Babacan Ve Davutoğlu’ndan Kritik Görüşme: Ortak Basın Açıklaması

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan’ı ziyaret etti. DEVA Genel Merkezi’nde yapılan görüşmenin ardından iki lider kameraların karşısına geçerek ortak açıklama yaptı.

Haber Merkezi / DEVA Lideri Babacan görüşmenin içeriğine dair, “Türkiye’nin sorunları çok büyük ve gittikçe de büyüyor. Hangi başlığı açsanız değerlendirmek gerekiyor. Hastalarda yaşanan çoklu organ yetmezliği gibi ülkemiz çoklu kriz durumunda. Siyasi partiler arasında süre gelen diyalog ve iş birliği süreçleri üzerinden beraber geçtik” dedi.

GP Lideri Davutoğlu ise, “Bu görüşmelerimiz salt iyi niyet görüşmesinden ibaret değil. Topluma güven hissi uyandıracak bir iş birliği zemini oluşturmak bizim siyasi ve ahlaki sorumluluğumuzdur. Son dönemde siyasi partilerle yaptığımız görüşmeler böyle bir zemin oluşması bakımından büyük önem taşıyordu. Parlamenter sistemle ilgili yaptığımız ortak çalışma meyvesini ortaya koydu. Bu güzel bir adımdır. Bunun oturacağı siyasal bağlamın da iyi bir şekilde tanımlanması, topluma güven verecek bir zemin hazırlanması önem taşıyor.” diye konuştu.

DEVA Lideri Babacan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Özellikle İstanbul ve Ankara’da merkezi hükûmet ile yerel yönetimler arasında çok ciddi bir sürtüşme var. Ankara ve İstanbul’da yaşayanlar bundan sadece zarar ediyor. Onlar bunun ceremesini çekiyor. Hükûmet bir an önce particiliği bırakmalı. Mesele insansa, hayatsa, afetse, olağanüstü şartlarsa particiliği bir yana bırakıp o şehirde yaşayan vatandaşların sağlığını ve hayatını önceleyen bir tutum takınmalıdır.

Kar yağışı ve hava şartlarının İstanbul’a getirdiği sorunları yaşadık. Bizim geçen sonbaharda açıkladığımız afet yönetimi eylem planımızda bu tür olağanüstü durumlarla ilgili ne yapılması gerektiğiyle ilgili çok açık bir çerçevemiz var. Bu tür konularda yerel yönetimlere daha çok yetki vermenin şart olduğunu düşünüyoruz. Hatta muhtarların bile her afette daha çok yetki ve imkâna sahip olması gerekiyor. Yerelde sağlam bir koordinasyonun olduğu, başkent ile şehirler arasında problemin olmadığı, yetkinin daha çok yerele devredildiği bir yönetim modelinin çok önemli olduğunu düşünüyoruz.

En pahalı enerji, olmayan enerjidir. Olmayan enerjinin ekonomi ve sanayi üzerinde bıraktığı etki son derece olumsuz. Türkiye’nin güvenilir bir yatırım yeri olarak algılanmasıyla ilgili de çok kritik bir konu. Enerji konusunda sorunlar yaşayan, günü geldiğinde elektrik veya doğal gaz temin edemeyip sanayisini durdurmak zorunda kalan bir ülkeye yeni yatırımların gelmesi konusunda çok ciddi soru işaretleri oluşur.

Büyük yatırımlar, enerji arz güvenliğini sağlayamayan bir ülkeye gelirken çok tereddüt yaşar. Bunu yaşayan bir ülkenin uğradığı kredibilite kaybını telafi etmek için yıllarca çalışması, kredibiliteyi tekrar oluşturması için emek harcaması gerekir. Bu işin Türkiye’ye maliyeti üç-beş günlük, bir hafta-on günlük bir üretim aksaması değil. Kendi sanayisine ve ekonomisine yeterli enerjiyi sağlayamayan, kesintilere gitmek zorunda kalan bir ülke…

Enerji altyapısının her sene yüzde 7-8 büyüyecek bir ekonomiye göre hazırlanması lazım ama öyle değil. Son 6-7 yıldır Türkiye’nin büyüme hızı çok düşük; potansiyelinin çok altında. Buna rağmen enerjisiz kalıyorsunuz. Büyük bir hesapsızlık var. Çok vahim. Buradaki savrukluk kimindir? İhmal kimindir? Kim nerede nasıl bir hata yapmıştır? Bunun derinlemesine araştırılması lazım. Bunun bir sorumlusu lazım. ‘Her şeye ben karar vereceğim’ diyen bir cumhurbaşkanı var. Ama kesintilerle alakalı kendisinden ikna edici bir açıklama duymadım. ‘Niye bu enerji yok’ diye öncelikle bu ülkenin cumhurbaşkanına sormak lazım. Hazırlıksız yakalanmak kabul edilebilir bir konu değil.

Her bir oyun iradesinin sandık sandık korunması ve sandıklarla ilgili çalışmaların toplanmasında sağlam bir bilgi-işlem alt yapısının çalışması son derece önemli. En önemli seçim güvenliği, seçimi açık farkla kazanmaktır. Fark büyük olunca farklı girişimlerle bu farkı kapatmak zor olabilir. Amaç, seçimi açık farkla kazanmak olmalı. İstanbul seçimlerinde gördük; ‘10 bin oy farkla İstanbul verilir mi?’ dediler ama açık farkla kaybedince anahtarı teslim ettiler.”

GP Lideri Davutoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar bölümler ise şöyle:

“İktidarın hatalarını ortaya koymak dışında yönetilememek dışında ekonomik cehalet dışında ne yapacağımızı topluma nasıl güven vereceğimi konuşmamız gerekiyor. Bu görüşmelerimiz topluma güven oluşturmak bizim siyasi bir sorumluluğumuz. Son dönemde yaptığımız görüşmeler önem taşıyor bu açıdan. Parlamenter sistemde yaptığımız ortak çalışmalar meyvesini ortaya koydu. Bunun yanında oturacağı siyasal bağlamın topluma güven vermesi büyük önem taşıyor. Akşener’le Uysal’la ve Kılıçdaroğlu ile görüştük. Sayın Babacan’a ve ekibine teşekkür ediyorum.

Bunun olağanüstü bir durummuş gibi yansıtılması doğru değil. Bundan sonra da istişarelerimiz devam edecek. Sayın Karamollaoğlu ile de görüşeceğiz. Gönül isterdi ki ülkenin cumhurbaşkanı da diğer parti liderleriyle bir araya gelebilsin. Ama kutuplaştırma isteyen iktidara karşı biz bir araya gelebiliyoruz ve güven verebiliyoruz mesajını verecek şekilde toplumda var olan karamsarlığı giderecektir.

Kış şartlarında ülkenin güvenliği olmayan bir ülkeden bahsediyoruz. 7-8 saat yolda kalanlar oldu. Bu yönetim beceriksizliği ve merkezi yönetimle yerel yönetim arasındaki gereksiz gerilimler halkın hayatını zorlaştırıyor. Türkiye her an seçime gidebilir. Oluşturulan iklim belli. Bu iktidar gittiğinde ülkeye kaos gelmeyecek. Toplumun bütününde güven hissi oluşacak. Son derece verimli ve güzel görüşmeler oluyor.”

Paylaşın

Vatandaşların Bankalara Borcu İlk Kez 1 Trilyon Lirayı Aştı

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) verilerine göre banka ve özel kuruluşlardan çekilen bireysel kredi miktarı ilk kez 1 trilyon lira seviyesini aştı. Kişi başına çekilen ortalama kredi miktarı ise 29 bin TL’yi geçti.

TBB verilerine göre enflasyon ve kur artışı nedeniyle alım gücü düşen halk, alım gücünü artırmak için bankalara gitti. 2021 Kasım verilerine göre banka ve finansal şirketlerde gerçekleşen bireysel kredi ve kredi kartı borç tutarı ilk kez 1 trilyon 17 milyar lira seviyesine ulaştı. Bireysel krediler Kasım 2020’ye göre yüzde 18 artış gösterdi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık verilerine göre sadece bankacılık sektöründen kullanılan krediler 14 Ocak itibariyle 987 milyar 131 milyon liraya çıktı. 34.8 milyon kişi bireysel kredi kullanırken kişi başı ortalama kredi bakiyesi de 29.2 bin düzeyine çıktı.

Yüzde 18 artış

Bireysel krediler kasım 2020’ye göre yüzde 18 artış gösterdi. Bireysel kredilerin yüzde 46’sını ihtiyaç kredileri, yüzde 30’unu konut kredileri yüzde 19’unu kredi kartları ve yüzde 5’ini taşıt kredileri oluşturdu. TBB verilerine göre tarihte ilk kez bireysel kredi ve kart borcu 1 trilyon lira eşiğini geçti. BDDK’nın 14 Ocak itibariyle haftalık verisinde sadece bankacılık sektöründe kredi ve kredi kartı borçlarının 987.1 milyar lira seviyesinde olduğu görülüyor.

Takibe dönüşüm arttı

TBB verilerine göre bireysel kredi ve kart borcunda takibe dönüşüm yüzde 2,6 seviyesine çıktı. BDDK’nın sağladığı erteleme avantajının ilk adımı eylül itibariyle kaldırılmıştı. Kasımda ise takibe dönüşüm oranı yüzde 2,6’ya yükseldi. Ekimde yüzde 2,4, eylülde ise yüzde 2,3 seviyesindeydi.

TBB verilerine göre kasım itibariyle 34.8 milyon kişinin bireysel kredi ve kart borcu bulunuyor. Bireysel kredi kullanan kişi sayısı takipteki krediler hariç olmak üzere son bir yılda 800 bin kişi arttı. Kasım itibariyle ilk defa ihtiyaç kredisi kullananlarda da artış gözlendi. TBB verilerine göre kasımda 197 bin kişi ilk defa kredi kartı, 134 bin kişi tüketici kredisi kullanırken konut kredisi ilk kez kullanan kişi sayısı 30 bin oldu. 120 bin kişi ise ilk kez kredili mevduat hesabı kullandı.

Paylaşın

Doğalgaz Kısıtlaması Neden Kriz Yarattı?

Türkiye’nin enerji tüketiminde dışa bağımlılığı her yıl daha da artıyor. 2000’li yıllarda yüzde 67 olan enerjide dışa bağımlılık 2020 yılında yüzde 74’e çıkmış durumda. Bu nedenle yurtdışında yaşanan bir aksaklık ülkede krize neden oluyor. Türkiye’nin bir depolama sistemi olmaması da acil durumlarda çözümsüzlüğün bir diğer gerekçesi olarak gösteriliyor.

Bianet’te yer alan habere göre; İran’ın geçtiğimiz hafta “teknik arıza” gerekçesiyle Türkiye’ye gelen doğalgazı 10 günlük süreyle keseceğini açıklamasının ardından başlayan enerji krizi giderek büyüyor. TEİAŞ İran kesintisini gerekçe göstererek ilk olarak fabrikaların doğalgaz kullanımını yüzde 40 oranında kısıtladı.

Alınan son kararla da ülkedeki tüm Organize Sanayi Bölgelerinde (OSB) elektrik kısıntısı uygulaması yapılacak. Ülkede sanayi üretimi en az 3 gün süreyle tamamen dururken kısıtlamanın OSB dışındaki tesislerde de uygulanacağı iddialar arasında yer alıyor.

Kesintiye ilişkin detaylar

TEİAŞ açıklamayı OSB’lere yazı göndermeden, telefon aracılığıyla yaptı. Ancak OSB’ler durumu sanayicilere yazı ile duyurdu. Bursa Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Müdürlüğü’nden konuya ilişkin OSB katılımcılarına giden yazıda da bu bilgi doğrulandı. Her türlü kayıp ve hasardan işletmenin sorumlu tutulduğu yazıda şu ifadeler yer aldı:

“Kısıntı/kesinti süreleri içerisinde firmanızın aydınlatma ve güvenlik hizmetlerinin karşılanabilmesi için firmanızın besleyen hatta enerji olacaktır. Ancak elektriğin üretim amaçlı kullanılması durumunda firmanızın bağlı olduğu hattın enerjisi kesilecek olup, aynı hattan enerji alan diğer firmaların mağduriyetine neden olunacak ve kesinti süresi boyunca tekrar elektrik verilmeyecektir. Bu nedenle oluşacak her türlü kayıp ve hasarda kurala uymayan işletmeler mesul olacaktır.”

Telefonla yapılan ilk bilgilendirmede kısıtlamanın Pazartesi, çarşamba, perşembe tam gün olacağı belirtildi. Sanayiciden gelen tepkiler üzerine Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in konuya müdahalesi sonucu kesinti günleri ardışık hale getirildi. Pazartesi, salı çarşamba tam gün olarak değiştirildi.

Alınan kararla tüm OSB’lerde aydınlatma ve ısınma amaçlı kullanılabilecek kadar enerji çekimine izin verildi. Belirlenen günlerde belirlenen rakamın üzerinde enerji çeken bölgelerin enerjisi TEİAŞ tarafından kesilecek ve cezai yaptırım uygulanacak.

Kesinti kimleri etkileyecek?

Elektrik kesintisi başta temel gıda üretimi olmak üzere otomotivden tekstile üretimde sürekliliğin sağlanması gereken demir-çeliğe kadar tüm ağır sanayi sektörlerini etkileyecek. Kesintilerin gıda fiyatlarını artıracağından endişe edilirken, yiyecek üreticileri ise 72 saat sürecek bir elektrik kesintisinin gıda güvenliği ve depolardaki ürünler için tehdit oluşturduğunu bildirdi.

Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği (ORGÜDER) ve Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği (SETBİR) kesintilerden muafiyet talep etti. Bunun üzerine BOTAŞ dün ilaç, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri işletmelerine uygulanan doğalgaz kesintisini sona erdirdi.

Gaz tüketimi en üst seviyedeydi

Gaz kesintisi söz konusuyken ülke genelinde gaz tüketimi ise kış koşulları nedeniyle 19 Ocak’ta rekor seviyeye yükseldi ve günlük 290 milyon metreküp düzeyine çıktı. Boru Hatları ile Petrol Taşıma Anonim Şirketi’nin (BOTAŞ) sanayi tesisleri ve elektrik santralleri için gaz kesintisi uygulamaya başlamasıyla günlük tüketim 225-226 milyon metreküpe çekildi ve 60-65 milyon metreküplük bir kısıntı olduğu açıklandı. BOTAŞ heyetinin Tahran’da birebir görüşmelerle İran yönetimini gaz kesintisi kararından vazgeçirmeye çalıştığı da konuşulanlar arasında.

Neden kriz yarattı?

Türkiye’nin doğalgaz ithalatında İran; Rusya ve Azerbaycan’ın ardından üçüncü sırada yer alıyor. 2021 yılının ilk 10 ayında Türkiye’de tüketilen doğalgazın yüzde 16’sı İran’dan karşılanmıştı.

Türkiye’nin birincil enerji tüketiminde dışa bağımlılığı ise her yıl daha da artıyor. 2000’li yıllarda yüzde 67 olan enerjide dışa bağımlılık 2020 yılında yüzde 74’ü çıkmış durumda. Bu nedenle yurtdışında yaşanan bir aksaklık ülkede krize neden oluyor. Türkiye’nin bir depolama sistemi olmaması da acil durumlarda çözümsüzlüğün bir diğer gerekçesi olarak gösteriliyor.

Ayrıca enerji ithalatı için harcanan para da sürekli artıyor. TMMOB’a bağlı Makine Mühendisleri Odası’nın (MMO) “Türkiye’de Enerji’nin Görünümü” raporuna göre Covid-19 salgınında gerek talep artışının yaşanmaması gerekse petrol fiyatlarındaki düşüş nedeniyle, enerji ham maddeleri ithalat faturası 2020’de yüzde 30 azalarak 28,8 milyar dolar düzeyinde gerçekleşmişti.

Ancak 2021’de petrol, doğalgaz ve kömür fiyatlarındaki hızlı artış eğilimi nedeniyle yılın ilk dokuz ayında 31,5 milyar doları aşan enerji ham maddeleri ithalatı faturasının yüksek olacağı ve 40 milyar doları geçeceği tahmin ediliyor.

Öte yandan 2020 yılında elektrik talebinin yüzde 43’ü ithal yüzde 57’si yerli kaynaklardan karşılandı.

Son yıllarda santrallarda büyük atıl kapasite oluştu. Kurulu güçte, 2010 ile 2020 arasında yıllık ortalama yüzde 7,2 artış oldu. En yüksek artış ise yüzde 12,2 ile 2013 yılında gerçekleşti. Bu dönemde toplam kurulu güç 1,94 kat artarken toplam üretim ise 1,45 kat arttı.

MMO’nun raporunda Türkiye’de elektrik enerjisinin kurulu gücü genellikle genç santralların oluşturduğuna vurgu yapılıyor. 2020 yıl sonu itibariyle toplam kurulu gücün yüzde 48,4’ünü 0-10 yaş arasındaki santrallar oluşturuyor. Bu denli genç bir yapıya sahip olan üretim tesislerinin, neden oldukça düşük kapasite oranlarına sahip oldukları açıklanması gereken bir konu olarak dikkat çekiliyor.

Geçmiş yıllarda enerji arzında meydana gelen aksaklık durumlarında kamunun elinde bulunan santrallar alternatif yakıt ile işletilerek üretimin devamlılığı sanılıyordu. Ancak Türkiye’de son yıllarda elektrik üretiminin neredeyse tamamı özel sektör tarafından yapılıyor. Üretiminde kamunun payı 1984 yılında yüzde 87,2’iken 2020’ye gelindiğinde yüzde 18,1’e düşmüş durumda.

Muhalefet ne dedi?

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, “İran ile ilgili girişimlerimiz devam ediyor” diyerek “sanayide iki grup halinde en fazla üç gün kesinti olacağını” savundu. Muhalefet cephesi ise, AKP hükümetinin doğalgaz kesintisine kararına sert tepki göstererek, asıl meselenin İran’ın tutumu değil kış ayları için planlama yapılmaması olduğuna dikkat çekti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu iktidar bu ülkeye bunu da yaşattı. Tabii daha önemli işleri var. Gece yarısı sanatçıların evine baskın yaptırmak, gazetecileri atasözü paylaştılar diye hapse attırmak, dil koparmak… Beceriksizler” diyerek tepkisini gösterdi.

Asıl sorunu “kış için doğalgaz depolaması yapılmaması” olarak vurgulayan Kılıçdaroğlu’nun verdiği bilgiye göre; 2021 Ekim ayında Türkiye’nin depolama kapasitesi yüzde 54, bugün yüzde 32 seviyesinde. 2018 Ocak ayında ise depolardaki gaz miktarı yüzde 73 iken, 2019’da yüzde 72 ve 2020’de yüzde 60 idi.

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan ise TBMM’de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Fatih Dönmez’in yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, “Ülkeyi enerji krizine soktunuz. İstifa etmeyi düşünüyor musunuz? Konutlarda elektrik ve doğalgaz kesintisi yapmayacağınıza nasıl güveneceğiz” dedi.

Deva Partisi Lideri Ali Babacan da “Merkez Bankası depoları boşaltılırken enerji depolarımız da boşaltılıyormuş; bunu görmüş olduk. İran’ın doğal gaz sağlamamasıyla gerçekten doğalgaz depoları varken bu depoların tam kapasiteyle kullanılmamış olması affedilebilir bir hata değil. Şu andaki sistemin yürümediği, bu zihniyetin bu ülkeyi yönetemediğinin bir örneği daha” diye konuştu.

Paylaşın

Sedef Kabaş’ın Tutukluluğuna Yapılan İtiraz Mahkemece Reddedildi

Cumhurbaşkanı’na hakaret suçundan tutuklanan gazeteci Sedef Kabaş’ın tutukluluğuna yapılan itiraz Asliye Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi. Kararı Sedef Kabaş’ın avukatı Uğur Poyraz sosyal medya hesabından duyurdu.

Haber Merkezi / Uğur Poyraz, konuya ilişkin açıklamasında “Yargı üzerindeki ağır baskıya karşı hukuk yoluyla mücadele edeceğiz ve Sedef Kabaş’ı ‘ı özgürlüğüne kavuşturacağız” ifadelerini kullandı.

Gazeteci Sedef Kabaş Tele 1’de katıldığı canlı yayında, “‘Taçlanan baş akıllanır’ diye bir söz vardır ama görüyoruz ki gerçek değil. Ya da tam tersi bir söz vardır, onu söylemeyeyim, ‘büyükbaş hayvan’ diyeyim. Büyükbaş hayvan bir saraya girdiği zaman o kral olmaz, o saray ahır olur” demişti.

Bu sözler sonrası Sedef Kabaş hakkında soruşturma da başlatılmış, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturmada Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne talimat yazılarak söz konusu televizyon programının ilgili yayının incelenerek tutanak hazırlanması istenmişti. Ayrıca Kabaş’ın kimlik ve adres bilgilerinin tespiti ile savunmasının alınması talep edilmişti.

Gözaltına alınan gazeteci Sedef Kabaş, bugün Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne götürülmüş. “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan tutuklanma talebiyle nöbetçi İstanbul Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilen gazeteci Sedef Kabaş tutuklanmıştı.

Tutuklama kararında Sedef Kabaş’ın tutuklanma gerekçesi de yer almıştı. Karara göre, Kabaş’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef aldığını söylemesine rağmen hakimlikte aksi yönde kanaat oluştuğu belirtilmişti.

Kararda, “Müsnet eylemin televizyon programında gerçekleştirilmiş olması sebebi ve suçun nitelikli hali kapsamına girdiği ve cezada aktarım öngörüldüğü hususları birlikte değerlendirildiğinde şüphelinin üzerine atılı suçu işlemiş olduğu hususunda kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu” ifadeleri yer almıştı.

Kararda Kabaş’ın “kanunda öngörülen cezasının alt ve üst sınırı nedeniyle kaçma ve saklanma ihtimalinin yüksek” olduğu bu nedenle adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı ve bu durumda tutuklamanın “ölçülü olduğu” kanaatine varıldığı belirtilmişti.

Paylaşın

Demokrasi İçin Birlik: Sol Partilerin Bir Araya Gelişi Umut Yarattı

Güncel siyasi gelişmelere dair bir basın açıklaması yayınlayan Demokrasi İçin Birlik (DİB), “Beş yılı aşkın süredir demokrasi güçlerinin birliği için mücadele eden Demokrasi için Birlik olarak, sol partilerin bir mücadele ortaklığı zemininde bir araya gelmelerini umutla karşılıyoruz” dedi.

Mevcut seçeneklerin yaşanan büyük yıkım ve derin kriz karşısında çözüm ve umut yaratamadığı bu koşullarda, halkın değişim ve dönüşüm taleplerine yanıt olacak bir demokrasi ittifakına, bir halkçı seçeneğe ihtiyaç olduğu vurgulanan DİB’in açıklamasında şu ifadelere yer verildi;

“Öyle koşullarda yaşıyoruz ki, bir felakete doğru sürüklenmiyoruz, o felaketin an be an içindeyiz artık. “Dil koparmalar”, muhalif televizyonlara yağan cezalar, gazetecilerin tutuklanması; iktidarın ekonomiye çözüm getirmekten, halkı ikna etmekten çoktan vazgeçtiğini, yalnızca güç göstererek, tehdit ederek varlığını korumaya çalıştığını ortaya koyuyor.

Zam, zulüm ve adaletsizlik ülkeye damgasını vururken, Halkların Demokratik Partisi’nin çağrısıyla sekiz sol siyasi parti ve çevrenin (Halkevleri, Emek Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Sosyalist Meclisler Federasyonu, Toplumsal Özgürlük Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Türkiye Komünist Partisi) geçtiğimiz hafta bir araya gelmesi geniş toplum kesimlerinde umut yarattı.

Azımsanmayacak bir kesim, ülkenin içinde bulunduğu yıkımdan kurtulması için mevcut sistemin basitçe iyileştirilmesi ve düzeltilmesinin yeterli olmayacağını derinden hissediyor.

Temel ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma gelen halkın hayati sorunlarına yanıt olacak köklü bir dönüşüm programına ihtiyaç var. Felaketten yalnızca Tek Adam-Saray rejiminin sona ermesiyle kurtulmak mümkün değil.

Meclis’e sıkışmamış, halkın her aşamada söz ve karar sahibi olabileceği bir siyaset tarzının kitleselleşmesine, yaygınlaşmasına ihtiyaç var. Halkın demokratikleşme sürecine aktif katılacağı mecraların yaratılması elzem.

Baskı koşullarında ve iktidarın açık tehditleri altında seçimlerin yapılması bile belirsizliğe terk edilmişken, seçim güvenliğini sandık güvenliğiyle sınırlı tutmayan bir yaklaşımın kitlesel ve örgütlü olarak inşa edilmesi gerekiyor.

Mevcut seçeneklerin yaşanan büyük yıkım ve derin kriz karşısında çözüm ve umut yaratamadığı bu koşullarda, halkın değişim ve dönüşüm taleplerine yanıt olacak bir demokrasi ittifakına, bir halkçı seçeneğe ihtiyaç var.

“Sorumluluk hepimizin”

Beş yılı aşkın süredir demokrasi güçlerinin birliği için mücadele eden Demokrasi için Birlik olarak, sol partilerin bir mücadele ortaklığı zemininde bir araya gelmelerini umutla karşılıyoruz.

Rejimin sürmesi ve restore edilmesi arasında seçeneksiz bırakılan, varlığı/yokluğu sandığa indirgenen halkın dönüştürücü bir toplumsal güç olarak hem seçim öncesi, hem seçim süreci hem de seçim sonrasında varlığını ortaya koymasının yolunu açacak bu ortaklaşma ülkenin ihtiyacıdır.

Bu ortaklaşma sürecinde ortaya çıkan pürüzlerin, toplumun acil ve yakıcı ihtiyaçları karşısında demokratik güçlere düşen sorumluluğa uygun bir biçimde çözüleceğine inanıyoruz.

Ülkemizin yoksulluk, zulüm ve gericilik çıkmazından kurtulmasında umut yaratan adımların hızla ve kararlılıkla atılmasının toplumun beklentisi olduğunu hatırlatıyoruz.”

Paylaşın

Türkiye, İçerik Kaldırtma Taleplerinde Üçüncü Sırada

Dünya genelinde en çok kullanılan sosyal medya platformlarından biri olan Twitter, kullanıcıların paylaştığı içeriklerin kaldırılması için hükümetlerden gelen talep sayılarını açıkladı. Türkiye, en fazla talepte bulunan hükümetler sıralamasında üçüncü oldu.

2021 yılının Ocak-Haziran dönemine ilişkin verileri kamuoyuyla paylaşan Twitter, bu süre zarfında hükümetlerin 196 bin 878 hesaptan içerik kaldırılması için 43 bin 387 talepte bulunduğunu duyurdu.

Söz konusu hesap sayısının, Twitter’ın şeffaflık raporlarını yayımlaya başladığı 2012 yılından beri ulaşılan en yüksek sayı olduğu açıklandı. Şirket, içerik kaldırılması talebi sayısı bakımından da rekor kırıldığını belirtti.

Taleplerin yüzde 95’inin beş ülkeden geldiğini duyuran Twitter, ilk sırada Japonya’nın bulunduğunu bildirdi. Japonya’yı Rusya, Türkiye, Hindistan ve Güney Kore izledi. Twitter’a Çin ve Kuzey Kore dâhil bazı ülkelerde erişim bulunmuyor.

Twitter 2021’in ilk altı aylık dönemindeki taleplerden yüzde 54’ünde, bildirilen içeriğe belli ülkelerde erişimi durdurduğunu ya da kullanıcılardan bu içeriği kısmen veya tamamen kaldırmalarını istediğini belirtti.

“Son derece endişe verici”

Twitter’ın küresel kamu politikasından sorumlu başkan yardımcısı Sinead McSweeney, “Dünya genelinde hükümetlerin içeriklere müdahale etme ve kaldırma girişimlerinin giderek arttığı şu dönemde, daha önce görmediğimiz sayıda taleple karşılıyoruz” dedi.

McSweeney, “mahremiyet ve ifade özgürlüğüne yönelik bir tehdit” olarak gördüğü bu durumu, “tüm dikkatlerini vermeleri gereken, son derece endişe verici bir eğilim” diye tanımladı.

Twitter’ın bir önceki altı aylık verileri, 131 bin 933 hesaptan içerik kaldırılması için hükümetlerce talepte bulunulduğunu gösteriyordu. Açıklanan son sayı, geçen yılın ilk yarısında yaklaşık yüzde 50’lik bir artış olduğunu ortaya koydu.

Hükümetlerin talep sayısıysa 38 bin 524’ten 43 bin 387’e yükselirken yüzde 14’lük artış gösterdi. Talep sayısı yıllık bazda yüzde 2,8 arttı.

Twitter, kullanıcı hesabı bilgisi talep etme bakımındansa ilk sırada ABD’nin bulunduğunu belirtti. ABD’den Twitter’a ulaşan 3 bin 26 talep, toplam taleplerin yüzde 26’sını oluşturdu.

Twitter, hükümetlerin bilgi taleplerinin yüzde 64’ünde ya kısmen bilgi paylaştı ya da hiçbir bilgi paylaşımında bulunmadı. Şirket, bu oranda bir önceki döneme kıyasla yüzde 9’luk bir düşüş olduğunu ifade etti.

Paylaşın

IMF, Ekonomik Büyüme Tahminlerini Düşürdü

Uluslararası Para Fonu (IMF), 2022 yılı için küresel ekonomik büyüme tahminini yüzde 4,9’dan yüzde 4,4’e düşürdü. IMF, Ekim 2021’de yayımladığı raporda, küresel ekonominin bu yıl yüzde 4,9, 2023’te ise yüzde 3,6 büyüyeceğini öngörmüştü.

Uluslararası Para Fonu (IMF) küresel ekonomi için büyüme tahminini revize etti. Koronavirüsün Omicron varyantındaki yayılma, artan enerji fiyatlarına bağlı olarak enflasyonda meydana gelen yükselme ve Çin’in mali sorunlarını gerekçe gösteren IMF, 2022 yılı için küresel ekonomik büyüme tahminini yüzde 4,9’dan yüzde 4,4’e düşürdü.

Güncellenen Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda, küresel ekonominin 2022’ye önceden beklenenden daha zayıf bir konumda girdiğine dikkat çekildi. Raporda, “Omicron enfeksiyonlarındaki küresel artışın azaldığı ve virüsün daha fazla hareket kısıtlaması gerektiren yeni varyantlara dönüşmediği varsayılırsa, olumsuz etkinin ikinci çeyrekten itibaren azalması bekleniyor” ifadeleri yer aldı.

IMF, Ekim 2021’de yayımladığı raporda, küresel ekonominin bu yıl yüzde 4,9, 2023’te ise yüzde 3,6 büyüyeceğini öngörmüştü.

IMF, Türkiye ekonomisine ilişkin büyüme tahmininde ise bir değişiklik yapmadı. IMF, Türkiye ekonomisinin 2022 yılında yüzde 3,3 oranında büyümesini bekliyor.

Dünya Bankası da düşürdü

Dünya Bankası da Küresel Ekonomik Beklentiler Raporu’nda gelişmiş ekonomiler için büyüme beklentilerini düşürmüş ve gelişmekte olan ekonomilerde ise ekonomik toparlanmanın yüksek borç seviyeleri, artan gelir eşitsizliği ve yeni koronavirüs varyantları nedeniyle tehdit altında olduğu uyarısı yapmıştı.

Dünya Bankası Kalkınma Beklentileri Grubu Direktörü Ayhan Köse’nin hazırladığı raporda geçen yıl yüzde 5,5 olarak kaydedilen küresel ekonomik büyümenin “belirgin” bir yavaşlamayla 2022’de yüzde 4,1’e ve 2023’te yüzde 3,2’ye gerileyeceği öngörüsünde bulunulmuştu.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Günlük Vaka Sayısı 75 Binin Üzerinde

Kovid 19’da son 24 saatte 76 bin 341 yeni vaka tespit edilirken, 174 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Omicron’a karşı daha dikkatli olmak zorundayız.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 418 bin 427 test yapılırken, 76 bin 341 yeni vaka tespit edildi. 174 kişi hayatını kaybederken, 82 bin 203 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Temizlik, aşı dışında, Covid-19’la mücadelenin üç temel prensibinden biri. Elimizle gayri ihtiyari şekilde yüzümüze dokunmamız virüsün bulaşmasına neden olabiliyor. Temizlikte titiz olalım. Bu ‘istemsiz’ hareketten de kaçınalım. Omicron’a karşı daha dikkatli olmak zorundayız.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Paylaşın

Türkiye, İfade Özgürlüğü İhlallerinde Yine İlk Sırada

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) 2021 yılında karar için bekleyen davalar sıralamasında Türkiye, daha daha önceki yıllarda olduğu gibi yine Rusya’nın ardından ikinci sırada yer aldı.

Türkiye’den yapılan başvuruların önemli bir kısmını OHAL dönemindeki gözaltı, tutuklama ve adil yargılanmayla ilgili şikayetler oluştururken, geçen yıl AİHM’in verdiği kararlarda en fazla ifade özgürlüğünden mahkum olan ülke yine Türkiye oldu.

Strasbourg Mahkemesi’nde karar için bekleyen şikayetlerde, Rusya 17 bin 13 başvuruyla ilk sırada yer alırken, Türkiye 15 bin 251, Ukrayna 11 bin 372 ikinci ve üçüncü sıraları aldı. Romanya 5 bin 690 ve İtalya 3 bin 646 ile daha sonra 4. ve 5. sıralarda yer aldı.

OHAL davaları çoğunlukta

Türkiye’den gelen ve karar için bekleyen davaların önemli bir kısmını OHAL ilanıyla birlikte yapılan insan hakları şikayletleri oluşturuyor. OHAL ile birlikte Türkiye’den gelen şikayetlerin sayısı 11 bin civarında. Bu şikayetlerin önemli bir kısmını, makul kanıt olmadan gözaltı, uzun tutuklama süresiyle, adil yargılanma hakkından yapılan şikayetter oluşturuyor.

Türkiye ifade özgürlüğü ihlalinde ilk sırada

AİHM’de 2021’de açıklanan mahkeme kararlarında daha önceki yıllarda olduğu gibi Türkiye, ifade özgürlüğü alanında yine en fazla mahkumiyeti alan ülke oldu. AİHM, geçen yıl 31 davada Türkiye’yi ifade özgürlüğü şikayetinde insan hakları ihlalinden mahkum etti.

2021 yılında Türkiye ile ilgili 78 karar açıklayan AİHM, bunlar içinde 76 davada en az bir maddeden Türkiye aleyhine insan halkları ihlal kararı verdi.

AİHM Başkanı’nın basın toplantısı

AİHM Başkanı Robert Spano, yıllık verileri değerlendirmek için yaptığı basın toplantısında 2020 yılı sonu itibarıyla AİHM gündeminde olan dava sayısının 62 bin iken, 2021 yılı sonunda bu rakamın yüzde 13 artışla 70 binin üzerine çıktığı duyurdu. Spano, bu 70 bin davanını yüzde 70’ini Rusya, Türkiye, Ukrayna ve Romanya’dan gelen başvurular olduğunu söyledi.

Paylaşın

HDP’li 11 Milletvekiline Ait 13 Fezleke Meclis’te

Halkın Demokratik Partili (HDP) 11 milletvekiline ait 13 dokunulmazlık dosyası Meclis’e ulaştı. Dosyalar Karma Komisyon’a sevk edildi. Yeni gelen fezlekeler arasında dokunulmazlığının kaldırılması için hakkında komisyon kurulan Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel de yer aldı.

Meclis’e yeni gelen dokunulmazlık dosyaları Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydeniz (2), Diyarbakır Milletvekili Remziye Tosun (2), Siirt Milletvekili Sıdık Taş, Iğdır Milletvekili Habip Eksik, Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran, Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel, Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Şanlıurfa Milletvekili Nusrettin Maçin, Şırnak Milletvekili Nuran İmir, Mardin Milletvekili Ebru Günay ve Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz oldu.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın