Derbide Kazanan Galatasaray

Süper Lig’in 29. haftasında oynanan derbide Galatasaray sahasında Beşiktaş’ı 2-1 yendi. Nef Stadyumu’nda oynanan mücadelede sarı-kırmızılıların golleri 22 ve 32. dakikalarda Kerem Aktürkoğlu’ndan geldi. Beşiktaş’ın golünü ise 85. dakikada Rıdvan Yılmaz kaydetti.

Haber Merkezi / Galatasaray, perşembe günü Barcelona ile evinde UEFA Avrupa Ligi son 16 turu rövanş maçına çıktıktan sonra ligde Gaziantep FK deplasmanına gidecek. Beşiktaş, gelecek hafta Hatayspor’u Vodafone Park’ta konuk edecek.

Karşılaşmadan dakikalar;

3. dakikada ceza sahası sağ çaprazından içeri giren Rosier’in sol ayakla vuruşunda, meşin yuvarlak auta gitti. 8. dakikada Elabdellaoui’nin soldan ortasında Mustafa Muhammed topa arka direkte kafayla vurdu, meşin yuvarlak az farkla dışarı çıktı.

15. dakikada sağdan kullanılan köşe vuruşundan Ghezzal’ın ortaladığı topu ön direkte Necip Uysal arkaya çevirdi. Kaleye giden topu Kenan Karaman’dan önce Elabdellaoui müdahale ederek kornere çıkardı. 17. dakikada Kerem hızlı gelişen Galatasaray atağında topu sağına çekip, ceza sahası çizgisi üzerinden vurdu, Rosier’e de çarpan topu Ersin Destanoğlu parmak uçlarıyla çıkartı.

22. dakikada Feghouli’nin pasında topla buluşup sağ kanattan ceza sahasına giren Muhammed, savunmada Necip ve Vida’nın markajı altındayken meşin yuvarlağı sol taraftaki Kerem’e aktardı. Bu oyuncunun müsait pozisyondaki vuruşu ağlarla buluştu (1-0).

32. dakikada sağ kanattan Umut Meraş ile girdiği ikili mücadele sonrası meşin yuvarlağın sahibi olan Mustafa Muhammed’in bekletmeden ceza alanına gönderdiği ortada Kerem, altıpas çizgisi önünde yaptığı vuruşla hem kendisinin hem de takımının ikinci golünü kaydetti (2-0).

56. dakikada Rosier sağ kanattan ortaladı, Larin iyi yükseldi penaltı noktası üzerinden kafayı vurdu ancak yandan dışarda. 65. dakikada Kerem savunma arkasına sarkan Mohammed’i gördü, Mısırlı golcü vurdu, Ersin çıkardı, dönen topa Mohammed bir kez daha vurdu, Vida çizgiden çıkardı!

85. dakikada sağ kanattan Rosier’in ceza alanına yerden ortasında Ghezzal’ın dokunuşuyla hafif sol çaprazda topla buluşan Rıdvan’ın, Nelsson’u çalımlayıp kaleyi karşısına alarak yaptığı vuruşta meşin yuvarlak Pena’nın bacaklarının arasından filelere gitti (2-1).

Stat: Nef

Hakemler: Atilla Karaoğlan, Serkan Ok, Candaş Elbil

Galatasaray: Pena, Elabdellaoui (Sacha Boey dk. 67), Victor Nelsson, Marcao, Patrick van Aanholt, Berkan Kutlu, Taylan Antalyalı, Emre Kılınç (Ryan Babel dk. 68), Feghouli (Cicaldau dk. 46), Kerem Aktürkoğlu (Ömer Bayram dk. 81 ?), Mustafa Muhammed (Gomis dk. 68)

Beşiktaş: Ersin Destanoğlu, Rosier, Vida, Necip Uysal, Umut Meraş, Can Bozdoğan, Atiba (Josef dk. 46), Ghezzal, Teixeira (Rıdvan Yılmaz dk. 79), Kenan Karaman (Larin dk. 38), Güven Yalçın (Batshuayi dk. 39)

Goller: Kerem Aktürkoğlu (dk. 22 ve 32) (Galatasaray), Rıdvan Yılmaz (dk. 85) (Beşiktaş)

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 133 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 24 bin 404 yeni vaka tespit edilirken, 133 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,23 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,02 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 319 bin 649 test yapılırken, 24 bin 404 yeni vaka tespit edildi. 133 kişi hayatını kaybederken, 38 bin 812 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,23 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,02 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 146 milyon 273 bin 906’ya yükseldi.

En az iki doz aşı uyulananların oranı en yüksek 10 il sırasıyla Osmaniye, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa oldu. En az iki doz aşı yapılanların oranı en az iller ise, Şanlıurfa, Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ olarak sıralandı.

Bakanlığın 13 Mart verilerine göre, dün 298 bin 252 test yapılmıştı. Dün, 17 bin 426 vaka tespit edilirken, 138 kişi hayatını kaybetmiş ve 35 bin 568 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

HDP’den Seçim Yasası İlişkin Açıklama: Yeniliyoruz, Düşüyoruz…

AK Parti ve MHP’nin hazırladığı seçim yasası teklifini değerlendiren HDP’li Bektaş, “Temel hatlarına baktım. Tamamen kendi bekalarını sağlamak için hazırladıkları bir teklif. Millet İttifakı ve diğer ittifaklara karşı temel bir hamle bu. Demokratik bir teklif değil. ‘Yeniliyoruz, düşüyoruz’ demenin bir adı ve bir itiraf. Gidişlerini hiçbir kanun teklifi durduramaz. Çatlak o kadar büyük ki yamalarla, boyalarla kapatamayacaksınız” dedi.

Haber Merkezi / “HDP 2015’te barajları yerle bir ettiği ve baraj artık küçük ortak aleyhine olduğu için onu kurtarmak için bir teklif bu. Bu bir siyasi rüşvet” diyen Beştaş, “Bütün anketler MHP’nin baraj altında olduğunu gösteriyor. Bu seçim yasası bir aciliyet değil. Ortakların kendi arasında anlaştığı kimseye sormadığı bir teklif. Bir-iki yıldır aralarında kavga mı ediyorlar, tartışıyorlar mı ne yapıyorlar bilmiyorum ama kolay anlaştıklarını biliyorum. Uzunca bir zamandır ellerindeydi ama getirilemiyordu ancak şimdi getirildi. Baraj yüzde 7’ye indiriliyor. MHP için indirildiğini herkes biliyor. Kendi gelecekleri için epey düşünmüşler. Küçük ortağa bir siyasi rüşvet ve hediye bu” ifadelerini kullandı.

Yeni düzenlemeyle ittifaklardan küçük partilere sağlanan katkının kaldırıldığını belirten Beştaş, “İttifaktaki her partinin aldığı oy milletvekili seçimine yetiyorsa milletvekili çıkarabilecek. Sadece ittifaktaki partiler için yüzde 7 barajı kaldırılmış oldu. İttifak içinde az oy alan, o oyla milletvekili çıkarabilecek iken artık çıkaramıyor. Bu çok dikkat çekici bir düzenleme. Oylar doğrudan partilere gidecek. Bu daha çok tartışılacak. Milletvekili seçimlerinde ittifak bu teklifle resmen sonlandırılıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi için ise ittifak devam ediyor” yorumu yaptı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Beştaş, şunları söyledi:

“Son günlerde çok tartışılan bir mesele var. 14 Mart Tıp Bayramı. Türkiye ve benzeri ülkelerde bayram olarak kutlanması neredeyse unutuldu. Sağlık emekçileri taleplerini dile getirdiklerinde de ağır hakaret ve baskılara uğramaya devam ediyor. Onlar da bir şekilde taleplerini dile getirmeye, iktidara duyurmaya çalışıyorlar. İktidar ise kafasını kuma gömme siyasetine devam ediyor ya da hakareti tercih ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan en son kadın muhtarlarla yaptığı toplantıda, ‘‘Varsın gidiyorlarsa gitsinler, biz de gerekirse yeni mezunları istihdam ederiz.’’ dedi. Neresinden tutulur bilmiyorum gerçekten. Cumhurbaşkanı ve iktidarının küçük ortağıyla beraber nelerin umurlarında olmadığını öğrenmiş olduk.

Hastanede liyakati iyi olanlar yerine yeni bitiren sağlık emekçilerini istihdam ederiz diyor. Burada önemli olan sağlık emekçilerinin bir ülkedeki rolleridir. Hepimizin 7’den 70’e gittiği, bizleri tedavi eden, sağlıklı bir yaşam için olmazsa olmaz olan bir kesimin bu şekilde hakarete maruz bırakılmasını asla kabul etmiyoruz. Bu sözler hem sağlık hakkının hem de vatandaşın sağlığının hiç önemli olmadığı gerçeğini iktidar nezdinde bir kez daha ortaya koymuştur. Bu iktidarın sağlık emekçilerine ihtiyacı yok. Çünkü kendileri istediklerinde yanlarında özel doktorlarla dünyanın her tarafını dolaşıyorlar.

İhtiyaçları olan bolca para ve 5’li çeteler, işleri güçleri bu. Sağlık emekçileri Türkiye’nin onurudur, yüz akıdır. İki günlüğüne iş bırakma eylemine gidiyorlar, büyük g(ö)rev diye niteliyorlar. Sağlık emekçilerinin yanlarındayız, destekliyoruz; haklarının, taleplerinin bir an önce karşılanması gerektiğini tekrar söylüyoruz. Şunu da müjde olarak vermek istiyorum. Kapıyı gösterenler gidecek; sağlık emekçileri, doktorlar burada kalacak ve hep birlikte yaşayacağız. 14 Mart’ı gerçek bir bayram olarak kutlayacağımız günlere diyerek yeniden 14 Mart Tıp Bayramını kutluyorum.

“Biz barışı savunuyoruz ve bunda istikrarlıyız; herkes için barış istiyoruz”

Ukrayna-Rusya savaşı dünya ve Türkiye’nin gündeminde. Bu savaş ile birlikte iktidarın bir yüzünü daha gördük. Rüzgar gülü gibi bir dış politika izliyorlar. Rüzgar nereye dönerse AKP iktidarının da yüzü oraya dönüyor. Erdoğan bu ara barışsever kesilmiş. Hayret ediyorum gerçekten. Müzakereci rolüne bürünmüş, Ukrayna savaşını bitirmek için çözüm ve barış sözlerini kuruyor ama gelin bakın ki içeride tam bir savaş politikası yürütüyor.

Kendi yurttaşına, Kürtlere karşı içeride ve dışarıda düşmanlığını sürdürüyor. Barış savunucusu gibi görünmesi bu ara moda oldu. Bunu da sanki halk yutacakmış, Erdoğan’ın barış sever olduğunu kabul edecekmiş gibi garip bir hezeyanla yapıyorlar. Tabii ki biz barışı savunuyoruz. Ama istikrarlı ve herkes için barış istemenin ne kadar değerli olduğunu söylemek istiyorum. Sürdürülebilir bir barış politikası hem içeride ve dışarıda lazım. Halkların onurlu ve eşit bir şekilde yaşamını savunmak HDP’nin politikasıdır.

“AKP iktidarı İsrail-Filistin çatışmasını iç siyasete malzeme ediyor”

Geçen hafta İsrail Cumhurbaşkanı Herzog Erdoğan ile görüştü 14 yıl sonra. HDP olarak elbette İsrail ile diplomatik ilişkilere karşı değiliz. Bu ilişkilerin başta Filistin halkı olmak üzere bütün Ortadoğu halklarının yarına olmasına isteriz. Ancak AKP iktidarı on yıldan uzun süredir İsrail-Filistin çatışmasını iç siyasete malzeme etmekten geri durmuyor. Antisemitizmi körüklediği gibi Filistinlilerin kendi topraklarında özgürce yaşamaları için bir katkı yapmaktan da uzaktır politikaları. Filistin halkı çok ağır saldırılara maruz kaldı. İsrail devleti de bu politikasını devam ettiriyor.

“Nazım’ın şiirini Filistin zeytinliklerini talan eden Herzog okudu, Afrin zeytinliklerini talan eden Erdoğan dinledi”

Bu görüşmede en dikkat çekici şey Nazım Hikmet’in yaşamaya dair şiirinin okunmasıydı. İnsan dinlerken Filistinlilerin zeytin ağaçlarının nasıl talan edildiğini ve Afrin’deki zeytinliklere yönelik uygulamaları, zeytinlerin Türkiye’ye getirilmesini de düşünmeden edemiyor. Zeytin ağacının anavatanı Filistin’in de içinde olduğu Doğu Akdeniz Havzasıdır. Antik Helen ve Mezopotamya medeniyetlerinde zeytin ağaçlarına büyük bir kutsallık atfedilir. Zeytin ağacı barışın sembolüdür ama bu yüzyılda talanın ve işgalin sembolü oldu. Bu işgaller Filistin’de olduğu gibi Kürt coğrafyasında da zeytin dalı gibi adlar konularak devam ettiriliyor.

Afrin zeytinliklerini talan eden Erdoğan dinledi, Filistin zeytinliklerini talan eden Herzog ise şiiri okudu. Biz yapılana mı bakalım, söylenene mi? Tabii ki yapılanı görüyoruz. Bunun ne kadar büyük bir iki yüzlülük olduğunu ifade edelim. Erdoğan Dışişleri Bakanını da Filistin’e göndereceğini ilan etti. 10 yıldan fazladır Gazze’ye gideceğim dedi ama gidemiyor. Şimdi Dışişleri Bakanını gönderecek. Şovunuza alet ettiğiniz topraklarda Filistinliler ölmeye devam ediyor, göçe zorlanıyor ve tutuklanıyor. HDP olarak İsrail ve Filistin halklarının geleceklerinin birbirine bağlı olduğunu düşünüyoruz. Tıpkı Türkiye’de yaşayan Kürt halkı ve Türk halkı ile birlikte diğer halkların özgürlüklerinin ve yaşamlarının birbirine bağlı olması gibidir.

“İsrail bir an önce Filistin’e yönelik ağır ablukayı sonlandırmalıdır”

Filistin halkı özgürleşmediği müddetçe İsrail halkının da demokratik bir ortamda ve özgür olarak yaşama hakkı ortadan kalkıyor, barış hakkı ortadan kalkıyor. İsrail bir önce Filistin’e yönelik ağır ablukayı sonlandırmalı ve dünyanın gözü önünde şeffaf bir şekilde BM’nin çözüm tezi olan 1967 öncesi sınırları esas alarak barışa şans vermelidir. Biz her türlü barış girişimini ve çabayı da destekliyoruz. Ortadoğu’ya yönelik politikaların bütünlüklü olarak ele alınması lazım. Kuzey Doğu Suriye’ye yönelik savaş politikası sürdürülürken, Filistin ve İsrail arasındaki çatışmalarda barış politikası yürütülmesi kabul edilemezdir ve bir sonuç alınamayacağını ifade etmek isterim.

“CHP Genel Merkezi, Bolu Belediye Başkanı hakkında ne düşünüyor?” 

Bolu Belediye Başkanı her gün yeni bir ırkçılık beyanı ile Türkiye’nin gündemini işgal ediyor. Kendisinin mültecilere, kadınlara, Kürtlere karşı ırkçılığını herkes duydu. Dün de partimizi etiketleyerek bir tweet atmış. Ben kendisini muhatap almıyorum, genel merkezlerine sesleniyorum. Genel Başkan düzeyinde Selahattin Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması gerektiği çağrıları yapılırken, 4 Kasım darbesindeki hukuksuzluklar AİHM’den dönmüşken CHP Genel Merkezi Bolu Belediye Başkanı hakkında ne düşünüyor? Sadece Demirtaş’ın fotoğraflarını paylaştığı için bir emekçi kadının işten atılmasını nasıl karşılıyorlar? Buna dair bir söylemleri olacak mı?

“Ekonomik buhrana karşı ÖTV kaldırılsın”

Korona virüste sürü bağışıklığına geçildi. Şimdi ekonomi politikası ile birlikte yoksulluk ve açlık bağışıklığı dönemi başladı galiba. Hepimiz biliyoruz ki açlığı karşı bağışıklık olmaz. Vatandaşlar hayat pahalılığından dolayı alışveriş yapamıyor, ekonomide bütün çarklar durma noktasında. Zamları zam yağmuru diye tanımlamak yetmiyor, akaryakıt ve yağ kuyrukları görülüyor. Erdoğan övünüyordu bizim dönemde kuyruklar yok diye ama artık kendi döneminde de bolca kuyruk var. Bu ekonomik buhrana karşı ÖTV kaldırılsın.

Benzindeki yüzde 27.7, motorindeki yüzde 24.3 vergi oranı kaldırılsın ki vatandaş nefes alsın. Elektrik faturalarına karşı tek çözüm var o da kamulaştırma. Sağlık hakkının mutlaka ücretsiz bir şekilde karşılanması gerekiyor. Bu temel haklardandır. Kendi yandaşlarına yaptıkları vergi affı iptal edilmeli ve faiz giderlerinin ödenmemesi çağrımızı da yineliyoruz. Her gün yeni bir kanun teklifi veriyoruz, Meclis araştırmaları teklifleri veriyoruz ama AKP-MHP oylarıyla reddediliyor. Ne üretici ne de tüketici korunuyor. Emekçilerin halkın halinden hiçbir şekilde anlamıyorlar. Bu açlık ve yoksulluğa karşı bağışıklığa sürükleme kabul edilebilecek bir şey değildir, iktidarın yapabileceği bir konu değildir.

“AKP seçim ekonomisi yaratıyor, finans stoku yapıyor”

Bu arada savaşı da fırsata çevirmek istiyorlar. Fiyatlar dışarıda da artıyor diyorlar ama bu kriz Ukrayna-Rusya savaşından önce de vardı şimdi de var. Bunu dışarıya bağlamının bir izahı yok. AKP bir seçim ekonomisi yaratıyor, finans stoku yapıyor. Bu kadar açlık ve yoksulluğa rağmen talepler karşılanmıyorsa bu stoku önümüzdeki seçimlerde kullanmak üzere bir hazırlık yaptığını söylemek hiç de uzak bir ihtimal değil. Çünkü onlar halkın sofrasını ve cebini değil kendi bekaları için ülkeyi yönetiyorlar. Geçen iki hafta kanun teklifi yok diye arşivde kalan uluslararası sözleşmeler Meclis’e getirildi ama bizim tekliflerimiz gündeme alınmıyor. Vatandaşın talep ettiği asıl meseleler yasama organının önüne bilerek getirilmiyor. Rıza aramak gibi demokrasinin en temel olgularından biri maalesef yok. Basit acil 4 temel önerimiz şudur:

1-Başta 5’li çete olmak üzere 2016 yılından beri vergi istisnası, affı ve muafiyetlerinden yararlanan gerçek ve tüzel kişilerin elde ettiği kazançlar 3 ay içinde geri alınsın.

2-Gençler ve kadınlar başta olmak üzere ölçülü ve kabul edilebilir kamu yararı kapsamında, iş ve işlemlerde bulunan gerçek ve tüzel kişiler geri alımdan muaf tutulsun.

3-Yıllık cirosu 5 milyon TL’nin altında olan ve daha önce söz konusu desteklerden yararlanmış gerçek ve tüzel kişiler geri alımdan muaf tutulsun.

4-Vergi istisnası, affı ve muafiyetinden yararlanan gerçek ve tüzel kişilerin her yılın son Pazartesi günü yararlanma gerekçe ve miktarları şeffaf yönetim ilkesi gereği Hazine ve Maliye Bakanlığınca kamuoyuna duyurulsun.

Biz buna dair kanun tekliflerini sürekli veriyoruz. Bugün Ekonomi Komisyonumuz da ayrıca bir açıklama yaptı. Bu ülke halklarını birazcık seviyorsanız gelin bu teklifleri hemen çıkaralım ve vatandaş biraz rahat nefes alsın.

“Diyarbakır İstinaf Mahkemesi “Kürtlerin ölümü cezasızlık sebebidir” diyor”

Kameralar önünde öldürülen Kemal Kurkut hakkında Diyarbakır İstinaf Mahkemesi meşru sınırlar içinde öldürüldüğünü ve ceza verilemeyeceğini kabul etti. Bu Türkiye tarihinin en korkunç kararlarından biri. Güzel sanatlar akademisinde okuyan bir genç, bayram kutlamasına gitmiş; üstü çıplak ve polis kurşunuyla öldürülmüş ama ceza verilmez diyor. Hiçbir hukukta yok böyle bir şey. Resmen Kürtleri öldürebilirsiniz dediler aslında. Mahkeme “Kürtlerin ölümü cezasızlık sebebidir” diyor. Hadi kasten demeyin olası kast da mı yok, taksir de mi yok, kaza da mı yok? Hukukta buna ilişkin birçok sevk maddesi var. Gencecik bir insan herkesin gözü önünde öldürüldü, annesi her gün ağıt yakıyor. Ailesi bir adalet mücadelesi veriyor. AKP-MHP ittifakının resmidir bu. Her gün “Kürt ve Türk kardeş” diyorlar ya Kemal Kurkut bu kardeşliğin nasıl olduğunun belgesidir.

“Newroz’da milyonlarca insan bu gidişata dur diyecek”

8 Mart çok büyük coşku ile gerçekleştirildi. Şimdi 21 Mart Newroz Bayramı geliyor. Newroz’da milyonlarca insan bu gidişata dur diyecek. Ekonomik buhrana, hak ve özgürlük gaspına, anti demokratik uygulamalara ve savaş politikalarına dur diyecek. İsyanını, itirazını Newroz’da ifade edecek; her bir yurttaş Kawa olacak ve zulme başkaldıracak. Bütün halklara bir çağrı yapmak istiyorum. Dem dema serkeftine, dem dema aştiye newroza we piroz be. Ez bang li hemi gelen me dikim. Roja newroze em hemu heriken kada û em newrozu piroz bikin.

“Getirdikleri seçim yasası “yeniliyoruz, düşüyoruz” demenin itirafı”

Seçim yasası bu sabah geldi. Temel hatlarına baktım. Tamamen kendi bekaların sağlamak için hazırladıkları bir teklif. İttifaklara karşı bir hamle bu. Millet İttifakı ve diğer ittifaklara karşı bir hamle. Demokratik bir teklif değil. “Yeniliyoruz, düşüyoruz” demenin bir adı ve bir itiraf. Gidişlerini hiçbir kanun teklifi durduramaz. Çatlak o kadar büyük ki yamalarla, boyalarla kapatamayacaksınız.

“Küçük ortağa siyasi rüşvet olarak baraj yüzde 7’ye indiriliyor”

Biliyorsunuz seçim barajı Kürtler Meclis’e girmesin diye getirildi. HDP 2015’te barajları yerle bir ettiği ve baraj artık küçük ortak aleyhine olduğu için onu kurtarmak için bir teklif bu. Bu bir siyasi rüşvet. Bütün anketler MHP’nin baraj altında olduğunu gösteriyor. Bu seçim yasası bir aciliyet değil. Ortakların kendi arasında anlaştığı kimseye sormadığı bir teklif. Bir-iki yıldır aralarında kavga mı ediyorlar, tartışıyorlar mı ne yapıyorlar bilmiyorum ama kolay anlaştıklarını biliyorum. Uzunca bir zamandır ellerindeydi ama getirilemiyordu ancak şimdi getirildi. Baraj yüzde 7’ye indiriliyor. MHP için indirildiğini herkes biliyor. Kendi gelecekleri için epey düşünmüşler. Küçük ortağa bir siyasi rüşvet ve hediye bu.

“Milletvekili seçimleri için ittifak bu teklifle resmen sonlandırılıyor ama Cumhurbaşkanlığı seçimi için ittifak devam ediyor”

İttifakları bitirdiler, ittifaklardan küçük partilere sağlanan katkı kaldırıldı. İttifaktaki her partinin aldığı oy milletvekili seçimine yetiyorsa milletvekili çıkarabilecek. Sadece ittifaktaki partiler için yüzde 7 barajı kaldırılmış oldu. İttifak içinde az oy alan, o oyla milletvekili çıkarabilecek iken artık çıkaramıyor. Bu çok dikkat çekici bir düzenleme. Oylar doğrudan partilere gidecek. Bu daha çok tartışılacak. Milletvekili seçimlerinde ittifak bu teklifle resmen sonlandırılıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi için ise ittifak devam ediyor.

“Antidemokratik bir düzenlemeyi ve ortaklığı ilan ettiler ama pamuk ipliğine bağlı” 

Bu çok ince, titiz hazırlanmış bir düzenleme ilk bakışta anlaşılmıyor. İl ve ilçe seçim kurulları kura ile belirlenecek. İlk duyulduğunda kulağa hoş geliyor ancak kendi atadıkları, AKP dönemindeki hakimlerin kuradan çıkma şansı artıyor. Çünkü en kıdemli hakim şartı kaldırılıyor. En kıdemliler AKP’den önce görev yapanlar. İsteyen kuradan çekilebilir notu da eklemişler. Çekilebilir mi çektirilir mi takdirini kamuoyuna bırakayım. İl ve ilçe seçim kurullarının değiştirmek ve kendi insanlarını oraya yerleştirmek için önümüze konulmuş durumda. Bu antidemokratik bir düzenlemedir. Kendi aralarındaki ortaklığı şimdilik bununla devam ettirmeyi ilan ettiler ama pamuk ipliğine bağlı ve her an kopabilir.”

Soru: İttifaklarla ilgili ittifaklar sona erdi dediniz. Şimdi sistem nasıl olacak? Daha önce başka partiden girip sonra partilerine dönüyorlardı.

Transfer de engelleniyor galiba. Şunu kastediyorum. Üç parti ittifakla seçime giriyor, her parti seçim barajını aşmak zorunda değil. Örneğin Ankara’da ittifaktaki küçük parti artık oylarla vekil çıkarabiliyordu ittifaktan dolayı. Şimdi onu çıkaramıyor. Ne kadar oy almışsa o oranda temsil edebilecek. Bu temsil hakkını zedeleyen ve büyük partilere yarayan bir düzenleme. Küçük partiler yine parlamentoda temsil edilemeyecek. Diyelim ki 50 bin oy aldı, 10 bin oy büyük ortaktan arttı. 10 bin 50 bine ekleniyordu ve vekil çıkarabiliyor şimdi o yok. Milletvekili seçimi için ittifakla sadece barajı geçmiş sayılıyor. Bu diğer ittifakların temsil gücünü azaltmak için yapılmıştır. Kendi aralarında birileri fayda birileri zarar görecek ve bu büyük partilere yarıyor.

Paylaşın

Türkiye, Rusya Yaptırımlarına Katılır Mı?

Rusya’nın Ukrayna’daki işgali devam ederken, ABD başta olmak üzere Batı ülkelerinin çeşitli alanlarda Rusya’ya uyguladığı yaptırımlarda giderek ağırlaşıyor. Türkiye ise işgalin başlamasının ardından Rusya’ya uygulanan yaptırımlara katılmayacağını açıklamıştı.

Bu yöndeki bir mesaj en son Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın CNN’e verdiği demeç ile geldi. Kalın, “Şu anda Rusya’ya yaptırımlar uygulamayı düşünmüyoruz. Çünkü güven kanalını açık tutmak istiyoruz. Ruslarla iletişim hatlarını açık tutmak istiyoruz. Ve tabii ki ekonomimizin etkilenmesini istemiyoruz” diye konuştu.

Ankara, Rusya 2014’te Kırım’ı ilhak ettiğinde de AB ülkeleri ve ABD tarafından uygulanan yaptırımlara katılmamıştı. Şimdi ise 2014’e kıyasla çok daha ağırlaştırılan bu yaptırımlara Türkiye’nin bir noktada katılmak zorunda kalıp kalmayacağı ve Batı ülkelerinin bu konuyu bir baskı unsuru olarak kullanıp kullanmayacağı gibi çeşitli sorular mevcut.

Ünlühisarcıklı: Türkiye için şu an sorumluluk yok

Ankara, ilkesel olarak yaptırımların sorunu çözmeyeceğini düşünüyor ve daha önce başka örneklerde de olduğu gibi genelde başka ülkelerin aldığı yaptırım kararlarına uymak gibi bir politika takip etmiyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberine göre; Alman Marshall Fonu Türkiye Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı, şu ana kadar zaten ortada Türkiye’nin uyması gereken bir yaptırım bulunmadığını söyleyerek şu saptamada bulunuyor:

“Çünkü gerek ABD gerekse AB’nin gerekse üçüncü ülkelerin empoze ettiği yaptırımlar; doğrudan yaptırımlar. Yani üçüncü ülkeler nezdinde bir sorumluluk yaratmayan yaptırımlar. Dolayısıyla Türkiye’den beklenen şey aslında Türkiye’nin bu ülkelerin yaptırımlarına uyması değil, kendi yaptırımlarını uygulaması.”

Türkiye’nin ise Rusya’ya özel bir yaptırım uygulayacağı yönünde herhangi bir işaret yok. Türkiye, Ukrayna ile ilişkilerinin devamlılığının ve savunma sanayi alanında verdiği desteğin yaptırımlara kıyasla daha önemli olduğu görüşünde.

Emekli Büyükelçi Oğuz Demiralp’e göre de Türkiye için yaptırımlara uyup uymama meselesinden daha önemli konu, yanı başında sıcak bir savaş durumunun olması.

Demiralp, Türkiye’nin yaptırımlara uyup uymamasının Ukrayna savaşı açısından ikincil bir sorun olduğunu, hatta Türkiye’nin yaptırımlara uyması açısından da bir ihtiyaç da bulunmadığını belirterek, “Kaldı ki öyle bir evrensel, herkes yaptırımlara uysun diye alınmış bir NATO ya da BM kararı da yok. Türkiye için önemli olan, iki Karadeniz ülkesi arasında kendi bölgesinde ortaya çıkan bir çatışma” diyor.

Türkiye-Rusya ilişkileri yaptırıma izin verir mi?

Türkiye’nin başka ülkelerden bağımsız olarak Rusya üstünde kendisinin yaptırım uygulayabilme seçeneği de Rusya ile olan ilişkilerinin her alanda çok iç içe geçmiş olması nedeniyle şu an için zor görünüyor.

Ünlühisarcıklı, Türkiye’nin Rusya üstünde yaptırım uygulamamak için beş sebebi bulunduğunu belirterek, bunları şöyle sıralıyor:

“Ekonomik yaptırımların etkili olduğunun düşünülmemesi ve Türk dış politikasının yaptırımlara ilkesel olarak sıcak bakmaması, geçmişte Türkiye’nin uymak zorunda kaldığı bazı yaptırımların Türk ekonomisini kötü etkilemesi, yaptırım kararı alan ülkelerin bunu tek taraflı yapması ve Türkiye’ye danışılmaması, Türkiye’nin halen bazı ülkelerin açık ya da örtülü yaptırımları altında olması ve yaptırımlara karşı Rusya’nın alacağı karşı tedbirler.”

Türkiye’nin 2015 yılında kendi hava sahasında bir Rus jetini düşürdüğü zaman Rusya’nın izlediği tutumu hatırlatan Ünlühisarcıklı, “Türkiye Rusya’ya yaptırım uygularsa Rusya’nın da eli armut toplamaz. Türkiye ekonomisi şu anda bulunduğu durum itibariyle daha fazla risk alma lüksü olan bir ülke gibi görünmüyor” diyor.

Türkiye’nin şu anda Rusya ile enerjiden turizme çeşitli alanlarda bazı uzmanlarca bağımlılık olarak nitelendirilen ilişkileri bulunuyor.

Ünlühisarcıklı, Türkiye’nin Rusya’ya yaptırım uygulaması durumunda Putin’in de 2015’tekine benzer tedbirleri yeniden devreye sokabileceğini söyleyerek, ayçiçek yağı gemileri haberlerine atıfta bulunuyor. Ünlühisarcıklı, “Eskiden Türkiye’nin Rusya’ya sadece enerji bağımlılığı olduğunu ve turizm açısından belli bir bağımlılığı olduğunu düşünürdük ama belli ki ayçiçek yağı açısından da bağımlılığımız varmış” yorumu yapıyor.

Türkiye’nin şu anda sıkıntılar yaşayan ekonomisinin durumu 2023 Haziran ayı olarak planlanan seçimin sonuçları için en belirleyici etkenlerden biri olarak gösteriliyor.

Demiralp: Batı’ya yaklaşmak için fırsat

Dış politika uzmanlarına göre Batı’nın uyguladığı yaptırımlar için Türkiye üzerinde şu anda çok yoğun bir baskı bulunmuyor. Ancak savaşın çok uzaması durumunda bu baskının artabileceği belirtiliyor.

Öte yandan Türkiye yaptırımlara uymasa da Batı ile ilişkilerini bu savaşın etkisiyle düzeltme yoluna girebilir.

Büyükelçi Demiralp, buna örnek olarak 1856’daki Kırım savaşını örnek gösteriyor ve Ukrayna savaşının Türkiye’nin Batı’ya yaklaşması açısından bir fırsat olabileceğini belirtiyor.

“Türkiye yaptırımlara uymayabilir ama Batı ile birlikte hareket ettiğini her zaman belli etmelidir. Bizim yerimiz Batı’dır. NATO’nun genel tavrını, Batı’nın genel saldırganlığa karşı tavrını desteklemeliyiz” diyen Demiralp, demokrasi ve insan hakları alanlarında atılacak adımların Türkiye’nin imajının restorasyonu için yararlı olacağını vurguluyor.

Ünlühisarcıklı da Türkiye için “hiçbir şey yapmıyor” demenin de doğru olmadığını ve Ukrayna ile sürdürülen ilişkilerin önemli olduğunu belirterek şunları kaydediyor:

“Siyaseten aslında bir denge politikası yok. Türkiye bu çatışmada Ukrayna’dan yana taraf. Bunu Türk yetkililer defalarca söylediler. Denge kelimesini belki şöyle kullanabiliriz; Türkiye Rusya’ya gösterdiği tepkiyi dengeli bir zemine oturtuyor. Ve aslında takdir de topluyor.”

Ancak hem sahadaki sıcak savaşın ve hem de yaptırımlara dayalı ekonomik savaşın daha uzaması ihtimali Ankara’yı zorlayabilir ve üstündeki baskı artabilir.

Ünlühisarcıklı, “Türkiye’nin Rusya’ya olan bağımlılığını ve Rusya kaynaklı kırılganlığını zaman içinde azaltıp kendisini ayrıştırması lehine olacaktır” diyor.

Paylaşın

Seçim Yasası TBMM’de: Baraj Yüzde 7’ye Düşüyor

AK Parti ve MHP’nin ortak hazırladığı ve seçim barajının yüzde 10’dan yüzde 7’ye düşmesini öngören Seçim Kanunu teklifi Meclis’e geldi. Teklife göre ittifakın aldığı oy toplamı ülke barajını geçtiği takdirde, seçim çevrelerinde milletvekili hesabı ve dağılımı, ittifak içinde yer alan her bir partinin o seçim çevresinde almış olduğu oy sayısı dikkate alınarak yapılacak.

İttifakı oluşturan siyasi partilerin her birinin çıkaracağı milletvekili sayısı, her seçim bölgesinde ittifak içinde elde ettiği oy sayısı esas alınarak genel D’Hondt uygulamasıyla belirlenecek.

Seçime katılma yeterliliği elde eden parti, Siyasi Partiler Kanunu’nda öngörülen ve parti tüzüğünde belirtilen süreler içerisinde ilçe, il ve büyük kongrelerini üst üste iki defadan fazla ihmal etmemiş olma koşuluyla seçime katılma hakkını muhafaza edecek. Salt TBMM’de grup kurmuş olmak, seçime katılabilmenin yeter şartından biri olamayacak.

Seçim kurulunun belirlenmesi

İl seçim kurulu bir başkan, iki asıl ve iki de yedek üyeden oluşacak. İl seçim kurulu başkan ve asıl üyeleri, iki yılda bir ocak ayının son haftasında, il merkezinde görev yapan ve birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından ilk derece adli yargı adalet komisyonunca yapılan kura çekimiyle tespit edilecek.

Kura çekiminde ilk çıkan başkan, sonraki iki üye asil ve en son çıkan iki üye de yedek üye olarak belirlenecek. Birinci sınıfa ayrılmış yeterli sayıda hakimin olmaması durumunda en kıdemli hakimden başlayarak eksikler tamamlanacak. Bu suretle kurulan il seçim kurulu iki yıl süre ile görev yapacak.

İlçede görev yapan ve birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından, merkez ilçelerde ise il seçim kurulu başkan ve üyelere ilişkin kura çekiminden sonra kalan listeden olacak şekilde il merkezinde görev yapan ve birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından ilk derece adli yargı adalet komisyonunca yapılan kura çekimiyle belirlenen hakim üye, ilçe seçim kuruluna başkanlık edecek.

Birinci sınıfa ayrılmış yeterli sayıda hakimin olmaması durumunda en kıdemli hakim kurulun başkanı olacak. Kura çekimine dahil olmak istemeyen hakimler yazılı olarak komisyona başvuracak. Görev için yeterli sayıda başka hakimin olması halinde kuraya dahil olmak istemeyenler listeden çıkartılacak.

1 yıl önceki seçmen kütüğü üzerinden güncelleme

Sandık kuruluna üye bildirme hakkı olan bir parti; oluru olmadan başka bir parti üyesini sandık kurulu üyesi olarak gösteremeyecek.

Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun uyarınca yapılacak seçimlerde, yerleşim yeri adresine göre oluşturulan bir yıl önceki seçmen kütüğü üzerinden güncelleme işlemleri yapılacak.

Adresi kapanmış olması sebebiyle adres kayıt sisteminde gözükmeyenler, en son seçmen olduğu adrese göre seçmen listelerine kaydedilecek.

Seçim sonucuna göre, ilk sırada yer alan muhtar adayı, seçilme yeterliliğine sahip olduğunu en geç bir ay içinde belgelendirmesi halinde kendisine seçim kazandığına dair ilçe seçim kurulunca mazbata verilecek. Aksi halde ikinciye, daha sonra üçüncüye ve nihayet seçilme ehliyetine sahip aday bulunana kadar bu işlem yapılacak. İlçe seçim kurulunun bu hususta vermiş olduğu kararlara karşı iki gün içerisinde il seçim kuruluna itiraz edilebilecek. İl seçim kurulunun vermiş olduğu kararlar kesin olacak.

İl seçim kurulu başkan ve üyeleri ile ilçe seçim kurulu başkanları, teklifin kanunlaşarak yürürlüğe girmesinden itibaren 3 ay içinde, yapılan değişikliklere göre yeniden belirlenecek. Bu şekilde belirlenen başkan ve üyeler, önceki başkan ve üyelerin görev süresini tamamlayacak.

Teklifle, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine paralel olarak Seçim Kanunu’ndaki “Başbakan” ibareleri kanundan çıkartılıyor.

Teklifin genel gerekçesinde, “Bu kanun teklifi değişikliği ile ülkemizin yükselmiş olan demokrasi çıtasının ve standardının daha da yükselmesi, demokratik ülkeler arasında yerinin daha da sağlamlaşması, Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi ile ulaşılan yönetimde istikrarın temsilde adalet ile güçlendirilmesi amaçlanmaktadır.” denildi.

Paylaşın

Avrupa Basını: NATO, Putin’le Doğrudan Karşı Karşıya Gelmemeli

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, son yıllarda eşi benzeri görülmemiş tehlike ve endişelere neden olurken, Avrupa basınında Rusya’nın Ukrayna’nın Polonya sınırına yaptığı saldırıyla Batı’ya verdiği gözdağı ve savaşın genişlemesi senaryoları ele alınıyor.

Hollanda gazetesi De Telegraaf, NATO’nun Ukrayna krizindeki tutumunu konu eden bir yoruma yer veriyor:

“En büyük ikinci nükleer güçle NATO’nun doğrudan karşı karşıya gelmesi geniş kapsamlı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle sert yaptırımlar ve Ukrayna’ya silah gönderilmesi daha iyi bir seçenek. Ne var ki Batı, bunun Rusları durdurmaya yetmeyeceğini önceden de biliyordu. Şimdi, çaresiz mültecilerin ve yıkılmış şehirlerin görüntüleri işleri iyice kızıştırırken daha fazlasını yapma yönündeki baskı da büyüyor.

Sinik gerçeklik ise Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı NATO müdahalesi olmadan zorlaştırmanın ‘en az kötü olan’ senaryo gibi görünmesi. Ekonomik ve askeri açıdan yorulmuş bir Rusya, Başkan Putin ve ekibini Büyük Rus İmparatorluğu rüyasından uyandırmalı. Bu şekilde başka askeri maceraların da önünde geçilmiş olur. Siyasiler için bu, (kamuoyunu ikna açısından) zor bir argüman. Dışardan seyretmek dayanışma gibi görünmüyor. Ancak, bu çatışmaların büyümesini ve çok daha fazla kan dökülmesini engeller.”

İngiliz The Times, Ukrayna’nın Polonya sınırındaki Yavoriv’de askeri üsse balistik füzelerle yapılan saldırıyı şöyle yorumluyor:

“Şu ana kadar yapılan en Batıdaki Rus saldırısı Polonya ve Batıya da bir mesajdı. Batı’nın Ukrayna direnişine sinsi şekilde müdahale etmesi olarak yorumladıkları duruma misilleme olarak Ruslar, savaşı NATO sınırlarına ve ötesine genişletmekten çekinmeyecekler. Bu, gerilimi daha da tırmandırmaya yönelik bir adım ve Başkan Putin’in Ukrayna’ya müdahalesi halinde Batı’nın sonuçlarıyla yüzleşeceği tehdidini de güçlendiriyor. Ancak bu, Batı’nın hem kendini hem de yakında binlerce vatandaşını kaybedebilecek Ukrayna halkını savunma konusunda artan kararlılığını sarsmaya yetmedi.”

Belçika’da yayımlanan De Standaard, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline ilişkin şu satırlara yer veriyor:

“NATO hiçbir şekilde savaşa çekilmek istemiyor. Bu yüzden de Putin’in İttifak ülkelerine saldırabileceği bir durumun önüne geçmeli; zira böyle bir durumda NATO cevap vermek durumunda kalır. Dolayısıyla, ihtiyatlı hareket etmek elzem. (…) Ne var ki, Ukraynalılar yalnızca kendileri için savaşmıyor, aynı zamanda Putin’in bir sonraki hedefi olmaktan korkan ülkeler için de savaşıyor. Ne kadar uzun savaşırlar ve Rus ordusuna ne kadar fazla darbe vururlarsa, Putin’in eski bir Sovyetler Birliği ülkesinde yeni bir maceraya atılmayı ve bir NATO üyesine saldırmayı göze alamama şansı da o kadar yükselir.”

Zürih merkezli Tages-Anzeiger’da yer alan yorumda, Almanya’nın Rusya’ya enerji bağımlılığını azaltma çabaları ve Federal Hükümet’in enerji politikalarındaki olası dönüşüm senaryoları ele alınıyor:

“Habeck’in Ekonomi Bakanlığı’nda şimdilerde Rus gazına bağımlılık hızlı ve radikal biçimde nasıl azaltılır yönünde senaryolar geliştiriliyor. Katar ve ABD’den ithalat için yeni LPG terminalleri yapılmasından bellekte daha yüksek dolum seviyelerinin sabitlenmesine, yeni gazlı ısıtıcıların yasaklanmasından çatılarda güneş enerjisi zorunluluğuna ya da sanayide atık ısısı mecburiyetine kadar çeşitli tedbirler söz konusu. Bu tür önlemlerle Avrupa Birliği’nin çabaladığı bağımlılığı üçte iki oranında azaltmak mümkün olur mu, öngörebilmek olası değil.

Almanya’nın gaz ve petrol yaptırımlarını genişletip genişletmeyeceği sorusundan bağımsız olarak, Rusya’dan ithalatın kısıtlanacağı öngörüsü, hükümetin planladığı enerji dönüşümünü temel itibarıyla sorgulamaya açık hale getiriyor. Yeşiller partili Habeck, belki de gelecekte tüm yakıtlar arasında iklime en zararlı olan yerli linyit kömüründen daha fazla enerji elde etmeye mecbur kalacak. Almanya’nın 10 gün içinde devreye sokulabilecek kömür santrali rezervleri var. Ne var ki bu, trafik ışığı hükümetinin iklim politikaları için son derece acı bir sinyal olur.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Sağlık Çalışanları İki Gün Grevde

Sağlık çalışanları, yaşadıkları sorunları ve taleplerini dile getirmek için birçok kentte eylem düzenledi. Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) de aralarında olduğu 10 sağlık örgütünün çağrısıyla düzenlenen eylem süresince acil sağlık hizmetleri dışında hizmet verilmeyecek. Grev bugün ve yarın devam edecek.

Haber Merkezi/ Konuya ilişkin Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından yaptığı açıklamada, “Toplumun sağlığı her geçen gün daha kötüye gitmekte, sağlığa ulaşım ise güçleşmektedir. Sağlık sistemi sürdürülemez durumdayken; bizler sağlıkta şiddet ve malpraktis tehdidi altında, düşük ücretlerle ve ağır iş yüküyle çalışmak zorunda kalmaktayız. Meslek onurumuzun ve emeğimizin en değersiz hale getirildiği dönemdeyiz” denildi.

TTB’nin iki gün boyunca gerçekleştireceği grev boyunca; acil hastalar, diyaliz hastaları, acil gebeler, yoğun bakım hastaları ve kanser hastalarının bakımı ise aksatılmayacak.

Türk Diş Hekimleri Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Dev Sağlık-İş, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği, Birlik ve Dayanışma Sendikası ile Genel Sağlık-İş de greve katılıyor.

Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu ise 14-16 Mart tarihleri arasında grevde olacağını açıkladı. Ahesen, Hekimsen, BDS, Hekim Birliği, Genel Sağlık İş, Tabip-Sen, Hürriyet-Sen ve diğer STK’ların da bu üç günlük iş bırakma kararına katılacağı belirtildi.

Sağlıkçıların talepleri şöyle:

  • Şiddetsiz ve güvenli bir çalışma ortamı için yeni ve etkili “Sağlıkta Şiddet Yasası” çıkarılsın, mobbing ve baskılar son bulsun.
  • Performans, ek ödeme değil, insanca yaşamaya yetecek, yoksulluk sınırı üzerinde emekliliğe yansıyacak temel ücret sağlansın.
  • 3600’den 7200 kadar kademeli ek gösterge uygulansın.
  • Fiili hizmet süresi (yıpranma payı) sağlık hizmetlerinde çalışan tüm emekçilere yıllık 90 gün üzerinden tam olarak uygulansın.
  • OECD ortalamasında kadrolu güvenceli personel istihdamı yapılsın. Taşeron çalışma ortadan kaldırılsın.
  • Toplumsal sağlık için güçlü ve etkin birinci basamak sağlık örgütlenmesi sağlansın. Ceza yönetmeliği kaldırılsın.
  • Özgür ve bilimsel çalışma ortamı için meslek örgütleri üzerindeki baskılara son verilsin.
  • Liyakatsiz atamalara, tip sözleşme dayatmalarına, tıp ve sağlık bilimleri eğitimlerini niteliksizleştiren, altyapısı uygun olmayan tıp fakültelerinin, eczacılık fakültelerinin, diş hekimliği fakültelerinin, hemşirelik fakültelerinin, sağlık bilimleri fakültelerinin ve sağlık meslek yüksekokullarının açılmalarına son verilsin.
  • Covid-19 iş kazası ve meslek hastalığı olarak kabul edilsin
  • Haklarında kesinleşmiş yargı karar bulunmayan ihraç sağlık ve sosyal hizmet emekçileri derhal göreve başlatılsın.
  • Sağlık hizmeti için ödediğimiz vergiler, katkı katılım payları ve ilave ücretler kaldırılsın
  • Sağlık ve sosyal hizmetlerin planlanmasından sunulmasına kadar emekçiler örgütleri aracılığıyla, halk da merkezde siyasi partiler, yerellerde ise yerel yönetimler, muhtarlıklar, örgütlü yapılar ve siyasi partiler eliyle süreçlere dâhil olsun.
  • Şehir hastanelerine, özel hastanelere aktarılan teşvik ve bütçeler kamu sağlık kurumlarına aktarılsın
  • Her işyerine kreş açılsın, sağlık emekçileri çocukları ile işleri arasında tercih yapmak zorunda kalmasın.
  • Kamu sağlık kurumları daha demokratik bir yapıya kavuşturulsun
Paylaşın

Otomobil Satışları Yüzde 17 Azaldı

Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) ocak-şubat dönemine ilişkin verileri açıkladı. Buna göre, Ocak-Şubat döneminde toplam üretim yüzde 12, otomobil üretimi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 20 oranında azaldı.

Haber Merkezi / Bu dönemde, toplam üretim 196 bin 194 adet, otomobil üretimi ise 109 bin 322 adet düzeyinde gerçekleşti. Toplam pazar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14 azalarak 91 bin 839 adet düzeyinde gerçekleşirken, bu dönemde otomobil pazarı ise yüzde 17 oranında azaldı ve 66 bin 661 adet oldu.

Ticari araç grubunda üretim yüzde 2 seviyesinde artarken, ağır ticari araç grubunda yüzde 4 oranında, hafif ticari araç grubunda yüzde 2 oranında arttı. Geçen yılın aynı dönemine göre ticari araç pazarı yüzde 5, hafif ticari araç pazarı yüzde 5 ve ağır ticari araç pazarı yüzde 8 azaldı.

Bu dönemde bir önceki yılın aynı dönemine göre, toplam otomotiv ihracatı adet bazında yüzde 11 oranında, otomobil ihracatı ise yüzde 13 oranında azalırken, toplam ihracat 146 bin 627 adet, otomobil ihracatı ise 85 bin 682 adet düzeyinde gerçekleşti.

Bir önceki yılın aynı dönemine göre, toplam otomotiv ihracatı dolar bazında yüzde 0,7 azalırken, Euro bazında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 arttı. Bu dönemde toplam otomotiv ihracatı 4,8 milyar dolar olarak gerçekleşirken, otomobil ihracatı yüzde 14 azalarak 1,4 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Euro bazında otomobil ihracatı ise yüzde 7 azalarak 1,3 milyar euro seviyesinde gerçekleşti.

2022 Ocak-Şubat ayı ‘üretim, ihracat, pazar’ verileri

2022 yılı Ocak-Şubat döneminde, önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 12 oranında azalarak toplam 196 bin 194 adet taşıt aracı üretildi.

2022 yılı Ocak-Şubat döneminde traktör üretimi ile birlikte toplam üretim 204 bin 72 adet olarak gerçekleşti.

2021 yılına göre, yük ve yolcu taşıyan ticari araçlar üretimi, 2022 yılı Ocak-Şubat döneminde yüzde 2 seviyesinde artarken, ürün grubu bazında üretim:

  • Otobüste yüzde 14
  • Minibüste yüzde 4
  • Midibüste yüzde 54
  • Kamyonette yüzde 1
  • Kamyonda yüzde 1 oranında arttı.

2022 yılı Ocak-Şubat döneminde otomobil üretimi, 2021 yılına göre yüzde 20 oranında azalarak 109 bin 322 adet düzeyinde gerçekleşti.

2022 yılı Ocak-Şubat döneminde traktör üretimi yüzde 15 oranında azalarak 7 bin 908 adet oldu.

Ocak-Şubat döneminde kapasite kullanım oranları, hafif araçlarda (otomobil + hafif ticari araçlar) yüzde 61, kamyon grubunda yüzde 66, otobüs-midibüs grubunda yüzde 20 ve traktörde yüzde 63 olarak gerçekleşti. Ocak-Şubat döneminde Otomotiv Sanayiinin toplam kapasite kullanım oranı yüzde 61 oldu.

2022 yılı Ocak-Şubat döneminde toplam satışlar 2021 yılı aynı dönemine göre yüzde 14 azalarak 91 bin 839 adet seviyesinde gerçekleşti.

2022 yılı Ocak-Şubat döneminde otomobil satışları, 2021 yılı aynı dönemine göre yüzde 17 oranında azaldı ve 66 bin 661 adet oldu.

2022 yılı Ocak-Şubat döneminde otomobil pazarında ithalatın payı yüzde 63 olarak gerçekleşti.

  • 2022 yılı Ocak-Şubat döneminde geçen yılın aynı dönemine göre toplam otomobil satışları yüzde 17, ithal otomobil satışları yüzde 15 ve yerli otomobil satışları yüzde 19 oranlarında azaldı.

2022 yılı Ocak-Şubat döneminde hafif ticari araç (minibüs + kamyonet) pazarında ithalatın payı yüzde 36 olarak gerçekleşti.

  • 2022 yılı Ocak-Şubat döneminde geçen yılın aynı dönemine göre toplam hafif ticari araç satışları yüzde 5, yerli hafif ticari araç yüzde 7 artarken, ithal hafif ticari araç satışları yüzde 21 oranında azaldı.

2022 yılı Ocak-Şubat döneminde; bir önceki yılın aynı dönemine göre ağır ticari araç pazarı yüzde 8 azalarak 4 bin 56 adet, kamyon pazarı yüzde 7 oranında azalarak 3 bin 708 adet, otobüs pazarı yüzde 40 oranında azalarak 134 adet düzeyinde ve midibüs pazarı yüzde 20 oranında artarak 214 adet düzeyinde gerçekleşti.

Son 10 yıllık ortalamalara göre 2022 yılı Ocak-Şubat döneminde, toplam pazar yüzde 12, otomobil pazarı yüzde 14, hafif ticari araç pazarı yüzde 10 ve ağır ticari araç pazarı yüzde 4 oranında arttı.

2022 yılı Ocak-Şubat döneminde 85 bin 682 adedi otomobil olmak üzere, toplam üretimin yüzde 75’ini oluşturan 146 bin 627 adet taşıt ihraç edildi. 2022 yılı Ocak-Şubat döneminde gerçekleşen taşıt aracı ihracatı, 2021 yılı aynı dönemine göre yüzde 11 azaldı.

Bu dönemde otomobil ihracatı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 13, ticari araç ihracatı ise yüzde 9 oranında azaldı. Traktör ihracatı ise 2021 yılına göre yüzde 35 artarak 3 bin 112 adet olarak gerçekleşti.

Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB) verilerine göre, 2022 yılı Ocak-Şubat döneminde toplam otomotiv ihracatı, 2021 yılına göre yüzde 0,7 oranında azaldı ve 4,8 milyar dolar oldu. Euro bazında ise yüzde 6 artarak 1,3 milyar euro olarak gerçekleşti.

Bu dönemde, dolar bazında ana sanayi ihracatı yüzde 7 oranında azalırken, yan sanayi ihracatı da yüzde 10 oranında arttı.

Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre, toplam otomotiv sanayi ihracatı, 2022 yılı Ocak-Şubat döneminde yüzde 13 pay ile ihracat sıralamasında ilk sırada yer aldı.

Paylaşın

Devletten Yardım Alanların Sayısı 11 Milyonu Aştı

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine göre, devletten yardım alanların sayısı bir yılda 4 buçuk milyon kişiden 11 milyon kişiye ulaştı. Hanelere yapılan ortalama yardımın tutarı ise 2020 yılı için 572 lira olurken bu ücret 2021’de 552 liraya düştü.

Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre, bakanlık 2020 yılında devlet yardımına muhtaç olan ve 1 milyon 154 bin hanede yaşayan 4 milyon 415 bin kişiye yardımda bulundu. Gıda ve giyim başta olmak üzere temel ihtiyaçları karşılanan hane sayısı bir yıl sonra ikiye katlanarak 2 milyon 830 bine yükseldi.

Devlet yardımı alan yoksul hanelerde yaşayanların sayısı da 11 milyon 370 bin kişi olarak hesaplandı. Sosyal yardımlar için bütçeden 2020 yılında 69 milyar lira çıkarken, bu rakam 2021’de yaşanan yoksul patlaması nedeniyle 97.8 milyar liraya yükseldi. Hanelere yapılan ortalama yardımın tutarı ise 2020 yılı için 572 lira olurken, yararlanan sayısı artınca tutar da 2021’de 552 liraya geriledi.

Barınamayan haneler

Raporda yer alan detaylarda ise en alt kademedeki yoksulluğun boyutu ortaya çıktı. Buna göre geçen yıl oturulamayacak derecede eski, bakımsız ve sağlıksız evlerde yaşamak zorunda kalan 30 bin 363 hane tespit edildi. Burada yaşayanlara 119.6 milyon liralık yardım yapıldı. Oysa 2020 yılında aynı durumdaki 23 bin 498 haneye 88.4 milyon lira yardım yapılmıştı.

Geçen yıl, ilk ve ortaöğretimde okuyan 132 bin çocuğa da kırtasiye, önlük ve çanta gibi temel okul yardımında bulunuldu. Oysa bir yıl önce aynı yardımdan sadece 42 bin öğrenci yararlanmıştı. Yoksul öğrenci sayısı bir yılda tam 90 bin kişi arttı. Aile Bakanlığı, 2021’de bakımını sağlayamadıkları 141 bin çocuk için ise ailelerine 1 milyar 959 milyon liralık destek sağladı. Aynı yardımdan 2020’de 129 bin çocuk yararlanmıştı.

Paylaşın

Gelecek Partisi’nden Dikkat Çeken ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ İddiası

Millet İttifakı ve yeni kurulan partilerin ortak Cumhurbaşkanı Adayı kim olacak sorusu gündemden düşmüyor. CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ile DEVA Partisi’nden oluşan 6’lı masa parlamenter sisteme dönüş için bir araya gelirken, son olarak CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayının 6 parti liderinden biri olduğunu belirtmesi yeni polemiklere yol açtı.

Flash TV’de Gizem Fidan’ın konuğu olan Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Gözel, Cumhurbaşkanı adayı ile ilgili olarak çarpıcı bir iddiada bulundu. Mustafa Gözel, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı Ahmet Davutoğlu” cevabını verdi.

İşte o diyalog; 

Peki şöyle bir soru sormak isterim belki de önemli bir bilgi aktarırsınız bize. Cumhurbaşkanı adayı kim olacak?

Yani Sayın Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı Ahmet Davutoğlu. Bu ifadeleri okuduğum zaman ben bir gelecek Partili olarak bunu anlarım. Çünkü demiş ki devlet tecrübesi olacak, tarafsız yaklaşacak vesaire… Bana göre benim partimin lideri bu özellikleri haiz. Tabi ki yani her parti kendi liderini doğal olarak Cumhurbaşkanı adayı olarak görmek ister, isteyecektir de. Bizim de doğal Cumhurbaşkanı adayımız bizim açımızdan Ahmet Davutoğlu’dur.

Ahmet Davutoğlu Cumhurbaşkanlığı adaylığına konusunda nasıl yaklaşıyor. Gelecek Partisi içerisinde böyle duyumlar var mı?

Şimdi şöyle, partilerin talebi her zaman budur. Liderlerini orada en üst makam neredeyse orada görmek isterler.  Biz de zaman zaman bunları konuşuyoruz. Ama az önce bahsettiğim gibi nereye oturacağını dahi arka planda tutan bir liderin şu anda ben Cumhurbaşkanı olayım gibi bir hususta da asla böyle bir diretmesi olmaz.

Tabi gönlümüzden geçer. Ama şu anda önemli olan sayın Kılıçdaroğlu’nun da bahsettiği gibi 6 partinin veya başka bileşenlerde katılırsa, o geniş mutabakatın üstünde uzlaştığı ve memleketin faydasına olacak isim kimse onun aday olmasıdır. Şayet başka bir isim belirlenir ise Sayın Genel Başkanımız da bu konuda destek verecektir, feragat edecektir aday olma hakkından.

Olması gerekenin de eğer bu mutabakat devam ederse bütün genel başkanlar açısından da veya bütün adaylık düşünen unsurlar açısından da böyle olduğunu düşünüyorum. Liderlerden birisi olabilir, dışarıdan birisi de olabilir. Mutabakat sağlanan isme karşı herkesin fedakârlık gösterip destek vermesi ve memleketin hayrına neyse o konuda adım atması gerekir diye düşünüyorum.”

Paylaşın