Kuzey Kore “Süper Büyük” Savaş Başlıklı Füzeyi Test Etti

Kuzey Kore olarak bilinen Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (KDHC), süper büyük savaş başlığına sahip yeni taktik balistik füzeyi başarıyla test ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / Güney Kore ise Pyongyang’ın birden fazla kısa menzilli balistik füze ateşlediğini bildirdi.

Kore Merkez Haber Ajansı’nın (KCNA) haberine göre, çarşamba günü gerçekleştirilen test atışında Hwasongpho-11-Da-4.5 adı verilen yeni füzeye, 4.5 tonluk süper büyük konvansiyonel bir harp başlığı takıldı.

Haberde, test atışının, füzenin 320 kilometre menzilli bir hedefi doğru bir şekilde vurma özelliğini doğrulamak için yapıldığı belirtildi.

KDHC Devlet Başkanı Kim Jong Un’un silah kabiliyetlerini geliştirmeye yönelik testlerin, dış güçlerin ülke güvenliğine yönelik oluşturduğu ciddi tehdit nedeniyle gerekli olduğunu söyledi.

Kim Jong Un’un, ülkenin nükleer gücünü artırma gerekliliğini vurgulayarak “bölgedeki siyasi ve askeri durumun mevcut güvenlik ortamını tehdit etmesi” nedeniyle askeri kapasitenin güçlendirilmesini “en önemli mesele” olarak gördüğünü ifade etti.

KDHC, 1 Temmuz’da Hwasongpho-11-Da-4.5 füzesinin maksimum ve minimum menzillerdeki performansını doğrulamak amacıyla simüle edilmiş bir harp başlığıyla deneme atışı yapmıştı.

Paylaşın

Kredi Kartı İle Yapılan Ödemeler Yüzde 83 Arttı

Ağustos ayında kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlar ile yapılan toplam ödeme tutarı önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 78 artarak 1 trilyon 420,6 milyar lira oldu.

Haber Merkezi / Kartlı ödemelerin 1 trilyon 192,4 milyar lirası kredi kartları ile yapılırken, 200,4 milyar lirasında banka kartları, 27,8 milyar lirasında ise ön ödemeli kartlar kullanıldı.

Kredi kartı ile yapılan ödemelerde ağustosta, önceki yılın aynı ayına göre büyüme yüzde 83, banka kartı ile yapılan ödemelerde yüzde 48, ön ödemeli kartlar ile yapılan ödemelerde ise yüzde 104 oldu.

Bankalararası Kart Merkezi (BKM), Ağustos 2024 Raporu’nu açıkladı. Rapora göre; Ağustos ayı itibarıyla Türkiye’de kredi kartı sayısı 125,9 milyon, banka kartı sayısı 191,7 milyon ve ön ödemeli kart sayısı 101,3 milyon adet oldu.

2023 yılının Ağustos ayı ile kıyaslandığında kredi kartı adedinde yüzde 13’lük, banka kartı adedinde yüzde 5’lik, ön ödemeli kart adedinde ise yüzde 22’lik artış yaşandı. Toplam kart sayısı ise 418,9 milyon adede ulaşarak geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11 artış gösterdi.

Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlar ile Ağustos ayında yapılan toplam ödeme tutarı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 78 artarak 1.420,6 milyar TL oldu. Kartlı ödemelerin 1.192,4 milyar TL’si kredi kartları ile yapılırken 200,4 milyar TL’sinde banka kartları, 27,8 milyar TL’sinde ise ön ödemeli kartlar kullanıldı.

Kredi kartı ile yapılan ödemelerde önceki yılın aynı dönemine göre büyüme oranı yüzde 83, banka kartı ile yapılan ödemelerde yüzde 48 olurken ön ödemeli kartlar ile yapılan ödemelerde ise bu oran yüzde 104 oldu. Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlar ile Ağustos ayında yapılan toplam ödeme adedi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 12 artarak 1,61 milyar adet oldu.

Kartlı ödemelerin 927,4 milyon adedi kredi kartları ile yapılırken 556,1 milyon adedinde banka kartları, 114,5 milyon adedinde ise ön ödemeli kartlar kullanıldı. Kredi kartları ile yapılan ödeme adetlerinde büyüme oranı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15, banka kartları ile yapılan ödeme adetlerinde yüzde 3 olurken ön ödemeli kartlar ile yapılan ödeme adetlerinde ise bu oran yüzde 32 oldu.

İnternetten kartlı ödemeler, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 78 artarak 413,3 milyar TL’ye yükseldi. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı ise yüzde 28 oldu. İnternetten kartlı ödeme adedi, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 artarak 217,9 milyon adede yükseldi. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı ise yüzde 14’tür.

Kartlarla yapılan temassız ödeme adedi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 21 artarak 1.066,5 milyon adet oldu. Temassız ödeme tutarı ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 98 artarak 458,8 milyar TL oldu. Ağustos ayında mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden yaklaşık 4’ü temassız gerçekleşti.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’ndan Parti İçine Dikkat Çeken Mesajlar

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Zaman, önümüzdeki sürece dair en iyi şekilde hazırlanma zamanıdır. Zaman, milletin sorunlarını konuşmayı ve o sorunlara çözüm bulmayı bize emreden bir zamandır” dedi ve ekledi:

“Zaman, hele hele aynı odada, aynı mekanda, aynı çatı altında siyaset yapan insanların ‘sen benim ayağıma bastın, sen benim koluma dokundun, yüzüme sert baktın’ zamanı değildir. Bununla uğraşan kim varsa benim yol arkadaşım değildir, nokta!”

Ekrem İmamoğlu, “Mesele memleket meselesidir. Memleket meselesi doğrultusunda koşan, hizmetini yaparken en iyi nasıl yaparız diyen belediye başkanı benim yaşam boyu en üstün yol arkadaşımdır” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Sultanbeyli Battalgazi İtfaiye İstasyonu Açılış Töreni’ne katıldı.

Burada açıklamalarda bulunan Ekrem İmamoğlu, “Milletimiz bizden iş yapmayı, icraat yapmayı bekler. Ekonominin kötü olduğu ortamda onların ihtiyaçlarının yanında olmamızı bekler. Bizler bu sorumluluğu üstlenmiş, özellikle 31 Mart’ta görev alan bütün yerel yönetici arkadaşlarım, Türkiye’nin her yerinde yereldeki barışı, dostluğu en üst seviyeye taşımayı kendilerine sorumluluk eden hali ve sorumluluğu emreder” dedi.

“Bunun partisi yok” diyen İmamoğlu, “Herkes bu sorumluluğu almak durumundadır. O ayrımcı akılla işimiz olmaz. Biz elimiz havada kalsa da elimizi uzatırız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Çünkü biz milletin evlatlarına eşit gözle bakmayı kendine şiar edinmiş insanlarız” ifadelerini kullandı.

Parti içine mesaj

“Böylesi zor bir dönemde özellikle benim siyasi yol arkadaşlarım, özellikle benim CHP içinde siyaset yapan arkadaşlarıma ya da belediye başkanı, meclis üyesi, milletvekili olan partinin üst yönetimine net olarak bir şey söylemek isterim” diyen İmamoğlu, şunları kaydetti:

“Zaman, önümüzdeki sürece dair en iyi şekilde hazırlanma zamanıdır. Zaman, milletin sorunlarını konuşmayı ve o sorunlara çözüm bulmayı bize emreden bir zamandır. Zaman, hele hele aynı odada, aynı mekanda, aynı çatı altında siyaset yapan insanların ‘sen benim ayağıma bastın, sen benim koluma dokundun, yüzüme sert baktın’ zamanı değildir. Bununla uğraşan kim varsa benim yol arkadaşım değildir, nokta!

Mesele memleket meselesidir. Memleket meselesi doğrultusunda koşan, hizmetini yaparken en iyi nasıl yaparız diyen belediye başkanı benim yaşam boyu en üstün yol arkadaşımdır. ‘Ekrem İmamoğlu koşuyor, çalışıyor. Ben ondan daha fazla koşacağım, daha çok çalışacağım’ diyen bir siyasetçi benim en kadim yol arkadaşımdır, nokta!

Ama parti içindeki mevzuları konuşup konuşturan, geceyi gündüzü meşgul eden, meseleymiş gibi bu mesele üstünde tepinen kim varsa hem bu millete ihanet eder, hem de Başkomutan Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’e ihanet eder. Bu kadar net!”

“Her siyasi partiye mensup kişiye seslenirim ben” diyen İmamoğlu, “Parti işi araçtır. Mesele millete hizmettir. Ben partime de öyle bakıyorum. Ben CHP’liyim… CHP, onur duyduğum, ferdi olmaktan gurur duyduğum partimin bir araç olduğunu bilirim. Memleketime ve milletime layık olma gayreti için hiç kimseyi tanımam, bir tek 86 milyon milletimi tanırım. Bu şiar, her siyasetçinin şiarı olmalıdır.”

(Kaynak: BirGün)

Paylaşın

CHP’li Belediye Başkanına Siyasi Yasak: Hukuk Garabeti

Adana Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 8. Ceza Dairesi, CHP’li Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar’ın tehdit suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezasını onadı. Kadir Aydar, aldığı hapis cezasından dolayı siyasi yasaklı konumuna düştü.

Karar oy çokluğu ile (1’e karşı 2 oyla) onanırken karşı oy sunan üye, şikayetin 13 ay sonra yapıldığını, herhangi bir tanığın bulunmadığını, mağdurların sürekli beyan değiştirdiklerini ifade etti ve tüm bu durumların gözetilmesi gerektiğini ifade etti. Karşı oy sunan üye muhalefet şerhinde, kararın bozulması ve tüm sanıkların atılı suçtan beraat etmeleri gerektiğini de söyledi.

Kadir Aydar, karara ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, şu ifadeleri kullandı: “Deliler incelenmemiş, taraflara dosya içeriği açıklatılmamış, görüntü CD’si izlenmemiş ve bu eksikler için duruşma açılmaksızın dosya sonuçlandırılmıştır. Ortada büyük bir hukuk garabeti oluşmuştur. Aynı konumda bulunan ve siyaset yapmayan sanıklar beraat etmiş, siyaset yapan sanıkların ise cezası onanarak siyasi yasak getirilmiştir. Muhalefet şerhinde açıkça da bu durum ifade edilmiştir. Karara karşı tabii ki yasal haklarımızı sonuna kadar kullanacağız.”

Kadir Aydar kimdir?

1988 yılında Adana’nın Ceyhan ilçesinde dünyaya gelen Kadir Aydar, eğitim hayatına Ceyhan ilçesinde başladı, Piri Reis Üniversitesi ve Çukurova Üniversitesi’nde üç farklı bölümden mezun oldu ve Çağ Üniversitesinde Uluslararası Finans ve İşletme bölümünde akademik eğitimine devam etmektedir.

Kadir Aydar, Çukurova Üniversitesinde Konsey Başkanlığı, Ceyhan Ticaret Borsası Meclis Üyeliği, CEYGEM Yönetim Kurulu Üyeliği, Ceyhan Genç İş Adamları İkinci Başkanlığı gibi birçok farklı görevi üstlendi. Aydar, Öztaş Limited Şirketinin de yöneticisi olarak iş hayatına devam etmektedir.

Siyasi hayatına 18 yaşında CHP ‘ye üye olarak başlayan Kadir Aydar, CHP İstanbul Gençlik Kolları olmak üzere farklı görevler üstlendi. 2015 yılında Cumhuriyet Halk Partisi Ceyhan İlçe Başkanı olarak seçilmiş ve 31 Mart 2019 Yerel Seçimi döneminde Cumhuriyet Halk Partisi Ceyhan İlçe Başkanı iken görevinden istifa ederek Ceyhan Belediye Başkan aday adayı oldu.

Cumhuriyet Halk Partisinin ön seçimini kazanarak 2019 yılında Cumhuriyet Halk Partisi Ceyhan Belediye Başkan adayı olarak 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde galip gelerek Cumhuriyet Halk Partisi adına seçimleri 25 yıldan sonra, 46.873 oy alarak % 50.6 ile Ceyhan Belediye Başkanı olarak seçildi.

Kadir Aydar, Şeffaf ve ulaşılabilir sosyal belediyeciliği kendisine hedef belirlemiş görev yaptığı sürece halka doğrudan temas edip talepleri anında yerine getirdi ve Ceyhan halkına yaşanabilir bir Ceyhan armağan etti ve 2024 Mahalli İdareler Seçiminde % 45.67 oy alarak Ceyhan Belediye Başkanı olarak yeniden seçildi.

Paylaşın

Patronlara Göre De “Ekonomide En Kötü Geride Kaldı”

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, “Enflasyon açısından bakarsak aslında ekonomide en kötü geride kaldı diyebiliriz. Çünkü Yüzde 70’leri, 60’ları gördük. Şimdi yüzde 50’lerdeyiz” dedi.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Orhan Turan, Nasıl Bir Ekonomi TV’de yayınlanan Ekonomi Masası’nda açıklamalarda bulundu.

Ekonomim’in haberine göre Turan şunları kaydetti: Enflasyon açısından bakarsak aslında ekonomide en kötü geride kaldı diyebiliriz. Çünkü Yüzde 70’leri, 60’ları gördük. Şimdi yüzde 50’lerdeyiz. Ama genel ekonomideki büyüme finansmana erişim, finansman maliyetleri açısından baktığımız zaman henüz en kötü geride kaldı diyemeyebiliriz. Geçen sene hep insan kaynağı ve finansman konuşulurdu. Şimdi finansmana erişim ve finansmanın maliyetleri konuşuluyor.

Son birkaç aydır değişik sektörlerden duyuyorum. Aranan kadroların daha rahat istihdam edilebildiği ile ilgili birkaç aydır sinyaller alıyorum. Pandemide bilişim teknolojileriyle ilgili şirketlerin korkunç bir kadro açığı vardı. 3 sene önce IT çalışanı bulmak çok zordu. Geçen son 2 yılda da iş gücünün her kademesinde sıkıntı yaşandı. Gebze’de 50 yıllık bir şirketin sahibi “Geçen sene ilk olarak kapıya niteliksiz eleman arıyorum diye tabela astım”  demişti. Ama son 2 aydır daha rahat eleman bulunduğunu görüyorum. Önceden bir pozisyona 60 günde eleman bulunuyordu ama şimdi bir haftada bulunduğu sinyallerini alıyorum.

Merkez Bankası’nın faiz indirimi konusunda erken davranmaması gerekiyor. Kasımda veya aralıkta 250 baz puan indirim olabilir. Çok erken yaparsa aynı döngüyü sürekli yaşarız. Fikir Üreten Fabrika kitabına baktım. 50 yıl önce de döviz kuru, kayıt dışılık, vergi maddeleri konuşuluyormuş. Şimdi de aynı maddeleri konuşuyoruz. Dönüyoruz, dolaşıyoruz, aynı yerlere geliyoruz. Yani onun için biraz sabırlı olmamız gerekiyor. Bu iş tabii para politikası yanında maliye politikasıyla desteklenmeye çalışılıyor ama biraz daha. Maliye politikasının daha etkin olması lazım ama bunu biz yapısal reformlarla desteklemezsek, korkarım 3-4 sene sonra da aynı şeyleri konuşuruz.

Geçen gün bir üyemizle konuşuyorduk. “Eskiden 500, 600 dolarlık ya da 700 dolarlık iş yapıyorduk. Şimdi 2.000 dolarlık iş yapmamız lazım” diyor. Hep konuşuyoruz. İhracatımıza baktığımız zaman yüksek teknolojinin payı yüzde 3’ü geçmiyor. 2000 yılında bizim yüksek teknoloji ihracatımız 1,6 milyar dolar, Vietnam’ın 500 milyon dolarmış. 2022 yılında biz 2 milyar dolara çıkarmışız, Vietnam 137 milyar dolara çıkarmış. Tabii ki yüksek teknolojiye ulaşmak bugünden yarına olacak, kolay bir şey değil. Nitelikli insan kaynağı ve bunu sağlayacak eğitim gerekiyor. Türkiye’nin artık insan kaynağı, Ar-Ge, bilim, inovasyon, kurum ve kurallara yatırım yapması lazım. Bunları yaparsak biz ancak 20 sene içerisinde 30.000 dolara çıkacağımızı görüyoruz. 23 sene geçmiş. İhracatımızda yüksek teknolojinin payı hâlâ yüzde 2-3’lerde. Bu koşullar aslında bir anlamda da zorluyor. Türkiye’yi. Türkiye kabuk değiştiriyor.

Mario Draghi, Avrupa Birliği’nin sanayi stratejisiyle ilgili çok kapsamlı bir rapor hazırladı. Avrupa Birliği’nin de dünya ekonomisinden aldığı pay azalıyor. Buna göre çözüm üretmeye çalışıyor. Her yıl 700-800 milyar dolar yatırım yapmaları gerekiyor. Çünkü Çin geliyor, ABD sıkıştırıyor. ABD’de enerji daha ucuz. Avrupa Birliği enerji yoğun işlerden çıkıyor. Türkiye’nin de artık enerji ve emek yoğun işleri orta vadede masanın üstüne koyması lazım. Geçtiğimiz dönemde eylül ayında doğalgaza yüzde 50 zam geldiğinde çimentocular Fas, Mısır bizim elimizden iş alıyor dedi. Çimentoda da yüzde 70-75 enerji yoğun bir sektör. Türkiye’nin sanayi, kalkınma, büyüme stratejisini tekrar masaya yatırması gerekiyor.

Yurtdışından gelen büyükelçiler Türkiye’nin önemini anlatıyorlar. Türkiye özellikle pandemi de global tedarik zincirinde ön plana çıktı. Avrupa ülkeleri, Amerika tek bir ülkeye bağlı kalmamayı öğrendi.  Tedariki çeşitlendirmek istediklerinde Vietnam ve Türkiye öne çıkıyordu. Ama biz içeride gereksiz, anlamsız regülasyonlarla zaman kaybettiğimiz için globaldeki trendi kaçırıyoruz. Türkiye bir üretim üssü. Bizim ciddi bir sanayi deneyimimiz var. Eleştirsek bile yetişkin kadrolarımız var. Fakat Türkiye’nin şunu yapması gerekiyor: Her şeyi üretmenin ötesinde daha katma değerli üretim yapmamız lazım ve bunu da ihraç etmemiz gerekiyor. Bu da yine iyi bir eğitim, nitelikli insan kaynağına dayanıyor.

Ben İMSAD başkanıyken birim değerde 1 dolara yapı malzemeleri ihracatı yapıyorduk.  Şimdi 48-50 sent. Ben 2011’de başkanlığı bıraktım.  İthalatımıza bakıyorum, inşaat yapı malzemeleri 3,5-4 dolar. Pahalı ithal ediyoruz, ucuz ihraç ediyoruz. O anlamda bu değişim de bir anda olmaz. Bu bir strateji gerektirir. Sanayi stratejimizi tekrar gözden geçirmemiz lazım. Yani biz şeyi üretmek yerine daha katma değerli ve marka değerini güçlendirecek ürünler üreterek ihraç etmeliyiz.

Biz karar vericilerle konuştuğumuz zaman doğal olarak HIT-30 Programı’nda   selektif kredi yapmak istediklerini söylüyorlar. Avrupa Birliği’nin ikiz dönüşümü var. Dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüm. HIT-30’da bu teknolojik değişimi yapmak isteyen şirketlere yönelik bir program. Dönüşümü bunlarla desteklememiz lazım. Daha az enerji tüketen, atmosferi daha az kirleten, daha verimli şirketlere teşvik verilmesi gerekir. Aslında Türkiye dünyada en fazla teşvik uygulayan ülkelerden biri ama etki analizi yapılmıyor. Şimdi HIT-30, daha spesifik, ihracata dayalı teknoloji üretecek, dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüme uyum sağlayacak şirketlere destek verilmesini amaçlayan bir program.

“Türkiye’nin en öncelikli problemi enflasyonla mücadele”

Biz bu programı destekliyoruz. Türkiye’nin en öncelikli problemi enflasyonla mücadele. Enflasyonu tek haneye düşüremediğimiz sürece yapısal adımları atma şansımız yok. Tabii ki programda ince ayarlar yapılması gerekiyor. Mesela Orta Vadeli Program’da 2025 enflasyon hedefini biraz iyimser görüyoruz. Yüzde 4 büyüme ve enflasyon hedeflerinde  uyumsuzluk var. Yani hem büyüyelim hem enflasyon düşsün hem de verimliliği artırmayalım. Biraz çelişiyor. Ancak bu sene için tahminlerimize yakın OVP’deki tahminler.

Asgari ücreti günün koşullarına göre revize edilmesi lazım. Gelişmiş ülkelerde hane halkının giderinin yüzde 9’unu gıda oluşturuyor. Bizde yüzde 30’ların üzerine çıkmış. Bizde biraz hizmet sektörünün de etkisi var. Bayramlarda ve tatil döneminde insanlar hep Yunan adalarına gitti. Çünkü daha ekonomik. Bunu çözmemiz lazım.

Türkiye’nin katma değerli üretim yapıp ihraç edebilmesi için nitelikli insan kaynağına ihtiyacı var. Bu da eğitime dayanıyor. Sanayide ana eleman konusu memleket meselesi. Sanayide çalışmayı özendirmemiz lazım. Şu andan insanlar sanayide çalışmak yerine AVM’de güvenlik görevlisi ve motokurye olmayı tercih ediyor. Ekonomi 2025’te bir şekilde toparlamaya başlayacak. Enflasyonda tek hanelere yaklaştıkça talepte ciddi bir hareketlilik olacak. O zaman arzda problem çıkabilir. Şimdiden söyleyeyim. 2026’da arzla ilgili problemimiz olabilir. Yani iş gücü yeterince olmadığı için üretim yapamayan şirketler olduğunu duyuyorum. Belki önümüzdeki birkaç ay boyunca hissetmeyeceğiz ama 2025’in 5’inci, 6’ncı ayından itibaren ana eleman kadro konusu sorun olacak. Şu anda bekleyen bir talep var. 2025’in 2’nci yarısında veya 2026’nın başında arz problemi çıkacağını öngörüyorum.

Biz uluslararası doğrudan yatırım da çekemiyoruz. 2000’lerin başlarından itibaren 22 milyar dolara kadar çıktık. Şu anda binde 8’e düştük. Çoğu da gayrimenkule geliyor. Bu da son dönemlerde biraz azaldı. Şimdi bizim bu uluslararası doğrudan yatırım hedefimiz 2028 için yüzde 1,5. Polonya’da şu anda yüzde 3, Brezilya’da yüzde 5. Yani biz uluslararası doğrudan yatırımı da çekmek zorundayız. Onun için de tabii ki öngörülebilirlik, hukuk, kurumlar, kurallar önemli. Bunlar netleştiği zaman daha fazla yatırım çekebiliriz.”

Paylaşın

BM’den İsrail’e “Filistin’e Yönelik İşgali Sonlandır” Çağrısı

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarından çekilmesini içeren karar tasarısını büyük oy çoğunluğuyla kabul etti. Karar tasarısının yasal bir bağlayıcılığı veya yaptırım gücü bulunmuyor.

Haber Merkezi / 124 ülkenin evet, 14 ülkenin hayır ve 43 ülkenin çekimser oyuyla kabul edilen kararda, İsrail’in uluslararası hukuka uyması ve askeri güçlerini çekmesi, tüm yeni yerleşim faaliyetlerini derhal durdurması, işgal altındaki topraklardan tüm yerleşimcileri tahliye etmesi ve işgal altındaki Batı Şeria içinde inşa ettiği ayrım duvarının bazı kısımlarını kaldırması isteniyor.

BM Genel Kurulu ayrıca, İsrail’in 1967’den bu yana el koyduğu toprak ve diğer “taşınmaz malları” ile Filistinlilerden ve Filistin kurumlarından alınan tüm kültürel varlıkları iade etmesini talep etti. Kararda ayrıca, İsrail’in işgal sırasında yerlerinden edilen tüm Filistinlilerin memleketlerine dönmelerine izin vermesi ve işgalin yol açtığı zararların tazmin edilmesini talep edildi.

Kararda ayrıca, Filistin sorununa ve Ortadoğu’da adil, kalıcı ve kapsamlı bir barışın sağlanması için iki devletli çözüme ilişkin BM kararlarının uygulanması amacıyla uluslararası bir konferans toplanması kararı da yer alıyor.

Karar, dünya liderlerinin yıllık Birleşmiş Milletler toplantıları için New York’a gitmelerinden günler önce alındı. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun 26 Eylül’de, Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas ile aynı gün, 193 üyeli Genel Kurul’a hitap etmesi bekleniyor.

Filistin’in BM Büyükelçisi Riyad Mansur, genel kurul toplantısı öncesi, “Filistinliler’in varoluşsal bir tehditle karşı karşıya olduğunu” ve “İsrail’in kendilerini prangaya vurduğunu” söylemişti. Mansur, İsrail’in on yıllardır süren işgalinin sona erdirilmesini ve Filistinliler’in barış ve özgürlük içinde yaşamak üzere evlerine dönebilmelerini talep etmişti.

Gazze Savaşı’nın başından beri hem Genel Kurul’da hem de BM Güvenlik Konseyi’nde İsrail’e şiddeti durdurması çağrısı yapan birden fazla karar alınmış ancak bunların karşılığı olmamıştı.

İsrail’in 1967 savaşı sırasında ele geçirdiği topraklar üzerindeki egemenliğini kapsamlı bir şekilde kınayan Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in Filistin toprakları üzerinde egemenlik hakkı olmadığını ve toprakları zorla ele geçirmeye karşı uluslararası yasaları ihlal ettiğini söylemişti.

Öte yandan Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 20 artarak 41 bin 272’ye yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 55 artarak 95 bin 551’e çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Paylaşın

Taliban, Kadınların Parklara Gitmesini Yasakladı

2021 yılında Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban, ülkenin kuzeyindeki Belh Eyaletinde kadınların parklara girmelerini tamamen yasakladı. Yasağın gerekçesi parklarda kadın ve erkeklerin bir arada bulunması.

Haber Merkezi / Taliban, ülkenin diğer eyaletlerinde de kadınların parklara gitmesini yasaklamıştı.

Taliban Erdemi Teşvik ve Ahlaksızlığı Önleme Dairesi Nur Muhammed Hakkani, rejimin güvenlik güçlerine sözlü olarak talimat vererek, bundan sonra kadınların parklara girmesinin engellenmesini istemişti. Yasak bu istekten sonra geldi.

Taliban, yakın zamanda kadınlara yeni yasaklar getirmiş, şarkı söylemelerini, şiir okumalarını ya da toplum içinde yüksek sesle konuşmalarını yasaklamıştı.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Anayasa” Açıklaması: İlk Dört Maddeyle Bir Sıkıntımız Yok

Erdoğan, Anayasa tartışmalarına ilişkin, “Anayasa’nın ilk 4 maddesiyle ilgili bizim açımızdan bir tartışma yoktur” dedi. Erdoğan, “Partimizin bu konudaki yaklaşımı açıktır. Biz yeni anayasa sürecini yönetmek arzusundayız. Biz milletimizi darbe anayasasından kurtarmak ve milletimizin önünü açmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Anayasa’nın ilk üç maddesinde devletin şekli, cumhuriyetin nitelikleri ve devletin bütünlüğü, resmi marşı, bayrağı ve başkenti belirleniyor. Dördüncü maddesinde de ilk üç maddenin değiştirilemeyecek oluşuna vurgu yapılıyor: “Anayasa’nın 1. maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2. maddesindeki cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da düzenlenen ‘Yurtdışı Müteahhitlik Hizmetleri Başarı Ödülleri Töreni’nde konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bugüne kadar inşaat sektörünün gelişmesine yönelik her adımımız itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Müteahhitlik firmalarımızın özellikle yurt dışında yazdığı başarı hikayesi ısrarla görmezden gelindi, yok sayıldı. Oysa biraz ekonomi bilseler, inşaat sektörünün ne derece kritik konuma sahip olduğunu anlayabilirlerdi.

Türk müteahhitlik sektöründe firma sayısı itibarıyla Çin’den sonra ikinci sıradayız. Gelir sıralamasına göre ise ilk 8 ülkeden biriyiz. Firmalarımızın yurt dışında aldığı işler hem ülkemize döviz kazandırmakta hem de marka değerimizi yükseltmektedir.

2012-2013 ve 2021 yıllarında 32 milyar dolarlık proje tutarlarında rekor kırdık. 2023 yılında ise Rusya -Ukrayna çatışması gibi sorunlara rağmen proje büyüklüğü 28 milyar dolar olarak gerçekleşti. Her alanda her başlıkta çok ciddi ilerleme kaydettik. İnşallah bunları çok daha yukarılara taşıyacağız.

En büyük 250 müteahhitlik firmasının toplam uluslararası gelirlerinin, 2023 yılında 430 milyar dolar sınırına geldi. İş adamlarımızın, müteahhitlerimizin, girişimcilerimizin meselelerini yaptığımız görüşmelerde sık sık dile getiriyor, çözüm arıyoruz. İnşallah sizin yanınızda olmaya devam edeceğiz. Son 22 yılda ekonomiden dış politikaya geniş bir yelpazede devrim niteliğinde adımlar attık, atıyoruz.

Türk dış politikası uzun yıllar içe dönük bir karaktere sahipti. Risk almayalım, belli aktörlerle aman karşı karşıya gelmeyelim anlayışı Türkiye’ye uzun yıllar mahkum etti. Bunun faturasını birçok başlıkta ödedik, halen de ödüyoruz. 2002’den itibaren dış politikamızda köklü bir değişikliğe gittik. Komşularımızla ilişkilerimizi farklı mekanizmalarla güçlendirdik. Pek çok bölgesel ve uluslararası kuruluşla ortaklıklar tesis ettik.

Bugün Türk ürünlerinin girmediği neredeyse hiçbir ülke kalmadı. Göreve geldiğimizde turizmde 13 milyon turist sayısından 56,7 milyon turist rakamına ulaştık. Son 20 yılda ekonomimiz yüzde 5,4 büyüdü. milli gelirimiz tarihimizde ilk kez 1,1 trilyon doları aştı. Artık trilyonu konuşuyoruz. Neredeydik, bakın şimdi neredeyiz.

Yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde göz kamaştıran bir başarı yakaladık. Hemen her ülke ile ekonomik ilişkilerimizde artış yaşadık. Dış politikamızı bölgesel ve küresel meselelerdeki tutumumuzu anlamakta ısrar edenler olduğunu görüyoruz. 2024 Türkiye’sini 30-40 yıl öncesinin kalıplarına mahkum etmek ülkemize yapılacak çok büyük bir haksızlıktır

Dünya değişirken, ekonomide, üretimde, teknolojide yeni güç merkezleri ortaya çıkarken biz de kendimizi buna adapte etmek mecburiyetindeyiz. Türkiye olarak yüzümüz elbette Batı’ya dönüktür. Ancak bu Doğu’ya sırtımızı döneceğimiz, ilişkilerimizi geliştirmeyeceğimiz anlamına gelmez. Siyah beyaz, iki bloktan birinin tercih edilmek zorunda olduğu bir dünyada artık yaşamıyoruz. Kazan-kazan temelinde dengeli bir anlayışla işbirliğimizi tüm aktörlerle geliştirmeyi arzu ediyoruz.

Türkiye’nin dış politikada kendine yeni rotalar keşfetmesi tenkit edilecek değil takdir edilecek, övgüyle karşılanacak bir çabadır. Milleti darbe anayasasından kurtarmak istiyoruz. Biz mümkün olan en geniş toplumsal mutabakatla yeni anayasa sürecini yönetmek ve başarıyla neticelendirmek arzusundayız. Anayasa’nın ilk 4 madde ile ilgili tartışma yoktur. Maksimalist yaklaşımların sürece zarar verdiğini düşünüyoruz.”

Paylaşın

Şimşek’ten Sahte Fatura Mesajı: Daha Etkili Yöntemleri Devreye Alıyoruz

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Yapay zekanın da desteğiyle sahte faturayla vergi kaçakçılığı yapanların tespitinde ve cezalandırılmasında daha etkili yöntemleri devreye alıyoruz” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu, sahte fatura başta olmak üzere vergi kaçakçılığı mücadelesinde yeni çalışmalara hız verdi.

Sahte fatura kullanan organizasyon ve yapılara odaklanan vergi müfettişleri, sahte fatura alan ve düzenleyen kişiler olmak üzere, muhasebe işlemlerini de inceliyor.

Ekipler, teknik bilgi ve uzmanlıklarıyla bu süreçlere dahil olan meslek mensuplarını da mercek altına aldı. Bazı meslek mensuplarının, hizmet verdiği mükelleflerin büyük bölümünün sahte fatura düzenleyicisi veya kullanıcısı olduğu, aralarında yoğun fatura trafiği bulunduğu belirlendi.

Bu kapsamda sosyal medya hesabından açıklama yapan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, şu ifadeleri kullandı:

“Vergide adaleti sağlamaya yönelik çalışmalarımız aralıksız devam ediyor. Yapay zekanın da desteğiyle sahte faturayla vergi kaçakçılığı yapanların tespitinde ve cezalandırılmasında daha etkili yöntemleri devreye alıyoruz.”

Paylaşın

Göbek Yağı Vücudun Her Yerinde Ağrıya Neden Olabilir

Vücudunuzun orta bölgesinde birkaç kilo fazlalık mı taşıyorsunuz? Karın bölgesinde taşıdığınız bu birkaç kilo fazlalık vücudunuzun her yerinde kronik ağrıya neden olabilir.

Haber Merkezi / Yeni bir araştırma, karın bölgesinde oluşan yağ ile kas – iskelet ağrısı arasında bağlantı olduğunu ortaya koydu.

Tasmanya Üniversitesi’nden bilim insanları, karın yağı ile kronik ağrı arasındaki ilişkiyi incelemek için Birleşik Krallık Biyobankası çalışmasına katılan 32 binden fazla katılımcının verilerini analiz etti.

Bilim insanları, gelişmiş MRI görüntüleme tekniklerini kullanarak, iki farklı karın yağı türünü ölçtüler: İç organları çevreleyen viseral yağ dokusu (VAT) ve cildin hemen altında bulunan deri altı yağ dokusu (SAT).

Sonuç, bir kişi karın bölgesinde ne kadar fazla yağ taşıyorsa, vücudunun birden fazla bölgesinde kronik ağrı yaşama olasılığı o kadar yüksek oluyor.

Peki, karın yağı neden ağrıya katkıda bulunuyor?

Araştırmada yer alan bilim insanları birkaç olası nedeni öne sürüyor: Aşırı yağ dokusu, sinirleri hassaslaştırabilen ve vücuttaki ağrı sinyallerini artırabilen iltihaplı bileşikler üretiyor. Ayrıca aşırı yağ dokusu, eklemler ve dokular üzerinde artan mekanik strese neden oluyor.

Araştırma ilk olarak Regional Anesthesia & Pain Medicine dergisinde yayınlandı.

Paylaşın