Gazze’de İsrail Saldırılarında Can Kaybı 34 Bin 844’e Yükseldi

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 55 artarak 34 bin 844’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 200 artarak 78 bin 404’e yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan ABD yönetiminden üst düzey bir yetkili, ülkesinin İsrail’in Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah şehrine yönelik kara operasyonundan duyduğu endişeden dolayı bu ülkeye bomba göndermeyi durdurduğunu söyledi.

Associated Press (AP) haber ajansına dün konuşan ancak ismi açıklanmayan yetkili, ABD’nin gönderilecek bombaların nerede ve nasıl kullanacağından endişe duyduğunu, sevkiyatı durdurmaya bu nedenle karar verdiğini belirtti.

Yetkili, kararın geçen hafta alındığını ve daha sonraki bir tarihte sevkiyata devam edilip edilmeyeceği konusunda henüz nihai bir karar verilmediğini de ekledi.

ABD’nin durdurduğu sevkiyatta 1800 adet 900 kilogramlık bomba ile 1700 adet 225 kilogramlık bomba yer alıyordu. ABD Kongresi‘nde geçen ay, İsrail’e 14 milyar dolar silah yardımı öngören yasa kabul edilmişti. Sevkiyatı durdurulan iki tip bomba ise bu pakete dahil değil.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, İsrail’i Refah’a kapsamlı bir operasyon düzenlemekten kaçınmaya çağırdı.

“Kapsamlı bir operasyon insani felakete yol açar” diyen Guterres, Refah’a böyle bir saldırının “stratejik bir hata” ve “insani açıdan felaket” olacağını söyledi. İsrail ve Hamas’ı ateşkes anlaşması yapmaya çağıran BM Genel Sekreteri, bir anlaşma olmadan İsrailli rehinelerin evlerine dönemeyeceğini kaydetti.

Tüm bölgenin kaderini etkileyecek bir “karar anında” olunduğunu da ifade eden Guterres, yüz binlerce Filistinli sivil için gidecek güvenli bölge olmadığına dikkat çekerek, bölgeye insani yardım geçişi için Refah ve Karem Şalom kapılarının derhal açılması gerektiğini vurguladı.

Hamas’tan İsrail’e “son şans” uyarısı

Hamas’ın, Mısır ve Katar tarafından sunulan ateşkes önerisini kabul ettiğini duyurmasına rağmen, Refah’a kara saldırısı başlattığını ilan eden İsrail, Gazze Şeridi’nin Mısır’a açılan sınır kapısının Filistin kısmını ele geçirdiğini duyurdu.

Rehinelerin durumuna dair uluslararası basına konuşan bir Hamas yetkilisi ise Refah operasyonunu genişletmeden önce rehinelerin serbest kalması için İsrail’in son bir şansı olduğunu söyledi. Hamas’ın elinde 35’i ölü 128 rehine olduğu tahmin ediliyor.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi (OHCHR), sivillerin zorla yerinden edilmesinin uluslararası hukukun ihlali anlamına geldiğini ve savaş suçu sayıldığını hatırlatarak İsrail’e “savaş suçu” uyarısında bulundu. BM’nin insani yardım örgütü (OCHA) de İsrail operasyonlarının bölgede yardım faaliyetlerini aksattığını, sahadaki BM personelinin korku ve panik içinde olduğunu kaydetti.

Hamas’ın kabul ettiği ateşkes anlaşması neyi içeriyordu?

Hamas, pazartesi günü yaptığı açıklamada ateşkes ve rehinelere karşılık esir takası için üç aşamalı bir anlaşmayı kabul ettiğini bildirdi. İsrailli bir yetkili ise anlaşmanın İsrail için kabul edilebilir olmadığını çünkü şartların “yumuşatıldığını” iddia etti.

Hamas yetkilileri tarafından şu ana kadar açıklanan ayrıntılara, önerinin bir kopyasına ve görüşmeler hakkında bilgi veren yetkililere göre, Hamas’ın kabul ettiğini belirttiği anlaşma, birinci aşamada şu maddeleri içeriyor:

42 günlük ateşkes Hamas’ın 33 İsrailli rehineyi (hayatta ya da ölü) serbest bırakacak, buna karşılık İsrail’in serbest bırakılan her İsrailli rehine için 30 çocuk ve kadını serbest bırakacak,

Ateşkesin ilk gününden itibaren Gazze’ye yeterli miktarda insani yardım, yardım malzemesi ve yakıt girişi olacak Hamas, anlaşmanın üçüncü gününde üç İsrailli rehineyi serbest bırakacak ve ardından her yedi günde bir üç rehine daha serbest bırakacak,

Altıncı haftada Hamas bu aşama kapsamında kalan tüm sivil rehineleri serbest bırakacak, buna karşılık İsrail de İsrail hapishanelerindeki mutabık kalınan sayıda Filistinli mahkûmu serbest bırakacak.

İsrail askerlerini Gazze’den kısmen çekecek ve Filistinlilerin Gazze’nin güneyinden kuzeyine serbest dolaşımına izin verecek, Gazze Şeridi üzerindeki askeri uçuşlar günde 10 saat, rehinelerin ve mahkumların serbest bırakıldığı gün ise 12 saat süreyle durdurulacak.

İlk Filistinli tutsakların serbest bırakılmasının üçüncü gününde İsrail güçleri Gazze’nin kuzeyindeki El Raşid Caddesi’nden tamamen çekilecek ve tüm askeri tesisler dağıtılacak, ilk aşamanın 22. gününde İsrail güçleri, Selahaddin Caddesi’nin doğusundaki Gazze’nin merkezinden İsrail sınırına yakın bir bölgeye çekilecek.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan ‘Yeni Anayasa’ Açıklaması: Bu Oyuna Gelmeyiz

Gelecek – Saadet grubunda konuşan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, yeni Anayasa tartışmalarına ilişkin, “Anayasa’nın ilk dört maddesi değişmez, beşinci değişmeyen madde de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemidir demesinler. Çünkü o bir maddeden ibaret değil” dedi ve ekledi:

“Onlarca madde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle ilgili. Sen onu dediğin anda anayasa tartışmasının esası, özü kalmıyor. Makyaj yapmayalım anayasaya. Bir kez de gerçekten kamuoyu algısına dayalı bir iş değil de, makyaj değil de özle çalışalım. Getirin anayasanın her şeyini tartışalım açık yüreklilikle. Gündem değiştirmek için ve gündemi oyalamak için bir anayasa değişikliği getirirseniz önce sorarız biz ‘elinizdeki anayasaya uyuyor musunuz? Anayasa Mahkemesi ve Anayasa’nın verdiği yetkiye uyuyor musunuz?’ Mesele yoksulluğu örtmek, emeklilerin feryadını örtmek ve Türkiye’yi meşgul etmekse bu oyuna gelmeyiz.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Gelecek – Saadet grubunda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir konuşmasında “siyasi yumuşama dönemi başladı” dediğini dile getiren Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Siyasetin yeni bir çerçeveye oturması gereken günlerden geçiyoruz. 1 Nisan sabahında uyandığımızda herkes kendi muhasebesini yaptı ama en büyük muhasebeyi de iktidarın yapması beklenirdi. Gerçekten bir muhasebe yapıldı mı bilmiyoruz ama bir söz bizi umutlandırdı; sayın Erdoğan çıktı ve dedi ki, ‘siyasi yumuşama devri başladı’. İktidarın yaklaşık 8 yıldır acımasızca sürdürdüğü kutuplaştırma hatta kafirleştirme söylemleri terk mi ediliyor? 2002’de yola çıktığınızda stratejik hedefiniz neydi ve bugün Türkiye bu stratejik hedefin neresinde?

Hep beraber diyorduk ki 28 Şubat zulmünün getirdiği yasakları kaldıracağız. Ama bu yasak sadece başörtü yasağı değildi. Yasakların basın ve düşünce özgürlüğü üzerinde Demokles’in kılıcı gibi bir baskı devam ediyorsa yasaklar kalktı diyebilir miyiz? İnsanlar düşünce ifade etmekten korkuyorlarsa, kapalı kapılar ardında bile konuşurken telefonlarını dışarıda bırakıyorlarsa yasaklar kalkmış olabilir mi? Ne diyorduk; hortumlamalar, yolsuzluklar bitecek diyorduk peki bugün ne durumda yolsuzluklar? Artık bırakın hortumlama, her yer yolsuzluk.”

Gerçek bir siyasi yumuşama isteniyorsa, sivil ve kapsamlı bir anayasanın tartışmaya açılması gerektiğini dile getiren Davutoğlu, şöyle konuştu:

Anayasa’nın ilk dört maddesi değişmez, beşinci değişmeyen madde de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemidir’ demesinler. Çünkü o bir maddeden ibaret değil. Onlarca madde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle ilgili. Sen onu dediğin anda anayasa tartışmasının esası, özü kalmıyor. Makyaj yapmayalım anayasaya. Bir kez de gerçekten kamuoyu algısına dayalı bir iş değil de, makyaj değil de özle çalışalım. Getirin anayasanın her şeyini tartışalım açık yüreklilikle. Gündem değiştirmek için ve gündemi oyalamak için bir anayasa değişikliği getirirseniz önce sorarız biz ‘elinizdeki anayasaya uyuyor musunuz? Anayasa Mahkemesi ve Anayasa’nın verdiği yetkiye uyuyor musunuz?’ Mesele yoksulluğu örtmek, emeklilerin feryadını örtmek ve Türkiye’yi meşgul etmekse bu oyuna gelmeyiz.

Dünyanın her yerindeki yüksek mahkemelerin sahip olduğu itibarın Anayasa Mahkemesine de kazandırılması gerektiğini belirten Davutoğlu, gerçekten yumuşama isteniyorsa Can Atalay ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararının da uygulanmasını gerektiğini söyledi.

Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini ifade eden Davutoğlu, “Mazlumlarla yumuşayın katillerle değil. Bir iddianame çıkıyor. Bu iddianame hazırlanırken maktulün eşinden ifade alınıyor. Bir insanın bütün iç dünyasını bilen tek kişi eşidir. Eşi bir takım ifadelerde bulunuyor, muhtemelen Sinan Ateş’in kimseye söylemediği şeyleri söylüyor ama eşin ifadesi iddianamede yok. Şimdi sayın Erdoğan, siz eğer maktul yakınları ile yumuşamak yerine katiller ve onun azmettiricileri ile yumuşarsanız Özgür Özel ile verdiğiniz resmin ne anlamı kalır?

Eşkıya Başkent’e inmiş, başkent sokağında genç bir akademisyeni katletmiş ve iktidar o eşkıya ile yumuşama içinde ama maktulun eşinin ifadesini iddianameye sokmuyor. Eğer bir yumuşama olacaksa basın ve düşünce özgürlüğüne yönelik bütün davalar düşürülsün. Düşünce ise suç değildir densin. Basına açıklamada bulunulsun; bize en sert şekilde eleştirebilirsiniz denilsin. Yaşı ileri ve hasta tutuklular konusunda da bir siyasi yumuşama sergileyin ve bırakın. Eğer çok ağır şartlarda hasta ise ailesinin yanında vefat etsin.

Yaşı 90’a gelmiş bir 28 Şubatçıyı hapishanelerde ölüme terk edeceksiniz o yıllarda sivil teorisyenliğini yapanlar Beştepe’de memur sıfatına sokacaksınız işte bu adaletsizliktir. TRT başta olmak üzere medya üzerindeki ambargoları kaldırın. Siz Sayın Özgür Özel’le televizyon ekranlarında da buluşun. Ne sakıncası var? Eğer toplumsal bir yumuşama bekliyorsanız 15 Temmuz darbesine karışan herkesi cezalandırın ama 15 Temmuz darbecisinin en baş sorumlusunun ağabeyini Hollanda’ya büyükelçi yapıp Anadolu’da parası olmadığı için sizin törenlerle açtığınız okullara çocuklarını gönderen aileleri yedi göbek cezalandırmayı bırakın.”

Davutoğlu, 20 bin öğretmen ataması yapılacağının açıklandığını anımsatarak, 68 bin öğretmene ihtiyaç bulunduğu söylenmesine rağmen böyle bir kontenjan açıklanmasının yetersiz olduğunu iddia etti. Davutoğlu, söz verildiği halde mülakatların kaldırılmadığına dair eleştiride bulundu.

Gelecek Partisinin, geçen günlerde Haymana’da gerçekleştirdiği toplantıdan sonra “yalan yanlış şeyler söylendiğini” ifade eden Davutoğlu, toplantıya ilişkin ortaya atılan iddiaların doğru olmadığını dile getirdi.

Temel Karamollaoğlu’nun CHP ile ittifak sürecinde özellikle AK Parti tarafından linç kampanyasına uğradığı belirten Davutoğlu, “Temel Bey kınayanın kınamasından kaçmadı. Temel Bey, ‘Bizler camilerden kovulduk, ağır hakaretler işittik’ dedi. Şimdi Erdoğan ve o gün iktidar sahibi olanlar Karamollaoğlu’na bu muamelenin yapılması için kampanya yürüttüler. Şimdi CHP liderinin elini sıkıyor. Yani Temel Bey’in 6 yıl önce yaptığını şimdi yapıyor ama biz o eli sıkanlara şu an hiçbir şey söylemeyeceğiz, takdir edeceğiz” dedi.

“Hamas’ın yanında olmaya devam edeceğiz”

Grupta konuşan Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya da 7 Ekim’den bu yana Filistin’deki masumlarla beraber insanlığın da bombalar altında kaldığını belirterek, “Hamas bizim için 7 Ekim’de başlayan bir direniş hareketi değil, 75 yıldır o topraklardaki haklı mücadelenin bugünkü bayraktarlarından bir tanesidir. Hamas biziz, biz Hamasız ve her zaman Hamas’ın yanında olmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.

Türkiye’nin hem bulunduğu coğrafyada hem de dünyada barışı tesis edebilmesi için güçlü olması gerektiğini belirten Kaya, şunları söyledi: “Onun için 3 temel şiarımız var; Yaşanabilir bir Türkiye, yeniden büyük Türkiye ve yeni bir dünya… Çünkü biz şuna inanıyoruz; Yeniden büyük bir Türkiye’nin yolu yaşanabilir bir Türkiye’den geçiyor. Gençlerimizin mülakatla haklarının çalındığı bir Türkiye’den güçlü bir Türkiye olmaz. 10 bin lira emekli maaşına mahkum edilmiş milyonlarca insanımızın olduğu bir Türkiye’de elbette güçlü bir Türkiye çıkmaz.

Soluğu Batı ülkelerinde almayı kendi diplomatik başarısı için şart gören bir iktidardan da elbette güçlü bir Türkiye çıkmaz. Dolayısıyla bütün bu hususları göz önüne aldığımız zaman Türkiye’nin çok acil bir şekilde maddi ve manevi bir kalkınmaya ihtiyacı var. Türkiye’nin şahsiyetli bir dış politika izlemesi halinde başta Türkiye olmak üzere Suriye’de, Irak’ta, İran’da, Libya’da, Mısır’da, Amerika’da, İngiltere’de insanların huzura, barışa kavuşacağını ifade ediyoruz. Onun için güçlü bir Türkiye’nin yolu, milli birlik ve beraberlikten geçer.”

Paylaşın

Konut Kredisi Borçları 444 Milyar 533 Milyon Liraya Ulaştı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, bireysel konut kredisi borçlanmaları geçen yıla göre yüzde 13 artarak 444 milyar 533 milyon liraya ulaştı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart ayında Türkiye genelinde konut satışlarının bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 0,1 azalarak 105 bin 394 olduğunu açıkladı.

Karşılaştırma sitesi encazip.com’un raporu ve BDDK verilerine göre, mart ayında Türkiye’deki konut kredisi borçlanmaları, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14 artışla 444 milyar 533 milyon TL’ye ulaştı. Bu artış, genel konut satışları azalırken, konut kredilerindeki talebin artmaya devam ettiğini gösteriyor.

Türkiye’de konut piyasasının dinamikleri, farklı istatistiklerle birlikte ele alındığında çeşitli trendler ortaya koyuyor. BDDK’nın verileri, bireysel konut kredisi borçlanmalarının geçen yıla göre yüzde 13 artarak 444 milyar 533 milyon TL’ye çıktığını belirtiyor.

Ancak bu finansal genişleme, ipotekli konut satışlarında büyük bir düşüşle karşılık buluyor. 2023 Mart ayında 58 bin 522 olan ipotekli konut satışları, bu yıl aynı dönemde yüzde 53’lük bir düşüşle 24 bin 622’ye geriledi.

Buna karşın konut fiyatlarındaki yükseliş durmuyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Şubat ayı ‘Konut Fiyat Endeksi’ raporuna göre, konut fiyatlarındaki nominal artış yüzde 58,3 olarak gerçekleşirken, reel olarak yüzde 5,1 azaldı. Özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde konut metrekare fiyatlarındaki artış dikkat çekiyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri ise, mart ayında Türkiye genelinde konut satışlarının bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 0,1 azalarak 105 bin 394 olduğunu gösteriyor.

İstanbul 19 bin 40 konut satışı ile en fazla satışın yapıldığı şehir olurken, Ankara 9 bin 523 ve İzmir 6 bin 413 konut satışı ile takip ediyor. Ocak-mart dönemi genelinde ise, konut satışları bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 1,3 azalışla 279 bin 604 olarak kaydedildi.

Konut piyasasındaki bu veriler, Türkiye’de konut kredisi borçlanmalarının artmasına rağmen, ipotekli konut satışlarının azalması ve konut fiyatlarının yüksek seviyelerde seyretmesi gibi çelişkili trendleri bir araya getiriyor.

Karar’ın aktardığına göre; Ekonomistler ve piyasa analistleri, bu durumun tüketiciler üzerindeki etkilerini ve uzun vadeli ekonomik sonuçlarını değerlendiriyor. Aynı zamanda, konut piyasasının geleceği üzerine yapılan tahminler de bu tür dengesizlikler ışığında şekilleniyor.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan ‘Siyasette Normalleşme’ Yorumu: Seçmen Zorladı

Erdoğan’ın “siyasette yumuşama veya normalleşme” mesajına ilişkin konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Seçmenler son seçimlerde, merkezi ve yerel yönetimler arasında yeni bir denge oluşturdu” dedi ve ekledi:

“Seçmen siyaseti normalleştirmeyi, siyaseti kutuplaştırma değil, bir araya gelme unsuru olarak, sistemi olarak tanımlamayı hepimize göstermiştir. Net olarak hissettirmiştir. Ve hatta zorlamıştır.”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu, Marmara Belediyeler Birliği (MBB) toplantısında açıklamalarda bulundu.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in görüşmesi sonrası başlayan “Siyasette yumuşama veya normalleşme” tartışmalarına ilişkin Ekrem İmamoğlu, “Bu dönemin bence iki temel özelliği vardır: Birincisi; özellikle seçmenler son seçimlerde, merkezi ve yerel yönetimler arasında yeni bir denge oluşturmuştur. Bu dengenin, vatandaşın hayrına bir iş birliğine dönüşmesini yürekten umuyorum ve diliyorum” dedi.

İmamoğlu, konuya ilişkin açıklamasına şöyle devam etti: “İkincisi; aynı zamanda seçmen siyaseti normalleştirmeyi, siyaseti kutuplaştırma değil, bir araya gelme unsuru olarak, sistemi olarak tanımlamayı hepimize göstermiştir. Net olarak hissettirmiştir. Ve hatta zorlamıştır. Bu konunun, samimiyetin, iş birliği alanlarının genişletilmesinin bize çok büyük fırsatlar sunacağını biliyor ve inanıyorum. Tabii vatandaşlarımızın da bu sürede bizi sınayacağını, bizi takip edeceğini düşünüyorum.”

“Siyasette yumuşama veya normalleşme” tartışması

“Siyasette yumuşama veya normalleşme” tartışmaları Erdoğan ve Özel görüşmesi sonrası başlamıştı. Erdoğan, Özel ile görüşmesine ilişkin, “Özgür Bey şu an CHP’de genel başkan oldu. Genel Başkan olduktan sonra böyle bir ziyareti kendisinin gerçekleştirmiş olması iktidar ve ana muhalefet arasında olumlu bir gelişme” demiş ve eklemişti:

“Bundan önceki süreçlerde bu tür adımlar atılmıyordu. Bu adımın atılmasıyla siyasetin ülkemizde çok daha yumuşama dönemine girdiğini görüyoruz. Ben de Özgür Bey’e ilk fırsatta böyle bir ziyaretin karşılığını yapacağımı söyledim. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. İlk fırsatta da bu ziyareti gerçekleştirerek Türkiye’de siyasetin yumuşama sürecini başlatalım istiyorum.”

Erdoğan’ın “siyasette yumuşama” mesajına yanıt veren Özel, ise şu ifadeleri kullanmıştı: “Şimdi birileri Türkiye’de bir başka tartışma başlatmak istiyor ve yumuşama söylemlerinden bahsediyor. Bu işin sonu anayasaya varsın istiyor. Buradan sesleniyoruz. ODTÜ öğrencileri, 25 yaşındaki günahsız çocukların yazdıkları yazının olduğu stadyumda geleneksel tören yapmak isteyince onun karşısına polis, jandarma çıkaranlar neyin yumuşamasından bahsediyorlar? Hadi görelim. Yarın yumuşayalım. Deniz’in, Yusuf’un, Hüseyin’in hatırasına saygı, ODTÜ’deki kardeşlerimize saygı gösterin. İzni verin. Bir görelim nasıl oluyor bu yumuşama.

Taksim yasak, yumuşayalım. Devrim Stadı yasak, normalleşelim. En çok ben istiyorum normalleşelim. En çok ben istiyorum yumuşayalım. Benim görevim anayasal kayıpları teker teker geri almak. Taksim Anayasa Mahkemesi kararına karşı yasaksa, Anayasa Mahkemesi herkes çıkabilir demişken yasaksa, ODTÜ Stadyumu yasaksa bundan sonra kimse normalleşip de sonu Anayasa’ya varır mı diye düşünmesin.

Anayasa Mahkemesi kararına rağmen arkadaşlarımız Gezi’den içeride yatıyorlarsa ve kimse normalleşmeden bahsetmesin. Ama şunu söyleyelim. Denizleri asanlar, mahkeme kararına anayasal düzeni ortadan kaldırmaya çalışmak yazdılar. Kardeşlerimizi, evlatlarımızı bu bahaneyle astılar. Oysa Deniz anayasal düzeni, anayasayı savunuyordu. Anayasanın özgürlüklerini savunuyordu. Anayasaya sahip çıkmayı savunuyordu. Karşısındakiler yasakladılar. Karşısındakiler onları illegal bir çizgiye itmek için her şeyi denediler.

Bugün anayasa çağrısı yapan ve yeni bir anayasa isteyen herkese diyoruz ki mevcut anayasaya harfiyen uymayan, Türkiye’de anayasaya aykırı yapılan işleri yapmaya devam ederek, kayyum da atasan anayasaya aykırıdır. Öbür taraftan gidip serbestçe anayasal gösteri hakkını kullanmak isteyen işçiye, ODTÜ’lü öğrenciye izin vermeyince de anayasayı siz çiğniyorsunuz. Harfiyen anayasaya uyulmadan, anayasa da olmaz. Yumuşama tartışmaları sonuç da vermez.”

Paylaşın

Başkan Adaylığı İddiaları: Aziz Yıldırım’dan Açıklama

Başkan adayı olacağına dair iddialar üzerine bir açıklama yapan Aziz Yıldırım, “Son günlerde, şahsımla ilgili yazılı ve görsel basında bir çok asılsız haberler ve yorumlar yer almakta, kamuoyu manipüle edilmektedir” dedi ve ekledi:

“Daha önce de bir çok kez ifade ettiğim gibi, ben herhangi bir planlama ve çalışma içerisinde olursam, bunu bizzat kamuoyuyla paylaşırım.”

Yıldırım, açıklamasının devamında, “Şahsım tarafından yapılan bilgilendirmeler dışında, hakkımda yapılan manipülatif haberlere itibar edilmemesini kamuoyundan rica ederim” ifadelerini kullandı.

Fenerbahçe’nin eski başkanı Aziz Yıldırım başkan adayı olacağına dair iddialar üzerine bir açıklama yaptı. Yıldırım’ın açıklaması şu şekilde:

“Son günlerde, şahsımla ilgili yazılı ve görsel basında bir çok asılsız haberler ve yorumlar yer almakta, kamuoyu manipüle edilmektedir.

Daha önce de bir çok kez ifade ettiğim gibi, ben herhangi bir planlama ve çalışma içerisinde olursam, bunu bizzat kamuoyuyla paylaşırım.

Şahsım tarafından yapılan bilgilendirmeler dışında, hakkımda yapılan manipülatif haberlere itibar edilmemesini kamuoyundan rica ederim.”

Paylaşın

Yeni Anayasa Tartışmaları: Dervişoğlu, AK Parti’ye Kapıyı Kapattı

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, yeni Anayasa tartışmalarına ilişkin, “Erdoğan’ın şahsi siyasi kariyerine hizmet etmek amacıyla, Anayasa değişikliği senaryosuna bir figüran aranıyorsa İYİ Parti, böyle bir senaryonun içinde olmayacaktır” dedi ve ekledi:

“Türk milleti de, Hiçbir şahsi ikbalin figüranı yapılamayacaktır. Anayasa değişiklik çalışmalarına ilişkin Kim, kimle ne görüşmesi yaparsa yapsın, ister ziyaret, ister iadeyi ziyaret fark etmez. Amaçları, isterse de ticaret olsun! İYİ Parti gerekirse tek başına, yeni bir “Erdoğan Anayasasına” karşı sonuna kadar mücadele verecektir. Tek adam rejimini tahkim edecek hiçbir anayasa değişikliği teklifini, konuşmaya değer dahi bulmayız. Parlamenter sistemin önünü açacak düzenlemelere bakışımız da bellidir.”

Müsavat Dervişoğlu, konuşmasının devamında, “Yeni anayasa içeriğine dair Sayın Erdoğan Bugüne kadar tek bir şey söylemiştir. “Milletin çeşitliliğini referans alan bir anayasa” yapacaklarını ifade etmiştir. Çünkü, yarattığı Fiili durumlardan meşruiyet devşirmeye alışkın Erdoğan, ülkeye doldurduğu fiili kaçak nüfusuna kılıf arama derdindedir” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu’nun açıklamalarından satırbaşları:

“Yeni anayasa arayışları, Türk milletinin yakıcı sorunlarına ve ihtiyaçlarına yönelik değildir. Bilakis, Sayın Erdoğan’ın siyasi ikbaline ve yeniden adaylık talebine, aslında ‘Ölene kadar cumhurbaşkanı olmasına’ dair gaflet dolu bir ikmal ve takviye çabasıdır.

Milletin cebini yakan enflasyon durdurulamazken; Ayda on bin lira ile ‘sürün’ denilen emeklinin evinde Tencere kaynamıyorken, Yaşıtlarından Bir gün sonra işe başladığı için kusura bakma Sen ‘On yedi yıl sonra emekli olacaksın’ denilenlerin gelecekleri mevzu bile edilmiyorken, memuru, işçisi, ek hesaptan para çekip evine ekmek götürmeye; kredi kartının asgari borcunu da başka bir kredi kartından ödemeye çalışırken; öğrencisi KYK bursuyla hayatta kalma mücadelesi verirken; İşsiz genci bir imkân bulup başka ülkelere kaçmak isterken yeni Anayasadan bahsediyoruz.

Hukuksuz bir ülkede adaletsiz bir düzende ekmeksiz bir millete ‘Yeni Anayasa demek’ Ancak, Abesle iştigaldir. Ve ancak, ‘Ekmek bulamıyorsanız Anayasa yiyin’ demektir. Şimdi bir kez daha, Erdoğan’ın şahsi siyasi kariyerine hizmet etmek amacıyla, Anayasa değişikliği senaryosuna bir figüran aranıyorsa İYİ Parti, böyle bir senaryonun içinde olmayacaktır. Türk milleti de, Hiçbir şahsi ikbalin figüranı yapılamayacaktır.

Anayasa değişiklik çalışmalarına ilişkin Kim, kimle ne görüşmesi yaparsa yapsın, ister ziyaret, ister iadeyi ziyaret fark etmez. Amaçları, isterse de ticaret olsun! İYİ Parti gerekirse tek başına, yeni bir ‘Erdoğan Anayasasına’ karşı sonuna kadar mücadele verecektir. Tek adam rejimini tahkim edecek hiçbir anayasa değişikliği teklifini, konuşmaya değer dahi bulmayız. Parlamenter sistemin önünü açacak düzenlemelere bakışımız da bellidir.

Yeni anayasa içeriğine dair Sayın Erdoğan Bugüne kadar tek bir şey söylemiştir. ‘Milletin çeşitliliğini referans alan bir anayasa’ yapacaklarını ifade etmiştir. Çünkü, yarattığı Fiili durumlardan meşruiyet devşirmeye alışkın Erdoğan, ülkeye doldurduğu fiili kaçak nüfusuna kılıf arama derdindedir.

Biz bu filmi daha önce de gördük millet tanımı değişsin, Türklük tanımı değişsin sonrası malum… Biz, Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletinden, Onun kurucu ilkelerinden asla taviz vermeyeceğiz! Milli ve üniter devletten taraf olan bir siyasi parti olarak; ‘milletin çeşitliliği’ gibi ucube bir kavram üzerinden, Yeni bir anayasa çalışmasını tartışmaya dahi lüzum görmüyoruz.”

Dervişoğlu, yeni Anayasa ile ilgili herhangi bir görüşmede yer almayacaklarını kaydetti. Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesine ilişkin 22 tutuklu şüpheli hakkında hazırlanan iddianameye tepki gösteren Dervişoğlu, “16 ay süren bir soruşturmanın neticesi 146 sayfalık bir hatır senedi. İddianame değil, hukuk tarihimizin çamur belgesi” diye konuştu.

Paylaşın

Küresel Isınma: ‘En Sıcak Nisan’ Yaşandı

Geçtiğimiz nisan ayı, tüm dünyada kaydedilen en sıcak nisan ayı oldu. Nisan ayı ile birlikte geride kalan son 12 ay, dünyada şimdiye kadar kaydedilen en sıcak 12 aylık dönem oldu.

Avrupa Birliği’nin (AB) Copernicus uydu izleme sistemiyle yapılan ölçümlere göre, geçen ayın şimdiye kadar küresel olarak kaydedilen “en sıcak Nisan” olduğu bildirildi. Copernicus’tan yapılan açıklamada, geçen ayın ortalama yüzey hava sıcaklığının 15,03 derece ölçüldüğü, bu ölçümün ocak için 1991-2020 ortalamasının 0,67 derece üzerinde olduğu aktarıldı.

Geçen ayın şimdiye kadar küresel olarak kaydedilen “en sıcak nisan” olduğu bilgisine yer verilen açıklamada, ayrıca son 12 ayın üst üste kaydedilen en sıcak aylar olduğu kaydedildi.

Açıklamada, son 12 aydaki (Mayıs 2023-Nisan 2024) küresel ortalama sıcaklığın 1991-2020 ortalamasının 0,73 santigrat derece üzerinde ölçüldüğü bildirildi. Ayrıca sıcaklıkların en çok Doğu Avrupa bölgesinde ortalamanın üzerinde görüldüğü ifade edildi.

Dünya genelindeki duruma da yer verilen açıklamada Avrupa dışında, sıcaklıkların Kuzey Amerika’nın kuzey ve kuzeydoğusunda, Grönland’da, Doğu Asya’da, Ortadoğu’nun kuzeybatısında, Güney Amerika’nın bazı kısımlarında ve Afrika’nın büyük bölümünde ortalamanın üzerinde seyrettiği kaydedildi.

Deniz yüzeyi sıcaklıklarının aylar boyunca rekor düzeyde seyretmesi gibi bazı durumlar, bilim insanlarını, insan faaliyetlerinin iklim sisteminde “bardağı taşıran” bir etki yaratıp yaratmayacağını araştırmaya yöneltti.

Biliminsanları, iklim değişikliğinin Nisan ayında Afrika’nın Sahel bölgesinde binlerce ölüme neden olan yeni bir sıcak hava dalgası dahil olağanüstü hava koşullarına neden olduğunu doğrulamıştı.

Sıcaklık artışının sınırı olarak belirlenen 1,5 derece, bilim insanlarının ısınma sonucunda ortaya çıkabilecek ölümcül sıcaklık, sel felaketleri ve ekosistemlerin geri dönülemez şekilde zarar görmesi gibi en feci sonuçlardan kaçınılmasını sağlayacağını söylediği seviyeydi.

Ortalama küresel sıcaklığın on yıllar boyunca artışını dikkate alan bu sınır, teknik olarak henüz aşılmadı. Ancak bu hedefin artık gerçekçi olmadığını savunan kimi bilim insanları, hükümetleri hedefin aşılmasını sınırlandırmak için CO2 emisyonlarını daha hızlı azaltmaya çağırıyor.

C3S’nin veri seti 1940 yılına kadar uzanıyor. Biliminsanları, diğer verilerle çapraz kontrol yaparak geçen ayın, sanayi öncesi dönemden bu yana en sıcak Nisan ayı olduğunu doğruladı.

“Isınmanın ana nedeni fosil yakıt emisyonlar”

Londra’daki Imperial College Grantham Enstitüsü’nden iklim bilimci Friederike Otto, yakın zamanda konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Isınmanın ana nedeni fosil yakıt emisyonlarıdır” demişti.

Otto, bu emisyonların azaltılmaması halinde gezegenin ısınmaya devam edeceğini ve bunun da daha fazla kuraklığa, yangına, sıcak hava dalgalarına ve şiddetli yağışlara yol açacağını söylemişti.

Woodwell İklim Araştırma Merkezi’nden bilim insanı Jennifer Francis de, “Ancak denizdeki yapay sıcak dalgalarla birleşimi bu rekorları çok nefes kesici hale getirdi” demişti. Francis, El Nino’nun zayıflamasıyla birlikte, her ay küresel ortalama sıcaklıkların aşıldığı marjların düşeceğini söylemişti.

Francis, “Atmosferdeki sera gazı birikintileri yükselmeyi durdurana kadar gidişat değişmeyecek” demişti ve eklemişti: Bu da fosil yakıtları yakmayı bırakmamız, ormansızlaşmayı durdurmamız ve gıdalarımızı mümkün olan en kısa sürede daha sürdürülebilir bir şekilde yetiştirmemiz gerektiği anlamına geliyor.

Paylaşın

Türkiye Kupası’nda İlk Finalist Belli Oldu: Beşiktaş

Türkiye Kupası yarı final rövanş karşılaşmasında Beşiktaş ile MKE Ankaragücü, İnönü’de karşı karşıya geldi. Hakem Zorbay Küçük’ün yönettiği karşılaşmadan Beşiktaş, 1-0 galip ayrılarak kupada adını finale yazdırdı.

Haber Merkezi / Beşiktaş’ı Türkiye Kupası’nda 17. kez finale götüren gol 70. dakikada Muçi’den geldi.

Fatih Karagümrük ile Trabzonspor, yarı finalin diğer ayağında rövanş maçında karşılaşacak. İlk maçta Trabzonspor sahasında 3-2 kazanmıştı.

Eşleşmenin kazananı finalde Beşiktaş ile mücadele edecek. Türkiye Kupası final karşılaşması 23 Mayıs günü oynanacak.

Karşılaşmadan dakikalar

21. dakikada Rashica’nın savunma arkasına attığı pasta topla buluşan Semih Kılıçsoy’un ceza sahası içi sağ çaprazdan sert şutunda meşin yuvarlak yan ağlarda kaldı. 29. dakikada Rashica’nın sağ çaprazdan ortasında uzak kale direğinde iyi yükselen Muçi’nin kafa vuruşu sonrası meşin yuvarlak kaleci Ertaç’ta kaldı.

31. dakikada Muçi’nin ceza sahası dışı sağ çaprazdan sert vuruşunda top sol kale direğinin dibinden auta gitti. 40. dakikada Bassogog’un pasında topla buluşan Flips’in sağ çaprazdan vuruşunda top yakın kale direğinin yanından auta gitti.

44. dakikada paslaşarak kullanılan sert vuruşta Muçi’nin sol çaprazdan sert şutunda kaleci Ertaç’ın sektirdiği top Rashica’nın önünde kaldı. Bu oyuncunun sağ taraftan ortasında savunmadan seken topa Semih’in vuruşunda kaleci Ertaç tekrar topu uzaklaştırdı.

50. dakikada hızlı gelişen MKE Ankaragücü atağında Efkan Bekiroğlu’nun ara pasıyla ceza sahası içi sol çaprazda topla buluşan Chatzigiovanis’in plase şutunda top kaleci Mert’te kaldı.

55. dakikada ön alanda presle topu kapan MKE Ankaragücü’nde Efkan Bekiroğlu’nun pasında ceza sahasında kaleciyle karşı karşıya kalan Bassogog’un şutunda, Mert Günok topu oyun alanına çeldi. Atağın devamında savunma topu kornere uzaklaştırdı.

70. dakikada savunmadan paslaşarak çıkma düşüncesinde olan MKE Ankaragücü’nde Tolga Ciğerci, ayağı kayması sonucu pasında hedefine ulaşamadı. Hata sonucunda ceza sahası dışında topu kontrol eden Muçi’nin ceza sahasına girerken şutunda top filelere gitti: 1-0.

82. dakikada Muçi’nin ara pasında ceza sahası sol çaprazda topla buluşan Cenk Tosun’un sert şutunda, kalecinin müdahale ettiği top üst direğe çarparak kornere çıktı.

Stat: İnönü

Hakemler: Zorbay Küçük, Erdem Bayık, Murat Tuğberk Curbay

Beşiktaş: Mert Günok, Svensson, Necip Uysal (Tayyip Talha Sanuç dk. 90+3), Colley, Masuaku, Al Musrati (Gedson dk. 46), Salih Uçan (Cenk Tosun dk. 78), Ghezzal (Chamberlain dk. 63), Muçi, Rashica, Semih Kılıçsoy (Muleka dk. 46)

MKE Ankaragücü: Ertaç Özbir, Kitsiou, Radakovic, Mert Çetin (Atakan Çankaya dk. 46), Mujakic, Tolga Ciğerci (Moreira dk. 72), Bassogog, Flips (Macheda dk. 85), Efkan Bekiroğlu, Chatzigiovanis (Rodrigues dk. 82), Bajic (Sowe dk. 46)

Gol: Ernest Muçi (dk. 70) (Beşiktaş)

Paylaşın

Merkez Bankası Başkanı: Enflasyon Tahminleri Beklentilerle Uyumlu

Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, 2025 yıl sonu için belirlenen enflasyon tahmininin ve belirsizlik aralığının mevcut beklentilerle uyumlu olduğunu vurguladı.

Fatih Karahan, her enflasyon raporu öncesi güncel veriler ışığında tahminlerini değerlendirdiklerini söyledi. “Şu anki değerlendirmelere göre ciddi bir bozulma olmadığını düşünüyoruz” diyen Karahan, tahminlerinde herhangi bir güncelleme yapılmadığını belirtti.

Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda milletvekillerinin sorularını yanıtladı. CHP’li milletvekilleri, geçtiğimiz bir buçuk ay içerisinde yaklaşık 57 milyar dolarlık bir rezerv kaybı yaşandığını ifade etmişti.

Ancak Karahan, bu eleştirilerle ilgili olarak yalnızca düşüşe odaklanmanın doğru olmayacağını belirterek futbol maçı örneği verdi. “5-2 biten bir maçta size ‘Maç nasıl geçti?’ denildiğinde, ‘2 gol yedik’ demezsiniz; ‘5 gol attık, 2 gol yedik, net olarak 3 farkla kazandık’ dersiniz” ifadelerini kullandı.

Ekonomim’in haberine göre Karahan, rezervlerin durumunu değerlendirirken, mevcut seviyelerin yeterli olmadığını ve önümüzdeki dönemde piyasa koşulları uygun oldukça rezerv biriktirmeleri gerektiğini vurguladı. “Rezerv yeterliliği konusunda açıkçası tam anlamıyla yeterli değiliz. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde piyasa koşullarına göre rezerv biriktirmeye devam etmemiz gerektiğini düşünüyoruz” dedi.

Muhalefet milletvekillerinin, Merkez Bankası’nın altın satışı yaptığına dair soruları üzerine Karahan, 2024 yılında ne yurt içi ne de yurt dışında altın satışı yapılmadığını belirtti. 2024 yılı faaliyet raporlarında da bu durumun açıkça yer alacağını ifade eden Karahan, Merkez Bankası sahipliğindeki altın miktarının 50 ton arttığını söyledi.

Karahan, daha önce yaptıkları swap işlemleri nedeniyle altın miktarındaki bazı değişikliklerin görüldüğünü belirterek, “Geçen sene swap işlemlerini kapattık, bu nedenle emanet tuttuğumuz altın 65 ton azaldı. Ancak, sahipliğimizdeki altın 50 ton arttı” dedi. Böylece, Merkez Bankası’nın sahip olduğu altın miktarının şu anda 508,9 ton olduğunu belirten Karahan, geçen yıl ile kıyaslandığında bu miktarın 50 ton arttığını açıkladı.

“Enflasyon tahminleri beklentilerle uyumlu”

Karahan, milletvekillerinin enflasyon tahminlerinin güncellenmesi ile ilgili sorularına da yanıt verdi. 2025 yıl sonu için belirlenen enflasyon tahmininin ve belirsizlik aralığının mevcut beklentilerle uyumlu olduğunu vurgulayan Karahan, her enflasyon raporu öncesi güncel veriler ışığında tahminlerini değerlendirdiklerini söyledi. “Şu anki değerlendirmelere göre ciddi bir bozulma olmadığını düşünüyoruz” diyen Karahan, tahminlerinde herhangi bir güncelleme yapılmadığını belirtti.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Refah İçin “Felaket” Uyarısı

Filistin – İsrail savaşının 214. günü geride kalırken, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, İsrail’i Refah’a kapsamlı bir operasyon düzenlemekten kaçınmaya çağırdı.

“Kapsamlı bir operasyon insani felakete yol açar” diyen Guterres, Refah’a böyle bir saldırının “stratejik bir hata” ve “insani açıdan felaket” olacağını söyledi. İsrail ve Hamas’ı ateşkes anlaşması yapmaya çağıran BM Genel Sekreteri, bir anlaşma olmadan İsrailli rehinelerin evlerine dönemeyeceğini kaydetti.

Tüm bölgenin kaderini etkileyecek bir “karar anında” olunduğunu da ifade eden Guterres, yüz binlerce Filistinli sivil için gidecek güvenli bölge olmadığına dikkat çekerek, bölgeye insani yardım geçişi için Refah ve Karem Şalom kapılarının derhal açılması gerektiğini vurguladı.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 54 artarak 34 bin 789’a yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 96 artarak 78 bin 204’e yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Hamas’ın, Mısır ve Katar tarafından sunulan ateşkes önerisini kabul ettiğini duyurmasına rağmen, Refah’a kara saldırısı başlattığını ilan eden İsrail, Gazze Şeridi’nin Mısır’a açılan sınır kapısının Filistin kısmını ele geçirdiğini duyurdu.

İsrail, Hamas’ın kabul ettiği ateşkes şartlarının ‘taleplerini karşılamadığını’ öne sürerek, Refah’a kara harekatı başlatma kararı almıştı. İsrail, Refah’taki ‘sınırlı’ operasyonun amacının silahlı Filistinlileri öldürmek ve kuşatma altındaki Filistin topraklarını yöneten Hamas tarafından kullanılan altyapıyı dağıtmak olduğunu iddia ediyor.

Refah, İsrail ordusunun ayak basmadığı son büyük yerleşim yeriydi. Han Yunus ve Gazze gibi daha kuzeydeki şehirlere yönelik saldırılar sonucu evlerinden olan yaklaşık 1.5 milyon Filistinli Refah’a sığındı. Şehrin savaş öncesi nüfusu da düşünüldüğünde bölgede sıkışıp kalanların sayısı 2 milyona yaklaşıyor.

Bu haliyle Gazze Şeridi’nin en yoğun nüfuslu yerleşimi konumunda. Üstelik nüfusun 600 binini çocukların oluşturduğu değerlendiriliyor. Burada yaşam derme çatma çadırlarda sürdürülüyor.

İsrail ordusu haftalar süren hazırlığın ardından Pazartesi günü Refah’a yönelik beklenen operasyonunu başlattı. Ordu bu kapsamda on binlerce kişinin “geçici” tahliyesini istedi. Bölgedekiler, Han Yunus ve El Mevasi civarındaki çadır kentlere yönlendirilirken İsrail ordusu yaklaşık 20 kilometre uzaklıktaki toplanma noktalarını “genişletilmiş güvenli bölge” olarak adlandırıyor.

BM Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) en az 100 bin kişinin söz konusu tahliyeden etkileneceğini öngörüyor. Filistin Kızılayı ise tahliye emri verilen bölgede yaşayan sivillerin sayısının 250 bin olduğunu açıkladı.

Refah’ta sıkışıp kalan yüzbinlerce Filistinli ile Mısır arasında yüksek bir duvar ve dikenli teller uzanıyor. Az sayıda yaralının kontrollü geçişi dışında Mısır yönetimi, savaş mağduru Gazzelilere kapıyı kapalı tutuyor. Bunun askeri, siyasi ve ekonomik gerekçeleri var:

İlk olarak Mısır, Filistinlilerin kalıcı olarak yerlerinden edilmesinden endişe ediyor. İsrail’in bu operasyonu bahane ederek Gazze’nin demografik yapısını değiştirmesine karşı çıkıyor.

Geçen 7 ayda çok sayıda İsrailli siyasetçi Arap nüfusun Sina Çölü’ne sürülmesi ve bölgenin İsraillilerin yerleşimine açılması yönünde açıklamalarda bulundu. Netanyahu da, ABD’nin itirazlarına rağmen, savaşın ardından ordunun Gazze’den çıkmayacağını, gelecekte bölgede güvenliği kendilerinin sağlayacağını ısrarla söylemişti.

Paylaşın