Kinoalı Siyah Fasulye Salatası, Malzemeleri, Hazırlanışı

Bitki bazlı proteinlerle yüklü olan bu kinaolı siyah fasulye salatası, öğle ve akşam yemeğinizle birlikte sunabileceğiniz muhteşem bir lezzete sahip. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Haber Merkezi / Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın! Ortalama 30 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

  • 1 su bardağı kuru kinoa, yıkanmış, süzülmüş
  • 1 su bardağı su
  • yemek kaşığı sızma zeytinyağı
  • 1/4 su bardağı taze sıkılmış limon suyu
  • yemek kaşığı çiğ elma sirkesi
  • yemek kaşığı akçaağaç şurubu (isteğe bağlı)
  • diş sarımsak, kıyılmış
  • çay kaşığı kimyon
  • Bir tutam acı biber
  • çay kaşığı ince deniz tuzu
  • 1 kırmızı dolmalık biber, doğranmış
  • 1/2 kırmızı soğan, ince doğranmış
  • 3 yeşil soğan, doğranmış
  • 1/2 su bardağı taze doğranmış kişniş
  • 1,5 su bardağı pişmiş siyah fasulye

Hazırlanışı;

  • Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım,
  • Bir bardak suyu tencereye ekleyin ve yüksek ateşe koyun, su kaynadığı zaman kinoayı ekleyin, kapağı kapatın, pişmesini bekleyin,
  • Kinoa pişirilirken zeytinyağı, limon suyu, sirke, akçaağaç şurubu, sarımsak, kimyon, kırmızı biber ve tuzu bir kapta iyice karıştırın ve bir kenara koyun,
  • Yine kinoanın pişmesini beklerken biber, kırmızı soğan, yeşil soğan ve kişnişi doğrayın,
  • Kinoa hazır olduğunda sosu, biberi, kırmızı soğanı, yeşil soğanı ve siyah fasulyeyi ilave edin ve malzemelerin eşit şekilde dağıldığından emin olmak için iyice karıştırın,
  • Damak zevkinize göre taze sebze ve baharat ekleyebilirsiniz,
  • Ardından soğuması için buzdolabına kaldırın, bir saat sonra servis yapabilirsiniz,
  • Afiyet olsun…
Paylaşın

‘Dezenformasyon Yasası’nda Hapis Cezalarını Kapsayan Madde Kabul Edildi!

Basın meslek örgütlerinin ‘Sansür yasası’ olarak nitelendirdiği ‘Dezenformasyonla mücadele’ yasasının bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasını öngören, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunu düzenleyen 29. Maddesi, TBMM Genel Kurulu’nda AK Parti ve MHP oylarıyla kabul edildi.

Haber Merkezi / TBMM Genel Kurulunda, muhalefetin teklif metninden çıkarılması veya öngörülen cezanın indirilmesi, sanıkların tutuksuz yargılanması yönündeki uzlaşma arayışlarına karşın, teklifin “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu”nu düzenleyen 29’uncu madde, değişiklik yapılmaksızın kabul edildi.

“Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” Mayıs’ta TBMM’ye sunulmuş ancak görüşmeleri bu haftaya kadar genel kurula gelmemişti.

29’uncu madde şöyle: Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Fail, suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi hâlinde, birinci fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır.

“Muhalefet, cezaevinden korkacak olsa muhalefet olmazdı”

Görüşmeler sırasında 29. madde üzerine söz alan CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, şunları söyledi:

“Dünyanın bütün ülkelerinde despotlaşan iktidarlar, son dönemlerinde baskılarını artırırlar, demokrasi dışı yollara tevessül ederler. Bu, genel, evrensel bir gerçektir… Türkiye, dünya milletler ailesinin bir üyesidir. Türkiye’nin dünya milletler ailesi içindeki itibari, demokrasi ligindeki bu pozisyonu, biraz sonra görüşülecek 29. maddenin yasalaşması halinde hiçbirimizin, AK Parti’nin de MHP’nin de istemeyeceği bir hale düşecek endişesini taşıyoruz. Muhalefet, yasadan korkacak, cezaevinden korkacak olsa muhalefet olmazdı zaten. Bu konularda hodri meydanız. Kanun teklifini hazırlayanlara 10 dakika daha düşünmeleri için protestomuzu, demokratik karşı protestomuzu ayakta alkışlarla sürdürmeye devam edeceğiz.”

“Eleştirdiğimiz noktalar AB raporunda”

Görüşmeler sırasında HDP Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Saruhan Oluç söz aldı. Oluç şöyle konuştu:

“Kızıyorsunuz ‘sansür yasası’ deyince ama bunun 3 tane temel gerekçesi var. Bu yasayla ilgili kaygılarımız var. Bunlardan birincisi, ifade ve düşünce özgürlüğü konusunda gerekli hassasiyeti ve özeni göstermiyor olması yani bir engelleme içeriyor olması.

İkincisi, haber alma ve iletişim hakkı hakkında da gereken özeni göstermiyor olması ve engelleme maddeleri içermesi. Her ikisi de evrensel haklar olduğu için yapısal itirazlarımız var.

Üçüncü itirazsa, Türkiye’de bağımsız ve tarafsız bir yargı yok. Biliyoruz, bağımlı ve taraflı bir yargı mekanizması işliyor. Yürütmenin tahakkümü altında yargı ve bu yargının eline çok önemli imkânlar veriyor basınla ve medyayla ilgili olarak bu yasa teklifi. Şimdi, bunu biz söylüyoruz, bu, temel yaklaşımımız; tek tek maddeleri zaten kaç gündür tartışıyoruz.

Şimdi, geçtiğimiz günlerde, hani Türkiye’nin de ve tabii, iktidarın da zaman zaman yaptığı açıklamalarla -inandırıcı olmasa da- üye olmaya çalıştığı Avrupa Birliği var ya Batı Balkan ülkeleri ve Türkiye için 2022 Genişleme Paketi’ni ve ülke raporlarını açıkladı.

140 sayfalık Türkiye Raporu’nda şöyle şeyler söylüyor bu yasayla ilgili: ‘Türkiye, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi temel konularda gerilemenin sürdüğü bir dönem yaşıyor. AB müktesebatına uyum konusunda bir ilerleme yok.’

Yani bizim eleştirdiklerimizi işaret ediyor. ‘Demokratik gerileme devam ediyor.’ diyor. ‘Yargının muhalefet partili milletvekillerini sistematik bir şekilde hedef almaya devam ettiği görülüyor.’ diyor. Ben içinden parçalar seçerek söylüyorum. ‘Sivil toplum artan bir baskıyla karşı karşıya ve ifade, toplanma gibi haklarını sınırlamak durumunda kalıyor.’ diyor.

‘Özellikle sistemsel olarak yargı bağımsızlığı eksikliği ve hâkim savcılar üzerindeki usule aykırı baskıya ilişkin olmak üzere endişeler devam etmektedir.’ diyor. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmamasının yarattığı sorunlardan söz ediyor. Devam ediyor: ‘Devlet kurumları tarafından uygulanan kısıtlayıcı tedbirler ve adli ve idari yollarla artan baskı, ifade özgürlüğünün kullanılmasını baltalamaya devam etmektedir.’ diyor.

‘Gazeteciler, insan hakları savunucuları, avukatlar, yazarlar, muhalif politikacılar öğrenciler, sanatçılar ve sosyal medya kullanıcılarına karşı açılan ceza davaları ve mahkûmiyetler devam etmektedir.’ diyor. ‘Barışçıl gösteriler yasaklanmaktır ve güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımı gözlenmektedir.’ diyor.

Şimdi, bunları niye anlatıyorum? İşte, bizim bu yasadaki esas itibarıyla temel itiraz noktalarımızın tamamı aslında Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda Türkiye’nin bu konularda ilerlemediğini, tam tersine gerilediğini ifade etmesinden dolayı. Bizim eleştirilerimiz ile Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nun eleştirilerindeki örtüşme aslında durumun vahametini gösteriyor. Bunu anlatmaya çalışıyoruz iktidara ama görmek istemiyor iktidar.

E, tabii Dışişleri Bakanlığı da ne yapıyor? Her sene yaptığı gibi yine bir açıklama yapıyor, efendim ‘İddialar mesnetsizdir.’ diyor Avrupa Birliği İlerleme Raporu hakkında. Bu şekilde de işte yasalar çıkartılıyor, durum ortada.”

“Çakma Goebbels…’

Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ise şu ifadeleri kullandı:

“Bu topraklar, tarih boyunca oldukça tuhaf yasaklara tanık oldu.

Reisiniz seviyor diye sizin de ayılıp bayıldığınız 2. Abdülhamid ‘burun, grev, adalet, hürriyet, müsavat, cumhuriyet’ sözcüklerini sansürlemişti mesela.

1980 faşist darbesini gerçekleştiren cunta kitap yakmakla kalmamış ‘çağdaş kadın, devrim, özgürlük, yaşam’ gibi sözcükleri de yasaklamıştı. Cunta, anayasa referandumunda ‘hayır’ anlamına gelen mavi rengin gazetelerde kullanımını bile yasaklamıştı.

Kürtçe konuşmanın yasak olduğu 90’larda ‘sarı-kırmızı-yeşil’ renk kombinasyonu yasaktı. Daha geçen yıl, yağmalanan milyarlarca doları anlattığı için ‘128’ sayısı yasaklandı Türkiye’de. Gençler neşelenmesin diye konserler, festivaller zaten yasak. Yani geçmişten bugüne memleketin kısa özeti, bir yasaklar silsilesi. Şimdi de bu ucube yasaklar listesine bir yenisini eklemek istiyorsunuz.

Patronu, yöneticisi, yazarıyla saray dalkavuklarından oluşan yeni medya düzeni de suçlarınızı gizlemeye yetmedi. Şimdi de Saltanatınızı devam ettirmek için çok sevdiğiniz Abdülhamit dönemini mumla aratacak bir yasa teklifiyle karşımızdasınız.

Dezenformasyon Yasası diye çok alengirli de bir isim bulmuşsunuz. Güya yalan/yanlış bilginin dolaşıma girmesini engelleyecek. Eğer gerçek niyetiniz buysa, İletişim Başkanlığını kapatmakla işe başlayabilirsiniz. Başındaki çakma Goebbels’e nasılsa eş dost üzerinden bol maaşlı bir iş bulursunuz. Havuz medyası diye anılan medya kurumlarını da ‘gereğini yapan’ değil hakikate kendilerinden fazla saygı duyan gazetecilere bırakabilirsiniz.”

Uzlaşma çağrısı

CHP ise yasanın bugünkü görüşmeleri öncesinde bir kez daha AKP ve MHP’ye “uzlaşma” çağrısı yaptı.

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, gazeteci kökenli İzmir Milletvekili Tuncay Özkan’la birlikte düzenlediği basın toplantısında, “Biz son ana kadar uzlaşma aramaya devam edeceğiz. Geçerse Anayasa Mahkemesi’ne yayınlandığı günün ertesi günü gitmeyi planlıyoruz” dedi.

Tuncay Özkan ise “Bu, Türkiye’yi karanlık bir tünele sokar. Tünele girmeden tekrar uyarıyoruz, aradığımız şey uzlaşıdır” görüşünü dile getirdi.

Altay, maddenin Genel Kuruldaki görüşmelerinde AKP ve MHP’lilere, uzlaşmayla değişiklik yapılması çağrısını yineledi.

CHP, İYİ Parti ve HDP’nin 29. maddenin teklif metninden çıkarılması yönündeki önergeleri AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.

AK Parti ise MHP ile ortak imza ile TBMM’ye gelen düzenlemenin muhalefetin getirdiği eleştirilerin haksız olduğunu, yasanın doğru olmayan bilginin yayılmasını engellemeyi amaçlayan uluslararası düzenlemelere oldukça benzer olduğunu savunuyor.

Paylaşın

HDP’li Güzel’in Vekilliğinin Düşürülmesi İçin Süreç Başlatıldı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in milletvekilliğinin düşürülmesi için süreç başlatıldı. Güzel’in dokunulmazlığı PKK üyesi Volkan Bora ile fotoğraflarının ortaya çıkması üzerine kaldırılmıştı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın aktardığına göre, TBMM Başkanlık Divanı, TBMM Genel Kurul oturumlarına beş birleşim katılmadığı saptanan Güzel’in dosyasını, Meclis Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon’a gönderdi.

Meclis Başkanlık Divanı, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un başkanlığında yaptığı yeni yasama yılının ilk toplantısında, milletvekillerinin devamsızlık dosyaları ve mazeret dilekçelerini görüştü.

Yapılan inceleme sonucunda, milletvekillerinin mazeretleri kabul edilirken, sadece Güzel’in mazeret dilekçesi sunmadığı tespit edildi.

TBMM içtüzüğüne göre bir milletvekili Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içinde toplam beş birleşim günü katılmazsa devamsızlığı Başkanlık Divanınca tespit edilip Karma Komisyona gönderiliyor.

Meclis’in 27. Dönem 5. Yasama yılı sonunda Meclis Genel Kurulu’nda iki hafta yoklama alındı. Beş oturuma özürsüz ve izinsiz katılmadığı tespit edilen milletvekillerine devamsızlıkları ile ilgili bildirimde bulunuldu.

Başkanlık Divanı, içtüzük hükümleri gereği Güzel’in devamsızlık raporunu, karma komisyona gönderdi. Komisyon bu devamsızlık nedeniyle Güzel’in milletvekilliğinin düşmesi yönünde karar verirse, dosya Genel Kurul’un oyuna sunulacak.

Karma Komisyonun önümüzdeki günlerde toplanarak, Güzel’in dosyasını hızla karara bağlaması bekleniyor.

Semra Güzel’in milletvekili dokunulmazlığı, PKK üyesi olduğu belirtilen Volkan Bora ile fotoğraflarının basına yansımasının ardından, 1 Mart’ta kaldırılmıştı. Güzel, geçtiğimiz günlerde de tutuklanmıştı.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Net Rezervleri 2,7 Milyar Dolar Arttı

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) Eylül sonunda 9,6 milyar dolarla Temmuz’dan bu yana en düşük seviyeye gerileyen net rezervi, Güney Kore ile yapılan swap anlaşmasının ikinci kısmının devreye girmesiyle birlikte tekrar yükseldi.

Haber Merkezi / Merkez Bankası’nın net rezervleri 7 Ekim haftasında 2,7 milyar dolar artışla 12,44 milyar dolara çıktı. Öte yandan brüt rezerv ise 2,26 milyar dolar artışla 213,31 milyar dolara yükseldi. Türkiye’deki şirketler geçen hafta 2,63 milyar dolarlık döviz satın alırken bireyler ise 366 milyon dolar sattı.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

Hazine Ve Maliye Bakanı Nebati, 10 Ayda Neler Dedi?

CHP Milletvekili Kılıç, ”Neo klasik ekonomi düşüncesinden epistemolojik bir kopuşu temsil eden heterodoks yaklaşım günümüzde giderek ön plana çıkan davranışsal ekonomi ve nöroekonomi ile daha fazla önem kazanmaktadır.” sözleriyle uzun süre gündemde kalan Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin 10 ayda gündeme gelen diğer sözlerini hatırlattı.

Kısa Dalga‘da yer alan habere göre, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, CHP İzmir Milletvekili ve TBMM Başkanlık Divanı Katip Üyesi Sevda Erdan Kılıç’ın, “AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fiyat artışları hakkında yaptığı açıklama” ile ilgili soru önergesini yanıtladı.

Bakan Nebati’nin geçen günlerde Ekonomik Dönüşüm Zirvesinin açılışında yaptığı konuşmada, ”Neo klasik ekonomi düşüncesinden epistemolojik bir kopuşu temsil eden heterodoks yaklaşım günümüzde giderek ön plana çıkan davranışsal ekonomi ve nöroekonomi ile daha fazla önem kazanmaktadır.” şeklindeki ifadelerini hatırlatan Kılıç, şunları kaydetti:

“Bakan Nebati enflasyonun neden arttığını; ‘Salgın döneminde jeopolitik gelişmeler ile birlikte, küresel enerji, gıda ve tarımsal emtia fiyatlarındaki görünümün sebep olduğu negatif arz şokları ve tedarik zincirindeki bozulmalar enflasyonun artmasında etkili olmuştur.’ cümlesi ile açıklamayı tercih etmiştir

Nebati’nin ilk röportajında, ekonominin çok hızlı bir şekilde düzeleceğini savunurken, ‘sen maaş alıyorsun, en fazla neyini kaybedersin? Enflasyonun altında ezilirsin; ama ben bu işi düzeltmezsem eğer bin çalışanımla beraber bütün varlığımı kaybederim, bunu göze alır mıyım?’ demesi, ileride ‘epistemolojik kopuş, heterodoks yaklaşım, nöroekonomi’ gibi ilginç kelimeleri kullanacağının ilk sinyallerini verdiriyordu aslında!

Henüz bu sözlerin şoku atlatılmamışken Nebati, bu sefer devlet televizyonu TRT’de, ‘gözlerime bakar mısınız? Ne görüyorsunuz? Ekonomi gözlerdeki ışıltıdır’ gibi hamaset kokan ifadeler kullandı.

‘Herkesin Nureddin Nebati’nin gözlerindeki ışıltıyı aradığı!’ bir ortamda Bakan, bu sefer bir televizyon programında, “ekonomi ile olan müktesebatınız nedir?” sorusuna, ‘piyasadan geliyorum demek şu: Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğmuşsunuz. Doğal olarak benzin istasyonunuz olur. Akaryakıt işini bilirim, otomobil işini bilirim.’ diyerek ekonomi ile olan bağlantısını ortaya koydu!

Fransa’nın Cannes şehrinde düzenlenen uluslararası yatırımcı kahvaltısındaki sözleri, Türkiye’nin nasıl yönetildiğini, halkımızın yanı sıra yabancıların da öğrenmesini sağladı! Bakanın, ‘en sevmediğim konu da şu yatırımcılara zorluk çıkaran mevzuat ya da bürokrasidir. Bürokrasiyi alaşağı ederiz, arkamızda Cumhurbaşkanımız var rahat olun, mevzuatı da değiştiririz.’ sözleri ülke gündemine oturdu!

Antalya’daki bir toplantıda söylediği, ‘faiz ve kur odağında, sığ bir alanın içerisinde Türkiye ekonomisini kurtardık’ sözleri, ‘Türk ekonomisi kimden kurtarıldı? Zira 20 yıldır aynı parti iktidarda. Nebati’nin de mensubu olduğu partinin ekonomisini kim batırdı? Ya da kurtarılmış Türk ekonomisi bu mu?’ sorularının sorulmasına neden oldu. Ancak göstergeler ekonominin kurtarılmak bir yana her geçen gün daha da kötüye gittiğine işaret ediyordu.

Bakan Nebati’nin, ‘Türk Lirası en zayıf durumda. Gideceği bir yer yok. Vatandaş rahat olsun.’ ifadeleri vatandaşlarımızı rahatlatmasa da Bakanın ekonomi literatüründe yerini aldı!

Nureddin Nebati’nin gözlerini kapatarak dediği, ‘şimdi uyuyun, 6 ay sonra uyanın. Çok farklı noktalara gideceğiz.’ sözleri de ekonomi gündemine damga vurdu! Ancak bu 6 aylık süreçte; enflasyon yüzde 36.08’den yüzde 73.50’ye fırlayınca, 11.86 TL olan Dolar kuru 16.74 TL’yi görünce, 12 kiloluk mutfak tüpü 218 liradan 335 liraya çıkınca, benzin 11.64’ten 27.37’ye, motorin de 11.43’ten 29.94’e yükselince uykusundan uyananlar, yaşananların rüya olması temennisinde bulundu!”

Ekonominin ‘E’ sinden anlamayan bir yapı Türkiye’yi uçurumun dibine attı. Faturayı ise halk ödüyor. Parayı zenginler paylaşıyor, borcu halk ödüyor.”

Paylaşın

Şimdiye Kadar Görülen En Uç Örnek: ‘Yalpalayan’ Kara Delik

Çekim alanı her türlü maddesel oluşumun ve ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü olan, büyük kütleli gök cismi kara deliklere ilişkin yeni bir durum keşfedildi. Bilim insanları, “yalpalayan” bir kara deliğin şimdiye kadar görülen en uç örnek olduğunu söyledi.

Araştırmacılar, çarpışan iki kara deliğin bir bükülme hareketiyle kilitlenmesini izledi. Buna “presesyon” adı verilen bir etki neden oluyor. Söz konusu etki, bükülmeyi daha önce görülenden 10 milyar kat daha hızlı hale getiriyor.

Kara delik sistemi, ilk kez iki yıl önce kütleçekim dalgalarıyla tespit edilmişti. Sistem, gelişmiş LIGO ve Virgo dedektörleri tarafından 2020’nin başlarında saptanmıştı.

Sistemdekilerden biri, Güneşimizden 40 kat daha büyük ve muhtemelen şimdiye kadar bu şekilde bulunan en hızlı dönen kara delik. Bilim insanlarının keşfine göre, kara delik zaman ve uzayın dokusunu o kadar çok çekiyor ki, iki kara deliğin tüm yörüngesinin yalpalamasına neden oluyor.

Çalışma sırasında Cardiff Üniversitesi’nde araştırmacı olan ve şimdi Portsmouth Üniversitesi’nde görev yapan Dr. Charlie Hoy, “Şimdiye kadar kütleçekim dalgalarıyla bulduğumuz kara deliklerin çoğu epey yavaş dönüyordu” dedi.

Bu ikili sistemin Güneş’ten yaklaşık 40 kat iri olan daha büyük kara deliği, neredeyse fiziksel açıdan mümkün olduğunca hızlı dönüyordu. İkililerin nasıl oluştuğuna dair mevcut modellerimiz, bunun son derece nadir, belki de binde bir görülen bir olay olduğunu gösteriyor. Ya da bu, modellerimizin değişmesi gerektiğinin bir işareti olabilir.

Bunu bulan araştırmacılar, teorinin yıllardır var olduğunu ama bu fenomenin ilk kez böyle kara deliklerde gözlemlendiğini söyledi.

Cardiff Üniversitesi Kütleçekim Keşif Enstitüsü’nden Profesör Mark Hannam, “Her zaman ikili kara deliklerin bunu yapabileceğini düşünmüştük” dedi.

İlk kütleçekim dalgası tespitlerinden bu yana bir örnek görmeyi umuyorduk. 80’den fazla ayrı tespit süresince 5 yıl beklemek zorunda kaldık ama sonunda bir tane bulduk!

Presesyon, Einstein’ın genel görelilik teorisinin bir parçası ve bu nedenle varlığı bir süredir biliniyor. Ancak kara deliklerde görülmesi, mümkün olan en uç koşullarda var olabileceği anlamına geliyor.

Daha önce bu tür presesyonların en iyi örneği, yörüngenin her 75 yılda bir presesyona uğradığı, birbiri etrafında yörüngelenen iki nötron yıldızıydı. Yeni örnekte ise bu presesyon, birkaç saniyede bir gerçekleşiyor.

Bulgular akademik dergi Nature’da yayımlanan “İkili kara delik sisteminde genel-relativistik presesyon” başlıklı yeni bir makalede aktarıldı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Gayrisafi Milli Hasıla Yüzde 43,5 Arttı

Gayrisafi milli hasıla (GSMH), 2021 yılında bir önceki yıla göre yüzde 43,5 artarak 7 trilyon 141 milyar 887 milyon 817 bin TL oldu. GSMH, bir ülke vatandaşlarının bir yıl için ürettikleri toplam mal ve hizmetlerin, belli bir para birimi karşılığındaki değerinin toplamıdır.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2021 yılı Kurumsal Sektör Hesapları verisini açıkladı. Buna göre, Gayrisafi Milli Hasıla (GSMH) 2021 yılında bir önceki yıla göre yüzde 43,5 artarak 7 trilyon 141 milyar 887 milyon 817 bin TL oldu.

Mali olmayan şirketler, toplam ekonomide oluşturulan katma değere en fazla katkıyı yapan sektör oldu. Mali olmayan şirketlerin toplam katma değer içindeki payı yüzde 58 olarak gerçekleşti. Bu sektörü sırasıyla hanehalkı ve hanehalkına hizmet veren kar amacı olmayan kuruluşlar ile genel devlet takip etti.

Toplam gayrisafi tasarrufun Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYH) oranı 2021 yılında toplam ekonomi için yüzde 30,3 oldu. Bu oran mali olmayan şirketler için yüzde 16,8, hanehalkı için yüzde 7,1, mali şirketler için yüzde 3,2 ve genel devlet için yüzde 3,2 oldu.

Hanehalkı tasarrufunun harcanabilir gelire oranı olarak tanımlanan tasarruf oranı, 2020 yılında yüzde 11,2 iken 2021 yılında yüzde 11,4 oldu. Toplam ekonomi 2020 yılında GSYH’nin yüzde 4,8’i ile net borç alan konumunda iken 2021 yılında da yüzde 1,6’sı ile net borç alan pozisyonunda oldu.

Gayrisafi milli hasıla nedir?

Gayrisafi milli hasıla (GSMH), bir ülke vatandaşlarının bir yıl için ürettikleri toplam mal ve hizmetlerin, belli bir para birimi karşılığındaki değerinin toplamıdır. Vatandaşlık ayrımının yapılmasındaki sebep, GSMH’nin gayrisafi yurt içi hasıladan (GSYİH) farklı olduğunu belirtmek içindir. GSYİH, o ülkede faaliyet gösteren yabancı ülke yurttaşlarının ürettiği nihai mal ve hizmetleri de kapsar.

Başka bir deyişle GSMH, bir ülkenin yurt dışında çalışan vatandaşlarının ülkeye gönderdikleri faktör gelirlerinin GSYİH’ye eklenip ülkede çalışan yabancıların kendi ülkelerine gönderdikleri faktör gelirlerinin GSYİH’den düşülmesi ile elde edilen değerdir.

1990’ların başından itibaren, küreselleşmenin ivme kazanıp üretim faktörlerinin ve sermayenin, ülke sınırlarının dışına taşması sonucu, makroekonomik analizlerde ilgi, bir ülkenin yurttaşlarının gelirini ifade eden GSMH yerine, bir ülkenin sınırları içerisinde yaratılan toplam geliri ifade eden GSYİH üzerine yoğunlaşmıştır. Fakat yine de ülkelerdeki kişi başına gelir ve bunların karşılaştırılması gibi konularda GSMH hâlâ önemli bir kavram ve ölçüdür. GSMH, genellikle bir yıllık zaman birimi içinde hesaplanır.

Kişi başına Millî Hasıla hesaplamalarında nüfus artışı göz önünde bulundurulur.

Paylaşın

290 Gazeteci, Yazar, Akademisyen Ve Hukukçudan Demirtaş Ve HDP’ye Destek

Gazeteci, yazar, akademisyen ve hukukçulardan oluşan 290 imzacı. Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve HDP ile dayanışma içinde olduklarını yaptıkları bir açıklama ile duyurdu.

Haber Merkezi / Aralarında Deniz Türkali, Ayşe Hür, Eşber Yağmurdereli, Ertuğrul Günay, Oya Baydar, Rıza Türmen gibi isimler de yer aldığı imzacılar tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bizler; ölüme karşı yaşamı, savaşa karşı barışı, şiddete karşı demokratik siyaseti ama’sız savunanlar, yaşamsal sorunlarımızın baskıyla, silahla, şiddetle değil özgürlüklerin sınırlarının genişletilmesi, demokratik siyaset ve diyalogla çözümlenebileceğini kararlılıkla savunan HDP yönetimi ve Selahattin Demirtaş’ın arkasında duruyor, onlara yönelen saldırı ve tehditleri hepimize yapılmış sayıyoruz.

HDP’ye ve HDP’li milletvekillerine yönelik devlet şiddetini en ağır şekilde kınıyor, şiddeti teşvik eden ve uygulayanların cezalandırılmasını talep ediyoruz.”

Açıklamaya imza veren isimler şöyle:

Adil Demirci, Adil Okay, Ahmet Aykaç, Ahmet Dindar, Ahmet İnsel, Ahmet Kardam, Ahmet Muhtar Çakmak, Akın Atalay, Akın Atauz, Alev Er, Ali Bilge, Ali Ekber Pekşen, Ali Galip Yıldız, Ali Mirzaoğlu, Ali Nesin, Ali Tevfik Berber, Arzu Erbilici, Asuman Bayrak, Ata Yıldırım, Atacan Atakan, Avram Ninyo, Ayhan Dağdeviren, Ayşe Erzan, Ayşe Gözen, Ayşe Gül Altınay, Ayşe Hür, Ayşe Sözeri Cemal, Ayşen Anadol, Ayten Gümüşel, Ayten Yıldırım,

Babür Pınar, Bahri Bayram Belen, Bahri Gedik, Baki Tezcan, Barış Trak, Baskın Oran, Beril Eyüboğlu, Berrin Sönmez, Berrin Uyar, Binnaz Toprak, Bülend Tuna, Bülent Atamer, Bülent Tekin, Bülent Uyguner, Büşra Ersanlı, Cafer Sezer, Cahit Mete, Cavit Sarıoğlu, Cemil Çamoğlu, Cengiz Aktar, Cengiz Arın, Cengiz Çandar, Ceren Göker, Cüneyt Başbuğ, Çağatay Anadol, Çiğdem Şimşek,

Deniz Türkali, Dicle Akar, Dilaver Erbilgin, Dilek Dağdeviren,  Doğan Bermek, Doğan Özgüden, Dursun Bulut, Dursun Kahraman, Ebru Nuhoğlu, Elif Aytaç, Emine Nur Çakır Diler, Ercan Jan Aktaş, Erdal Doğan, Erdal Şahin, Erdal Talu, Erdoğan Aydın, Erdoğan Kahyaoğlu, Ergin Cinmen, Erol Özkoray, Ertuğrul Günay, Esat Korkmaz, Eser Karakaş, Esra Mungan, Eşber Yağmurdereli, Eyüp Yılmaz,

Fatin Kanat, Fatma Dikmen, Fatma Gök, Fatma Müge Göcek, Fatma Ünsal, Ferhan Çinioğlu, Fethiye Çetin, Fikret Başkaya, Filiz Kardam, Firdevs Güremen, Füsun Doğan, Füsun Ertuğ, Füsun Şeker, Gençay Gürsoy, Gökhan Aksay, Gülçiçek Günel, Gülderen Alaca, Gülnur Acar Savran, Gülnur Mirzaoğlu, Gülseren Onanç, Gülsüm Aytül Doğu, Gülümser Koçak, Gün Zileli, Gündüz Vassaf, Güngör Şenkal, Güngör Tekgümüş, Gürel Tüzün, Gürhan Ertür,

H. Cevad Özdil, Habib Bektaş, Hacer Ansal, Hacı Olukman, Haldun Açıksözlü, Hale Bolak, Halil İbrahim Yenigün, Halil Savda, Halim Bulutoğlu. Hanna Beth-Şawoce, Hasan Cemal, Hasan Çebi, Hasan Şükrü Dal, Hasan Ürel, Hatice Kumbasar, Haydar Yılmaz, Haziran Günel, Hicri İzgören, Hovsep Hayreni, Hülya Demir, Hüsamettin Akışlı, Hüseyin Eminoğlu, Hüseyin Habip Taşkın, Hüseyin Karakuş, Hüseyin Sarıbaş, Hüseyin Topçu, Hüsnü Öndül,

Işık Yenersu, İlker Demir, İnci Altürk, İnci Hekimoğlu, İnci Tuğsavul, İsmail Açıkgöz, İsmail Atmaca, İsmail Bıyıklı, İsmail Cem Özkan, İsmail Kılınç, Johanne Trak, Kadir Cangızbay, Kemal Akkurt, Kemal Yalçın, Kudret Ünal, Kumru Toktamış, Kürşad Tosun, Latif Şimşek, Ludmila Denisenko, Macit Çopur, Mahir Özgül, Mebuse Tekay, Mehmet Bayram, Mehmet Güç, Mehmet Karlıdağ, Mehmet Nur, Mehmet Sait Aydın, Mehmet Şerif Kıran, Mehmet Uğur, Mehmet Uluışık, Mehmet Ural, Memik Horuz, Metin V. Bayrak, Mevlut Ülgen, Mihail Vasiliadis, Muharrem Armutlu, Muhsin Bostancı, Murat Çelikkan, Murat Ersoy, Murat Polat, Mustafa Elveren, Mustafa Erdoğan, Mustafa Paçal,

Nazar Büyüm, Nazım Öztürk, Necdet Kök, Necmiye Alpay, Nergiz Savran Ovacık, Nesrin Nas, Nesrin Sungur Çakmak, Nesteren Davutoğlu, Neşe Dursun, Neşe Erdilek, Nevin Kamilağaoğlu, Nevzat Onaran, Nihat Bulut, Nil Mutluer, Nilgün Doğançay, Nilgün Özşahin, Nur Sürer, Nurcan Baysal, Nurhan Bayraktar, Nuri Uygur, Nurşen Sönmez, Onur Erden, Orhan Alkaya, Orhan Doğançay, Orhan Silier, Osman Demirbağ, Osman Okkan, Oya Baydar, Oya Güzey, Oya Kalkavan,

Ömer Ceylan, Ömer Ersun, Ömer Güven, Ömer Madra, Ömer Öztürk, Önder Algedik, Pakrat Estukyan, Pınar Ömeroğlu, Raif Batur Talu, Recep Maraşlı, Rezzan Tuncay, Rıfat Yüzbaşıoğlu, Rıza Duru, Rıza Türmen, Saime Tuğrul, Sait Çetinoğlu, Sakin Günel, Salime Uz, Selçuk Eralp, Selim Eskiizmirliler, Semih Bilgin, Semra Somersan, Serdar Koçol, Serdar M. Değirmencioğlu, Serdar Seçkin, Sevil Aslan, Sevilay Çelenk, Sıraç Sulhan, Suzan Samancı, Suzan Yazıcı, Süleyman Eryılmaz, Süleyman Özyalçın,

Şahika Yüksel, Şahin Tekgündüz, Şanar Yurdatapan, Şengün Kılıç, Şeyda Talu, Şükrü Hamarat, Tahsin Yeşildere, Talat Büyük, Taner Akçam, Taner Timur, Tarık Günersel, Tarık Ziya Ekinci, Tatyos Bebek, Temel İskit, Tenziye Acar, Teoman Koray, Tuna Altınel, Ufuk Uras, Ülkü Berber, Ümit Aktaş, Ümit Kardaş, Ümit Kaya, Ümit Kıvanç, Ümmühan Kurşun, Ünal Karasu, Ünal Ünsal, Vedat Say, Vega Sankur, Veli Baş, Viktorya Çiprut, Yakın Ertürk, Yalçın Ergündoğan, Yalçın Kılıç, Yaprak Zihnioğlu, Yasemin Ahi, Yasemin Çongar, Yasin Çağırankaya, Yasin Yetişgen, Yekta Altunışık, Yusuf Karasoy, Zafer Yıldırım, Zehra Arat, Zeki Samer, Zeynep Akıncı, Zeynep Atikkan, Zeynep Tanbay, Zeynep Taymas, Ziya Bayram, Zülfü Dicleli.

Paylaşın

Hava Kirliliğinden Erken Ölüm Riski; Cinayetle Öldürülme Riskinden 24 Kat Daha Fazla

Türkiye’de PM 2.5 kaynaklı hava kirliliğine bağlı erken ölüm riski; cinayetle öldürülme riskinden 24 kat, trafik kazaları nedeniyle ölüm riskinden ise yedi kat daha fazla. Partikül madde (PM), atmosferde asılı duran küçük sıvı veya katı parçacık formundaki kirlilik.

Greenpeace Akdeniz, yeni yayımladığı “Türkiye’de Hava Kirliliği Yükü” başlıklı raporuyla hava kirliliğinin ulaştığı boyutu gözler önüne serdi. Rapor, PM 2.5 kirleticisine uzun süre maruz kalmanın Türkiye’de yalnızca 2021 yılında 34 bin erken ölüme neden olduğunu ortaya koydu.

İstanbul ve Ankara dahil olmak üzere Türkiye nüfusunun yüzde 60’ından fazlasını kapsayan 38 ilde, 2021 yılı boyunca yapılan hava ölçümleriyle elde edilen verilere göre, maruz kalınan PM 2.5 kirliliği ortalama 20.7 mikrogram. Bu miktar Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) belirlediği yıllık limit değerin dört katından fazla.

Cinayetle ölümden 24 kat fazla

Rapora dahil edilen kentlerde her 100 bin erken ölümden 64’ünün havadaki PM 2.5 kirliliğine maruz kalmaktan kaynaklandığı tahmin ediliyor.

PM 2.5 kirliliğinden kaynaklı hava kirliliğine bağlı erken ölümler, cinayet sayıları ve trafik kazalarının neden olduğu ölüm karşılaştırıldığında ise tablonun vahameti daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor.

Türkiye’de PM 2.5 kaynaklı hava kirliliğine bağlı erken ölüm riski; cinayetle öldürülme riskinden 24 kat, trafik kazaları nedeniyle ölüm riskinden ise yedi kat daha fazla.

Söz konusu kentlerde PM 2.5 miktarı DSÖ limitlerini karşılıyor olsaydı PM 2.5 kirliliğine atfedilen erken ölümlerin sayısı yüzde 75 oranında azaltılabilir ve böylece her yıl tahminen 26 bin insanın hayatı kurtulabilirdi.

En fazla erken ölüm İstanbul’da

2021’de ölçüm yapılabilen kentler arasında yüzde 49’la Iğdır, artan erken ölüm riski açısından ilk sırada yer alıyor.

İstanbul ise 8 bin 895 ölümle, PM 2.5 kirliliğine bağlı en fazla erken ölümün olduğu kent. 2021’de New York’ta ölçülen PM2.5 konsantrasyonları (10 mg/m3) ve erken ölüm riski (yüzde 6) İstanbul’a göre daha düşük.

İstanbul’da PM2.5 konsantrasyon oranı 18 mg/m3, erken ölüm riski oranı ise yüzde 12.

Ne yapılmalı?

Raporun bulguları halk sağlığını korumak için Türkiye’deki PM 2.5 kirliliği sorunuyla ilgili acilen harekete geçilmesi gerektiğini gösteriyor.

Greenpeace Akdeniz, hava kirliliğine bağlı erken ölümlerin önüne geçecek ulusal limit değerlerinin belirlenmesinin ardından, standartların ihlal edildiği bölgelerin “Koruma Bölgesi” ilân edilmesini talep ediyor.

Greenpeace’in diğer talepleri ise şöyle:

  • Türkiye’de PM 2.5 kirliliği için yıllık ve 24 saatlik ortalama limit değerleri bir an önce tanımlanmalıdır.
  • Ulusal limit değerler, asgari olarak, AB tarafından kabul edilen seviyelerle uyumlu olmalıdır.
  • Uzun vadede, DSÖ limitleriyle uyumlu bir yönetmelik çıkarılmalıdır.

“Limit değer belirlenmeli”

Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Proje Sorumlusu Gökhan Ersoy, limit değerlerin belirlenmesinin erken ölümlerin engellenmesine katkı sağlayacağını şöyle dedi:

“Havamızı kirleten failleri aslında hepimiz biliyoruz, ancak olağan şüpheliler ile olağan yöntemler mücadele etmekte yetersiz kalıyor.

Bugün gezegenin en tehlikeli kirleticisi PM 2.5 için bir limit değer belirleyerek, kirliliğin kronikleştiği yerler için yönetmeliğimizde yer alan koruma bölgesini hayata geçirebilir ve kirli endüstriler karşısında insanlarımıza temiz bir nefes alacak ve ortalama yaşam süresini uzatacak mavi gökyüzü fırsatını sunabiliriz.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

‘Başörtüsü’ Teklifi AK Parti’yi Böldü; Erdoğan Beğenmedi

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet Bakanlığı ve AK Partili hukukçular tarafından hazırlanan başörtüsü teklifini ‘yetersiz bulduğu ve çalışmaların devam etmesini istediği’ ifade edildi.

Öte yandan, AK Parti içinde de teklifin ‘sadece başörtüsü serbestisini içermesi gerektiği’ ve ‘sadece başörtüsü değil, aile yapısını koruyan madde de eklenmeli’ tartışmalarının yapıldığı belirtildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP’nin “başörtüsü serbestisi” üzerine “anayasa” çıkışında bulunmuş ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a bu konuda çalışma yapması için talimat verdiğini açıklamıştı. Erdoğan’ın açıklamalarının üzerinden günler geçmesine karşın teklif henüz TBMM’ye sunulmadı.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu‘nun haberine göre, Erdoğan’a kabine toplantısında başta Adalet Bakanlığı olmak üzere AKP’li hukukçuların da katılımıyla hazırlanan anayasa değişikliği teklifi sunuldu. Ancak Erdoğan’ın hazırlanan teklifi “yetersiz bulduğu ve çalışmaların devam etmesini istediği” belirtilirken AKP içinde de teklifin “sadece başörtüsü serbestisini içermesi gerektiği” ve “sadece başörtüsü değil, aile yapısını koruyan madde de eklenmeli” tartışmaları yapılıyor. “Sadece başörtüsü serbestisini içeren bir teklif hazırlanmalı. Bunun için de anayasanın 10. ve 24. maddelerinde değişikliğe gidilmeli” görüşünü savunan kesimin elindeki en büyük sav ise “CHP’nin tavrı.”

Üzerinde çalışılan anayasa değişikliği teklifine bir başka madde eklenmesi durumunda “CHP’nin diğer maddeleri ‘bahane ederek’ kamuoyuna, ‘Samimiyet çağrısı yaptılar’ ancak kendileri samimi değil, biz başörtüsü serbestisi dedik, onlar içine aile gibi maddeleri de eklemeye çalıştılar” savunusunu yapacağını belirtiyor.

“Samimilerse evet desinler”

AKP içinde bir diğer grup ise teklifin “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın altını çizdiği gibi ailenin bütünlüğünü koruyan maddeleri içermesi gerektiğini” savunuyor. CHP’nin, teklif üzerine kamuoyuna “Samimi değiller” şeklinde kullanacağı argümanın “geçersiz olacağını” savunan bazı AKP’li kurmaylar da “Eğer başörtüsü teklifinde samimilerse, gelsinler hep birlikte ailenin bütünlüğünü de koruyan bir düzenlemeyi TBMM’den çoğunlukla geçirelim. Başörtüsü teklifini TBMM’ye sunan bir CHP, ailenin bütünlüğünü korunmasına karşı çıkmasını kamuoyuna nasıl anlatacak? Kılıçdaroğlu’nun bu çağrısından sonra topluma anlatması çok zor. O nedenle Batı’nın bize dayattığı değerlere karşı kendi aile yapımızı koruma altına da almalıyız” görüşünde birleşiyor.

“Vurucu ifadeler istiyor”

Erdoğan’ın hazırlanan yasa teklifinde “daha vurucu ifadelerin yer alması gerektiğini istediği” de iddia ediliyor. Teklifin sadece “başörtüsü serbestisi” üzerine mi yoksa aile bütünlüğünü de içine alan maddelerle mi sunulacağı konusunda ise son noktayı Erdoğan koyacak. Adalet Bakanlığı ve AKP’li hukukçular, önümüzdeki günlerde bir kez daha teklifi Erdoğan’ın bilgisine sunacak.

Paylaşın