Süper Lig: Beşiktaş Galibiyete Hasret

Süper Lig’in 14. hafta maçında Hatayspor ile Beşiktaş, Mersin Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Kadir Sağlam’ın yönettiği karşılaşma 1 – 1 eşitlikle sona erdi.

Haber Merkezi / Hatayspor’un golünü 29. dakikada Görkem Sağlam, Beşiktaş’ın golünü ise 41. dakikada Ciro Immobile kaydetti.

Beşiktaş, bu beraberlik ile 22 puana ulaşırken, Hatayspor ise 8 puanla 18. sırada yer aldı.

29. dakikada Cemali Sertel’ın ortasında Emirhan Topçu’nun uzaklaştırmaya çalıştığı topu önünde bulan Görkem Sağlam’ın vuruşunda meşin yuvarlak ağlara gitti (1-0). 41. dakikada Masuaku’nun soldan kullandığı kornerde Immobile topu kafayla ağlara gönderdi (1-1).

Stat: Mersin

Hakemler: Kadir Sağlam, Furkan Ürün, Anıl Usta

Hatayspor: Erce Kardeşler, Cemali Sertel, Calvo, Kamil Ahmet Çörekçi (Dk. 72 Bamgboye), Kilama, Görkem Sağlam, Diack, Joelson Fernandes (Dk. 87 Boutobba), Rivas (Dk. 72 Recep Burak Yılmaz, Rui Pedro (Dk. 72 Abdulkadir Parmak), Aboubakar (Dk. 77 Strandberg)

Beşiktaş: Mert Günok, Svensson, Tayyip Talha Sanuç (Dk. 85 Zainutdinov), Emirhan Topçu, Masuaku, Gedson, Salih (Dk. 84 Can Keleş), Rashica (Dk. 65 Al Musrati), Rafa Silva, Semih (Dk. 78 Chamberlain), Immobile

Goller: Dk. 29 Görkem Sağlam (Hatayspor), Dk. 41 Immobile (Beşiktaş)

Paylaşın

Eğitim Sisteminden Memnun Olmayan Velilerin Oranı Yüzde 95

Yeni bir araştırma, velilerin yüzde 95.4’ünün eğitim sisteminden memnun olmadıklarını ortaya koydu. Araştırmada, eğitime yönelik memnuniyet oranının 4 yıl önceye göre ciddi düşüş yaşandığına da dikkat çekildi.

Türkiye’nin eğitim sistemi, uluslararası değerlendirmelerdeki gerilemeler ve ulusal araştırmalarda ortaya çıkan memnuniyetsizlik oranlarıyla bir kez daha gündeme geldi.

İstanbul Üniversitesi ve Medipol Üniversitesi’nden akademisyenlerin gerçekleştirdiği “Ekonomik Zorlukların Eğitim Sistemine Etkisi Araştırması 2024” çalışması, hem ailelerin eğitime yönelik algılarını hem de sistemin yaşadığı sorunları gözler önüne serdi.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Pazarlama Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Süphan Nâsır öncülüğünde, Dr. Öğretim Üyesi Yonca Nilay Baş ve Dr. Öğretim Üyesi Fatma Betül Ortaköy’ün katkılarıyla hazırlanan araştırma, bin 968 kişiyle gerçekleştirildi.

Halk TV’de yer alan habere göre araştırma sonuçları velilerin eğitime olan memnuniyetinin dört yıl öncesine kıyasla ciddi bir düşüş olduğunu gösterdi.

Araştırmaya katılanların yüzde 64’ü çocuk sahibi olduğunu belirtirken, bu kişilerin yüzde 37,2’si çocuklarını özel okula gönderdiğini, yüzde 44,3’ü ise devlet okullarını tercih ettiğini ifade etti. Ancak özel okul tercih eden veliler arasında yüzde 21’i, artan maliyetler nedeniyle çocuklarını devlet okuluna almayı düşündüğünü açıkladı.

Katılımcıların çocuklarını özel okula gönderebilmek adına bütçelerinden sırasıyla mobilya, ev eşyası, tatil ve seyahat, kültür sanat etkinlikleri, elektronik eşya ve restoran hizmetleri kalemlerinden feragat ettikleri görüldü.

Çocuğunu özel okula göndermek için feragat ettikleri başlıklar için ‘diğer’ seçeneğini işaretleyen veliler de şunları söyledi:

“Hayatımdan vazgeçmişim onlar okusun diye…”, “Hobi alanımdaki tüm faaliyetlerden”, “Eğitimleri yarım kalmasın diye her şeyi kıstık”, “Her şeyi feda ediyoruz çünkü özel okullar çok iyi eğitim verdiği için değil dersliklerde daha az öğrenci olduğu ve güvenli olduğu için tercih ediyoruz.”

Araştırmaya göre, eğitim sisteminden memnun olmadığını belirtenlerin oranı yüzde 95,4 gibi yüksek bir seviyeye ulaştı. Bu oran, Kasım 2020’de yapılan bir araştırmada yüzde 90,6 olarak kaydedilmişti. Artan ekonomik zorluklar ve sistemdeki yapısal sorunlar, memnuniyetsizlik seviyesini daha da yükseltti.

Kasım 2020 tarihinde yapılan ‘Türkiye’de Seçmenlerin Siyasi Kimlik Temelli Profil Analizi’ başlıklı araştırmada eğitim sistemine memnuniyet konusunda katılımcıların yüzde 76,80’i hiç memnun olmadıklarını, yüzde 13,80’i de memnun olmadıklarını dile getirmişti. Dört sene önceye göre memnuniyetsizliğin daha da arttığı görülüyor.

Paylaşın

Beşiktaş’ta Sular Durulmuyor: Oyuncuların Maaşları İki Aydır Ödenmiyor

Beşiktaş’ta Giovanni van Bronckhorst sonrası yeni teknik direktörün kim olacağı merak konusu olurken siyah – beyazlı ekibin, oyuncularına 2 aydır maaş ödeyemediği ortaya çıktı.

Süper Lig’de 14. hafta karşılaşmasında bu akşam deplasmanda Hatayspor ile mücadele edecek Beşiktaş’ta sular durulmuyor. Görevi bırakan Hasan Arat’ın ardından başkanlık koltuğuna Hüseyin Yücel otururken Hollandalı teknik adam Giovanni van Bronckhorst ile de yollar ayrıldı.

Beşiktaş başkanı Hüseyin Yücel, Sergen Yalçın ile masaya otururken deneyimli teknik adam Beşiktaş’ta görev almayacağını açıkladı. Beşiktaş’ta yeni patronun kim olacağı merak konusu olurken siyah-beyazlı ekibin, oyuncularına 2 aydır maaş ödeyemediği ortaya çıktı.

Gazeteci Fırat Günayer’in aktardığına göre; Beşiktaş, 2 aydır oyuncularına maaş ödeyemiyor. Söz konusu durum hakkında açıklamalarda bulunan Günayer, “Oyuncular 2 aydır maaş alamıyor. Çok net bilgi. Zaten Hasan Arat bunu yalanlamadı. Beşiktaş 2 aydır para ödemiyor.” diye konuştu.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Kayyım Atamalarına” Sert Tepki

Kayyım atamalarına tepki gösteren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Demokrasiye ve hukuka aykırı bu uygulamalarla, halkın iradesi ayaklar altına alınıyor; yerel demokrasi çiğneniyor, en kötüsü de halkın demokrasiye olan inancı ve temsil gücü büyük zarar görüyor” dedi ve ekledi:

“Seçilmiş bir belediye başkanının, daha hakkında sonuçlanmış bir yargı kararı bile yokken, görevden alınıp, yerine İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir vali ya da başka bir görevlinin atanması hangi hukuk ve demokrasi anlayışına sığar? Oysa ulusal yönetimler, yerel yönetimlere çelme takmak yerine, onlarla iş birliği yaparak, ulusal kalkınmayı, iyi yönetişimi ve demokratik katılımı yerelden beslemelidir.”

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu; TBB, Şişli Belediyesi ve Avrupa Birliği Bölgeler Komitesi’nin (COR) ortaklaşa düzenlediği, “31. Türkiye Çalışma Grubu Toplantısı”na katıldı.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın da bir konuşma yaptığı toplantı öncesinde, COR Türkiye Çalışma Grubu Başkanı Antje Grotheer ile ikili bir görüşme gerçekleştiren İmamoğlu, “Hep birlikte daha adil, daha katılımcı ve daha demokratik bir Avrupa oluşturmak için önemli bir güç oluşturuyoruz” dedi.

“Dünyamız, Ukrayna’dan Gazze’ye krizler ve savaşlar, önüne geçemediğimiz iklim krizi, düzensiz göç dalgaları, gittikçe keskinleşen yoksulluk ve eşitsizlik gibi sorunların süreklilik arz ettiği bir ‘çoklu kriz’ dönemi yaşıyor” saptamasında bulunan İmamoğlu, şunları söyledi:

“Her gün yeni bir çatışma ve istikrarsızlıkla uyanıyoruz. Lübnan’da ateşkes sağlandı derken, şimdi de Suriye’de çatışmalar yeniden başladı. Bu şartlarda, maalesef geleneksel siyasal kurumlar yeni ihtiyaçlara cevap veremiyor. Türkiye dahil birçok ülkede siyasal rejimler kabuk değiştirirken, evrensel demokratik değerleri tehdit eden otoriter anlayışlar güçleniyor. Halkların memnuniyetsizliği ve öfkesinden faydalanarak yükselen otoriter ve popülist dalga, bu çoklu krizlere çare bulmaktan çok uzak.

Tam tersine; bu siyasi dalga, öfkeyi körükleyen bölücü politikalarla, yeni düşmanlar yaratarak ya da kırılgan grupları hedef göstererek, çözümsüzlüğü kemikleştiriyor. Popülist otoriter liderler, sadece kendi ülkelerindeki demokratik kurumları değil, dünya barış ve istikrarını da tehdit ediyorlar. Çözüm ise, tüm paydaşların dahil olduğu, iş birliğine dayalı çoğulcu bir yaklaşımda yatıyor.

Bu çözüm arayışında yerel siyaset, hayati önem taşıyor. Zira vatandaş, demokrasi ve etkin yönetişim arasındaki bağı, onlar kuruyor. Yerel siyaset, ulusal siyasetin altında, hiyerarşide ikinci sınıf bir siyaset alanı asla değil. Yerel yönetimler, halka en yakın yönetim birimleri olarak, onların beklentilerini, ihtiyaçlarını, kaygılarını ve kızgınlıklarını biliyor; sadece bugünün değil, geleceğin sorunlarına da somut ve pratik çözümler üretiyor.

Örneğin; 16 milyonluk İstanbul’da, çocuğunu bırakacak yer bulamadığı için iş hayatına katılamayan annenin ihtiyacı olan kreşler de gelecek kuşaklar için hayati önem taşıyan yeşil alanlar ve sürdürülebilir ulaşım da bu hayati çözümler arasında. Bu sorumlulukları yerine getirmek için, ulusal ve yerel yönetimler arasında sağlıklı bir diyalog ve etkileşim olması gerekirken, üzülerek görüyorum ki, siyasi çıkarlarını her şeyin üstünde görenler, toplumsal ortak faydaya zarar vermekten çekinmiyorlar.

“Demokrasiye ve hukuka aykırı bu uygulamalarla…”

Türkiye’nin politik haritasını yeniden çizen ve ana muhalefet partisi CHP’yi birinci parti yapan Mart 2024 yerel seçimlerinden bu yana, sekiz belediye başkanı görevinden alındı ve yerlerine kayyum atandı. Hepsi muhalefetten olan bu başkanlar arasında, Türkiye’nin en büyük ilçe belediyesi olan Esenyurt’un başkanı Profesör Ahmet Özer ve kadim kent Mardin’in belediye başkanı, tecrübeli ve barışsever politikacı Ahmet Türk de var. Demokrasiye ve hukuka aykırı bu uygulamalarla, halkın iradesi ayaklar altına alınıyor; yerel demokrasi çiğneniyor, en kötüsü de halkın demokrasiye olan inancı ve temsil gücü büyük zarar görüyor.

Seçilmiş bir belediye başkanının, daha hakkında sonuçlanmış bir yargı kararı bile yokken, görevden alınıp, yerine İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir vali ya da başka bir görevlinin atanması hangi hukuk ve demokrasi anlayışına sığar? Oysa ulusal yönetimler, yerel yönetimlere çelme takmak yerine, onlarla iş birliği yaparak, ulusal kalkınmayı, iyi yönetişimi ve demokratik katılımı yerelden beslemelidir.

Uluslararası seviyede de yerel yönetimler arasındaki iş birliği ve koordinasyon için çalışma gruplarından şehir diplomasisi platformlarına uzanan araçlar geliştirmeli, var olan yapıları da daha etkin kılmalıyız. İstanbul olarak, 2021’de Balkan Şehirleri Ağı’nı kurduk, 2023’te ise mega şehirlerin ortak sorunlarını tartışmak ve çözüm önerileri paylaşmak üzere, tarihte ilk defa gerçekleştirilen ‘Megaşehirler Zirvesi’ne ev sahipliği yaptık.

10 gün sonra da Ortadoğu ve Kuzey Afrika belediye başkanlarına ev sahipliği yapacak, Gazze’deki ve bölgedeki insani trajediyi hafifletmek, barışın tesisi için yerel yönetimler olarak neler yapabileceğimizi tartışacağız.

“Türkiye’nin aday ülke olarak adı zikredilmiyor bile”

Bu çok krizli dünyada, Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki iş birliği ihtiyacı, hiçbir zaman olmadığı kadar acil; ancak ilişkiler, belki de tarihindeki en düşük seviyede. Son 20 yıldır adım adım gerileyen Türkiye-AB ilişkileri, stratejik bir ortaklık olmaktan çıkıp; gerginliklerle dolu, düzensiz göç ve mülteciler konusuna indirgenmiş, bir ‘al-ver’ yaklaşımına kilitlendi. AB’nin genişleme politikaları konuşulurken, Batı Balkanlardaki pek çok ülkeden bahsedilirken, Türkiye’nin aday ülke olarak adı zikredilmiyor bile.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula van der Leyen’in, geçtiğimiz hafta, yeni komisyonun ilk çalışma gününde yaptığı konuşmada, genişlemeden bahsederken, Türkiye’nin adını telaffuz etmemesi büyük bir talihsizliktir. 60 yılı aşkın politik diyalog ve 20 yıllık adaylık süreci, tam anlamıyla derin dondurucuda. Bırakın üyelik müzakereleri ve vize serbestisini, ortak çıkarlarımızı ilgilendiren Gümrük Birliği’nin modernizasyonu konusunda adım atılması dahi, siyasi nedenlerle mümkün olamıyor.

Bu noktaya gelmemizde, Türkiye’nin de sorumluluğu bulunduğunun ve bunun önemli bir sebebinin, AK Parti hükümetinin ülkeyi Kopenhag kriterlerinden uzaklaştıran politikaları olduğunun farkındayız elbette. Ancak, halkımızın büyük bölümü, ülkemizin geleceğini demokratik, çoğulcu, insan hak ve özgürlüklerine, hukukun üstünlüğüne saygılı ülkelerin arasında görüyor. Mart 2024 yerel seçiminin sonuçlarını, halkımızın bu yöndeki iradesinin somut bir göstergesi olarak kabul ediyoruz. 24 Nisan’da Brüksel’de yaptığımız son toplantıda da ifade ettiğimiz gibi, bu seçim sonuçlarının AB ile ilişkilerimize de ‘taze kan’ getirmesini umut ediyoruz.

Ancak biz, demokratik kurumların güçlendirilmesi ve hukukun üstünlüğü alanlarında kendi eksiklerimizi tamamladıkça, AB’nin de Türkiye’yi güvenilir bir ortak ve gelecekte AB üyesi olarak görmesini istiyoruz. AB, Türkiye ile ilişkilerini, ulusal gündemi ve kamuoyu nedeniyle, Türkiye’ye sürekli hasmane tavır alan üye ülkelerin insafına bırakmamalı. Türkiye ve AB arasındaki pozitif gündeme katkıda bulunmak amacıyla kaleme alınan ve aslında AB üye ülkelerinin, Türkiye konusundaki asgari müştereklerini yansıtmaktan öteye geçemeyen ‘Borrell Raporu’nun bile, Avrupa Konseyi tarafından resmi olarak onaylanmamış olması üzücüdür.

Bundan sadece 20 yıl önce, yüzde 80’i AB üyeliğini destekleyen Türk halkının AB’ye inancına darbe vuran dört temel konu olduğunu düşünüyorum: Bunlardan birincisi; vatandaşlarımıza AB konsoloslukları önünde eziyet çektiren vize meselesidir. Bu sorunun çözülememesinden zarar görenlerin başında, AB ülkelerindeki okullara kabul edildikleri halde okullarına gidemeyen başarılı gençlerimiz geliyor. Avrupa ve Türkiye arasında köprü kuracak güce sahip bu gençler, vize duvarına toslamamalıdır.

İkinci konu ise, Kıbrıs. Türk kamuoyu, Kıbrıslı Türklerin, BM çerçevesindeki barış planlarına ‘evet’ demişken, bu planları elinin tersiyle kenara iten Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs’ın tek temsilcisi olarak AB’ye kabul edilmesini haksız buluyor. Kıbrıslı Türklerin diplomatik izolasyonun sürmesini, Güney Kıbrıs’ın AB’nin sadece adanın kuzeyi ile ilişkilere değil, Türkiye ile ilişkilere de ipotek koymasını adil bulmuyoruz.

Türk kamuoyunu üzen diğer bir konu ise, AB’nin Filistin meselesindeki sessizliğidir. Eğer barışa ve insan haklarına inanıyorsak, tüm dünyanın gözü önünde, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu on binlerce masum Filistinlinin katledilmesini daha yüksek sesle ve net bir şekilde eleştirmemiz, kınamamız gerekmez mi? Dördüncü konu ise göç ve sığınmacılar meselesi. Dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkelerin başında gelen Türkiye’nin, bu ağır yükü tek başına taşımaya devam etmesi ne sürdürülebilir ne de adil.

Yalnızca İstanbul’da, sayılarını tam olarak bilmediğimiz yüzbinlerce Suriyeliye ev sahipliği yapıyoruz, ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yoğun çaba sarf ediyoruz. İklim krizleri ve küresel yoksulluğun keskinleşmesiyle daha da artmasını beklediğimiz göç krizi, kısa vadeli ‘al-ver politikaları’ ile çözülemeyecek, birkaç ülkenin sırtına yüklenemeyecek kadar büyük ve önemli. Bu konuda geniş kapsamlı uluslararası iş birliği ve dayanışma şart.

Önümüzdeki dönemde, Türkiye ile AB arasında askıya alınmış iş birliği ve istişare mekanizmalarının yeniden hayata geçirilmesi, genişleme ülkelerine yönelik tüm toplantılara Türkiye’nin de dahil edilmesi olumlu bir adım olacaktır. Türkiye-AB ilişkilerinin, ortak hedefler doğrultusunda yeniden güçlendirilmesi, jeopolitik risklerden yerel politikalara, yalnızca mevcut sorunların çözümüne değil, daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir geleceğin inşasına da hizmet edecektir. Bu çerçevede, diyalog ve iş birliği konusundaki kararlılığımızı bir kez daha vurgulamak isterim.”

İmamoğlu, Şahan ve Grotheer’in konuşmalarının ardından, “Türkiye ile Avrupa Birliği Arasındaki Güncel Gelişmeler” konulu bir panel düzenlendi. Grootheer’in modere ettiği panelde, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Thomas Ossowski, Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın ve Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu fikir paylaşımlarında bulundu.

Paylaşın

Türkiye’den Üç Firma “En Büyük 100 Silah Üreticisi” Listesinde

“En büyük 100 silah üreticisi” listesinde Türkiye’den Aselsan, Baykar ve TUSAŞ yer aldı. Üç firmanın toplam gelirleri yüzde 24 artışla 6 milyar dolara ulaştı. İlk 100 listesinde Türkiye’nin payı yüzde 1’den az oldu.

Geçen yıl tüm dünyada en fazla gelir elde eden ilk 100 silah üreticisi yüzde 4,2 büyümeyle toplam 632 milyar dolarlık satış yaptı.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) raporuna göre 2023 yılında Türk şirketlerinin küresel silah ticaretinden aldıkları pay büyüdü.

SIPRI’nın “En büyük 100 silah üreticisi” listesinde Türkiye’den Aselsan, Baykar ve TUSAŞ yer aldı. Üç firmanın toplam gelirleri yüzde 24 artışla 6 milyar dolara ulaştı.

“Türkiye uzun süredir savunma sanayisinde kendi kendine yeterli olmayı hedefliyor” denilen raporda Türk firmalarının silah satışlarındaki büyümenin iç talep ve Ukrayna savaşıyla bağlantılı olduğu kaydediliyor.

Bir yılda yüzde 25 artışla 1,9 milyar dolar gelir elde eden Baykar “İlk 100” listesinde 10 basamak tırmanarak 69’uncu sırayı aldı. Baykar üretimi insansız hava araçlarının (İHA) Ukrayna’da yaygın şekilde kullanıldığı vurgulanan raporda, “(Şirket) Yıl boyunca doğrudan Ukrayna’ya veya Ukrayna’ya gönderilmek üzere başka ülkelere İHA’lar ihraç etti” denildi. Geçen yıl Baykar’ın kasasına giren paranın yüzde 90’ı yurt dışına yapılan satışlardan geldi.

Listede 10 basamak yükselerek 78’inci sırayı alan TUSAŞ, yüzde 45’le gelirlerini en fazla artıran Türk silah üreticisi oldu. Şirket 1,7 milyar dolarlık satışın yüzde 31’ini yurtdışına yaptı.

Gelirlerini yüzde 12 büyüten Aselsan listenin 54’üncü sırasında yer aldı. Diğer iki Türk üreticiye kıyasla gelirlerinin çok küçük bir kısmı ihracattan geldi, şirket 2,4 milyar dolarlık satışın büyük bölümünü Türk güvenlik güçlerine yaptı.

Geçen yıl tüm dünyada en fazla gelir elde eden ilk 100 silah üreticisi yüzde 4,2 büyümeyle toplam 632 milyar dolarlık satış yaptı. Türkiye, bu rakamın yüzde birden azını oluştururken listede yer alan ABD merkezli 41 şirket toplam gelirlerin yarıdan biraz fazlasını elde etti.

Dünyanın en büyük silah üreticisi ABD’li Lockheed Martin şirketinin gelirleri, artan siparişlere rağmen yüzde 1,6 azaldı. F-16 ve F-35 gibi gelişmiş savaş uçaklarını üreten şirket yaşadığı tedarik zorlukları nedeniyle siparişlere cevap verecek hızda üretim kapasitesini artıramadı. Şirket geçen yıl 60,8 milyar dolar gelir elde etti.

Çinli üreticiler 103 milyar dolarla Amerikalı rakiplerinden sonra en fazla geliri elde ederken, listede detaylı ve şeffaf veri elde edilemeyen Rusya’dan toplam 25,5 milyar dolarlık satışla iki şirket yer aldı.

İlk 100’de Almanya’dan ise toplam 10,7 milyar dolar gelirle dört şirket yer aldı. Bu 2022’ye göre gelirlerin yüzde 7,5 büyüdüğü anlamına geliyor.

Almanya’nın en hızlı büyüyen şirketi, hava savunma sistemleri ve mühimmatlarına olan talepteki artışa paralel, Diehl oldu. Şirket gelirlerini yüzde 30 artırarak 1,4 milyar dolar elde etti.

Ülkenin en büyük silah üreticisi Rheinmetall ise yüzde 10 büyümeye karşılık gelen 5,5 milyar dolarlık satışla 26’ncı sırada yer aldı. Rheinmetall’ın satışlarında Ukrayna’ya tank ve mühimmat ihracatı önemli yer tuttu.

Gazze savaşının etkisiyle İsrailli şirketlerin de gelirleri hızlı arttı. Listedeki üç firma yüzde 15 büyümeyle 13,6 milyar dolarlık satış kaydetti. “Çelik Kubbe” ve “Davut’un Sapanı” adlı hava savunma sistemlerini üreten Rafael şirketi yüzde 16 artışla 3,7 milyar dolar gelir elde etti ve en çok satış yapan 42’nci şirket oldu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den “Suriye” Uyarısı

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, “Yaklaşık 14 yıldır savaş ve çatışmaların yaşandığı ülkede yaşanan son gelişmeler siviller için ciddi riskler oluşturmakta, bölgesel ve uluslararası barış ve güvenlik için ciddi sonuçlar barındırmaktadır” ifadelerini kullandı.

Geir Pedersen, Suriye’de savaşan taraflara müzakere masasına oturma çağrısı yaptı.

Suriye’nin kuzeyinde Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve müttefiki silahlı grupların Halep’te kontrolü sağladığının bildirilmesinin ardından kentin güneyine doğru ilerleyişi uluslararası düzeyde kaygıyı artırdı.

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Suriye’de barışın sağlanması için gereken çabanın gösterilememesi nedeniyle bölgede şiddetin yeniden tırmandığını kaydetti. Pedersen yaptığı yazılı açıklamada, bugün Suriye’de görülen durumun bölgede siyasi sürecin başlatılması konusunda “kolektif başarısızlığın bir göstergesi” olduğunu vurguladı.

Geçmişte gerginliğin tırmanabileceği uyarısında bulunduğunu hatırlatan Pedersen, “Yaklaşık 14 yıldır savaş ve çatışmaların yaşandığı ülkede yaşanan son gelişmeler siviller için ciddi riskler oluşturmakta, bölgesel ve uluslararası barış ve güvenlik için ciddi sonuçlar barındırmaktadır” ifadelerini kullandı. Norveçli diplomat, Suriye’de savaşan taraflara müzakere masasına oturma çağrısı yaptı.

Öte yandan Türkiye de Suriye’deki gelişmelere ilişkin diplomatik temaslarını sürdürüyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bugün ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile yaptığı telefon görüşmesinde de Suriye’deki gelişmeler ele alındı.

Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından alınan bilgilere göre, Bakan Fidan görüşmede, “Türkiye’nin bölgede istikrarsızlığı artıracak her türlü gelişmeye karşı olduğunu bu çerçevede Suriye’deki gerginliğin azaltılmasından yana” olduğunu söyledi. “Suriye’de barış ve huzurun tesisi için rejim ile muhalefet arasındaki siyasi sürecin sonuçlanması gerektiğini” ifade eden Bakan Fidan, Türkiye’ye ve Suriyeli sivillere dönük “terör faaliyetlerine” asla izin vermeyeceğini vurguladı.

Bakan Fidan dün de Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ve Lübnan Başbakanı Necip Mikati ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirmiş, Dışişleri kaynakları görüşmelerde Suriye’deki durumun ele alındığını belirtmişti.

“Esad’a bağlı güçler Halep’in kontrolünü kaybetti”

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Beşar Esad hükümetine bağlı güçlerin Halep’te kontrolü tamamen kaybettiğini bildirdi.

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Başkanı Rami Abdül Rahman, “Kürt güçlerin kontrolündeki mahalleler hariç, Heyet Tahrir Şam ve müttefiki cihatçı isyancıların Halep’te kontrolü sağladığını” belirtti. Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan Rahman, bölgede çatışmaların başladığı 2012 yılından bu yana ilk kez rejime bağlı güçlerin Halep’in kontrolünü kaybettiğini ifade etti.

Suriye ordusunun pazar günü takviye kuvvet göndererek, HTŞ ve müttefiki isyancıların Hama’nın kuzeyinde daha fazla ilerlemesini engellediği belirtiliyor. Devlete bağlı haber ajansı Sana’nın aktardığına göre, Esad Pazar günü yaptığı açıklamada isyancılara karşı güçlü bir askeri yanıt verileceğini bildirdi. Esad, ordusunun “terörizmi ezeceğini ve yok edeceğini” belirtti.

Silahlı grupların kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteren, yaygın olarak Beyaz Baretliler adıyla bilinen “Suriye Sivil Savunması” kuruluşunun verdiği bilgilere göre Suriye ordusu dün gece Hama vilayeti ile Halep’in 65 kilometre güneydoğusundaki bölgeye hava saldırıları düzenledi. Saldırılarda, dört sivilin öldüğü, 54 kişinin de yaralandığı kaydedildi.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi de hükümete bağlı takviye birliklerin Hama’nın kuzeyindeki bölgelerde “güçlü bir savunma hattı” oluşturduğunu belirtti. Gözlemevi ile Suriye devlet televizyonu El İkbariye ise bölgede Rusya’nın da hem İdlib’de hem Hama’da hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

Gözlemevi, gece boyunca ve pazar sabahı Rus hava kuvvetlerine ait uçakların bölgede düzenlediği saldırılarda en az bir kişinin öldüğünü, çok sayıda kişinin de yaralandığını aktardı. İran da Esad’a desteğini bildirdi. Pazar günü başkent Şam’da temaslarda bulunan İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Suriye ordusunun “terörist grupları yeniden yeneceğine” emin olduğunu belirtti.

HTŞ ile birlikte müttefiki silahlı güçler 27 Kasım Çarşamba günü Suriye hükümetine bağlı birliklere karşı geniş çaplı bir saldırı başlatmıştı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin verdiği bilgilere göre, 2020 yılından bu yana bölgede yaşanan en şiddetli çatışmalarda aralarında 44 sivilin de bulunduğu 320’den fazla kişi hayatını kaybetti.

Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep’te, 2012 yılından 2016’ya kadar Beşar Esad hükümetine bağlı birlikler, aralarında İslamcıların da bulunduğu silahlı gruplar ve IŞİD arasında şiddetli çatışmalar yaşanmıştı. Hükümete bağlı güçler 2016 yılında Rusya’nın havadan verdiği bombardıman desteği ile Halep’te kontrolü yeniden sağlamıştı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Süper Lig: Galatasaray Bir Puana Razı Oldu

Süper Lig’in 14. hafta maçında Galatasaray ile Eyüpspor, Ali Sami Yen’de karşı karşıya geldi. Hakem Oğuzhan Çakır’ın yönettiği karşılaşma 2 – 2 berabere sona erdi.

Haber Merkezi / Galatasaray’ın gollerini 45+5. dakikada Barış Alper 47. dakikada Roland Sallai Eyüpspor’un gollerini ise 13. dakikada Emre Akbaba 71. dakikada Prince Ampem kaydetti.

Galatasaray bu sonuçla puanını 35’e, Eyüpspor ise puanını 23’e çıkardı.

Ligin bir sonraki haftasında Galatasaray, Sivasspor deplasmanına gidecek. Eyüpspr ise Samsunspor’u ağırlayacak.

13. dakikada kontratak fırsatı yakalayan Eyüpspor’da Halil Akbunar, sağ kanattan ceza sahasına girdikten sonra topu içeriye çevirdi. Arka direkte bulunan Emre Akbaba, meşin yuvarlağı ağlara gönderdi. 0-1.

45+5. dakikada savunmanın uzaklaştırmak istediği top, ceza sahası sağ çaprazındaki Barış Alper Yılmaz’ın önünde kaldı. Bu oyuncu, düzgün bir vuruşla meşin yuvarlağı ağlarla buluşturdu. 1-1.

47. dakikada Sara’nın sağ taraftan ortasında Osimhen’in kafayla indirdiği topta Sallai’nin sert vuruşunda meşin yuvarlak ağlara gitti. 2-1

71. dakikada Taşkın’ın uzun pasında ceza sahası içi sol çaprazdan Ampem’in vuruşunda top filelerle buluştu. 2-2

Stat: Ali Sami Yen

Hakemler: Oğuzhan Çakır, Serkan Olguncan, Murat Ergin Gözütok

Galatasaray: Fernando Muslera, Metehan Baltacı, Davinson Sanchez, Abdülkadir Bardakcı (Berkan Kutlu dk. 39), Barış Alper Yılmaz (Elias Jelert dk. 85), Lucas Torreira, Gabriel Sara (Kerem Demirbay dk. 85), Yunus Akgün (Michy Batshuayi dk. 73), Roland Sallai, Dries Mertens (Hakim Ziyech dk. 85), Victor Osimhen

Eyüpspor: Berke Özer, Leo Dubois (Samuel Saiz dk. 55), Dorukhan Toköz, Luccas Claro, Caner Erkin, Taşkın İlter (Sinan Gümüş dk. 90+4), Halil Akbunar (Hüseyin Maldar dk. 90+5), Emre Akbaba, Tayfur Bingöl, Gianni Bruno (Prince Ampem dk. 64), Mame Thiam

Goller: Barış Alper Yılmaz (dk. 45+5), Roland Sallai (dk. 55) (Galatasaray) Emre Akbaba (dk. 13), Prince Ampem (dk. 71) (Eyüpspor)

Paylaşın

AK Parti’de Üçlü Değişim Kapıda!

31 Mart seçim yenilgisinin ardından büyük değişim beklentisi bulunan AK Parti’de, sadece parti yönetimi değil eşzamanlı olarak kabine ve Meclis grup yönetiminde de değişim bekleniyor.

Öte yandan yeni anayasa tartışmaları kapsamında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde de revizyona gidilebileceği kaydediliyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; AK Parti’nin 8. Büyük Olağan Kongre süreci geçtiğimiz eylül ayı sonunda başlatıldı. 12 Ekim’de başlayan ilçe kongreleri bu ay sonunda tamamlanacak, ardından il kongreleri yapılacak.

AK Parti’nin büyük kongreyi mayıs ayında yapması bekleniyor. Ancak 31 Mart seçim yenilgisinin ardından büyük değişim beklentisi bulunan AK Parti’de, sadece parti yönetimi değil eşzamanlı olarak kabine ve Meclis grup yönetiminde de değişim bekleniyor.

Cumhurbaşkanının yerel seçimden bu yana partinin çeşitli kademelerinden yöneticileri ve milletvekilleri başta olmak üzere yüzlerce kişiyi dinlediğini, raporları okuduğunu ifade eden bir partili, kişilerin değil, kişilerle birlikte bir paradigma değişiminin şart olduğunu, hazırlığın da bu yönde olduğunu gösteren işaretler bulunduğunu söyledi. Beklenen üçlü değişimin ayrıca Cumhurbaşkanlığı Politika Kurullarına da yansıyabileceği konuşuluyor.

Öte yandan Yeni anayasa tartışmaları kapsamında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde de revizyona gidilebileceği kaydediliyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz bütçe görüşmelerinde, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin iyileştirilmeye, geliştirilmeye daha iyiye götürülmeye açık bir sistem olduğunu” söyledi.

evizyon kapsamında en çok konuşulan başlıklardan biri cumhurbaşkanının yardımcısının da seçimle gelmesi oldu. Bu öneri MHP’nin de anayasa teklifinde yer aldı. Cumhurbaşkanlığı bütçesinde konuşan AK Parti Uşak Milletvekili İsmail Güneş ise bunun doğru olmayacağı görüşünde.

Güneş, “Cumhurbaşkanı yardımcısının da seçimlere katılması doğru değil çünkü Cumhurbaşkanının daha aktif olması lazım, performansında düşüklük gördüğünde Cumhurbaşkanı yardımcılarını da değiştirebilmesi lazım, seçimle gelirse bunu yapması mümkün değildir” değerlendirmesinde bulundu.

Güneş’e göre buradaki eksiklik, Anayasada kaç tane cumhurbaşkanı yardımcısı atanacağının yazılmamış olması. Altılı Masa sürecinde çok sayıda cumhurbaşkanı yardımcısı atama planı yapıldığını hatırlatan Güneş, “Biz gördük ki geçen seçimlerde muhalefet elinden gelse 20-30 cumhurbaşkanı yardımcısı atayacak… Bu bir eksiklik, mutlaka bunun sayısının belirtilmesi lazım” dedi.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan Erdoğan’a “Abdullah Öcalan” Çağrısı: Gücün Yetiyorsa Affet

Genel af iddialarına ilişkin değerlendirmede bulunan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenler ve onlarla birlikte hareket edenler Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılmasından özel bir muratları var ise ve terörün sonlandırılması için Abdullah Öcalan’ın serbest kalmasının gerekliliğine vurgu yapıyorlarsa o zaman buradan sesleniyorum. Gücün yetiyorsa Recep Tayyip Erdoğan senin yetkin var Abdullah Öcalan’ı istediğin zaman affedebilirsin ama Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir genel affa geçit vermeyeceğiz” dedi ve ekledi:

“Çünkü bu affa geçit vermek demek; Türkiye’nin başına büyük belalar ölen Fethullah Gülen Terör Örgütü yüzünden ve o terör örgütüne bağlılıkları yüzünden hapishanelerde olan FETÖ’cüleri de dışarıya çıkaracak, Türkiye’nin başına bela olmuş uyuşturucu kaçakçılarını da dışarı çıkaracak. Türkiye’nin ırzına, namusuna göz dikmiş çetelerin yöneticileri ve üyelerini de dışarıya çıkaracak. Eğer bu af planı şayet kuvveden fiile düşünceden eyleme dönüşecek olur ise; Sinan Ateş’in katilleri de, onların ayaktaşları da serbest bırakılacak. Bu tezgâha düşmeyeceğiz. Bu planın yaşama geçirilmesine asla ve kata müsaade etmeyeceğiz.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin İstanbul 3. Bölge teşkilat mensuplarıyla kahvaltı programında bir araya geldi.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Türkiye’nin zor günler geçirdiğini ve sorumluların da bu zamana kadar yaşananlardan kendi payını almadığını söyleyen Dervişoğlu, “Artık Tayyip Erdoğan’ı izlemekten yoruldum. Doğrusunu isterseniz dinlemekten de sıkıldım. Sabah yine televizyonu açtım diyor ki işin zor tarafını geride bıraktık. Şimdi kolay tarafına geçtik. 22 sene sonra Tayyip Erdoğan zoru kolaylaştıracak hale gelmiş… Çiftçi toprağa düşürdüğü terin karşılığını alamıyor, ürününü tarlasında bırakıyor. Emekli dul yetim tenceresini kaynatamıyor, evlatlarımız hastanelerde öldürülüp katlediliyor, devletin esirgeme kurumlarına emanet ettiğimiz çocuklarımız tecavüze uğruyor ya da katlediliyor gençler geleceklerinden umudunu yitirmiş vize kuyruklarında istikbal arıyor Tayyip Erdoğan çıraklık dönemini bitirmiş ustalık dönemi için anayasaya aykırı olarak milletten yeniden yetki istemeye kalkışıyor. Buna sonuna kadar hayır diyeceğiz ve Türkiye’yi bugün getirdiği bu olumsuz noktadan, bu karanlıktan kurtarmak gibi tarihi bir sorumlulukla karşı karşıya bulunduğumuz asla unutulmamalıdır” diye konuştu.

Suriye’de Esed rejimi karşıtı silahlı grupların Halep üzerinden başlattığı çatışmalara ve bu çatışmaların sosyal medyadaki yansımalarına değinen Dervişoğlu, “Dün sosyal medyayı takip eden arkadaşlarımız bana bazı paylaşımları getirdi. Diyorlar ki Halep 82, Lazkiye 83 olacakmış. Halep denen yerde üzülerek ifade ediyorum ki selefi cihatçı örgütler Suriye’nin toprak bütünlüğünü ortadan kaldırabilecek bir hamlede bulundular. Türkiye’nin bu gruplarla bir anılmasını temin edecek her türlü girişimden azami ölçüde uzak durmak mecburiyetindeyiz. HTŞ denen örgüt Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Türkiye tarafından terörist ilan edilmiş bir örgüttür. Şimdi güney sınırımızda Türkiye’yle bir terör örgütünü sınırdaş yapan hükümet bununla övünmek yerine kendinden utanmak mecburiyetindedir” dedi.

Türkiye’nin bunu hak etmediğini ve batı emperyalizminin önümüze koyduğu plan ve projelerin kölesi durumuna düşürülen bazı çevrelerin yön göstermeleri ve yönlendirmeleriyle Türkiye’nin başına çok büyük bir bela açıldığını ifade eden Dervişoğlu; “Şimdi Türkiye’nin içinde yaşandığı iddia edilen terör sorununun çözülebilmesi temin için de farklı farklı adımlar atmaya yönelik birtakım marazi hamleler geliştirilmektedir. Bunlardan bir tanesi Abdullah Öcalan’ın bölge coğrafyasında yaşanan gelişmelerde önemli aktörmüş gibi sunulması ve onun ortaya koyacağı duruşla bölgede barışın, huzurun ve sükunun sağlanacağına yönelik bir iddianın yaşama geçirilmiş olmasıdır” dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’ı TBMM grup kürsüsüne davetini hatırlatan Dervişoğlu sözlerine şu şekilde devam etti: “Abdullah Öcalan’ın Suriye’de; Suriye Demokratik güçlerini, Suriye’nin kuzeyinde YPG’yi ve PYD’yi istediği gibi sevk ve idare edebileceğini düşünmek akıl dışılıktan öte, bir millî delilik alametidir. Bu ülkeyi yönetenlerin delirmişliğinin ifadesidir. Hatta üstüne üstlük bir de Abdullah Öcalan’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsüne taşınarak, terör örgütüne silah bırakma çağrısı yapmasını temenni etmek; Türk milliyetçiliği davasının mayasıyla günümüze gelmiş siyasi partilere ve o siyasi partileri yönettiği iddiasında bulunanlara zulümdür, utançtır. Biz içinden çıktığımız bu yapının bugün takındığı tavra utanıyor ve üzülüyoruz. Ama bunun arkasında bir gerekçe olsa gerektir diye düşünüyoruz.

Acaba ne yapılmak istenmektedir? Ne planlamak istenmektedir? İmralı’da hükümlü bir cani başının Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilerek bir şerefli kürsüden millete ya da partisine hitap ettirilmeye kalkışmasının ardından yatan gerçek acaba ne olacaktır diye düşünmemiz lazımdır. Abdullah Öcalan Ankara’nın herhangi bir semtinde oturmuyor. Abdullah Öcalan İmralı’da tutuklu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelebilmesi için umut hakkından yararlanabilmesi için öncelikle serbest bırakılması icap ediyor. Biz İYİ Parti olarak bütün dava arkadaşlarımızın direnciyle açık ve net olarak ifade ettik. Bizim cesetlerimizi çiğnemeden o cani başı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giremez dedik. Ama gördük anladık ki iş başka yerlere doğru evriliyor”

“Abdullah Öcalan’ı istediğin zaman affedebilirsin”

Bütün bunların arkasında bir genel af planlaması olduğunun altını çizen Dervişoğlu, “bu planı yapanlara sesleniyorum” diyerek şu ifadeleri kullandı: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenler ve onlarla birlikte hareket edenler Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılmasından özel bir muratları var ise ve terörün sonlandırılması için Abdullah Öcalan’ın serbest kalmasının gerekliliğine vurgu yapıyorlarsa o zaman buradan sesleniyorum. Gücün yetiyorsa Recep Tayyip Erdoğan senin yetkin var Abdullah Öcalan’ı istediğin zaman affedebilirsin ama Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir genel affa geçit vermeyeceğiz.

Çünkü bu affa geçit vermek demek; Türkiye’nin başına büyük belalar ölen Fethullah Gülen Terör Örgütü yüzünden ve o terör örgütüne bağlılıkları yüzünden hapishanelerde olan FETÖ’cüleri de dışarıya çıkaracak, Türkiye’nin başına bela olmuş uyuşturucu kaçakçılarını da dışarı çıkaracak. Türkiye’nin ırzına, namusuna göz dikmiş çetelerin yöneticileri ve üyelerini de dışarıya çıkaracak. Eğer bu af planı şayet kuvveden fiile düşünceden eyleme dönüşecek olur ise; Sinan Ateş’in katilleri de, onların ayaktaşları da serbest bırakılacak. Bu tezgâha düşmeyeceğiz. Bu planın yaşama geçirilmesine asla ve kata müsaade etmeyeceğiz.”

“Ortak irademizi, ortak düşüncemizi, ortak bakışımızı müştereken hep birlikte bir gelecek vizyonuna dönüştürmek mecburiyetindeyiz” diyerek sözlerine devam eden Dervişoğlu şunları söyledi: “Gittiğim her yerde söylüyorum Türkiye’nin bir merkez akla ihtiyacı vardır diyorum. Herkes zannediyor ki ben merkez deyince çemberin ortasındaki bir noktadan bahsediyorum. Pergelin koyulduğu nokta ve o çemberi oluşturan alan dikkat ederseniz bir geniş alandır. Merkez siyasette bir nokta değildir, etrafında buluşulacak bir nokta değildir. Merkez en uzak noktaların birleştirdiği bütün alanları kapsayan yerdir.

Dolayısıyla Türkiye’de merkez siyaseti yok etmek isteyen çemberin ortasında bir nokta bırakmış her türlü düşünceyi kökü, kökeni ve unsuru siyasi görüşü, ideolojiyi de o çemberin çeperine yaydırmıştır. Yani o çemberin çeperinde kim vardır? Milliyetçiler vardır, muhafazakarlar vardır, sosyal demokratlar vardır. Merkez sağ düşüncenin sahipleri vardır. Sevdası Türkiye, kaygısı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geleceği olanlar vardır. Ama bunlar merkezin dışına itilmişler, merkez tanımlaması da bir nokta gibi ortada küçük bir biçimde kalmıştır. Şimdi o çembere zorlanarak gönderilen bütün siyasi görüşlerin bir alanda toplanan bilmesini temin etmek görevi de bugün İYİ Partililere düşmüştür.

Ben size söylüyorum toplumun en köşesinden, en uzak köşesine çizilen çizginin oluşturduğu bileşkedir merkeziye tarif ettiğim. Bir nokta değil Türkiye’yi kapsayacak büyük bir siyasi alandır. Bu alanda müşterek yolculuğumuzu sürdürmek üzere büyük bir yolculuk başlatmış bulunuyoruz. Her türlü ideolojik taassubu her türlü ayrılığı her türlü aykırılığı bir tarafa bırakarak Türkiye’nin geleceğini yeniden inşa etmek zorunda olduğumuz gerçeğini milletimizle paylaşmak durumundayız.”

Genel Başkanı olduğu günden bugüne baktığında görmüş olduğu değişimi ifade eden Dervişoğlu; “Eskiden hâlimiz ne olacak acaba diye gözlerde bir tereddüt vardı. Ama şimdi gözlerinize bakıyorum. Gözlerinizde umut var, gözlerinizde heyecan var. Gözlerinizde iktidar pırıltısı var değerli dava arkadaşlarım” dedi

Kamuoyu araştırmalarının sonuçlarında İYİ Parti’nin önceden yüzde 2,5-3,5 çıktığını ancak artık en art niyetli olanların bile İYİ Parti’yi yüzde 7,5-yüzde 8 gösterdiğini söyleyen Dervişoğlu şöyle devam etti: “Bu kötü bir durum değildir, bu güzel bir durumdur. İYİ Parti Türk siyasetinin altın hissesi gibi böyle küçük küçük yükseliyor, bulunduğu yerden büyük hedeflere doğru gitme kararlılığı sergiliyor. Bu çok güzel bir şey, bu beni de mutlu ediyor. Ama bu bana yetmiyor değerli dava arkadaşlarım. yüzde 7’ler, yüzde 8’ler, yüzde 10’lar bize yetmiyor. Bazı siyasi partilerin kendi partilerinden uzaklaşmış oylarına bizi talip kılmaya uğraşıyorlar.

Onların da toplamına baksanız onlar da yüzde 7’yi aşmıyor. Tamamını alsak azami 15 yapıyor. Yüzde 15’te bize yetmiyor, o da bir hedeftir ama bize yetmiyor. Neden yetmiyor çünkü ben yüzde 50+ 1 ve sizlerle birlikte bu ülkeyi yönetmeye talibim de onun için yetmiyor. Onun için şimdi daha sıkı çalışmalıyız. Ben bugün İstanbul’un üçüncü bölgesini oldukça diri gördüm. Sadece üçüncü bölgeden de ibaret değil buradaki topluluk bizi de onore edebilmek için İstanbul’un çeşitli yerlerinden dava arkadaşlarımız buraya gelmişler, varlıklarından her zaman olduğu gibi şeref duyuyorum. Cenabı Allah hiçbirinizin eksikliğini göstermesin değerli dava arkadaşlarım”

“Sizlere Türk milletine layık olan iktidarı vaat edecek bir kararlılıktan bahsediyorum” diyen Dervişoğlu, konuşmasına son verirken salondaki teşkilat mensuplarına şu sözlerle seslendi: “Ben size inanıyorum, ben size güveniyorum. Sizler de bana inanın, sizler de bana güvenin. Bu Müsavat Dervişoğlu devletin derinliğiyle satisiyle, iş adamının zenginliğiyle fakiriyle, medyanın tekeliyle, tröstüyle hiç kimseyle pazarlık yapmadan 65 yaşına gelmiş bir dava arkadaşınızdır. Başınız bulutlara kadar diktir, herkesin huzurunda başınızı kaldırabilir, yumruğunuzu da Türkiye’nin meselelerine vurulmak üzere sıkabilirsiniz. Ben sizden razıyım Cenabı Allah’ta razı olsun. Hepimizi en içten duygularımla sevgilerimle saygılarımla ve muhabbetlerimle selamlıyorum. Allah var etsin. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.”

Paylaşın

Trabzonspor’da Ertuğrul Doğan Yeniden Başkan Seçildi

Trabzonspor’da seçime tek aday olarak giren ve geçerli 2 bin 595 oyun bin 581’ini alan Ertuğrul Doğan yeniden başkanlığa seçildi. Ertuğrul Doğan, 3 yıllığına göreve geldi.

Trabzonspor’da olağan genel kurulu Hayri Gür Spor Salonu’nda gerçekleştirildi. Mevcut başkan Ertuğrul Doğan, tek aday olarak girdiği seçimde, geçerli 2595 oyun 1581’ini alarak ikinci kez başkan seçildi. Doğan’ın yönetim kurulu listesinde şu isimler yer aldı:

Asil Üyeler: Zeyyat Kafkas, Ali Haydar Gedikli, Sami Karaman, Kemal Ertürk, Serkan Kılıç, Nevzat Kaya, Taner Fikret Saral, Coşkun Öztürk, İbrahim Şahinkaya, Derviş Köz, Birhan Emre Yazıcı, Murat İskender, Gözde Atasoy, Semih Hekimoğlu

Yedek Üyeler: Hüseyin Ekşi, Ali Beyazlı, Fatih Solak, İmdat Yılmaz, Serkan Neşat Soylu, Rıfat Çebi, Murat Cem Aşık

Ertuğrul Doğan, seçimin ardından yaptığı açıklamada özetle şu ifadeleri kullandı: “Bankalar Birliği’nden çıkarak kulübümüzü çok önemli sorunlardan kurtardık. 19 ay önce seçildiğim zaman borçsuz bir Trabzonspor sözü vermiştim. Önümüzdeki süreçte, bugün yapılan hamlelerin önemini daha iyi anlayacağız.

İnşallah önümüzdeki 3 yıl Trabzonspor’un ekonomik özgürlüğünü kazandığı, akademi anlamında Avrupa kulüpleri ile yarışacak hale geldiği bir dönem olacak. Sportif olarak size karşı mahcubiyetim var ama inşallah Şenol Güneş ile birlikte bu sorunu halledeceğiz.

Trabzonspor yalnızca iç sorunları ile değil, Türk futbolundaki sistemsel çarpıklıklarla da mücadele etmiştir, Trabzonspor’un tarihi bunlarla geçmiştir. Bu bağlamda TFF Başkanı Sayın İbrahim Hacıosmanoğlu’na bir çare de bulunuyorum. Hakem hataları artık sadece bir tesadüf değil, kulüplerin emeğini gasp eden sistemsel bir probleme dönmüştür.

Sayın Hacıosmanoğlu, MHK’nin mevcut yapısının Türk futbolunu adil bir şekilde yönetemediği açıktır, artık köklü bir değişim şarttır. Hakemlerin performansını şeffaf ve liyakate dayalı şekilde değerlendirecek bir sistem gereklidir. Mevcut MHK’yi görevden alarak futbolun adaletini sağlayacak insanları göreve getirmek sizin sorumluğunuzdadır.

Türk futbolunun artık bu yükü taşıyacak gücü kalmamıştır. Adaletsizliğe karşı hiç susmadık. Bir şekilde Türk futboluna adalet gelecek. Trabzonspor’un misyonu sadece kendi hakları için değil, Türk futbolunun temiz geleceği için de savaşmaktır.”

Paylaşın