Spor Yasası Meclis’ten Geçti: Yöneticiler Zararlardan Sorumlu Olacak

AK Parti ve MHP’nin ortak imzasıyla hazırlanan “Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu Teklifi”, muhalefetle varılan uzlaşma doğrultusunda bazı değişikliklerle TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı.

“Kamuya yararlı dernek” statüsünde bulunan spor kulüplerinin anonim şirket (A.Ş) olarak yapılanmasının da yolunu açan yasa, spor kulüpleri ve federasyonların yönetim organlarında da önemli düzenlemeler içeriyor. Kulüpler Birliği ise yasanın, denetim ve mali yükümlülüklere ilişkin bazı maddelerine, yazılı açıklamayla tepki gösterdi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen yasada yer alan önemli düzenlemeler şöyle:

Halen “kamuya yararlı dernek” statüsünde olan spor kulüpleri, anonim şirket (A.Ş) olarak örgütlenerek, ticari şirkete dönüştürülüyor. Bu kulüpler birleşerek federasyon ve konfederasyon olarak üst kurul oluşturabilecek. Kulüpler bu çerçevede profesyonel şube açabilecek.

Spor kulüpleri, spor faaliyetlerine katılmak amacıyla gerçek veya tüzel en az 7 kişi tarafından kurulacak. Türk Ticaret Kanunu’na göre kurulan ve tüzel kişilik kazanan anonim şirketler, Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından tescil edilmeleriyle spor anonim şirketi niteliği kazanacak.

Askeri spor kulüpleri de yasaya göre tescil edilerek, her türlü spor faaliyetlerine katılabilecek.

Denk bütçe zorunluluğu

Kulüpler için denk bütçe uygulaması getirilecek. Buna göre kulüpler ve spor anonim şirketleri, önceki yıl brüt gelirlerinin en fazla yüzde 10’una kadar borçlanabilecek. Bu oran üzerindeki borçlanmalara genel kurulda nitelikli çoğunlukla karar verilecek ve ek bütçe yapılacak.

Spor kulübü ve spor anonim şirketleri, yönetim kurulu üyeleri, eşleri ve üçüncü dereceye kadar hısımlarına borç veremeyecek. Kulüplerin ve anonim şirketlerce yapılacak 7 bin liranın üzerindeki ödeme ve tahsilatların bankalar üzerinden yapılması zorunlu olacak.

Kulüp yöneticileri zararlardan sorumlu olacak

Spor kulüplerinin yöneticileri, mevzuat ve sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kasıtlı olarak veya ihmal ettikleri taktirde, doğacak zararlardan müteselsilen sorumlu olacak.

Spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri, genel kurul kararı gerekmeksizin bir önceki hesap döneminde gerçekleşen brüt gelirinin en fazla yüzde 25’ini temlik edebilecek. Madde gerekçesinde düzenlemenin amacı, “kulüplerin uzun vadeli ve sağlıksız borçlanmasının önüne geçilmesi” olarak ifade edildi.

Spor kulüplerinin altyapı ve sporun gelişmesine katkı verme konusunda Gençlik ve Spor Bakanlığı sorumlu olacak. Büyükşehirler dahil, belediyeler kulüplere kaynak aktaramayacak.

Spor federasyonları, spor dalı ile ilgili faaliyetleri yürütmek üzere kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kurulacak. Spor federasyonlarının merkezleri Ankara’da olacak ve genel kurulları da yine Ankara’da yapılacak. Genel kurul delege sayısı, olimpik ve paralimpik spor dallarında 150’den az 300’den fazla, diğer spor dallarında ise 100’den az 200’den fazla olamayacak.

Spor federasyonları “devlet mülkü” hükmünde kabul edilecek ve mallarının haczedilmesinin yolu kapatılacak.

En fazla üç dönem başkanlık

Federasyonların yönetim kurulu üye sayısı “11 asıl 11 yedek” olarak belirlenirken, en az iki üyesinin de “milli sporcu” olması zorunlu olacak.

Federasyon başkanlarının görev süresi, “üst üste veya aralıklı olarak en fazla üç dönem”le sınırlı olacak.

Kuruluş yasası bulunan federasyon dışındaki spor federasyonlarının her türlü iş ve işlemleri ile harcama denetimi Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından yapılacak. Kulüp yönetimlerinde olduğu gibi, federasyon başkan ve yönetim kurulu üyeleri de kusurlarından doğan zararlardan sorumlu olacak.

Menajerlik sözleşmesi noterde düzenlenecek

Menajerlik sistemi yeniden düzenleniyor. Futbolcu ile imzalanacak menajerlik sözleşmesinin noterde düzenlenmesi ve en fazla iki yıl için yapılması mümkün olacak. Menajere verilecek ücret, en fazla, sözleşme süresince futbolcuya ödenecek brüt gelirin 2 milyon liradan az olması durumunda bu ücretin yüzde 10’una kadar, 2 milyon liradan fazla olması halinde ise yüzde beşine kadar olabilecek.

Kamu yararına çalışan spor kulüpleri, Hazine ve Maliye Bakanlığının ve ilgili spor federasyonunun görüşü alınarak, bakanın teklifi ve cumhurbaşkanı kararıyla belirlenecek. Bu kulüpler, kamu yararına çalışan derneklere sağlanan haklardan yararlanacak.

Spor kulüpleri, Dernekler Kanunu’nun ilgili maddesi uygulanmak suretiyle İçişleri Bakanlığı veya mülki idare amiri tarafından da denetlenebilecek.

Kulüpler Birliği’nden yasaya tepki

Kulüpler Birliği Vakfı ise yasanın TBMM’de görüşmelerinin sürdüğü saatlerde yazılı açıklama yaparak, tepki gösterdi.

Yasayla kulüplere getirilen denetim maddelerine ilişkin hükümlere dikkat çekilen açıklamada, “Futbol kulüpleri zaten, TFF, UEFA, FIFA’nın doğrudan ve dolaylı denetimi altında faaliyet göstermektedir. SPK mevzuatına tabi kulüplerde ise ayrıca SPK denetimi vardır” denildi.

Bütçe ve harcama ilkeleri ile ilgili olarak açık ve keskin düzenleme yapılmasının anlaşılabilir olduğu vurgulanan açıklamada, “Ancak taslaktaki 20. Madde, kulüplerin hali hazırdaki borç ve faiz yükü göz önüne alındığında, soruna çare olmaktan ziyade finansal sorunların çözümünü çıkmaza sokacak niteliktedir” görüşüne yer verildi.

Ayrıca, pandemi, savaş ekonomik kriz, yayın gelirlerindeki indirimler gibi elde olmayan nedenlerin finansal sapmalara neden olabileceğinin de göz ardı edildiği vurguladı.

Sancaklı’ya eleştiri

Kulüpler Birliği, yasanın görüşmeleri sırasında, kulüp yöneticilerine ilişkin sözleri nedeniyle, eski futbolcu olan MHP Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’yı da özür dilemeye çağırdı:

“Yüce mecliste görüşülmesi sırasında, kanun teklifi lehine söz alan bir milletvekilinin kulüplerimizin yöneticileri hakkında söylediği haksız ve asla kabul edilemeyecek ifade ve tanımlamalar sebebiyle, kulüplerimizin yöneticilerinin söz konusu milletvekilinin bu konuşmasından ötürü özür dilemesini beklediğinin bilinmesini istemekteyiz.”

Sancaklı, yasanın görüşmeleri sırasında, şu ifadeleri kullanmıştı:

“Altyapı ile uğraşmayan oyuncu yetiştirmeyen kimse orada yöneticilik yapamayacak, başkanlık yapamayacak. Çünkü beceremeyecek. Bu arkadaşlara buradan söyleyeyim, diyorlar ki siz bu yasayı çıkarırsanız eğer, yönetecek adam bulamazsınız. Türk milletine saygısızlık yapmayın. Buradan hepinize söylüyorum, Türkiye’de 500 tane 1000 tane şerefli adam yok, bir siz mi şereflisiniz?”

Paylaşın

Kredi Büyüme Hızı Yüzde 45’i Aştı

Tüketici kredileri ve ticari krediler belli bir süredir artış trendinde. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) verilerine göre kredi büyüme hızındaki yükseliş geçen hafta da devam etti.

Bloomberg HT’nin haberinde 13 haftalık, yıllıklandırılmış ve kur etkisinden arındırılmış kredi büyüme hızının yüzde 45’i aştığı belirtildi. Bu da kredilerde Temmuz 2020’den beri ilk defa bu kadar hızlı bir büyümenin kaydedilmesi demek.

Bunun iki temel nedeni var: Alım gücünün düşmesi ve enflasyonun yüksek olması.

BBC Türkçe’den Özge Özdemir’in haberine göre, Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burak Arzova, alım gücünün düşmesiyle insanların hayatlarını idame ettirebilecekleri gelirlerinin azaldığını vurguluyor.

Arzova’ya göre geliri düşen vatandaşlar, bunun bir kısmını kredi kartlarıyla bir kısmını da tüketici kredileriyle idare etmeye çalışıyor.

İkinci olarak enflasyona karşı gelirini korumak isteyenler de kredilere koşuyor.

Konut fiyatlarının yükselmesiyle konutun da bir yatırım aracı olmaktan çıktığını söyleyen Arzova, insanların enflasyona karşı bütçelerini korumak için gelecekte yapmayı planladığı alışverişlerini bugünden gerçekleştirdiğini anlatıyor:

“Otomobil, televizyon, buzdolabı gibi hangi varlık söz konusuysa yarın bunun fiyatı artar diye insanlar bugünden almaya çalışıyor.”

“Tasarruf etmektense parayı harcamak mantıklı”

Spinn Danışmanlık Kurucu Ortağı Özlem Derici Şengül, alım gücündeki düşüşün kredi kullanmaya mecbur bıraktığını söylüyor:

“Enflasyonun yarattığı talebi öne çekmek söz konusu, tasarruf etmektense parayı harcamak mantıklı.”

BDDK’nın verilerine göre tüketici kredileri tutarı 15 Nisan itibarıyla 810 milyar TL’ye çıktı.

Bu kredilerin 315 milyar TL’si konut, 16 milyar TL’si taşıt ve 479 milyar TL’si ihtiyaç kredisi.

Ekonomist Derici, ekonomi politikalarının da kredi artışını körüklediği görüşünde.

Derici, daha önce nereye gittiği belli olmayan kredilerin önünü kesmek için büyük yatırım projelerine ya da katma değerli projelere kredi verilmesi için hedef odaklı kredi politikasına geçildiğini, ancak son dönemde bunun değiştiğini aktarıyor.

Derici’ye göre yine büyümenin krediyle pompalandığı bir döneme girilmesi söz konusu.

“Kredi ile borçları enflasyona ödetiyorlar”

15 Nisan haftasında ticari kredilerdeki artış yüzde 50’e yaklaştı.

Bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi ise 5 trilyon 525 milyar TL’ye çıktı.

“Avrupa ülkeleriyle kıyasladığımızda hem hanehalkı hem şirketler açısından borçluluk görece daha düşük” diyen ekonomist Arzova’ya göre Türkiye, kredi hızı büyümesinde henüz tehlikeli bir bölgede değil.

Arzova, üretim enflasyonunun yüksek olduğu yerde şirketlerin TL kredi ile borçlanmasının da mantıklı olduğu görüşünde:

“Kredilerin faizinin olması gereken yer bu değil. O yüzden şirketler burada akıllıca bir şey yapıyor. Kredi taksitleri ile borçlarını enflasyona ödetiyorlar.”

Mart ayında üretici enflasyonu yüzde 114 olarak gerçekleşti.

Tüketici enflasyonu ise yüzde 61 oldu.

Ancak bir yandan da tüketici kredilerinin ve ticari kredilerin artması, olumsuz bir döngünün başladığına işaret.

Kredilerin artmasıyla enflasyon yükselişi tetikleniyor, yarın yapılacak tüketim bugüne çekiliyor, böylece yarın tüketim azaldığında şirketlerin üretim yapması zorlanıyor.

Kredi büyüme hızı ne kadar olmalı?

2008’deki küresel finansal krizin ardından Merkez Bankası, 2013 yılında yayımladığı bir raporunda orta vadede ortalama yüzde 15 civarında bir yıllık kredi büyümesinin makul ve sağlıklı olabileceğini açıklamıştı.

2013’te kredilerdeki büyümenin yüzde 40’a yaklaştığı dönemler olmuştu.

O yıl ekonomik büyüme ise yüzde 4 oranındaydı.

O dönem bilinçli olarak kredi büyümesinin durdurulmasının amaçlandığını ve bu yüzden taksitlere sınırlama getirildiğini hatırlatan Derici’ye göre bugün için en tehlikeli durum hanehalklarının borçlandırılması.

Bu yüzden asıl yapılması gerekenin enflasyonla mücadele olduğunu vurgulayan Derici, “Şu an ekonomi politikasında bir tane bile enflasyonla mücadele adımı yok” diyor.

Arzova da ileride önce tüketimin sonra üretimin yavaşlamasıyla istihdam kayıplarının ve borcu ödeyememe durumlarının yaşanabileceğine dikkati çekiyor:

“Şirketler daha düşük hızda çalışmaya başladıkları zaman istihdam kayıpları yaşanacak. Böylece insanlar işsiz kalabilecek ve bu borcu ödeyemeyecek hale gelecekler. O yüzden bu döngüye girerken yüzdelerin bu kadar yüksek olmaması gerek. Hanehalkının borçlu olması çok istenen bir durum değildir.”

Paylaşın

Fenerbahçe’den Ç. Rizespor’a Farklı Tarife

Süper Lig’in 34. haftasında Çaykur Rizespor, Çaykur Didi Stadyumu’nda Fenerbahçe’yi konuk etti. Fenerbahçe, mücadeleyi 6-0 kazanırken galibiyeti getiren golleri Rossi, Serdar Dursun (ikisi penaltıdan, toplam 3), Valencia ve Nazım kaydetti.

Haber Merkezi / Bu sonucun ardından ligde üst üste 6. galibiyetini alan Fenerbahçe 65 puana yükseldi ve bir maçı eksik lider Trabzonspor’la puan farkını 8’e indirdi. Çaykur Rizespor ise 30 puanla 18. sırada kaldı.

Süper Lig’in 35. haftasında Fenerbahçe sahasında Gaziantep FK ile karşılaşacak, Çaykur Rizespor ise düşme hattındaki rakiplerinden Göztepe’ye konuk olacak.

Karşılaşmadan dakikalar;

9. dakikada Serdar Dursun’un pasında ceza sahası içinde topla buluşan Rossi’nin vuruşunda meşin yuvarlak filelere gitti (1-0). 22. dakikada ceza sahası dışında topla buluşan İrfan Can Kahveci’nin vuruşunda meşin yuvarlak az farkla auta çıktı.

45. dakikada İrfan Can Kahveci’nin ceza sahasına göndermek istediği topa Ronaldo Mendes’in elle müdahele etmesinin ardından hakem Halil Umut Meler VAR’a giderek pozisyonu inceledi ve penaltı kararı verdi. Penaltı vuruşunda topun başına geçen Serdar Dursun topu filelerle buluşturdu (2-0).

45+6. dakikada topla buluşan İrfan Can ceza sahası içinde Eren Albayrak tarafından düşürülünce hakem bir kez daha beyaz noktayı gösterdi. Penaltı atışını kullanan Serdar Dursun, topu ağlara gönderdi (3-0).

49. dakikada Gökhan Gönül’ün savunmanın arkasına pasına Serdar Aziz’in müdahalesi sonrası top Pohjanpalo’nun önünde kaldı. Finli oyuncunun ceza sahası içinde karşı karşıya vuruşunda kalesini iyi kapatan Altay Bayındır, meşin yuvarlağı iki hamlede kontrol ederek mutlak golü önledi.

51. dakikada Nazım Sangare’nin sağdan ceza sahası içerisine ortasına Arda Güler’in kafa vuruşunda, top kaleci Gökhan Akkan’dan döndü. Pozisyonun devamında Serdar Dursun, altıpas içerisinde tek vuruşla meşin yuvarlağı filelere gönderdi (0-4).

61. dakikada kazanılan köşe vuruşunda Yusuf Sarı’nın sağ taraftan ceza sahasına ortasına iyi yükselen Bolasie’nin kafa vuruşunda, Serdar Dursun filelere gitmekte olan topu son anda müdahale ederek kornere çelmeyi başardı. 65. dakikada sol taraftan Arda Güler’in altıpas içerisine iyi ortasında Valencia, kafa ile dokunarak topu filelere gönderdi (0-5).

70. dakikada sağ taraftan ceza sahası içerisine giren Ferdi Kadıoğlu’nun pası sonrası Arda Güler’in sol ayak içiyle bekletmeden vuruşunda, Gökhan Gönül filelere gitmekte olan topu çizgi üzerinde kafayla kornere çeldi.

76. dakikada Arda Güler’in pasıyla ceza sahası içerisine giren İrfan Can’ın yerden bıraktığı topa Zajc’ın vuruşunda, meşin yuvarlak arka tarafta Nazım Sangare’nin önüne açıldı. Bu futbolcunun yerden sektirerek vuruşunda top filelere gitti (0-6).

88. dakikada savunmanın hatasından yararlanan Yusuf Sarı’nın ceza yayı dışından sert şutunda, iyi yer tutan kaleci Altay Bayındır uzanarak topu kornere çeldi.

Stat: Çaykur Didi

Hakemler: Halil Umut Meler, Cevdet Kömürcüoğlu, Murat Tuğberk Curbay

Çaykur Rizespor: Gökhan Akkan, Gökhan Gönül, Holmen, Ponck, Eren Albayrak (Cemali Dk.46), Baiano, Sabo, Boyd (Yusuf dk.46), Alper Potuk (Ronaldo Mendes Dk.38), Bolasie, Pohjanpalo (Cisse dk.60)

Fenerbahçe: Altay Bayındır, Osayi-Samuel (Nazım Sangare dk. 46), Serdar Aziz (Luiz Gustavo dk. 64), Kim Min-jae, Ferdi Kadıoğlu, Crespo, Zajc, Rossi, Mert Hakan Yandaş (Arda Güler dk. 46), İrfan Can Kahveci, Serdar Dursunx (Valencia dk. 64)

Goller: Rossi (dk. 9), Serdar Dursun (dk. 45 pen., 45+6 pen. ve 51), Valencia (dk. 66), Nazım Sangare (dk. 76) (Fenerbahçe)

Kırmızı kart: Baiano (dk. 1) (Çaykur Rizespor)

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 15 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 2 bin 898 yeni vaka tespit edilirken, 15 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,43 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,14 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 149 bin 252 test yapılırken, 2 bin 898 yeni vaka tespit edildi. 15 kişi hayatını kaybederken, 19 bin 693 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,43 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,14 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 147 milyon 418 bin 551’e yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Manisa ve Zonguldak takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 21 Nisan verilerine göre, 153 bin 733 test yapılmıştı. 3 bin 354 vaka tespit edilirken, 17 kişi hayatını kaybetmiş ve 18 bin 964 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Suriyelilerin Bayram İzni Kısıtlandı

Son dönemde siyasetin sıcak başlıkları arasında yer alan Suriyeli göçmenlere ilişkin yeni bir gelişme yaşandı. İçişleri Bakanlığı’nın kararı sonrası sınır kapılarından sadece cenaze mazereti bildirenler ile Suriye’ye kesin dönüş yapmak isteyenlerin geçişine izin veriliyor.

Suriye’de 2011’de başlayan iç savaşın ardından milyonlarca Suriyeli, evlerini terk ederek Türkiye’ye sığındı. Bu süreçte bazı Suriyeliler, güvenli hale getirilen bölgelere, dini bayramlarda izin alarak gidip gelmeye başladı. Sınır illerdeki valiliklere başvuru yaparak izin alan Suriyeliler, özellikle Azez, Cerablus, El Bab, Mare ve Soran bölgelerindeki yakınlarına gidebilme imkanına kavuştu.

Bu yıl da Ramazan Bayramı’nı ülkelerinde geçirmek isteyen çok sayıda Suriyeli, Kilis Valiliği’ne internetten başvuruda bulundu. Başvuruları onaylanan, 18-29 Nisan arasında Öncüpınar ve Çobanbey sınır kapılarından ülkelerine geçecek Suriyeliler için hazırlık tamamlandı. 18- 19 Nisan’da sınır kapılarına giden 2 bin Suriyeli, işlemlerini yaptırarak ülkelerine geçiş yaptı ancak 19 Nisan’da İçişleri Bakanlığı’nın kararı ile Suriyelilerin geçişlerinin kısıtlandığı açıklandı.

Cenazesi olana 3 gün izin

Online başvuru yapan ve ülkesine geçmek için sınır kapılarına gidenler, görevlilerce bakanlık kararı anlatılarak geri gönderiliyor. Sadece cenaze mazereti bildirenlerin geçişine izin veriliyor. Bu 3 günlük iznin de gidilen bölgedeki yerel meclis ve güvenlik birimlerince onaylı olması şartı aranıyor.

Bayramlarda daha önce Suriye’ye gidenler, 2 ila 5 ay süreyle ülkelerinde kalma hakkı elde etmişti. Sınır kapılarında, ülkesine kesin dönüş yapmak için gitmek isteyenlere de izin veriliyor. Kesin dönüş yapan Suriyelilere form imzalatılıyor, ardından da ülkelerine gitmeleri sağlanıyor.

Paylaşın

Gezi Parkı Davası’nda Karar Pazartesine Kaldı

İstinaf mahkemesinin beraat kararlarını bozmasının ardından İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülen Gezi Parkı davasında bugün karar çıkmadı, duruşma Pazartesi günü saat 10.00’a ertelendi. 

Haber Merkezi / Çağlayan Adliyesi’nde görülen Gezi davasının sekizinci duruşması öncesi Taksim Dayanışması adliye binası önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Bu akıl ve hukuk dışı dava derhal geri çekilmeli, kurgu ithamlarla yargılanmak istenen arkadaşlarımız hakkındaki iddialar düşürülmeli, somut hiçbir delil olmadığı halde siyasi bir tutsak olarak tutukluluğu devam eden Mehmet Osman Kavala derhal serbest bırakılmalıdır” denildi.

Çok sayıda diplomatik temsilci ve uluslararası gözlemcinin takip ettiği duruşmaya Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, CHP’li milletvekilleri Özgür Özel, Sezgin Tanrıkulu, Aykut Erdoğdu, Ali Şeker, HDP’li milletvekilleri Züleyha Gülüm, Garo Paylan ile TİP’li milletvekili Ahmet Şık’ın yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, davanın tek tutuklu sanığı iş insanı Osman Kavala Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katılırken, Ali Hakan Altınay, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Ayşe Mücella Yapıcı’nın arasında bulunduğu tutuksuz sanıklar da hazır bulundu.

Davada duruşma savcısı celse arasında mütalaasını açıklamış, mütalaada, Osman Kavala ve Ayşe Mücella Yapıcı’nın ‘Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması talep edilirken, 6 sanığın ise ‘Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme’ suçundan 15’er yıldan 20’şer yıla kadar hapisle cezalandırılması istenmişti.

Savunmalar başladığında ilk sözü alan Ali Hakan Altınay, “Hukuka aykırı delilleri kabul etmiyorum. Dört yıldır deli saçması bir hikayenin içinde debeleniyoruz” diyerek suçlamaları reddetti. Duruşmada, Mücella Yapıcı, Can Atalay ve Tayfun Kahraman ortak savunma yaptı. İlk olarak Yapıcı’nın okuduğu ortak savunmada,”Gezi Direnişi bu ülke tarihinin en demokratik, yaratıcı, eşitlikçi ve en kapsayıcı barışçıl kitlesel hareketi. Ölümcül polis şiddetine karşı her şehirde yankılanan barışçıl ve haklı tepkinin adıdır Gezi. Milyonlarca insanı haftalarca insanı sokağa dökecek tek güç, halkın kendi iradesidir” ifadeleri yer aldı.

Ortak savunmada, Taksim Dayanışması’nın Gezi Parkı eylemleri sürecinden tüm yetkililere yurttaşların talep ve beklentilerini iletmek ve kamu idaresine yükümlülüklerini hatırlatmak üzere diyalog kurmaya çabaladığı belirtilerek, “İstanbul valisinden büyükşehir belediye başkanına, başbakan yardımcısından başbakana ve cumhurbaşkanına kadar tüm yetkililere bu talepler iletilirken demokratik kamuoyu yaratmak amacıyla kararlı, ısrarlı ama her zaman barışçıl etkinliklere çağrı yapıldı” denildi. Hem iddianame hem de mütalaanın akla ve vicdana sığmadığını savunan Yapıcı, Atalay ve Kahraman, “Gezi direnişi fon ile para ile açıklanamaz, Gezi süresince tüm ihtiyaçlar imece usulü karşılandı. Provokatif müdahalelere kolluğu sevk ve idare eden tüm şeflerin Fethullahçı çete mensubu olduğunu daha sonra hep birlikte öğrenmedik mi” diye konuştu.

“İddianame bir senaryo olsa çekilemez bulurdum”

Dava kapsamında yargılanan sinemacı Çiğdem Mater Utku, “Çekmediğim bir filmle dosyaya dahil edildim. Yapılmamış bir filmle hükümeti zor durumda bırakmak mümkün değil. Belgesel çekilmiş olsaydı da düşünceyi açıklama ve yayma kapsamında suç teşkil etmeyecekti. Sinemacı olarak çok fazla senaryo okudum. Bu iddianame beni en çok şaşırtan metinlerden biri oldu. Yapımcı olarak bir senaryo olsa çekilemez bulurdum” dedi ve beraatini talep etti. Mine Özerden ise Gezi Parkı eylemleri için iddianamede dillendirilen fon iddialarına ilişkin, “Gezi’yi fonlamak için aracı olduğum iddiasını hakaret addederim” dedi. Yiğit Ali Ekmekçi ise “Akla ve mantığa aykırı girişimlere son vermenizi talep ediyorum” diye konuştu.

Son olarak duruşmaya SEGBİS aracılığıyla bağlanarak söz alan tutuklu iş insanı Osman Kavala, “Soyut gerekçelerle tutukluluğumun sürdürülmesi sebebiyle artık savunma yapmamaya karar vermiştim. Ancak davada karara gitmek yönünde bir irade olduğunu görüyorum. Alınacak karara etki edeceğini düşünmesem de kamuoyuna saygı gereği açıklamalar yapacağım” dedi.

Kavala, “AİHM kararının ardından davanın hızla karara bağlanmasına karar verildi. Gerekçesiz birleştirilen dosyalar ayrıldı. İkinci iddianamenin kullanım süresi sona erdi. İkinci iddianame benim tutuklanmam için hazırlanmıştı. Gezi protestoları kamuoyunun gözü önünde gerçekleştiğinden o dönem bu protestoların bir darbe girişimi olduğuna yönelik komplo teorisi tutmadı, hükümet de bu komployu benimsemedi. Yoksa Başbakan kendisini devirmek isteyenlerle görüşür müydü? Keza George Soros da 2015’te Türkiye’ye geldiğinde hükümet yetkilileri ile görüşmüştü” diye konuştu.

Kavala savunmasında ayrıca şu ifadelere yer verdi: “Gezi’nin dışarıdan yönetildiğine dair delil gösterilemedi. 80 ile yayılan protestoları yönlendirdiğim iddiası akla uygun değildir, sadece poğaça ve eczaneden alınmış maskelerle gittiğim Gezi’nin maddi ihtiyaçlarını karşıladığım iddiası saçmalıktır.

“Türkiye’yi ziyaretinde vakfın çalışmalarını değerlendirdiği toplantılar dışında Soros ile hiçbir irtibatım yok. Benim dışımda hiçbir vakıf üyesiyle konuşmuş olmaması, Soros’un sanıklar arasında olmaması, bu iddiaları yazanların da iddialara inanmadığını gösteriyor.”

Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu’ndan ‘Hapis İstemi’ Yorumu

31 Mart seçimlerinin iptal edilmesinin üzerinden YSK’ye yaptığı eleştiriler nedeniyle hakkında hapis cezası istenmesine ilişkin açıklamada bulunan İBB Başkanı İmamoğlu, “Bana 4 yıl 1 ay hapis cezası verilmesi hakkında savcı mütalaasını verdi, mahkemesi görülecek. Neymiş, ben YSK’ye hakaret etmişim. Olay şudur. Benim Avrupa Konseyi’ndeki bir konuşmamın eleştiren bir bakan bana konuşmasında ‘ahmak’ demiştir. Ben de kendisine iadeyi cevapla karşılığını ona sundum. ‘Siz seçimi iptal ettiniz ahmak sizsiniz’ anlamında. Bunu ben bakana söyledim ama YSK’ye böyle bir şeyde bulunmadım. Bunun ifadesini verdim ama ona rağmen savcı böyle bir mütalaada bulundu.” dedi.

İBB Başkanı İmamoğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Yani hala yaşadığımız bu olumsuzluklardan ders çıkarmayan insanlar var bu ülkede. Bunun bana siyaseten hiçbir zararı yok ama bu ülkeye zararı var. Bizim toplumumuz vicdanlıdır. Mağduru görür, mağdura katkı sunmak, destek olmak ister. Umarım bu yanlıştan dönecek. Her Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı gibi ben de bu ülkede hukukun ve adaletin üstünlüğüyle bu mahkemenin doğru kararı vereceğine inanıyorum, inanmak istiyorum.” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Bağcılar’da görev yapan 21 muhtarla sahurda buluştu. İmamoğlu, ilçedeki bir işletmede buluştuğu muhtarlarla tek tek tanıştı ve onlardan gelen talepleri dinledi. Pandemi ve ardından gelen ekonomik krizin etkilerinin tüm Türkiye’de yaşandığını belirten İmamoğlu, krizden en çok etkilenen kesimin gelir seviyesi düşük vatandaşlar olduğuna dikkat çekti.

ANKA’nın aktardığına göre İBB’nin sosyal yardım bütçesini, göreve geldikleri 2019 yılı içerisinde, 2018’e göre 6 kat oranında artırdıklarına vurgu yapan İmamoğlu, “Yüzde 2-3 seviyesindeyken şu anda yüzde 15-16 seviyelerine çıktı bütçedeki sosyal yardımların payı” dedi. Yapılan yardımların zorunluluktan kaynakladığını belirten İmamoğlu, yaşanan sürecin toplumun her kesimini etkilediğini belirtti. İmamoğlu’nun konuşmasının satır başları şöyle:

Kent yoksulluğunun kırsaldaki yoksunluktan daha zor ve acı sonuçları var. İçinde bulunduğumuz dönemde, 500 binin üzerinde kumanya dağıttık. Pandeminin pik yaptığı dönemde bu rakam 1 milyon 100 bin haneye kadar yükseldi. Bu zor günleri ümitle, umutla, çalışmayla, paylaşarak, birbirimizi hissederek aşacağız. Biz, bunları yaparken bir yandan işlerimizi yaptık, bir yandan öğrencilerimize burs verdik.

Bir yandan dedik ki ‘Anne evden çıkamıyor’; kartını verdik. Askıda Fatura veya onun gibi başka uygulamalarla vicdan köprüsü kurduk. İstanbul’da en doğru birinci adres, fitreniz, zekâtınız için biziz kardeşim. Çünkü biz, adresi veriyoruz. Verdiğimiz her şeyin devlete hesabını veriyoruz. Bizde adresleri var. Onu da bir tek biz biliyoruz. Allah biliyor yani, bir de devlet. Bu anlamda, bu zor günleri aşmanın yöntemi, modeli bu.

Bağcılar’da an itibariyle hemen hemen durmuş, yarım, eksik, başlamamış işimiz kalmadı. İlçede açtığımız ve açacağımız kreşler bulunuyor. İstanbul genelindeki ‘Yuvamız İstanbul’ kreşlerinin sayısını 100’e çıkarmayı hedefliyoruz. Bu milletin evlatlarını 3-4 yaşından itibaren eğitemezsek her 10 senede bir bu ülkede seçimler iptal edilir. Cahillik, eğitim almamak, bu ülkede yeni nesle yapacağımız en büyük ihanettir. Onun için en baş meseledir çocukların mutluluğu, annelerin mutluluğu. Bunu da beraber yapıyoruz sizlerle.

Siyasi çekişmenin, çatışmanın ve kavganın olduğu yerde barıştırmakla, buluşturmakla, konuşturmakla yükümlüyüz. Adalet Partili rahmetli dedemle merhum CHP’li bacanağını örnek gösterebilirim. Ben, hayatımda onlar kadar neşeli tartışan, esprili konuşan, iki farklı partiden olmalarına rağmen bu kadar tatlı ortaklık yapan başka iki insan görmedim. Rahmetli ortağı, bacanağı, Allah rahmet etsin, Hasan Ağa hafızdı; CHP’li. Dedem de Kur’an’a bakarak okuyordu. O, hafızdı ama kimse onu sorgulamasın.

İnanç, Allah’la kul arasında. Siyasi yarışı, hizmet yarışını nerede yapamayız biliyor musunuz? Şurada hiçbirimiz, bir başkasına, ‘Ben senden daha inançlıyım’ diyebilir mi? Böyle bir hakkı var mı? Yaradan böyle bir hakkı kime verdi Allah aşkına? Ya da ‘Ben senden daha çok vatanımı seviyorum. Sen vatan hainisin’ diyebilir mi? Bana diyenin alnını karışlarım. Ben de bir Allah’ın kuluna demem. Bütün bunların mahkemesi, hukuku vardır.

Onun yeri bazılarında dünyadadır, bazıları öbür dünyadadır. Bütün yapılan işler, müdahaleler, onlar, bunlar bana ne yapıyor biliyor musunuz? Bugün bir çalışıyorsam, bunları yaşadıktan sonra bin çalışıyorum. Bana verdiği tek duygu bu. Kimse benimle o alanda yarışamaz. Bana biraz daha iyi davransalar var ya belki biraz daha tembelleşebilirim yani. Ve göreceksiniz, kalan iki yılda çok daha mutlu olacağız.

İlçelerin ve mahallerin lokal sorunlarına çözüm üretmeye çaba gösterdik. İstanbul’a bir bütün olarak bakıyoruz. Kurumsallaşma çalışmaları kapsamında Muhtarlıklar Daire Başkanlığı’nı kurduk. Kurumsal bir biçimde sizinle iş birliği yaparak, hiçbirinizin siyasi anlayışına bakmadan, bu şehrin kendi iradesiyle, hakkıyla seçilmiş 963 muhtarımıza hizmet edeceğiz.”

İmamoğlu’na muhtarlar buluşmasında İBB Genel Sekreteri Can Akın Çağlar, Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Alpay, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş ve Muhtarlıklar Daire Başkanı Yavuz Saltık da eşlik etti.

‘Bunun bana siyaseten hiçbir zararı yok ama bu ülkeye zararı var’

Bana 4 yıl 1 ay hapis cezası verilmesi hakkında savcı mütalaasını verdi, mahkemesi görülecek. Neymiş, ben YSK’ye hakaret etmişim. Olay şudur. Benim Avrupa Konseyi’ndeki bir konuşmamın eleştiren bir bakan bana konuşmasında ‘ahmak’ demiştir. Ben de kendisine iadeyi cevapla karşılığını ona sundum. ‘Siz seçimi iptal ettiniz ahmak sizsiniz’ anlamında. Bunu ben bakana söyledim ama YSK’ye böyle bir şeyde bulunmadım. Bunun ifadesini verdim ama ona rağmen savcı böyle bir mütalaada bulundu.

Yani hala yaşadığımız bu olumsuzluklardan ders çıkarmayan insanlar var bu ülkede. Bunun bana siyaseten hiçbir zararı yok ama bu ülkeye zararı var. Bizim toplumumuz vicdanlıdır. Mağduru görür, mağdura katkı sunmak, destek olmak ister. Umarım bu yanlıştan dönecek. Her Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı gibi ben de bu ülkede hukukun ve adaletin üstünlüğüyle bu mahkemenin doğru kararı vereceğine inanıyorum, inanmak istiyorum.

Paylaşın

Bakan Koca’dan ‘Hatırlatma Dozu’ Uyarısı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, il durum değerlendirmeleri kapsamında bulunduğu Adıyaman’da basın açıklaması düzenledi. Bakan Koca, bu hafta yapılacağı açıklanan ancak ertelenen Bilim Kulu toplantısına ilişkin, “Bu toplantıyı doğrusu geniş katılımlı ve yüz yüze yapmak istiyoruz. O nedenle haftaya erteledik” bilgisini verdi.

Koca, maske kullanımı hakkında “Bilim Kurulu okullarda maske kullanımı başta olmak üzere birçok konuyu değerlendirmiş olacak. Bu konuda önerileri daha sonra değerlendirmek üzere de kamuoyuna açıklanmış olacak” dedi.

Koca, Maske kullanımına ilişkin net bilginin de toplantı sonrası açıklanacağını söyledi. Sağlık Bakanı Koca ayrıca şu ifadeleri kullandı;

“Salgın giderek etkisini yitiriyor. Omicron varyantı ile birlikte hastane yükünün çok azaldığını biliyoruz. Bir taraftan da etkili olan aşılarımızın olduğunu biliyoruz. Üç çeşit aşımız vatandaşımızın tercihine sunuluyor. Turkovac da üretilmeye devam ediyor. Tedarik sorunu yok.

Özellikle bu dönemde, hele belli bir yaş üstü vatandaşlarımızın hatırlatma dozunu asla ve asla ihmal etmemeleri gerekiyor. Yani salgın bitiyor artık aşıya ihtiyaç kalmadı gibi düşünmemeliyiz. Aşılı olan vatandaşlarımızın özellikle akciğer enfeksiyonunun daha az olduğunu hatta akciğere inmediğini biliyoruz. TURKOVAC’ın da özellikle Omicron varyantına önemli oranda etkili olduğunu tekrar tekrar söylemek istiyorum. Güvenle herkesin kullanması gerektiğinin altını çiziyorum.

Hastane yükünün çok azaldığını, 21 ilimizdeki yoğun bakımların kapatılmaya doğru gittiğini ve bu süreçte özellikle ilk pikten sonra şu an Türkiye’de hastane yükünün en az olduğunu dönemi yaşıyoruz. Bu, son derece önemli. Halen Avrupa’da ve birçok ülkede vaka sayılarını ve hastane yükünü hepimiz biliyoruz. Türkiye’nin geldiği noktayı önemli buluyorum.”

Paylaşın

En Büyük 20 Ekonomi Listesinde Yerini Kaybeden Türkiye Kaçıncı Sırada?

Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın verilerine göre 2021’de, Türkiye en büyük ilk 20 ekonomi içerisinden çıkarak 21. sıraya geriledi. İlk 20’nin yeni üyesi ise İran oldu.

Ülkelerin ekonomik güçleri Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) büyüklüğü ve kişi başına düşen GSYH ile ölçülüyor.

Belirli bir dönem içinde üretilen bütün malların o yıla ilişkin ortalama piyasa fiyatları üzerinden toplanmasıyla GSYH, o miktarın nüfusa bölünmesi ile de kişi başına GSYH hesaplanıyor.

Gelişmeyle ilgili, ekonomist Mahfi Eğilmez kendi blog sitesindeki analizinde 2015 ve 2021 yılları karşılaştırması yaparak şunları yazdı:

“Son yedi yılda en ciddi değişiklikler olmuş, Türkiye ve Brezilya, son dönemde en fazla ivme kaybı yaşamış ülkeler olurken İran en yüksek çıkışı yakalamış ülke konumuna gelmiş görünüyor. Kişi başına gelir açısından Türkiye 2015 yılında 66’ıncı sıradayken 2021 yılında 78’inci sıraya gerilemiş görünüyor. Son 6 yılda Türkiye’nin hem GSYH hem de kişi başına gelir sıralamasındaki düşüşü son derecede çarpıcı.”

Ekonomideki bozulmayla ilgili olarak sığınılan dünyada da işlerin kötüye gittiği tezinin doğru olmadığını belirten Eğilmez tablolardaki ve kişi başına gelir sıralamasındaki düşüş ile bunun açık bir biçimde görüldüğünü kaydediyor.

Verilere göre İran, bu son yedi yılda ekonomisini üçe katladı. Eğilmez, Türk ekonomisindeki gidişatın kötü olduğunun açık olduğunu belirtirken kendisine İran ile ilgili gelen sorulara ise “İran’ın GSYH’si tartışmalı” şeklinde yanıt verdi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

‘2021 Yazı’ Avrupa’da Kaydedilen En Sıcak Mevsim Oldu

Avrupa Birliği (AB) İklim Değişikliği Servisi Copernicus’un yayınlanan yıllık raporuna göre, 2021 Yazı, bugüne dek Avrupa’da kayıtlara geçen en sıcak mevsim oldu. Bilim insanları, Sanayileşme Çağı öncesine oranla en fazla 1,5 santigrad derecelik bir küresel ısı artışının, iklim değişikliğinin yol açacağı büyük felaketleri önleyebileceği konusunda hemfikir. 

1991-2020 arasındaki dönemin ortalamasından bir derece daha sıcak geçtiği belirtilen 2021’in yaz ayları ile ilgili açıklamalarda bulunan Copernicus’un Direktörü Carlo Buontempo, “2021 aşırılıkların senesi oldu. Avrupa’nın en sıcak yazı, Akdeniz Bölgesi’nde aşırı sıcaklık dalgaları, su taşkınları ve Batı Avrupa’da azalan rüzgarlar… Bunlar bize hava ve iklimdeki aşırılıkların, toplumun merkezindeki alanlar açısından giderek daha da önemli hale geldiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

1979’dan bu yana kayıt tutan Copernicus İklim Değişikliği Servisi, bunun için 1950’den bu yana yer istasyonları, balonlar, uçaklar ve uydular aracılığıyla toplanan verileri değerlendiriyor.

Akdeniz havzasında orman yangınları

Copernicus’un raporunda dikkat çeken verilerin başında kaydedilen aşırı sıcaklar geliyor. Buna göre Baltık Denizi’nde su sıcaklığı geçen yıl, ortalamanın beş derece üstündeydi. Sicilya Adası’nda kayıtlara geçen gölgede 48,8 derece sıcaklık ise, bugüne dek Avrupa’da görülen en yüksek sıcaklık oldu.

Türkiye, Yunanistan ve İtalya’da haftalarca süren aşırı sıcak ve kuraklığın bu ülkelerde yaşanan çok sayıda orman yangınına zemin hazırladığı da raporda yer alırken, sadece Temmuz ve Ağustos aylarında bu bölgede 800 bin hektar ormanlık alanın yandığı belirtildi.

Almanya’da meydana gelen ve 180’den fazla insanın hayatına mal olan sel felaketini de inceleyen iklim araştırmacıları, felaketten önceki haftalarda ortalamanın çok üstünde yağmur yağdığını ve bunun sonucunda toprağın daha fazla su tutamadığını ifade etti.

Ren ve Maas nehirlerini besleyen ırmak ve derelerin 1991’den beri bu kadar çok su taşımadığı da raporda ifade edilirken, raporun yazarı Dr. Freja Vamborg yaşananları net bir şekilde iklim değişikliğine bağlamanın zor olduğunu dile getirdi. Vamborg öte yandan, “Ancak biliyoruz ki, ısınmaya devam eden bir dünyada bu tür olayları daha sık yaşayacağız” söyleminde bulundu.

Atmosferdeki zehirli gazlar

Copernicus raporunun dikkat çekici yanlarından biri de atmosferdeki zehirli gazlarla ilgili verilerin yer aldığı bölüm oldu. Küresel sıcaklığın artmasında ana faktörlerden biri olan, iklime zararlı gazların 2021’de de arttığı vurgulanarak, atmosferdeki karbondioksit oranının 2,3 ppm’ye (milyonda bir) çıktığı kaydedildi. Metan gazındaki artış ise son yıllardaki ortalamının üstünde artarak 16,5 ppm’ye yükselmiş durumda.

Tarım, hayvancılık, atık depoları ve doğal gaz ile petrol endüstrisinde ortaya çıkan Metan gazı, karbondioksite göre atmosferde daha kısa süre kalabilse de, iklime verdiği zarar daha fazla oluyor.

Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin veri gözleme birimini yöneten Vincent-Henri Peuch, söz konusu verileri, “Bu her halükarda endişelenmemizi gerektiren bir durum, ancak aynı zamanda açık bir araştırma konusu” diyerek yorumladı.

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) kısa süre önce yayınladığı rapora göre sera gazı emisyonlarının, BM tarafından belirlenen, küresel ısınmanın 1,5 santigrad derece ile sınırlandırma hedefinin tutturulabilmesi için, 2025 yılından önce en üst seviyeyi görüp ardından azalmaya başlaması gerekiyor. Dünyanın her tarafından iklim araştırmacılarını bünyesinde barındıran IPCC, bunu başarabilmek için emisyonların derhal çok büyük oranlarda azaltılmasının şart olduğunu vurguluyor.

Bilim insanları, Sanayileşme Çağı öncesine oranla en fazla 1,5 santigrad derecelik bir küresel ısı artışının, iklim değişikliğinin yol açacağı büyük felaketleri önleyebileceği konusunda hemfikir. Ancak devletlerin şu ana dek ortaya koyduğu çabanın, bu hedefi tutturabilme açısından çok yetersiz olduğu belirtiliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın