Türk Tabipleri Birliği’nden ‘Aşı Olun’ Çağrısı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi ve TTB Pandemi Çalışma Grubu bugün yazılı açıklama yaptı: “Tüm yurttaşlarımızı da aşı takvimlerini en hızlı ve kısa sürede tamamlamaya; kendilerine, sevdiklerine, topluma karşı sorumlulukları kapsamında aşılanmaya, aşılarını tamamlamaya davet ediyoruz.”

Açıklamada, “Türkiye 24 Ocak 2022 tarihi itibariyle, toplam olgu sayısında dünyada yedinci; Avrupa’da beşincidir. Bunun yanı sıra ülkemiz, yeni olgu sayısında dünyada dokuzuncu” bilgisi verildi.

“Ölümlerin yüksek seyri devam ediyor”

Sağlık Bakanlığı verilerine göre dahi ölümlerin yüksek seyrinin devam ettiğini belirten TTB, hastaların önemli bölümünün son altı ayda kaybedildiğine dikkat çekti:

“Toplam ölümlerin yüzde 24,2’si 11 Mart 2020 ile 31 Aralık 2020 arasında, yüzde 33,5’i 1 Ocak 2021 ile 30 Haziran 2021 arasında ve yüzde 42,3’ü 1 Temmuz 2021 ile 18 Ocak 2022 arasında kaydedildi.

İlk dokuz ayda bu rakam toplam ölümlerin dörtte birine denk düşerken, son altı ayda ilk dokuz ayın neredeyse iki katına yakın insanımız kaybedildi.”

“Hastaneye yatış ve ölüm riski”

Hastalığın, ileri yaşlar veya bağışıklığı baskılananlar için ağırlaşma olasılığına dikkat çekildi:

“Omicron varyantının daha hafif hastalık beklentisiyle eşleştirilmesi, yaşanan sürecin yıkıcı etkilerini belirginleştirme tehlikesini barındırıyor.

Sağlık Bakanı’nın 24 Ocak 2022’de sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada da hem sağlık sisteminin aşırı yükü hem de tam aşılı olsalar dahi hastalığı ağır geçirebilen gruplar göz ardı edildi.

Özellikle kırılgan gruplarda, aşısız/hatırlatıcı dozu eksik, yetersiz koruyuculuk sürecine girmiş, ileri yaşta, bağışıklığı baskılanmış hastalıkları olanlar varyanttan bağımsız olarak ağır hastalık, hastaneye yatış ve ölüm riskiyle yüzleşiyor.

Beklenti ve dileklerimizi gerçeklerle değiştirip rehavete yol açacak çıkarımların, telafisi zor kayıp ve zorlu süreçlere neden olacağı düşünülüyor.”

Maske-mesafe-havalandırma

TTB, topluma şu çağrıda bulundu:

“Tüm yurttaşlarımızı aşı takvimlerini en hızlı ve kısa sürede tamamlamaya; kendilerine, sevdiklerine, topluma karşı sorumlulukları kapsamında aşılanmaya, aşılarını tamamlamaya davet ediyoruz.

Hava yoluyla bulaşma özelliği artık net olarak ortaya konulan bu etkene karşı salgın koşullarında iyi havalandırılan ortamlarda, maske ve mesafeyi de dikkate alarak sosyal buluşmalarımızı yapma konusunda özenimizden vazgeçmeyelim.”

Paylaşın

Siyasette ‘Diyarbakır’ Tartışması: İYİ Parti’den Sert Eleştiri

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Demokrasinin yolu Diyarbakır’dan geçer” sözü siyasette yeni bir tartışma başlattı. Halkların Demokrasi Partisi’nin (HDP) “Olumlu, ancak yetersiz” ifadeleriyle değerlendirdiği açıklamaya İYİ Parti’den sert eleştiri geldi.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ı ziyaretinde dile getirdiği “Bu ülkeye demokrasi gelecekse, bunun yolu Diyarbakır’dan geçer” ifadeleri siyasetin yeni tartışma konusu oldu. HDP’li Meral Danış Beştaş, açıklamayı olumlu bulduğunu ancak yetersiz karşıladığını ifade etti. İYİ Parti’li Yavuz Ağıralioğlu ise Kılıçdaroğlu’nu “Bin 212 evladımızı şehit verdik” sözleriyle eleştirdi.

Ağıralioğlu: Her problemin çözüm mercii Ankara’dır

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yavuz Ağıralioğlu, “Diyarbakır fantezilerinden başlayan ifadelerden bin 212 evladımızı şehit verdik. Demokrasinin yolu TBMM’den geçer” dedi. Kılıçdaroğlu’nun ifadelerini “Erdoğan’dan aşina olduğumuz ifadeler” sözleriyle değerlendiren Ağıralioğlu, “Buna mukabil başlayan çözüm süreci, müteakip ödediğimiz büyük bedeller bizim için ders olmalı.  Her problemin çözüm mercii Ankara’dır” diye konuştu.

“Memlekete demokrasi gelecekse, 81 vilayetimize hukuk gelecekse, kalkınmış müreffeh bir ülke olacaksak, bunun yolu sadece ve sadece TBMM’den geçer” ifadesini kullanan Ağıralioğlu, şöyle devam etti: “Memleketin çözüm mercii Meclis’tir. İradesi, kanunu, kuralı kayıt altında, demokrasisi taçlanmış, güçlü bir müreffeh bir ülke istiyorsak, bunu 84 milyonu bir araya getirecek bir hukukla yapacağız. Bunu merkezi mercii Ankara’dır, başkenttir, TBMM’dir. Bunun dışında her yelteniş daha önce defalarca denenmiş bedeli çok ağır ödenmiş işlerdir.”

Beştaş: Kürt halkı sözünün gereğini yerine getirilmesini bekler

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, açıklamayı olumsuz değerlendirmediğini ancak yetersiz bulduğunu söyledi. Beştaş, şunları söyledi:

“Mesut Yılmaz’ın da AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer diye bir sözü vardı. Çiller döneminden beri Kürt meselesinin çözümüne dair farklı metaforlarla bu tip açıklamaları çok duyduk. Artık bu sözlerin uygulanması zamanı. Kürt halkı bu şekilde mesajlarla bu sorunun çözülemeyeceğini çözülemediğini on yıllardır deneyimliyor.”

Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır’dan kastının Kürt meselesinin çözümünün olduğuna dikkat çeken Beştaş, “Yani Kürt halkı, Kılıçdaroğlu’ndan bu sözünün gereğini yerine getirilmesini bekler. Bu sözde kalan iyi niyet beyanı olmamalı” dedi.

Açıklamayı yadsımadığını ancak yetersiz bulduğunu ifade eden Beştaş, “Evet doğrudur demokrasinin yolu Diyarbakır’dan Türkiye’nin tamamının demokratikleşmesinin yolu Kürt meselesinin çözümünden geçiyor. Bunu Kılıçdaroğlu’na atfen söylemiyorum ama Kürtler, sadece seçim zamanlarında oy olarak görülmekten, ‘bizim kardeşimiz’ söylemlerinden illallah etmiş durumdalar. Bu konuda eşit, özgür ve yurttaş olarak herkes gibi bu ülkenin yurttaşı olarak ortak vatanda yaşamak istiyorlar. Biz tam da bunun mücadelesini veriyoruz” ifadesini kullandı.

Beştaş, “Kılıçdaroğlu’ndan, sözünün gereğini yerine getirmesi için beklentiniz tam olarak nedir?” sorusu üzerine şu yanıtı verdi: “Önümüzde Semra Güzel fezlekesi var. CHP, fezlekeye ‘evet diyeceğiz’ diyor. Bu, Diyarbakır’da çok büyük kırılma yapıyor. İktidar olmadan da atılacak adımlar vardır. Daha dün Millet İttifakı’nın ortağının genel sekreteri ‘HDP kapatılmalıdır’ dedi. İYİ Parti, MHP’den koptu doğru. Ama MHP’nin başka şekliyle karşı karşıyayız. CHP’nin bu konuda kendi ortağına söz söylemesi gerekir.”

Üstün: Demokrasi eksikliği bir çok alanda

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün ise, Türkiye’de bir demokrasi eksikliği yaşandığını belirterek, “Ama bu demokrasi eksikliği bir çok alanda kendini gösteriyor. Seküler kesim de, muhafazakar kesim de, Alevi kesim de sorun yaşıyor. Yıllardan beri can yakıcı bir sorun olan Kürt meselesi de bir demokrasi eksikliğinin tezahürü olarak ortaya çıkıyor” dedi. Üstün, “Elbette ki bu söylem, bir açıdan bakıldığında doğru ama sadece demokrasi eksikliğinin tamamını tarif etmiyor. Zaten muhtemelen kastı, tamamını tarif etmek olmamış olabilir” ifadesini kullandı.

Hedeflerinin tüm kesimlerin maruz kaldığı demokratik hak taleplerinin yerine getirilmesi olması gerektiğini dile getiren Üstün, şöyle devam etti: “Amacımız, bu demokrasi açığını kapatmak olmalıdır. Meseleye biraz bu açıdan bakıyorum. Son zamanlarda zaten Sayın Kılıçdaroğlu, helalleşmek gibi sözlerle de aslında herkesin herkesle helalleşeceği bir ortamdan durumdan bahsediyor. Tek bir yere atıfta bulunduğunu tahmin etmiyorum. Demokrasinin demokratik hakların Kürt meselesi üzerinden açığını dile getirmek istemiş olabilir. Demokrasi açığı sadece bir yerde yok. Maalesef her alanda bu açık son yıllarda derinleşerek artmıştır.”

Kaya: Kürtleri memnun edecek, Türkleri rahatsız etmeyecek çözüm

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya da, bölge halkının yaşadığı sorunlara temel hak ve hürriyetler çerçevesinde bakılması gerektiğini belirterek, şöyle konuştu: “Özellikle toplumsal birlik ve kardeşlikle alakalı, terörün sona erdirilmesiyle alakalı, Kürt meselesine demokratik çözümle alakalı değişik dönemlerde bazı çalışmalar yapıldı. Belli konularda sonuç alındı, belli konularda sonuç alınamayıp tekrar eski politikalara dönüldü. Her iktidara talip her siyasi parti ve lider mutlaka bu konunun demokrasi çerçevesinde çözülmesinin önemli olduğuna inanır.”

“Geçmişte de zaman zaman bazı siyasilerin Kürt meselesi ile ilgili samimi mesajları olduğunu” ifade eden Kaya, “Dilerim ve umut ederim ki bu kez, bu manada bir fırsat oluşacaksa Türkiye’de bu meselenin artık Kürtleri memnun edecek, Türkleri de rahatsız etmeyecek ortak bir uzlaşıyla ortadan kalkacağı bir sürece hep beraber girmiş oluruz” dedi.

Yeneroğlu: Kılıçdaroğlu’nun cümlesi çok önemli

“Kürt meselesi, Türkiye’nin neredeyse kuruluşundan beri en can yakıcı sorunlarından birisidir” diyen DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu da, “Demokrasimizi geliştirecek pek çok düzenleme de maalesef Kürt meselesi nedeniyle çözümsüzlüğe hapsedilmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bugün sarf ettiği cümle de bu açıdan çok önemlidir diye düşünüyorum” ifadesini kullandı.

Yeneroğlu, “Diyarbakır sadece Diyarbakır değil; Kürt meselesi de sadece Kürtlerin meselesi değildir. Bu coğrafyada yaşayan herkesin, hepimizin sorunudur” dedi. Demokratik devletin tüm vatandaşların eşit haklara sahip olduğu devlet olduğunun altını çizen Yeneroğlu, şunları söyledi: “Dolayısıyla gerçek anlamda demokratikleşme ancak eşit vatandaşlık ilkesinin uygulanmasıyla sağlanacaktır. Etnik ayrımcılığın olmadığı, her fikrin hukuk devleti güvencesinde ifade edilebildiği bir ülkede demokratikleşmemizi ilerletmemiz mümkün olacak. Buna yürekten inanıyorum.”

Paylaşın

AİHM’den Türkiye’ye ‘Deniz Yücel’ Cezası

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Şubat 2017’de Türkiye’de 367 gün cezaevinde tutulan Die Welt gazetesinin eski Türkiye Temsilcisi Deniz Yücel‘in tutukluluğuna ilişkin ‘hak ihlali’ kararı verdi.

Mahkeme Yücel’in ifade ile özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiğine hükmederek Türkiye’yi 13 bin 300 Euro tazminata mahkum etti. Yüksek mahkeme kararında Yücel’in “örgüt propagandası” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” suçlamalarıyla Silivri Cezaevinde tutulmasına karşı Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı başvuruyu ve AYM’nin 28 Mayıs 2019’da verdiği kararını hatırlattı.

Anayasa Mahkemesi’nin Yücel’in özgürlük ve güvenlik hakkı ile ifade ve basın özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmettiğini, bu kapsamda da mahkemeden Yücel’e manevi tazminat verilmesi kararı çıktığını belirten AİHM, AYM’nin tazminat kararının yetersiz olduğuna karar verdi.

Bu nedenle de Yücel’in mağduriyetinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 34. maddesiyle koruma altına alınan bireysel başvuru hakkının devam ettiği belirten AİHM Yücel’in başvurusunu karara bağladı.

Yücel’in AİHS’yle güvence altına alınan özgürlük ve güvenlik hakkının (5. madde 1. paragraf), hukuksuz tutukluluk için tazminat hakkının (5. madde 5.paragraf) ve ifade özgürlüğü hakkının (10. madde) ihlal edildiğine hükmetti.

AİHM karar hükmünü beşe iki oy çokluğuyla kurdu. Yücel’e 1000 Eurosu mahkeme masraflarını karşılamak üzere 13 bin 300 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırdı.

Bu kararla birlikte AİHM, 2021’den beri toplam 9 tutuklu gazeteci dosyasında Türkiye’yi mahkum etmiş oldu.

Ok: Tutukluluğun keyfi ve hukuksuz olduğu tescillenmiş oldu

Başvurunun 2017’de yapıldığını ve AİHM kararının gecikmiş bir karar olduğuna söyleyen Yücel’in avukatı Veysel Ok, kararın Yücel’in tutukluluğu sırasında verilmiş olması gerektiğini söyledi.

Ok, “Deniz Yücel’in gazetecilik faaliyetleri gerekçe gösterilerek tutuklanmasının keyfiliği ve hukuksuzluğu AİHM tarafından tescillenmiş oldu. AİHM’in Deniz Yücel’in ifade özgürlüğünün ve hürriyet hakkının ihlal edildiği tespiti, Türkiye’de gazetecilerin işlerini yaptıkları için yargılanıp hapsedildiklerini göstermesi açısından önemli” dedi.

Yücel’in dosyasının Yargıtay’da olduğuna dikkat çeken Ok, “Yücel, AYM kararı çıktığında düşmesi gereken, hukuksuzluğu tescillenmiş ve dahası siyasi saiklerle bir gazeteciyi cezalandırmak amacıyla açılmış bir davada mahkum edildi. Dahası, bu davadan iki dava daha çıkarıldı. AİHM kararıyla birlikte Yargıtay, Yücel’e verilen mahkumiyet kararını bozmalıdır. Mahkemeler de diğer iki davada derhal beraat kararı vermelidir” diye konuştu.

Ne olmuştu?

Deniz Yücel, dönemin Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın özel e-posta adresinin RedHack tarafından hacklenmesine ilişkin kaleme aldığı haberiyle ilgili soruşturma ekiplerine ifade vermek üzere 14 Şubat 2017’de İstanbul’da gözaltına alındı. “Örgüt propagandası ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla sevk edildiği mahkemece 27 Şubat 2017’de tutuklandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuyla ilgili “Bütün bu olayların nedeni meğerse bu teröristmiş. Bu adam terörist, gazeteci değil ve Alman yönetimi ne yazık ki, benim bakanlarımı böyle bir teröristle aynı teraziye oturtuyor. Sıkıntı burada. Almanya Başbakanı Angela Merkel, bana ‘Serbest bırakırsanız memnun oluruz’ dedi. Dedim ki o gazeteci değil terörist. Deniz Yücel bir ay Almanya Başkonsolosluğu’nda saklandı. Bu adam terörist, gazeteci değil” açıklaması yaptı.

Yücel yaklaşık bir yıl tutuklu kaldı. Hakkında hazırlanan iddianame sonrası İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi 16 Şubat 2018’de Yücel’in tahliyesine karar verdi. Yücel tahliye olduktan sonra Almanya’ya gitti.

Tutuklu bulunduğu dönemde cezaevinden Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruda bulunan Yücel’in dosyasını olaydan iki yıl sonra 28 Haziran 2019’de incelendi. AYM, Yücel’in tutuklu kaldığı bir yıllık süreyi hak ihlali saydı ve 25 bin lira manevi tazminat ödenmesine hükmetti ama yerel mahkeme Yücel’in Berlin’de alınan ifadesinin beklenmesine karar verdi.

13 Şubat 2020’de görülen duruşmada savcı, esasa ilişkin mütalaasını verdi. Yücel’in 15 yıl 3 aya kadar hapisle cezalandırılmasını talep eden savcı, Yücel’in 2016’da Welt gazetesinde yayımlanan çeşitli yazılarında PKK/KCK propagandası yaptığını öne sürdü.

16 Temmuz 2020’de görülen duruşmada da kararını açıklayan mahkeme, Deniz Yücel’in “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasından beraatine hükmederken, basın yayın yoluyla “PKK/KCK silahlı terör örgütünün propagandasını yaptığı” gerekçesiyle 2 yıl 9 ay 22 gün hapis cezasına çarptırdı.

Mahkeme ayrıca, Yücel hakkında 2016’da Die Welt’te yayınlanan iki yazısı nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret” ve TCK’nın 301. maddesinde düzenlenen “Türkiye Cumhuriyet Devletini, hükümetini, yargı organlarını ve devletin emniyet teşkilatını aşağılama” suçları uyarınca suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.

Suç duyurusu sonrası Yücel’e yeni bir dava açıldı. Savcılık Deniz Yücel’in 6 aydan 2 yıla kadar hapsini istedi. Bu davanın görülmesine 12 Mayıs 2020’de başlandı.

Paylaşın

IPI’dan Sedef Kabaş Çağrısı: Serbest Bırakın

Viyana merkezli Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve IPI Türkiye Ulusal Komitesi, “cumhurbaşkanına hakaret” suçlaması ile tutuklanan gazeteci, yazar Sedef Kabaş’ın derhal serbest bırakılması için çağrı yaptı.

Bianet’te yer alan habere göre; Sedef Kabaş’ın bakanlar ve AKP’li siyasilerce hedef gösterilmesine ilişkin IPI Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Emre Kızılkaya “Suya sabuna dokunmayan haberler veya rahatsız edici olmayan yorumlar her ülkede yapılabilir. Gelişmiş demokrasilerin ayırt edici özelliği şudur: Bu ülkelerde basın ve ifade özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin deyişiyle ‘şoke edici ve huzur kaçırıcı’ haber ve yorumları kapsar. Bu demokrasilerde özellikle kamu yöneticilerinin eleştiriye tahammül sınırlarının daha da geniş olması beklenir” dedi.

“Susturarak demokrasi olmaz” diyen Kızılkaya, “IPI 72 yıldır Türkiye’de siyasetçilerin gazetecileri susturmaya çalıştığı sayısız basın özgürlüğü ihlali kaydetti. Gazeteciler ise susmadı, yılmadı. Kendi koltuğu için demokrasiyi ateşe atmaya kalkan siyasetçilerin hepsi bir gün gitti, yeni yetişen kuşaklarla gazetecilik aşkı bâki kaldı. Önemli olan gazetecilerin dayanışması ve okurlarla izleyicilerin ucuz siyasetin tuzağına düşmeyip nitelikli gazeteciliğin kıymetini bilmesi” ifadelerini kullandı.

“Cumhurbaşkanına hakaret suçu kaldırılmalı”

IPI Direktör Yardımcısı Scott Griffen da Kabaş’ın tutuklanmasını kınadı. Griffen, “Gazeteciler ve de tüm vatandaşlar eleştirinin içeriği rahatsız veya şoke edici olsa dahi, seçilmiş siyasileri eleştirme hakkına sahiptir. Demokrasinin çalışma şekli budur” dedi.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi imzacısı olarak Türkiye’nin bu gibi yerleşik prensiplere saygı duymakla yükümlü olduğunu hatırlatan Griffen, “Sedef Kabaş’ın derhal serbest bırakılmasını ve kendisine yönelik tüm suçlamaların düşürülmesini talep ediyoruz. Ayrıca, Türkiye’yi uluslararası insan haklarına standartlarına uygun biçimde cumhurbaşkanına hakaret suçunu kaldırmaya çağırıyoruz” diye konuştu.

Griffen şu ifadeleri de ekledi:

“RTÜK’ün TELE1’i cezalandırmak için verdiği karardan da son derece rahatsızız. Bu karar, RTÜK’ün Türkiye’deki bağımsız, eleştirel yayıncılara yönelik orantısız cezalandırma tutumunun da davem ettiğinin bir göstergesidir. RTÜK de ifade özgürlüğü gibi temel haklara saygı göstermeli ve TELE1’e verilen cezaları gecikmeden kaldırmalıdır.”

Hak örgütleri bu konu üzerine temaslarda bulunmuştu

Dünyanın önde gelen gazetecilik örgütleri geçen yıl Ekim ayında IPI liderliğinde bir ortak basın özgürlüğü misyonu düzenlemiş, 6-8 Ekim’de İstanbul ve Ankara’da temaslarda bulunmuştu.

Heyette IPI, ARTICLE 19, Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECPMF), İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Osservatorio Balcani e Caucaso Transeuropa (OBCT), PEN International, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) ve Güney Doğu Avrupa Medya Örgütü’nden (SEEMO) temsilciler yer almıştı.

Heyet, tutuklu gazetecilerin yanı sıra, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun (RTÜK) ve Basın İlan Kurumu’nun (BİK) eleştirel gazeteciliği cezalandıran uygulamalarına, dijital sansüre, merkez medya üstündeki siyasi tahakküme ve yayıncılık sektöründe yaygın otosansüre de dikkat çekmişti.

Ancak girişimlerden bir sonuç çıkmadı. Gazeteciler gözaltına alınmaya, tutuklanmaya, yargılanmaya devam ediyor. RTÜK ve Basın İlan Kurumu da kamu eliyle sansür uyguluyor.

Paylaşın

ABD Başkanı Biden, Enflasyonu Soran Gazeteciye Küfür Etti

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, düzenlediği basın toplantısı sırasında bir gazetecinin enflasyondaki yükselişiyle ilgili sorusuna karşılık küfür etti, “Ne aptal bir o… çocuğu” dedi.

ABD Başkanı Joe Biden, dün Beyaz Saray’da Rekabet Konseyi’yle yaptığı toplantının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Toplantı sırasında selefi Donald Trump’a yakınlığıyla bilinen Fox News kanalının muhabiri Peter Doocy, Biden’a enflasyondaki yükselişte mesuliyet kabul edip etmediğini sordu.

Mikrofonun kapatılmadığını fark etmeyen Biden, “Hayır, daha fazla enflasyon bence bizim için mükemmel bir kazanç. Ne aptal bir o….. çocuğu” dedi. Biden’ın sözleri salonda duyuldu.

Öte yandan Biden’ın küfürlü cümlesi, Beyaz Saray’ın resmi internet sitesinde yayınlanan metinde de yer buldu. Biden’ın çıkışı, sosyal medya kullanıcıları tarafından sert şekilde eleştirildi.

Özür telefonu

Öte yandan Biden, küfür ettiği muhabir Doocy’i arayarak, söylediği sözler için kendisinden özür diledi. Amerikan basınına değerlendirmede bulunan konuya yakın kaynaklar, Biden’ın söz konusu olayın ardından Doocy’i aradığını ve özür dilediğini belirtti.

34 yaşındaki Beyaz Saray Muhabiri yaşananları çalıştığı kurum olan Fox News’ün canlı yayınında anlattı. Doocy, katıldığı canlı yayında başlangıçta başkanın hakaretini duymadığını söyledi.

‘Tepkim gecikti çünkü gördüğünüz gibi Beyaz Saray çalışanları o esnada bizi dışarı çıkarıyorlardı’ diyen Doocy sözlerine şöyle devam etti; “Daha sonra birisi ‘Hey, başkanın senin hakkında dediğini duydun mu?’ dedi. Hayır dedim, ve ne dediğini sordum.”

Biden’ın kendisini aradığını söyleyen Doocy, ABD Başkanı’nın “Bu kişisel bir şey değil dostum” dediğini belirtti.

“Biden, aramızdaki havayı yumuşattı. Bundan son derece memnunum. Güzel bir telefon görüşmesi gerçekleştirdik” ifadelerini kullanan Doocy, “Biden özür diledi mi?” sorusu üzerine, “Kimsenin benden özür dilemesine ihtiyacım yok” yanıtını verdi.

Paylaşın

AİHM’de 15 Temmuz Davaları Dönemi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gündemindeki Türkiye davalarının 3’te 2’sini 15 Temmuz darbe girişimine bağlı tutuklama ve yargılamalarla ilgili hak ihlali iddiaları oluşturuyor.

DW Türkçe’den Kayhan Karaca’nın haberine göre; AİHM gündemine Türkiye’den taşınmış dava başvurularının yaklaşık 11 bini, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ortamıyla bağlantılı hak ihlali iddialarından oluşuyor. Bunların 5 bini gözaltı ve tutuklamalar, 6 bini ise yargılamalarla ilgili.

Türkiye’de yargı süreçleri tamamlanan bu başvurularla ilgili pilot davalarda kararlar açıklamaya başlayan AİHM, oluşan içtihat üzerine dosyaları gruplaştırarak Ankara’ya tebliğ etmeye başladı. AİHM gündemindeki 15 Temmuz sonrası hak ihlali iddiaları temelli dava başvurularıyla ilgili sürecin 2022 yılında daha da yoğunlaşarak hızlanması bekleniyor.

Bir Avrupa Konseyi organı olan AİHM’nin 2021 bilançosu bugün Strasbourg’da mahkeme başkanı İzlandalı yargıç Robert Spano tarafından düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.

İlk 5 değişmedi

İstatistiklere göre Mahkeme gündeminde Avrupa Konseyi üyesi 47 ülkeye karşı hâlihazırda toplam 70 bin 156 dava başvurusu bulunuyor. Hakkında en fazla dava başvurusu bulunan ilk 5 ülke sıralaması bir önceki yıla oranla değişmedi. Rusya 17 bin 13 başvuruyla ilk sırada yer alıyor. Rusya’yı sırasıyla Türkiye (15 bin 251), Ukrayna (11 bin 372), Romanya (5 bin 690) ve İtalya (3 bin 646) izliyor. Bu 5 ülkeye yönelik dava başvuruları AİHM’nin iş yükünün yüzde 75’ini oluşturuyor.

Buna karşılık Fransa (660), Almanya (168), İspanya (136) ve Birleşik Krallık (118) gibi önemli nüfusa sahip ülkeler sıralamanın ortalarında bulunuyor.

Nüfusa orantılı klasman

AİHM’de geçen yıl işleme konulan dava başvuruları nüfusa orantılı ele alındığında ise az nüfuslu veya Balkan coğrafyasındaki ülkelerin başı çektiği görülüyor. Bu sıralamada Karadağ (10 bin kişiye 6.14 dava başvurusu) ilk sırada yer alıyor. Bu ülkeyi sırasıyla San Marino (5.29), Sırbistan (2.90), Bosna-Hersek (2.39), Lihtenştayn ve Monako (2.05), Kuzey Makedonya (1.90), Hırvatistan (1.73), Moldova (1.56), Romanya (1.55) ve Litvanya (1.53) izliyor.

Avrupa ortalamasının 0.53 olduğu bu sıralamada Türkiye 10 bin kişiye 1.14 dava başvurusuyla 47 ülke arasında 15’inci sırada yer alıyor. Nüfusa oranla en az dava başvurusu olan ülkeler ise Birleşik Krallık (0.03), Almanya (0.07) ve İrlanda (0.07).

AİHM 2021’de toplam bin 105 dava kararı açıkladı. Rusya, Ukrayna ve Romanya’dan sonra hakkında en fazla karar açıklanan devlet Türkiye oldu. 2020’de Türkiye hakkında 97 karar açıklayan AİHM, geçen yıl 78 karara hükmetti. Bu kararlardan 76’sında AİHS’nin en az bir maddesinin ihlal edildiği sonucuna varıldı, 2 davada ihlal bulunmadı.

Türkiye ve ifade özgürlüğü

Bir önceki yıl olduğu gibi geçen yıl da Türkiye hakkında açıklanan kararlarda ifade özgürlüğü başı çekti. Mahkeme 2021’de Avrupa geneli için AİHS’nin ifade özgürlüğü maddesinin 85 davada ihlal edildiğine hükmetti. Bu ihlal hükümlerinden 31’i Türkiye’ya karşı açılmış davalarda verildi. Türkiye böylelikle bir kez daha, hakkında en çok ifade özgürlüğü ihlaline hükmedilen Avrupa ülkesi oldu.

İfade özgürlüğünün ardından Türkiye hakkında en çok ihlal kararı AİHS’nin özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5’inci (29 ihlal), adil yargılanmayla igili 6’ncı (22 ihlal), özel ve aile hayatına saygıyla ilgili 8’inci (10 ihlal) ve mülkiyet hakkıyla ilgili ek protokol (10 ihlal) maddeleri temelinde hükmedildi.

2021 reform yılı oldu

Pandemiye rağmen 2021 AİHM için reform yılı oldu. Dava başvurularının ele alınmasında değişikliğe giden Mahkeme, davacılar ve davalı devlet açısından özellikle önemli görülen, “hassas” ve “karmaşık” nitelikli başvurular için “etki davaları” adlı yeni bir strateji geliştirdi. Yeni strateji söz konusu dava başvurularının hızla belirlenip işleme konulmasını hedefliyor. Kaynakları kısıtlı olan Mahkeme böylelikle önemli gördüğü davalara daha fazla zaman ayırmayı hedefliyor.

AİHM gündeminde şu anda bu kapsama giren yaklaşık 530 başvuru bulunuyor. Bu başvurular daha ziyade ifade özgürlüğü, adil yargılanma, telefon dinleme, gazetecilerin gizlice gözetlenmesi, pandemiyle ilgili sorunlar, cinsel azınlıklara yönelik ayrımcılık, haber edinme özgürlüğü ve çevre koruma gibi konuları içeriyor.

Mahkeme Başkanı Spano, 2021 bilanço raporunun sunumunda, Avrupa’nın eşi görülmemiş bir dönüşüm döneminden geçtiğini, Avrupa ülkelerinde uzun süredir görülmedik ölçüde kutuplaşma ve bölünmeye tanık olunduğunu ve Covid-19 salgınının bu durumu daha da yoğunlaştırdığını dile getirdi.

Paylaşın

Erdoğan’dan CHP’li İki Vekil Hakkında Suç Duyurusu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP Grup Başkanvekili ve Sakarya Milletvekili Engin Özkoç ve CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu hakkında “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlamasıyla suç duyurusunda bulundu.

Erdoğan’ın, avukatı Hüseyin Aydın aracılığıyla yaptığı suç duyurusu dilekçesinde, TELE 1’de 14 Ocak 2022 tarihinde gerçekleşen programda Engin Özkoç ve Aykut Erdoğdu’nun söylediği sözlerin, “kişilik haklarını ihlal eder nitelikte iftira ve hakaret boyutuna vardığı, ifade özgürlüğünün sınırlarının aşıldığı” ileri sürüldü.

Dilekçede Engin Özkoç ve Aykut Erdoğdu hakkında “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçundan soruşturma açılarak kamu davası açılması talep edildi.

BİA Medya Gözlem Raporuna göre, son 7 yılda 70 gazeteci “Cumhurbaşkanına hakaret”ten mahkum edildi.

Ne olmuştu?

Tele1’de katıldığı programda “Çok meşhur bir söz vardır. Taçlanan baş akıllanır diye. Ama görüyoruz ki gerçek değil. Ya da tam tersi bir söz vardır. Büyükbaş hayvan bir saraya girdiği zaman o kral olmaz. O saray ahır olur” diyen gazeteci Sedef Kabaş, sabaha karşı 02.00’da sıralarında gözaltına alındı.

Kabaş bu sözleri nedeniyle, AKP Sözcüsü Ömer Çelik, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın tarafından hedef gösterildi.

Sedef Kabaş “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 22 Ocak’ta tutuklanarak Bakırköy Cezaevine gönderildi.

İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliğine çıkarılan Kabaş, ifadesinde, “Sözün orijinali bir atasözüdür. Hatta sözün orijinalini de değiştirerek sarf ettim. Bundan da anlaşılacağı üzere hakaret etme gibi bir kastım yoktur. Kastetmek istediğim, toplumu kucaklayan, birleştirici bir üslup olması gerektiğidir. Bunu vurgulamak istedim. Atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Serbest bırakılmayı talep ederim” dedi.

Ancak hakimlik, Kabaş’ın üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, öngörülen cezanın alt ve üst sınırı dikkate alındığında, kaçma ve saklanma ihtimalinin yüksek olması ve adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı hususlarını göz önünde bulundurduğunu ifade ederek tutuklama kararı verdi.

Tele1’e ceza

RTÜK, tutuklanan gazeteci Sedef Kabaş’ın sözleriyle, “Toplumu kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” iddiasıyla Tele 1’e yüzde 5 idari para cezası, beş kez de program durdurma cezası verdi. Uğur Dündar’ın RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’i eleştirmesi nedeniyle de kanala, yüzde 3 idari para cezası verildi.

RTÜK’ün oy çokluğuyla aldığı karar kapsamında TELE 1’de yayınlanan Demokrasi Arenası programı beş kez yayınlanamayacak. Programın sunucusu Uğur Dündar, bir ay boyunca TELE 1 ve başka bir kanalda program yapamayacak.

Kanal, 2022 yılı içinde yasanın, “8/1/b” bendinden bir ceza daha alırsa bu kez kanalın yayını 10 gün boyunca durdurulacak. Kanal üçüncü kez aynı maddeden ceza alırsa lisansı iptal edilecek.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Yolsuzluk Algı Endeksi Açıklandı: Türkiye, Son 10 Yılın Dibinde

Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International), 2021 Yolsuzluk Algı Endeksi’ni açıkladı. Buna göre, Türkiye, 180 ülke arasında 96. sırada yer aldı. Türkiye, 2012’den bu yana 42 basamak gerileyerek son 10 yılın en düşük puanını aldı.

Yolsuzluk Algı Endeksi 180 ülkeyi kamu sektörü yolsuzluğuna göre sıralıyor. Endekste yolsuzluk, 0 ila 100 arasında derecelendiriyor. Buna göre, 0 yolsuzluğun çok yoğun olduğu, 100 ise tamamıyla yolsuzluktan arınmış ülkelere işaret ediyor.

Bir yılda 10 basamak düştü

Endekste Türkiye 38 puanla 180 ülke arasında 96. sırada yer aldı. Türkiye ile aynı puanı paylaşan ülkeler, Arjantin, Brezilya, Endonezya, Sırbistan ve Sahra-Altı Afrika’da küçük bir krallık olan Lesoto oldu.

Geçen yıl yayınlanan 2020 Endeksi’nde Türkiye, yolsuzluk algısında 40 puanla 180 ülke arasında 86’ncı sırada yer alıyordu. Buna göre Türkiye, son bir yılda bu alanda 2 puan düşüşle 10 basamak geriledi.

2021 Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre son 10 yılda 25 ülkenin puanı yükselirken, 23 ülkenin puanı düştü. Türkiye ise karşılaştırılabilir en eski tarih olan 2012’den bu yana en düşük puanını aldı. 2012’de açıklanan endekste 49 puanla dünya genelinde 54′üncü sırada yer alan Türkiye, 10 yılda önemli ölçüde gerileyerek 42 basamak birden düştü.

Yetkinin tek elde toplanması

Raporda “Batı Balkanlar ve Türkiye’de yetkinin otokrat liderlerde toplanması yargının bağımsızlığını baltalarken bu durum, kişisel menfaat gruplarının daha zengin ve güçlü olmasını sağlayan sistemin devam etmesine katkı sağlıyor” ifadelerine yer verildi.

Türkiye’nin de yer aldığı Doğu Avrupa ve Orta Asya grubundaki ülkelerin ortalama puanı ise 36 oldu. Rapora göre bu bölgedeki hükümetler, COVID-19’u, eleştirel sesleri daha fazla bastırmak, ifade özgürlüğünü ve bilgiye erişimi engellemek, kısıtlayıcı yasalar çıkarmak ve yargı bağımsızlığını baltalamak için bir bahane olarak kullandı.

Puanı ortalamanın altında

Açıklanan listede yer alan 180 ülkenin puanı 88 ile 11 arasında değişti. Ülkelerin üçte ikisi 50’nin altında puan alırken, puan ortalaması geçen yıl olduğu gibi 43’te kaldı. Türkiye ise bu ortalamanın da altında yer aldı. Veriler, Türkiye’nin küresel sıralamada ekonomik, sosyal ve politik istikrarsızlıkların yoğun olduğu, demokrasi ile tanışamamış birçok ülkenin gerisinde kaldığına işaret etti.

Türkiye 2021’de önceki yıl aynı puanı paylaştığı ülkelerin de gerisine düştü. Burkina Faso, Türkiye’nin 17 basamak üzerine çıkarken, Trinidad ve Tobago ile Doğu Timor ülkeleriyle 14 basamak, Hindistan ile 11 basamak, Fas ile 9 basamak fark oluştu.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne bağlı (OECD) Mali Eylem Gücü (FATF) de Kasım 2021’de kara para aklama ve terörizmin finansmanının engellenmesinde yetersiz kaldığı gerekçesiyle Türkiye’yi gri listeye aldığını duyurmuştu.

2021 Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre yolsuzluğun en az olduğu ilk on ülke Danimarka, Finlandiya, Yeni Zelanda, Norveç, Singapur, İsveç, İsviçre, Hollanda, Lüksemburg ve Almanya oldu.

Danimarka, Finlandiya ve Yeni Zelanda 88 puanla ilk sırayı paylaşırken Norveç, Singapur ve İsveç 85 puanla dördüncü; İsviçre 84 puanla yedinci, Hollanda 82 puanla sekizinci, Lüksemburg 81 puanla dokuzuncu ve Almanya 80 puanla onuncu sırada yer aldı. Geçen yılki endekste sekizinci sırada bulunan Almanya’nın da iki basamak gerilemesi dikkat çekti.

Yolsuzluk en fazla Güney Sudan’da

Yolsuzluğun en fazla olduğu ülkeler ise Güney Sudan, Suriye, Somali, Venezuela, Yemen, Kuzey Kore, Afganistan, Libya, Ekvator Ginesi ve Türkmenistan şeklinde sıralandı.

Güney Sudan’ın puanı 11, Suriye ve Somali’nin ise 13 olarak gerçekleşti. Ortalama puan Batı Avrupa ve Avrupa Birliği’nde 66 olurken, Sahra-Altı Afrika’da 33’te kaldı.

Rapora göre yolsuzluk, demokrasi ve insan hakları arasındaki bağlantıyı vurgulayan endeksin bu yılki sonuçları, temel örgütlenme hakkı ve ifade özgürlüğünü koruyan ülkelerin yolsuzluğu genel olarak kontrol ettiklerini gösteriyor. Endekste en üstte yer alan Danimarka, Finlandiya ve Yeni Zelanda; Demokrasi Endeksi’nde insan hakları puanı en yüksek ülkeler arasında yer alıyor.

“İnsan haklarıyla ilişkili”

Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 2012’den bu yana puanı önemli ölçüde düşen 23 ülkeden 19’unun ise insan hakları puanında da düşüş yaşanması dikkat çekiyor. Raporda 2020’de hak savunucularının ölümüyle sonuçlanan 331 vakanın yüzde 98’inin, Yolsuzluk Algı Endeksi puanı 45’in altında olan ülkelerde meydana geldiğine işaret ediliyor.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü Başkanı Delia Ferreira Rubio, insan haklarının yolsuzlukla mücadeledeki önemine dikkat çekerek “Otoriter yaklaşımlar, kuvvetler ayrılığı ilkesini yok ederek yolsuzlukla mücadele çabalarını bir elitin kaprislerine bağımlı hale getirir. Yolsuzluktan arınmış bir topluma giden tek sürdürülebilir yol, insanların özgürce konuşabilmelerini ve iktidara hesap sorabilmelerini sağlamak” diyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Günlük Vaka Sayısı 70 Bin Sınırında

Kovid 19’da son 24 saatte 67 bin 023 yeni vaka tespit edilirken, 156 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Aşınızı olarak yarın için umutlu olun. Salgın gündemden çıkacak.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 401 bin 636 test yapılırken, 67 bin 023 yeni vaka tespit edildi. 156 kişi hayatını kaybederken, 78 bin 362 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Omicron varyantı salgının son bulmasının umudu olabilir. Bilimsel çalışmaların sonuçlarına göre aşı olmuş kişiler omicron ile karşılaştıklarında hem hastalığı kolay atlatıyor hem de bağışıklık seviyesi yükseliyor. Aşınızı olarak yarın için umutlu olun. Salgın gündemden çıkacak.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Ve Babacan’dan Kritik Görüşme: Ortak Basın Açıklaması

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ı DEVA Partisi Genel Merkezi’nde ziyaret etti. Görüşmenin ardından iki lider ortak açıklama yaptı.

Haber Merkezi / DEVA Lideri Babacan, “Görüşme gündemimizde ülkemizin sıkıntıları, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişin yol haritası vardı. Merkez Bankası’nın rezervini tüketen hükümet aynı savruklukla ülkenin doğal gaz rezervlerini de düzgün yönetmemiş, tüketmiş” diye konuştu.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Organize sanayi bölgelerinde üç gün süreyle doğal gazın kesilmesi cumhuriyet tarihinde karşılaştığımız ilk olay, bu kadar vahim bir tabloyu Türkiye hak etmiyor” ifadesini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu, “Diyarbakır’a 27’sinde gideceğim… Bu ülkeye demokrasi gelecekse, herkes kimliğinden, inancından ötürü ötekileştirilmeyecekse bunun yolu Diyarbakır’dan geçer” dedi.

Kılıçdaroğlu, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’nin muhalefet partilerinin TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’na Cumhurbaşkanlığı adaylığı teklifi götürdüğüne ilişkin iddiasına,”Sayın İnce’nin yaptığı açıklamayı bilmiyorum; hangi haber kaynağına dayanıyor onu da bilmiyorum. Yorum yapma şansım da yok, öyle bir konu da yok” yanıtını verdi.

“Üçüncü ittifakla ilgili herhangi bir partiyle görüşmemiz yok”

Üçüncü ittifak tartışmalarıyla ilgili olarak da CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Üçüncü ittifak olabilir. Demokratik standartlarımızın gelişmesi açısından önemlidir” ifadesini kullandı.

DEVA Lideri Babacan ise, “Siyasi partiler arasındaki iş birliklerinin farklı boyutları olabilir. Bazen ittifak, bazen seçim sonrası koalisyon şeklinde olabilir. DEVA Partisi adına söyleyeyim: Üçüncü ittifakla ilgili herhangi bir partiyle herhangi bir görüşmemiz yok. Öyle bir çalışmamız da yok” dedi.

Kılıçdaroğlu ve Babacan, ziyaret sonrasında DEVA Partisi Genel Merkezinde yaptıkları ortak basın açıklamasında şöyle konuştu:

DEVA Lideri Babacan’ın açıklamaları;

“Değerli basın mensupları, bugün Demokrasi ve Atılım Partimizin Genel Merkezinde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu ve değerli heyetini ağırladık. Öncelikle bu nazik ziyaretleri için hem Sayın Genel Başkana, hem de çalışma arkadaşlarına teşekkür etmek istiyorum.

Ülkemizin çok çok yoğun bir gündemi var. Her alanda sorunlar var ve bu sorunların hepsi büyüyor. Son dönemde de çözüm üretilen bir sorun maalesef yok. Her alanda sıkıntılar büyüyor, her alanda krizler çoğalıyor, derinleşiyor ve şuanda ülkeyi yönetenlerin de artık bu ülkenin sorunlarına çare üretme, bu ülkenin sorunlarına çözüm üretme kapasitesi kalmadı.

İşte böyle bir dönemde Türkiye’nin gerçekten bu büyük potansiyelini, bu güçlü ülkenin büyük potansiyelini açığa çıkaracak ve bu ülkenin demokraside de, ekonomide de hak ettiği yere gelmesini sağlayacak büyük değişime ihtiyaç var. Bu değişimin en önemli alanlarından bir tanesi sistem yani güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş. Hatırlayacak olursanız tam bundan bir sene önce 28 Ocak 2021 tarihinde ben Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezine arkadaşlarımızla beraber bir ziyarette bulunmuştum ve o ziyaretin sonunda yaptığımız ortak basın toplantısında değerli Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu’yla beraber güçlendirilmiş parlamenter sistemle ilgili ikili bazda işbirliği süreci, bir çalışma sürecini başlattığımızı ortak bir şekilde ilan etmiştik. Tam bir sene sonra bu ikili bazda başlayan çalışmanın daha sonra 6 partinin masasında yer aldığını ve 6 partinin beraberce üzerinde çalıştığı ve üzerinde mutabakat oluşturduğu bir çalışma haline gelmesinden biz tabi çok mutlu olduk. Türkiye’nin siyaset tarihinde herhalde çok önemli bir noktadır bu. Güçlendirilmiş parlamenter sistemle alakalı oldukça güzel ve detaylı bir çalışmanın 6 siyasi partinin mutabakatıyla belli bir noktaya getirilmesi son derece önemli bir başarıdır. Bundan sonraki süreçte de artık bunun uygulanmasıyla alakalı konuları yine beraberce çalışmaya başlamamız gerekecek. Uygulamak istediğimiz en önemli konu tabi ilk seçimle parlamenter sisteme geçiş arasındaki o geçiş sürecinin yol haritası. O geçiş sürecinin nasıl çalışacağı. Bu konuyla ilgili de yine ortak bir çalışma başlatmanın önemli olacağını düşündük. Bu konuda da bugünkü görüşmemizde mutabık kaldık. Tabi ki, tüm siyasi partilerle yani 6 siyasi partiyle de bu konunun görüşülmesi ve geçiş süreciyle ilgili de yine 6 partinin beraberce çalışacağı bir sürecin başlatılmasının önemli olacağı konusunda görüş birliğine vardık. Ve önümüzdeki süreçte, süreç nasıl işleyecek adım adım bunun takibini yine ilgili arkadaşlarımızla beraber yapacağız.

Bugünkü görüşme gündemimizde baştan da söylediğim gibi ülkemizin sıkıntıları, bu sıkıntılı ortamdan çıkış, güçlendirilmiş parlamenter sistem ve güçlendirilmiş parlamenter sistemle ilgili geçiş sürecinin yol haritası vardı. Bu şekilde güzel, oldukça verimli ve kapsamlı bir görüşmeyi gerçekleştirmiş olduk. Ben tekrar bu ziyaretleri için değerli Genel Başkana teşekkür ediyorum ve sözü şimdi kendisine bırakıyorum.”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları;

“Teşekkür ederim Sayın Genel Başkan. Efendim son derece verimli ve güzel bir görüşme gerçekleştirdik. Sayın Genel Başkan az önce ifade etti, güçlendirilmiş parlamenter sistem dolayısıyla 6 siyasi partinin bir araya gelip Türkiye’nin ufkunu açması, yeni bir yol haritası, ciddi bir yol haritası açması son derece değerli. Bizim siyaset tarihimiz açısından da son derece değerli bir çalışma. Bu çalışmayı önümüzdeki süreç içinde kamuoyuyla paylaşacağız. O konuda da liderler olarak bir araya gelip bunu kamuoyuyla paylaşacağız ve bizim içinde son derece değerli, toplum için son derece değerli, bizleri dinleyen vatandaşlarımız için son derece değerli. Dolayısıyla Türkiye’ye yeni bir ufuk açma konusunda kararlılığımızı gösteriyor.

Geçiş süreciyle ilgili de Sayın Genel Başkanın bir önerisi oldu. İktidar olduğumuzda geçiş sürecinde neler yapmalıyız, neler olmalı diye. O konuda son derece değerli. Bizim açımızdan da, diğer bileşen partiler açısından da son derece değerli. Neyi nasıl yapacağımızı bugünden düşünmek ve toplumun önüne sağlıklı bir yol haritası koymak aslında bir anlamda bizim sorumluluğumuz, bu sorumluluğun gereğini önümüzdeki süreçte inşallah güçlendirilmiş parlamenter sistemde nasıl bir başarı sağladıysak ve bunu önümüzdeki süreçte kamuoyuyla paylaşacaksak yol haritasında da gene ciddi, tutarlı bir çalışma umarım bütün siyasi partiler bir araya gelerek yapacaklardır.

Bu arada tabi Sayın Genel Başkanla ekonomiyi de konuştuk, diğer konuları da konuştuk. Ekonomideki tabloyu da konuştuk. Özellikle enerji konusu, elektrik fiyatları, enerji, doğalgaz fiyatları, bu fiyatların sanayiye getirdiği maliyet, o maliyetin vatandaşa yansıması bunlarda elbette görüşüldü. Organize sanayi bölgelerinde 3 gün süreyle doğalgazın kesilmesi, üretimin aksaması bizim cumhuriyet tarihinde karşılaştığımız ilk olaydır. Bu kadar vahim bir tabloyu Türkiye hak etmiyor. Bu şunu açık ve net olarak gösteriyor, Türkiye yönetilmiyor Türkiye savruluyor. Sorunları çözme iradesi yok ortada, sorunların arkasına takılıp giden ve savrulan bir iktidar var. Her açıdan, bizim açımızdan özellikle son derece kaygı verici bir tablo. Hiçbir öngörülerinin olmadığını da net olarak ortaya koyan bir tablo.

Değerli basın mensupları, size şu rakamları veriyim. Bakın, 2021 yılının Ekim ayında depolama kapasitemiz yüzde 54. 2021’in Ekim ayında. 2018’in Ocak ayında depolama kapasitemiz daha doğrusu depoda bulunan doğalgaz miktarı 2018 Ocak’ında yüzde 73, 2019 Ocak’ında yüzde 72, 2020’nin Ocak’ında yüzde 60, 2021’in Ocak’ı açıklanmadı ama Ekim’inde yüzde 54, 2022’nin Ocak ayında depolama kapasitesi değil var olan doğalgaz yüzde 32 seviyesine inmiş durumda. Devleti yöneten kişi, irade şunu görmek zorunda, bu kışın doğalgaz kesilirse ne olacak? Var olan depolar doldurulmuyor niçin doldurulmuyor, neden sanayi üretiminde bu kadar ciddi bir aksaklığın ortay acıkmasına izin veriliyor. Bu Türkiye’nin yönetilmediğini gösteriyor. Böyle bir acı tablo var bunu da bu vesileyle değerli basın mensuplarıyla paylaşmış olayım.”

Soru / Cevap

Soru; Sorum her ikinizi de olacak. Efendim ikinizde konuşmanızda değindiniz ama birazcık açmak gerekirse İran kaynaklı olarak elektrik ve doğalgazda kesinti yaşanacağı ifade edildi. Gerekçe olarak İran’daki gaz akışındaki sıkıntı gösterildi ama sizce asıl gerekçe ne olabilir bir değerlendirmede alabilirsek ikinizden de?

Kılıçdaroğlu; İran hükümetinin yaptığı resmi açıklamaya inanmak zorundayız. Bir devlet bir açıklama yapıyorsa o açıklamanın doğru olduğuna inanmak zorundayız. Burada sorun yeni bir sorun değil aslında geçmişte de kış aylarında zaman zaman doğalgaz kesintileri oldu ama depolarımız doluydu. Sorun var olan depoların doldurulmaması. Düşünün 2018 Ocak’ında var olan depolardaki gaz yüzde 73 oranında depolar dolu şimdi yüzde 32 seviyesinde niçin? O dönemin iradesiyle bu dönemin iradesi arasında ciddi bir fark var çünkü o dönem kısmen olsa acaba yönetilebiliyor muydu diye ülke en azından liyakatli kadrolar kısmen de olsa vardı şimdi kimse yok yüzde 32 seviyesine inmiş. Fatura kime çıkıyor? Fatura sanayiciye çıkıyor. 3 gün süreyle ben doğalgaz vermeyeceğim size, elektrik üretimi olmayacak diyor. Fatura kime çıkıyor? Sanayiciye çıkıyor. Sonuçta hepimize çıkıyor fatura.

Babacan; Yani bu gerçekten doğalgaz depoları varken hele hele kışa girerken bu depoların tam kapasiteyle kullanılmamış olması affedilebilir bir hata değil. Yani şuandaki sistemin yürümediğini, ülkeyi yöneten sistemin ve zihniyetin bu ülkeyi artık yönetemediğinin bir örneği daha. Stratejik petrol rezervleri yani depoları, stratejik doğalgaz depoları bunlar bir ülke için çok önemlidir. Yani dışa bağımlılığın olası risklerine karşı ülkeyi korur. Bunun için o kadar depolama kapasitesi oluşturuldu, bunun için o kadar yatırım yapıldı. Eğer kışın ortasında elimizdeki doğalgaz depoları boş bir şekilde ya da tam kapasite kullanılmayan bir şekilde bu kışa girdiysek bu çok ciddi bir yönetim zafiyetidir ve şuandaki ülkeyi yöneten sistemin, zihniyetinde artık işlemediğinin bir başka vahim örneğidir maalesef.

Soru; 6 muhalefet partisinin yaptığı çalışmanın tamamlandığı belirtildi. Bu konuda Ocak başında bir kamuoyuna açıklanması beklentisi vardı ama Ocak ayı neredeyse bitmek üzere. Ne zaman açıklanacak, Genel Başkanların katılımıyla mı, bu konuda nasıl bir takvim işletilecek?

Kılıçdaroğlu; Güçlendirilmiş parlamenter sistemle ilgili çalışmalar yeni sonuçlandı. Büyük bir uyum var. Önümüzdeki süreç içinde diğer Sayın Genel Başkanlarla da konuşacağız. Umarım bütün Genel Başkanların katılımıyla kamuoyuyla paylaşacağız sonucu.

Babacan; Yarın akşam biliyorsunuz bu 6’lı komisyon yine bir araya gelecek yarın akşam. O komisyonda iletişimin takvimi, yöntemi bütün bunları beraberce… Düzeltiyorum Çarşamba akşamı. Çarşamba akşamı bir araya gelecekler arkadaşlar. Bunların hepsini konuşup bir karara bağlayacaklar. Biz zaten arkadaşlarımıza yetki devrini çoktan yapmış durumdayız. Komisyon neye karar verirse en azından biz DEVA Partisi olarak komisyonun kararına uyarız. Öyle deyim yani.

Soru; Efendim Maliye Bakanı Nurettin Nebati’nin hafta sonu bazı açıklamaları olmuştu. Merkez Bankasını ve politika faizini önemsizleştirdik. Merkez Bankasının bağımsızlığı yok öyle bir şey siyasetçi olarak biz sorumluyuz dedi. Hem bu açıklamaları, hem de enflasyonla ilgilide bir açıklaması oldu. 2022 sonuna kadar yüzde 30’un altına enflasyonun inme potansiyeli yok dedi. Her iki lidere de olacak değerlendirmeniz?

Kılıçdaroğlu; Sayın Nebati, aslında hepimizin bildiği bazı gerçekleri rahatlıkla dile getiriyor Merkez Bankasının bağımsızlığı yok diyor. Ben sorumluysam diyor ne demek bağımsızlığı. Dolayısıyla ben ne talimat verirsem Merkez Bankası da onu yapmak zorunda. Ama yasası öyle demiyor. Önemli değil. Zaten anayasa askıdaysa yasalarda askıdadır. Dolayısıyla böyle bakıyor. Politika faiziyle ilgili söylediği, eğer politika faizi sorun olmaktan çıktıysa diyorlardı zaten bu faiz doğru değil diye. O zaman sıfırlasınlar faizi. Talimat versinler faizi de sıfırlasınlar mesele de bitmiş olur yani.

Babacan; Bu Merkez Bankasının politika faizi önemsizde Eylül’den buyana yüzde 19’dan yüzde 14’e Merkez Bankasının faizinin düşmesiyle eş zamanlı olarak ki, Merkez Bankasının faizi nedir? Bankaların ödediği faizdir. Bankaların Merkez Bankasına ödediği faizdir. Eş zamanlı olarak vatandaşın faizine ne oldu birde ona bakmak lazım. Eş zamanlı olarak vatandaşın faizi yani asıl ticari kredilerin faizi, ihtiyaç kredilerinin faizi 5 puan, 6 puan, 7 puan arttı. Hazinenin borçlanma faizi daha Eylül ayında yüzde 17’yken yılsonunda yüzde 25’e çıktı. Dolayısıyla Merkez Bankasının uyguladığı faiz önemsizde niye döviz kuru Eylül ayında 8.30’da bugün 13,5 civarında dolaşıyor? Yani bunları da herhalde hükümetin açıklaması lazım. Yani yanlış zamanda, yanlış iş yapmanın bedelini tüm toplum çok ağır ödüyor. Bu bedeli şuanda inanılmaz yüksek elektrik faturaları olarak her hane halkı ödüyor, inanılmaz yüksek doğalgaz faturaları olarak toplumumuzun büyük bir kesimi bu yanlış kararların faturasını ödüyor. Yani döviz kuru 4 aylık bir sürede 8.30’dan 13,5’a çıkmasaydı ne elektrik fiyatları bu kadar artardı, ne de doğalgaz fiyatları bu kadar artardı. Yani bir tek kişinin yanlış bir tezinin inatla, ısrarla koskoca bir ülkeye dayatılmasının sonucunda 84 milyon bedel ödüyor. Bu yanlış uygulamanın sonucunun bedelini herkes ödüyor. Vatandaşlarımız şuanda sadece sabrediyor. Yani seçim günü nasıl olsa bir gün gelecek diye vatandaşlarımız sadece sabrediyor. Eğer hala bugün itibariyle vatandaşlarımızda eğer pasif bir isyan varsa, pasif bir haykırış varsa bu pasif duruşun tek sebebi bir gün seçim sandığının insanların önüne geleceği beklentisi doğrusu.

Soru; Merkez Bankasının bağımsızlığıyla ilgili böyle bir şey yok sorumlu siyasetçiler dedi.

Babacan; Yani açıp bir Merkez Bankasının kanununu okumalarında büyük fayda var. Yani hukuk dışı çalışmaya çok alıştıkları için yani bir ülkenin Cumhurbaşkanı çıkıyor ben Anayasa Mahkemesinin kararlarına uymuyorum diyor, saygı duymuyorum diyor. Alt mahkeme Anayasa Mahkemesinin kararına uymuyor, uymayabilir diyor. Zaten anayasayı yok sayan, hukuku hiçe sayan bir yönetim zihniyeti varsa Merkez Bankasının kanununda bağımsız yazdığı halde bağımsız değil diyen bir bakanın olması bu resim içerisinde çok da şaşırılması gereken bir şey yok yani. Hukuka bağlılık, hukukun üstünlüğü böyle bir şey artık aramayın bugünkü hükümette yani. Bugünkü hükümette hukuk yok, keyfilik var. Yani kural yok, ben yaptım oldubitti demek var yani. Dolayısıyla açsınlar Merkez Bankasının kanununu okusunlar ne yazıyormuş kanunda yani. Dolayısıyla bu konuda gerçekten herkese zarar veriyor. Sadece ülkeyi yöneten üç beş kişi kendi kararlarının, yanlış işlerinin sonucunu, ceremesini çekse de öyle değil. 84 milyon şuanda ağır bir bedel ödüyor bu yanlış işler yüzünden.

Soru; Efendim bugün RTÜK olağanüstü bir toplantı sonrasında Tele1’e ve başka kurumlara da yine ağır cezalar verdi. Bununla ilgili her iki Genel Başkan neler söylemek ister? Ayrıca birde üçüncü ittifakla ilgili iki Genel Başkanın da değerlendirmelerini alabilir miyiz?

Kılıçdaroğlu; RTÜK’ün bir infaz kurumu haline dönüştüğünü biliyoruz zaten. Normal gününü bile beklemeden aldıkları talimatın gereğini yerine getiren, bağımsız iradesi olmayan bir kurum. Öyle düşünüyoruz. Yaptığı uygulamalarda bu görüşümüzü haklı kılıyor. Dolayısıyla televizyonların yayınlarına müdahale etme, onları cezalandırma ve bu cezalandırmayı yaparken sadece iktidarı eleştiren kanallara bu cezayı verme, iktidarı öven kanallara ise hiçbir yaptırımın uygulanmaması, bir çifte standardın uygulanması orayı bir infaz kurumu haline dönüştürmüş durumda. Başındaki kişinin de bağımsız bir iradesinin olduğunu düşünmüyorum. Alınan talimatın gereğini yerine getiriyor diye düşünüyorum.

Diğer sorunuz üçüncü ittifak. Olabilir demokrasilerde üçüncü ittifakta olabilir. Siyasal partiler iki ittifakın dışında kalan ya da iki ittifaka mesafeli olan diğer partiler bir araya gelebilirler, bir üçüncü ittifakı oluşturabilirler. Demokratik standartlarımızın gelişmesi açısından, demokrasinin daha sağlıklı bir zeminde yürümesi açısından önemsiyorum önemlidir.

Babacan; RTÜK yoluyla televizyon kanallarına verilen cezaların önemli bir kısmı, büyük bir ağırlığı aslında hükümetin elindeki denetim sopasını kendi istediği çizgide yayın yapmayan kuruluşları kendilerine göre yola getirme çabası olarak ben görüyorum. Ağırlıklı olarak maalesef kararlar böyle. Normalde bağımsız işlemesi gereken RTÜK sadece biliyorsunuz kararlarla işlemiyor bazen direk telefon ediliyor yani resmi karara dökemedikleri konularda da telefonla uyarıyorlar, tehdit ediyorlar. Bazen teşvikler oluşturabiliyorlar kendileri kafalarına göre. Fakat bir ülkede sorunların çözülmesini istiyorsak sorunların çözülmesi öncelikle ifade özgürlüğüyle başlar, basın özgürlüğüyle başlar. Sivil toplumun ve meslek örgütlerinin bağımsız ve özgür bir şekilde kendilerini ifade etmeleriyle ancak sorunların çözümüne başlayabiliriz. Sorunları konuşmanın yasak olduğu, eleştirileri ifade etmenin yasak olduğu, eleştirel yayın çizgisi izleyen kuruluşların sürekli ceza gördüğü bir ülke sadece demokrasinin ve ifade özgürlüğünün iyi işlemediği bir ülke olarak kalmaz aynı zamanda hiçbir sorununu çözemeyen bir ülke olur. Çünkü önce sorunları konuşmanız lazım ki çözüm üretin. Önce hastalığı teşhis edin ki tedavi aşamasına geçebilelim. Bu kabul edilebilecek bir şey değil.

İkinci sorunuza gelince, tabi ki bu her siyasi partinin kendi hür, bağımsız kararıdır. Siyasi partiler arasındaki işbirliklerinin farklı boyutları olabilir, bu işbirliğinin boyutu bazen ittifak, bazen seçim sonrası koalisyon şeklinde olabilir. Bu demokrasinin özgürlükler içerisinde değerlendirilmesi gereken bir husustur. Ama biz kendi adımıza, DEVA Partisi adına söyleyeyim, bizim öyle bir üçüncü ittifakla ilgili herhangi bir partiyle, herhangi bir görüşmemiz yok, öyle bir çalışmamızda yok onu ifade etmekte de fayda görüyorum kendi partimiz açısından.

Soru; Biliyorsunuz ki, bugün 24 Ocak Uluslararası Eğitim Günü ve şuanda Türkiye’de devam eden bir Kürtçe seçmeli ders süreci var. Her iki Genel Başkanda bu Kürtçe seçmeli ders konusundaki görüşlerini almak isteriz?

Kılıçdaroğlu; Kürtçe seçmeli ders konusunda eğer bir engel varsa engelin giderilmesi lazım yoksa insanlar bağımsız olarak herhangi bir yabancı dili, herhangi bir ana dili öğrenebilirler, o konuda eğitimde verilebilir. Bir engel varsa bu engelinde kaldırılması gerekir.

Babacan; Evet yani bu topraklarda en çok konuşulan, en çok kullanılan ikinci dilin, bir ana dilinin böyle vesilelerle gündeme gelmesine gerçekten biz çok üzülüyoruz. Yani normal bir demokraside, işleyen bir demokraside bunların konu dahi olmaması lazım. Gereken neyse yapılması lazım. Zaten biz daha önce yaptığımız açıklamalarla son birkaç günde sosyal medya paylaşımlarımızda bu konudaki duruşumuzu çok açık, net ifade ettik.

Soru; Bugün Muharrem İnce’nin bir açıklaması oldu ısrarla vurgulu bir şekilde. Muhalefetin TOBB Genel Başkanıyla görüşüp ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı teklifi götürdüğüne dair bir yaklaşımı oldu. Bu konuda ne düşünürsünüz? Birde Diyarbakır’da CHP’nin mitingi olacak. Bu konuda özel bir mesajınız olacak mı?

Kılıçdaroğlu; Sayın İnce’nin yaptığı açıklamayı bilmiyorum hangi haber kaynağına dayanıyor onu da bilmiyorum, herhangi bir bilgim yok. Dolayısıyla yorum yapma şansımda yok. Çünkü böyle bir olayda yok.

İkincisi evet Diyarbakır’a gideceğim ayın 27’sinde gideceğim Diyarbakır’a. Diyarbakırlılara buradan selam gönderiyorum. Şuna kesinlikle inanıyorum, bu ülkeye demokrasi gelecekse, bu ülkede demokrasi olacaksa, bu ülkede herkes kimliğinden ötürü ötekileştirilmeyecekse, inancından ötürü ötekileştirilmeyecekse bunun yolu Diyarbakır’dan geçer. Diyarbakırlılara bunu anlatacağım, bunu söyleyeceğim. Düşüncelerimi aktaracağım. Onların sorularını da ayrıca büyük bir samimiyetle yanıtlayacağım.

Soru; Efendim sorum Sayın Kılıçdaroğlu’na olacak. HDP’nin içinde bulunduğu üçüncü ittifak konusuna değinmiştiniz bu konuyu biraz açar mısınız efendim?

Kılıçdaroğlu; Üçüncü ittifakı siz nasıl okuduysanız gazetelerden bende öyle okudum. Yani üçüncü ittifak kurulabilir mi? Kurulabilir tabi yani biz kurulmasın diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Ayrıca kurulursa bunun demokrasi açısından da önemli bir açılım olduğunu da söyledim. Yani bir üçüncü ittifak olur, ne bileyim bir dördüncü ittifak olur bilemiyoruz tabi. Ama işin özü şu, demokrasiyi büyütme konusunda bizler, Sayın Genel Başkan, biz elimizden gelen bütün çabayı gösteriyoruz. Yani bu ülkede gerçek anlamda demokrasi olmalı, bu ülkede gerçek anlamda insanlar düşüncelerini özgürce ifade edebilmeli, gerçek anlamda bu ülkede gazeteciler yazı yazabilmeli, attığı tweet dolayısıyla bir kişinin sabahın köründe evi basılmamalı. Bütün bunları düşünüyoruz ama dediğim gibi üçüncü ittifak ne olur, bir araya gelirler mi, anlaşırlar mı, anlaşamazlar mı bilemem. Ama demokrasi varsa ittifak kurmak istiyorlarsa elbette kurulmalı ve bizde ona saygı göstermeliyiz. CHP olarak görüşümüz bu.

Paylaşın