi. Bu, gezegende biyolojik aktivite olasılığına işaret etse de, bilim insanları bu bulguların henüz kesin olmadığını ve kimyasal süreçlerin de bu molekülleri üretebileceğini vurguluyor.

K2-18b, Dünya benzeri bir gezegenden çok Neptün benzeri bir yapıya sahip olabilir. Okyanus varlığı umut verici olsa da, kalın hidrojen atmosferi ve yüksek basınç, yaşam için elverişli koşulları sınırlayabilir. DMS gibi biyo-imzaların varlığı heyecan verici, ancak bu moleküllerin biyolojik olmayan süreçlerle de oluşabileceği belirtiliyor.

Paylaşın

Erdoğan’ı Başarılı Bulanların Oranı Yüzde 37,5

Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin son anketine göre; Erdoğan’ı başarılı bulanların oranı yüzde 37,5, başarısız bulanların oranı yüzde 43,2, ne başarılı ne başarısız bulanların oranı ise yüzde 18,1 oldu.

Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin son anketi de iktidarın içine girdiği çıkmazı gözler önüne serdi. 09 – 12 Nisan tarihleri arasında 26 ilde 2 bin 400 kişiyle yapılan araştırmanın sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 52,4’ü ülkenin kötü yönetildiğini düşünüyor. İyi yönetildiğini düşünenlerin oranı ise yalnızca yüzde 25’te kaldı.

BirGün’ün aktardığına göre araştırmada öne çıkan veriler şöyle:

En önemli sorun ekonomi: Hemen her araştırmada olduğu gibi Yöneylem’in verileri de ülkede en önemli sorunun açık ara farkla ekonomik kriz olduğunu ortaya koydu. Yüzde 44,4’lük bir kesim bu soruya ekonomik kriz yanıtını verirken, “geçim sıkıntısı” diyenlerin oranı yüzde 18 olarak gerçekleşti. Önceki araştırmalardan farklı olarak bu kez “adaletsizlik” yanıtını verenlerin oranı yüzde 25’e yükseldi.

Erdoğan başarısız: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başarı Düzeyi Genel olarak düşündüğünüzde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı başarılı mı, yoksa başarısız mı buluyorsunuz?” sorusuna katılımcıların yüzde 43,2’si başarısız yanıtını verirken yüzde 37,5’i başarılı yanıtını verdi. Yüzde 18,1 ise ne başarılı ne başarısız dedi.

İmamoğlu önde: “Önümüzdeki Pazar Cumhurbaşkanlığı seçimi 2. turu yapılacak olsa Recep Tayyip Erdoğan’a mı Ekrem İmamoğlu’na mı oy verirsiniz?” şeklindeki soruya katılımcıların yüzde 48’i İmamoğlu yanıtını verirken yüzde 39’u Erdoğan yanıtını verdi.

Erken seçim talebi: “Türkiye’nin erken seçime gitmesini ister misiniz?” sorusuna verilen yanıtlara göre katılımcıların yüzde 53,4’ü erken seçim istediğini belirtti. İstemeyenler yüzde 42’de kaldı. Erken seçim isteyenlerin geçen yıl haziranda yüzde 43, Ocak 2025’te 45 olurken nisan ayında 53,4’e yükseldi.

Diploma kararı: “Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasının iptal edilmesi doğru bir karar mıdır?” sorusuna yüzde 58 yanlış cevabını verirken yüzde 27 ise doğru bulduğunu söyledi.

Tutuklanması yanlış: “Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna ise yüzde 57,7 yanlış yanıtını verdi. Bu soruya da doğru yanıtını verenlerin oranı yüzde 28’de kaldı.

Protestolar: “İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından başlayan protestolara katılan pek çok kişi tutuklandı. Bu tutuklamaları haklı buluyor musunuz?” şeklinde soru yöneltildi. Haksız buluyorum diyenler yüzde 62 olurken haklı bulduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 28’de kaldı. Bu oran özellikle sokağı kriminalize etmeye çalışan iktidar için kötü bir haber.

Boykot haklı: “Boykot, vatandaşların tepkisini göstermesi açısından doğru ve meşru bir yöntem midir?” sorusuna katılımcıların yüzde 56’sı doğru ve meşrudur derken yüzde 38’i haksızdır yanıtını verdi. Boykot çağrılarını ülke ekonomisine darbe vurmak istiyorlar diyen iktidarın çabaları yetersiz kaldı.

CHP birinci parti: 31 Mart’ta kurulduğundan bu yana ilk kez ikinci parti konumuna gerileyen AKP’de erimenin hızla devam ettiği ortaya çıktı. Araştırmada “Bu Pazar Milletvekilliği Seçimi Olsa” sorusu da yöneltildi. Kararsızlar dağıtıktan sonra CHP yüzde 36,1 ile birinci parti oldu. AKP, yüzde 32 ile ikinci parti, DEM Parti yüzde 8,7 ile üçüncü, MHP yüzde 7,9 ile dördüncü parti oldu.

Türkiye’nin sorunlarını hangi parti çözer sorusuna ise “AKP”, “CHP” ve “hiçbiri” yanıtını verenlerin oranı yüzde 28 oldu.

 

Paylaşın

2,4 Milyondan Fazla Afgan Mülteci Geri Döndü

Merkezi İsviçre’nin Cenevre şehrinde bulunan Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Eylül 2023’ten bu yana 2,43 milyondan fazla Afgan mültecinin İran ve Pakistan’dan Afganistan’a geri döndüğünü açıkladı.

Haber Merkezi / IOM açıklamasında, geri dönenlerin yüzde 54’ünün İran ve Pakistan tarafından zorla sınır dışı edildiğini vurguladı. Örgüt açıklamasında ayrıca, Afganistan’a geri dönen 1 milyondan fazla kişiye yardım ettiğini de belirtti.

IOM, özellikle Pakistan’dan gelenlerin sayısında son haftalarda önemli bir artış gözlemlendiğini, sadece son iki haftada 60 bin kişinin geri döndüğünü bildirdi.

IOM, Afgan mültecilerin güvenli, onurlu ve gönüllü geri dönüşlerini sağlayacak koşullar sağlanana kadar tüm ev sahibi ülkeler tarafından zorla geri gönderilmelerinin durdurulması çağrısında bulundu.

İran ve Pakistan son aylarda sınır dışı etme işlemlerini yoğunlaştırdı. Bu mültecilerin çoğu ekonomik zorluklardan ve Taliban misillemesi tehdidinden kaçmak için Afganistan’dan kaçmıştı.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Vatandaşın Bankalara Borcu 4,3 Trilyon Lirayı Aştı

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye devam ederken, vatandaşın banka borçları 28 Mart – 4 Nisan arasındaki haftada, 49,7 milyar lira artarak 4 trilyon 329 milyar liraya kadar yükseldi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, sosyal medya hesabı üzerinden ekonomiye dair açıklamalarda bulundu. Gökan Zeybek, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Ekonomide kara delik açıldı. Sandık tek çare. Vatandaşın banka borçları 4,3 trilyonu geçti. Vatandaşların, bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları, 28 Mart – 4 Nisan günleri arasındaki haftada, artan kredi faizlerine rağmen 49,7 milyar lira artarak 4 trilyon 329 milyar liraya kadar yükseldi. Takipteki 4 milyon kişi yıllardır borcunu ödeyemiyor.

Hem bankalar ve finans kuruluşları hem varlık yönetim şirketleri tarafından takip edilenler tek kişi sayıldığında takipteki toplam vatandaş sayısı 3 milyon 998 bin 602’yi buluyor.

“Bankalar rekor gelir sağladı”

Halk battı, banka çıktı. Artan hayat pahalılığı karşısında geliri yetersiz kalan yurttaş, yüksek faiz oranlarına rağmen banka kredilerine yönelmek zorunda kaldı. Bankalar da hem yüksek faizden hem de batık kredilerden rekor gelir sağladı. Batık kredilerden sağlanan faiz geliri, yılın ilk iki ayında yüzde 181,3 oranında artarak 13 milyar 980 milyon liraya ulaştı.

Dolarizasyon:19 Mart darbesiyle birlikte hem vatandaşlar hem şirketlerden dövize yoğun bir talep geldi. Söz konusu üç haftada döviz cinsinden mevduatlar da 12 milyar dolar artarak 216 milyar dolara kadar çıktı.

Üç ayda en az 455 bin işçi işinden çıkarıldı. Bu yılın ilk üç aylık döneminde en az 455 bin 574 kişi işvereni tarafından işinden çıkarıldığı için işsizlik ödeneği alabilmek umuduyla İşsizlik Sigortası Fonuna başvurdu.

İşsizin parası nereye harcanıyor. Bu yılın ilk üç ayında İşsizlik Sigortası Fonundan toplam 61,5 milyar lira harcama yapıldı. Bu harcamanın yalnızca 21,8 milyar lirası işsizlik ödeneği alanlara yapılan ödemeler ile bunlar adına yapılan genel sağlık sigortası primi ve damga vergisi ödemelerinden oluştu.

“İcra dairelerine 2,9 milyon yeni dosya geldi”

İcra dairelerine 2,9 milyon yeni dosya geldi. İcra dairelerine 1 Ocak – 12 Nisan günleri arasında UYAP üzerinden gelen yeni dosya sayısı 2024 yılının aynı dönemine göre yüzde 4,6 oranında artarak 2 milyon 900 bin oldu.

Emeklilik yaşı sefalet çağı oldu. Yaşlılık aylığı alan her 6 emekliden biri çalışmak zorunda. 60 yaş üstü yurttaşların İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı arttı. İŞKUR’a kayıtlı işsizlerin 30 bin 367’sini 60 yaş ve üzerindeki işsizler oluşturdu. Bu sayı geçen yılın mart ayında 28 bin 510 kişiydi. Üstelik toplam işsiz sayısı azalırken 60 yaş ve üzerindeki başvuruda artış yaşandı. Ocak-mart döneminde 60 ve üzeri yaştaki 3 bin 640 kişi İŞKUR aracılığıyla işe yerleştirildi.”

Paylaşın