Temel İhtiyaçlarını Karşılayamayanların Oranı Yüzde 80’i Aştı

NG Araştırma, 11-21 Şubat tarihlerinde ‘Türkiye’de geçim şartları’ eksenli kamuoyu araştırması gerçekleştirdi. Son dönemde ardı ardına gelen zamlar, emeklilere ve asgari ücretli vatandaşlara yapılan maaş artışları ile ekonomik koşulların, insanlarda alım gücünü nasıl etkilediği konu alınan araştırma, Türkiye genelinde 15 yaş üzeri bin 855 kişinin katılımıyla yapıldı.

Araştırma bulgularına göre; katılımcıların yüzde 84’ü emekli maaşlarına yapılan yüzde 23, 65’lik zammı yetersiz buluyor. NG Araştırma ‘Zam beklentileri karşılayabildi mi?’ sorusunun sadece emeklilere sorulduğuna dikkat çekerek, bu soruya verilen cevaplardan ortaya çıkan sonucu şu şekilde açıkladı:

“Ek geliri olmayan emeklilerin yüzde 85’i geçinemiyor”

“Her iki emekliden birinin emekli maaşı dışında başka bir geliri bulunuyor. Ek gelire de gerçekten ihtiyaçları olduğunu belirttiler. Çünkü ek geliri olan her 10 emekliden 9’u sadece emekli maaşıyla geçinemeyeceğini söylüyor. Emekli maaşı dışında ek geliri olmayanların ise yüzde 85’i geçinemediğini belirtti.”

Araştırmada katılımcılara, asgari ücrete yapılan yüzde 50 oranındaki zam da soru olarak yöneltildi. Katılımcıların yüzde 45’i yapılan zammı ‘beklentiden uzak’ olarak değerlendirirken, yüzde 33’ü ‘beklediği oranda’ olduğunu, yüzde 22’si ise ‘beklentiden yüksek’ zam yapıldığını ifade etti.

NG Araştırma, bu soruya verilen yanıtın ardından katılımcılara, ‘Kirada yaşayan bir ailenin tek geçim kaynağı olan asgari ücretle kaç kişinin borçlanmadan temel ihtiyaçları karşılayıp karşılayamadığı’ sordu. Katılımcıların yüzde 23’üne göre asgari ücretle bir kişi dahi temel ihtiyaçlarını karşılayamaz. Bu soruya verilen yanıtta, katılımcıların yüzde 27’si asgari ücretle bir kişi geçinebilir derken, yüzde 23’ü iki kişi geçinebilir cevabını verdi.

“Asgari maaşla 2 kişi temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor”

Asgari ücretle 4 kişilik bir ailenin geçinebileceğini düşünenlerin oranı yüzde 5’te kalırken, 5 veya daha fazla kişinin asgari ücretle geçinebileceğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 9 olarak ortaya çıktı. Araştırma bulgularına bakıldığında her iki kişiden birine göre asgari maaşla 2 kişi temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor.

Faturalar ve gıdaya gelen zamlar

Araştırmada, son dönemde yapılan zamlarla birlikte yaşam koşullarının nasıl etkilediği de katılımcılara soruldu.

Katılımcıların genelinde, fiyat artışlarının geçim şartlarını ‘çok olumsuz’ etkilediği hâkim görüş olurken, en çok doğalgaz, elektrik, su (yüzde 95) ile gıda ve benzin fiyatlarındaki zamların (yüzde 95) vatandaşlara olumsuz yansıdığı ifade edildi.

Araştırmada ev kiralarındaki artışın da katılımcıların yüzde 93’ünü etkilediği kaydedildi. Fiyat artışlarından olumsuz etkilenmediği söyleyen kesimin oranı ise yüzde 5’lerde kaldı.

NG Araştırma, ‘oturdukları eve ödedikleri kira ile ilgili düşüncelerinin’ sorulduğu katılımcıların bu soruya verdikleri yanıtı ise şu şekilde özetledi:

“Kiracıların yüzde 65’i ev kirasının beklediğinden çok fazla olduğunu belirtirken, beklediğim gibi diyenlerin oranı ise yüzde 29. Kirada oturuyorum diyenlerin ödediği aylık kira tutarının ortalaması bin 503 TL. Bu tutar ortalama aylık gelirin yüzde 23’üne denk geliyor. Ev sahibi olanlara, ‘evini kiraya versen beklentin ne olurdu?’ diye sorduğumuzda ise gelen yanıtların ortalaması bin 821 TL. Kiracıların ve ev sahiplerinin beklentilerinin birbirinden farklı olduğu görünüyor. Ortalama aylık gelir ve gider dağılımına baktığımızda, temel ihtiyaçlarımızın bir kısmının toplam gideri, toplam gelirimizin yüzde 71’ine denk geliyor.”

En çok harcama gıdaya

Araştırmaya göre ortalama aylık gelir ve gider dağılımına bakıldığında en çok harcama gıda alışverişi yönünde. Katılımcıların yüzde 28’i en çok harcamayı gıda alışverişinde yaptıklarını ifade ederken, kiraya yüzde 23, doğalgaza yüzde 10, elektriğe yüzde 7, suya yüzde 3, diğer seçeneğe ise yüzde 29 ayrıldığını görünüyor.

Araştırmaya göre, artan hayat pahalılığı karşısında insanların aylık gelirleri giderlerini karşılamıyor. Buna göre katılımcıların yüzde 73’ü, aylık gelirlerinin temel ihtiyaçlarını karşılayamadığını söylerken, yüzde 22’si karşılayabildiğini kaydetti.

NG Araştırma, “Bu soruya gelen yanıtları bölge bazlı incelediğimizde Doğu, Güneydoğu ve Akdeniz bölgelerinde aylık geliri temel ihtiyaçlarını karşılayamayanların oranı yüzde 80’i aşıyor” ifadelerine yer verdi.

Birikim yapabilenlerin oranı yüzde 24

Tüm bu ekonomik koşullar içerisinde ‘birikim’ yapamadığını ifade eden kişilerin oranı yüzde 72 iken, ‘bazen’ birikim yapabildiğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 24 olarak ortaya çıktı. Düzenli birikim yapanların oranı ise tüm katılımcılar içerinde yüzde 4.

Akaryakıt zamları

Yılbaşından bu yana gelen yüksek orandaki akaryakıt zamlarına göre araba kullanma sıklığına ilişkin veriler de araştırma bulgularında yer aldı. Arabası olan her 10 kişiden 8’i son zamlardan sonra araç kullanım sıklığını azalttığını ifade etti. NG Araştırma, arabası olmayan kişilere yönelttiği ‘Neden araba almıyorsunuz?’ sorusuna ise şu yanıtın verildiğini kaydetti:

“Gelen yanıtlar yine ekonomik sorunları işaret ediyor. Katılımcıların yüzde 42’si ekonomik durumunun kötü olmasını sebep olarak gösterirken, yüzde 40’ı ise araba fiyatlarının çok yüksek olmasından kaynaklandığını belirtti.”

Paylaşın

Demirtaş: Ortak Adayı Desteklemenin Şartları Olacaktır

Eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Ortak adayı destekleme konusu belli şartlar altında olacaktır. O şartlar da geçen Eylül’de açıklanan HDP tutum belgesinde en açık şekilde ifade edilmiştir. HDP’nin başka şartı yoktur; HDP ucuz pazarlıklara, koltuk tartışmalarına girecek bir parti de değildir. Biz bütün Türkiye toplumunun hep birlikte kazanmasını istiyoruz” dedi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş Millet İttifakı ve HDP’nin konumunu, partisinin kapatılması ihtimali ile olası sonuçlarını değerlendirdi. Demirtaş, “İktidar seçim kazanabilmek için her şeyi dener, her şeyi yapar. Millet İttifakı’ndan daha esnekler. Çözüm süreçleri dahil her seçeneği masada tuttuklarından eminim” dedi.

HDP’ye yönelik kapatma davasını eleştiren Demirtaş, “HDP’yi kapatmanın siyasi sonuçlarını iyi hesap etmelerini tavsiye ederim. HDP seçmeninin gündeminde boykot falan yoktur, bunu herkes böyle bilsin. HDP seçmeni aktif tutumuyla Türkiye’nin demokratik geleceğine damga vuracaktır. Kapatma kararı bu tutumu erkenden netleştirir, seçmenimizin kararlılığını artırır” ifadesini kullandı.

Demirtaş, 28 Şubat Pazartesi günü tekrar bir araya gelecek olan altı muhalefet partisinin buluşması için de “Masanın altına üstüne odaklanmak yerine ne konuşulduğuna nasıl konuşulduğuna bakmak lazım” görüşünü dile getirdi.

Selahattin Demirtaş, Şirin Payzın’ın sorularını yantladı. Payzın, söyleşinin Ukrayna’da sıcak savaşın başlamasından önce yapıldığı notunu düştü.

Demirtaş’ın T24’te yer alan söyleşisi şöyle:

– Altı muhalefet partisinin oluşturduğu yuvarlak masa için ne düşünüyorsunuz?

Uzun süredir hazırlığı yapılan ve beklenen bir gelişmeydi. Farklı siyasi partilerin bir masa etrafında buluşup konuşabilmeleri önemlidir. Siyasette diyalog ve temas olmadan sorunların çözümü sağlanamaz. Masanın altına, üstüne odaklanmak yerine neyin konuşulduğuna, nasıl konuşulduğuna bakmak lazım.

“HDP’nin dışlanması gibi bir sonuç da görmüyorum”

– HDP’nin o masada olmamasına siz nasıl bakıyorsunuz?

HDP Eş Genel başkanlarının da ifade ettikleri gibi zaten HDP masada oturma konusunda bir arayış içinde değildi. Ahlatlıbel buluşması daha çok Millet İttifakı ekseninde gelişen bir durumdur. HDP daha önce açıkladığı tutum belgesiyle, mevcut ittifaklarda yer almayacağını duyurmuştu. Dolayısıyla HDP’nin dışlanması gibi bir durum da HDP’nin o masayı koşulsuz desteklediği gibi bir sonuç da görmüyorum.

Altı muhalefet partisi birlikte ittifaka mı evrilirler bilemiyoruz ama kendi iç tartışmalarını bitirip netleştirdikten sonra HDP ile de görüşecek, müzakere yürüteceklerdir. Aksi durum siyasetin doğasına da o masanın iddiasına da aykırı olur.

HDP ise üçüncü ittifakın inşasına odaklanmış durumdadır. Yani bu gidişle, öyle anlaşılıyor ki görüşmeler HDP ile diğer partiler arasında değil, ittifaklar arasında olacaktır. Açıklamalardan da gördüğümüz kadarıyla HDP diyalog için herkese kapıyı açık tutuyor ama gidip kapalı kapılar önünde bir saniye bile zaman kaybetmeyecek kadar ilkeli, onurlu, ciddi bir siyaset yürütüyor.

– İktidarın ve ortağı MHP’nin HDP üzerinden İYİ Parti ve CHP üzerinde kurduğu baskı bir miktar etkili oluyor. İki parti seçmenine mesajınız var mı? 

Sadece CHP ve İYİ Parti seçmeni için değil tüm seçmenler ve bütün yurttaşlarımız için şunu söyleyebilirim; iktidarın ayrıştıcı politikalarına kanmayın HDP’yi bazı tutum ve söylemlerinden dolayı eleştirebilirsiniz, bunu da anlayışla karşılıyoruz. Ancak HDP tam bir Türkiye partisidir. Birlikten, beraberlikten, demokrasiden yanadır ve kesinlikle barışı savunmaktadır. Bundan asla şüpheniz olmasın ve ülkeyi beraberce el ele vererek düzlüğe çıkaracağımıza yürekten inanın. 85 milyon yurttaşın bir teki bile diğerinin düşmanı değildir, olmasına da izin vermeyeceğiz. Bu nedenle içiniz rahat olsun ve yan yana gelmekten korkmayın. Bizim beraberliğimiz AKP ve MHP seçmenine karşı bir cephe de değildir. Bizim nazarımızda, tüm partilerin seçmenleri eşit ve onurlu yurttaşlardır. Rekabet sadece siyasi alandadır ve muhalefetimiz sadece halkın canını yakan yanlış politikalara karşıdır. Halkın bir kesimine karşı değildir.

“Ortak adayı destekleme konusu belli şartlar altında olacaktır”

– HDP ve TİP’in ortak adayı destekleme ama seçime ayrı girme kararını nasıl buluyorsunuz?

Bir HDP’li olarak hem doğru buluyor hem de destekliyorum elbette. Ancak ortak adayı destekleme konusu belli şartlar altında olacaktır. O şartlar da geçen Eylül’de açıklanan HDP tutum belgesinde en açık şekilde ifade edilmiştir. HDP’nin başka şartı yoktur; HDP ucuz pazarlıklara, koltuk tartışmalarına girecek bir parti de değildir. Biz bütün Türkiye toplumunun hep birlikte kazanmasını istiyoruz.

– Üçüncü ittifak konusunda umutlu musunuz? Altı parti 28  Şubat’ta ikinci toplantıyı yapacak. Bazı sol partiler “çerçevesi ve içeriği belli olmayan pazarlıklar” diyerek ittifaktan uzak duracaklarını açıkladılar. Üçüncü ittifaka sıcak bakmayanlara ve “sol bitti “diyenlere cevabınız ne olur?

Arkadaşlarımız dışarıda üçüncü ittifak için yoğun bir çalışma yürütüyor. Şimdilik ortak bir çalışma zemini yaratıp birlikte hareket etme kararlılığını güçlendirmeye çalışıyorlar, ki bu çok önemlidir. Ekonomik kriz, yoksulluk, işsizlik halkı perişan edip canından bezdirmişken, her yerde emekçi direnişleri gümbür gümbür büyürken yapılması gereken en acil şey sahada emekçilerle birlikte mücadele etmek olmalıdır. Bundan bir seçim ittifakı ve daha stratejik, kalıcı iş birlikleri de çıkacaktır haliyle.

Adına demokrasi ittifakı denilen üçüncü ittifak çalışması bir koltuk, makam, mevki tartışması değil sol ve demokrasi için ilkeli bir ortak mücadele arayışıdır. Zaten bana göre üçüncü ittifak kurulursa tüm milletvekili adayları yerellerde kurulacak sandıklarla, ön seçimle belirlenmelidir. Adı demokrasi ittifakı olan bir yapı, milletvekili adaylarının belirlenmesi dahil her aşamada, demokrasinin en güzel pratiklerini sergilemelidir. Ancak bu, sonraki tartışmadır. Şimdi, ezilen ve direnen emekçiyle omuz omuza verme zamanıdır.

“Sol bitti” diyenlerle polemiğe girecek değilim. Bu pek anlamlı ve yararlı bir tartışma olmaz. Fakat biz, 1980 sonrası solun en büyük atılımını, hep birlikte yapmaya hazırlanıyoruz. Yeni dönem TBMM’de özgün bir sol, sosyalist Meclis grubunun olması çok önemlidir. Kim bilir, belki bir gün aktif siyasete dönersem ben de o grupta yer alırım. Önümüzdeki on yıllarda Türkiye’nin kalbi, tam da olması gereken yerde, solda atacak. Sol hiçbir zaman bitmedi, bitmesi ekonomi politiğin ve de bilimin doğasına aykırı. Alttan alta, güçlü bir damar olarak verimli bir yer altı suyu gibi hep akıp duruyor. Biz tüm yoldaşlarımızla el ele verip bu yer altı suyunu yüzeye çıkaracağız. Kitleselleştirip iktidara taşımaya uğraşacağız. Halkın, ezilenlerin, emekçilerin, doğanın, kadının, gençliğin, inançların ve kimliklerin kurtuluşu neo liberalizmde değil, soldadır.

Özellikle eko sosyalizmi ve yeni sol tartışmalarını yakından ve dikkatlice takip ediyorum ve yeni mücadele araçlarıyla, taktikleriyle Z kuşağının da zekâsı ve enerjisiyle solu büyütebileceğimize inanıyorum.

“Bizim umudumuz Demokrasi İttifakı’nda”

– 28 Şubat’ta altı liderin imzasıyla mutabakat açıklanacak. Mutabakat metninde sizin açınızdan olmazsa olmaz ne olmalı? Yeterli buluyor musunuz varılan mutabakatı?

Söz konusu metin açıklanmadan üstünde yorum yapmam doğru olmaz. Umarım kapsayıcı ve güçlü bir demokrasi mesajı vermeyi başarırlar. Ancak yukarıda da izah etmeye çalıştığım gibi, bizim umudumuz Millet İttifakı’nda veya Cumhur İttifakı’nda değil Demokrasi İttifakı’ndadır.

– İktidarın “yeni bir çözüm süreci” arayışında olduğunu düşünüyor musunuz? Mümkün mü?

İktidar seçim kazanabilmek için her şeyi dener, her şeyi yapar. Bu konularda Millet İttifakı’ndan daha esnekler. Çözüm süreçleri dahil her seçeneği masada tuttuklarından eminim. Ancak çözüm süreci ve barış arayışı, seçim hesaplarına feda edilmeyecek kadar ahlaki ve ciddi bir konudur. Muhalefet dahil herkes çözümün mutlaka bir gün olacağına inanarak ciddi ve dikkatli olmalıdır.

– Kürtleri temsilen yeni parti kurdurma girişimleri olduğunu düşünüyor musunuz? Özellikle muhafazakâr Kürtlerin oylarını alma arayışı var?

Yeni bir muhafazakâr Kürt partisi mi kurduruyorlar? Bildiğim kadarıyla zaten çok sayıda muhafazakâr Kürt partisi var. Ama olabilir, yapabilirler. Sayı yedi ise sekiz olur, dokuz ise on olur. Herkesin hakkıdır, parti kurarlar mı kurdururlar mı kendileri bilir. Bizim gündemimizde ve ilgi alanımızda değil. Hayırlı olsun der, geçer, işimize bakarız.

“Bu bir siyasi mücadeledir”

– Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sizin ve 40 HDP’li milletvekilinin 20 Mayıs 2016’da dokunulmazlıklarının kaldırılmasının Anayasa’ya aykırı olduğuna karar verdi. Bu kararı HDP’nin kapanma davası bağlamında değerlendirir misiniz?

AİHM kararlarıyla birlikte, bizim hakkımızdaki tüm davalar hukuken çökmüş durumda. Sadece yargı üzerindeki siyasi tahakkümün kalkması ve bu mahkeme kararını verecek hukuka saygılı hâkimlerin göreve gelmesi gerekiyor. O da bu tek adam rejiminde mümkün görünmüyor.

Anayasa Mahkemesi dahil hiçbir mahkemeden adalet çıkmayacağını biliyoruz. Bu bir siyasi mücadeledir. Yargı, iktidarın aparatı olarak siyasi mücadelenin tarafı durumunda. Yaptıkları ağır suçtur ve bir gün mutlaka bağımsız yargı önünde sanık sandalyesine oturup bunların hesabını verecekler. Şimdilik mühür onlarda, Süleyman onlar. Yarın “Süleyman” da mühür de değişir, adil bir sistem inşa edilir mutlaka.

“Kapatma kararı seçmenimizin kararlılığını artırır”

– Anayasa Mahkemesi’nin HDP’yi kapatacağı kanaatinde misiniz? Sonucu ne olur?

İktidar isterse Anayasa Mahkemesi’ne talimat verip HDP’yi kapattırabilir tabii. Anayasa Mahkemesinin en az on üyesi açık açık AKP üyeliğinden oraya atanmış siyasetçiler.

HDP’yi kapatmanın siyasi sonuçlarını iyi hesap etmelerini tavsiye ederim. HDP seçmeninin gündeminde boykot falan yoktur, bunu herkes böyle bilsin. HDP seçmeni aktif tutumuyla Türkiye’nin demokratik geleceğine damga vuracaktır. Kapatma kararı bu tutumu erkenden netleştirir, seçmenimizin kararlılığını artırır.

Tercih iktidarın. Sıkışıklık yaşayan bir değiliz. Eskiden bazı dükkânlarda bir tablo vardı. Ara sıra sosyal medyada görürsünüz. Bir tarafta “peşin satan”, diğer tarafta “veresiye satan”. Biz HDP olarak peşin peşin direndik, dik durduk, ayakta kaldık ve aynen o peşin satan gibi ayak ayak üstüne atmış, sandığı bekliyoruz. Gerisini, veresiye satanlar düşünsün.

– Ukrayna krizine ilişkin görüşleriniz nedir?

Her şeyden önce, ilkesel olarak savaşa karşı çıkmak ve tüm ulusal, uluslararası dengelerden bağımsız olarak barışı savunmak gerekir ve Ukrayna halkının iradesine saygıyı esas almak gerekir. Ancak görünen o ki Batı blokunun Rusya ve Çin’i, Asya’dan sıkıştırma hazırlıklarına karşılık Putin, savaşı kendini en rahat ve en güçlü hissettiği yerde, Ukrayna’da başlatarak hamle üstünlüğünü elinde tutmaya çalışacak. Bu savaşın Batı blokunu bir hayli meşgul edeceği ve planlamalarını gözden geçirmelerine yol açacağı anlaşılıyor.

Savaş kötüdür, savaş yıkıcıdır ama emperyal siyasetin de maalesef ki bir aracıdır. Ukrayna krizi küresel ve ulusal etkileri bakımından önemli sonuçlar doğuracaktır. Enerji ve gıda sorunlarını büyüteceği gibi

NATO, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, ABD gibi küresel güçlerin diziliminde, nitelik ve niceliklerinde de sorgulamalara, yeni kararlaşmalara yol açacaktır. İçeride de AKP hükümeti tam bir açmaza sürüklenecek ve şimdiye kadarki ilkesiz denge politikasını ya yürütemeyecek ya da o politikasının altında kalacak. Türkiye savaşta asla taraf olmamalı, barış için uğraşmalıdır.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener’den İktidara Sert ‘Rusya’ Tepkisi

Sosyal medya hesabından paylaşım yapan İYİ Parti Lideri Akşener, Türkiye’nin Rusya’nın Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarılması oylamasından çekimser oy kullanmasına sert tepki gösterdi.

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırıları devam ederken; bugün Avrupa Konseyi Rusya yönelik yaptırımlar kapsamında, ülkenin konseyden çıkarılmasına karar verdi.

Oylamada 44 ülke karara kabul oyu verirken, Rusya ve Ermenistan ret, Türkiye çekimser oy kullandı. Azerbaycan ise oylamaya katılmadı.

Türkiye’nin çekimser oy kullanmasına İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’den sert tepki geldi.

Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Akşener, ”Putin’in gölgesine özenen yavru tek adamlar, bugün bile aynı iki yüzlülükle Rusya’nın AB konseyi üyeliğinin askıya alınmasına çekimser oy vermişlerdir” diye yazdı.

Akşener, şu ifadeleri kullandı:

” 1956 senesinde Budapeşte’de, 1968 senesinde Prag’da ne yaşandıysa; 2022 senesinde Kiev’de yaşanan da odur. Tek fark; hür dünyanın despotizme ve saldırganlığa daha müsamahakar ve ilgisiz oluşudur.

Kravat takmış çarlar ve türevleri, ABD’nin banisi olduğu küresel ekonomi tarafından şımartılmış hatta cesaretlendirilmiştir. Öyle ki; Batı demokrasileri bu otoriter yönetimlerin şantaj ve tehditlerine boyun eğmiş âdeta dış politikalarını rehin vermişlerdir.

Avrupa kendisini içeriden kilitlemiş bir müze değildir. Geçmişte Bosna ve göçmen meselelerinde olduğu gibi kendisini korumak için zorbalara hoşgörü ile yaklaşamaz, yaklaşmamalıdır.

Bugün Avrupa, Petersburg ve Moskova sokaklarında işgali protesto edenlerdir, Ukrayna’da ülkesini terk etmeyen, hayatı pahasına işgale karşı duran insanlardır. Onlar bugün Avrupa’yı, Alman ve İtalyan hükûmetlerinden daha fazla temsil ediyor.

Uluslararası toplumu; despotizme ve saldırganlığa verdiği bu krediyi geri almaya, küçük ve kısa vadeli çıkarları için tehlikeye attıkları uluslararası güvenliğe sahip çıkmaya davet ediyorum.”

Paylaşın

Babacan’dan ‘NATO Bir Şeyler Yapmalı’ Diyen Erdoğan’a Yanıt

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘NATO bir şeyler yapmalı’ sözlerini değerlendiren DEVA Lideri Babacan, “Cumhurbaşkanı, Ukrayna’yla ilgili net ve keskin tavrı ortaya koyamadı. Dün uçakta ‘Ne Rusya’dan ne Ukrayna’dan vazgeçeriz’ diyor. Bugün ‘NATO bir şeyler yapmalı’ diyor. Öyle sunuyor ki sanki Türkiye NATO’da değil. Vatandaşımızın kafasını karıştırmaya çalışıyor. Kenara çekiliyor, ‘NATO bir şey yapsın, Avrupa bir şey yapmıyor’ diyor. Sen ne yapıyorsun arkadaş? Onu söyle.” dedi.

Haber Merkezi / Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgal girişimine dair konuşan Babacan, “Bombalar, sirenler ve postal sesleriyle güne uyanan Ukrayna halkının, amasız ve fakatsız yanındayız. Amasız, fakatsız, ikirciksiz… Çünkü birileri postal sesleri Doğu’dan gelince heyecana kapılıyor. Çoktan tarihe gömülmesi gereken emperyal hayallerle yatıp kalkıyorlar” dedi.

Bugün yaşananların çok önemli sınav olduğunu, herkesin duruşunu ve niyetini açığa döktüğünü söyleyen Babacan, “Bizim için asıl olan ilkelerdir. DEVA Partisi, tepki vermek için kurşunu kimin sıktığına bakmaz, postal sesleri nereden geliyor diye beklemez. Uluslararası hukuku çiğneyen her kimse, onun karşısında durur” diye konuştu.
Hem bölge hem de dünya için kaygı verici bir süreçten geçildiğini belirten Babacan, “Türkiye için de kaygı verici bir süreç olduğunu kimse unutmasın. İçimizdeki, Doğu’dan gelen postal seslerine alkış tutanlara sesleniyorum. Aklınızı başınıza alın. Biraz tarih okuyun” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Bursa’da partisinin Nilüfer ilçe kongresinde konuştu. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Bombalar, sirenler ve postal sesleriyle güne uyanan Ukrayna halkının, amasız ve fakatsız yanındayız. Amasız, fakatsız, ikirciksiz… Çünkü birileri postal sesleri Doğu’dan gelince heyecana kapılıyor. Çoktan tarihe gömülmesi gereken emperyal hayallerle yatıp kalkıyorlar. Ülkemizin tarihi ittifaklarını temelden sarsmak istiyor. Görüyoruz onları. Bugünler çok önemli sınav. Herkes duruşunu, niyetini açığa döküyor. Bizim için asıl olan ilkelerdir. DEVA Partisi, tepki vermek için kurşunu kimin sıktığına bakmaz, postal sesleri nereden geliyor diye beklemez. Uluslararası hukuku çiğneyen her kimse, onun karşısında durur.

Hem bölgemiz hem de tüm dünya için son derece kaygı verici bir süreçten geçiyoruz. Türkiye için de kaygı verici bir süreç olduğunu kimse unutmasın. İçimizdeki, Doğu’dan gelen postal seslerine alkış tutanlara sesleniyorum. Aklınızı başınıza alın. Biraz tarih okuyun.”

“Sen ne yapıyorsun arkadaş, onu söyle”

Cumhurbaşkanı, Ukrayna’yla ilgili net ve keskin tavrı ortaya koyamadı. Dün uçakta ‘Ne Rusya’dan ne Ukrayna’dan vazgeçeriz’ diyor. Bugün ‘NATO bir şeyler yapmalı’ diyor. Öyle sunuyor ki sanki Türkiye NATO’da değil. Vatandaşımızın kafasını karıştırmaya çalışıyor. Kenara çekiliyor, ‘NATO bir şey yapsın, Avrupa bir şey yapmıyor’ diyor. Sen ne yapıyorsun arkadaş? Onu söyle.

Karadeniz’in iç dengelerinin ve kıyıdaş ülkelerin istikrarı açısından Montrö anlaşmasının harfiyen uygulanması gerekir. Hükûmete tekrar sesleniyorum: Sakın ha yalpa yapmayın. Uluslararası hukuku defalarca deldiniz, deliyorsunuz ama bu Montrö konusundaki hata ülkemizin kendi istikrarına da Karadeniz’in etrafındaki diğer ülkelerin istikrarına da zarar verir.İktidara soruyorum: Ticari hatlar açıkken, ulaşım çok kolayken, bütün ülkeler kendi vatandaşlarını tahliye ederken, niçin etkin bir biçimde vatandaşlarımızı Ukrayna’dan ayrılmaya teşvik etmediniz? Düne kadar uçuşlar vardı. Şimdi ‘Karayoluyla dönün’ diye akıl verene kadar bir hafta önce ‘Risk var, bir an önce ülkenize gelin’ diye söyleseydiniz.

Gazetelerin tek tek manşetlerini belirledikleri, ünlülerin maske takıp kolbastı söylediği yarışmalarla uğraştıkları zamanı, Türkiye’nin dış politikası ve bölgemizin güvenliği için harcamayan bir yönetimle karşı karşıyayız.  Önünü öngöremeyen, yokuş aşağı yuvarlanan, kemer takmayan, hatta arabada kemer olmadığını bile fark etmeyen bir yönetimle karşı karşıyayız.

İktidar partisi üyelerinin, işi bırakıp emekli olduğunda yerleştiği bir kasabaya dönen Dışişleri Bakanlığı’nı, liyakatli kadrolara teslim edeceğiz. Dış ilişkilerde kabadayılığa, fevriliğe ve hamasete son verip, ehliyet, liyakat, nezaket ve diplomasi gibi olmazsa olmaz ilkeleri işleteceğiz.

Avrupa’nın en geniş topraklarına ve en geniş tarım alanlarına sahip ülkemizde, tarımın geldiği içler acısı duruma hem çok üzülüyoruz hem de çok kızıyoruz. Tarımda ithalata bu kadar bağlı olmaya akıl sır ermiyor gibi görünüyor. Basit bir sebep var: Çiftçimizin sesi Külliye’ye ulaşmıyor.Tarım ürünlerinin büyük miktarda ithalatını yapan lobiler Cumhurbaşkanı’na cepten cebe ulaşıyor. Öyle şeyler öneriyorlar ki ne kadar ton buğday, pamuk istiyorsan hazır. Az sayıda ithalatçı Külliye’de seslerini duyuruyor. Beştepe’deki ithalat lobisinin Türkiye’ye vurduğu zincirleri birer birer kıracağız.

“Erdoğan’a ‘stalkerlık’ yapmasını tavsiye ediyorum”

Sayın Erdoğan ‘Muhalefet partilerinin projesi yok’ diyor. Haberleri sabah akşam partili medyadan dinlediği için uydurulmuş gerçeklik dünyasını izliyor, orada da projelerimizi görmüyor. Kendisine tavsiyem sadece TRT’ymiş, A Haber’miş falan izlemesin. Proje görmek istiyorsa buyursun, DEVA Partisi’nin internet sitesine, Youtube sayfasına, sosyal medya hesaplarımıza bir baksın. Kendisine, çaktırmadan bir ‘stalkerlık’ yapmasını tavsiye ediyorum. Biraz kopya çekip, memleket için hayırlı birkaç fikir edinmesi için çok faydalı olacaktır. Kendisini Beştepe Harikalar Diyarı’na hapsetti.”

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Koca’dan 65 Yaş Üstüne Çağrı

Kovid 19’da son 24 saatte 71 bin 736 yeni vaka tespit edilirken, 266 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Bu kayıpların vakaların küçük bir kısmı içinde yaşandığı, hastalığı ağır geçirme ihtimali olan 65 yaş üstüyle kronik hastalarımızın kendilerini koruması gerektiği unutulmamalı.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 453 bin 947 test yapılırken, 71 bin 736 yeni vaka tespit edildi. 266 kişi hayatını kaybederken, 90 bin 117 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Can kayıplarımızın neden yüksek seyrettiği dikkat çeken bir konu. Bu kayıpların vakaların küçük bir kısmı içinde yaşandığı, hastalığı ağır geçirme ihtimali olan 65 yaş üstüyle kronik hastalarımızın kendilerini koruması gerektiği unutulmamalı.

18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,04, birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 92,91 oldu. Türkiye’de bugüne kadar uygulanan aşı miktarı 145 milyon 454 bin 202 doza yükseldi.

18 yaş ve üstü nüfusta en az iki doz aşı yaptıranların oranı en yüksek 10 il Osmaniye, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa oldu. En az iki doz aşı uygulananların oranı en düşük iller ise Şanlıurfa, Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ olarak sıralandı.

Paylaşın

Parlamenter Sisteme Dönüş Çalışmasının Detayları Ortaya Çıktı

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrat Parti ve DEVA Partisi, pazartesi günü parlamenter sisteme dönüş çalışmasını kamuoyu ile paylaşacak. Ekim ayından bu yana hazırlığı devam eden metin 3 bölümden oluşuyor. İlk bölümde parlamenter sisteme dönüşün nedenleri anlatılacak.

Sputnik’ten Osman Nuri Cerit’in haberine göre; 6 partinin genel başkanlarının 28 Şubat’taki toplantısı, yaklaşık 700 davetlinin katılımıyla Ankara’daki Bilkent Otel’de düzenlenecek.

6 partinin genel başkanı 12 Şubat’ta Çankaya Belediyesi Ahlatlıbel Tesisleri’nde çalışma yemeğinde bir araya geldi. Yemekte, 6 partinin hazırlıklarını tamamladığı ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ çalışmasının son şekli görüşüldü. Sonrasında ortak bildirinin de yayımlandığı toplantıda, parti genel başkanları kendilerine sunulan 24 sayfalık taslağı, 28 Şubat Pazartesi günü düzenlenecek toplantı ile kamuoyuna açıklama kararı aldı. 28 Şubat’ın hazırlıkları için, metni kaleme alan genel başkan yardımcıları görevlendirildi.

Metni parti kurmayları okuyacak

Hazırlık komitesinin çalışmaları sonucunda toplantının Ankara’daki Bilkent Otel’de 13.30’da yapılmasına karar verildi. Toplantıda genel başkanların oturma düzeninin, partilerinin alfabetik sırasına göre yapılması kararlaştırılırken, parti genel başkanlarının imzalayacağı ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ metninin kurmaylar tarafından okunması üzerinde anlaşıldı.

Genel başkanların birer konuşma da yapacağı toplantıya, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de davet edildi. 700’e yakın davetlinin bulunacağı toplantıda, kitapçık haline getirilen metin katılımcılara da dağıtılacak.

Metin 24 sayfa

Partilerin üzerinde anlaştığı parlamenter sistem taslağı üç bölümden oluşacak. Giriş bölümünde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde yaşananlar ve neden güçlendirilmiş parlamenter sisteme ihtiyaç olduğu özetlendi. İkinci bölümde güçlendirilmiş parlamenter sistemin ana esasları yer alıyor. İkinci bölümde yasama, yargı ve yürütme alanında yapılacak değişiklikler ele alınıyor. Bu başlıklar altında meclisin güçlendirilmesi planlanıyor.

Parlamenter sisteme yönelik partilerin hazırladıkları ortak metinin son bölümünde ise temel hak ve özgürlüklerle güncel düzenlemeler de yer alıyor. Bu kapsamda ele alınan düzenlemelerden biri kamu ihale kanunu. Yine kamuya alımlarda mülakat uygulamasına ilişkin başlıkta metinde yer alıyor.

Paylaşın

Benzin Ve Motorine Büyük Zam

Bu gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere rafineri çıkış fiyatlarındaki değişiklikten dolayı motorin grubunda 1.51 TL, benzin grubunda 1.61 TL zam geldi. Zam, pompa satış fiyatlarına yansıyacak.

Enerji Petrol Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikası (EPGİS), sosyal medya üzerinden bu geceden itibaren geçerli olmak üzere, litre başına benzine 1 lira 61 kuruş, motorine 1 lira 51 kuruş zam geleceğini duyurdu. Zam, pompa fiyatlarına yansıyacak.

Zamla birlikte benzinin litre fiyatı yaklaşık olarak İstanbul’da 15,14 TL’den 16,75 TL’ye, Ankara’da 15,24 TL’den 16,85 TL’ye, İzmir’de 15,26 TL’den 16,87 TL’ye yükselecek.

Motorinin litre fiyatı da yaklaşık olarak İstanbul’da 15,46 TL’den 16,97 TL’ye, İzmir ve Ankara’da ise 15,57 TL’den 17,08 TL’ye yükselecek.

Zamlara neden olarak, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası dolar/TL kuru ve petrol fiyatlarının artması gerekçe gösteriliyor.

Benzinin litre fiyatı İstanbul’da bir yıl önce yaklaşık 7,21 TL, yıl sonunda 12,29 TL idi. Bu geceki zamla birlikte benzine bir yılda yüzde 132, yıl başından bu yana yüzde 36 oranında zam gelmiş oldu.

Paylaşın

Türk-İş Açıkladı: Açlık Sınırı Asgari Ücretin 300 Lira Üzerinde

TÜRK-İŞ’in “Şubat Açlık ve Yoksulluk Sınırı” başlıklı araştırmasına göre, açlık sınırı 4 bin 552,56 TL’ye yükselirken, yoksulluk sınırı ise 15 bin 139,90 TL’ye yükseldi. Şubat 2021’de açlık sınırı 2.718 TL, yoksulluk sınırı ise 8.856 TL idi.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Türk-İş) 2022 Şubat ayına ilişkin açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırı verileri açıklandı.

Açıklanan verilere göre 4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) son ayda 4.250 TL’den 4.552 TL’ye yükseldi. Şubat 2021’de bu rakam 2.718 TL idi.

Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı (yoksulluk sınırı) son ayda 13.843 TL’den 15.139 TL’ye yükseldi. Şubat 2021’de bu rakam 8.856 TL idi.

Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ son ayda 5.587 TL’den 5.969 TL’ye yükseldi. Şubat 2021’de bu rakam 3.296 TL idi. Gıda enflasyonu Şubat’ta %7,12 arttı ve son bir yıldaki artış oranı %66,38’e çıktı.

Türk-İş, mutfak enflasyonundaki artışın aylık yüzde 7,12, son 12 ayda ise yüzde 66,38 olduğunu açıkladı. Gıda ürünlerinde KDV’nin yüzde 1’e düşürülmesinin etiketlere 14 Şubat’ta yansıdığının altı çizilen açıklamada, “Ancak öncesinde yükselmiş olan başta yumurta ve un gibi temel gıda ürünleri ile yükselişi durdurulamayan meyve-sebze fiyatları yüzünden vatandaşın reel geliri bu ayda da geriledi. Özellikle taze sebze-meyve, üretim ve tedarik maliyetlerinin yanında ürün azlığından dolayı cep yakmaya devam etti” denildi.

KDV indirimlerinin yansıdığı ve yansımadığı ürünler şöyle belirtildi:

  • Süt, peynir ve yoğurt fiyatlarında KDV indirimi ile fiyatlarda gerileme görüldü. Ayrıca market markalı ürünlerde ilave indirimler olduğu gözlemlendi. Artık raflarda yağlı olarak satılan sütlerdeki yağ oranları %3,3’lerden %2,5’lara kadar geriledi.
  • Dana kıyma, kuşbaşı ve kuzu kuşbaşında KDV indirimin etkisiyle fiyat düşüşleri yaşandı. Balık fiyatları sabit kaldı. Tavuktaki fiyat düşüşü ise %7’den az oldu.
  • Yumurtada %7’nin üzerinde hızlı bir yükseliş gözlemlendi. Bakliyat ürünlerinden yeşil mercimekte fiyat KDV indiriminden de yüksek oldu. Kırmızı mercimek düşerken nohut ve kuru fasulye fiyatlarında %7’nin altında fiyat artışı yaşandı.

  • Bazı bakliyat markaları maliyetleri düşürmek amacıyla ambalajlarını daha ince bir malzemeyle değiştirdi.
  • Ekmeğin fiyatında bu ay bir değişim gözlemlenmedi. Bu harcama grubunda yer alan gıda kalemlerinden bulgur ve pirinçte fiyat %7’den az arttı ancak un hızlı bir yükselişle %7’den fazla yükseldi. İrmik ve makarna fiyatında azalış tespit edildi.
  • Semt pazarlarında maydanoz 3 TL’ye kıvırcık 8 TL’ye, yeşil soğanın kilosu 12 TL’ye yükseldi. Fiyat artışında sera ürünleri liderliği paylaştı; salatalık ve domates 15 TL’ye çıktı. Patlıcan, kabak, biber 20 TL’den satıldı. Sadece havuç ve balkabağının fiyatı sabit kaldı, fiyatı düşen sebze olmadı. Ortalama sebze kg fiyatı 10,74 TL oldu. Portakal ve mandalina fiyatları sabit kalırken semt pazarlarında en çok tercih edilen diğer tüm meyvelerde fiyatlar yükseldi. Fiyatı düşen meyve olmadı. Ortalama meyve kg fiyatı 10,38 TL’ye çıktı. 22’si sebze ve 9’u meyve olmak üzere toplam 21 üründeki fiyat değişimi hesaplamada dikkate alındı. Ortalama meyve-sebze kg fiyatı 10,56 TL’ye kadar yükseldi.
  • Ayçiçek yağı ve tereyağının fiyatları düştü. Zeytinyağı ve margarinin fiyatı %7’den az düşüş gördü.
  • Siyah ve yeşil zeytin, reçel ve pekmez fiyatı KDV indiriminden daha çok arttı. Tuz, ıhlamur, çaydaki düşüş ise %7’den az oldu.

Resmi verilere göre gübre ve toprak geliştiricilerin fiyatlarındaki yükselişin yüzde 150’yi aştığının anımsatıldığı açıklamada, “Markette ve pazarda sepet tutarı arttıkça zorlanan tüketici, almaktan vazgeçip ürünlerin bazılarını bırakmaya başladı. Akaryakıt, doğalgaz, elektrik gibi enerji giderleri de hane halkı üzerinde büyük bir yük oluşturmaya devam etti” ifadeleri yer aldı.

Raporda Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgal harekatı başlatmasına ilişkin gelişmeler de değerlendirilirken “Rusya ve Ukrayna’dan ithal edilen buğday, arpa, soya, mısır, ayçiçeği gibi ürünlerin tedarikinin bu araştırının hazırlandığı günlerde başlayan askeri operasyon sebebiyle eğer önlem alınmazsa önümüzdeki aylarda ülkemizdeki un, ekmek, yumurta, et ve bitkisel yağların fiyatlarının yükselmesine neden olabileceği uzmanlar tarafından ifade edildi.” görüşü dile getirildi.

Paylaşın

Ekoloji Birliği’nden 6 Muhalefet Partisine Mektup

Ekoloji Birliği, altı muhalefet partisine 28 Şubat günü açıklayacakları mutabakat metni öncesinde bir mektup yollayarak talep ve önerilerini parti ve ittifak programlarına dahil etmelerini istedi.

Ekolojik bir düzen ve halkın refahı için; enerji, madencilik, orman, su, tarım, ekolojik eğitim, iklim krizi, hukuk ve mevzuat, savaş başlıklarında hazırlanan ve parti genel merkezlerine gönderilen mektupta şu ifadeler yer aldı:

“Sizlerin de bildiği gibi ülkemiz AKP iktidarı altında büyük bir ekolojik yıkım yaşıyor ve doğal ve kültürel varlıklarımız talan ediliyor. İklim krizi tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kuraklığa, sellere, orman yangınlarına, aşırı iklim olaylarına neden oluyor ve acısını da başta yoksul halk, kadınlar ve çocuklar olmak üzere tüm halkımız çekiyor.

“Bizler, Ekoloji Birliği olarak, tüm bileşenlerimizle birlikte bu yıkım ve talan politikalarına karşı mücadele ediyor, havamızı, toprağımızı suyumuzu, yaşam alanlarımızı savunuyoruz. Bu süreçte de çeşitli baskı ve cezalara maruz kalıyoruz. AKP ve MHP iktidarına karşı partilerinizce oluşturulmakta olan Millet İttifakının programının 28 Şubat 2022 tarihinde açıklanacağını öğrendik.

“Ekolojik bir düzen ve halkın refahı için, enerji, madencilik, orman, su, tarım, ekolojik eğitim, iklim krizi, hukuk ve mevzuat, savaş başlıklarında, programınızda dikkate alınması dileği ile aşağıdaki talep ve önerilerimizi sizlerle paylaşmak istedik.”

Enerji

Enerjinin Türkiye’de bir “sermaye birikimi alanı” olarak düzenlendiğine değinilen mektupta bu başlığın “toplumsal kamuculuk anlayışı” ile yeniden ele alınması gerektiği söylendi

Öncelikle enerji talebinin azaltılmasının zorunlu olduğu belirtilerek şu talepler sıralandı:

  • Sanayi sektörü içinde elektrik talebinde önemli bir yeri olan ve aynı zamanda kirletici olan demir çelik sanayi ve çimento sanayiinde üretim halkın ihtiyacı gözetilerek gerçekleştirilmeli, gelişmiş ülkeler için ucuz iş gücü ve atık deposu olmaktan çıkartılmalı ve bu sektördeki elektrik üretimi acilen azaltılmalıdır.
  • Son yıllarda sayıları oldukça fazla artan ve klimaları, soğutucuları ve aydınlatma sistemleri ve uzun süren mesai saatleri ile oldukça fazla enerji tüketen AVM’ler için gerekli önlemler alınmalı, çalışma saatleri azaltılmalıdır.
  • Elektrikli ev aletlerinde ve aydınlatma sistemlerinde tasarruflu teknolojilerin kullanımı ve vatandaşın bu teknolojilere ulaşımı desteklenmelidir.
  • İnşaat sektöründe enerji verimliliğinin uygulanması ve binalarda yalıtım için uzun süredir bekletilen yasal düzenlemeler acilen yerine getirilmeli, yeni teknolojiler desteklenmelidir.  Kendine yeten binalar zorunlu hale getirilmelidir.
  • Enerjiyi yoğun kullanan mega projelerden acilen vazgeçilmelidir.
  • Yoğun enerji kullanan mega kentler ve yerleşimler yerine kırsala dönüş ve az enerji kullanan yerleşkeler teşvik edilmelidir. Kentler düşük enerji kullanımına göre yeniden tasarlanmalıdır.
  • Daha fazla kar elde etmek için üretimi aşırı arttırmak ve tüketimi özendirmek yerine, doğada varlıkların sınırlı olduğu bilinci ile, toplumun varsıl kesimleri için tasarruf ve küçülme politikası zorunlu hale getirilmelidir.
  • Bireysel ulaşım çözümleri kısıtlanarak ekonomik toplu taşıma altyapıları geliştirilmelidir. Fosil yakıt kullanımını arttıran yük ve yolcu taşımacılığında karayolu ulaşımı yerine demiryolu ve denizyolu ulaşımı için gerekli altyapılar acilen kurulmalıdır.

Elektrik enerjisi üretimi için öneriler:

  • Elektrik toplam kurulu gücü halkın gerçek ihtiyacına göre bilimsel verilerle saptanmalı ve üretim gerçek talebe göre planlanmalıdır. Üretim fazlası engellenmelidir.  Enerji üretiminde belirli bir plan dahilinde öncelikle kömür olmak üzere doğal gaz, petrol gibi fosil yakıtlardan çıkılmalıdır.
  • Enerji üretimi yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanmalıdır. Ancak hiç bir enerji masum olmadığı ve yenilenebilir enerji üretiminde de metalik madenler ve soy metaller, nadir toprak elementleri kullanılmak zorunda olduğundan ve bu tür faaliyetler de ekosisteme mutlaka zarar vereceği için kaynak kullanımında, yer seçiminde mutlaka hassas olunmalı ve gerçekçi Çevresel Etki Değerlendirmeleri yapılmalıdır.
  • Enerji üretim alanları kısıtlanmalı, orman ve tarım alanlarının, meraların, su kaynaklarının, yaşam alanlarının zarar görmesi engellenmelidir. Fabrikaların, konutların, alışveriş merkezlerinin, otoparkların, pazar yerlerinin çatı ve cepheleri, otoyollar güneş sistemleri için yeterince değerlendirilmeli bu konuda uygun, ucuz teknolojilerin geliştirilmesi sağlanmalıdır. İmar mevzuatında özendirici gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Enerji üretimi kar hırsıyla gözü dönmüş tekelleşmiş özel şirketler yerine, kamu ve ihtiyaca göre şekillenmiş, piyasalaşmamış ve yerel yönetimlerce desteklenen, vatandaşın kurduğu komünal enerji kooperatifleri eliyle gerçekleştirilmeli, bu nedenle enerji kooperatifleri önündeki her türlü mevzuat ve altyapı engeli kaldırılmalıdır.
  • Şirketlere ödenen teşvikler ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destek Mekanizmaları (YEKDEM) destekleri kaldırılarak bu kaynak “Vatandaşın Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri” ne verilmelidir.
  • Yerel üretim desteklenmelidir.

Enerji demokrasisinin sağlanması için öneriler:

  • Yoksul halkın zorunlu elektrik ve yakıt ihtiyacı kamu tarafından ücretsiz ve kesintisiz bir şekilde sağlanmalıdır. Vatandaşın enerji yoksulluğu çekmesi önlenmelidir.
  • Enerji tarifeleri vatandaşın geliri ve maaşları gözetilerek ödeyebileceği makul seviyede tutulmalı ve 2022 başında getirilen zamlar acilen geri alınmalıdır.
  • Fosil yakıtlardan çıkışta zarar görecek işçi ve emekçiler için yeni iş olanakları yaratılmalı ve mağdur olmaları engellenmelidir.

Enerji güvenliğinin sağlanması için öneriler:

  • Dışa bağımlı politika terk edilmelidir. Uluslararası enerji anlaşmaları şirketlerin değil toplumun çıkarına göre düzenlenmelidir.
  • Zorunlu miktarda üretimin ve dağıtımın devamlılığının sağlanması için gerekli planlamalar ve denetimler yapılmalıdır.

Madencilik

Cerattepe’den Kazdağları’na, Murat Dağı’ndan Munzur’a, Erzincan’dan Fatsa’ya, İkizköy’den İkizdere’ye, ülkenin her karış toprağının maden şirketlerinin talanıyla karşı karşıya olduğu belirtilen mektupta Biga Yarımadası’nın yüzde 79’u, Muğla’nın yüzde 59’u, Artvin’in yüzde 71’inin maden sahası olduğu hatırlatıldı.

Madenciliğin kamusal, toplumsal ihtiyacını karşılamak yerine, çok uluslu ve yerli şirketlerin karına kar katmak amacıyla doğayı ve yaşam alanlarını yok eden bir sermaye birikim aracı haline geldiği kaydedildi. Şu öneriler sıralandı:

  • Madencilik ancak uygun yerlerde, bilimsel çevre etki değerlendirmesi yapılarak ve denetlenerek, ancak yerin altının üstünden daha değerli olması durumunda, vatandaşın gerçek ihtiyacına göre belirlenecek en az miktarlarda yapılmalıdır.
  • İhracat amacıyla yer altı kaynaklarının hoyratça sömürülmesi ve rant aracı haline getirilme engellenmelidir.
  • Madenler sıkı bir şekilde bilim kurullarınca denetlenmeli ve Şebinkarahisar, Ayvalık, Kütahya vb. gibi yerlerde daha önce yaşanan atık barajı yıkılması gibi kazaların yaşanmasına engel olunmalı ve vukuu halinde de en ağır cezalar verilmeli ve rehabilitasyonunun yapılması sağlanmalıdır.

Tarım

Türkiye’nin tarımda geldiği nokta mektupta şu sözlerle anlatıldı:

“AKP hükümetlerinin uyguladığı yanlış politikalar sonucu, üretici olan köylü üretimden çıkıp tüketici olmaya başladı. İthal edilen ürünlerin tamamı daha önce Türkiye’de üretiliyordu. Fakat üretme yerine, çiftçiyi ‘İthalatla terbiye etme’ politikası uygulandı. Tarım değersizleştirildi. Ülke dışarıdan ot, saman, hayvan, Suriye’den çoban ithal eder hale getirildi. Organik tarıma verilen destek düşürüldü.

“Tohumculuk Kanunu ile köylünün tohum alım satımı ve kendi tohumunu ayırması yasaklandı. Atalık tohumlar yok edildi ve üretici hibrit tohumlara mahkum edildi.

“Hayvancılıkta da üretici söz sahibi olmaktan çıkarıldı. Ülkemizde mera alanları hızla daraldı, meralar işgal edildi, amaç dışı kullanım arttı, ekolojik yıkım gerçekleştirildi.”

Talep ve öneriler şöyle sıralandı:

  • Orta ve uzun vadeli, stratejileri belirlenmiş ulusal bir tarım politikasıyla üretimin planlanması, havza modelinin gerçek anlamda uygulanması, ekilmeyen tarım arazilerinin ekilerek üretimin arttırılması önceliklendirilmelidir.
  • Tarımsal üretim örgütlerine pazarlama konusunda da destekler sağlanmalı, yerel yönetimlerle iş birliği yapılarak şirket zincir marketleri yerine tanzim satış zincir marketlerin önü açılmalıdır.
  • Agroekoloji, insan sağlığı için olduğu kadar çevreyi, toprağı koruyan bir sistemidir. Agroekolojik uygulamalar hastalık riskini azalttığı, toprağı koruduğu, su kaynaklarını heba etmediği, kırsal nüfusu ve yerel çiftçiliği koruduğu, GDO’lara izin vermediği için, hayvan refahı sağladığı için desteklenmeli ve teşvik edilmelidir.
  • Tarımın temel sorunlarına bilimsel, ekolojik çözümler getirilmeli, yoksul halkın gıda ihtiyacını garanti altına alacak çözümler üretilmeli, tarım üretim ve pazarlama kooperatifleri desteklenmelidir.

Orman 

Mektupta, Orman Kanunu’nda yapılan çok sayıda değişiklikle ormanların enerji ve maden projelerine ve turizm projelerine açıldığı ve çok miktarda ormanın söz konusu projeler nedeniyle kaybedildiği aktarıldı.

Günümüzde ormancılık dışı amaçlarla kullanılan fakat orman ekosistemi olma özelliğini yitirmiş alan miktarının ise 700 bin hektarı geçtiği bilgisine yer verildi. Talep ve öneriler:

  • Ormancılık faaliyetleri ormandan gelir elde etmekten çok koruma, bakım, geliştirme noktasında arttırılmalıdır.
  • Orman varlığının arttırılması için “Geleceğe Nefes” gibi gerçekçi ve bilimsel olmayan projeler yerine, bozkır, mera ekosistemleri de gözetilerek, uygun alanların ağaçlandırılması yapılmalıdır.
  • Ağaçlandırma çalışmalarında orman biyoçeşitliliğine, yörenin özelliklerine uygun bilimsel projeler hazırlanmalı ve monokültür ormancılıktan kaçınılmalıdır.
  • Ormanların yangınlardan korunması ve hızlı müdahale için orman ekologları ile birlikte hazırlanacak projeler hayata geçirilmeli, gerekli ve yeterli donanıma sahip orman yangın filosu oluşturulmalıdır.
  • Orman köyleri ile ormanı koruyacak ancak köylülerin de ormandan zarar vermeden yararlanabilecekleri ortak projeler üretilmeli ve köylülerin gelir azlığı nedeniyle köylerinden ayrılmalarının önüne geçilmelidir.
  • Orman alanlarına; tabiat parkı, kent ormanı, rekreasyon alanı, orman içi dinlenme alanı şeklinde statüler vererek tamamen farklı amaçlar için kullanıyor. Ormanlar rekreasyon için de kullanılabilir ancak çok dikkatli olmak gerekir. Ama anayasa gereği bu alanlar devlet tarafından yönetilmelidir.
  • Rekreasyon denilince insanların yürüyüş yaptığı, koştuğu, çocuklarını, hayvanlarını gezdirdiği, kitap okuduğu, dinlendiği, kuş seslerini dinlediği yerler anlıyoruz. Ama bu alanlar düğün salonlarına, at gezinti alanlarına, alışveriş alanlarına, değişik aktivitelerin olduğu, bir şirkete ya da şahsa rant sağlayacak alanlara dönüştürülüyor. Bu alanların rant aracı haline çevrilmesinin önüne geçilerek toplumsal yarar için kullanımına olanak verilmelidir.
  • Orman niteliği keybettirilmiş olan alanların 2B vb. karalarla orman dışına çıkartılarak imara ve diğer rant projelerine tahsisi engellenmeli ve ormana yeniden kazanımı sağlanmalıdır.
  • Ormanlık alanlarda yapılan madencilik sonucu ortaya çıkan eski maden alanları ekolojik yöntemlerle rehabilite edilerek yeniden ormana kazandırılmalıdır.

Su

Mektupta; endüstriyel üretim, atık sular, iklim krizi, yanlış kullanım ve kirleticiler gibi birçok etken nedeniyle zaten kritik seviyede olan su kaynaklarının tükendiğine dikkat çekildi.

“Suyun temel bir insan hakkı olarak değil de ekonomik bir mal olarak algılanması suyun metalaştırılması sürecini hızlandırmıştır” denildi. Talep ve öneriler şöyle sıralandı:

  • Sanayide su kullanımı, su kaynaklarının mevcut durumuyla uyumlu olarak gerçekleştirilmelidir. İnsan faaliyetlerinin ekolojik sisteme zarar vermemesi için kullanım alanlarının ve kaynakların potansiyellerinin göz önünde bulundurularak bütünleşik bir planlama yapılması gerekmektedir.
  • Üretim sürecinin hem fazla su kullanarak, hem de atık suyu kontrolsüz deşarj ederek ortaya çıkarmış olduğu iki yönlü tahribat su kaynaklarının gözetilmesi, devletin yasa ve yönetmelikler aracığıyla denetim yapması ve çevrenin korunmasına ilişkin politikaların geliştirilmesi ile önlenebilir.
  • Türkiye’nin su politikası ithal enerji kaynaklarına bağımlılıktan kurtulma, tarımsal üretimi arttırma ve gıda güvenliğini sağlama, kentsel, kırsal alanlardaki artan su ihtiyacını karşılama, ülke içindeki bölgesel, ekonomik ve sosyal dengesizlikleri giderme, halkın hayat standardını yükseltme hedefleriyle eşgüdümlü olarak gerçekleştirilmelidir.
  • Su yaşamdır.  Kamusaldır. Suyun ticarileşmesi kabul edilemez ve neo-liberal küresel politikaların ve özel şirketlerin insafına terk edilemez.
  • Su politikaların geliştirilmesinde ve gerekli yasal-yönetsel yapının oluşturulmasında, ilgili tüm ulusal kurum, kuruluş ve sivil toplum örgütlerinin katkı ve katılımı sağlanmalıdır.
  • Ülkemizde suya ilişkin yeterli yasal düzenleme bulunmaktadır. Ancak ülkemiz de ileri derecede, ekosistemin yararını koruyacak nitelikte bir “su yasası” hazırlanması ve uygulanma zorunluluğu ile su varlığının korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekmektedir. Alınacak önlemlerin, kamusal işbirliği içerinde merkezi yönetim, yerel yönetimler, meslek odaları, bilim insanları, yörede yaşayan paydaşların katılımıyla yapılması, sulak alan yönetimi için stratejik planlamaların oluşturulması gerekmektedir.
  • Çevresel Etki Değerlendirme Raporları bugün artık gerçek durumu yansıtmaktan uzak hale gelmiştir. Bilimsel olmayan verilere dayanarak hazırlanan ÇED raporları birer formaliteye dönüşmüştür. Ayrıca büyük bir yoğunlukla yapılan projeler için hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirme Raporları gelecek durumu yansıtmaktan oldukça uzak kalmaktadır. “Bütünlüklü Bir Etki Değerlendirme Raporlarının” düzenlenmesi gerekmektedir.
  • Bilimin, çağın gerçeklerine, doğrularına uygun politikalar izlenmelidir.

Ekolojik eğitim

  • Eğitim sistemimizin her kademesinde, eğitim içeriklerinde ekoloji eğitimine yer verilmeli, doğa koruma bilincinin geliştirilmesi hedeflenmelidir.
  • Okullar köy enstitüleri modellerine uygun olarak ekolojik üretim ile birlikte tasarlanmalıdır.
  • Üniversitelerin ekoloji konusunda bilimsel araştırma yapabilmeleri için gereken ödeneklerin ayrılması zorunlu hale getirilmelidir.
  • Bilim insanlarının enerji ve maden projeleri ve diğer kirlilik kaynakları ile ilgili araştırma yapmaları desteklenmelidir.

Çevre mevzuatı ve hukuk

Çevre Kanunu ve ÇED Yönetmeliğinin sayısız kez değiştirildiği belirtilen mektupta, şirketlerin enerji ve madencilik yatırımları ile inşaat sektörünün faaliyetlerinin iyice kolaylaştırıldığı, buna rağmen denetim görevinin hafifletildiği kaydedildi.

  • Çevre Kanunu ve ÇED Yönetmeliği yeniden ele alınarak hukukçular, bilim insanları ve ekoloji örgütlerin görüş ve önerileri doğrultusunda gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Halkın karar alma süreçlerine katılımı sağlanmalıdır. Asıl karar verici mercii, ÇED toplantılarında halkın aldığı tavır olmalıdır.
  • “ÇED Olumlu” kararlarının iptali durumunda şirketlerin yeniden rapor hazırlamalarının önünü açan 2009/7 sayılı genelge çok acilen yürürlükten kaldırılmalıdır.
  • Çevre davalarının kamu davası sayılması, harç ve masraflarının tamamının adli yardımdan sağlanması için yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Ayrıca dava açma sürelerine getirilen kısıtlamalar ve azaltmalar nedeniyle de sürelerin kaçırılması ile karşı karşıya kalınmaktadır. Çevre davalarında sürelerin uzun tutulması ve geriye dönük davalar açılabilmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Sağlıklı çevrede yaşama hakkı aynı zamanda gelecek kuşakların yaşama hakkının sağlanması sorumluluğudur. Bu nedenle dava açma hakkını sınırlandıran yargısal uygulamalar son verecek yasal düzenleme yapılmalıdır.

İklim krizine karşı mücadele için acil önlemler

  • IPCC önerileri doğrultusunda, 1,5 derece ısınma hedefine uygun karbon salımını azaltmak için 2030’a kadar kademeli olarak kömürden çıkılmalıdır. Bu süreçte mağdur olacak çalışanlar ve aileleri için özel önlem paketleri hazırlanmalıdır.
  • 2050’de karbon nötr hale gelebilmek için tüm sektörlerde karbon salımlarını düzenleyecek önlemleri alınmalıdır.
  • Bu süreçte iklim krizinden etkilenen yoksul halk için destekleme mekanizmaları kurulmalı ve gerekli kaynak yaratılmalıdır. Kaynağı ise kirletenden ve krize neden olan şirketlerden alınmalıdır.
  • İklim krizinden etkilenen tarım sektöründe tarımsal üretimin devamının sağlanması için gerekli önlemler acilen alınmalıdır.
  • İklim değişikliğine yol açan enerji, madencilik, inşaat, ticaret gibi sektörlerdeki faaliyetler toplumsal ve kamusal ihtiyaç dahilinde en az seviyeye indirilmelidir.
  • Ulaşımda hızlıca toplu taşımaya geçilmelidir.
  • Çalışma saatleri düşürülmelidir.
  • Enerji verimliliği ve enerji tasarrufu konusunda çok somut adımlar atılmalıdır.

Savaş

Mektubun son kısmında, “Savaşlar hem savaş ekonomisi ve silah üretimi nedeniyle hem de silahların kullanımı sonrası ekolojik yıkımlara yol açmaktadır. Hem doğanın hem de onun bir parçası olan insanın ve diğer canlıların yaşamlarının yok olmasına neden olmaktadır” denilerek şu talepler sıralandı:

  • Silah üretimi acilen durdurulmalı ve ülke içi ve dışında barış politikası izlenmelidir.
  • Rusya ve Ukrayna arasında başlayan savaşın durdurulması için acilen gerekli girişimler yapılmalıdır.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Tunç Soyer’den Cumhurbaşkanı Adaylığı Açıklaması

Cumhurbaşkanlığı tartışmalarına yönelik açıklamada bulunan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, “CHP içinden bir aday ismi önerilecekse, önceliğin Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na verilmesi uygun olur” dedi.

Cumhuriyet’ten Tuncay Mollaveisoğlu’na konuşan Soyer, cumhurbaşkanı adaylığı tartışmaları hakkında değerlendirmelerde bulundu.

“‘Cumhurbaşkanı adayı kim olmalı?’ sorusu ülkenin gündeminde… Muhalefet partileri ‘isim için erken’ diyor. Siz ne düşünüyorsunuz?” sorusuna Soyer, “Ülkemizin yeniden demokratik bir zemine oturması, hak ve özgürlükler adına evrensel standartların hâkim kılınması, yargı bağımsızlığının güvence altına alınması ve çarşı-pazarı yangın yerine çeviren ekonomik çöküşe son verilmesi açısından Millet İttifakı’nın attığı adımları son derece önemli buluyorum. Ama bugünün meselesi adayın kim olacağı değil, sistemin nasıl kurulacağıdır. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun birleştirici tavrı ve öncülüğüyle altı lideri aynı masada toplayan kararlılık, elbette ilerleyen süreçte aday isminin belirlenmesi noktasına da ulaşacaktır” dedi.

İBB Başkanı Soyer, şöyle devam etti:

“Bu aşamadan sonra özellikle bizler gibi makamı gereği daha fazla sorumluluk sahibi olması gereken kişilerin gönlümüzden geçen isimleri zikrederek liderleri de zor durumda bırakmaması daha doğru olur. Zaten Millet İttifakı’nın dışında kalan unsurlar bu konuyu neredeyse her gün gündeme getirip ekranlara taşıyor. Ben bu tuzağa düşülmemesi gerektiği inancındayım.”

Tunç Soyer, “Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanı adaylığına nasıl bakıyorsunuz?” sorusuna şöyle yanıt verdi: Eğer CHP içinden bir aday ismi önerilecekse, önceliğin Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na verilmesi uygun olur.

Paylaşın