Fenerbahçe, Yenilmezlik Serisini 32 Maça Çıkardı

Süper Lig’in 5. hafta karşılaşmasında Kasımpaşa ile Fenerbahçe, Recep Tayyip Erdoğan Stadı’nda karşı karşıya geldi. Sahadan 2 – 0 galip ayrılan Fenerbahçe, yenilmezlik serisini 32 maça çıkardı.

Haber Merkezi / Hakem Halil Umut Meler’in yönettiği karşılaşmada Fenerbahçe’nin gollerini 22. dakikada Saint Maximin ve 37. dakikada penaltıdan Dusan Tadic kaydetti.

Fenerbahçe, bu sonuçla puanını 13’e çıkardı, Kasımpaşa ise 5 puanda kaldı.

22. dakikada sağ kanatta topla buluşan Tadic, pasını sol kanatta bulunan Saint-Maximin’e aktardı. Ceza sahası dışı sol çaprazında pası alan Saint-Maximin, topu sağına çekerek yaptığı plase vuruşta meşin yuvarlağı uzak köşeden ağlarla buluşturdu. 0-1

39. dakikada kullanılan penaltıda topun başına geçen Tadic, kalenin ortasına yaptığı sert vuruşla meşin yuvarlağı ağlara gönderdi. 0-2

Stat: Recep Tayyip Erdoğan

Hakemler: Halil Umut Meler, Murat Tuğberk Curbay, İbrahim Bozbey

Kasımpaşa: Gainniotis, Winck (Espinoza dk. 80), Opoku, Yasin Özcan, Ben Ouanes, Sadiku (Aytaç Kara dk. 46), Gökhan Gül (Cafu dk. 80), Fall, Hajradinovic (Barak dk. 66), Brekalo, Da Costa

Fenerbahçe: Livakovic, Mert Müldür (Yusuf Akçiçek dk. 81), Becao, Çağlar Söyüncü, Oosterwolde, Fred (Mert Hakan Yandaş dk. 87), İsmail Yüksek, Tadic (Amrabat dk. 81), Szymanski, Saint-Maximin (İrfan Can Kahveci dk. 63), En-Nesyri (Dzeko dk. 63)

Goller: Saint-Maximin (dk. 22), Tadic (dk. 39 pen.) (Fenerbahçe)

Paylaşın

Erdoğan: Camileri Kapattılar, Kur’an-ı Kerim’leri Toplattılar

İstanbul’da “Mevlid-i Nebi Haftası Açılış Programı”nda konuşan Erdoğan, “Bu milletin iman kalesini çökertmek için hiç olmazsa bu kalede gedik açmak için yıllardır saldırıyorlar. Bunu bir dönem camilerimizi kapatarak, ahıra çevirerek, satarak yaptılar” dedi ve ekledi:

“Bir dönem minarelerimizden yükselen Allah-u Ekber nidalarını susturarak yaptılar. Bir dönem Kur’an-ı Kerim’leri, ilmihalleri toplatarak yaptılar. Bir dönem imam hatip okullarının kapısına zincir vurarak, başörtülü kızları üniversite kapılarında ağlatarak yaptılar.

Bu yıkım projesinde kimi zaman medya kullanıldı, kimi zaman sinema, tiyatro, televizyon dizileri kullanıldı. Kimi zaman kaleminden nefret akan sözde aydınlar kullanıldı. Kimi zaman terör örgütleri, marjinal örgütler, ihanet çeteleri kullanıldı. Kimi zaman da siyasetçiler kullanıldı.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da “Mevlid-i Nebi Haftası Açılış Programı”nda konuşma yaptı. Erdoğan’ın konuşmasından başlıklar şu şekilde:

“Güçlü şahsiyetler sağlam bir toplumun teminatıdır. Bireyler ahlaklı, erdemli, merhametli olduğunda, toplumda da adalet, huzur, emniyet ve refah olur. Ama tek tek kişiler bozulursa, aile bozulur. Aile yozlaşırsa, toplum çürür. Toplum çürürse, devlet çürü, memleket çürür. Bütün insanlık zeval görür. Millet olarak son 2 asırdır çok yönlü, çok ince düşünülmüş bir kuşatma ile karşı karşıyayız.

Bu milletin iman kalesini çökertmek için hiç olmazsa bu kalede gedik açmak için yıllardır saldırıyorlar. Bunu bir dönem camilerimizi kapatarak, ahıra çevirerek, satarak yaptılar. Bir dönem minarelerimizden yükselen Allah-u Ekber nidalarını susturarak yaptılar. Bir dönem Kur’an-ı Kerim’leri, ilmihalleri toplatarak yaptılar.

Bir dönem imam hatip okullarının kapısına zincir vurarak, başörtülü kızları üniversite kapılarında ağlatarak yaptılar. Bu yıkım projesinde kimi zaman medya kullanıldı, kimi zaman sinema, tiyatro, televizyon dizileri kullanıldı. Kimi zaman kaleminden nefret akan sözde aydınlar kullanıldı. Kimi zaman terör örgütleri, marjinal örgütler, ihanet çeteleri kullanıldı. Kimi zaman da siyasetçiler kullanıldı.

Artık eskisi kadar olmasa da hala birilerinin bu manevi işgal projesine taşeronluk yaptığını görmekteyiz. Aralarında FETÖ’cü ve bölücülerin de olduğu malum mahfiller bunu son derece planlı, sinsice ve kurnazca yapıyor. Biz bunlardan ülkeye kötülük dışında, nifak ve husumet dışında zaten bir şey beklemiyoruz. Kimileri de millet düşmanlarının tuzağına düşerek bu manevi yıkım projesine istemeden destek veriyor.

Şurayı özellikle dikkatinize getiriyorum: Bu ideolojik bağnazlık, son günlerde öyle vahim boyutlara ulaştı ki cuma hutbesini, hutbede okunan ayet-i kerimeleri hedef almaya başladılar. Kendini bilmezin birisi çıkıyor ahkam kesiyor, hem de bu ülkenin muhalefet partisi adına, doğru düzgün bilgisinin olmadığı dini konularda ahkam kesiyor. Hocalarımıza utanmazca had bildirmeye kalkıyor.

Bunu yaparken de cehaletini gizlemek için Gazi Mustafa Kemal’in arkasına saklanıyor. İçinde ne varsa ortaya dökmek yerine Gazi Mustafa Kemal’i hadsizliğine alet ediyor. Buram buram tek parti faşizmi kokan bu ilkellik karşısında maalesef mensubu olduğu parti içinde kimse itiraz etmiyor, genel başkan dahil kimse tepki göstermiyor.

Aynı ideolojik fanatizm, hepimizin yüreğini yakan Narin yavrumuzun katledilmesi hususunda da yaşanıyor. Birileri daha olayın ilk anından itibaren cinayeti kutuplaşma, kamplaşma aracına dönüştürmek için her yola başvuruyor. Oysa ortada vahşi bir cinayet var. Buna rağmen kimileri 8 yaşında hayattan koparılmış bir çocuğun cenazesi üzerinden siyaset yapacak kadar insanlıktan çıkabiliyor.

40 yılda yüzlerce çocuğun kanını akıtan, yüzlerce Narin’i bizden alan, binlerce vatandaşımızı acımasızca öldüren terör örgütünün uzantıları aynaya bakmadan millete insanlık dersi verme cüretinde bulunuyor. Bu vahşet öne sürülerek aile müessesi ve dini kurumlar hedef alınıyor. Hatta ve hatta Diyarbakır halkı ve Kürt kardeşlerimiz hedef alınıyor. Açık söylüyorum bu vicdansızlıktır, fırsatçılıktır, ikiyüzlülüktür, milleti provoke etmek, toplumun sinir uçları ile oynamak demektir.

Masum bir yavruyu alçakça katledenlerden bunun hesabını yargı önünde sorulması, döktükleri her damla kanın burunlarından fitil fitil getirilmesi için gereken her türlü adımı hukuk çerçevesinde atacağız. Tekirdağ’daki alçaklığın da hesabını mutlaka adalet karşısında soracak, bu sabiye işkence eden çukurların da en ağır cezayı almaları için mücadele edeceğiz. Aynı zamanda bu rezil olaylar üzerinden bölücü örgütün uzantılarının ve marjinallerin günah çıkarmalarına, milleti kışkırtmalarına, aile kurumunu hedefe koymalarına da eyvallah etmeyeceğiz.”

Paylaşın

Galatasaray, Süper Lig’de 4’te 4 Yaptı

Süper Lig’in 5. hafta karşılaşmasında Galatasaray ile Çaykur Rizespor, Ali Sami Yen’de karşı karşıya geldi. Hakem Arda Kardeşler’in yönettiği karşılaşmadan Galatasaray, 5 – 0 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Galatasaray’a galibiyeti getiren golleri 3. dakikada Davinson Sanchez, 25. dakikada Victor Osimhen, 49. dakikada Gabriel Sara, 61. dakikada Galatasaray, Dries Mertens 80. dakikada Barış Alper Yılmaz kaydetti.

Galatasaray, bu galibiyet ile puanını 12’ye çıkardı ve maç fazlasıyla liderliğe yükseldi. Çaykur Rizespor ise 4 puanda kaldı.

3. dakikada Sara’nın rakip yarı sahanın ortalarından kullandığı serbest vuruşta, altıpas üstünde topa iyi yükselen Sanchez’in kafa vuruşunda meşin yuvarlak filelerle buluştu: 1-0.

25. dakikada paslaşarak kullanılan serbest vuruşta Sara’nın ceza sahasına yaptığı ortada altıpas üzerinde Abdülkerim Bardakcı’nın vuruşunda meşin yuvarlak filelerle buluştu: 2-0

49. dakikada ceza sahası sağ tarafında Barış Alper’in içeri çevirdiği topu savunma uzaklaştıramadı ve seken topu önünde bulan Gabriel Sara topla birlikte ceza yayı sağ tarafından ceza sahasına girip yaptığı vuruşta meşin yuvarlak savunmaya çarpıp ağlara gitti: 3-0

61. dakikada ön alanda yaptığı baskıyla topu rakibinden kapan Toreira, sağdan ceza sahasına bindiren Mertens’i gördü. Belçikalı oyuncunun bekletmeden uzak direğe yerden vuruşunda top ağlara gitti: 4-0.

80. dakikada hızlı gelişen atakta Batshuayi’nin pasıyla ceza sahası sağ çaprazında topla buluşan Kaan Ayhan, kaleciyle karşı karşıya pozisyonda meşin yuvarlağı daha müsait durumda arkadan gelen Barış Alper’in önüne bıraktı. Barış Alper, gelişine vuruşla topu filelerle buluşturdu: 5-0.

Stat: Ali Sami Yen

Hakemler: Arda Kardeşler, Hakan Yemişken, Abdullah Uğur Sarı

Galatasaray: Muslera, Kaan Ayhan, Davinson Sanchez (Nelsson dk. 67), Abdülkerim Bardakcı, Ismail Jakobs (Jelert dk. 73), Torreira (Berkan Kutlu dk. 68), Gabriel Sara (Kerem Demirbay dk. 67), Barış Alper Yılmaz (Yusuf Demir dk. 83), Dries Mertens (Batshuayi 67), Yunus Akgün, Victor Osimhen

Çaykur Rizespor: Grbic, Taha Şahin (Eray Korkmaz dk. 59), Alikulov (Hadziahmetovic dk. 38), Attila Mocsi, Anıl Yaşar, Casper Hojer, Mithat Pala, Papanikolaou (Emrecan Bulut dk. 46), Olawoyin (Buljubasic dk. 83), Akintola (Zeqiri dk. 59), Ali Sowe (Jurecka dk. 59)

Goller: Sanchez (dk. 3), Abdülkerim Bardakcı (dk. 25), Gabriel Sara (dk. 49), Mertens (dk. 61), Barış Alper Yılmaz (dk. 80) (Galatasaray)

Paylaşın

Araştırma: Türkiye’de Oy Tercihlerinde Din Ne Kadar Etkili?

Pew Araştırma Merkezi’nin araştırmasına göre; Türkiye’de liderlerinin kendileriyle aynı dini inançları paylaşmasının önemli olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 69.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli düşünce kuruluşu Pew Araştırma Merkezi, kısa bir süre önce 35 ülkeyi kapsayan ve siyasi liderlerin dini yönelimlerinin seçmenler ve onların tercihleri açısından hala çok önemli olduğunu gösteren bir çalışma yayımladı.

Pew’in çalışmasında, din ve siyaset arasındaki bağın daha güçlü göründüğü ülkelerin tamamı Asya ülkelerinden oluşuyor. Bangladeş (yüzde 91), Endonezya (yüzde 90) ve diğerleri listenin başında yer alırken, onları birkaç Afrika ülkesi takip ediyor.

Euronews Türkçe‘nin aktardığı araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’de ise katılımcıların yüzde 69’u liderlerinin kendileriyle aynı dini inançları paylaşmasının önemli olduğunu düşünüyor. İsrail’de ise bu oran yüzde 55.

Avrupa’da en yüksek oranlar Polonya (yüzde 52), Yunanistan (yüzde 42) ve Macaristan (yüzde 40) olmak üzere doğuda yoğunlaşıyor.

En düşük oranlar ise batı ve kuzey Avrupa’da. Hollanda’da katılımcıların sadece yüzde 15’i liderleri ile aynı dine mensup olmanın önemli olduğunu düşünürken, bu oran Fransa’da yüzde 17, İspanya’da yüzde 18, İngiltere’de yüzde 22 ve Almanya’da yüzde 23. Avrupa’nın en büyük ekonomileri arasında bu oranın en yüksek olduğu ülke ise yüzde 30 ile İtalya oldu.

Paylaşın

Tülay Hatimoğulları: Asla Geri Adım Atmayacağız

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bizler bölgede ülkede ve dünyada estirilen bu savaş havasına karşı 3’üncü dünya savaş olasılığının güçlendiği bir dönemde, bunun demelerinin yapıldığı bir dönemde bizler barış demekten asla geri adım atmayacağız” dedi ve ekledi:

“Savaşa karşı barış hareketini hep birlikte hem Türkiye’deki iç dinamiklerle hem bölge dinamikleriyle uluslararası barış ağlarıyla birlikte örgütlenmesi konusunda biz de bu konferanslarımızda açığa çıkacak mücadele hatlarından birisi olacaktır.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) Birinci Merkezi Örgütlenme Konferansı, “Özgürlük için örgütleniyoruz” şiarıyla İnşaat Mühendisleri Odası’nda (İMO) başladı. Konferans salonuna, “Jin jiyan azadî”, “Dilimiz onurumuzdur” ve “Yaşasın örgütlü mücadelemiz” yazılı pankartlar asıldı.

Konferansa DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır’ın yanı sıra çok sayıda milletvekilli de katıldı.

Konferans, divanın oluşumu ve saygı duruşuyla başladı. Daha sonra divan adına söz alan Elif Bulut, DEM Partinin Kürt illerinde öncü, Türkiye’de ise ana muhalefet partisi olduklarını ifade etti. DEM Partinin bir paradigmasının olduğunu ve bu paradigmanın doğa talanına, yoksulluğa, çocuk şiddetine ve pek çok sorun ile birlikte mücadele etmeyi hedeflediğini dile getiren Bulut, aynı zamanda adalet, barış ve demokrasi mücadelesi de yürüttüklerini ifade etti.

Bulut, “Nasıl bir yol açacağız, tarihsel görevimizi nasıl yerine getireceğiz? Bu konferansta bunun yol ve yöntemlerini konuşacağız. Kadınların olmadığı, kadın siyasetin olmadığı yer şey eksik ve yarım kalır. İki gün boyunca tartıştık ve güçlü kararlar aldık. Bugün burada da alacağımız kararları halklar ile daha da büyüteceğiz. Tarihsel önemi olan bir konferans yapıyoruz. Bu bilinçle hareket edeceğiz” diye kaydetti.

“Herkesin sözü örgütü kadardır”

Ardından konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, konferansta alınacak kararların önümüzdeki dönemde partilerinin yol hattını belirleyeceğini söyledi. DEM Parti’nin halkların ve emekçilerin tek umudu olduğunu ifade eden Bakırhan, şunları söyledi:

“Bunu Konferansımızı yaptığımız için söylemiyorum. Türkiye’deki mevcut tabloyu, mevcut ikili bloğun Türkiye halkları ve geleceği konusunda ortaya koyduğu iradeye bakarak söylüyorum. Bu zemin değerli ve kıymetli bir zemindir. Bunun için Türkiye halkları, Türkiye emekçileri, Türkiye ezilenleri partimizi büyük bir umut olarak görüyor. Partimizin umut olduğu bu süreçte en başta bu salonda bulunan delegasyona çok büyük sorumluluk ve görevler düşüyor.”

Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de halkların ve emekçilerin umudu olan bu zemini başarıyla ulaştırmak için her birimize çok büyük görev sorumluluklar düşüyor. Eminim bu konferans sonrasında bu görev ve sorumluluklarımızı tekrar bu salonda tartışarak çok önemli kararlaşmalara giderek bu tarihi misyonumuzu yerine getirmek için büyük bir çaba ve mücadele içinde olacağımız.

Tarihi misyonu yerine getirmenin en önemli en öncelikli görevlerinden birisi güçlü bir örgütlenme ve örgüttür. Güçlü bir örgütlenmesi olmayan hiçbir siyasi hareketin partini bu siyasette ortaya çıkan bu tarihi zemini ve fırsatı yerine getirmemek düşünülemez. Bu konferansta arkadaşlarımız bu tarihi sınavla karşı karşıya olduğumuz süreçte üzerine düşen görev sorumlulukları yerine getirecektir.

Siz de çok iyi biliyorsunuz örgütlenmesi güçlü olmayan bir parti parti değildir. Herkesin sözü örgütü kadardır. Örgütü güçlü olan partinin sözü de sesi karşılık bulur onun için örgütlenme konferansları önemlidir. Onun için yerellerde günlerce toplantılar yaptık yerel konferanslar yaptı.”

“Demokratik güç birliğine ihtiyacımız var”

Bakırhan’ın ardından DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları kürsüye çıktı. Hatimoğulları, iki boyunca yaptıkları kadın örgütleme konferansına dikkat çekerek, konferansı SİHA saldırısı ile katledilen Kürt gazeteciler Gülistan Tara ve Hero Bahaddin’e ithaf ettiklerini paylaştı. Konferansta tartışılan konulara değinen ve Türkiye’de 50 milyondan fazla insanın açlıkla mücadele ettiğini belirten Hatimoğulları, şunları söyledi:

“Ekmek ve Adalet kampanyamızda yaptığımız sokak çalışmaları, işçi buluşmaları emekçi buluşmaları üretici buluşmalarında biz bir kez daha gördük ki üreticiler çiftçiler işçiler emekçiler artık dolmuş durumda. Bıçak ilikte. Gerçekten insanlarda o kadar büyük isyan bu iktidara kapitalist sisteme karşı bu sermaye düzenin ezen ve sömüren anlayışına karşı büyük bir tepki olduğunu yaptığımız çalışmalarda bir kez daha gözlemledik” dedi.

Hatimoğulları artık sadece Türkiye ve Ortadoğu’da savaş olmadığına işaret ederek, çatışmaların tüm dünyaya yayıldığını dile getirdi. Avrupa’ya da işaret eden Hatimuoğulları, “Korunaklı bölge gibi gözüken bölgede de savaş tamtamları var. Bizler bölgede ülkede ve dünyada estirilen bu savaş havasına karşı 3’üncü dünya savaş olasılığının güçlendiği bir dönemde, bunun demelerinin yapıldığı bir dönemde bizler barış demekten asla geri adım atmayacağız. Savaşa karşı barış hareketini hep birlikte hem Türkiye’deki iç dinamiklerle hem bölge dinamikleriyle uluslararası barış ağlarıyla birlikte örgütlenmesi konusunda biz de bu konferanslarımızda açığa çıkacak mücadele hatlarından birisi olacaktır” diye kaydetti.

Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü: “Değerli arkadaşlar bu salonda devrimci mücadelenin Türkiye devrimci mücadelesinin sol sosyalist hareketlerin bütün gelenekleri var. Bu salonda Kürt özgürlük hareketinin mücadeleci, direngen, serhildan geleneğinden gelenler var.

Bu salonda kadın mücadelesinde emek veren Türkiye kadın hareketleri, feministler var. Bu salonda Kürt özgürlük mücadelesinde mücadele veren kadınlar var. Kürt kadın hareketi var. Bu salonda insan hakları mücadelesi, doğanın haklarını, engellilerin, çocukların haklarını savunanlar. Bu salonda ezcümle bütün ezilen ve sömürülenlerin işçilerin, emekçilerin haklarını savunan bir salon bir bileşke. DEM Parti işte budur.

Cezaevlerinde olan arkadaşlarımıza, İmralı tecridinden dolayı aylardır yıllardır haber alınamayan Sayın Öcalan’a, bu topraklardan kalkan İHA ve SİHA’Lara, katledilen gazetecilere, siyasetçilere bu topraklarda katledilen bütün siyasetçilere, yargısız infazda katledilenlere ve bizlerin aynı zamanda Narinlere ve çocuklara karşı çok büyük sorumluluğumuz var.

Bu görev ve sorumlulukla ve bu bilinçle biz elbette mücadelenin tıkanan bütün damarlarını tek tek nasıl açabileceğimizin yol haritasını hep birlikte bulmak ama sadece bulmak sadece tanımlamak değil aynı zamanda buradan nasıl bir eylem hattıyla çıkacağımızı konuşmak gibi tarihsel bir görev ve sorumluluğumuz var. Bu örgütlenme konferansının da en önemli ve anlamlı yanlarından birinin de bu olduğu kanaatindeyim.

AKP – MHP ortaklığı, Ergenekonla kurdukları ortaklıklar, JİTEM ittifakı bu yöntem ehliyetini çoktan kaybetmiştir. Bizler buradan hareketle mücadelemizi büyütmemizi için aslında bütün nesnel koşulların ülkenin içinden geçtiği sosyo kültürel durum, çürüme, savaş siyaseti, tamamen muhaberata İHA ve SİHA’ya dayalı bir dış siyaseten yürüten bu iktidar ülkeyi yönetemez. Kadınları ve çocukları korumayan bunu ısrarla vurguluyorum çünkü bu kamusal bir görevdir, bu görevi yerine getirmeyen, bunu normalmiş gibi anlatan bu iktidara karşı bizlerin başarıya ulaşmasının koşulları pekala fazlasıyla oluşmuştur.

İktidar ve rejimin iflas ettiği, küresel sermayenin büyük çaplı kriz yaşadığı kapitalizmin krizde olduğu bir dönemde elbette emek mücadelesinin de kadın mücadelesinin de ekoloji, gençlik doğa haklarının inançların mücadelesi, her bir kesimin nesnel olarak olgunlaşan bu koşullarda önünün açık olduğunu bu toplumsal mücadeleleri hep birlikte gerçekleştirmemiz gerekiyor bu konferansta.

Bizler bütün bu mücadeleleri bir yandan DEM Parti kendini örgütleyerek bir yandan kampanyalarını yerelden merkeze kadar mahalle mahalle örgütleyerek yerelden merkeze yeniden bir yapılanmanın içine giriyoruz. Biz bu yeniden yapılanmayı sağlarken sadece DEM Parti değil aynı zamanda bizim dışımızdaki bütün kesimlerle bütün muhalif hareketlerle hep birlikte olacağımız bir demokratik güç birliğine ihtiyacımız var.

Bu tespitleri yaptıktan sonra faşizmin otoriter rejimin bu ülkede kendisini derinleştirmeye çalıştığı ama yapamadığı ama toplumsal rıza alamadığı bir dönemde tam da birlikte mücadele etmenin ittifak politikalarını güçlendirmenin tam da zamanı. Biz bunu başarırsak ki bu konuda partimizin de içinde olduğu çok sayıda kurumla birlikte yürütülen ortak bir ittifak çalışması var. Bunu ne kısa zamanda başarılı bir şekilde toplumun karşısında bu görevlere aday olarak hep birlikte çıkarız.”

Konuşmaların ardından konferans basına kapalı olarak devam etti. (Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

KİT’lerin Borçları Katlanarak Artıyor: 9,5 Milyar Lira

KİT olarak bilinen Kamu İktisati Teşebbüsleri’nin Hazine borcu  9 milyar 525 milyon 723 bin liraya ulaştı. TCDD, 8,8 milyar liralık borçla en fazla borcu olan KİT olarak öne çıktı.

CHP Milletvekili Cevdet Akay, “AKP’nin kötü ekonomi politikası, önemli kuruluşların da mali yapısını altüst etti” dedi. Akay, AKP’nin, devletin elinde kalan az sayıda KİT’i de özelleştirme kıskacına aldığının altını çizdi.

Kamu İktisadi Teşebbüsleri’nin (KİT) Hazine’ye olan borçlarında çarpıcı artış yaşandı. Yönetim kadrosunda yer alan isimler nedeniyle “AKP’nin arka bahçesi haline getirildi” eleştirilerinin yöneltildiği TCDD, en fazla Hazine borcu olan KİT oldu.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 31 Temmuz itibarıyla Hazine Alacak Stoku verilerini açıkladı. Veriler, KİT’lerin Hazine borcunda yıllara göre yaşanan artışı bir kez daha gözler önüne serdi. TCDD, uzun süredir elinde bulundurduğu en fazla Hazine borcu olan KİT olma unvanını yine kimseye kaptırmadı.

Bakanlığın verilerine göre, 31 Temmuz itibarıyla dört adet KİT’in toplam Hazine borcu, 9 milyar 525 milyon 723 bin TL’ye ulaştı. KİT’lerin Hazine borçlarına göre sıralandığı listede TCDD, 8 milyar 805 milyon 505 bin TL’lik borç ile ilk sırada yer aldı. TCDD’nin toplam 8,8 milyar TL’lik Hazine borcunun 4 milyar TL’sinin vadesi geçmiş borçlardan oluştuğu bildirildi.

TCDD’nin tek başına toplam KİT borcunun büyük bölümünü üstlendiği listede diğer KİT’lerin borç bakiyeleri ise şöyle sıralandı:

BOTAŞ: 19 milyon 991 bin TL
EÜAŞ: 82 milyon 269 bin TL
TEİAŞ: 617 milyon 958 bin TL

“Borç yükünün daha da artması kaçınılmaz”

BirGün’den Mustafa Bildircin‘in aktardığına göre kritik önemi bulunan KİT’lerin Hazine borçlarına yönelik CHP Milletvekili Cevdet Akay, “AKP’nin kötü ekonomi politikası, önemli kuruluşların da mali yapısını altüst etti” dedi. Akay, AKP’nin, devletin elinde kalan az sayıda KİT’i de özelleştirme kıskacına aldığının altını çizerek, şunları kaydetti:

“AKP’nin temelsiz ve ayakları yere basmayan, özelleştirme ve peşkeş üzerine kurduğu ekonomi politikaları, ülkemiz için kritik öneme sahip ve Cumhuriyetimizin en önemli kazanımlarından olan iktisadi teşebbüslerimizi tek tek yok etti. AKP iktidarının hatalı politikalarının faturası ise her zaman olduğu gibi yine vatandaşımıza kesiliyor.

İktidarın verdiği seçim vaatleri ve enflasyonu gölgeleme görevlerinden kaynaklanan görev zararları, her yıl iktidarın alışkanlık haline getirdiği torba kanun düzenlemeleriyle şirketlerin borçlarını siliyor. Liyakatsiz kadrolarla yönetilemeyen kuruluşlar haline getirilen KİT’leri sağlıklı bir yapıya kavuşturmak için öncelikli olarak bu şirketler, AKP’nin arka bahçesi olmaktan çıkarılmalıdır. Aksi halde borç yükünün daha da artması kaçınılmaz.”

BOTAŞ, EÜAŞ, TEİAŞ ve TCDD’nin Hazine borcunda yıllar itibarıyla yaşanan artış da dikkati çekti.

2018 yılında 3 milyar 307 milyon 110 bin TL’lik Hazine borcu bulunan dört KİT’in, 2019-2023 (Ocak-Temmuz) dönemindeki borçları yıllara göre şöyle:

2019: 3,5 milyar
2020: 4,2 milyar
2021: 5,5 milyar
2022: 6,7 milyar
2023: 9,7 milyar
2024: 9,5 milyar

Paylaşın

Siyasette “Özür Dile” Polemiği: Özel’den Erdoğan’a Yanıt

Aydın’ın Didim ilçesinde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Gezi direnişi ile ilgili sözlerine yanıt verdi.

Gezi davasında hükümlü bulunan Tayfun Kahraman’ın kızı Vera’yı hatırlatan Özel “Gezi’de birinden özür dilenecekse, Vera okula babasız başladı. Vera’dan özür dileyin. Ben kavga etmem, vatandaşın derdiyle dertlenirim. Bir kavgam varsa vatandaşın yoksulluk, işsizlik kavgasıdır” dedi.

Erken seçim çağrısını tekrar eden Özgür Özel şöyle konuştu:  Nasıl 31 Mart’ta millet doğruyu gördüyse ve verdiği karardan memnunsa gelecek sene kasım ayı son tarihtir. Tayyip Bey gelsin vatandaşı rahatlatsın. En büyük hakem karar versin. Biz yeterince küfür ve hakaret duyduk. Bunlara cevap vermediğimiz için de milletimizin teveccühünü gördük bundan sonra da böyle olacak

Ne olmuştu?

Bir sokak röportajında söyledikleri nedeniyle tutuklanan ve gece vakti tahliye edilen Dilruba Kayserilioğlu, 30 Ağustos resepsiyonunda Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel ile birlikte protokolde yer almıştı.

Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında Dilruba Kayserilioğlu’nun 30 Ağustos resepsiyonunda CHP’nin konuğu olarak kendisine yer verilmesini eleştirmişti. Erdoğan “AK Parti’ye oy veren insanlara hakaret edeni yanlarına aldılar. Biz Sayın Özel’den bir özür bekliyoruz” diye konuşmuştu.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine yönelik ‘önce özür dilesin’ sözlerine yanıt vermişti.

CHP Lideri Özgür Özel, ”Tutturmuş ‘Özgür Özel özür dilesin’ ben ne dedim de özür dileyeyim. Ben Dilruba adına söylediği sözlerden alınmış kötü hissetmiş kim varsa özür dilerim. Şimdi sıra Erdoğan’da ağzıma alamayacağım ifadelerle Gezi’ye katılanlara ‘sürtük’ dedi. Şimdi Erdoğan da onlardan özür dilesin” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan, Özel’in sözlerine verdiği yanıtta, “Gezi olayları ile ilgili tarih ve bağımsız Türk mahkemeleri hükmünü vermiştir. Ağaç bahanesiyle ayaklanmanın Türkiye’ye maliyeti 1,4 milyar dolardır. Ekonomimizde en parlak dönem yaşanırken bu olayların alevlendirilmesi bir komplodur. Bir özür bahsi açıyorlar. Gezi olayları için çıkıp özür dilemesi gerekenler varsa milletin otobüsünü yakıp yıkanlardır” demiş ve eklemişti:

“Gezi olayları ile ilgili çıkıp özür dilemesi gereken biri varsa, asıl özeleştiri yapması gerekenler haftalarca sokakları kargaşaya boğanlardır. Çıkıp özür dilemesi gerekenler AKM duvarını hakaret pankartlarıyla kirletenlerdir. Çıkıp özür dilemesi gerekenler polise ve esnafa saldıranlardır.”

Sokak röportajında Instagram’ın erişime engellenmesi ve sokak hayvanlarıyla ilgili yasayı eleştiren Dilruba Kayserilioğlu, 12 Ağustos’ta tutuklanmıştı. “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamaları yöneltilen Kayserilioğlu’nun tutukluluğuna avukatı Hüseyin Yıldız, itiraz etmişti. Ancak itiraz reddedilmişti.

İkinci itiraz üzerine Dilruba Kayserilioğlu’nun “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasından tahliyesine karar verilmişti. “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan tutukluluğu süren Kayserilioğlu’nun serbest bırakılması için tekrar itiraz edilmişti. Bu son itiraz üzerine Kayserilioğlu 29 Ağustos’ta tahliye edilmişti.

Dilruba Kayserilioğlu, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunu basın yoluyla işlenmekten 6 yıla hapis istemiyle hakim karşısına çıkmıştı. Mahkeme, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçu oluşmadığından Kayserilioğlu’nun beraatine karar verilmişti.

Kayserilioğlu’nu “Halkın bir kesimini alenen aşağılamak” suçundan 6 ay hapis cezasına çarptıran mahkeme, bu eylemin basın yayınla yapıldığı için cezayı 1/2 artırarak 9 aya çıkarmıştı. Mahkeme ayrıca, iyi hal indirimi uygulayarak cezayı 7 ay 15 güne düşürmuştü. Hakim, hükmün açıklanmasını geri bıraktı ve Dilruba Kayserilioğlu hakkındaki adli kontrol kararını kaldırmıştı.

Serbest bırakılmasının ardından İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, Kayserilioğlu hakkında bu kez de “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla iddianame hazırlamıştı. Kayserilioğlu’nun 4 yıla kadar hapsi istenmişti.

Paylaşın

İran, Bu Yıl İkinci Uydusunu Yörüngeye Fırlattı

İran, Chamran-1 araştırma uydusunu yörüngeye fırlattığını duyurdu. İran Elektronik Sanayii (SAIran) tarafından tasarlanıp inşa edilen uydu 550 kilometre yüksekliğe konuşlandırıldı.

Bu, İran’ın bu yılki ikinci başarılı uydu fırlatışı oldu. İran, ocak ayında, uzaya üç uyduyu başarıyla fırlattıklarını açıklamıştı.

İran, Devrim Muhafızları tarafından inşa edilmiş bir roketle bir araştırma uydusunu yörüngeye gönderdi. İran devletine bağlı IRNA haber ajansı, Chamran-1 adlı uydunun 60 kilogram ağırlığında olduğunu ve 550 kilometre yüksekliğe başarıyla ulaşarak konuşlandırıldığını bildirdi.

Uydunun ana görevinin uzay araştırmalarında kullanılacak donanım ve yazılımları test etmek olduğu belirtiliyor. Kara istasyonlarının da uydudan sinyaller alabildiği ifade ediliyor. Iran Front Page haber sitesine göre uydunun kendisi İran Bilim ve Teknoloji Bakanlığı Havacılık ve Uzay Araştırma Enstitüsü’nün işbirliğiyle tasarlandı.

Katı yakıtla çalışan Qaem-100 roketleri, Devrim Muhafızları’nın havacılık bölümü tarafından tasarlanıp üretiliyor. Katı yakıtların yaygın örnekleri arasında odun, kömür, turba, kömür, heksamin yakıt tabletleri, kuru gübre, odun peletleri, mısır, buğday, pirinç, çavdar ve diğer tahıllar yer alıyor. Katı yakıtlar, roketlerde itici olarak kullanılıyor.

İranlı yetkililer, bu roketlerin üst üste 13 uydu fırlatması gerçekleştirdiğini dile getirdi.

Ülke uzun süredir uydu fırlatmayı planlıyordu. Bu son gelişme, eski Eski Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin mayıs ayında helikopterinin düşmesiyle ölmesinin ardından göreve gelen ve daha reformcu bir figür olarak görülen yeni Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan dönemindeki ilk fırlatma niteliğinde.

Ocak ayında İran, uzaya üç uyduyu başarıyla fırlattıklarını açıklamıştı. Öte yandan Batılı yetkililer, söz konusu uydu fırlatmalarını, Tahran’ın balistik füzelerini iyileştirme çabalarının bir parçası olarak değerlendiriyor.

ABD daha önce İran’ın uydu fırlatmalarının Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararına aykırı olduğunu savunmış ve Tahran’ı nükleer silah taşıyabilen balistik füzelerle ilgili hiçbir faaliyette bulunmamaya çağırmıştı. BM’nin İran’ın balistik füze programıyla ilgili yaptırımları geçen ekim ayında sona ermişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

2022 Yılında Çıkarılan Spor Kanunu Kağıt Üstünde kaldı

2022 yılının nisan ayında çıkarılan ve iktidarın “sporda devrim”, muhalefetinse “darbe” olarak nitelendirdiği Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu kâğıt üstünde kaldı.

Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (CAS) yargıcı Emin Özkurt, yasal düzenlemelere rağmen spor kulüplerinin transfer harcamalarının artarak devam ettiğini ve borçlanma süreçlerinin derinleştiğini, uygulamadaki eksiklikler ve denetim yetersizlikleri nedeniyle yasanın sadece “kâğıt üzerinde kaldığı” yönünde bir algı oluştuğunu söyledi.

Yasanın tam anlamıyla uygulanması için sadece yasal düzenlemelerin yeterli olmayacağını, aynı zamanda etkin ve bağımsız bir denetim mekanizması kurulması gerektiğini ifade eden spor hukukçusu Özkurt, “Aksi takdirde Kanun’un uygulanabilirliği sınırlı kalacak ve kulüpler mali disipline uymaktan kaçınabilecektir” dedi.

Özellikle futbol taraftarlarının kısa vadeli sportif başarı beklentisiyle kulüpleri sürekli olarak daha fazla harcama yapmaya teşvik ettiğini, yönetimlerinse bu baskıya karşı koyamayarak finansal sürdürülebilirliği ikinci plana attığına dikkat çeken Özkurt, sponsorluk gelirleri, bilet satışları ve UEFA gelirleri gibi kaynakların futbol, kulüplerinin devasa borç yüklerini karşılamakta yetersiz kaldığını ve buna rağmen transfer dönemlerinde “ekonomik gerçekliklere aykırı hamleler” yapıldığını söyledi.

Türkiye’de futbol kulüplerinin kadrolarına yeni oyuncular kattığı yaz transfer dönemi sona erdi. Bu dönemde özellikle Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor olarak bilinen dört büyük kulüp yine gelirlerine oranla daha yüksek harcamalarda bulunarak birçok transfer gerçekleştirdi.

Türkiye’de Nisan 2022’de büyük tartışmalar eşliğinde yürürlüğe giren spor yasasının kulüpleri borç batağından çıkarmayı hedefleyen maddeleriyse kâğıt üstünde kaldı. Zira iktidarın o dönem “sporda devrim”, muhalefetinse “darbe” olarak nitelendirdiği Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu yürürlüğe girdikten sonra gündemden düştü.

Oysa uzun yıllar beklenen ve hem kulüplerin hem de federasyonların yapılarını düzenlemesi öngörülen bu yasanın özellikle futbol kulüplerinin giderek artan borç sorununa çözüm olması hedefleniyordu. Fakat kulüpleri borca sokan yöneticilere hapis cezalarına varabilecek düzeyde ağır müeyyideler dahi getiren spor kanunun birçok hükmü şu ana kadar uygulamada karşılık bulmadı.

Kanun teklifi hazırlanırken görüşüne de başvurulan Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (CAS) yargıcı Emin Özkurt, DW Türkçe’den Cengiz Özbek‘e yaptığı değerlendirmede, yasal düzenlemelere rağmen spor kulüplerinin transfer harcamalarının artarak devam ettiğini ve borçlanma süreçlerinin derinleştiğini, uygulamadaki eksiklikler ve denetim yetersizlikleri nedeniyle yasanın sadece “kâğıt üzerinde kaldığı” yönünde bir algı oluştuğunu söyledi.

Yasanın tam anlamıyla uygulanması için sadece yasal düzenlemelerin yeterli olmayacağını, aynı zamanda etkin ve bağımsız bir denetim mekanizması kurulması gerektiğini ifade eden spor hukukçusu Özkurt, “Aksi takdirde Kanun’un uygulanabilirliği sınırlı kalacak ve kulüpler mali disipline uymaktan kaçınabilecektir” dedi.

Özellikle futbol taraftarlarının kısa vadeli sportif başarı beklentisiyle kulüpleri sürekli olarak daha fazla harcama yapmaya teşvik ettiğini, yönetimlerinse bu baskıya karşı koyamayarak finansal sürdürülebilirliği ikinci plana attığına dikkat çeken Özkurt, sponsorluk gelirleri, bilet satışları ve UEFA gelirleri gibi kaynakların futbol, kulüplerinin devasa borç yüklerini karşılamakta yetersiz kaldığını ve buna rağmen transfer dönemlerinde “ekonomik gerçekliklere aykırı hamleler” yapıldığını söyledi.

Spor hukukçusu Osman Buldan ise “Kanunun sadece adı çıktı. Ama yasa uygulanır pozisyonda olamadı. Şu ana kadar getirdiği yeni tek şey kulüplerin İçişleri Bakanlığından Gençlik ve Spor Bakanlığına geçmesi oldu.” eleştirisinde bulundu.

Yasanın futbol kulüplerinin borçlanmasını engellemeye yönelik hükümlerinin uygulanma şansının “sıfır” olduğunu iddia eden Buldan, “Bu yasanın temel düşüncesi, bir spor kulübünün kendi yönetim döneminde gelir-gider dengesini sağlaması ve başka yıla borç sarkıtmaması. Ama uygulamada bunu ha deyince yapabileceğini zannetmiyoruz” dedi. Buldan, “Zaten kulüplerdeki yönetim anlayışı da tek adam rejimiyle gidiyor. Tribünlere oynanıyor. Kulüpler taraftarlara iyi gözükmek, şampiyonluğa oynamak için her şeyin mübah olduğu bir anlayışla borca batmış hâle getirilmiş” diye ekledi.

Özkurt da kulüplerin yönetim yapılarının yeni spor kanununun etkinliğini doğrudan etkileyen bir diğer önemli unsur olduğunu vurgularken “başkanların mali disiplinden ziyade sportif başarıyı ön planda tuttuklarını”, yönetim kurullarının da genellikle başkanın kararlarına bağımlı bir yapıda olduğundan “mali disiplinsizliğe karşı direnç gösteremediklerini” ifade etti.

Spor kulüplerinin mali yönetimlerinde de profesyonelleşme ve bağımsız denetim mekanizmalarının kurulması gerektiğini söyleyen Özkurt, “Aksi hâlde, mevcut yönetim yapılarıyla Kanun’un etkili bir şekilde uygulanması zor olacaktır” diye ekledi.

Kulüplerin mali sorumluluklarına uygun davranmalarının yalnızca hukuki yükümlülüklerini yerine getirmeleri açısından değil, aynı zamanda uzun vadede sürdürülebilir sportif başarıyı sağlamak açısından da büyük önem taşıdığına dikkat çeken Özkurt, kanunun etkin bir şekilde uygulanmasının “Türk sporunun mali yapısının güçlendirilmesi için kritik bir adım olacağını” ifade etti.

7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu’ndaki hükümler, ilgili yönetmelikler Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından hazırlanıp Resmi Gazete’de yayımlatıldıktan sonra yürürlüğe giriyor.

Kanunun spor kulüplerinin borçlanma şartlarıyla ilgili maddesini düzenleyen ve 22 Aralık 2022’de Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikle kulüplere denk bütçe zorunluluğu getirilirken aksi durumda ciddi müeyyideler uygulanıyor. Spor kulübü ve spor anonim şirketi yöneticileri, mali yükümlülüklerine aykırı hareket etmeleri hâlinde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasına çarptırılıyor.

Söz konusu yükümlülükler, kulüp ya da anonim şirketlerin, bir önceki yıldaki brüt gelirlerinin en fazla yüzde 10’una kadar borçlanabilmesini içeriyor. Yasayla birlikte benzer şekilde spor federasyonu başkan ve yöneticileri de önceki yıl gelirlerinin yüzde 10’unu aşacak miktarda borçlandıkları ya da Bakanlık’tan izin almaksızın görev süresini aşacak şekilde spor federasyonunu borç altına sokacak işlem yaptıkları takdirde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılıyor.

Türkiye’de, devasa boyutlardaki borçları nedeniyle kanun teklifinde de yer alan tabirle “teknik olarak iflas durumunda olan” spor kulüpleri, dernek statüsünde oldukları için herhangi bir hukuki sorumluluk taşımadan borçlanmaya devam ediyordu. Bu durumun önüne geçilmesini amaçladığı belirtilen yeni kanunda, kulüplerin tamamı dernek statüsünden çıkarılıyor ve spor kulübü adını alıyor. Hâlihazırda şirket statüsünde olanlar ise spor anonim şirketi ismini alıyor. Arzu eden kulüplerin de spor anonim şirketi olması kolaylaştırılıyor.

UEFA’nın koyduğu “mali fair play” standartları göz önüne alınarak hazırlanan yasanın aynı zamanda Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) kulüplere getirdiği harcama limitlerine hukuki bir dayanak oluşturması hedefleniyor.

Spor yasasına dair ilk yönetmelik olan Spor Kulüpleri ve Spor Anonim Şirketleri Tescil Yönetmeliği, Resmi Gazete’de 8 Temmuz 2022’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Spor federasyonlarının yapısı, seçim süreci, çalışma usul ve esaslarına dair yeni düzenlemeler getiren yönetmelik ise geçen Temmuz ayında Resmi Gazete’de yayımlandı. Yürürlüğe giren bu yönetmelikte, federasyonların yönetim kurullarında ilgili spor dalından en az iki eski milli sporcu bulundurulması ve federasyon başkanlarının görev sürelerinin üç dönemle sınırlandırılması gibi düzenlemeler yer alıyor.

Muhalefet eleştirmişti

AK Parti İzmir Milletvekili Alpay Özalan ile MHP Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’nın ilk imza sahibi olduğu kanun teklifinin Cumhur İttifakı’ndan vekillerin oylarıyla kabul edilmesiyle TBMM’den geçen tasarıya muhalefet, “spora darbe” içeren düzenlemeler getirdiği gerekçesiyle karşı çıkmıştı.

Ana muhalefet partisi CHP özellikle Gençlik ve Spor Bakanı’na verilen yetkiler nedeniyle tepkiliydi. CAS hâkimi Özkurt da o dönem yaptığı değerlendirmede, federasyon yönetimlerinin “geniş yetkiler verilen” Bakanlık tarafından denetime tabi tutulmasının bağımsızlıklarını etkilediğini ve kabiliyet alanlarını kısıtladığını savunmuştu. Bir diğer spor hukukçusu Mert Yaşar da Bakanlığa spor kulüpleri, spor anonim şirketleri, federasyon ve konfederasyonların kuruluşu ve denetimiyle ilgili verilen yetkilerin “aşırı” olduğunu belirterek “Bakanlık özel hukuk tüzel kişilerine bu ölçüde müdahale edememeli” demişti.

Paylaşın

ABD Duyurdu: 4 Üst Düzey IŞİD Yöneticisi Öldürüldü

ABD, geçen ay Irak’ın batısında düzenlenen operasyonda dört üst düzey IŞİD yöneticisinin öldürüldüğünü, bunların arasında örgütün Irak’taki en üst düzey yöneticisinin de bulunduğunu duyurdu.

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), 2014 yılında Irak ve Suriye’nin büyük kısmında halifelik ilan etmiş, ancak 2017 yılında Irak’ta, 2019 yılında da Suriye’de kontrol ettiği toprakları kaybetmişti.

Amerikan ordusu, 29 Ağustos’ta Irak’ın güvenlik kurumlarıyla ülkenin batısında yaptığı operasyonda neyi başardığını sonunda açıkladı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), operasyonda IŞİD liderlerinden 4’ünün öldürüldüğünü yeni yaptığı açıklamayla duyururken isimleri ve görevlerini şöyle belirtti: Irak’taki tüm IŞİD operasyonlarından sorumlu Ahmed Hamid Hüseyin Abdülcelil el İthavi, ülkenin batısındaki tüm operasyonlardan sorumlu Ebu Hammam, teknik geliştirmeden sorumlu Ebu Ali el Tunusi ve Irak’ın batısındaki askeri operasyonlardan sorumlu Şakir Abud Ahmed el İssevi.

CENTCOM Komutanı General Michael Erik Kurilla, örgütün kabiliyetlerinin gerilediğinin vurgulandığı basın bildirisinde şu ifadeleri kullandı: “CENTCOM; Birleşik Devletler’e, müttefiklerimizle ortaklarımıza ve bölgesel istikrara tehdit oluşturmaya devam eden IŞİD’in kalıcı bir şekilde yenilmesine yönelik bağlılığını sürdürüyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, daha önce yaptığı açıklamada çok sayıda silah, bomba ve intihar kemerine sahip 15 IŞİD militanının öldürüldüğünü duyurmuştu. Son açıklamada sayı 14’e düşürüldü. Baskında 7 ABD askerinin yaralandığı, sivil ölümüne dair bir işaret görülmediği de bildirilmişti.

Diğer yandan Bağdat ve Washington, ABD öncülüğündeki askeri koalisyonun ülkeden çekilmesi kararını ertelemek üzere görüşmeler sürdürüyor. Irak yabancı askerlerin tamamen ülkeden çekilmesini istediğini belirtse de bunun ne zaman olacağını açıklamıyor.

ABD, Aralık 2021’den beri yaklaşık 2 bin 500 askere “danışma ve yardım” rolü vererek onları Ortadoğu ülkesinde konuşlandırıyor. Suriye’de de IŞİD’e karşı uluslararası koalisyon çatısı altında görev yapan 900 Amerikan askeri var.

CENTCOM, Suriye’nin doğusunda operasyon düzenleyerek, bomba yerleştirme hazırlığındaki bir IŞİD militanını öldürdüğünü duyurmuştu. Gazze savaşının bölgedeki gerginliği büyütmesiyle birlikte koalisyon güçleri de İran destekli örgütler tarafından hedef alınıyor. ABD öncülüğündeki askerler de Irak ve Suriye’de onlara yanıt veriyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın