Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’ın ‘Kudüs’ Sözlerine Sert Tepki

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “İsrail’le ilişkilerimiz başkadır, Kudüs davamız başkadır” sözlerine yanıt verdi. Kılıçdaroğlu, “Bilmez miyiz! Sende hep başka başka” diyerek geçmişte yaşananları hatırlattı.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında sarf ettiği “İsrail’le ilişkilerimiz başkadır, Kudüs davamız başkadır” sözleri muhalefetin tepkisini çekti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımla Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yanıt verdi.

Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul’daki başkonsolosluğunda öldürülmesine ilişkin davanın Suudilere devredilmesini, ‘Rahip Brunson’ krizini ve ‘Mavi Marmara’yı hatırlatan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“İsrail’le ilişkilerimiz başkadır, Kudüs davamız başkadır, demişsin Erdoğan. Bilmez miyiz! Sende hep başka başka… Kaşıkçı cinayeti başka, Rahip Brunson başka, Mavi Marmara şehitleri başka. Dünden beri sığınmacılar da bir başka. Ahlak anlayışı bambaşka.”

Paylaşın

TTB: Pandemi Bitmedi, 2 Buçuk Ayda 11 Bin 565 Kişi Öldü

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve Bilim Kurulunun bugün yapacağı duyurulan toplantının ertelenmesinin ardından Türk Tabipleri Birliği (TTB), dikkat çeken bir açıklama yaptı.

TTB, Bakan Koca’nın geçtiğimiz hafta yaptığı “maskesiz yaşama geçiş” açıklamasını hatırlattı ve toplantı konusunun önceden paylaşılmasını “salgının ciddiye alınmadığı anlamı” taşıdığını belirtti.

Türk Tabipleri Birliği Pandemi Çalışma Grubu’nun imzasıyla yapılan açıklamada “Sağlık Bakanlığı’na ve Bilim Kurulu’na salgının bitmediğini ve devam ettiğini tekrar hatırlatıyoruz” denildi:

“Maske, temizlik ve mesafe gibi kişisel koruyucu önlemlerin devam etmeli. Havalandırma ve kapalı ortamlarda fazla kalınmaması gibi birçok tedbiri günlük yaşamımızdan bir süre daha çıkarmamamız gerekiyor.

“Aşılama oranı düşük”

Tam aşı oranlarımızın düşük olduğunu, olası bir varyant değişikliği ihtimalinin bulunduğunu ve bu nedenle aşı konusunun daha fazla önemsenmesi gerektiğini savunuyoruz.

Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, 29 Ocak 2022’de yaptığı bir konuşmasında; ‘Artan vaka sayılarının sizi ürkütmemesini Sağlık Bakanınız olarak en yüksek sesle söylüyorum. ’Endişe etmeyiniz, hastalık eski günlerde ki gücünde değil’ dedikten sonra 30 Ocak’tan 19 Nisan tarihine kadar resmi rakamlara göre Covid-19 nedeniyle 11 bin 565 kişi ölmüştür. Ne yazık ki salgın, Sağlık Bakanı ‘bitti’ dediğinde bitmiyor.

Sağlık Bakanlığı’nın öncelikle yapması gerekenler; özellikle riskli kişilerin tam aşılanmasının sağlanmasıyla,  toplumun yeni ölümcül varyantlara karşı yeterli derecede korunabileceği mekanizmaları oluşturmak ve pandemi dönemindeki 300 bine yakın önlenebilir fazladan ölümün hesabını vermektir.”

Paylaşın

Babacan’dan Dikkat Çeken ‘Üçüncü İttifak’ Açıklaması

Partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık basın toplantısında konuşan DEVA Lideri Babacan, Üçüncü İttifak iddialarına ilişkin, “Ben böyle bir çalışmayı duymadım. Varsa da biz öyle bir çalışmanın içinde değiliz şu anda” değerlendirmesinde bulundu.

Haber Merkezi / Konut fiyatlarındaki artışa dikkati çeken Babacan, partisinin iktidarında dar gelirli ailelerin, şehit yakını ve gazilerin konut sahibi olmalarını kolaylaştıracaklarını söyledi. Kentsel yenilenmede doğal afet riski bulunan alanlara öncelik tanıyacaklarını belirten Babacan, bu konuda 10 yıllık bir projeksiyon yaptıklarını ve bu sürede çürük yapıları yenileyeceklerini açıkladı.

Toplu Konut İdaresi’nin (TOKİ) tek amacının yurttaşa konut edindirmek olacağını ifade eden Babacan, “belediyelere ait sosyal konut stoku oluşturacaklarını, uygun koşullu sosyal konut kiralama uygulamasını hayata geçireceklerini ve uydu kentler kuracaklarını” söyledi.

Enflasyon rakamlarına değinen Babacan, “Üç aylık enflasyon yüzde 22. Bu da makyajlanmış rakam. Maaşlar eridi, bitti, gitti. Maaş zammı kuş oldu, uçtu gitti. Bugün buradan hükümete acil bir çağrıda bulunuyorum, 1 Temmuz’dan itibaren maaşların güncellenmesi artık şart oldu” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık basın toplantısında konuştu. Babacan’ın gündeminde kur korumalı mevduat sistemi, konut fiyatları ve maaş zamları vardı. Babacan ayrıca 304 liralık bir otobüs biletini göstererek ulaşım fiyatlarına dikkat çekti.

Babacan, üç aylık vade süresi dolan kur korumalı mevduat hesaplarına 11 milyar lira ödeme yapılmasını şu sözlerle değerlendirdi:

“Bütçede ‘kur korumalı hesabın kur farkı’ diye bir kalem yok. Bu parayı nereden bulacaklar? Para basacaklar. Para basarak bunu ödemek zorunda kaldılar, kalıyorlar. ‘Merkez Bankası kaynaklarından’ diyorlar. Merkez Bankası’nda kaynak mı bıraktınız? Merkez Bankası kaynağı para basma makinesi. Para basınca ne olacak? Enflasyon ve kur daha da artacak. Kur artınca ne olacak? Daha fazla kur farkı ödeyecekler. Daha da artan kur farkını nasıl ödeyecekler?Dönecekler Merkez Bankası’na, daha çok para basacaklar.

Eğer acilen yanlışlarından dönmezlerse bu ülke yarın yüksek kronik enflasyon değil, Allah korusun hiper enflasyon dönemine girer. Para pul olur. Tam bir enflasyon ve devalüasyon sarmalıdır bu. Tam bir borç sarmalıdır.

Bu servet transferi, tarihimizin en büyük servet transferlerinden birisidir. Hey gidi garip gureba dostu Erdoğan! Ne oldu sana yahu? Kimler girdi aklına? Hangi çıkar çevreleri aklını çeldi de böyle bir işe kalkıştın? Yoksulu daha yoksul, zengini daha zengin yapıyorsun. Tarih şahittir ki biz uyardık. Yapmayın, yazıktır günahtır dedik. Gözlerini karartıp yanlışta ısrar ediyorlar. Yazıklar olsun.

Yoksuldan alıp zengine veren kur korumalı mevduat uygulamasına ilk gün son vereceğiz. Devleti batırma kampanyasına noktayı koyacağız. Kurdukları sistem o kadar çarpık ki, bu sistemde yoksullar, zenginlere ‘hayırseverlik’ yapıyor.

Millet çocuğuna okula giderken harçlık veremiyor. Ama ülkede küçük bir azınlığa servet transferi yapılıyor. Sabit gelirli vatandaşlarımız üstüne başına kılık kıyafet alacak para bulamazken, küçük bir azınlığa servet transferi yapılıyor. Yazıklar olsun.”

“Bu bir otobüs bileti değil, yoksulluğun ve krizin belgesidir”

İstanbul-Ankara arası otobüs biletinin 300 liraya ulaştığını söyleyen Babacan, elindeki bileti göstererek şu ifadeleri kullandı:

“Bu elimdeki kâğıt parçası adeta servet değerine çıkmış durumda. Ankara-İstanbul arası otobüs bileti 304 lira tek yön. Gidiş dönüş 608 lira. Üniversite öğrencisi arkadaşlarımı düşünüyorum. Bayramda ailelerinin yanına gitmek isteseler, gidiş dönüş bilet ücreti neredeyse bir aylık burs kadar. Pek çok üniversite öğrencisi, bu bayramı ailesiyle geçiremeyecek. Alın size belge. Bu bir otobüs bileti değil. Bu, Türkiye’deki yoksulluğun, krizin belgesidir.

Merkez Bankası verilerine göre ve konut fiyatlarının bir yılda %96 arttığını ve İstanbul’da 120 metrekarelik bir konutun ortalama fiyatının 1 milyon 600 bin liraya yükseldiğini söyleyen Babacan, bu koşulları 2010 yılıyla kıyasladı:

“2010 yılında dolar 1,5 lira. En düşük memur maaşı 1300 lira. Bugünkü kurla hesap etsek, en düşük memur maaşının şu anda 13 bin lira olması gerekiyor. Rüya gibi görünüyor ama o günleri Türkiye yaşadı. İstanbul’da o yıllardan daire fiyatlarını söyleyeyim. Gaziosmanpaşa 100.000 lira. Ataşehir, Ümraniye, Fatih 140.000 lira. Kadıköy, Şişli 200 bin lira. Konut kredisi faizlerinin aylık %0,6 olduğu günleri yaşadık. Orta gelirliler muhitine göre 5 ya da 10 yılda ya borçlanarak ya da biriktirerek ev sahibi olma hayali kurabiliyordu.

Konut edinmek herkesin hakkıdır.  Eylem planımızda yazdık. Konutun ticari bir yatırım aracına dönüşüp, dar gelirli vatandaşlarımız için imkânsız bir hedef olmasının önüne geçeceğiz. Dar gelirli ailelerimizin, şehit yakını ve gazilerimizin konut sahibi olmalarını kolaylaştıracağız.

Başta Marmara Bölgesi olmak üzere ne zaman deprem haberi alsak aklımız çıkıyor. Doğal afet riski bulunan alanlara öncelik tanımak zorundayız. Her ailenin başını sokacak güvenli bir yuvası olmalı. Gerçekçi konuşuyoruz. 10 yıllık projeksiyon yaptık. 10 yılda, çürük yapıları yenileyeceğiz. Dar gelirli vatandaşa faizsiz ve düşük faizli uzun vadeli finansman imkânları sağlayacağız.

TOKİ’ye özel görev yükleyeceğiz. TOKİ’nin tek amacı, imkânı sınırlı olan vatandaşa konut edindirmek olacak. Belediyelere ait sosyal konut stoku oluşturacağız. Uygun koşullu ‘sosyal konut kiralama’ uygulamasını hayata geçireceğiz. Uydu kentler kuracağız.

“İnsanları yoksullukla terbiye etmek utanç vesikasıdır”

İlgili bakanlık, 6 milyon haneye yardımda bulunulduğunu övünerek açıklıyor. 20-25 milyon vatandaş demek. Nereden baksanız her dört haneden biri sosyal destek ve sosyal yardıma muhtaç. Bir ülkede bu kadar insan devlete muhtaç yaşıyorsa bu bir utanç vesikasıdır. İnsanları yoksullukla terbiye etmek, insanları yardıma bağımlı kılarak ülke yönetmek bir utanç vesikasıdır. Önemli olan yardıma ihtiyacı olan vatandaşlarımızın sayısını azaltmaktır.

Devlet ihtiyacı olana yardım eder. Onun için söylüyoruz. Yeterli geliri olmayan hanelere destek olacağız. İnsanları gıda, barınma ve giyinme gibi temel ihtiyaçlardan mahrum bırakmayacağız. Bebekler sağlıklı büyüsün diye bir yıl boyunca süt ve bebek maması başta olmak üzere her türlü ihtiyaçlarını karşılayacağız. Bunları yapacağız. Asıl çare, ülkeyi topyekûn zenginleştirmektir. DEVA Partisi iş başına geçtiğinde herkesin eli ekmek tutacak.

Ekonomi, finans ve istihdam alanındaki eylem planımızda 119 madde sıraladık. Krizi nasıl çözeceğimizi teker teker anlattık. Enflasyonu tek haneye yeniden düşüreceğiz. Daha önce yaptık, bu sefer daha iyisini yapacağız. Asgari ücret, açlık sınırının altında kalmayacak. Çünkü biz halka hizmet edeceğiz. Ücretlilerin üzerindeki vergi yükünü hafifleteceğiz.

Üç ayda TÜİK’in örtmeye çalıştığı enflasyon yüzde 22, memura verilen zam yüzde 7. Maaş zammı kuş oldu, uçtu gitti. 1 Temmuz’dan itibaren maaşların güncellenmesi şart oldu. Hem bayram ikramiyesinin anlamlı bir şekilde arttırılması hem de 1 Temmuz’dan itibaren tüm Türkiye’deki asgari ücret dahil sabit gelirli vatandaşlarımızın maaşlarının gözden geçirilmesi zorunludur.

“Uzun vadeli göç politikası oluşturmak gerekiyor”

Doğu sınırımızdan giren Afganları kaç kere sordum hükûmete. ‘Ya sınır güvenliğini sağlayamıyoruz deyin ya da Amerika’yla anlaştım, Taliban rejiminden kaçan ve Amerika’yla yakın çalışan bir grup Türkiye’ye gelmek istiyor, deyin. Bunu açıklayın’ dedim. Hâlâ hudut güvenliğini sağlamamak, ülkenin sınırlarının yol geçen hanına dönmesi veya kasıtlı ve anlaşmalı bir şekilde yabancıların ülkeye elini kolunu sallayarak kayıtsız girmesi kabul edilebilir değil. Şu an Türkiye’nin bir göç politikası yok. Uzun vadeli göç politikası oluşturmak gerekiyor. Türkiye’nin Suriye’de acilen çözümün parçası olması gerekiyor. Sorunun çözümüne önce Suriye’den başlamak gerekiyor.”

Babacan, “DEVA Partisi, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi’nin üçüncü ittifakı gündeme aldığı ve simülasyon çalışmalarına başladığı kulislere yansıdı. Bu iddialar doğru mu?” sorusunu “Ben böyle bir çalışmayı duymadım. Varsa da biz öyle bir çalışmanın içinde değiliz şu anda” sözleriyle yanıtladı.

Paylaşın

Türkiye’de Çocuk Nüfusu Oranı Hızla Azalıyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) İstatistiklerle Çocuk 2021 verilerini açıkladı. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre; Türkiye nüfusu 84 milyon 680 bin 273 kişi iken bunun 22 milyon 738 bin 300’ünü çocuklar oluşturdu.

Haber Merkezi / Çocuk nüfusun yüzde 51,3’ünü erkek çocuklar, yüzde 48,7’sini kız çocuklar oluşturdu. Birleşmiş Milletler tanımına göre; 0-17 yaş grubunu içeren çocuk nüfus, 1970 yılında toplam nüfusun yüzde 48,5’ini oluştururken bu oran 1990 yılında yüzde 41,8 ve 2021 yılında yüzde 26,9 oldu.

Çocuk nüfus oranının 2025 yılında yüzde 26,6, 2030 yılında yüzde 25,6, 2040 yılında yüzde 23,3, 2060 yılında yüzde 20,4 ve 2080 yılında yüzde 19,0 olacağı öngörüldü.

Türkiye’nin çocuk nüfus oranının Avrupa Birliği üye ülkelerinden yüksek

Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülkenin çocuk nüfus oranları incelendiğinde; 2021 yılında çocuk nüfus oranının AB ortalaması yüzde 18,2 oldu. AB üye ülkeleri içerisinde en fazla çocuk nüfus oranına sahip olan ülkelerin sırasıyla; yüzde 23,9 ile İrlanda, yüzde 21,5 ile Fransa, yüzde 21,1 ile İsveç olduğu görüldü. Çocuk nüfus oranının en düşük olduğu ülkeler ise sırasıyla; yüzde 15,8 ile İtalya, yüzde 15,9 ile Malta, yüzde 16,5 ile Portekiz ve Almanya oldu. Türkiye’nin çocuk nüfus oranının yüzde 26,9 ile AB üye ülkelerinden daha yüksek olduğu görüldü.

Çocuk nüfus oranının en yüksek olduğu il Şanlıurfa oldu

ADNKS sonuçlarına göre; illerin toplam nüfusları içindeki çocuk nüfus oranları incelendiğinde, 2021 yılında en yüksek çocuk nüfus oranına sahip olan il, yüzde 45,2 ile Şanlıurfa oldu. Şanlıurfa ilini yüzde 42,3 ile Şırnak ve yüzde 40,1 ile Ağrı izledi. Çocuk nüfus oranının en düşük olduğu il, yüzde 17,3 ile Tunceli oldu. Tunceli ilini yüzde 17,8 ile Edirne ve yüzde 18,4 ile Kırklareli izledi.

ADNKS sonuçlarına göre 2021 yılında toplam hanehalkı sayısı 25 milyon 329 bin 833 oldu. Hanelerin yüzde 45,3’ünde 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunduğu gözlendi. Bu hanelerin illere göre dağılımı incelendiğinde, 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunan hanehalkı oranının en yüksek olduğu ilin yüzde 71,6 ile Şanlıurfa, en düşük olduğu illerin yüzde 30,0 ile Sinop ve Tunceli olduğu görüldü.

Toplam hanelerin yüzde 19,1’inde 0-17 yaş grubunda bir çocuk, yüzde 15,8’inde iki çocuk, yüzde 6,7’sinde üç çocuk, yüzde 2,3’ünde dört çocuk, yüzde 1,5’inde ise beş ve daha fazla çocuk bulunduğu görüldü.

Çocuk nüfus yaş grubuna göre incelendiğinde, 2016 yılında çocuk nüfusun yüzde 28,2’sinin 0-4 yaş grubunda, yüzde 27,7’sinin 5-9 yaş grubunda, yüzde 26,8’inin 10-14 yaş grubunda ve yüzde 17,3’ünün 15-17 yaş grubunda yer aldığı görülürken, 2021 yılında yüzde 26,0’sının 0-4 yaş grubunda, yüzde 29,1’inin 5-9 yaş grubunda, v28,3’ünün 10-14 yaş grubunda ve v16,5’inin 15-17 yaş grubunda yer aldığı görüldü.

Doğum istatistiklerine göre; 2020 yılında canlı doğan bebek sayısı, 1 milyon 112 bin 859 oldu. Doğan bebeklerin 570 bin 892’si erkek, 541 bin 967’si ise kız oldu. Canlı doğan bebeklerin yüzde 97,1’ini tekil, yüzde 2,9’unu ikiz, yüzde 0,1’ini ise üçüz ve daha fazla çoğul doğumlar oluşturdu. Sağlık Bakanlığı verilerine göre; hastanede gerçekleşen doğumların oranı, 2010 yılında yüzde 91,6 iken 2020 yılında yüzde 98,0 oldu.

En popüler erkek ismi Yusuf, kız ismi Zeynep oldu

ADNKS sonuçlarına göre; 2021 yılında doğan bebeklere konulan en popüler erkek bebek isimleri, Yusuf, Alparslan ve Miraç; en popüler kız bebek isimleri ise Zeynep, Elif ve Asel oldu. Doğan erkek bebeklerin 7 bin 88’ine Yusuf, 6 bin 218’ine Alparslan, 5 bin 698’ine Miraç, kız bebeklerin 10 bin 63’üne Zeynep, 6 bin 448’ine Elif, 6 bin 432’ine ise Asel ismi verildi.

Türkiye’de 2021 yılında 0-17 yaş grubundaki çocuklarda en çok kullanılan erkek çocuk isimlerinin Yusuf, Mustafa ve Mehmet; kız çocuk isimlerinin ise Zeynep, Elif ve Yağmur olduğu görüldü.

Toplam yaş bağımlılık oranı, 15-64 yaş grubunda çalışma çağındaki her 100 kişi başına düşen, 0-14 ile 65 ve üzeri yaş grubundaki kişi sayısı olarak tanımlanır. ADNKS sonuçlarına göre; 2021 yılında toplam yaş bağımlılık oranı yüzde 47,4 oldu. Yaş grubu 15-64 olan her 100 kişi başına düşen, 0-14 yaş grubundaki çocuk sayısını ifade eden çocuk bağımlılık oranı ise yüzde 33,0 olarak gerçekleşti.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’na 4 Yıl 1 Ay Hapis İstemi

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, 4 Kasım 2019’da yaptığı basın açıklamasında Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle yargılandığı davada savcılık mütalaasını açıkladı.

İmamoğlu’nun 4 yıl 1 aya kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmaya İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat katıldı.

Duruşmada mahkeme hakimi, İmamoğlu’nun avukatının reddi hakim talebinin Anadolu Ağır Ceza Mahkemesince reddedildiğini söyledi.

Daha sonra savcılık esas hakkındaki mütalaasını verdi. Savcılık, İmamoğlu’nun “kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı görevlerinden dolayı alenen zincirleme hakaret” suçundan 4 yıl 1 aya kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.

Buna karşı söz alan Kemal Polat, reddi hakim talebine yönelik verilen kararlarda usule aykırılık olduğunu belirterek, esasa ilişkin savunmalarını daha sonra yapacaklarını ifade etti.

Mahkeme, Ekrem İmamoğlu’nun avukatının mütalaaya karşı savunma yapabilmesi için bir sonraki celseye kadar süre verilmesine karar vererek duruşmayı ileri bir tarihe bıraktı.

Ne olmuştu?

İddianameye göre Ekrem İmamoğlu 4 Kasım 2019’da yaptığı bir basın açıklamasında Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine “ahmak” diyerek hakaret etti. İddianamede YSK Başkanı Sadi Güven ile 10 kurul üyesi ‘mağdur’ sıfatıyla yer aldı.

Ancak İmamoğlu soruşturma kapsamında yazılı olarak alınan ifadesinde YSK üyelerine “ahmak” şeklinde bir söylemi olmadığı, bu söylemin kimse tarafından YSK üyelerine yönelik algılanmadığı, söylemin belli bir şahsı hedef almadığı, siyasi bir söylem olup sert bir eleştiri olduğu, somut olarak bir kimseye yöneltilmemiş olduğunu söyledi.

İddianamede Ekrem İmamoğlu’nun 1 yıl 3 ay 15 günden 4 yıl 1 aya kadar hapisle cezalandırılması istendi.

Paylaşın

Kilo Vermek İçin Yemeniz Gereken Dört Sağlıklı Ekmek Türü

Diyet yapanlar için ekmek en büyük düşman olarak kabul edilir. Kilo vermek veya sağlıklı bir kiloyu korumak için herhangi bir diyete başlamaya karar verdiği anda, alışveriş listelerinden ekmeğin üstü çizilir. Yüksek karbonhidratlı ekmeğin kilo verme hedefini sabote ettiği ve günlük kalori sayısını artırdığına inanılır.

Haber Merkezi / Ancak diyetinize doğru ekmeği eklerseniz, karbonhidratlar günah keçisi olmamaktan çıkar. Karbonhidrat, sağlık için protein kadar önemlidir. İşte bu nedenler, diyetinize ekleyebileceğiniz dört sağlıklı ekmek türünü sizler için sıraladık…

Tam tahıllı ekmek

Tam tahıllı ekmek, kilo için en sağlıklı seçimdir. Yulaf, arpa, mısır gibi çeşitli tam tahıllar sağlıklı beslenmenin anahtarıdır. Diyete tam tahıllı ekmek eklemek, kardiyovasküler hastalık riskini ve tümörleri besleyen kan damarlarının büyümesini azaltabilir. Bu tür ekmekler daha liflidir ve bağırsak sağlığını da olumlu yönde destekler.

Tam buğday ekmeği

Listenin ikinci sırasında ise tam buğday ekmeği yer alıyor. Tam tahıldan farklı olarak buğdaydan yapılır. Yine de besin değeri düşük ve obezite ile ilişkilendirilen rafine unlu normal ekmeğe göre çok daha sağlıklıdır. Besin açısından zengindir ve sağlığınıza birden fazla şekilde yardımcı olabilir. Tam buğday ekmeği, kalp sağlığını artırmaya ve Tip 2 diyabet riskini azaltmaya yardımcı olur.

Filiz tam tahıllı ekmek

Filiz ekmeği, ısıya ve neme maruz kalan tahıllardan yapılır. Çalışmalar, filizlenmenin tahılların besin içeriğini artırabileceğini ve onları daha sağlıklı hale getirebileceğini gösteriyor. Doğal olarak, bu tür tahılları yemek, hızlı kilo vermenize yardımcı olabilir. Ayrıca, kronik hastalıklara yakalanma riskini azaltabilecek daha fazla besin sağlar. Bu ekmek türü kan şekeri seviyenizi yönetmenize yardımcı olabilir.

Yulaf ekmeği

Yulaf, mükemmel sağlıklı bir tahıl ürünüdür. Bu ekmek türü tipik olarak yulaf, tam buğday unu, maya, su ve tuzun birleşiminden yapılır. Lif, magnezyum, B1 vitamini, demir ve çinko bakımından zengindir. İçindeki lif kan şekerini düzenlemeye, yüksek tansiyonu düşürmeye ve kolesterol seviyelerini yönetmeye yardımcı olabilir. Malzeme olarak yulaf ve tam buğday unundan yapılan ekmekleri tercih edin.

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’a: Cemal Kaşıkçı Davasını Kaça Sattınız?

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, Cemal Kaşıkçı davasının Suudi Arabistan’a devredilmesini tepki göstererek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslendi: “Bay Kriz, Kaşıkçı davasını kaça sattınız? Türkiye sınırlarında işlenmiş bir cinayetin davasını, yani devletin egemenlik hakkını kaça devrettiniz?”

Haber Merkezi / Erdoğan’ın iktidara gelirken verdiği demokrasi, özgürlük, katılımcı ve özgürlükçü anayasa gibi vaatlerini gerçekleştirmediğini belirten İYİ Parti Lideri Akşener, “Millet çile çekerken ben 500 milyon dolarlık uçakla gezeceğim dememişti, onu gerçekleştirdi” dedi

Akşener, konuşmasının devamında, “Danışmanlarının elinde oyuncak olanlara, bir gün dediği diğerini tutmayanlara artık kimse inanmıyor. 2023’e sekiz ay kala millet ekmek ve yağ kuyruğunda bekliyor, domatesi biberi taneyle alıyor. Evinde battaniyeye sarılarak oturuyor. Tahıl ambarı denen Türkiye buğday ithal ettiği için belediyeler vatandaşa ekmek karnesi dağıtıyor” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündemin öne çıkan konuları hakkında açıklamalarda bulundu. Sözlerine, Bursa’da infaz koruma memurlarını taşıyan otobüse EYP’li saldırıyı kınayarak başlayan Akşener, özetle şunları dile getirdi:

“Bay Kriz’in konuşmaya doyamadığı bir haftayı daha geride bıraktık. Biliyorsunuz kendisi beceriksizliklerinin üstünü örtmek için sürekli olarak konuyu geçmişe getirip dikkat dağıtırdı. Ama bu sefer farklı bir şey oldu. Enflasyon son 20 yılın zirvesini gördü. Faiz sebep enflasyon sonuç döngüsü ellerinde patladı. İşte o nedenle artık baktı olmuyor dikkati geleceğe çevirmeye başladı. 2023’ten bahsetti, yetmedi 2053’ten bahsetti, yetmedi 2071’den bahsetti.

Milletimiz bugün taneyle domates alıyor. Bay Kriz 2053’te lojistiğimiz harika olacak diyor. Hedef 2023’tü değil mi? Neler vadediyorsun neler. Mesela kişi başına düşen milli gelirimiz 25 bin dolar olacaktı.

Bay Kriz Anayasa’yı değiştireceğim demişti, değiştirdi. 2023 hedeflerini tutturamadı ama mesela saray yapacağım dememişti, onu gerçekleştirdi. Millet çile çekerken ben 500 milyon dolarlık uçakla gezeceğim dememişti, hamdolsun onu da gerçekleştirdi.

Bugünün Türkiyesi’nde millet ekmek, yağ kuyruğunda bekliyor. Evinde battaniyeye sarılarak oturuyor.

Sayın Erdoğan biz senin bu masallarını çok dinledik ama artık anladık ki sen bütün bunları Türkiye için bir vizyon olarak değil, iktidarını ayakta tutmak için söylemişsin. Milletimize düpedüz yalan söylemişsin. Milletçe artık bu masallardan bıktık usandık. Madem hala anlatacak yalandan bir vizyonun var, o zaman hodri meydan. Getir sandığı kararı milletimiz versin.

Geçenlerde Afrika ülkesi Zambiya ile bir anlaşma imzaladılar. İmzaladıkları anlaşmada “gemilerle karşılıklı liman ziyareti yapılması.” Yani Türk gemileri ile Zambiya gemileri karşılıklı limanları ziyaret edecek. Ortada küçük bir sorun var. Zambiya’da liman yok.

Rodos’a 40 bin asker yığıp, gözünü İzmir’imize diken, faşist Mussolini’nin, küstah elçisi, Gazi’yi ziyaret eder. Elçi görevlilere, “İzmir’i alarak, Asya’ya ayak basmaktan” bahseden Mussolini’nin, mesajını aktarır. Gazi, “Söyleyin, yarın sabah gelsin, cevabımı vereyim.” der. Ertesi sabah Atatürk, kabul salonuna, Mareşal üniforması ve çizmeleriyle girer. Bunu gören elçinin, nutku tutulur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, elçiye şöyle seslenir; “Söyle o koca herife; O, 40 bin askerle, İzmir’i alamaz. Ama ben, 4 bin askerimle, Roma’ya girerim.”

Sonra ne olur biliyor musunuz? Mussolini açıklamasını yeniler ve der ki; “Ben Asya’ya ayak basmaktan bahsettim. Türkiye Avrupalıdır.”

İşte devlet yönetmek, bu kadar ciddi bir iştir. Türk Devleti’ni yönetmek; çiftçinin derdini, gözünün içine bakarak dinlemektir. Köylüyü efendi görmektir. Kadınlara hürmettir. Çocukların yanında eğilmek ama hadsizin karşısında da, dimdik durmaktır. Biz Atamızdan böyle gördük. Biz şanlı tarihimizden böyle bildik.

Cemal Kaşıkçı davası

Ama AK Parti iktidarının kafası, öyle bir kafa ki; başkaları tak diye emrediyor, bunlar şak diye yerine getiriyor. İhracatla büyüyeceğiz, zengin olacağız diyorlardı, meğerse, dava ihraç edeceklermiş… Trump emrettiğinde, rahibi nasıl ihraç ettilerse, Suudi prens emredince de, Kaşıkçı davasını, jet hızıyla ihraç ettiler.

Geçen hafta katıldığım bir televizyon programında sormuştum. Buradan bir kez daha soruyorum: Bay Kriz; Kaşıkçı davasını, kaça sattınız? Türkiye sınırlarında işlenmiş, bir cinayetin davasını, yani devletin egemenlik hakkını, kaça devrettiniz?

Geçmişini bilmeyen, bugünü de, yarını da koruyamaz. Tarihinden feyz alamayan, icap ettiğinde dik duramaz. Dünyada para bolken, 20 yıl iktidar oldular, ama bir türlü devlet insanı olamadılar. Sorumluluk almak yerine, beceriksizliklerini, faiz lobilerine, üst akıllara, dış güçlere havale ettiler. Orayı kurutunca, bu defa da, vatandaşa sardılar.

Kendilerinden başka, herkes suçlu oldu. Muhalefetinden, gazetecisine, öğrencisinden, öğretmenine, esnafından, işçisine, memurundan, emeklisine herkes terörist oldu, hain oldu, nankör oldu. Herkes mutlaka suçlu oldu, ama Ak Parti, hep ak kaşık kaldı. 20 yılın sonunda, bugün geldiğimiz noktada ise; tutunacak dalları, üfürecek bahaneleri, suçlayacak kimseleri kalmadı.

Buradan bir kez daha hatırlatıyorum; İlk sandıkta, kim suçlu, kim suçsuz göreceğiz. Sandık gelecek, milletimizin çelikten iradesi, Türkiye’nin düşürüldüğü durumun faturasını, gerçek sorumlusuna kesecek. Hiç kimse merak etmesin. Türk devleti de, Türk milleti de, çaresiz değildir. Türkiye, bu ciddiyetsizliğe, bu utanmazlığa mahkûm hiç değildir. Bu memleketin liyakatli kadroları, fedakâr evlatları var. Bu milletin İYİ Parti’si var. Biz varız, biz hazırız. Ve Allah’ın izniyle Ak Parti’nin neden olduğu enkazı, mutlaka kaldıracağız.

Bugün ülkemizde gençler; kendilerine dair, acı bir değersizlik hissiyle, yarına dair, derin bir öngörememe hâliyle, ülkemize dair, korkunç bir umutsuzluk iklimiyle, mücadele ediyorlar.

Yurt dışındaki yaşıtlarıyla, eşit koşullarda başlayamadıkları hayat parkurunda; gösterdikleri çaba da, özveri de, emekleri de yok sayılıyor. Yok sayılmamak için yürüttükleri mücadelede ise; destek beklerken, köstekle, yardım beklerken, engelle, empati beklerken, nobranlıkla, sevgi beklerken, nefretle karşılaşıyorlar.

Daha, onların gerçeklerinden bile haberdar olmayanların bayat tavsiyelerini, bitmeyen nasihatlerini dinliyorlar. Ama dertleri, endişeleri dinlenmiyor. Fikirleri, çözüm önerileri önemsenmiyor. Herkesin kürsülerden, onlar hakkında, atıp tutmaya bayıldığı bir ortamda; mikrofon bir türlü, onların eline geçmiyor.

İşte, tam da bu nedenle; bu anlayışa, “dur” demek için, gençlerin sesini kısan buyurganlığa, son vermek için, “Bol nasihat, sıfır icraat” devrini bitirmek için, “Gençler için, gençlerle beraber” diyerek, genç arkadaşlarımızla buluşuyoruz.

Ancak alışılmışın aksine; soruları onlar değil, ben soruyorum. Onlar konuşuyor, ben dinliyorum. Onlar anlatıyor, ben öğreniyorum. Söyledikleri doğrultusunda; hem biz, İYİ Parti olarak, çözümlerimizi hazırlıyoruz hem de, Yüce Meclisimizin kürsüsünden, onların sesini duyuruyoruz.

Sevgili gençler; Onlar duymasa da, biz duyuyoruz. Onlar dinlemese de, biz dinliyoruz. Onlar umursamasa da, biz önemsiyoruz. İktidarın yürüttüğü kutuplaştırma siyaseti; sizlerin üzerinde işlemiyor, biliyoruz. Çünkü sizin ortak dertleriniz var. Güvencesizlik, hepinizin derdi. İfade özgürlüğü, hepinizin derdi. İşsizlik, hepinizin derdi. Fırsat eşitliği, hepinizin derdi.

Bu dertlerin etrafında, birleştiğinizi gören iktidar mensupları; sizi kendi aranızda bölemediği için, toplum ile aranıza, set çekmeye çalışıyor. Sizi şımarık ilan etmeye, dışlamaya, yok saymaya çalışıyor. Ama sizin, yaşadığınız onca şeye rağmen, ülkenize faydalı olmak için, çok çabaladığınızı görüyorum. Bu çabanın sizi çok yorduğunu, üzdüğünü ve bunalttığını görüyorum.

Ama önümüzde, sadece 1 yıl kaldı. Üniversitelerin, işsizliği 4 yıl öteleyen kurumlar olmaktan çıktığı günlere, 1 yıl kaldı. Güvenliğinize dair kaygılarınızın, son bulduğu günlere, 1 yıl kaldı. Demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, adaletin, tam ve kâmil uygulandığı günlere, 1 yıl kaldı. Geleceğinize umutla baktığımız günlere, 1 yıl kaldı. Memleketimizin medeniyet yolundaki taşlarını, birlikte döşeyeceğimiz günlere, 1 yıl kaldı. El ele, kol kola, hep beraber, ülkemizin geleceğini inşa edeceğimiz günlere, inanın çok az kaldı!

“Kendisini kanundan ve milletten üstün gören, bir tek adam var”

Sizce bugün, memleketimizde adalet var mı? Sizce bugün, memleketimizde hukuk var mı? Sizce bugün, memleketimizde hakkı koruyan var mı?

Bugün hepimiz, bu soruları maalesef üzülerek, utanarak ‘hayır’ diye cevaplıyoruz. Bugün, memleketimizde bir hükûmetin olmadığını maalesef görüyoruz. Peki hükümet yoksa, ne var? Kendisini kanundan ve milletten üstün gören, bir tek adam var.

Ucube sistemini, memleketimize dayatmaya çalışan, bir beceriksizlik abidesi var. Vatan toprağını kupon arazi olarak gören, bir kabile reisi var. Memleketimizde dokunduğu her yeri, tarumar eden, bir Bay Kriz var.

Ankara hükûmetinin, Damat Ferit kabinesine dair, eleştirdiği ne varsa, bugün, Beştepe’de yaşanıyor. Devlet egemenliğini, tek bir kişiye ve onun taşeronlarına emanet eden, bu ucube sistem; hayatımızın her alanında bizi fakirleştiriyor, sömürgeleştiriyor. Güvensiz ve itibarsız kılıyor. Bunun nedeni ise, AK Parti iktidarı eliyle, Müdafa-i Hukuk’tan, Müdafa-i Erdoğan anlayışına, dönmemizde yatıyor.

Ülkeyi idare eden iktidarın, vatandaşın hukukunu koruması beklenirken; maalesef bugün, ülkemizde, hukuk, iktidarı korur hâle geldi. Bay Kriz ve arkadaşları, her konuda olduğu gibi adaleti de, kendilerine göre eğip, büktüler.

Nitekim geçtiğimiz günlerde, bunun en acı örneğinin, yıl dönümüydü. Ülkemizde adaletin, yok oluşunun yıl dönümüydü… Ülkemizde hakkın, yok sayışılışının yıl dönümüydü… 16 Nisan 2017’de, ülkemizi ucube bir sisteme hapseden, hukuksuzluğun yıl dönümüydü.

Bugün artık Sayın Erdoğan işine geldiğinde, Cumhurbaşkanı kimliğiyle, meydanlarda, işine geldiğinde, AK Parti Genel Başkanı kimliğiyle, meclis kürsüsünde; istediğine hakaret ediyor, istediğini tehdit ediyor.

Ama fikrini, derdini, düşüncesini söylemek isteyen kim varsa ya nankör oluyor, ya terörist oluyor, ya da vatan haini oluyor. O, AK Parti Genel Başkanı olarak, siyaset yapıyor ama ona cevap veren vatandaş, Cumhurbaşkanı’na hakaret etmiş oluyor. İşte size, bu ucube sistemin, ülkemize reva gördüğü, adalet anlayışı…

Üstelik bu çarpık sisteminin gözü; henüz 20 yaşında, gencecik bir evladımız, Alp’i bile görmüyor. Attığı bir tweeti, üstelik 15 dakika sonra sildiği bir tweeti, takip edip, 20 yaşındaki bir genci tutuklayan, adalet sistemi, nedense boy boy videoları, fotoğrafları çıkan, pudra şekercilerine dokunamıyor! Twitter’da gündem olmadan, kadın katillerine dokunamıyor! Milletin hazinesini kemiren yandaşlara dokunamıyor! Milletin hakkına giren, saray müdürlerine, danışmanlara dokunamıyor! Aleni bir şekilde, yolsuzluk yapanlara dokunamıyor!

“Bu milletin hakkı hepinize haram, zehir, zıkkım olsun!”

Bu haram düzenini kuranlara da, bu adaletsiz düzenin, bekçiliğini yapanlara da, bu çarpık anlayışın parçası olanlara da yazıklar olsun! Bu milletin hakkı hepinize haram, zehir, zıkkım olsun!

İdareyi ve iradeyi tek bir kişinin aklına, tercihlerine, ideallerine, istek ve arzularına emanet eden, Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi, Türkiye’de adaleti ve hakkaniyeti sona erdirmiştir. Yasamadan fazla, yasama faaliyetine girişen bir cumhurbaşkanı, yargıçlardan daha çok, yargı dağıtan bir cumhurbaşkanı, hukuku üstün tutmak yerine, üstünün hukukunu savunan bir cumhurbaşkanı, ülkemize demokrasi ve adalet getirmez, getiremez!

Yürütme erkinin, yasamayı ve yargıyı tahakküm altına aldığı, siyasi gücün, tek bir merkezde toplandığı bu ucube sistemde; adil bir devlet anlayışından bahsedemeyiz. Bugün AK parti iktidarı; devlete personel alımından, kur korumalı mevduata; eğitimde fırsat eşitsizliğinden, vergi uygulamalarına; kamu ihalelerinden, aynı kurumda, aynı statüde çalışanlar arasındaki, maaş eşitsizliklerine; imar düzenlemeleriyle kentsel rant oluşturmaktan, müfettişlerin, tehdit unsuru olarak kullanılmasına kadar, her alanda; haksız, adaletsiz, kayırmacı uygulamalar yapıyor. Devletin adeta çivisi çıkarılmış durumda.

Çünkü adil devlet; seçim arifesinde, “Taşeronlarda çalışan işçilerin tamamı, kadroya alınacak.” deyip, seçimden sonra, büyük bir çoğunluğunu dışarda bırakmaz. Adil devlet; Vatandaşını kandırmaz, aldatmaz, hile yapmaz. Adil devlet; yandaş müteahhitlerin sözleşmelerini, onlar lehine güncellerken; işe başladığı tarihte, tabi oldukları kanunu, çalışanların aleyhinde değiştirerek, milyonlarca vatandaşını, mağdur etmez.

Adil devlet; sınırsız faiz geliri elde edenlerin, vergilerini sıfırlarken; borç altında ezilen çiftçisinin, traktörüne haciz koymaz.

Adil devlet; Vergisini, muntazam şekilde ödeyen mükellefleri, cezalandırırcasına, her sene af çıkarıp, matrah artırımı imkânı sunarak, vergisini ödemeyenleri, vergi kaçıranları, mükafatlandırmaz.

Adil devlet; kayıt dışılığa göz yumarak, firmalar arasında, haksız rekabete yol açmaz.

Adil devlet; uzlaşma müessesesi adı altında, yandaş şirketlerin, vergi, faiz ve cezalarının, tamamını silerken, kendisinden olmayanların üstüne, yok edercesine gitmez.

Adil devlet; Merkez Bankası eliyle, bankalara yüzde 14 faizle verdiği parayı, hazine aracılığı ile, yüzde 26 faizle, geri almaz.

Adil devlet; milletin parasını, faiz lobisine peşkeş çekmez, kendi hazinesine kumpas kurmaz.

Adil devlet; devlet gücünü, iktidar partisinin, siyasi emelleri için kullanmaz.

Adil devlet; yargı mensuplarını, emniyet güçlerini, denetim elemanlarını, baskı unsuru olarak kullanmaya kalkışmaz.

Adil devlet; mülki idare amirlerini, il-ilçe teşkilatı gibi kullanmaz. Kamu ihale kanununu sürekli değiştirerek, kişiye özel uygulamalar yapmaz.

Adil devlet; kamu ihalelerinde de, adaleti gözeten devlettir. Beşli çeteye, ülkenin kaynaklarını peşkeş çekmez.

Adil devlet; 5 müteahhidin, yaklaşık 10 milyar liralık vergi borcunu silerken, öğrencinin aldığı, 28 bin liralık krediyi, 48 bin lira olarak geri isteyerek, gençlerinin hesaplarına, haciz koymaz.

Adil devlet; zor gününde, vatandaşının yanında olan devlettir. Pandemide, 2 milyon esnafına verdiği desteğin, daha fazlasını, İstanbul Havalimanı örneğinde olduğu gibi, tek kalemde, tek bir yandaş firmaya vermez.

Adil devlet; düzenleme yetkisini, iktidar mensupları için, bir rant kapısı olarak kullanmaz.

Adil devlet; sosyal yardımları, vatandaşlarına adil dağıtan devlettir. Bir siyasi partinin, il ve ilçe teşkilatlarının belirlediği kimselere, yardım yapıp, kendisinden görmediği muhtaç vatandaşlarını, yardımsız bırakmaz.

Adil devlet; üstünlerin hukukunu değil, hukukun üstünlüğünü savunan devlettir. Kamu istihdamında, adalet ve liyakat esasını benimseyen devlettir. Vatandaşının hakkını gasp eden değil, muhafaza eden devlettir. Gelir eşitsizliğine, son veren devlettir. Vergide, adaleti tesis eden devlettir. Eğitimde, fırsat eşitliği sağlayan devlettir.

Adalet; eşitliğin ve özgürlüğün mihenk taşıdır. Hukukun üstünlüğü; toplumsal gelişimin anahtarıdır. Fırsat eşitliği; bir ülkenin zenginleşme reçetesidir.

İşte bu yüzden, İYİ Parti iktidarında; Türkiye’yi, dünyanın en demokratik, en şeffaf ve en adaletli ülkelerinden biri yapacağız. Yargı, bağımsız olacak. Medya, bağımsız olacak. Kamu denetimi, bağımsız olacak. Mali denetim, bağımsız olacak. Yani; Türkiye, tam ve kâmil bir demokratik hukuk devleti olacak!

Onlar, çığ gibi düşerken; biz, kar topu misali büyüyoruz!

Onlar; “iftira ve çamur siyasetiyle” günü kurtarmaya çalışırken; Biz; milletimizin gönlünde, gün be gün yükseliyoruz!

Onlar, kötülükten, kaostan ve yalandan beslenirken; biz, iyiliği, makulü ve hakikati savunarak, dimdik yürüyoruz!

Onlar, yolumuza türlü türlü engeller çıkartırken; biz, her geçen gün, daha da güçleniyoruz!

Arkamızda, milletimizin desteği, aklımızda, güçlü, zengin ve mutlu bir Türkiye hedefiyle; kalbimizde Atatürk’ün vizyonu, önümüzde cumhuriyetimizin ışığıyla; yılmadan, yorulmadan, dinlenmeden çalışarak, milletimizi, yeniden demokrasiyle buluşturmaya geliyoruz. Ülkemize hak ettiği itibarını, yeniden kazandırmaya geliyoruz. Gönüllere şenlik olmaya, cumhuriyete layık olmaya geliyoruz! El ele, kol kola, hep beraber, memleketimize huzuru getirmeye geliyoruz! Sıkı durun, çok az kaldı!”

Paylaşın

Erdoğan Ve Bahçeli, Kılıçdaroğlu’nun Söylediği Noktaya Geldi

Gazeteci Murat Yetkin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sığınmacılar konusunda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile aynı noktaya geldiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve devamında AK Partili kurmayların Türkiye’deki sığınmacılarla ilgili politikalarını değiştirmeye başlaması, son günlerde en çok tartışılan konularından biri.

Yaklaşık bir ay önce “Muhalefet, seçimi kazanırsak Suriyelileri göndereceğiz diyor. Biz göndermeyeceğiz. Ensarın ne olduğunu biliyoruz” diyen Erdoğan, geçtiğimiz günlerde “Suriyeli kardeşlerimizin gönüllü ve onurlu geri dönüşleri için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz” ifadesiyle ‘fikir değiştirdi.’ Ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de, aslında bir süredir ittifak ortağıyla ters düştüğü görüşünü yineledi:

“Suriyeli sığınmacıların ülkelerinden ayrılık ve kopuşlarına neden olan ağır şartlar ortadan kalkınca geldikleri gibi uğurlamak bizim asıl hedefimizdir. Misafirliğin süresi kısıtlıdır. Her insanın kendi yurdunda, emniyetli ve esenlik içinde yaşamaya hakkı vardır. Önümüzdeki bayram günlerinde ülkelerine gidebilen Suriyeli sığınmacıların geri dönmelerine gerek yoktur.”

Gazeteci Murat Yetkin, yetkinreport.com’da yayınlanan yazısında Erdoğan’ın da Bahçeli’nin de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yıllardır söylediği noktaya geldiğini söyledi.

Ana muhalefet partisi liderinin 18 Nisan’da parti genel merkezine astırdığı dev pankart ile AKP hükümetine dört soru sorduğunu hatırlatan Yetkin, yazısının ilerleyen bölümlerinde şu görüşü dile getirdi:

“Erdoğan’ın da Bahçeli’nin de Kılıçdaroğlu’nun yıllardır söylediği noktaya doğru geldiği görülüyor. Kılıçdaroğlu bunu kaçırır mı? 19 Nisan’da TBMM Grubuna ‘3 milyon 800 bin Suriyeliyi besliyoruz. Herhalde anket yaptırdı ve halkın da bu siyasetine karşı olduğunu gördü’ dedi; ‘Bu halkın nabzını tutan, ırkçılık yapmayan partinin de CHP olduğunu gösteriyor’.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

TİP Başkanı Erkan Baş’tan Millet İttifakı Adayına Şartlı Destek

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, katıldığı bir televizyon programında, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayını destekleyip desteklemeyecekleri konusunda yaptığı değerlendirmede, “Halkın en geniş kesimlerini karşılayabilecek bir adaya gözümüz kapalı, görüşmeden dahi destek veririz” ifadelerini kullandı.

Erkan Baş, konuya ilişkin yaptığı açıklamanın devamında, “2018 yılında muhalefetin yaptığı hataya değinen Baş, “2018 seçimlerinde ne kadar çok muhalefet aday çıkarırsa vatandaş o kadar çok sahaya gider, ikinci tura kalana hepimiz veririz. Adaylar karşıdaki gerçek rakibi unuttu ikinci tura kalmak için birbiriyle yarıştılar” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Tv100’ün programlarından Candaş Tolga Işık ile Az Önce Konuştum’a konuk oldu.

Candaş Tolga Işık’ın sorularını yanıtlayan Erkan Baş, “Türkiye’nin en genç partisiyiz, üyelerimiz siyasette yeni insanlardan oluşuyor. Alışılmış siyaset kalıpların dışında bir davranış biçimimiz var. Başkalarının söyleyemeyeceği şeyleri söyleyebilecek kuvvetli fikirlerimiz var” dedi.

Candaş Tolga Işık’ın, “Sizce Türkiye’nin en büyük 3 sorunu ne?” sorusuna yanıt veren Erkan Baş, “Ekonomi ve tek adam rejimi bir sorun ancak bence en büyük sorun, gençliğin hayallerinin olmaması. Üniversitede yaptığım çalışmada öğrencilerin hayalinin olmamasını görmek beni çok üzdü” dedi.

Erkan Baş’ın açıklamalarında öne çıkan satır başları şöyle:

“TİP’in iktidar olması denilen şey aslında bugün halkın dışarıya itilen en geniş kesimlerinin örgütlenmesi demektir. En temel yanlışımız hep birinin bizi kurtarmasını bekledik. TİP, bu algıyı yıkmak için uğraşıyor.

TİP’in cumhurbaşkanı adayı kim?

Açıklamalarına devam eden Baş, “Millet İttifakı ile neyin gitmesi konusunda anlaşıyoruz ama neyin gelmesi konusunda anlaşamıyoruz. Eğer Ekmeleddin İhsanoğlu gibi bir yanlışa düşmezlerse, Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak değil de çöpe atacak bir adayla çıkarlarsa biz desteklemek istiyoruz. Halkın en geniş kesimlerini karşılayabilecek bir adaya gözümüz kapalı, görüşmeden dahi destek veririz” ifadelerini kullandı.

2018 yılında muhalefetin yaptığı hataya değinen Baş, “2018 seçimlerinde ne kadar çok muhalefet aday çıkarırsa vatandaş o kadar çok sahaya gider, ikinci tura kalana hepimiz veririz. Adaylar karşıdaki gerçek rakibi unuttu ikinci tura kalmak için birbiriyle yarıştılar” dedi.

Annesi ile yaşadığı siyasi tartışmalara değinen Baş, “Annem bile oyları bölmeyin diyor” ifadelerini kullandı, şöyle devam etti:

Biz AK Parti’ye karşı mücadeleyi sekteye uğratacak hiçbir şey yapmayız. Bu 20 yılın hesabını soracak bir kuvveti yaratamazsak, 10 yıl sonra AK Parti yerine BKP gelir. O yüzden biz asla oy bölmeyeceğiz.

Paylaşın

Cizre JİTEM Davası Anayasa Mahkemesi’ne Taşındı

Şırnak’ın Cizre İlçesi’nde 1993 ile 1995 yıllarında 21 kişinin gözaltında kaybedilmesi ve faili meçhul cinayetle öldürülmesiyle ile ilgili dava dosyası Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşındı.

MA’dan Ahmet Kanbal’ın haberine göre, beraat kararının Yargıtay tarafından onanması üzerine müştekiler Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruda bulundu.

Müştekilerden Hediye Başkak ve diğer beş başvurucu adına avukat Veysel Vesek, başvuruda, “yaşam hakkının ihlali” ve dosyada “etkin bir soruşturma yürütülmediği” gerekçelerini sundu.

Avukat Vesek, dilekçesinde ortada insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu belirtirken, sanıklar hakkındaki beraat kararı nedeniyle ihlal kararı verilmesini talep etti.

21 kişinin zorla kaybedilmesi ve yasadışı keyfi infaz edilmesi ile suç işlemek için örgüt kurmak suçlarından yargılanan dönemin Cizre İlçe Jandarma Komutanı, emekli Jandarma Kıdemli Albay Cemal Temizöz, eski Cizre Belediye Başkanı ve korucubaşı Kamil Atağ, Kukel Atağ, Tamer Atağ, Adem Yakin, Fırat Altın (Abdulhakim Güven), Hıdır Altuğ ve Burhanettin Kıyak 5 Kasım 2015’teki 49. duruşmada beraat etmişti.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 21 kişinin kaçırılarak infaz edilmesine ilişkin açılan JİTEM davasında dönemin Cizre İlçe Jandarma Komutanı emekli Albay Cemal Temizöz’ün arasında bulunduğu sekiz sanığa verilen beraat kararlarını ikiye karşı üç oyla onamıştı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 Temmuz 2009’da Jandarma Kıdemli Albay Cemal Temizöz ve diğer sanıklar hakkında 1993-1995 arasında 20 sivilin öldürülmesi suçlarından iddianame düzenledi.

Sanıklar, “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve bu teşekküle katılarak mensubu olmak, insan öldürmeye azmettirmek ve insan öldürmek” ile suçlandı.

Sanıklardan Cemal Temizöz’ün dokuz, Kamil Atağ’ın yedi, Temer Atağ’ın iki, Adem Yakin’ın yedi, Hıdır Altuğ’un üç, Fırat Altın’ın (Abdulhakim Güven) altı, Kukel Atağ’ın ise bir kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları istendi.

Sorgu/infaz timi

İddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün; Bedran/Şahin kod isimli Adem Yakin, Ferit kod isimli Fırat Aydın ve Tayfur kod isimli Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan kişilerden oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, PKK’ye yardım ettiğini düşündüğü ya da özel sebeplerden dolayı gözaltına aldığı 20 kişiyi “terörle mücadele” adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi.

Tuna kod isimli kişinin bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi.

En büyüğü 48, en küçüğü 12 yaşında

İddianamedeki faili meçhul cinayetlerin ilki 1993 yılı başında ve sonuncusu 1995 yılının Mayıs ayında gerçekleştirildi. Silopi’de yaşayan Abdullah Efelti’nin zorla kaybedilmesi dışında bütün maktuller Şırnak’ın Cizre ilçesi merkezinde ya da köylerinde yaşarken zorla kaybedildi ya da öldürüldü. En büyüğü 48, en küçüğü 12 yaşındaydı.

1993-1995 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Birlik Komutanı Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Cemal Temizöz’dü. 1993 yılı başında Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Başbakan Süleyman Demirel, İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, Genel Kurmay Başkanı Doğan Güreş, Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis, OHAL Bölge Valisi Ünal Erkan’dı.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) verilerine göre 1991’de 31 olan faili meçhul cinayet mağduru sayısı 1992’de 362, 1993’te 467, 1994’te 423 ve 1995’te 166 oldu.

Nasıl başladı?

1993-1995 döneminde Cizre Belediye Başkanlığı görevini yürüten Kamil Atağ’ın kardeşi eski korucu Mehmet Nuri Binzet, 2009’da adli bir suçtan dolayı Midyat Cezaevi’nde tutuklu olduğu sırada Midyat Savcısı’na tanık olduğunu yazdığı ve Temizöz ve ekibi tarafından gerçekleştirildiğini ileri sürdüğü birçok eylemle ilgili beyanlarda bulundu.

Binzet gizli tanık olarak dinlendi ve soruşturma aşamasında dinlenen diğer iki gizli tanığın ifadeleri onun ifadesiyle örtüştü. Ancak gizli tanıklara gerekli koruma sağlanamadı ve kısa bir süre sonra deşifre oldular. Nuri Binzet de dâhil olmak üzere tüm gizli tanıklar, deşifre olduktan sonra ifadelerini geri çektiler.

Buna rağmen ifadelerin basına yansıması mağdur yakınlarının savcılığa başvurmasını sağladı.

Tanıklar ve avukatlara tehdit

2011 yılının Şubat ayında gerçekleştirilen duruşmada davanın tanıklarından dönemin Cizre Kaymakamı Osman Bulgurlu’nun, isimsiz bir mektupla tehdit edildiği ortaya çıktı. Daha sonra aynı mektubun davanın bir başka tanığına, dönemin Cizre Kaymakamı Şenol Bozacıoğlu’na da gönderildiği öğrenildi.

Bu imzasız mektupta, tanıklara sanıklar aleyhinde ifade vermemeleri konusunda uyarılarda bulunuluyordu.

Duruşmalar sırasında sanıklarla müdahil avukatlar arasında ciddi tartışmalar yaşandı ve zaman zaman avukatlardan bazıları mahkeme heyetinin önünde sanıklarca tehdit edildi.

Kamil Atağ ve Cemal Temizöz yakınlarının duruşmalara kalabalık bir grup halinde gelerek tanıklar ve mağdur yakınları üzerinde baskı kurmaya çalıştı.

Sanıklardan “ortak savunma”

Sanıkların tümü duruşmalar boyunca, bahsi geçen dönemde terörle mücadele ettiklerini, kendilerinin ödüllendirilmeleri gerekirken sanık olmalarının haksızlık olduğunu beyan ettiler.

Özellikle Temizöz savunmasını, ülkenin siyasi konjonktüründe ordu mensuplarını itibarsızlaştırmak için girişilen bir hesaplaşmanın mağduru ve baş aktörlerinden biri olduğu iddiası üzerinden yürüttü.

Davanın başlangıcından beri yaptığı savunmalarında dile getirdiği gibi dönemin koşullarında Cizre’nin “PKK tarafından ele geçirilmiş bir ilçe” iken kendisinin 1993 yılında ilçeye Jandarma Komutanı olarak atanmasının ardından bölgede çok büyük başarılar elde ettiğini, “PKK tarafından kullanılan bölge halkını terör örgütünün etkisinden kurtardığını ve ilçede huzuru sağladığını, kendisine bu görevleri için devlet tarafından pek çok takdirname ve ödül verildiğini” dile getirdi.

Benzer çizgide savunma yapan eski korucu lideri ve eski belediye başkanı Kamil Atağ da davanın başlangıcından beri savunmalarında ne yaptıysa devlet için ve devletin emriyle yaptığını, kendi insanlarıyla yine onların iyiliği için karşı karşıya kaldığını ve bu hizmetlerinin devlet tarafından o dönem takdirle karşılandığını ileri sürdü.

Paylaşın