İran İle İsrail Arasında Gerilim Tırmanıyor: Sert Karşılık Veririz

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, “Şunu açıklığa kavuşturmak isterim, kendi kararlarımızı kendimiz vereceğiz ve İsrail devleti kendini savunmak için gerekli olan her şeyi yapacak” dedi. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ise, “İsrail’in en ufak işgalinin büyük ve sert bir karşılığa yol açacağı” uyarısında bulundu.

1 Nisan tarihinde Suriye’nin başkenti Şam’daki İran konsolosluğuna bir hava saldırısı düzenlenmiş ve saldırıda İran Devrim Muhafızlarına üye, aralarında iki üst düzey generalin de bulunduğu yedi kişi hayatını kaybetmişti. Tahran, İsrail’in sorumlu tutulduğu bu saldırıya yanıt olarak Cumartesi günü geç saatlerde 300’den fazla füze ve insansız hava aracı (İHA) ateşlemiş ve ilk kez İsrail’e doğrudan saldırıda bulunmuştu.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock ve İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile bir görüşme yaptı.

Görüşmeyle ilgili Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada iki bakanın “her türden öneri ve tavsiyede bulunduğu” ancak Netanyahu’nun iki bakana “Şunu açıklığa kavuşturmak isterim, kendi kararlarımızı kendimiz vereceğiz ve İsrail devleti kendini savunmak için gerekli olan her şeyi yapacak” dediği ifade edildi. Netanyahu’nun İsrail’in “kendini koruma hakkını saklı tutacağını” görüşmede ifade ettiği belirtildi.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ise “İsrail’in en ufak işgalinin büyük ve sert bir karşılığa yol açacağı” uyarısında bulundu. Bu yıl İran’ın başkenti Tahran’ın güneyi yerine kuzeyindeki bir kışlada yapılan askeri geçit töreni sırasında konuşan İran Cumhurbaşkanı Reisi, Cumartesi günü İsrail’e yönelik saldırının “sınırlı” olduğunu söyledi.

İran’ın resmi haber ajansı IRNA’nın aktardığı habere göre İran Cumhurbaşkanı, “Eğer İran daha büyük bir saldırı düzenlemek isteseydi, Siyonist rejimden geriye bir şey kalmazdı” iddiasında bulundu. İranlı yetkililer, İbrahim Reisi’nin konuştuğu askeri geçit töreninin yerinin neden değiştirildiği konusunda bir açıklama yapmadı; devlet televizyonu ise önceki yıllarda olduğu gibi geçit törenini canlı yayınlamadı.

1 Nisan tarihinde Suriye’nin başkenti Şam’daki İran konsolosluğuna bir hava saldırısı düzenlenmiş ve saldırıda İran Devrim Muhafızlarına üye, aralarında iki üst düzey generalin de bulunduğu yedi kişi hayatını kaybetmişti. Tahran, İsrail’in sorumlu tutulduğu bu saldırıya yanıt olarak Cumartesi günü geç saatlerde 300’den fazla füze ve insansız hava aracı (İHA) ateşlemiş ve ilk kez İsrail’e doğrudan saldırıda bulunmuştu.

Füze ve İHA’ların hemen hemen hepsi İsrail, ABD, İngiltere ve Ürdün tarafından havadayken imha edilmişti. İsrail bu saldırıya yanıt verileceğini duyururken Batı ülkelerinden İsrail’e misillemede bulunmama çağrıları yapılmıştı.

İran – İsrail gerilimi

İran ile İsrail arasındaki ilişkiler aslında 1979’daki İslami Devrim’e kadar barışçıldı. Bunun yanında Filistin’in bölünmesine yönelik planlara karşı çıkmasına rağmen, 1948’de kurulan İsrail Devleti’ni tanıyan ikinci İslami devleti, Mısır’dan sonra İran olmuştu.

O dönemde monarşiyle yönetilen ülkenin başında Pehlevi hanedanlığı vardı ve ülke, Orta Doğu’da ABD’nin en büyük müttefiklerinden biriydi. Bu nedenle İsrail Devleti’ni kuran ilk hükümet lideri David Ben-Gurion, yeni Yahudi devletinin Arap komşuları tarafından dışarı itilmemesini sağlamak amacıyla İran’ın dostluğunu kazanmaya çalıştı.

Ancak 1979’da Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin öncülüğündeki İslam Devrimi ile Şahlar tahttan indirildi; yeni yönetim, ABD ve müttefiki İsrail’in “emperyalizmini” reddeden, baskı altındaki toprakları savunma üzerine kurulu olduğunu söylediği bir kimlik inşa etmeye çalıştı.

Ayetullah Humeyni yönetiminde ülke, İsrail’le olan köprüleri yıktı ve İsrail vatandaşlarının pasaportlarını tanımamaya başladı. Tahran’daki İsrail Büyükelçiliği’ni ele geçirerek, kontrolünü bir Filistin devleti kurulması amacıyla İsrail hükümetine karşı mücadele veren Filistin Kurtuluş Örgütü’ne devretti.

Nitekim Humeyni Filistin davasını kendi davası olarak göstermeye başladı ve büyük çaplı Filistin destekçisi yürüyüşler Tahran’da yaygınlaştı. Öte yandan bu dönemde İsrail’de İran’a yönelik düşmanlık 1990’lı yıllara kadar baş göstermedi çünkü Irak’taki Saddam Hüseyin’in varlığı, o dönemde daha büyük bir bölgesel tehdit olarak görülüyordu.

1980-1988 yılları arasında ABD’nin İran’ın komşusu Irak’a yönelik savaşta kullanılan silahları gizli bir şekilde İran’a yönlendirdiği ortaya çıktı ve bu skandalla bağdaştırılan “İran-Kontra” isimli yapılanmada İsrail hükümeti bir aracıydı. Zaman içinde İsrail ve İran arasındaki sözlü rekabet açık bir düşmanlığa dönüştü.

Paylaşın

Kabinede Değişiklik Olacak Mı? AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik Açıkladı

Basın mensuplarına açıklamalarda bulunan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, hükümette ve partide değişim olup olmayacağına yönelik, “Yaptığımız çalışmalarda seçimin sayısal sonuçlarını, çeşitli illerdeki durumunu değerlendiriyoruz” dedi ve ekledi:

“Siyasal sonucu değerlendirme aşamasına geldik. MYK’da, Bakanlar Kurulu’nda değişim olacaksa bu Sayın Cumhurbaşkanımızın takdiridir kuşkusuz. Cumhurbaşkanımız uygun gördüğünde bir tasarrufta bulunur.”

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti MKYK toplantısı sürerken basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Ömer Çelik’in açıklamalarından satır başları şöyle:

“Cumhurbaşkanımızın ve genel başkanımızın iç ve dış politikaya yönelik değerlendirmeleri olmuştur. Netanyahu ve ekibinin bölgedeki tansiyonu yükseltmek üzere kasti, hesaplı, sistematik politika izlediğini ifade etmiştik. Netanyahu ve ekibi bölgesel savaş çıksın, bu savaşa ABD de dahil olsun diye riskli bir senaryonun peşinden koşmaktadır. Bu konuda ABD ve diğer ülkelerin sağduyulu olması gerekir. Filistinlilere dönük soykırım siyaseti 40 bine yakın insanın ölümüne sebep oldu.

Buradaki olumsuz koşullar dünyanın gözü önünde devam ediyor. İran’la aralarında çıkan tansiyonla birlikte bir kere daha Netanyahu hükümetini teşvik edecek şekilde tabloyla karşı karşıya kaldık. İsrail doğrudan İran’ın Şam Büyükelçiliği’ni vurdu. Bu saldırıda da İranlı görevliler hayatını kaybetti. Bir ülkenin diplomatik temsilciliğine başka bir ülke tarafından saldırıldığında bütün dünyanın ayağa kalkması tablosu ortaya çıkar. Fakat saldıran İsrail olunca bu konuya herkes ikiyüzlü bir şekilde suskun kaldı.

İran’ın cevabi saldırısına dünyadan kınama geldi. ABD ambargo ve kısıtlama ortaya koyacağını söyledi. Peki İsrail’e dönük bu tepkiler gündeme gelmiyor. Müeyyideler adaletli ve eşit bir şekilde uygulanmıyor. Sorunun temeli, özü bundan ibarettir. Bütün bu gelişmelerin Filistin’deki esas meseleyi unutturmaması gerektiğini ifade ediyoruz. Muhakkak ateşkes sağlanmalı ve iki devletli çözüme en güçlü şekilde gidilmelidir.

Son zamanlarda Yunanistan’la aramızda normalleşme süreci yaşanıyordu. Bütün normalleşme çabaları güzel bir şekilde devam ederken bir sıkıntılı adım söz konusu. Yunanistan bir okyanuslar konferansı düzenliyor. Ege ve İyon denizinde iki bölgeyi deniz parkı olarak ilan etmeye dönük yaklaşım sergiliyor. Bu normalleşme sürecini sabote eden, tek taraflı deniz parkı ilan etmesini tek taraflı ihlal olarak değerlendiriyoruz.

Deniz parkı ilan etme gibi yaklaşımlara Türkiye’nin hiçbir şekilde müsaade etmeyeceğini ifade ediyoruz. Umarız sağduyulu davranırlar. Bugün gelinen noktada kuşkusuz bölgenin daha fazla tansiyona, şiddete tahammülü yoktur. İsrail’e ne kadar dozda, ne şekilde misilleme yapacağı konusunda akıl verenler, bunlar gelişmiş demokrasi ve ekonomilerdir. İsrail’e bu saldırgan tutumundan vazgeçmesini ifade etmeleri gerekmektedir.

“Ekonomi yönetimine desteğimiz tam”

Ekonomik programımızı yürüten bakanımız Mehmet Bey’le ilgili birtakım spekülasyonlar sosyal medyada dolaşıma sokuluyor. Bu konuda sayın Cumhurbaşkanımızın desteği tamdır. AK Parti olarak ekonomi yönetimine teşekkür ediyor, desteklediğimizi ifade ediyoruz.

Yaptığımız çalışmalarda seçimin sayısal sonuçlarını, çeşitli illerdeki durumunu değerlendiriyoruz. Siyasal sonucu değerlendirme aşamasına geldik. MYK’da, Bakanlar Kurulu’nda değişim olacaksa bu Sayın Cumhurbaşkanımızın takdiridir kuşkusuz. Cumhurbaşkanımız uygun gördüğünde bir tasarrufta bulunur.

7 Haziran’dan itibaren kamudan herhangi bir şekilde İsrail’e destek olma anlamına gelebilecek herhangi tasarrufta bulunulmamıştır. Özel sektörün konularında, Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı 54 birimde kısıtlama tamamen kontrol altına alınmıştır. ‘Savaş yakıtı buradan’ gidiyor sözleri spekülatiftir.

Filistin davası milli siyasetimizin parçasıdır. Bırakın destek olmayı İsrail’in Netanyahu hükümetinin eylemlerinin karşısındaki tutumumuzu devam ettiriyoruz. Yeni konular gündeme gelirse, yeni meseleler olursa bu kısıtlamaları icra etmekten, yeni kararlar almaktan çekinmeyiz. Bu sorulan sorular çerçevesinde herhangi ticarete müsaade edilmemektedir.”

Paylaşın

Sırrı Süreyya Önder, Genel Kurul’u Yönetirken Rahatsızlandı

TBMM Başkanı Bekir Bozdağ, “Meclis Başkanvekilimiz Sırrı Süreyya Önder bu hafta nöbetçi grup başkanvekilimiz. Ancak devam eden tedavisi nedeniyle biraz istirahat ihtiyacı oldu” dedi ve ekledi:

“O nedenle kendisinin yerine Meclis yönetimini ben deruhte edeceğim. Sayın başkanımıza buradan acil şifalar dileklerimizi iletiyoruz. Sıhhati gayet iyidir. Sadece bir istirahat ihtiyacı hasıl olmuştur.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, Genel Kurul’daki oturumu yönetirken rahatsızlandı.

Önder’le ilgili gelişmeyi daha sonra TBMM Başkanı Bekir Bozdağ açıkladı. Bozdağ, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Meclis Başkanvekilimiz Sırrı Süreyya Önder bu hafta nöbetçi grup başkanvekilimiz. Ancak devam eden tedavisi nedeniyle biraz istirahat ihtiyacı oldu. O nedenle kendisinin yerine Meclis yönetimini ben deruhte edeceğim. Sayın başkanımıza buradan acil şifalar dileklerimizi iletiyoruz. Sıhhati gayet iyidir. Sadece bir istirahat ihtiyacı hasıl olmuştur.”

Sırrı Süreyya Önder kimdir?

Sırrı Süreyya Önder, 1962 yılında Adıyaman ilinin merkez ilçesinde, Türkmen kökenli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Berber ve arzuhalci olan babası, 1960’lı yıllarda Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) Adıyaman kurucusu ve il başkanı oldu.

Sekiz yaşındayken babası sirozdan ölen Önder, annesi ve dört kardeşi ile dedesinin evine taşındı ve bu dönemde bir fotoğrafçıda çırak olarak çalışmaya başladı. Fotoğrafçılıktan aldığı ücretin ailesini geçindirmeye yetmemesi üzerine 16 yaşını bitirdikten sonra Sıtma Savaş ve Eradikasyon Teşkilatı’na mevsimlik işçi olarak girdi.

Milliyetçi Cephe Hükûmeti kurulunca bu işini kaybeden Önder, bir lastik tamirci dükkanı açtı. 1978 yılında Adıyaman Lisesi’nde lise iki öğrencisi iken Maraş Katliamı’nı protesto ettiği için tutuklanarak cezaevine giren Önder, tahliye olduktan sonra üniversite sınavında yaptığı ilk tercihi olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazanarak Ankara’ya gitti.

12 Eylül Darbesi yapıldığında Ankara’daydı. İlk tutuklama furyasında hapse girdi. Uzunca bir yargılama sürecinin ardından 12 yıl hapse mahkûm edildi. Afişlerle aranmaya başladığı zaman Ankara’nın Altındağ ilçesinde bir gecekonduda saklanan Önder, geçmiş yıllarda beraber işkence gördüğü bir arkadaşının, saklandığı yeri ihbar etmesi ile yakalanmış ve 105 gün DAL adı verilen bir yerde tutuldu.

105 günlük tutukluluk ardından mahkûmiyeti sona erdi. Açlık grevi gibi protestolar ve eylemler nedeniyle infazlarının yakılması sonucu çeşitli cezaevlerinde yedi yıl hapis yattı.

Önder’in 2013 Taksim Gezi Parkı direnişine karıştığı ve biber gazı fişeğinin isabet etmesi sonucu hastaneye kaldırıldığı bildirildi. Abdullah Öcalan ile Türk Hükûmeti arasında 28 Şubat 2015’te Dolmabahçe Mutabakatı’na yol açan diyalogu kolaylaştıran HDP’li siyasetçilerden oluşan bir heyetin parçasıydı.

Önder, 2013 yılında Nevruz kutlamaları sırasında yaptığı konuşma nedeniyle 3 Aralık 2018’de 43 ay hapis cezasına çarptırıldı. 6 Aralık 2018’de Kocaeli’de cezaevine girdi. Önder, bir gün önce Anayasa Mahkemesi’nin ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermesi üzerine 4 Ekim 2019’da serbest bırakıldı.

17 Mart 2021’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile örgütsel birlik içinde olduğu gerekçesiyle Önder ve 686 diğer HDP’liye 5 yıl siyasetten men ve HDP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne dava açtı.

Önder, gazeteciliğe Ocak 2010 – Mart 2010 tarihleri arasında BirGün gazetesinde köşe yazıları yazarak başladı. Ekim 2010’dan sonra Radikal gazetesinde, 2011 Mayıs – Haziran aylarında Özgür Gündem gazetesinde köşe yazarlığı yaptı.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Can Kaybı 33 Bin 899’a Yükseldi

Filistin – İsrail savaşının 194. günü geride kalırken Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında ölü sayısı sayısı son 24 saatte 56 artarak 33 bin 899’a yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 89 artarak 76 bin 664’e çıktı.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana sürdürdüğü saldırıları nedeniyle yaklaşık 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi’nde 1,9 milyon kişi yerinden edildi. Bu Filistinlilerin çoğu, İsrail’in daha önce “güvenli bölge” olduğunu iddia ettiği Refah kentine sığındı.

Gazze Şeridi’nin en güneyinde, Mısır sınırında yer alan Refah’ın İsrail saldırılarından önce 280 bin olan nüfusu, 5 kattan fazla artarak yaklaşık 1,5 milyona ulaştı. İsrail’in saldırılarından kaçarak, yeterli kalacak yerin bulunmadığı ve altyapının yetersiz olduğu Refah’a sığınan Filistinlilerin büyük bölümü, derme çatma çadırlardan oluşan kamplarda yaşam mücadelesi veriyor.

İsrail ordusunun sık sık hava saldırıları düzenlediği Refah’a kara saldırısı başlatması halinde sivillerin Gazze Şeridi’nde sığınacak yerinin kalmayacağından endişe ediliyor.

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM), savaşın devam ettiği Gazze Şeridi’nde kıtlık riskiyle karşı karşıya olan Filistinliler için 2,8 milyar dolar yardım çağrısında bulundu. BM’nin Gazze ve Batı Şeria’daki insani yardım ofisinin başkanı Andrea De Domenico gazetecilere yaptığı açıklamada, savaştan zarar gören Gazze’de sadece yaklaşan kıtlık tehlikesiyle değil, temizlik, su ve sağlık tesisleri için de mücadele gerektiğini vurguladı.

De Domenico, bu hizmetlerin yeniden sağlanması ve asgari standartların karşılanması için “büyük operasyonlara” ihtiyaç olduğunu ve bunun da askeri operasyon sürerken yapılamayacağını ekledi.

Hastanelerin, su arıtma tesislerinin, evlerin, yolların ve okulların tahrip edildiğine işaret eden De Domenico, Gazze’deki en büyük hastane olan Şifa Hastanesi’nin saldırı sonucu kapanmak zorunda kaldığını anımsattı. BM yetkilisi, “vücudun bölümlerini inceleyen ve kanserleri tespit edebilen bir MRI cihazının vurulmasındaki askeri amacın ne olduğunu” sorguladı.

Şifa Hastanesi’nde saldırı sonrası gördükleri manzarayı da anlatan De Domenico, “bir dehşet sahnesiyle” karşılaştıklarını, meslektaşlarının, insanlara aile üyelerini ayakkabıları veya giysilerinden tanımaya yardım ettiklerini söyledi.

De Domenico, İsrail’in Gazze’ye daha fazla insani yardım ulaştırma konusunda “iyi niyetli” olduğuna dair işaretler olduğunu belirterek, kıtlık tehdidiyle en çok karşı karşıya olan kuzeye bir yardım geçiti ve fırınlar açılması gerektiğini önerdi. BM’nin İsrail’i daha fazlasını yapmaya zorlamaya devam ettiğini dile getiren yetkili, yardım konvoylarının Gazze’ye girişlerinin İsrail tarafından geciktirildiğine dikkat çekti.

Filistin’in BM’ye tam üyeliği oylanacak

Ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) Filistin’in BM’ye tam üyeliğine ilişkin karar tasarısı oylanacak. Filistin’in BM Daimi Temsilciliği, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda, karar tasarısının Arap Grubu adına Cezayir tarafından hazırlandığını bildirdi.

Karar tasarısı metninde, “BM Genel Kurulu’na Filistin’in tam üye olarak kabul edilmesi tavsiye edilir” ifadesi yer alıyor. BM’ye tam üye olmak için yapılan bir başvurunun, ABD’nin veto edebileceği Güvenlik Konseyi ve ardından 193 üyeli Genel Kurul’un en az üçte ikisi tarafından onaylanması gerekiyor.

1990’ların başında İsrail ve Filistin Yönetimi arasında Oslo Anlaşmaları’nın imzalanmasından bu yana Filistin devletinin kurulması konusunda çok az ilerleme kaydedildi. İsrail yerleşimlerinin genişlemesi engeller arasında yer alırken, İsrail’in BM Büyükelçisi Gilad Erdan, Filistin Yönetimi’nin devlet olmak için gerekli kriterleri karşılamadığını söyledi.

Mahmud Abbas liderliğindeki Filistin Yönetimi, Batı Şeria’da sınırlı bir özerklik uyguluyor ve İsrail’in Oslo Anlaşmaları’ndaki ortağı. Hamas 2007 yılında Filistin Yönetimi’ni Gazze Şeridi’nde iktidardan indirmişti.

Paylaşın

Erdoğan: Rakiplerimizi Asla Sevindirmeyeceğiz

Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, “Kendi bünyemizde gerekli değişimi gerçekleştireceğiz. AK Parti’nin tökezlemesini bekleyen rakiplerimizi asla sevindirmeyeceğiz. Küçük hesaplar ve tuzaklar peşinde koşanların oyunlarına gelmeyeceğiz” dedi ve ekledi:

“Güçlenmiş şekilde yola devam edeceğiz. Önümüzdeki dönemi yeni bir şahlanışın dönüm noktası haline getireceğiz. Biz bugünlere bir anda gelmedik, AK Parti’nin temelinde binlerce kahramanın alın teri var. Şunu herkes görsün ve bilsin, biz bitti demeden hiçbir şey bitmez. Biz bu ülkenin en dinamik partisiyiz, heyecanımız ilk günkü gibi dipdiri.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“31 Mart Pazar günü bir demokrasi bayramı olan mahalli idareler seçimini gerçekleştirdik. Doğudan batıya güneyden kuzeye yurdumuzun dört bir köşesinde vatandaşlarımız sandık başına gitti. Bölücü örgüt yandaşlarının seçmeni baskı altına almaya dönük teşebbüsleri amacına ulaşamadı. Seçim günü milletimizin sergilediği demokratik olgunluk gerçekten takdire şayandır. Vatandaşımız iradesini ortaya koymuştur. 85 milyon olarak birlikte var olduğumuzu hep birlikte Türkiye olduğumuzu tüm dünyaya yeniden gösterdik.

AK Parti teşkilatları hem kampanyada hem de sandık günü olağanüstü bir mücadeleyle çalıştı. Buradan Cumhur İttifakı olarak birlikte hareket ettiğimiz Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ve ülkücü kardeşlerimize de teşekkür ediyorum. Sandıktan çıkan takdir hangi yönde olursa olsun saygındır, makbuldür, başımızın üzerinde yeri vardır. Bize oy versin vermesin sandığa giden tüm vatandaşlarımıza müteşekkiriz.

YSK şimdiye kadar 3 ilçe ve 4 belde de seçimlerin yenilenmesine karar vermiştir. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak şimdiden bu seçimlere hazırlanacağız. Seçimlerde ilk göze çarpan katılım seviyesinin yüzde 78 ile düşük olmasıdır. Bu açıdan birçok zaviyeden kapsamlı değerlendirmeyi hak ediyor. 16 milyon seçmenin iradesi sandığa yansımamıştır. Katılım oranının düşüklüğü partimizin oylarını da etkilemiştir.

Hatay’a özel bir parantez açmak durumundayım. Hatay pek çok siyasi tartışmalara meze edilen bir şehir oldu. Hatay üzerinden sosyal fay hatlarımızla oynamaya çalıştılar. Hatay bu kirli senaryolara karşı tavrını çok net bir şekilde ortaya koymuştur. Hataylı vatandaşlarıma özellikle teşekkür ediyorum. CHP’nin milli irade hazımsızlığı ayyuka çıksa da YSK son noktayı koymuştur. Ölülere oy kullanıldığı gibi akla zarar pek çok yalan söylenmiştir. Önümüzdeki dönemde şehrimizi ziyaret ederek Hataylı kardeşlerimize teşekkür edeceğiz. Özellikle depremzede şehirlerimizin süratle ayağa kaldırılması gündemimizin ilk sırasında yer almaya devam edecektir.

Seçim sonuçlarından herkes kendisine göre dersler çıkaracaktır. Sonuçlara bakarak farklı heveslere kapılanlar olduğunu görüyorum. Bunun bir yerel seçim olduğunu unutup şımaranlar, farklı heveslere kapılan zavallılar olduğunu görüyorum. Adete bir genel seçim havasına kapılarak sanki ülkeyi yöneteceklerini zanneden zavallılar. Yerel iktidar-merkezi iktidar söylemleri DEM’lendikleri ortaklarına diyet hamlesi değilse ham bir hayaldir. 81 ilimizde tek bir iktidar vardır o da 14-28 Mayıs’ta milletin ülkeyi yönetme vazifesi verdiği Cumhurbaşkanı ve kabinesidir. Dün 16.toplantımızı yaptığımız kabinemiz de görevinin başındadır.

Milletimiz bizden kapsamlı, samimi ve cesur bir özeleştiri yapmamızı istemiştir. Milletimizin mesajlarını baş tacı ederken sadece bununla yetinmeyip bu mesajların gereğini de yerine getireceğiz. Bizi var eden ilkelerimize çok daha sıkı sarılacağız. Milletin verdiği mesajları doğru okumalıyız. Muhasebeyi yapmak aziz milletimize karşı görevimizdir.

“Biz bitti demeden hiçbir şey bitmez”

Kendi bünyemizde gerekli değişimi gerçekleştireceğiz. AK Parti’nin tökezlemesini bekleyen rakiplerimizi asla sevindirmeyeceğiz. Küçük hesaplar ve tuzaklar peşinde koşanların oyunlarına gelmeyeceğiz. Güçlenmiş şekilde yola devam edeceğiz. Önümüzdeki dönemi yeni bir şahlanışın dönüm noktası haline getireceğiz. Biz bugünlere bir anda gelmedik, AK Parti’nin temelinde binlerce kahramanın alın teri var. Şunu herkes görsün ve bilsin, biz bitti demeden hiçbir şey bitmez. Biz bu ülkenin en dinamik partisiyiz, heyecanımız ilk günkü gibi dipdiri.

Milletimizin dışında hiç kimsenin yönlendirmesine ihtiyacımız yok. Buradan muhalefete de AK Parti üzerinden kendilerine ikbal devşirmeye çalışanlara da ekmek çıkmaz. Artık seçimin de olmadığı önümüzdeki 4 yıl içinde enflasyonla mücadelemizi inşallah zaferle sonuçlandıracağız. Geçmişte yaptık, yine yapacağız.

Filistin davasını sadece savunmuş değil bu uğurda çok ağır bedeller ödemiş bir hareketiz, böyle bir kadroyuz. Kimse Filistin hassasiyetimizi sorgulamasın. Filistin’i kutlu emanet gibi yüreğimizde taşıdık. Tayyip Erdoğan olarak tek başıma kalsam dahi Filistin mücadelesini savunmaya devam edeceğim. 14 bin çocuğu öldürdüler bunlar Hitler’i çoktan geçtiler. ”

Paylaşın

Her Gün 800 Kadın, Çocuk Doğururken Hayatını Kaybediyor

Dünya genelinde her gün yaklaşık 800 kadın, çocuk doğururken hayatını kaybediyor. Yine dünya genelindeki kadınların dörtte biri, cinsel ilişki talebinde bulunan eşine hayır deme hakkına sahip değil. Ayrıca her on kadından biri de doğum kontrolü konusunda kendi karar veremiyor.

Öte yandan Türkiye’de her 100 bin doğumda 17 kadının, çocuk doğururken yaşamını yitirdiği ifade ediliyor. 2004-2022 yılları arasındaki 18 senelik sürenin baz alındığı dönemde Türkiye’de nitelikli sağlık personelinin katıldığı doğumların ise yüzde 97 olduğu aktarılıyor.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) tarafından hazırlanan bir rapora göre ırkçılık, cinsiyetçilik ve ayrımcılığın diğer türleri nedeniyle, dünya üzerinde milyonlarca kadın ve kızın cinsel ve üreme sağlığı hakkı zedeleniyor.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Siyasi karar alma organlarının büyük oranda erkeklerin hakimiyetinde olduğunu ifade eden UNFPA İcra Direktörü Natalia Kanem, kadınlara yeterince söz hakkı verilmediğini belirtti. Kadın bedeninin birçok kez siyasi çatışma alanı olarak suistimal edildiğini dile getiren Kanem, buna örnek olarak kürtaj hakkı ile ilgili tartışmalara işaret etti.

UNFPA raporuna göre, dünya genelinde her gün yaklaşık 800 kadın, çocuk doğururken hayatını kaybediyor. Yine dünya genelindeki kadınların dörtte biri, cinsel ilişki talebinde bulunan eşine hayır deme hakkına sahip değil. Ayrıca her on kadından biri de doğum kontrolü konusunda kendi karar veremiyor.

Rapor yoksulların toplumun en dezavantajlı kesimi olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya koyuyor. Hamilelik, doğum ve doğum sonrası komplikasyonlar nedeniyle kadın ölümlerinin yarısı, insani kriz ve çatışmaların yaşandığı ülkelerde kayıtlara geçiyor. Bu da günde ortalama 500 ölüm vakasına tekabül ediyor. Diğer yandan tek tek ülkeler ele alındığında da, zengin kesimin yoksullara göre sağlık hizmetlerinden çok daha iyi yararlandığı görülüyor.

Dezavantajlı konumda bulunan kadınların durumunun iyileştirilmesine yönelik spesifik programlar uygulanmasını talep eden UNFPA, 79 milyar dolarlık bir yatırımla, düşük ve orta seviye gelirli ülkelerde, 2030 yılına dek yaklaşık 400 milyon planlanmamış gebeliğin önlenebileceğini ve bir milyon insanın hayatının kurtarılabileceğini ifade ediyor.

Türkiye’deki kadınların durumu

UNFPA raporu 2024 verileri, Türkiye’de yaşayan 15-49 yaş arası kadınların yüzde 48’inin herhangi bir gebelik önleyici yönteme başvurduğunu, bu oranın aynı yaş grubundaki evli ya da bir ilişki yaşayan kadınlarda yüzde 72 olduğunu ortaya koyuyor. Gebelik önleme için modern yöntemler kullanan kadınların oranı ise yine aynı yaş grubunda tüm kadınlarda yüzde 33, evli ve ilişkide olanlarda ise yüzde 50 olarak saptandı.

Raporda doğum esnasında anne ölümleri ile ilgili günümüze en yakın veriler 2020 yılından. Bu başlık altında Türkiye’de her 100 bin doğumda 17 kadının, çocuk doğururken yaşamını yitirdiği ifade ediliyor. 2004-2022 yılları arasındaki 18 senelik sürenin baz alındığı dönemde Türkiye’de nitelikli sağlık personelinin katıldığı doğumların ise yüzde 97 olduğu aktarılıyor.

Paylaşın

Davutoğlu: Milletimizin Verdiği Mesajdan Kimse Kaçamaz

Saadet Partisi ve Gelecek Partisi grubunda seçim değerlendirmesi yapan Ahmet Davutoğlu, “Milletimizin verdiği mesajdan kimse kaçamaz, kimse milletimizin verdiği mesajı göz ardı edemez” dedi.

Ahmet Davutoğlu, iktidarın ilk kez ikinci parti olduğunu ifade ederek, iktidara uyarı mahiyetindeki mesajların doğru algılanmasını dilediğini kaydetti. Ana muhalefete de kredi açıldığını belirten Davutoğlu, “Ana muhalefet partisi de bu krediyi kendisine verilmiş bir kredi olarak değil iktidara dönük büyük tepkinin ortaya çıkardığı geçici kredi olarak görmesi gerekir” dedi.

Temel Karamollaoğlu ve Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu “Milletimizin verdiği mesajdan kimse kaçamaz, kimse milletimizin verdiği mesajı göz ardı edemez” diye konuştu.

Davutoğlu, iktidarın ilk kez ikinci parti olduğunu ifade ederek, iktidara uyarı mahiyetindeki mesajların doğru algılanmasını dilediğini kaydetti. Ana muhalefete de kredi açıldığını belirten Davutoğlu, “Ana muhalefet partisi de bu krediyi kendisine verilmiş bir kredi olarak değil iktidara dönük büyük tepkinin ortaya çıkardığı geçici kredi olarak görmesi gerekir” dedi.

Bugün 1 milyon Gazzelinin felaket ölçeğinde bir açlıkla karşı karşıya bulunduğunu kaydeden Davutoğlu, Gazze’deki çocukların açlıktan öldüğünü vurguladı. Davutoğlu, şöyle konuştu:

“Gazze’de çocuklar açlıktan ölürken, Türkiye’den kalkan gemilerle eğer İsrailli soykırımcı askerler tıka basa karınlarını doyurup o enerjiyle bu çocukları öldürmeye devam etmişlerse, bomba yağdıran uçakların yakıtları Türkiye’den gitmişse, Gazze’de yıkılan Filistinlilerin evlerinin yerine yapılan yerleşimcilerin demiri, çimentosu Türkiye’den gitmişse, bizim tuttuğumuz şeye oruç denir mi, buna ramazan denir mi? Yüreğim kan ağlıyor. Yazıklar olsun bize ki feryadımızı duyuramadık, mühürlü kalpleri açtıramadık. Yazıklar olsun bize ki vefat eden her çocuğun açlığından sorumluyuz.”

Davutoğlu, İsrail ordusunun Ramazan Bayramı’nda düzenlediği saldırıda 3 oğlu ve 4 torunu hayatını kaybeden Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’yi aradığını ve üzüntüleri nedeniyle seslerinin tıkandığını, konuşamadıklarını anlattı.

“Batı medeniyeti her şeyiyle iflas etmiştir”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da, Gazze’nin hala kanayan bir yara ve yürek sızısı olduğunu belirtti. Üç çeyrek asırdır devam eden ve 7 Ekim’den bugüne her geçen gün daha da şiddetlenen siyonist zulmün, ramazan ve bayram dinlemediğini dile getiren Karamollaoğlu, olup bitenlerin dünyanın güzünün içine baka baka, Müslümanlara adeta meydan okurcasına yapıldığını kaydetti.

Karamollaoğlu, sözde asli görevleri dünya üzerinde huzur ve barışı tesis etmek olan uluslararası kurum ve kuruluşların ise aylardır kör, sağır ve dilsiz kesildiğini söyledi. Gelişmiş kabul edilen batılı ülkelerin söz konusu suçlu siyonist rejim olunca tüm değerleri rafa kaldırdığını belirten Karamollaoğlu, “Bir kez daha açıkça görülmüştür ki batı medeniyeti her şeyiyle iflas etmiştir” ifadesini kullandı.

İslam dünyasının da sınıfta kaldığını dile getiren Karamollaoğlu, “Esas üzücü olan ve bizi dehşete düşüren de İslam aleminin tavrıdır” değerlendirmesinde bulundu. Hak ile batılın mücadele merkezinin bugün Gazze olduğunu söyleyen Karamollaoğlu, bu imtihandan geçemeyen hiçbir insanın, kurumun, partinin veya iktidarın diğer sınavlardan geçme imkanı bulunmadığını kaydetti.

Karamollaoğlu, parti veya şahıs ayırt etmeden 5 yıl boyunca görev yapacak tüm belediye başkanlarına, muhtarlara ve belediye meclis üyelerine başarı diledi. Seçim çalışmalarında devlet imkanlarının iktidar için kullanıldığına dikkat çeken Karamollaoğlu, teşkilat mensupları ve vatandaşların katkılarıyla oluşturulmuş bir bütçeyle seçim kampanyasını yürüttüklerini dile getirdi.

Seçim sürecinde kendini ifade etmek adına bütün kulvarları zorladıklarını anlatan Karamollaoğlu, şöyle konuştu: “Zira bizim siyasetimiz yolunu bulma derdinde olanların değil hakikate dair yol alma hedefine inananların işidir. Bizim partimiz ve fikrimiz, yolu kendine mülk etme hevesiyle yanıp tutuşanların değil iyiye, güzele ve doğruya giden yolu açma peşinde koşanların durağıdır, partisidir.

Biz, Erbakan hocamızın işlerini örnek, fikrini esas alarak hakikate mevzi kazandırmak adına siyaset yaparız ve yapıyoruz, yapmakta da devam edeceğiz. Her konuyu pazarlığa dönüştürerek konjonktürel teveccühe talip olanlar bugün varlar ama dün yoktular ve emin olun yarın da olmayacaklar. Doğruyu pazarlayanların, doğru yapanlardan ve doğruyu yaşayanlardan daha fazla itibar görmesi, hatta öne geçmesi, daimi bir konum değil geçici bir durumdur.

Biz Saadet Partisi olarak, sesimizin duyulmasını, fikrimizin anlatılmasını engellemek isteyeni de neden engellemek istediğini de biliyoruz. Çünkü bizim durduğumuz yer ve söylediklerimiz birilerinin hem sahteliğini hem de sahteciliğini ifşa ediyor. Çünkü iktidar partisi ve müttefikleri, bizim kendilerini faş eden siyasetimizden rahatsızlar. Bu çevreler bu nedenle, bizi taklit etmeye, milli görüşün fikri yapısını tahrif ve tahrip etmeye meyilli bir oluşumu palazlandırdılar.

Hatta ‘Milli görüşü kim temsil ediyor?’ tartışmasını bile başlatmaya yeltendiler. Milli görüş gömleğini çıkaran ile milli görüş gömleğini kendisinin sanan arasındaki işbirliği herkesin malumudur. Taklitçiliğin ve işbirlikçiliğin hüküm sürdüğü bu süreçte işimizin zor olduğunu biliyoruz. Bu nedenle, yapılan yanlışları ifşa, yapılması gereken doğruları izah eden biz olmamıza ve bu noktada takdir edilmemize rağmen, milletimizin seçimde mührü neden başka partilerin üzerine vurduğunu elbette değerlendireceğiz.”

Karamollaoğlu, milletin 31 Mart’ta iktidar partisine mesaj verdiğini, ana muhalefet partisine de kredi tanıdığını dile getirdi.

Toplantı öncesinde, salondaki sıraların üzerine davetlilerin takması için “Gazze için harekete geç” yazılı şapka ve Filistin bayrağı renklerini taşıyan atkı bırakıldı. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ile Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da bırakılan atkıları boyunlarını taktı.

Paylaşın

ABD Ve Avrupa Birliği’nden İran’a Yeni Yaptırımlar

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB), geçen hafta sonunda İsrail’e saldırıda bulunan İran’a karşı yeni yaptırımları devreye sokmaya hazırlanıyor.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan yeni yaptırımların İran’ın füze ve insansız hava aracı programı ile birlikte, Devrim Muhafızları ve İran Savunma Bakanlığını da hedef alacağını söyledi. Sullivan, “Müttefiklerimiz ve ortaklarımızın da yakında kendi yaptırımlarını uygulamaya koyacaklarını tahmin ediyoruz” diye ekledi.

AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, bazı üye ülkelerin İran’a yönelik yaptırımların genişletilmesini talep ettiklerini söyledi. Josep Borrell, AB’nin yetkili mercilerine “yaptırımlarla ilgili gerekli çalışmaları başlatması” için bir talep göndereceğini ifade etti.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB), İsrail’e yönelik saldırısının ardından İran’a daha fazla yaptırım uygulamayı düşündüklerini açıkladı.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Washington’un yaptırımlarının İran’ın füze ve insansız hava aracı (İHA) programını, İran Devrim Muhafızları’nı ve İran Savunma Bakanlığı’nı hedef alacağını duyurdu.

Açıklamasında, “Yeni yaptırımlar ve diğer önlemler, İran’ın askeri kapasitesini ve etkinliğini zayıflatmak ve sorunlu davranışlarının tamamınına engel olmak için aralıksız baskıyı devam ettirecek” diyen Sullivan, ABD’nin müttefikleri ve ortaklarının da benzer önlemler alacağını düşündüğünü dile getirdi.

ABD Hazine Bakanı Yellen, “Önümüzdeki günlerde İran’a karşı ek yaptırım önlemleri alacağımızı umuyorum” dedi. Yellen, “Yaptığım görüşmelerde, İran’ın terör finansmanını engellemeye yönelik tüm seçenekler masada olmaya devam ediyor” diye konuştu.

İran’ın petrol ihracatının da söz konusu yaptırımlar arasında olabileceğini kaydeden Yellen, bu konuyla ilgili olarak, “İran bir miktar petrol ihraç etmeye devam ediyor. Yapabileceğimiz daha fazla şey olabilir” ifadelerini kullandı.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de İran’a yönelik yaptırımları genişletmek için çalışmalara başladıklarını kamuoyu ile paylaştı. Brüksel’de yapılan AB Dışişleri Bakanları toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Borrell, hazırlanan yeni yaptırım paketinin, İran’ın Rusya’ya insansız hava aracı tedariğini de kapsayan silah ihracatına yönelik olacağını bildirdi.

Kendine bağlı yetkili kurumları, yeni yaptırımlarla ilgili çalışmalara başlamaları için görevlendireceğini ifade eden Josep Borrell, AB’ye üye ülkelerin İran’ın saldırısını bir kez daha kınadığını ve İsrail’in kendini savunma hakkını desteklediğini vurgulayarak, “Uçurumun kenarından uzaklaşmalıyız” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, sosyal medya hesabında yaptığı bir paylaşımda yaptırımlarla ilgili mesajları memnuniyetle karşıladıklarını yazdı. İsrail, bazı ülkelere mektup göndererek İran’a yaptırım uygulamalarını ve Devrim Muhafızları’nı “terör örgütü” ilan etmelerini istemişti.

Mevcut yaptırımlar

ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları nükleer kapasitesini, enerji ve savunma sektörlerini, hükümet yetkililerini, bankaları ve İran ekonomisini hedef alıyor. ABD, İran Atom Enerjisi Örgütü ve İran’ın nükleer programıyla bağlantılı olduğunu söylediği diğer şirketlerin yanı sıra İran Merkez Bankası da dahil olmak üzere düzinelerce bankaya yaptırım uyguluyor.

Washington ayrıca İran’ın enerji sektöründen elde ettiği geliri engellemek amacıyla Ulusal İran Petrol Şirketi ve Petrol Bakanlığı’nın yanısıra İran hükümet yetkililerini de hedef alıyor.

Paylaşın

Erdoğan, Kapıyı Aralamıştı: Özel’den “Yüz Yüze Görüşme” Açıklaması

CHP Lideri Özgür Özel, “Ben Sayın Cumhurbaşkanı ile bayramda telefonlaştığımızda da söyledim. Biz Türkiye’nin ana muhalefet partisiyiz. Bu seçimlerde birinci partiyiz ama yurt dışına çıktığımızda Türkiye’nin partisiyiz” dedi ve ekledi:

“Türkiye’nin hakları, menfaatleri için birlikte çalışmak durumundayız. Bunun için önümüzdeki süreçte Sayın Erdoğan’la yüz yüze bir görüşmemiz de olacak. Orada da konuşacağız. Bizim bazı devlet geleneklerine hızla geri dönmemiz lazım.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Sosyalistler, Demokratlar ve Yeşiller (SOC) Grubu Başkanı Frank Schwabe’nin daveti üzerine geldiği Strazburg’da, AKPM oturumunda SOC Grubu’na hitap ettikten sonra bir dizi görüşme gerçekleştirdi.

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejcinovic Buric ile görüşen Özel, AKPM Sosyalistler, Demokratlar ve Yeşiller grup yönetimiyle de bir araya geldi. Özgür Özel ayrıca, AKPM Türkiye Delegasyonu ile bir toplantı yaptı.

Strazburg’da temaslarına devam eden Özel, AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yüz yüze görüşeceğinin mesajını verdi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel şunları söyledi: “Ben Sayın Cumhurbaşkanı ile bayramda telefonlaştığımızda da söyledim. Biz Türkiye’nin ana muhalefet partisiyiz. Bu seçimlerde birinci partiyiz ama yurt dışına çıktığımızda Türkiye’nin partisiyiz. Türkiye’nin hakları, menfaatleri için birlikte çalışmak durumundayız. Bunun için önümüzdeki süreçte Sayın Erdoğan’la yüz yüze bir görüşmemiz de olacak. Orada da konuşacağız. Bizim bazı devlet geleneklerine hızla geri dönmemiz lazım.

Bundan 20 yıl öncesine kadar liderler talep ettiklerinde, ki önemli ziyaretlerinden önce mutlaka talep ederlerdi, Dışişleri Bakanlığı tarafından brifing verilirdi ve döndüklerinde de ziyaretlerini rapor ederlerdi Dışişleri Bakanlığı’na. Bizim bunu Türkiye Cumhuriyeti’ne hızla geri getirmemiz lazım.”

Erdoğan, görüşme için kapıyı aralamıştı

31 Mart yerel seçimlerinde tarihi bir başarı yakalayan CHP’nin Genel Başkanı Özgür Özel, seçim sonrasında yaptığı açıklamada Erdoğan ile de görüşmek istediğini söylemişti.

Dün Kabine Toplantısı’nın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Erdoğan, bir basın mensubunun “CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in sizden randevu istediği konuşuluyor. Bu talebe yanıtınız ne olur?” sorusuna “CHP’nin Genel Başkanı Sayın Özel’e kapımız açık. Ele alacağımız konu başlıklarımız çok, ziyarete geldikleri anda oturur konuşuruz” yanıtını vermişti.

Paylaşın

Cari Denge Şubat Ayında 3,27 Milyar Dolar Açık Verdi

Cari denge ocak ayında 2,52 milyar dolar açık verirken, şubat ayında 3,27 milyar dolar açık verdi. Böylelikle cari dengede 5,7 milyar dolarlık açık görülen temmuz ayından bu yana en yüksek açık rakamına ulaşıldı.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Ödemeler Dengesi Gelişmeleri Şubat 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre; Şubat ayında cari işlemler hesabı 3 milyar 265 milyon doları açık kaydetti. Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı ise 2 milyar 106 milyon dolar fazla verdi. Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı 4 milyar 751 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Hizmetler dengesi kaynaklı net girişler 2 milyar 381 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu kalem altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler 1 milyar 957 milyon dolar oldu. Birincil gelir dengesi ve ikincil gelir dengesi kalemleri sırasıyla 849 milyon dolar net çıkış ve 46 milyon dolar net çıkış kaydetti.

Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net çıkışlar 142 milyon dolar olarak kaydedildi. Portföy yatırımları 4 milyar 415 milyon dolar tutarında net giriş kaydetti. Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi piyasasında 136 milyon dolar net satış ve devlet iç borçlanma senetleri piyasasında 98 milyon dolar net alış yaptığı görüldü.

Yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak; bankalar, Genel Hükümet ve diğer sektörler sırasıyla 2 milyar 659 milyon dolar, 3.000 milyon dolar ve 500 milyon dolar net borçlanma gerçekleşti. Diğer yatırımlar altında, yurt içi bankaların yurt dışı muhabirlerindeki efektif ve mevduat varlıkları 1 milyar 696 milyon dolar net artış kaydetti.

Yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları, yabancı para cinsinden 220 milyon dolar net artış ve Türk lirası cinsinden 274 milyon dolar net azalış olmak üzere toplam 54 milyon dolar net azalış kaydetti.

Yurt dışından sağlanan kredilerle ilgili olarak, bankalar ve diğer sektörler sırasıyla 115 milyon dolar ve 265 milyon dolar net kullanım, Genel Hükümet ise 138 milyon dolar net geri ödeme gerçekleştirdi. Resmi rezervlerde bu ay 6 milyar 230 milyon dolar net azalış oldu.

Paylaşın