AK Parti “Erken Seçim” Çağrılarına Nasıl Bakıyor?

Muhalefetin “erken seçim” çağrılarını değerlendiren AK Parti kurmayları “Üst üste seçimler nedeniyle ülke seçim yorgunu oldu. Yapılan araştırmalarda da seçmenlerin yüzde 60’dan fazlasının seçim istemediğini görüyoruz” ifadelerini kullanıyorlar.

AK Parti kurmayları, konuya ilişkin değerlendirmelerinin devamında şu ifadeleri kullanıyorlar: “Şu anda biz ekonomiye odaklandık, vatandaşın beklentilerini karşılamaya odaklandık. Ekonominin rayına girmesi için çalışıyoruz. Yeri ve zamanı geldiğinde seçim tarihi konusunda değerlendirme yapılır. Ama Özel’in önerdiği 2026 hiçbir şekilde konuşmayacağız”

Türkiye gazetesinden Yücel Kayaoğlu’nun haberine göre, AK Parti kurmayları, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in bu mesajlarının kendi partisi içinde ‘erken seçim’ çağrısı yapılmasını isteyenlere yönelik olduğunu düşünüyor. Özel’in baskılar sebebiyle seçimi gündeme getirdiğini belirten AK Parti kurmayları “Partisinde ‘Neden erken seçim istemiyorsun?’ diye baskı yapanlar var. O nedenle seçimi gündemde tutmak istiyor. Aslında Özel’in kendisi de biliyor ki millet seçim falan istemiyor. Üst üste seçimler nedeniyle ülke seçim yorgunu oldu. Yapılan araştırmalarda da seçmenlerin yüzde 60’dan fazlasının seçim istemediğini görüyoruz” değerlendirmesini yapıyorlar.

Özel’in seçimle ilgili çağrısına DEVA, Saadet ve Gelecek Partisi’nden de olumlu cevap gelmeyeceğini dile getiren kurmaylar, “Çünkü bu partilerin oy oranları ortada, bir seçim olsa barajı geçme ihtimalleri yok. Bu sebeple bu partilere mensup milletvekilleri ellerindeki imkânı bırakmak istemez” ifadelerini kullanıyorlar.

AK Parti kurmayları konuya ilişkin değerlendirmelerinin devamında şu ifadeleri kullanıyorlar: “Şu anda biz ekonomiye odaklandık, vatandaşın beklentilerini karşılamaya odaklandık. Ekonominin rayına girmesi için çalışıyoruz. Yeri ve zamanı geldiğinde seçim tarihi konusunda değerlendirme yapılır. Ama Özel’in önerdiği 2026 hiçbir şekilde konuşmayacağız. Ama 2027 başından itibaren seçimlerin yenilenmesi konusunda bir değerlendirme yapılır. Normalde 2028 Mayıs ayında yapılması gereken seçimler bir yıl veya altı ay geriye çekilebilir.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığı için seçimlerin yenilenmesi kararının Meclis tarafından nitelikli çoğunlukla (360) alınması gerektiğini hatırlatan kurmaylar, “Bu konular henüz hiçbir şekilde bizim gündemimizde değil. Ne yeri ne de zamanı. 2027 yılına geldiğimizde Meclis kararı ile mi gidilecek, ya da Cumhurbaşkanı mı karar alacak? Ancak o zaman konuşulur. Şu anda yapılan bütün tartışmaların içi dolu değil” diye konuştular.

Paylaşın

DEM Parti’den “Tasarruf Paketi” Tepkisi: Faturayı Halka Yıkmaya Çalışıyorlar

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “AKP – MHP iktidarı yine bir paketle göz boyamaya çalışıyor, tasarruf paketi getiriyor. Her gün israf eden, har vurup harman savuran iktidar ama tasarrufu halkın yapmasını bekliyorlar. Bütçeyi savaşa, ranta ve talana harcayan iktidar ama göz diktiği halkın cebi, halkın sofrası. Getirdikleri paketle yarattıkları büyük ekonomik yıkımın faturasını halka yıkmaya çalışıyorlar” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Yani karları sermayeye aktarıyorlar ama maliyeti toplumsallaştırıp halka çıkarmaya çalışıyorlar. Bir israf ve şatafat sofrası kurmuşlar orada yiyip içiyorlar ama hesabı halka ödetmek istiyorlar. AKP-MHP bir kriz iktidarıdır. Yalandan, talandan, ranttan tasarruf yapmadan bu ülke düzlüğe çıkmaz. Aldıkları ekonomik kararlar bu kadar derin ekonomik krize yol açmışken, gerçekleri karartmaya ve toplumun gözünden kaçırmaya çalışıyorlar. Mali disiplini güçlendirmek, kamu kaynaklarını etkin kullanmak için kanun teklifi veriyoruz diyorlar. Bu ülkeyi 22 yıldır kim yönetiyor? AKP sanki ülkeyi 22 yıldır kendisi yönetmiyormuş gibi, sanki tasarrufu başka bir odak engelliyormuş gibi bir algı yaratmaya devam ediyor. İsraf düzeni hali hazırda devam ederken ve Saray’a oluk oluk para akarken bu tasarruf paketi ile ne yapmaya çalışıyorsunuz. Halkın sofrasındaki ekmeği çalmaya doymadınız mı? Ne zaman doyacaksınız? Allah gözünüzü doyursun.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Koçyiğit, şunları söyledi:

“Hz. Hüseyin’in Yezid’e karşı direnişinde 72 yol arkadaşıyla beraber katledilmesinin üzerinden yüzlerce yıl geçti. Aleviler bu katliamın ardından yas tutmaya başladılar. Dün de Yas-ı Matem Orucu başladı. Dün akşam ilk oruç açmayı gerçekleşirdi Aleviler. Hüseyni çizgide, hak ve hakikat çizgisinde direnenler önünde saygıyla eğiliyorum. Yas-ı Muharrem Ayında oruç tutan bütün canlarımızın oruçlarının kabul edilmesini diliyorum.

2 Temmuz, Madımak Katliamının yıldönümüydü ve biz de Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, milletvekillerimiz, MYK-PM üyelerimiz ve partililerimizle birlikte Sivas’taydık. Sivas’ta katledilen 33 canımızı andık, karanfillerimizi bıraktık. Toplumun hafızasında bu katliamın silinmemesi çok önemli. Bunun bazı gerekleri var ama ne yazık ki bu gereklerin hiçbiri yerine gelmedi. Dava cezasızlıkla sonuçlandı. Alevilerin en büyük talebi olan Madımak’ın utanç müzesi olması talebi yerine getirilmiş değil. Madımak utanç müzesi olmalıdır ve bu konuda hızla adım atılmalıdır.

Alevilere yönelik katliamlarda bir cezasızlık hüküm sürüyor. Madımak Katliamının davasının zaman aşımıyla akamete uğratılması ve yine aynı şekilde Çorum ve Maraş katliamlarında yaşanan yargısal süreçlerin her birindeki hukuksuzluklar ve garabetler hem kamu vicdanını hem Alevi halkını incitti. Oysa ki hem evrensel hukukta hem de Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suçlarda zaman aşımı yoktur. Sivas Katliamı insanlığa karşı bir suçtur ve bu suçun gerçek faillerinin açığa çıkarılması bu ülkenin en büyük sorumluluklarındandır.

Aleviler bu ülkede eşit yurttaşlık istiyor, anayasal güvence istiyor, inançlarını özgürce yaşamak istiyor; din derslerinde asimile edilmek istemiyor. Bu ülkede Aleviler güvercin tedirginliğinde yaşamak istemiyor. Bu taleplerin her birinin yerine getirilmesi için de yıllardır mücadele ediyorlar, alanlarda sözlerini söylüyorlar. Fakat bütün bu mücadeleyi görmezden gelen iktidar Alevileri asimile etmek için yeni yol ve yöntemler deniyor.

En son Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurdular. Şimdi de cemevlerini Saray’a bağlamaya çalışıyorlar. Amaç Saray’a ve iktidara bağlı bir Alevilik yaratmaktır. Yani Alevilere kayyım atamak istiyorlar. Kerbala’dan bugüne yas tutan ve mücadele eden Aleviler bugüne kadar nasıl biat etmedilerse bundan sonra da biat etmezler. Kerbala’dan Sivas’a yas tutuyoruz ama hak ve hakikat için mücadele ediyoruz, Hüseyni duruşu ortaya koyuyoruz. Ben bu vesileyle yola ikrar veren, yoldan dönmeyen, canını veren ama yolundan ve sözünden dönmeyen bütün Alevi canlarımıza aşkı niyaz ediyorum. Bir kez daha onların bu Hüseyni duruşunu selamlıyorum.

AKP – MHP iktidarı yine bir paketle göz boyamaya çalışıyor, tasarruf paketi getiriyor. Her gün israf eden, har vurup harman savuran iktidar ama tasarrufu halkın yapmasını bekliyorlar. Bütçeyi savaşa, ranta ve talana harcayan iktidar ama göz diktiği halkın cebi, halkın sofrası. Getirdikleri paketle yarattıkları büyük ekonomik yıkımın faturasını halka yıkmaya çalışıyorlar. Yani karları sermayeye aktarıyorlar ama maliyeti toplumsallaştırıp halka çıkarmaya çalışıyorlar. Bir israf ve şatafat sofrası kurmuşlar orada yiyip içiyorlar ama hesabı halka ödetmek istiyorlar.

AKP – MHP bir kriz iktidarıdır. Yalandan, talandan, ranttan tasarruf yapmadan bu ülke düzlüğe çıkmaz. Aldıkları ekonomik kararlar bu kadar derin ekonomik krize yol açmışken, gerçekleri karartmaya ve toplumun gözünden kaçırmaya çalışıyorlar. Mali disiplini güçlendirmek, kamu kaynaklarını etkin kullanmak için kanun teklifi veriyoruz diyorlar. Bu ülkeyi 22 yıldır kim yönetiyor? AKP sanki ülkeyi 22 yıldır kendisi yönetmiyormuş gibi, sanki tasarrufu başka bir odak engelliyormuş gibi bir algı yaratmaya devam ediyor. İsraf düzeni hali hazırda devam ederken ve Saray’a oluk oluk para akarken bu tasarruf paketi ile ne yapmaya çalışıyorsunuz. Halkın sofrasındaki ekmeği çalmaya doymadınız mı? Ne zaman doyacaksınız? Allah gözünüzü doyursun.

“Kamuda tasarruf yapmak istiyorsanız gerçek vergi adaletini sağlayın”

Bu tasarruf paketini açıklamalarından hemen sonra Hazine ve Maliye Bakanlığının tuvaletlerinin onarımına 23 milyon 933 bin TL’lik bir harcamanın yapılacağı basına yansıdı. Bakanlık bunu yalanladı mı, hayır. Aksine özrü kabahatinden büyük bir açıklama ile bakım ve onarım giderlerinin tasarruf giderlerinin kapsamı dışında olduğunu ifade etti. Bunu söyleyince toplumun ikna olacağını sanıyorlar. 23 milyon 933 bin liralık onarımı tasarruf paketinin dışında tutuyorlar ama muhalefetteki bütün belediyelerin en küçük harcamalarını tasarruf paketi kapsamında engelliyorlar.

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Tasarruf böyle olmaz. Tasarruf ciddidir; popülist, göz boyayan önlemlerle gerçekleşmez. Kamuda tasarruf yapmak istiyorsanız vergi yapısını düzeltmeniz, gerçek vergi adaletini sağlamanız gerekiyor. Politik tercihlerinizi savaştan, Saray’dan ve sermayeden yana kullanmak yerine bütçe kaynaklarını halkın ihtiyaçlarını karşılamak için kullanmanız gerekiyor.

Teklifte toplumun gözünden kaçırılmaya çalışılan devasa düzenlemeler olduğunu görüyoruz. Bunlardan biri BOTAŞ tarafından yapılacak doğalgaz alımlarına geniş yetkiler verilmesi. AKP yaklaşık 200 defa Kamu İhale Kanunu’nda değişiklik yaptı ama bu kanun hiçbir zaman demokratik olmadı, şeffaf olmadı, toplumdan yana olmadı. Hep yandaşa ihale ve rant aktarmanın mevzuatını yapmaya çalıştılar. AYM her seferinde Anayasaya aykırılık nedeniyle kanuni düzenlemeyi iptal ediyor ama AKP virgülüne dokunmadan yeniden Meclis’e getirerek kanunlaştırmaya çalışıyor. Başka bir şey daha var; BOTAŞ tarafından yapılacak her türlü doğalgaz alımı Kamu İhale Kanunu’nun dışına çıkarılıyor ve Cumhurbaşkanına yetki veriliyor. Biz bu tür düzenlemelerin altında bir bit yeniği olduğunu biliyoruz. BOTAŞ’ın ihaleleriyle ne yapmaya çalışıyorsunuz? Neden BOTAŞ ihalelerini Kamu İhale Kanunu’nun dışına çıkararak istisna tutuyorsunuz? Bunu halk ve kamu adına soruyoruz.

Bu düzenlemelerin bir avuç sermayedar için olduğunu çok iyi biliyoruz. Teklifte bir madde daha var. Türkiye Varlık Fonu Yönetim A.Ş’nin piyasa denge alt fonunda, kamu bankalarının sermayelerinin güçlendirilmesi amacıyla 2024 mali yılı içerisinde özel tertip devlet iç borçlanması senedi ihraç edilmesi hususunda Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verileceği ifade edilmiş. Şimdi bu Türkiye’deki Varlık Fonu ilk kurulduğu zaman da çok tartışılmıştı. Türkiye’nin en büyük iktisadi varlıkları o fonun içerisine konuldu, fon Sayıştay denetiminden kaçırıldı. Şeffaflıktan uzak, kimin neyi nasıl yönettiğini bilmiyoruz.

Fona devredilen bütün teşekküllerin zarar ettiğini biliyoruz. Yine fonun içerisinde olan kamu bankalarının yandaşlara nasıl kredi verdiğini ve bu kredilerin tahsil edilmediğini çok iyi biliyoruz. Ama şimdi fonun zararını da bütün halkın sırtına yıkmaya çalışan bir düzenleme yapmaya çalıştıklarını görüyoruz. Sermaye yapısını güçlendirmek için yandaş kredilerin peşine düşmeyen iktidar, yeniden borçlanma senedi aracılığıyla yükü topluma, yoksula yüklemeye çalışıyor. İşte iktidarın tercihi budur. AKP-MHP iktidarı her koşulda yandaşın ve sermayenin kazandığı bu kazancın yükünü halka yüklediği bir mali düzen kurmuştur. Karlar sermayeye, maliyetler halka. Onlar için kasa hiçbir zaman kaybetmiyor.

Bu ayın başında kira artışındaki yüzde 25 sınırı kaldırıldı. TÜİK verilerine göre kira artışları yüzde 60,5 olarak belirlenmişti. Milyonlarca dar gelirli, asgari ücretli sadece kira için çalışıyor. Biz bu hafta başında belirli bir gelirin altında olanlar için kira desteği sağlanması konusunda bir kanun teklifi veriyoruz. Bu kanun teklifine bütün muhalefet partilerinin desteğini bekliyoruz. Bu ülkedeki milyonlarca yoksul, dar gelirli ve çiftçi için talep ediyoruz. Gelin el ele verelim ve halkın sorunlarını bir nebze olsun hafifletelim.

“2024 emeklilerin canına okuma yılıydı”

Bir emekli maaşı 2016 yılında asgari ücretin yüzde 66 fazlasıyken, bugün asgari ücretten yüzde 28 daha düşük durumda. Emeklilerin maaşları tam anlamıyla sefalet ücretine dönmüş durumda. En düşük emekli maaşı 10 bin TL’ye tamamlanmış ama bu kök aylıklarda yapılmadığı için kök aylıklar 10 bin TL’’nin altında olmaya devam ediyor. Yaklaşık 4 milyon emeklinin kök maaşı 10 bin TL’nin altında. Şimdi emekli maaşlarına 24.73’lük enflasyon zammı yapılacak fakat bu zam da emeklileri hiçbir şekilde kurtarmıyor. Özellikle kök ücreti 10 bin TL’nin altında kalanlar açısından ciddi bir haksızlık olduğunu ifade edelim. Bugün basına yansıyan bilgiye göre kök maaşı 10 bin TL altında olanlara bir ek katkı sunulacak. Yaklaşık 1 milyon 800 bin emekliyi kapsadığı ifade ediliyor.

10 bin TL ve çok az üzerinden olan 4 milyon emekli var. Kök ücretleri artırmayarak büyük bir zulüm yapıyorlar ama ikinci bir zulüm daha var. Eğer emekli maaşı 10 bin 100 TL ise ek ücret vermiyorlar. İkinci kez emeklileri mağdur ediyorlar. AKP kurduğu bu zulüm düzenine rağmen 2024 yılının emekliler yılı olduğunu söylemişti. Oysa 2024 ve son yıllar emeklilerin canına okuma yıllarıydı. Emekliler açısından artık bıçak kemikte. Emeklilerin kök ücretlerinin artırılmamasına, asgari ücret karşısında erimesine bir çözüm bulunması gerekiyor. Bunun için bir yasa teklifi hazırlıyoruz, yakında Meclis’e sunacağız. Emekliler cülus bahşişi değil haklarını istiyorlar. Emeklilere haklarını verin, cülus bahşişi sizin olsun.

Biliyorsunuz harika bir kurumumuz var: TÜİK. Enflasyon sepetini herkesten gizliyor TÜİK. Alaattin Aktaş köşesinde TÜİK’in 2022’den beri enflasyon sepetindeki 100 kalem hizmet ve malın fiyatını detaylı bir şekilde kaleme aldı. Bu 100 kalem mal ve hizmetin fiyatını görünce TÜİK’in neden enflasyon sepetini açıklamadığını çok iyi anlıyoruz. Pakette neler var? TÜİK’e göre Haziran ayında bir adet yumurta 2.47 TL, bir kg kuru soğan 7.76 TL, toz şekerin kilosu 20,73 TL, bir litre zeytinyağı 113 liraymış. Şimdi bu ürünleri hangi markette aldığını TÜİK’E sormak istiyoruz. Adresini verin biz de gidelim, o marketten alışveriş yapalım.

Bizim alışveriş yaptığımız marketlerde hiç böyle rakamlar yok. TÜİK’E göre ev kirası 5 bin 844 lira. Şehirde 5 bin 844 liraya siz bir oda tutamazsınız. TÜİK’e soruyoruz bu evi nerede kiralamışlar? Söylesin biz de hep beraber o mahalleye, o şehre taşınalım. Zira böyle bir fiyatla hiç karşılaşamıyoruz. Yine sepetin içerisindeki çarpıcı rakamlardan birisi uzman doktor muayene ücreti 33 lira 69 kuruşmuş. Evet, bir uzman doktor. Normal koşullarda bir özel hastaneye gittiğinizde katkı payı diye neredeyse 1000 TL veriyorsunuz ama burada bir uzman doktor muayenesi 33 lira 69 kuruş diye geçmiş. Soruyoruz bu hangi hekimdir ki böyle halk yararına çalışıyor, bu kadar ucuza muayene yapıyor? Söyleyin halkımız da gitsin orada muayene olsun.

“TÜİK Saray’ın aparatı haline gelmiştir”

Tüm bunları üst üste koyduğumuz zaman neyi görüyoruz? Bu enflasyon rakamlarıyla işçinin, emekçinin, yoksulun ve asgari ücretlinin cebindeki parayı gasp eden bir yandaş TÜİK kurumu olduğunu görüyoruz. Eskiden bu ülkenin en fazla güvendiği kurumlardan biriydi TÜİK, bugünse Saray’ın aparatı haline gelmiştir. TÜİK’in Saray’ın mali politikaları doğrultusunda enflasyon oranını açıklayan bir kuruma dönüştüğüne görüyoruz. Tabii ki bunu kabul etmiyoruz. Elbette TÜİK de bunun hesabını verecek, iktidar da bunun hesabını verecek.

Meclis gündemi oldukça hareketli. Yaza girdiğimizden beri üst üste getirdikleri yasa teklifleriyle Meclis’i Ağustos’a kadar çalıştırmayı düşünen bir AKP iktidarı var. Günlerce konuşuldu, 9’uncu Yargı Paketi. 8 tane yargı paketinden ne hayır gördük de 9’uncudan ne bekliyoruz? Valla hiçbir hayrını görmedik. Varsa yoksa hukuksuzluk, haksızlık, yandaşı kurtarmaya çalışan yargı paketleri. Adaletsizliği ve hukuksuzluğu derinleştiren yargı paketleri getirdiler. 9’uncu Yargı Paketi nedeniyle toplumda da bir umut, bir beklenti doğdu.

Bizim de günlerce telefonlarımız çaldı, gittiğimiz her yerde halkımız soruyor. Evet, sonuçta olan oldu ve dağ fare bile doğurmadı. AKP’nin yapacağı yargı paketinden, AKP’nin getireceği reformdan kim ne bekleyebilir ki? Ortada bir yargı mı var ki reformu olsun? Ortada bir hukuk mu var ki reformu olsun? Buradan sormak istiyoruz. Tabii ki yok. Ortada ne bir hukuk var ne de bir yargısal düzen var. Güçler dengesi tamamen ortadan kaldırılmış ve yargı AKP’nin aracı haline dönüşmüş durumda.

Sayın Bakan açıklama yapmış ve demiş ki “Uygulamada olan Yargı Reformu Strateji Belgesinin gerçekleşme oranı yüzde 70 civarında, İnsan Hakları Eylem Planının gerçekleşme oranı da yüzde 66 civarında”. Tam bir Alice Harikalar Diyarı! Sorayım bu tam dezenformasyon değil de nedir? Kayyımlar atanmaya devam ediyor mu, evet. Siyasetçiler ağır cezalar almaya devam ediyor mu, evet. Kobani ve Gezi davalarındaki hukuksuzluklar bütün toplumun gözü önünde oluyor mu, evet. Gazeteciler, kadın aktivistler, avukatlar, öğrenciler her gün darp edilip gözaltına alınıyor mu? Evet. Cezaevlerinde her gün ölüm ve ihlaller oluyor mu, tecrit devam ediyor mu? Evet. Her gün en az bir kadın bu ülkede erkekler tarafından katlediliyor ve Aile Bakanlığı başta olmak üzere bütün hükümet bunu seyrediyor mu?

Evet. Ankara Gar Katliamı ve SOMA başta olmak üzere bütün toplumun takip ettiği davalar cezasızlıkla sonuçlandı mı, evet. Tabanımızda her gün insanlar gözaltına alınıp tutuklanıyor mu, evet. Meclis’te iki kelime Kürtçe konuştuğumuzda mikrofonumuz kapatılıyor mu? Evet. Kadınların kazanımlarına saldıran, ayrımcı düzenlemeler getiren, sorunları derinleştiren paketler o zaman nasıl reform oluyor? Getirdikleri yargı paketine reform demek için akıl tutulması yaşamak gerekiyor. Çünkü ortada bir reform yok. Aslında çürümüş bir yargısal düzeni makyajlamaya çalışan bir akıl var.

Gerçek bir reformdan bahsedebilmek için demokratik siyaseti ağır tahribata uğratan, özgürlükleri askıya alan, haksız tasfiyelere yol açan, yargının siyasal iktidarın aracı olduğu algısını güçlendiren uygulamaların son bulması ve adalet sisteminin düzeltilmesi, bir onarım sisteminin yaratılması gerekiyor. Partimizin bu konuda yıllardır ifade ettiği gibi bir yol temizliğine ihtiyaç var. Gerçek bir yargı reformunun yolu buradan geçiyor. Bunun için de AKP ve MHP’nin yargının üzerinden elini çekmesi gerekiyor. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin işletilmesi, yargının tam bağımsızlığının işletilmesi gerekiyor. Ama bütün bunlardan uzak bir akılla paket paket hakkı, hukuku ve adaleti çalan bir iktidarla karşı karşıyayız.

Öğretmenlik Meslek Kanunu geçen hafta komisyonda görüşüldü, bu hafta da Meclis’e gelecek. Öncelikle teklifin hazırlanma biçimini eleştirmek istiyoruz. Topluma rağmen kanun yapma pratiğinin bir devamıdır Öğretmenlik Meslek Kanunu. 18 milyona yakın öğrenci ve 1 milyon 200 öğretmeni ilgilendiren, toplumun yüzlerce yıllık geleceğini bağlayan bir meselede sendikaların, emek ve meslek örgütlerinin ve akademisyenlerin, siyasi partilerin görüşü alınmadan getirilen bir yasal düzenleme ile karşı karşıyayız.

AKP’nin eğitim sistemiyle kavgalı olduğunu çok iyi biliyoruz. İşte bu kanun teklifi AKP’nin eğitimle kavgasının bir yansımasıdır. Eğitimi ideolojik ve politik bakışına göre şekillendirmesinin yasasıdır. Bu teklifte öğretmen yoktur. Teklifte öğretmenlerin gerçek ihtiyaçlarının tespiti, haklarının geliştirilmesi, sosyal statülerinin artırılması gibi hakları hiç sayılmıştır. Sorumluluk çok ama hak yok. Bunu asla ama asla kabul etmiyoruz. Yine teklifte özel okul ve kurslarda öğretmenlik yapan öğretmenler başta olmak üzere tavan ücret düzenlemesi es geçilmiştir.

Yine teklifte kariyer ve ücret farklılaşmasına, eşit ücret ilkesine, toplumsal cinsiyet sorunlarının giderilmesine, tek tipçi eğitim anlayışının yarattığı sorunlara, kadın emekçilerin sorunlarına, iş kazalarına, meslek hastalıklarına yer verilmemiştir. Eğitim emekçilerine yönelik şiddet üstün körü ele alınmıştır. Öğretmenlerin dışındaki eğitim emekçilerinden, ücretli ve özel sektör öğretmenlerinden bahsedilmemiştir. Eğitim yaşamında fiilen olan, sayıları yüz binleri aşan idari, teknik ve yardımcı personelin sorunları da görmezden gelinmiştir.

Bu anlamıyla bu teklifte öğretmenlerin sorunlarının çözümüne, ücretli öğretmenliğe, meslek hastalıklarına, yıpranma paylarına dair hiçbir düzenleme yoktur. İktidar bu kanun teklifini ideolojik saiklerle hazırlamıştır. Ek olarak 1 milyon 200 bin öğretmenin eğitim akademisinde eğitim alması pratik olarak mümkün değildir. Müfredat ve Öğretmenlik Meslek Kanunu sömürünün, hak gaspının ve Siyasal İslam’ın kurumsallaşmasıdır. AKP-MHP iktidarının kendi ideolojik bakışına göre geleceği şekillendirmesinin aracına dönüşmüştür.

100 yıldır asimilasyoncu anlayışla sürdürülen eğitim sistemi Kürtleri ve diğer halkaları yok sayarak yol almaya devam ediyor. Anadilinde eğitim hakkı mevzubahis dahi edilmemiştir. Alevilere ve farklı inanç gruplarına mensup öğrencilere zorunlu din dersi dayatması devam etmekte ve buna dair tek bir kelam edilmemektedir. Bu teklifin tümden çekilmesi talebimizi yeniden ifade ediyoruz. AKP’nin oldu bitti uygulamasıyla bu kadar köklü bir değişiklik yapmasına yol vermeyeceğiz, rıza göstermeyeceğiz.

Dün Fransa’da sonuçlanan seçimlerde Yeni Halk Cephesi birinci çıktı. Tabii Avrupa ve dünyada aşırı sağın ve faşizmin yükselmesi bütün toplumsal kesimde endişe yaratmış durumda. Bu anlamda aşırı sağ ve faşizmin geriletilmesi açısından çok önemli bir başarı olduğunu ve bir başlangıç olduğunu ifade etmek istiyorum. Sosyal demokratların ve solun bu başarısının umudu artırdığını ifade etmek gerekiyor. Faşizme karşı mücadelenin yolu birleşmekten, buluşmaktan, yan yana durmaktan ve mücadele etmekten geçiyor. Fransa’da halkın ortaya koyduğu bu tutumun karşılığı da hükümet kurarak verilir. Bir kez daha bu başarıdan dolayı Fransa’da yaşayan halkların hepsini kutluyoruz.

30 Temmuz’da Marmara ve Ege’den başlattığımız İradeye Saygı Yürüyüşü devam ediyor. Bugün Hakkari’ye vardı yürüyüşçülerimiz. Biz hem Hakkari’de hem de Türkiye’nin dört bir tarafında haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Günlerdir yolda olan bütün arkadaşlarımızı buradan selamlıyoruz. Emeklerine ve yüreklerine sağlık. Türkiye’ye demokrasiye gelecekse bu tutkuyla ve mücadeleyle gelecek.”

Paylaşın

AK Partili Çelik’ten Dikkat Çeken “Erken Seçim” Açıklaması

Erken seçim tartışmalarına değinen AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Bizim açımızdan 14 – 28 ve 31 Mart seçimleri geçtikten sonra seçim dönemi kapanmıştır. Önümüzde 4 yıllık dönem vardır” dedi ve ekledi:

“Muhalefet partilerinin erken seçimi getirme gündemleri kendi aralarındaki iç mücadeleyi yönetmeye dönük olarak gündeme gelmektedir. Bu sebeple biz erken seçim tartışmaların hiçbir şekilde muhatabı değiliz. Milli irade kararını vermiştir. Önümüzdeki dönemi milletimize hizmet etmek için en iyi şekilde değerlendireceğiz. Bu tartışmaları gereksiz gördüğümüzü ve toplumumuzun her kesiminin planını buna göre yapması gerektiğini bir kez daha ifade ediyoruz.”

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Çelik’in açıklamalarından satırbaşları şöyle:

Orman yangınları: Seller, yangınlar vesilesiyle zarar gören vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Çok dikkatli olunmasında fayda var. Sıcaklığın artması ve tedbirsizlikler çok üzücü tablolara neden oluyor. Anlık ihmal binlerce ağacı ve canlıyı yok edebiliyor. Özellikle piknik alanları ve diğer alanlarda dikkatli olunmasında fayda var.

Irkçılık arayan Avrupa’daki seçim sonuçlarına baksın: Türkiye’nin gündeminde milli takımımız vardı. Bizim Çocuklar’ı en güçlü şekilde tebrik ediyoruz. Geleceğe dönük olarak umutlarımızı kabarttılar. Merih Demiral’a verilen ceza asla kabul edilemez. Bu cezanın öncesinde yayınlanması, üzerinde siyasi gölge olduğunu gösterdi. Irkçılıktan veremiyor cezayı, genel davranış kurallarına aykırılıktan veriyor. Aşırı sağcılık ya da ırkçılık arayan Avrupa’daki seçim sonuçlarına baksın.

En önemli meselemiz Gazze: En önemli meselemiz Gazze’de gelişen olaylardır. Bugün yeni rakamlar açıklandı. Kayıpların zannedilenin ötesinde olduğu ifade edildi. Barışın önündeki yegane unsur Netanyahu hükümetidir. İsrail’in güvenliğini tehlikeye atan Netanyahu hükümetinin eylemleridir.

Erken seçim tartışması: Bizim açımızdan 14-28 ve 31 Mart seçimleri geçtikten sonra seçim dönemi kapanmıştır. Önümüzde 4 yıllık dönem vardır. Muhalefet partilerinin erken seçimi getirme gündemleri kendi aralarındaki iç mücadeleyi yönetmeye dönük olarak gündeme gelmektedir.

Bu sebeple biz erken seçim tartışmaların hiçbir şekilde muhatabı değiliz. Milli irade kararını vermiştir. Önümüzdeki dönemi milletimize hizmet etmek için en iyi şekilde değerlendireceğiz. Bu tartışmaları gereksiz gördüğümüzü ve toplumumuzun her kesiminin planını buna göre yapması gerektiğini bir kez daha ifade ediyoruz.”

Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız: Cumhurbaşkanımızın Türkiye-Suriye normalleşmesiyle ilgili açıklamaları oldu. Bu konu bütün dünyada da gündem oldu. Baştan beri sürdürdüğümüz tutumumuzu sürdürüyoruz. Biz Suriye halkının iradesinden, Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız. O sebeple Cenevre ve Astana sürecini birbirine alternatif görenlere karşı biz süreçleri birbirinin tamamlayıcısı olarak gördük. Böylece rejim ve muhalefetin aynı zeminde buluşmasını sağladık. Oradaki varlığımız Suriye’nin toprak bütünlüğüne karşı değil, teröristan kurulmasına karşıdır. Milli güvenliğimize yönelik tehdit bertaraf edilmiştir. Bu süreçlerde Suriye’de asıl beklentimiz evini terk etmek zorunda kalan milyonlar için Suriye’nin güvenli hale gelmesidir.

Emekli maaşlarında düzenleme: Emekli konusuyla ilgili çalışılıyor. Herhangi bir karar verilmiş değil. Bir karar verilmediği için sonuç çıktığını söyleyemeyiz. Her kesimin yanında olmaya devam edeceğiz.

Paylaşın

Devletin Yeni Gelir Kapısı “Para Cezaları”

Para cezaları devletin vazgeçemediği gelir kapısına dönüştü. Yargı, idari, vergi ve diğer para cezaları adı altında dört ayrı başlıkta toplanan cezalar, 2024 yılının ilk beş ayında 48 milyar liraya ulaştı.

2023 yılının aynı döneminde 12,6 milyar lira tutarında para cezası toplanırken, 2023 yılının tamamında 60,5 milyar lira toplandı. Başka bir ifadeyle geçen yılın tamamında toplanan para cezası gelirinin yüzde 79’u bu yılın ilk beş ayında Hazine’nin kasasına girdi.

Milyonlarca, çalışan ve emekli yüksek enflasyon altında zam alamazken, ekonomi yönetimi çıkardığı yeni vergilerin yanında bir de trafik cezaları ile halka yüklendi.

Birgün’den Havva Gümüşkaya’nın haberine göre; Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Başkanlığı verilerine göre yılın ilk altı ayında 13,4 milyon adet trafik cezası kesildi. Sadece Haziran ayında 2 milyon 357 bin trafik cezası uygulandı. Jandarma bölgesinde ise 2024’ün ilk altı ayında toplamda 961 bin 253 trafik cezası kesildi. Jandarmanın kestiği trafik para cezalarının parasal tutarı 2 milyar 698 milyon 27 bin TL oldu.

Kesilen ceza sayısına paralel olarak Hazine’nin trafik cezası geliri de katlandı. Hazine, Ocak-Mayıs döneminde trafik para cezası adı altında 14 milyar 596 milyon TL gelir kaydetti. Trafik cezaları kaleminde yılın başında 20 milyar 528 milyon TL olarak belirlenen bütçe hedefinin yüzde 70’i Ocak – Mayıs döneminde toplandı.

2023 yılının Ocak-Mayıs döneminde trafik cezaları adı altında 4 milyar 212 milyon TL’lik gelir kaydeden Hazine’nin trafik para cezası gelirleri bir yılda yaklaşık 3,5 kat arttı.

Para cezaları katlandı

Sadece trafik cezası değil diğer para cezaları da devletin vazgeçemediği gelir kapısına dönüştü. Yargı, idari, vergi ve diğer para cezaları adı altında dört ayrı başlıkta toplanan para cezaları Ocak-Mayıs döneminde 48 milyar TL’ye ulaştı.

Son yıllarda merkezi yönetim bütçe gelirleri içerisinde önemli bir yer kaplayan para cezalarının yüzde 51’ini vergi cezaları, yüzde 44’ünü ise idari para cezaları oluşturdu.

Geçen yılın aynı döneminde 12,6 milyar TL tutarında para cezası toplanırken 2023 tamamında 60,5 milyar TL toplandı. Başka bir ifadeyle geçen yılın tamamında toplanan para cezası gelirinin yüzde 79’u bu yılın ilk beş ayında Hazine’nin kasasına girdi.

2024’ün başında vergi, harç ve cezalarda yeniden değerleme oranında yüzde 58,46 artış yapıldı. Ocak itibarıyla kırmızı ışıkta geçmenin cezası bin 506 TL’ye, hatalı park cezası 690,89 TL’ye yükseldi. Hız sınırını yüzde 10 ile yüzde 30’a kadar aşmanın cezası bin 506 TL’ye, yüzde 50’den fazla aşmanın cezası 6 bin 439 TL’ye çıktı. Alkollü araç kullanmanın cezası da 6 bin 439 TL’ye ile 12 bin 977 TL arasında yer aldı. Araç kullanırken cep telefonu ile konuşmanın cezası bin 510 TL oldu.

2025 yılı için yeniden değerleme oranı Ekim ayı enflasyon rakamlarının açıklanmasıyla belli olacak.

Paylaşın

AİHM, Türkiye’den Bin ByLock Başvurusu İçin Savunma İstedi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’den bin ByLock dava başvurusu için daha görüş (savunma) talep etti. Mahkemenin gündeminde 8 binden fazla ByLock dosyası bulunuyor.

AİHM, ByLock kullanımına ilişkin davalarla ilgili pilot kararını (Yüksel Yalçınkaya davası) 26 Eylül 2023 tarihinde açıklamış, AİHS’nin 6 ver 7’nci maddelerine ek olarak toplantı ve örgütlenme özgürlüğüyle ilgili 11’inci ve kararların bağlayıcılığı ve infazıyla ilgili 46’ncı maddelerinin ihlal edildiğine hükmetmişti.

Merkezi Fransa’nın Strasbourg kentinde yer alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ByLock kullandıkları gerekçesiyle “terör örgütü üyeliği” suçundan yargılanıp çeşitli cezalara mahkum edilen bin kişinin daha dava başvurusunu beş dosya halinde görüş amacıyla Ankara’ya tebliğ ettiğini bildirdi.

Başvurular, “hak ihlali” temelinde Ankara’ya karşı dava açmak için yapılmıştı. AİHM Aralık 2023’te iki bin başvuru daha tebliğ etmişti. Mahkemenin gündeminde 8 binden fazla ByLock dosyası bulunuyor.

Dava başvuruları, 2019-2023 yılları arasında AİHM gündemine taşınmış şikayetlerden oluşuyor. Başvurucular, haklarındaki mahkumiyet kararlarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) adil yargılanma hakkıyla ilgili 6’ncı ve kanunsuz ceza olamayacağını düzenleyen 7’nci maddelerini ihlal ettiğini savunuyor.

AİHM, ByLock kullanımına ilişkin davalarla ilgili pilot kararını (Yüksel Yalçınkaya davası) 26 Eylül 2023 tarihinde açıklamış, AİHS’nin 6 ver 7’nci maddelerine ek olarak toplantı ve örgütlenme özgürlüğüyle ilgili 11’inci ve kararların bağlayıcılığı ve infazıyla ilgili 46’ncı maddelerinin ihlal edildiğine hükmetmişti.

Eylül 2016’da tutuklandıktan sonra yargılanan eski öğretmen Yüksel Yalçınkaya, ByLock uygulaması kullandığı gerekçesiyle “FETÖ/PDY adlı silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum edilmişti. AİHM, Yalçınkaya kararında, Türk hükümetinin yargılanma haklarına getirilen kısıtlamaları yeterince gerekçelendirmediği ve yargılamanın adil şekilde yürütülmediği sonuçlarına varmıştı.

Pilot dava kararında, ByLock yargılamalarında yasaların aşırı geniş ve keyfi yorumlandığı ve mahkemelerin bu yargılamalardaki genişletici ve öngörülemez yorumunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 7’nci maddesinin keyfi soruşturma, mahkumiyet ve cezalandırmaya karşı etkili güvenceler sağlama amaç ve hedefine aykırı olduğu sonucuna varılmıştı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

TÜİK’in Enflasyon Sepeti: Kira 5 bin 844, Zeytinyağı 113, Muayene Ücreti 33,69 Lira

TÜİK’in “Kamuoyu yanlış yorumluyor ve bu da yanlış anlamalara yol açıyor” gerekçesiyle nisan 2022 yılından sonra açıklamayı durdurduğu madde sepeti fiyat listesini kendi hesaplayan Alaattin Aktaş, “Verilerin üstü karartıldı ama tümüyle örtülmedi” dedi.

Alaattin Aktaş’ın hesapladığı madde sepetinde; Kiranın 5 bin 844, zeytinyağının 113, muayene ücretinin 33,69, kuru soğanın 7,76, yurt ücretinin 457, taksi ücretinin 75,26 lira olduğu gözlemlendi.

Ekonomim.com yazarı Alaattin Aktaş, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Nisan 2022’den beri yayımlamadığı madde sepeti fiyat listesini kendi hesapladı. TÜİK’in enflasyon hesabında kullandığı ancak kamuoyundan sakladığı madde fiyatları için Aktaş “Verilerin üstü karartıldı ama tümüyle örtülmedi” dedi.

Aktaş, esas tartışılması gerekenin “artış oranının doğru olup olmadığından çok son fiyatın gerçekçi olup olmadığı” olduğunu söyleyip hesaplamayı nasıl yaptığını şu sözlerle anlattı: Her ne kadar TÜİK Nisan 2022’de son kez açıkladığı madde fiyatlarına artık haber bültenlerinde yer vermiyorsa da arşivler sağ olsun! O veriler bir yerlerde duruyor.

Tek tek gidelim… TÜİK maddeleri gruplandırıyor; dolayısıyla elmayla armut aynı sepete atılınca birim fiyat ortadan kalkıyor. Ama fiyat değişimini gösteren endeksler, yani sepetin fiyat değişimi, bir başka ifadeyle madde gruplarına göre değişim açıklanıyor… Ama bazı mal ve hizmetlerde endeksler gruplandırılarak değil, her bir madde için açıklanıyor. Zaten bunlarda fiyatın geçen ay hangi düzeyde alındığını kesin olarak bulabiliyoruz.

Şimdi elimizde 2022 Nisan’ındaki endeks hesaplamasında dikkate alınan fiyatlar var. Aradan geçen 26 ayda o madde ya da madde grubundaki fiyat değişiminin ne olduğu var. Geriye kalıyor ilgili maddenin ya da madde grubunun 2022 nisanındaki fiyatını o kalem ya da grup için 26 aylık döneme ilişkin olarak açıklanan endeks artışı ölçüsünde artırmak… Nisan 2022’deki fiyata aradan geçen 26 aydaki fiyat değişimini ekledim. Bu fiyat değişimi verisi TÜİK’e ait.

Bu oran doğrudur, değildir; bugün onunla fazla ilgilenmiyorum. Varmak istediğim, başlıca kalemlerin Haziran 2024 itibarıyla hangi fiyattan endekse dahil edildiği. Dolayısıyla peşin peşin söyleyeyim; ‘Ama TÜİK artışı düşük gösteriyor’ gibi gerekçeleri bu yazı özelinde bırakın; konu artış oranının doğru olup olmadığından çok son fiyatın gerçekçi olup olmadığı.

Aktaş’ın hesaplamasıyla TÜİK’in madde fiyat listesinden bazı örnekler şöyle: Un 20,75; Ekmek 35,26; Makarna 29,19; Dana Eti 433,32; Tavuk Eti 101,45; Süt 29,72; Beyaz Peynir 147,69; Yumurta 2,47; Zeytinyağı 113,37; Domates 28,69; Kuru Soğan 7,76; Salça 49,18; Zeytin 134,96; Toz şeker 20,73; Su 4,83; Pideler 98,96; Burgerler 79,33; Sıcak İçecekler 18,44; Ayran 18,12; Kira 5 bin 844; Yurt Ücreti 457; Uzman Doktor Muayene Ücreti 33,69; Diş Çekme Ücreti 901,75; Taksi Ücreti 75,26; Cep Telefonu Faturası 206.

Listenin tamamına Alaattin Aktaş’ın ekonomim.com’daki yazısından ulaşabilirsiniz.

Paylaşın

Haziran Ayında Otomotiv İhracatı Yüzde 12 Azaldı

Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) verilerine göre, Türkiye otomotiv endüstrisinin haziran ayı ihracatı yüzde 12,4 azalarak 2 milyar 617 milyon dolar oldu.

Haber Merkezi / OİB Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik “Haziran ayında uzun bayram tatilinin de olumsuz etkisiyle tüm mal gruplarında ihracat azalırken, önemli pazarlarımızdan Birleşik Krallık’a yüzde 20, İspanya’ya yüzde 7, Romanya’ya ise yüzde 23 artış kaydettik. Bu yılın ocak-haziran döneminde ise ihracatımız yüzde 2,3 artarak 17 milyar 701 milyon dolara yükseldi” dedi.

En büyük ürün grubu olan Tedarik Endüstrisinin haziran ayı ihracatı yüzde 11 azalarak 1 milyar 50 milyon dolar olurken, Binek Otomobiller ihracatı yüzde 4 azalarak 942 milyon dolar,  Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlar ihracatı yüzde 3 azalışla 394 milyon dolar, Otobüs-Minibüs-Midibüs ihracatı yüzde 14 azalışla 177 milyon dolar ve Çekiciler ihracatı da yüzde 83 azalışla 30 milyon dolar oldu.

Tedarik Endüstrisinde en fazla ihracat yapılan ülke Almanya olurken, bu ülkeye yönelik ihracat yüzde 20 azaldı. ABD’ye yüzde 2, Rusya’ya yüzde 13, ihracat düşüşü, Romanya’ya yüzde 79 ihracat artışı yaşandı. Binek otomobillerde önemli pazarlardan Fransa’ya yüzde 17 ihracat düşüşü yaşanırken, İspanya’ya yüzde 29, İtalya’ya yüzde 14, Birleşik Krallık’a yüzde 83, Almanya’ya yüzde 62 ihracat artışı oldu.

Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlarda ise Birleşik Krallık’a yüzde 20, Slovenya’ya yüzde 15, Belçika’ya yüzde 5, Hollanda’ya çok yüksek oranlı ihracat artışı, İtalya’ya yüzde 13, Fransa’ya yüzde 36, İspanya’ya yüzde 21, Avustralya’ya yüzde 18 ihracat düşüşü görüldü. Otobüs – Minibüs – Midibüs ürün grubunda ise Fransa’ya yüzde 24, Almanya’ya yüzde 44 ihracat düşüşü, İspanya’ya yüzde 59, Birleşik Krallık’a yüzde 15, ABD’ye yüzde 66 ihracat artışları yaşandı.

Haziranda en büyük pazar olan Birleşik Krallık’a ihracat yüzde 20 artarak 322 milyon dolar oldu. Almanya 319 milyon dolar ile ikinci büyük pazar olurken, ihracat yüzde 18 azaldı. Fransa’ya otomotiv ihracatı da yüzde 21 azalışla 315 milyon dolar oldu. İspanya’ya yüzde 7, Romanya’ya yüzde 23, ABD’ye yüzde 3 ihracat artışı yaşanırken İtalya’ya yüzde 7, Slovenya’ya yüzde 2, Polonya’ya yüzde 35 ve Belçika’ya yüzde 30 ihracat düşüşü oldu.

AB Ülkelerine ihracat yüzde 12 azaldı

Ülke grubunda yüzde 68 pay ile ilk sırada yer alan AB Ülkelerine ihracat yüzde 12 azalarak 1 milyar 787 milyon dolar oldu. Diğer Avrupa Ülkeleri yüzde 14 pay ile ülke grupları arasında ikinci sırada yer alırken, bu ülke grubuna yönelik ihracat yüzde 14 arttı. Bağımsız Devletler Topluluğuna yüzde 18 ve Afrika Ülkelerine yüzde 28 ihracat düşüşü yaşandı.

Paylaşın

NATO’dan Askeri Kapasiteyi Artırma Hazırlığı

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) liderleri, geçen yıl Vilnius’ta yapılan zirvede, ittifakın otuz yılı aşkın bir süredir ilk büyük savunma planı üzerinde anlaşma sağlamıştı. NATO liderlerinin, Washington’da ittifakın 75’inci yıldönümü nedeniyle düzenlenecek zirvede planları güncellemeleri bekleniyor.

Reuters’a bilgi veren bir kaynak, askeri planlamacıların “ittifakı savunmak için gereken birlik ve silahlar için ayrıntılı ihtiyaçları belirlediklerini” söyledi ve ekledi:

“Hava ve füze savunması, uzun menzilli silahlar, lojistik ve büyük kara manevra birlikleri en önemli önceliklerimiz arasında. Karşı karşıya olduğumuz tehditleri karşılayabilecek kuvvetler geliştirdikçe, NATO müttefikleri için muhtemelen daha zorlu hedefler belirlenecektir. Caydırıcılığımızın güçlü olduğundan ve güçlü kalacağından eminiz.”

Soğuk Savaş’tan bu yana NATO tarafından “bölgesel planlar” olarak adlandırılan ilk büyük savunma planları üzerindeki anlaşma, Sovyet sonrası Rusya’nın artık varoluşsal bir tehdit oluşturmadığına inandığı için on yıllardır büyük ölçekli yeni savunma planları hazırlamaya gerek görmeyen Batı askeri ittifakı için temel bir değişim anlamına geliyordu.

Reuters haber ajansına konuşan bir NATO askeri yetkilisi, NATO’nun Rusya’dan gelebilecek bir saldırıya karşı savunma planlarını tam anlamıyla hayata geçirebilmesi için 35 ila 50 ilave tugaya ihtiyaç duyacağını söyledi. Bir tugay 3 bin ila 7 bin askerden oluşuyor.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan kaynak, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından NATO’nun (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) karşı karşıya olduğu saldırı tehdidiyle mücadele edebilmek için, sadece Almanya’nın hava savunma kapasitesini dört katına çıkarması gerektiğini söyledi.

Geçen yıl Vilnius’ta yapılan zirvede NATO liderleri ittifakın otuz yılı aşkın bir süredir ilk büyük savunma planı üzerinde anlaşmıştı. Üye ülkeler Temmuz 2023’te gerçekleşen zirveden bu yana bu planı hayata geçirmeye çalışıyor. NATO liderlerinin bu hafta Washington’da ittifakın 75’inci yıldönümü nedeniyle düzenlenecek zirvede planları güncellemeleri bekleniyor.

Reuters’a bilgi veren kaynak, askeri planlamacıların “ittifakı savunmak için gereken birlik ve silahlar için ayrıntılı ihtiyaçları belirlediklerini” söyledi. Kaynak, “Hava ve füze savunması, uzun menzilli silahlar, lojistik ve büyük kara manevra birlikleri en önemli önceliklerimiz arasında. Karşı karşıya olduğumuz tehditleri karşılayabilecek kuvvetler geliştirdikçe, NATO müttefikleri için muhtemelen daha zorlu hedefler belirlenecektir. Caydırıcılığımızın güçlü olduğundan ve güçlü kalacağından eminiz” diye ekledi.

Almanya Savunma Bakanlığı NATO’nun gelecek planları gizli olduğu için bu konuda yorum yapmayı reddetti. Bakanlık, tüm müttefiklerin ihtiyaçlar konusunda NATO ile koordinasyon içinde olmaya çağrıldığını ve bu çabaların önümüzdeki yıla da yayılacağını söyledi.

Ek personel: NATO müttefiklerinin 35 ila 50 tugay için gerekli ek personeli nereden bulacağı ise belirsiz. Üye ülkeler, silahlı kuvvetlerin diğer bölümlerinden personel kaydırılabilir, ek askerler alınabilir ya da NATO üyeleri her iki yaklaşımın birden tercih edebilir. NATO askeri planlamacılarının tespit ettiği bir diğer önemli eksiklik de hava savunması. Zira Ukrayna’daki savaş bu sistemlerin kritik askeri ve sivil altyapıyı korumak için ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

Bu tür sistemler Rusya ile olası bir çatışmada önemli bir lojistik merkezi ve toplanma alanı olan Almanya için özellikle önemli. Almanya, Soğuk Savaş sırasında NATO’nun cephe ülkesiyken 36 Patriot hava savunma birimine sahipti ve o zaman bile NATO müttefiklerinin ek desteğine güveniyordu.

Ukrayna’ya üç patriot bağışladıktan sonra Alman kuvvetleri, sadece dokuz patriot sistemine sahip. ABD’li Raytheon firmasının ürettiği patriot sistemi, füzelere karşı yerden savunma sağlıyor. Mühimmatını güçlendirmek isteyen Almanya, patriot ve diğer hava savunma sistemleri için sipariş vermeye başladı. Soğuk Savaş sonrasında birçok NATO müttefiki, gelecekte sadece İran gibi ülkelerden gelen sınırlı bir füze tehdidiyle başa çıkmak zorunda kalacağı düşüncesiyle hava savunma birimlerinin sayısını azalttı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle birlikte bu algı büyük ölçüde değişti ve NATO müttefikleri mühimmat stoklarını arttırmak ve hava savunma sistemlerindeki eksiklikleri gidermek için harekete geçti.

Soğuk Savaş’tan bu yana NATO tarafından “bölgesel planlar” olarak adlandırılan ilk büyük savunma planları üzerindeki anlaşma, Sovyet sonrası Rusya’nın artık varoluşsal bir tehdit oluşturmadığına inandığı için on yıllardır büyük ölçekli yeni savunma planları hazırlamaya gerek görmeyen Batı askeri ittifakı için temel bir değişim anlamına geliyordu.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

‘Yeniden Yargılanma’ Talebi Reddedilen Osman Kavala’dan Bir Başvuru Daha!

Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Osman Kavala, avukatlarından Hilal Zengin aracılığıyla yaptığı kanun yararına bozma talebinin reddedilmesinin ardından bir başvuru daha yaptı.

Osman Kavala’nın yeni başvurusunun gerekçeleri içinde “Ülkemizin hukuk alanında normalleşmesine zemin hazırlamak, bu anlamda genel bir iyileşmeye katkıda bulunmak ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kripto yapılarla mücadelesinde ufak da olsa katkıda bulunmak içindir. Zaman içinde bu cümlenin anlamı daha iyi anlaşılacaktır.” ifadeleri yer aldı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada iş insanı Osman Kavala ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs’ suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çaptırıldı. Kavala’ya verilen bu ceza, Yargıtay tarafından da onandı.

Gezi Davası’nda Kavala yönünden çıkan onama kararının ardından, avukat Hilal Zengin ilk olarak nisan ayının başında yeniden yargılama talep etti. Bu talep reddedildi. Ret kararının ardından 18 Nisan’da itiraz eden avukat Zengin, 25 Nisan’da da ret yanıtı aldı. Avukat Zengin’in son olarak 3 Mayıs’ta verdiği dilekçede dikkat çekilen nokta, 16 Nisan 2017’de yapılan referandumdu.

Referandumun sonucunda parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş yapıldığına vurgu yapan avukat Zengin, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 311. maddesine göre ‘yeni olay – yeni olgu’ tartışması başlattı.

CMK’nın 311. maddesi şöyle: “Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.”

Avukat Zengin, açılan davada mağdurların başbakanlık ve bakanlar kurulu olduğunu, hükümet sisteminin 16 Nisan 2017’de yapılan referandumla değiştiğini belirtti. Başbakanlık ve bakanlar kurulunun kaldırılarak cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş yapıldığını ifade eden Zengin, ‘yeni olay – yeni olgu’ prensibi nedeniyle yeniden yargılama yapılması gerektiğini savundu.

Bu talebi de reddedilen Zengin, daha sonra Adalet Bakanlığı’na başvurarak ‘kanun yararına bozma’ talep etti. Zengin’in bu başvurusu hakkında da ret kararı verildi. Zengin, bu ret kararının ardından 8 Temmuz’da bir dilekçe daha yazarak Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne başvurdu. Zengin’in dilekçesinde, Kavala’nın hiçbir kitlesel eylemin organizasyonunda yer almadığının, finansman sağlamadığının, Gezi eylemlerinin mutabakatla sonuçlanması için gayret gösterdiğine dikkat çekildi ve “Masak Kayıtları da bu doğrultudadır. Kaldı ki; müvekkilin durumunu en iyi bilecek kuruluş, Milli İstihbarat Teşkilatı’dır” ifadelerine yer verildi.

“Osman Kavala tertemiz bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Yaratılmak istenen algının aksine müvekkil Osman Kavala siyasal veya askeri casus değildir” denilen dilekçede Gazete Duvar’dan Can Bursalı’nın aktardığına göre ayrıca, başvuruda detaylı açıklamalar yapılmasının gerekçesi şöyle anlatıldı:

“Yargılamanın yenilenmesi başvurumuzda bu açıklamaları yapmamızın nedeni; ülkemizin hukuk alanında normalleşmesine zemin hazırlamak, bu anlamda genel bir iyileşmeye katkıda bulunmak ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kripto yapılarla mücadelesinde ufak da olsa katkıda bulunmak içindir. Zaman içinde bu cümlenin anlamı daha iyi anlaşılacaktır. Ne var ki sorumluluk mevkiinde olanların; umulur ki, bu sürece bigane kalmamaları, gerçek vatanseverlerin cesaretini biraz daha artıracaktır. Bu bakımdan hukukçu olan Adalet Bakanı’mıza büyük görev düştüğü izahtan varestedir.”

sonuç kısmında yargılamanın yenilenmesi, Kavala’nın tahliyesi ve beraati talep edildi ve dilekçenin bir örneğinin Cumhurbaşkanlığı’na sunularak, şikayetlerinin olup olmadığının sorulması talep edildi. Kavala’nın avukat Zengin aracılığıyla yaptığı başvuru, şu ifadelerle noktalandı:

“Eski hükümet sistemi olan parlamenter sistemin bir şekilde yeni sistem içerisine alınıp alınmadığı, gizli bir şekilde yaşatılıp yaşatılmadığı, Bakanlar Kurulu’nun mevcut olup olmadığının da gerçeğin ortaya çıkarılması bakımında mümkünse, öncelikle yazılı görüş alınmasını talep etmek zarureti de hasıl olmuştur.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Haziran Ayında En Çok Mevduat Faizi Kazandırdı

Haziran ayında yatırımcısına en çok kazandıran yatırım aracı mevduat faizi olurken, aynı ayda mevduat faizinden sonra yatırımcısına en çok kazandıran yatırım aracı Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) oldu.

Haber Merkezi/ Son üç ile son altı ayda ve son bir yılda yatırımcısına en çok kazandıran yatırım aracı BIST 100 endeksi oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2024 Haziran’a ilişkin Finansal Yatırım Araçlarının Reel Getiri Oranlarını açıkladı. Buna göre; Aylık en yüksek reel getiri, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 1,88, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 1,62 oranlarıyla mevduat faizi (brüt)’te gerçekleşti.

Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) yüzde 0,87 oranında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Amerikan Doları yüzde 0,37, Euro yüzde 0,77, BIST 100 endeksi yüzde 1,41 ve külçe altın yüzde 1,53 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi. TÜFE ile indirgendiğinde ise; DİBS yüzde 0,61 oranında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Amerikan Doları yüzde 0,63, Euro yüzde 1,02, BIST 100 endeksi yüzde 1,66 ve külçe altın yüzde 1,78 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.

BIST 100 endeksi, üç aylık değerlendirmede; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 8,73, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 7,41 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu. Aynı dönemde Euro, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 5,98, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 7,12 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Altı aylık değerlendirmeye göre BIST 100 endeksi; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 13,35, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 8,59 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olurken; aynı dönemde DİBS, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 10,89, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 14,63 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde BIST 100 endeksi; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 28,18, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 12,12 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu.

Yıllık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından külçe altın yüzde 11,42 oranında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Amerikan Doları yüzde 6,65, Euro yüzde 7,12, mevduat faizi (brüt) yüzde 19,55 ve DİBS yüzde 39,45 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi. TÜFE ile indirgendiğinde külçe altın yüzde 2,55, Amerikan Doları yüzde 18,35, Euro yüzde 18,76, mevduat faizi (brüt) yüzde 29,63 ve DİBS yüzde 47,04 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.

Paylaşın