Bloomberg: Beşar Esad’ı Kaybedileceğine Rusya İkna Etti

ABD merkezli Bloomberg, Rusya’nın Beşar Esad’ı rejim karşıtı silahlı gruplara karşı savaşı kaybedileceğine ikna ettiğini yazdı. Rusya, Beşar Esad ve ailesinin Moskova’ya sığındığını duyurmuştu.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Beşar Esad ve ailesine sığınma sağlama kararının doğrudan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından alındığını söylemişti.

Suriye’de Heyet Tahrir Şam (HTŞ) öncülüğündeki silahlı grupların başkent Şam’ın kontrolünü ele geçirdiği sırada ülkeyi terk ederek Rusya’ya sığınan Devlet Başkanı Beşar Esad hakkında yeni bir iddia ortaya atıldı. Bloomberg’de Henry Meyer imzasıyla yayınlanan haberde, Rusya’nın Esad’ın savaşı kaybedeceği sonucuna varmasının ardından Suriye’den kaçması için kendisine baskıda bulunduğu ileri sürüldü.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 10 Aralık’ta Moskova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, Rusya’nın sığınma hakkı verdiği Esad hakkında sorulan ‘Moskova’nın Rusya’ya ailesiyle sığınan Beşar Esad’ın görevini bırakmasında nasıl bir rol oynadığı’ sorusuna, “Esad’ın  görevden ayrılma kararı kendisine ait. Diğer konuları yorumsuz bırakıyorum” demişti.

Konu hakkında bilgi sahibi iki kaynak, Rusya istihbarat ajanlarının Esad’ın kaçışını organize ettiğini ve Suriye’deki hava üssü üzerinden Esad’ı ülkeden kaçırdığını ileri sürdü. Kaynaklardan biri, bu esnada uçağın radar alıcı-verici cihazının (transponder) kapatıldığını anlattı.

Cihatçı grupların Şam’a girdiği saatlerde sosyal medyaya yansıyan bazı uçuş takip verilerine göre de Esad’ın içinde olduğu iddia edilen uçaktan bir noktadan sonra veri alınamadığı görülmüş, uçağın düştüğü ileri sürülmüştü. Daha sonra Rusya’dan yapılan açıklamada, Esad’ın görevi bırakmaya karar vererek ülkeden ayrıldığı belirtilmişti. Rusya devlet haber ajansları, aynı günün akşamı, Esad ve ailesine sığınma verildiğini yazmıştı.

Silahlı gruplar Şam’da ilerlerken ‘Esad’ın kaderinin Rusya’nın ellerinde olduğu’ yorumu yapılan Bloomberg’in haberine göre, Kremlin, Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi’nin linç edilerek öldürüldüğünü de düşünerek, Esad’ın yönetimini desteklemek için artık hiçbir şey yapamayacağı sonucuna varsa da Esad’ı kurtarmak için harekete geçti.

Konu hakkında bilgi sahibi olan Kremlin’e yakın bir kişi, Bloomberg’e yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Rusya istihbarat servisinin Esad’ın yönetimine karşı büyüyen tehditleri neden tespit edemediğini öğrenmek istediğini söyledi.

Konu hakkında bilgi sahibi olan ancak konunun ‘hassasiyeti’ sebebiyle kimliklerinin verilmemesini isteyen üç kişiye göre, Rusya, Esad’ı HTŞ’nin öncülüğündeki silahlı gruplara karşı savaşı kaybedeceğine ikna etti ve hemen ülkeden ayrılırsa kendisine ve ailesine güvenli geçiş sağlamayı teklif etti.

Paylaşın

FIFA, 2030 Ve 2034 Dünya Kupası’nın Ev Sahiplerini Duyurdu

FIFA, dünya futbolunun en önemli organizasyonlarından biri olan Dünya Kupası’nın 2030 yılında İspanya, Portekiz ve Fas’ta, 2034 yılında ise Suudi Arabistan’da yapılacağını duyurdu.

Haber Merkezi / 2026’daki turnuvaya CONCACAF ülkeleri ABD, Meksika ve Kanada ev sahipliği yapacak.

2030 Dünya Kupası açılış maçları turnuvanın 100. yılı dolayısıyla Güney Amerika’da oynanacak.

Uluslararası Af Örgütü, Suudi Arabistan’ın iş yasalarında büyük bir reform yapılmadan ev sahipliği yapmaya hazırlanması sırasında birçok göçmen işçinin öleceği konusunda uyardı.

2030 Dünya Kupası’na kimler katılacak?

Turnuvaya ev sahipliği yapan ülkeler otomatik katılım hakkı elde ediyor, bu da Fas, Portekiz ve İspanya’nın yanı sıra Uruguay, Arjantin ve Paraguay’ın da kesin katılım hakkı kazandığı anlamına geliyor.

2030 yılı için kotalar henüz kesinleşmedi ancak 48 takımın katılacağı 2026 Dünya Kupası için yerlerin dağılımı şöyle oldu:

Asya Futbol Konfederasyonu: 8
Afrika Futbol Konfederasyonu: 9
Concacaf (Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler): 6
Conmebol (Güney Amerika): 6
Okyanusya Futbol Konfederasyonu: 1
Uefa (Avrupa): 16

Son iki sıra, altı takımın katılacağı bir play-off turnuvasıyla belirlenecek.

Format nasıl olacak?

2026’dan itibaren genişleme yapılmasıyla turnuvaya 48 takım katılacak; turnuva 1998’den bu yana 32 takımla düzenleniyor.

2030 formatı 2026’yı taklit edecek şekilde ayarlandı. Takımlar dörder takımdan oluşan 12 gruba ayrılacak ve ilk iki ve en iyi sekiz üçüncü takım son 32 turuna yükselecek.

Takım sayısının artmasıyla turnuvada toplam 104 maç oynanacak. Turnuva 8 Haziran’da başlayacak ve final 21 Temmuz 2030’da yapılacak.

Paylaşın

Saadet Lideri Arıkan’dan “Erken Seçim” Yorumu: Evet Deriz

Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan, erken seçim tartışmalarına ilişkin, Erdoğan aday olsun diye erken seçime evet demeyeceklerini fakat ülkenin menfaatleri erken seçimi gerektiriyorsa tabi ki evet diyeceklerini söyledi.

Kendi adaylığı için de konuşan Mahmut Arıkan, her partinin genel başkanının doğal aday olduğunu belirtti. Arıkan ayrıca, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne karşı olduklarını da söyledi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın sunduğu Yeni Bir Sabah programına konuk oldu. Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Mahmut Arıkan, Türkiye’deki erken seçimleri ekonomik krizin getirdiğini belirtip 2025 Bütçesi ile 2026’yı çıkarmanın olasılığı olmadığını ifade etti.

Arıkan “2024’ü bitiriyoruz. 2025’in bütçe rakamları açıklandı. 2 trilyon lira açık, 2 trilyon faiz ödemesiyle 2025’i atlatabilirler bu bütçeyle. Ama 2026’dabu bütçenin, yani bu şekilde uçurumdan aşağı doğru yuvarlanan bir bütçeyle 2026’yı çıkarma şansı yok. Ben 2026’da erken seçim bekliyorum. Bunu rakamlar söylüyor” dedi.

Arıkan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı emekli olmaya davet etti. Arıkan şöyle konuştu: “2015’teki seçimde çıktığımızda hep ekonomiyle alakalı, AK Parti’nin gelişi de AK Parti’nin böyle ara ara erken seçim aldığı dönemlerde de ekonomik krizler ortaya çıkmıştır. Artık vakit geldi. Yani 23 yıl az bir zaman değil. Çeyrek asır boyunca AK Partili yetkililer, ülkeyi yönetiyorlar.

Sayın Erdoğan’ın 2002’de göreve gelirken güzel bir cümlesi vardı. ’65 yaşından sonra siyasetin yapılmaması gerekir.’ diyordu. Kendi cümlesi, 2024’e geldiğinde de 47 yaşında bir genel başkan olarak Sayın Cumhurbaşkanı’na ben de seslenmek istiyorum. 65 yaşından sonra siyasetin yapılmaması, torunları sevmek bu ülkeye daha faydalı, eee, olacağını düşünüyorum. Kendi cümleleriyle emekliye ayrılsın diyorum evet.”

Arıkan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın erken seçimle birlikte yeniden aday olma ihtimali hakkında konuştu. Arıkan, Erdoğan aday olsun diye erken seçime evet demeyeceklerini fakat ülkenin menfaatleri erken seçimi gerektiriyorsa tabi ki evet diyeceklerini anlattı.

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne karşıyız”

Arıkan, kendi adaylığı için de konuştu. Arıkan, her partinin genel başkanının doğal aday olduğunu belirtti. Arıkan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne karşı olduklarını açıkladı. Arıkan, buna karşı olmak için ekonomik göstergelerin yeterliği olduğunu belirtti.

Arıkan şunları ifade etti: “(CHP’nin olası adaylarına yakın mısınız?) Efendim, biz daha sahaya çıkmadık. Yani yeni kongremizi yapalı 2,5 hafta oldu malumunuz. Takdir edersiniz ki her siyasi partinin genel başkanı potansiyel cumhurbaşkanı adayıdır. Kendi adına yarışmak ister. 50+1’lik cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi olduğu müddetçe bir parti: 0″Ben tek başıma seçimlere gireceğim, hiçbir partiyle ittifak yapmayacağım” diyorsa, onun bir iddiası yok demektir.

Bu sistemin yanlış olduğunu ben iddia ediyorum. Yani ilk cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi Türkiye’ye çok büyük zararlar vermiştir ki bütçe rakamlarında bunu zaten net bir şekilde görebiliyoruz. Ayın Cumhurbaşkanı’nın aday olup olmama konusu da tartışılan bir husus. Hukuk ne diyorsa, ben orada durulması gerektiğini düşünüyorum.

Bir de şu soru soruluyor: “Ya, Mahmut Arıkan, Saadet Partisi Genel Başkanı olarak, Tayyip Erdoğan’ın aday olabilmesi için erken seçime evet der misiniz?” sorusuna benim diyeceğim şey şu: Tayyip Erdoğan’ın aday olması için erken seçime biz tamam demeyiz. Ama ülkenin gerçekten erken seçime ihtiyacı varken Tayyip Erdoğan aday olmasın diye erken seçime de yok diyemeyiz. Ülkenin menfaatleri neyi gerektiriyorsa o noktada hareket edeceğiz.”

Paylaşın

2024 Yılında 104 Gazeteci Öldürüldü

Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun (IFJ) raporuna göre, 2024 yılında gazeteciler ve medya çalışanları için özellikle ölümcül bir yıl oldu. 10 Aralık itibarıyla 104 gazeteci öldürüldü.

Haber Merkezi / IFJ raporunda, hapisteki gazeteci sayısının da hızla arttığını, geçen yıl 427 olan sayının bu yıl 520’ye çıktığını belirtti.

IFJ Genel Sekreteri Anthony Bellanger, ” Bu üzücü rakamlar, basın özgürlüğünün ne kadar kırılgan ve gazetecilik mesleğinin ne kadar riskli ve tehlikeli olduğunu bir kez daha gösteriyor” dedi.

Brüksel merkezli Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ), 10 Aralık Uluslararası İnsan Hakları Günü nedeniyle öldürülen gazeteciler ve medya çalışanları hakkındaki 2024 yıllının ilk raporunu yayınladı.

IFJ’nin raporuna göre, 2024 gazeteciler ve medya çalışanları için özellikle ölümcül bir yıl oldu. 10 Aralık itibarıyla dünya genelinde 104 gazeteci öldürüldü.

IFJ raporunda, hapisteki gazeteci sayısının da hızla arttığını, geçen yıl 427 olan sayının bu yıl 520’ye çıktığını belirtti.

Raporda, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını başlattığı günden bu yana en az 138 gazeteci ve medya çalışanının öldürüldüğünü, bu gazeteci ve medya çalışanlardan 55’inin Filistinli olduğu bilgisine de yer verildi.

IFJ Genel Sekreteri Anthony Bellanger, ” Bu üzücü rakamlar, basın özgürlüğünün ne kadar kırılgan ve gazetecilik mesleğinin ne kadar riskli ve tehlikeli olduğunu bir kez daha gösteriyor” dedi ve ekledi:

“Birleşmiş Milletler Üye Devletlerini, gazetecilerin güvenliği konusunda bağlayıcı bir sözleşmenin kabul edilmesini sağlamak için harekete geçmeye çağırıyoruz, böylece her yıl meydana gelen ölümlere ve yaralanmalara son verilebilir.”

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) de dünya genelinde öldürülen gazetecilerle ilgili veri açıklıyor. Ancak iki örgütün farklı sayım yöntemleri nedeniyle topladığı rakamlar farklı oluyor.

RSF’nin 2023 yılı raporuna göre 45 gazeteci ve iki medya çalışanı öldürüldü. RSF’nin bu yıla ilişkin rakamları ise bu hafta içinde yayınlanacak.

Raporun tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

“Asgari Ücret” Toplantısı Sona Erdi: Rakam Konuşulmadı

Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantısı sonrası açıklamada bulunan Türk-İş Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar, “Rakam vermemize gerek yok, işveren bize rakam sunsun biz kabul edip etmediğimizi söyleyelim” dedi.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu, 2025’te geçerli olacak asgari ücreti belirleme çalışmaları kapsamında ilk toplantısı bugün saat 16.00’da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda gerçekleştirildi.

On beş kişilik komisyonda işveren tarafını Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), işçi tarafını ise en fazla üyeye sahip konfederasyon olan Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) temsil ediyor. TÜRK-İŞ’in masadaki beş temsilcisinden dördünü işçiler oluşturdu.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, toplantının açılışında yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Asgari Ücret Tespit Komisyonu olarak;  1 Ocak 2025 tarihinden itibaren geçerli olacak asgari ücreti belirlemek üzere, bugün itibarıyla çalışmalarımızı başlatıyoruz. Komisyon görüşmeleri neticesinde tespit edilecek asgari ücretin, çalışma hayatının tüm paydaşları ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Çalışmalarımızı yürütecek olan komisyon üyelerimize de yapacakları çalışmalar için şimdiden teşekkür ediyorum.

Bildiğiniz gibi; işçi ve işveren temsilcileri ile birlikte belirlenen asgari ücret, genel bir  ücret seviyesini değil çalışanlara ödenebilecek minimum ücreti ifade etmektedir. Asgari ücretin belirlenmesi sürecinde özellikle; üç taraflı sosyal diyalog mekanizmasıyla  hareket ediyoruz. İşçi temsilcilerinin görüşlerini değerlendiriyoruz. İşveren temsilcilerinin görüşlerini dinliyoruz. Hükümet temsilcileri olarak, adalet terazisini dengede tutuyoruz.

Enflasyon oranı, vatandaşın satın alma gücü, işgücü piyasalarının ihtiyaçları, ekonomik büyüme, istihdamın korunması ve  artırılması gibi ekonomik ve sosyal koşulları detaylı şekilde analiz ederek, hem işçi  hem de işveren taraflarının memnuniyetini gözeten, adil bir asgari ücret belirlenmesini ümit ediyoruz.

Bu toplantılar sadece bir ücret belirleme meselesi değil, emeğin ve  sermayenin birlikte güçlendiği bir dengeyi kurma çabasıdır. Bizim vizyonumuzda alın teri kutsaldır, sermaye ise kalkınmanın motor gücüdür. İkisini bir araya getirmek, sadece ekonomik büyümeyi değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı ve  refahı da beraberinde getirecektir. İşçinin emeğiyle, işverenin yatırım gücünü aynı potada birleştiren bir düzen,  Türkiye’nin, kalkınma sürecinin de en güçlü hareket noktası olacaktır.

Bildiğiniz gibi; geleneksel anlayışta; işçinin alın teri ile sermayenin bir mücadele ve çatışma içinde  olduğu varsayılır. Ancak bu varsayım, hem günümüz dünyasının gerçeklerini hem ülkemizin kalkınma  ideallerini hem de kadim medeniyetimizin emeğe bakışını yansıtmaktan uzaktır. Bizler, alın teri ile sermayeyi karşı karşıya getiren bu çatışmacı anlayışı reddediyor;  emeğin değer gördüğü, alın teriyle sermayenin birbirini tamamladığı bir sistemi inşa  etmeyi hedefliyoruz. Çünkü Türkiye’nin büyük kalkınma hamlesini, ancak ve ancak işçi ve işverenin el ele  verdiği, aynı hedef doğrultusunda yürüdüğü bir düzenle gerçekleştirebiliriz.

Çalışanların emeğine saygı göstermenin ön şartı; insana yakışır işlerin, adil çalışmanın ve adil  ücret politikasının geliştirilmesine bağlıdır. İşverenlerin en önemli sorumluluğu; emeğin karşılığını adil bir şekilde vermektir. Yani bir çalışan, ortaya koyduğu çaba ve kattığı değer ölçüsünde karşılık almalıdır. Adil ücret ile çalışanların motivasyonu artarken aynı zamanda yükselen verimlilik ve  üretkenlik sayesinde; işletmenin, sektörün ve nihayetinde ülkemizin kazancı artar.

Bu duygu ve düşüncelerle; Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun toplantıları sonunda belirlenecek olan, 2025 yılı asgari ücretin, şimdiden aziz milletimize ve ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyor, bu  sürece katkı sunacak tüm komisyon üyelerine tekrar teşekkür ediyorum. Çalışanlarımızın refahını artıran, işverenlerimizin rekabet  gücünü koruyan ve ülkemizin ekonomik istikrarını ve sosyal kalkınmasını güçlendiren  süreci hep birlikte yürüteceğimize inanıyorum.”

“Geçim şartları her geçen gün ağırlaşmakta”

İşçi kesimi adına toplantının açılışında konuşan TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar, “TÜRK-İŞ, asgari ücretin belirlenmesi sürecinde işçi tarafı olarak bu komisyonda, işçilerin taleplerini ve yaşadıkları zorlukları dile getirmek sorumluluğunu taşımaktadır. Bu sorumluluk tarihi bir sorumluluktur. Çünkü asgari ücret milyonlarca işçinin ve ailesinin yaşam şartlarını doğrudan etkileyen, bu nedenle son derece önemli olan temel geçim kaynağıdır” dedi.

“Madem işçi tarafı olarak bu masada müzakere yapmak için bulunuyoruz ve milyonlarca insanın adına konuşacağız, o zaman çok dikkatli ve adil olmak gerekir. Adil olmak için de hesabı iyi yapmak gerekir” diyen Ağar, şöyle konuştu:

“Geçmiş yıllarda birçok kez emekçiyle, işçiyle uzlaşı sağlanmadan belirlenen asgari ücretin toplumu getirdiği yaşam şartları ortadadır. Bu nedenle sayın komisyona, bu yıl gerçekçi ve sürdürülebilir bir asgari ücret belirlenmesi için, işçinin sesini duyarak, dikkate alarak, hesap yapmanın önemini vurgulamak istiyorum.

Birçoğumuz her sabah daha gün ağarmadan erkenden evimizden ayrılıp işimize gidiyoruz, alın terimizle yaşam mücadelesi veriyoruz. Hepimizin temel amacı; ailelerimize daha iyi bir yaşam sağlamak, çocuklarımızın eğitim ve sağlık ihtiyaçlarını karşılamak ve onlara güvenli bir gelecek sunmaktır. Ancak, bugünkü yaşam şartlarına baktığımızda, mevcut asgari ücretle geçinmenin ne kadar zor olduğunu, hatta imkânsız hale geldiğini görüyoruz.

Öncelikle, yaşam maliyetleri sürekli artmaktadır. Gıda, barınma, ulaşım, sağlık ve eğitim gibi temel ihtiyaçlarımızın maliyeti son yıllarda ciddi şekilde yükselmiştir. Ücretlerimiz, bu artışları karşılayacak düzeyde değilken her geçen gün geçim sıkıntılarımız daha da derinleşmektedir. Enflasyon oranları bir yana, temel ihtiyaçlarımızı bile karşılamak güçleşmiştir. Ne enflasyon oranlarının ne mevcut geçim koşullarının sorumlusu işçi değildir. Bu hesapta işçi, canını dişine takıp emeğini ortaya koyandır. Ülkemizin ekonomik durumu ve büyüme oranları göz önünde bulundurulmalıdır.

Biz işçiler, ülkemizin ekonomik büyümesine doğrudan katkıda bulunuyoruz. Üretimdeki ve verimlilikteki artış, bizlerin özverili çalışmalarının sonucudur. Ülkedeki ekonomik büyümenin adil paylaşılması, emeğimizin hak ettiği değeri bulması için asgari ücretin alım gücünün insana yakışır bir yaşamı karşılaması gerekmektedir. Halen ele geçen net asgari ücret günlük 667 TL’dir. Önemli olan asgari ücrete hangi oranda zam yapılacağı değildir. 2025 yılında geçerli olacak asgari ücretin satın alma gücü ne olacaktır?

Asgari ücret mevzuatta şu şeklide tanımlanmaktadır: ‘İşçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücret…’ Sözün özü, asgari ücret tespitinde öncelikle dikkate alınması gereken husus, çalışanların geçim şartlarıdır. Geçim şartları her geçen gün ağırlaşmaktadır. Enflasyon artmasın diye, temmuzda asgari ücrete ara zam yapılmadı.

Fiyatlar yükselmeye devam etti. Asgari ücrete ara zammın yapılmadığı Temmuz ayında, elektrik ve doğal gaza yüzde 38 zam yapıldı. Enflasyonun nedeni asgari ücret değildir. Çalışanlar enflasyonun mağdurudur. Asgari ücretin alım gücünde son 20 yılda artış olduğu söylenmektedir. Ama geldiğimiz noktada bir günlük asgari ücretle bir kilo et bile almak mümkün değildir. Başta gıda fiyatları ve kira olmak üzere birçok temel mal ve hizmetin fiyatındaki artış devam etmektedir. Milyonlarca ücretli çalışan yetersiz ücret nedeniyle borç içindedir.

Asgari ücret konusunda herkes bir rakam telaffuz etti, temennilerini dile getirdi. Bu dönemde TÜRK-İŞ olarak bir rakam söylemedik. Biz asgari ücretin tespitinde temel alınması gereken şartları işaret ettik. TÜRK-İŞ Konfederasyonu olarak komisyona, her sene olduğu gibi dersimizi çalışmak bir yana yine ezber edip geldik.

Çünkü 37 yıldır her ay, bakın her yıl demiyorum, her ay düzenli olarak yaptığımız açlık ve yoksulluk sınırı araştırmamızı kamuoyuyla paylaşıyoruz. Çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla yapıyoruz. Ülkemizde en az 8 milyon asgari ücretle çalışanın olduğu unutulmamalıdır. Toplumun çoğunluğu açlık sınırının altında kalan ücretle yaşamaya mahkum edilmesi kabul edilemez.

Emeğiyle alın teriyle çalışan emekçi açlığa yoksulluğa mahkum edilmiş yardıma muhtaç hale gelmiştir. Toplumda adalet ancak insanların yardıma muhtaç olmadığı bir sistemde mümkün olabilir. TÜRK-İŞ olarak toplumun girdiği bu darboğazı 20 Ekim’de Ankara’da gerçekleştirdiğimiz eylemle ortaya koyduk. 150 bin emekçinin katıldığı eylemde sesimizi duymayanlara, hep birlikte ‘Zordayız geçinemiyoruz’ dedik. Biz işçiler, asgari ücretin belirlenmesi sürecinde dikkate alınması gereken tüm bu şartların adil bir şekilde değerlendirilmesini talep ediyoruz.

Ekonomik olarak sürdürülebilir bir yapıya sahip olması için dengeli bir ücret politikası geliştirilmelidir. Hepimiz, insan onuruna yakışır bir yaşam sürmek, ailelerimize güvenli bir gelecek sunmak istiyoruz. Asgari ücret çalışmalarında belirleyici olan hükümetin asgari ücrete olan yaklaşımı ve bakış açısı bu yönde olmalıdır. Beklentimiz; asgari ücretin pazarlık konusu yapılmadan, insanca yaşamaya yetecek bir tutarda tespit edilmesidir. İşçi kesimi olarak komisyon çalışmalarına katkımız bu çerçeve içinde mümkün olacaktır.”

“Herhangi bir rakam konuşulmadı”

Yaklaşık 1 saat süren toplantının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar, toplantıda herhangi bir rakam konuşulmadığını söyledi.

“Ülkemizin ekonomisine katkı sunan insanlarımızın ücretlerinin yükselmesi lazım” diyen Ağar, “İnsanlarımız ev kiralarını veremez hale geldi. Biz ülkemizi milletimizi seviyoruz. Bizi de sevsinler. Yüzümüz asık kalmasın. Önümüzdeki toplantıda bir ücret belirlenirse ona göre hareket edelim” ifadelerini kullandı.

Ağar, ellerini zayıflatacağı için rakam söylemediklerini aktararak, “Rakamı hükümetten veya işverenden bekliyoruz” dedi. Ağar, ikini toplantının 16 Aralık Pazartesi günü saat 14.00’te gerçekleştirileceğini bildirdi. Ağar ayrıca bu yıl büyük ihtimalle üçüncü toplantıda kararın açıklanacağını düşündüklerini belirtti.

Asgari ücret nasıl belirleniyor?

Asgari ücreti, yasa gereği işçi, işveren ve hükümetten beşer temsilci olmak üzere 15 kişiden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonu belirliyor. Komisyon, yeni asgari ücreti belirleme çalışmaları kapsamında aralık ayında belirlenen tarihlerde toplanıyor.

Bakanlığın belirlediği üyelerden birinin başkanlık ettiği komisyon, en az 10 üyenin katılımıyla toplanıp oy çokluğuyla karar veriyor. Oyların eşitliği halinde ise başkanın bulunduğu tarafın çoğunluğu sağladığı kabul ediliyor.

Asgari ücret, halen bir işçi için aylık brüt 20 bin 2 lira 50 kuruş, vergiler ve kesintiler düştüğünde net 17 bin 2 lira 12 kuruş olarak uygulanıyor.

Asgari ücretin işverene toplam maliyeti, bir işçi için 23 bin 502 lira 94 kuruş. Bunun 20 bin 2 lira 50 kuruşunu brüt asgari ücret, 3 bin 100 lira 39 kuruşunu sosyal güvenlik primi, 400 lira 5 kuruşunu işveren işsizlik sigorta fonu oluşturuyor.

Paylaşın

Türkiye’de 11 Ayda 394 Kadın Öldürüldü

Türkiye’de 2024 yılının ilk 11 ayında 394 kadın erkekler tarafından öldürüldü. 151 kadın aile içinden bir erkek tarafından ve 97’si boşanma veya ayrılma aşamasında olduğu erkek tarafından öldürüldü. 

Haber Merkezi / Kadınların 214’ü ateşli silahla, 83’ü kesici aletle, 25’i boğularak, 16’sı yüksekten düşerek öldürülürken 56 kadının ölüm nedeni bilinmiyor.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF), Kasım 2024 ve 1 Ocak – 30 kasım 2024 arasındaki kadın cinayeti raporunu yayımladı. Buna göre; 2024 yılının ilk 11 ayında 394 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Bu ölümlerden 66’sı şüpheli ölüm olarak kaydedildi.

Yılının ilk 11 ayında öldürülen kadınların yüzde 48’i evliydi. 151 kadın aile içinden bir erkek tarafından ve 97’si boşanma veya ayrılma aşamasında olduğu erkek tarafından öldürüldü. 220 kadın kendi evi / yaşadığı alanda öldürüldü.

Kasım ayında ise 36 kadın erkekler tarafından öldürüldü. İstanbul’da 7, Antalya ve Tekirdağ’da 3,
Mersin, Kahramanmaraş ve Gaziantep’te 2, Ankara, Çanakkale, Bursa, Iğdır, Aksaray, Sakarya, İzmir, Uşak, Kırklareli, Konya, Karaman, Kocaeli, Kütahya, Adana, Hatay ve Şanlıurfa’da birer kadın erkekler tarafından öldürüldü.

Kasım ayında öldürülen kadınlardan 15’i 31 – 50 yaş aralığı, 9’u 19 – 30 yaş aralığı, 6’sı 51 yaş ve üzeri, 1’i 0 – 18 yaş aralığındaydı. Kasım’da öldürülen kadınlardan 21’i evli, 7’si bekar ve 2’si dini nikahlıydı. 6’sının medeni durumu ise bilinmiyor.

Kasım ayında kadınlardan 11’i evli olduğu erkek, 5’i boşanma aşamasındaki erkek, 4’ü oğlu, 2’si tanımadığı bir erkek, 3’ü ayrıldığı ve boşandığı erkek, 2’si birlikte olduğu erkek tarafından öldürüldü. 5 ölüm ise şüpheli olarak kaydedildi.

Kasım ayında kadınlardan, 17’si ateşli silahla, 7’si boğularak, 6’sı kesici aletle, 1’i sert cisimle, 1’i araçla ezilerek, 1’i darp edilerek öldürüldü. 2 kadın ise yüksekten düşme sonucu hayatını kaybetti.

Paylaşın

ABD: SDG’ye Yönelik Politikamızda Herhangi Bir Değişiklik Yok

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew, “SDG (Suriye Demokratik Güçleri), ABD’nin önemli bir ortağıdır. Onlara yönelik politikamızda herhangi bir değişiklik söz konusu değildir” dedi.

Öte yandan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken görüşmesinde, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğinin önemini vurgulandığı aktarıldı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, günlük basın toplantısında, Suriye’deki son gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu. ABD’li yetkili, Şam’da kontrolü alan Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) ‘terör örgütleri’ listesinden çıkarılmasına ilişkin yeni gelişme ve mevcut yaptırımlar dışında açıklayacağı yeni durum olmadığını söyledi.

HTŞ’nin terör örgütleri listesinden çıkarılması ihtimaline ilişkin yeni gelişme olmadığını belirten Miller, HTŞ’yi hedef alan mevcut yaptırımlar dışında bu konuda açıklayacağı yeni bir durumun da bulunmadığını ifade etti. “HTŞ’den bazı umut verici açıklamalar duyduk” diyen Miller, HTŞ’nin ileriye yönelik adımlarını takip edeceklerini kaydetti.

Miller, Menbic’te Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu (SMO) arasında yaşanan çatışmalara ilişkin soruları da yanıtladı. SMO’nun Menbic’in tamamını ele geçirdiği iddialarının ardından, ABD ve Türkiye’nin SDG’nin Menbic’den güvenli bir şekilde çekilmesini sağlama konusunda anlaşmaya vardığı iddia edilmişti.

ABD’li yetkili, “SDG ile Türkiye arasında koordinasyon sağlıyor musunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Bu konuda ilgili tüm taraflara ilişkin tutumumuz açık, gerilimin tırmanmasını istemiyoruz; bu istikrarsızlık döneminden yararlanıp Suriye’de kendi konumunu daha da güçlendirmeye çalışan kimseyi görmek istemiyoruz.

Bu durumu bölgede tüm ilgili taraflara net bir şekilde iletiyoruz. SDG’nin IŞİD’e karşı mücadeleyi sürdürme, IŞİD militanlarının tutulduğu cezaevlerini güvence altına alma gibi önemli görevleri yerine getirdiğini düşündüğümüzde, bu görevlerinden hiçbir şekilde dikkatlerinin dağılmasını istemiyoruz. Bölgedeki ilgili taraflara bunu net bir şekilde anlatmaya devam edeceğiz.”

Miller, Washington yönetiminin SDG’ye desteğine ilişkin ‘herhangi bir değişiklik olmadığını’ dile getirdi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, “SDG, ABD’nin önemli bir ortağıdır. Onlara yönelik politikamızda herhangi bir değişiklik söz konusu değildir” ifadelerini kullandı.

Hakan Fidan’dan toprak bütünlüğü vurgusu

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, son 10 günde üçüncü kez telefonda Suriye’deki gelişmeleri ele aldı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller’ın, dün yapılan son görüşme hakkında yaptığı açıklamaya göre, Blinken, Suriye’de iktidarın BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı Kararı’nın ruhuna uygun şekilde ve Suriyelilerin yürüttüğü kapsayıcı bir süreç dahilinde barışçıl yollardan devredilmesine duyulan ihtiyacı dile getirdi.

Blinken, ayrıca IŞİD’le Küresel Mücadele Koalisyonu’nun Suriye’deki misyonuna devam etmesinin ve hassas durumdaki gruplar da dahil olmak üzere sivillerin ve ülke genelindeki sivil altyapının korunmasını sağlamanın gerekliliğine vurgu yaptı.

Bakan Blinken, Suriye’deki tüm aktörlerin insan haklarına saygılı olmasının ve uluslararası insancıl hukuku uygulamasının gerekliliğini de ifade etti.

Dışişleri Bakanlığı kaynaklardan edinilen bilgiye göre ise Bakan Fidan, Blinken’a Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin önemini vurguladı. Fidan, silahlı grupların Suriye’deki durumdan istifade etmesine Türkiye’nin asla izin vermeyeceğini belirtti.

Yıllardır ihmal edilmiş olan altyapının yeniden inşası için uluslararası toplumun Suriye halkına destek olmasının önemli olduğunu aktaran Fidan, insani yardımın Suriye’ye kesintisiz ulaştırılması için de çaba gösterilmesi gerektiğini ifade etti.

Ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, pazartesi günü yaptığı bir konuşmada, Beşar Esad’ın devrilmesinden sonra IŞİD’in Suriye’de yeniden güç kazanmasını engellemeye kararlı oldukları mesajını verdi.

Blinken, “IŞİD bu dönemi kabiliyetlerini yeniden tesis etmek ve güvenli sığınaklar yaratmak için kullanmaya çalışacaktır. Haftasonu gerçekleştirdiğimiz hassas saldırıların da gösterdiği gibi, bunun olmasına izin vermemeye kararlıyız” dedi.

Suriye’de IŞİD’in 2019’da bastırılmasının ardından örgütün kalıntılarına karşı mücadele eden küresel koalisyonun içinde ABD birlikleri bulunuyor. ABD’nin askeri unsurları, Suriye’nin doğusu ve kuzeydoğusunda konuşlanmış durumda.

Blinken, dünkü konuşmasında “Suriye’nin kuzeydoğusundaki durumla ilgili olarak bölgedeki ortaklarımızla yakın temas halindeyiz ve tüm taraflara gerilimi tırmandırmama ve sivil nüfusu koruma ihtiyacının altını çiziyoruz” mesajı da verdi.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Suriye” Açıklaması: Bölünmesine İzin Veremeyiz

Suriye’deki gelişmelere ilişki konuşan Erdoğan, “Suriye’nin bölünmesine izin veremeyiz. Ülke topraklarının yeniden bir çatışma alan haline gelmesine asla izin vermeyeceğiz” dedi ve ekledi:

“Suriye topraklarının bütünlüğüne yönelik her saldırı karşısında Suriye halkı ile birlikte bizi de bulacaktır. Biz herkes için güvenlik herkes için refah istiyoruz. Aksi takdirde kazanımlarımızı koruyamayız.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Suriye halkı geleceğine ve özgürlüğüne sahip çıktı. 61 yıllık Baas diktatörlüğü sonrası Suriye kardan aydınlık günlere kavuşmuştur. Zalim Esed’in baskı zulüm ve katliamlarla yıllardır ayakta tuttuğu baskıcı rejimi 8 Aralık Pazar günü çökmüştür.

İnşallah ülkenin diğer kısımlarındaki DEAŞ ve PYD gibi terör örgütlerinin başı da ezilecektir. Suriye tüm inanç grupları ve etnik kesimleriyle hep söylediğimiz gibi Suriyelilerindir. Türkiye’nin eşsiz misafirperverliğine leke sürmeye çalışanlar da oldu. Ama milletimiz bu oyuna gelmedi. Kardeşlik konusunda imtihanı alnımızın akıyla verdik.

Suriye’nin bölünmesine izin veremeyiz. Ülke topraklarının yeniden bir çatışma alan haline gelmesine asla izin vermeyeceğiz. Suriye topraklarının bütünlüğüne yönelik her saldırı karşısında Suriye halkı ile birlikte bizi de bulacaktır. Biz herkes için güvenlik herkes için refah istiyoruz. Aksi takdirde kazanımlarımızı koruyamayız.

Ülkemizdeki Suriyelilerden evlerine dönme hazırlığında olanların yanlarında olacağız. Gönüllü, onurlu ve düzenli dönüşlerine yardımcı olacağız.

Maalesef son dönemde teşkilatımızın hasbi ilişkiler kurmakta zorlandığına yönelik bazı şikayetler duyuyoruz. Son mahalli seçim sonuçları bizi Türkiye sosyolojisine uygun olmayan bir tabloyla karşı karşıya bırakmıştır. Demek ki bir yerde eksik yaptık, demek ki milletimizin bizden beklediği yakınlığı onlara gösteremedik.

Milletimiz, bunca hizmetin, bunca mücadelenin ardından sandıkta bize beklediğimiz teveccühü göstermemişse, sebebini dışarıda değil, başkalarında değil, elbette kendimizde arayacağız. Unutmayın siyaset her şeyden önce gönülleri fethetme işidir. Diğer hususlar bunun arkasından gelir.

Fabrika ayarlarına dönmek diye bir kavram var ya. İşte AK Parti’nin fabrika ayarları bunlardır. Milletimizin gündemindeki asıl meseleyi görmezden gelmiyoruz. Milletimizin gündeminde diğer hususlarla birlikte hatta onlardan önce ekonomi vardır, ekonomik sıkıntılar vardır.

Türk ekonomisinin daha öncesinden itibaren maruz kaldığı gizli saldırılar 2018’den itibaren aleniyet kazanmıştır. FETÖ’nün ihaneti, PKK’nın eylemleri, güneyimizde oynanan kanlı olaylar hep bu süreçle bağlantılıdır. Uluslararası siyasette bizi esir alamayanlar ekonomimizi sabote ederek ülkemizi köşeye sıkıştırma politikasına yöneldiler.

Gelir dağılımındaki bozulmayı tersine çevirecek politikalar uygulayacağız. Fahiş fiyat artışlarına karşı daha etkin, daha caydırıcı tedbirler alacağız. Vatandaşımızı, gözünü para hırsı bürümüş muhterislerin insafına terk etmeyeceğiz. Kararlılıkla uyguladığımız ekonomi programıyla durumu büyük ölçüde kontrol altına aldık. Sabit gelirlilerin durumunu en iyi seviyeye çıkaracağız. ”

Erdoğan’dan “10 Aralık İnsan Hakları Günü” mesajı

Erdoğan, ayrıca ’10 Aralık İnsan Hakları Günü’ nedeniyle bir mesaj yayımladı. Erdoğan, mesajında, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 76’ncı yıl dönümü vesilesiyle dünyanın 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nü tebrik etti.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin, insanlığın onur mücadelesinin önemli kilometre taşlarından biri olduğunu belirten Erdoğan, beyannamenin uluslararası topluma sorumluluklarını hatırlattığını, küresel barış ve istikrarın tesisine rehberlik ettiğini vurguladı.

Beyannamenin varlığının, dünyanın pek çok yerinde en temel hakların ağır şekilde ihlal edilmesine ve insanlık değerlerinin hiçe sayılmasına engel olamadığına dikkati çeken Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Bugün İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin tüm dünyanın gözü önünde çiğnendiği yerlerin başında, Gazze ve işgal altındaki Filistin toprakları gelmektedir. İnsan hakları savunucusu olduklarını öne sürenlerin Filistin’deki mezalime seyirci kalmaları, hatta örtülü ya da açık destek vermeleri tarihte kara bir leke olarak hatırlanacaktır.

Biz, devlet ve millet olarak Filistin’de yaşanan insanlık suçlarına en başından itibaren sessiz kalmamayı bir insanlık görevi bildik. Tüm imkânlarımızla Filistinli kardeşlerimizin yanında durduk, durmaya da devam ediyoruz. Gazze’de ve diğer Filistin topraklarında ateşkesin sağlanması ve kalıcı barışın tesisi için gayretlerimizi sürdürüyoruz.

60 yılı aşan Baas diktatörlüğünün ve 13 yıllık iç savaşın ardından komşumuz Suriye’de filizlenen barış, istikrar ve huzur umutlarını memnuniyetle karşılıyoruz. Suriye’de kuşatıcı ve kapsayıcı bir yönetimin tesisi ile Suriyeli kardeşlerimizin ülkelerini yeniden ayağa kaldırma çabalarına gereken her türlü desteği sağlayacağız.”

Erdoğan, temel hak ve özgürlüklere yönelik tehditlerin en başında yer alan kültürel ırkçılık, İslam düşmanlığı ve hoşgörüsüzlükle mücadelelerinin de aynı kararlılıkla sürdüğünü belirterek şunları kaydetti:

“Nefret suçlarına müsamaha gösterenler ve bu suçları meşrulaştırmaya çalışanların, insanlığın bir arada yaşama iradesine kast ettiklerini bu vesileyle tekrar hatırlatmak istiyorum. İnsanlığın kazanılmış haklarının muhafaza edilmesi, bu hakları ihlal eden uygulamaların sonlandırılması tüm ülkelere düşen küresel bir yükümlülüktür.

Kurallara dayalı uluslararası sistemi çifte standartlardan arındırmak suretiyle daha kapsayıcı ve adil bir anlayışla gözden geçirmenin, bu küresel yükümlülüğün ifasının ilk adımını teşkil ettiğini bir kez daha vurguluyorum.

Bu düşüncelerle, İnsan Hakları Günü’nün bilhassa temel haklarından yoksun bırakılan Filistinli kardeşlerimiz başta olmak üzere, tüm insanlığa barış, huzur ve adalet getirmesini temenni ediyor, Aziz Milletimizin nezdinde tüm dünyanın 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nü kutluyorum.”

Paylaşın

BMGK’da Suriye’nin Toprak Bütünlüğü Ve Sivillerin Korunması Vurgusu

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Suriye toplantısı sonrası açıklamada bulunan Rusya’nın BM Büyükelçisi Vassily Nebenzia, Konsey’in Suriye’nin toprak bütünlüğü ve sivillerin korunması konusunda hemfikir olduğunu söyledi.

Çin’in BM nezdindeki Büyükelçisi Fu Cong, Suriye’de durumun istikrara kavuşturulması ve kapsayıcı bir siyasi sürecin başlatılması gerektiğini söylerken, Suriye topraklarında terörün yeniden canlanmamasının önemine vurgu yaptı. ABD’nin BM nezdindeki Daimi Temsilci Yardımcısı Robert Wood da, “Bu, Suriye halkı için inanılmaz bir an” ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Heyet Tahrir Şam (HTŞ) öncülüğündeki silahlı grupların Şam’ın kontrolünü ele geçirmesi ve Beşar Esad’ın ülkeden kaçması sonrasında Suriye’de yaşanan gelişmeleri kapalı oturumda masaya yatırdı.

Konseyin dönem başkanlığını yürüten ABD’nin BM nezdindeki Daimi Temsilci Yardımcısı Robert Wood, önümüzdeki günlerde 15 üyeli konseyde Suriye konulu bir açıklama üzerinde çalışacaklarını söylerken, yaşanan gelişmeler hakkında “Bu, Suriye halkı için inanılmaz bir an” ifadelerini kullandı.

Wood, “Şu anda sürecin nereye doğru ilerlediğini görmeye çalışmaktayız, buna odaklanmış durumdayız. Suriye’de, Suriye halkının haklarına ve onuruna saygı duyan bir yönetim olabilir mi?” sözleriyle bu aşamada öncelikle Suriye’deki süreci yakından izleyeceklerine işaret etti.

Rusya’nın Birleşmiş Milletler (BM) nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçisi Vassily Nebenzia ise “Konsey, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve birliğinin korunması, sivillerin korunması, insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması gerektiği konusunda aşağı yukarı hemfikirdi” açıklamasını yaptı.

Suriye’de yaşanan gelişmeler için, “Konsey üyeleri de dahil olmak üzere herkes şaşkınlığa uğradı” diyen Nebenzia, “Bekleyip görmemiz, izlememiz ve durumun nasıl gelişeceğini değerlendirmemiz gerekiyor” dedi.

BMGK’nin kapalı oturumu sonrasında Çin’in BM nezdindeki Büyükelçisi Fu Cong da bir açıklama yaptı. Çin büyükelçisi, Suriye’de durumun istikrara kavuşturulması ve kapsayıcı bir siyasi sürecin başlatılması gerektiğini söylerken, Suriye topraklarında terörün yeniden canlanmamasının önemine vurgu yaptı.

Diplomatlar, BMGK toplantısında Şam’da yönetimi ele geçiren İslamcı Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) yaptırımlar listesinden çıkarılmasının gündeme gelmediğini söyledi.

Reuters haber ajansına bilgi veren diplomatik kaynaklar, Katar’ın bugün Suriye’deki geçiş hükümetine başkanlık edecek HTŞ liderlerinden Muhammed el Beşir ile görüşeceğini söyledi. ABD Dışişleri Bakanlığı da ABD’nin aracılar vasıtasıyla da olsa, Suriyeli gruplarla iletişim hâlinde olduğunu duyurmuştu.

“Suriye halkı için çalışmaya devam edeceğiz”

Suriye’nin BM Daimi Temsilcisi Koussay Aldahhak New York’ta, BMGK önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, kendilerine görevlerine devam etme talimatının verildiğini duyurdu.

Aldahhak, tüm Suriye büyükelçiliklerine geçiş döneminde işlerini yapmaya devam etmeleri ve devlet kurumlarının işleyişini muhafaza etmeleri talimatının verildiğini anlatırken, “Şimdi yeni hükümeti bekliyoruz, ancak bu arada biz de mevcut yönetim ve liderlikle devam ediyoruz” dedi, Esad tarafından atanan Dışişleri Bakanı Bassam Sabbagh’ın hâlen Şam’da olduğunu anımsattı.

“Suriye halkıyla birlikteyiz. Suriye halkınını savunmaya ve onlar için çalışmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullanan Aldahhak, Suriyelilerin özgürlük, eşitlik, hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir devletin inşasını dört gözle beklediğine vurgu yaptı, “Ülkemizi yeniden inşa etme, yıkılanları yeniden inşa etme ve Suriye’nin geleceğini, daha iyi geleceğini yeniden inşa etme çabalarına katkı sunacağız” dedi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

DEM Parti: Onurlu Barış Mücadelemizden Vazgeçmeyeceğiz

DEM Parti, 10 Aralık İnsan Hakları Haftası nedeniyle yayınladığı mesajında, “‘Bütün insanlar özgürdür; onur ve haklar bakımından eşit doğarlar’ ilkesini edinen bizler, tüm farklılıkların demokratik bir zeminde yaşayacağı onurlu barış mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz!” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi (DEM Parti) Partisi, partinin Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, “10 Aralık İnsan Hakları Haftası” nedeniyle sosyal medya hesapları üzerinden mesaj yayınladılar.

DEM Parti tarafından yayınlanan mesajda şu ifadelere yer verildi: “10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nü, bu yıl da haksız ve hukuksuz uygulamaların bir yönetim biçimi haline getirildiği, temel ve evrensel insan haklarının yok sayıldığı bir ortamda karşılıyoruz. ‘Bütün insanlar özgürdür; onur ve haklar bakımından eşit doğarlar’ ilkesini edinen bizler, tüm farklılıkların demokratik bir zeminde yaşayacağı onurlu barış mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz!”

Tülay Hatimoğulları paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Bu yıl da 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nü, insan hak ve özgürlüklerinin sistematik olarak ihlal edildiği bir dönemde karşılıyoruz. Dünyanın dört bir yanında emperyalist güçlerin savaş-sömürü politikalarıyla, yaşam hakkı başta olmak üzere temel insan hakları ağır tehdit altında.

Filistin’de, Suriye’de, Rojava’da halklara telafisi mümkün olmayan acılar yaşatılıyor. Ülkemizde insan hak ve özgürlüklerini çiğnemekte sınır tanımayan siyasi iktidar; kayyım darbesiyle, kumpas davalarla, baskıyla, şiddetle, insanlık onurunu ayaklar altına alıyor. Kadınların, gençlerin, çocukların, engellilerin, hak ve özgürlükleri her geçen gün tırpanlanıyor. Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı ve tüm inançların özgür yaşam hakkı yıllardır görmezden geliniyor.

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü vesilesiyle, dünyada ve Türkiye’de insan hak ve özgürlüklerini bir kez daha hatırlatıyoruz. DEM Parti olarak her bir yurttaşımızın haklarına eşit ve adil bir şekilde eriştiği; özgür, demokratik bir ülke için mücadelemizi sürdüreceğiz.”

“Mücadele etmeye devam edeceğiz”

Tuncer Bakırhan ise paylaşımında şunlara dikkat çekti:” 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nü başta yaşam hakkı olmak üzere halkların ve inançların haklarının yok sayıldığı, ihlal edildiği bir dönemde karşılıyoruz. İnsan haklarını yok sayan politikalara karşılık, tüm emek, demokrasi güçleri ve İnsan hakları örgütleriyle birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın