Altılı Masa “Aday Belirleme Sürecini” Konuşacak

CHP, İYİ Parti, DEVA Partisi, Demokrat Parti, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Altılı Masa, 5 Ocak’ta Gelecek Partisi’nin ev sahipliğinde 10. kez bir araya gelecek. 10. buluşmada aday ismi ele alınmasa bile adayın artık belirleme çalışmalarının gündeme geleceği belirtiliyor.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu da gazetecilere yaptığı açıklamada, adaylık konusunun güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş süreci ve ortak hükümet programı çalışmaları tamamlandıktan sonra gündeme geleceğini söylemişti. Altılı masa hükümet programını açıkladıktan sonra 11. toplantısını fazla vakit geçmeden yapacak. İYİ Parti’nin ev sahipliğini yapması muhtemel olan toplantıda ortak adayın görüşülmeye başlanması bekleniyor.

Altılı masanın Perşembe günü gerçekleşecek toplantısına ev sahipliği Gelecek Partisi yapacak. Toplantı öncesi Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, diğer beş lider ile ikişer kez olmak üzere toplamda 10 görüşme yaparak masaya oturmuş olacak.

DW Türkçe’den Kıvanç El‘in aktardığına göre, AK Parti’nin başörtüsü ve aile ile ilgili Anayasa değişiklik teklifine nasıl bir tutum belirleneceğinin ele alınacağı toplantıda, hükümet programının ayrıntılarının da belli olması bekleniyor. Cumhurbaşkanı adaylığı konusunun ise İYİ Parti’nin evsahipliğindeki toplantıya kalacağı tahmin ediliyor.

CHP “evet” diyecek mi?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsüne yasal güvence çıkışı sonrası AK Parti, bu çıkışa Anayasa teklifi ile yanıt vermiş ve sadece başörtüsü değil, aynı zamanda aile ile ilgili düzenlemeyi de teklife koyarak Meclis’e getirmişti. AK Parti’nin Anayasa teklifine dair altılı masanın Anayasa değişikliği konusundaki ana görüşü referanduma bırakılmaması yönünde. Bu konuda CHP’nin tavrı belirleyici olacak.

Ana muhalefet şu ana kadar AK Parti’nin teklifine “hayır” oyu vereceği yönünde bir izlenim bıraktı. CHP MYK toplantısında da ağırlıklı olarak “hayır” eğilimi oluştu, ancak nihai karar CHP liderine bırakıldı. Başta İYİ Parti ve Saadet Partisi olmak üzere masanın diğer üyeleri ise konunun siyasi bir tartışmaya dönüşmemesi ve iktidarın eline koz verilmemesini istiyor. Bu nedenle teklife “evet” deme eğilimi, CHP hariç altılı masada hakim görüş.

Hükümet programı dokuz ana başlıktan oluşuyor

Genel başkan yardımcılarının yer aldığı “Temel Politikalar Ortak Çalışma Grubu” 2 Ekim 2022’de liderlerin buluşmasında aldığı kararla kurulmuştu.

Komisyon dokuz ana başlıkta “Hukuk, adalet ve yargı”, “Kamu yönetimi”, “Şeffaflık, denetim ve yolsuzlukla mücadele”, “Ekonomi, finans ve istihdam”, “Sektörel ve bölgesel konular”, “Bilim ve teknoloji”, “Eğitim ve öğretim”, “Sosyal politikalar”, “Dış politika, güvenlik, savunma” başlıklarında çalıştı ve çalışmalar tamamlanarak programın taslak hali ortaya çıktı.

Ana başlıklarda altı parti, büyük oranda uzlaşma sağladı. Ancak 5 Ocak’ta masaya gelecek olan Temel Politikalar Belgesi’nde sorunlu konular da yer alıyor.

İstanbul Sözleşmesi’nde şerh kalkar mı?

Altılı masadaki tartışmalı konulardan bir tanesi İstanbul Sözleşmesi’ne dönüş.

CHP, İYİ Parti, DEVA, Demokrat ve Gelecek partileri kadına şiddete karşı mücadeleyi hedef alan İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden dönülmesi gerektiğini savunuyor. CHP ve İYİ Parti, sözleşmeye dönüşü öncelikli politikalar arasında gösteriyor. Saadet Partisi’nin ise İstanbul Sözleşmesi’ne dair vaatlere şerh düştüğü kaydedildi. Ancak Saadet Partisi kaynakları, bu başlığın “önemli bir kriz alanı olmadığını” belirtirken, süreçte altılı masanın iktidara gelmesine etki edecek bir sorun olmadığına vurgu yapıyor.

Mülteci politikasına ilişkin de masada görüş ayrılıkları olduğu belirtiliyor.

Hükümetin partilere göre dağılımında cumhurbaşkanı yardımcılarının durumu, liderlerin kabinede yer alıp almayacağı, hangi bakanlıkların hangi isimlerle yer alacağı gibi konu başlıkları da genel başkan yardımcılarının oluşturduğu komisyonda karara bağlanmadı. Bu başlıklar, tamamen liderlerin inisiyatifine bırakıldı.

“Aday belirlenme süreci” konuşulacak

Ortak hükümet programının açıklanacağı tarih sonrasında ise liderlerin gündemi artık aday olacak. Ancak 10. buluşmada aday ismi ele alınmasa bile adayın artık belirleme çalışmalarının gündeme geleceği belirtiliyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da gazetecilere yaptığı açıklamada, adaylık konusunun güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş süreci ve ortak hükümet programı çalışmaları tamamlandıktan sonra gündeme geleceğini söylemişti. Altılı masa hükümet programını açıkladıktan sonra 11. toplantısını fazla vakit geçmeden yapacak. İYİ Parti’nin ev sahipliğini yapması muhtemel olan toplantıda ortak adayın görüşülmeye başlanması bekleniyor.

İmamoğlu’na hapis cezası sonrası İYİ Parti ile CHP arasındaki Saraçhane gerginliğinin altılı masa buluşmasında gündeme gelmesinin ise beklenmediği ifade edildi. Ancak kaynaklar, masadaki konuların görüşmelere yansımasına göre belli olacağı yorumunu yaptı.

İYİ Parti’den Babacan’a yanıt

Toplantı öncesi dikkat çeken bir açıklama da var. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Pazartesi günü Anayasa’nın 66. maddesinde yer alan “Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ifadesinin tekrar değerlendirileceğini ifade etmişti.

Bu açıklama İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu’ya soruldu. Zorlu, “DEVA Partisi ile ortak yanımız altılı masada bulunuyor olmamız ve bu ortaklaşmamızın en büyük temeli güçlendirilmiş ve iyileştirilmiş parlamenter sistemi ülkemizde yeniden inşa etmek, adaleti ve liyakati esas alan bir yönetim anlayışını kurgulayabilmektir. Bizim bu çerçevede ortak anayasa değişikliği paketimiz açıklanmıştır. Hükümet programı taslağı da 5 Ocak’ta liderlere sunulacaktır. İki belgede de bahsedilen taahhütler yer almamaktadır” açıklaması yaptı.

DEVA Partisi kurmayları Babacan tarafından açıklanan metnin DEVA Partisi’nin metni olduğunu ifade ederken altılı masaya dair bir vaat verilmediğini kaydetti.

Paylaşın

Rusya, Kamikaze İHA’larıyla Ukrayna’da Korku Salıyor!

Rusya’nın Ukrayna cephesinde kullandığı İran yapımı Şahid-136’nın (Shahed-136) modern hava savunma sistemleri karşısında hiç şansı yok. Askeri uzmanlara göre bu insansız hava aracının cephede kullanılması da pek uygun değil.

Ancak Rus ordusunun Ukrayna savaşındaki amacı da bu değil zaten. Amaç kamu hizmetleri ve konutlar gibi sivil hedefleri vurmak ve halkı paniğe sürüklemek.

Yaklaşık 20 bin dolara mal olan kamikaze insansız hava araçlarının, diğer IHA’lara göre nispeten ucuz olması ve bileşenlerinin kolayca temin edilebilmesi nedeniyle Ukrayna ordusu şimdi zor bir soruyla karşı karşıya: Her biri bir kamikaze insansız hava aracından kat be kat daha pahalı olan son teknoloji uçaksavar füzelerini onlara karşı kullanmaya değer mi? Çünkü Rusya bu uçakları yoğun olarak kullanıyor ve her birinin vurulması büyük bir maliyeti beraberinde getiriyor.

Ayrıca insansız hava araçlarına yönelik savunma nedeniyle Ukrayna askerleri cephede yetersiz kalıyor. Bu da Rusya’nın bir hesabı gibi görünüyor.

Batılı askeri uzmanlar ise Rusya’nın elindeki kamikaze insansız hava araçlarını, sayıları azalmaya başlayan, çok daha pahalı olan güdümlü seyir füzelerinin yerine kullandığını belirtiyorlar. Basit, ucuz kamikaze insansız savaş uçakları cephede neredeyse hiçbir rol oynamıyor. Ancak anlaşılan Rusya, onların sivil halkı yıpratacak psikolojik etkilerine bel bağlamış durumda.

Çoğunlukla geceleri vuruyorlar. Ukrayna şehirlerinde yaşayanlar Rus kamikaze insansız hava araçlarının saldırılarına sıklıkla maruz kalıyor. Aslında kamikaze tanımlaması bir yanılgı içeriyor: İkinci Dünya Savaşı sırasındaki kamikaze saldırıları, genç Japon pilotlarının uçaklarını müttefik gemilerine çarptırarak düzenledikleri intihar saldırılarıydı. Pilotun ölümü konseptin bir parçasıydı.

Ancak insansız hava araçları adından da anlaşılacağı üzere pilotsuz uçuyor. Bu nedenle tek kullanımlık ya da tek yönlü insansız hava aracı olarak tanımlanabilirler. Zira gerçekleştirdiği saldırının sonunda kendisi de imha edilmiş oluyor. Bu özellikleriyle örneğin bombalama ve keşif uçuşları gerçekleştiren Türkiye yapımı Bayraktar insansız hava araçlarından ayrışıyorlar. Bayraktar İHA’ları, görevlerini tamamladıktan sonra havalandıkları noktalara sağlam olarak geri dönmek üzere geliştirildiler.

Ukrayna’da kullanılan kamikaze insansız hava araçlarının çoğunun İran yapımı Şahid-136 (Shahed-136) olduğu biliniyor. Ancak Rusya ve İran,aralarında söz konusu İHA’ların satışı ile ilgili bir durumun olmadığını ileri sürüyor.

Şahid 136 yaklaşık 3,5 metre uzunlunda ve 2,5 metre kanat açıklığı olan delta kanat olarak tanımlanan bir uçak tipi. 50 kilogram kadar patlayıcıyı taşıyabiliyor. Benzinle çalışan motoru kuyruktaki türbini çalıştırıyor. Bu nedenle çok gürültülü bir araç.

Saatteki hızı 200 kilometreyi geçmiyor, dolayısıyla benzerleriyle kıyaslandığında oldukça yavaş. Ancak menzilinin 2000 km’yi bulduğu belirtiliyor. Üretici firma tarafından verilen menzil tam olarak doğru olmasa bile en yakın rakiplerinin çok daha üstünde olduğu kesin. Menzilinin bu kadar uzun olması nedeniyle de Rusya’dan Ukrayna’ya düzenlenen saldırılarda tercih ediliyor.

Switchblade Şahid’e karşı

Bununla birlikte, Şahid 136’lar çok basit bir tasarıma sahipler. Örneğin Amerikan yapımı Switchblade’in aksine, Şahid önceden girilen ve sabitlenen hedefin dışına çıkamaz. Yani hedef bir kez girildikten sonra artık değiştirilemez.

Kamikaze insansız hava araçlarına “başıboş silahlar” da deniyor. Şahid’in aksine, Switchblade gibi sistemler önce görev alanı üzerinde tur atar, ardından yerdeki bir operatör veri bağlantısı aracılığıyla, hareket halinde de olabilen bir hedefi bildirir. Kamikaze İHA’sı bu verilen hedefe doğru yönelir ve çarparak hem hedefi hem de kendini imha eder.

Şahid cepheye uygun değil

Şahid’in modern hava savunma sistemleri karşısında hiç şansı yok. Askeri uzmanlara göre bu insansız hava aracının cephede kullanılması da pek uygun değil. Ancak Rus ordusunun Ukrayna savaşındaki amacı da bu değil zaten. Amaç kamu hizmetleri ve konutlar gibi sivil hedefleri vurmak ve halkı paniğe sürüklemek.

Yaklaşık 20 bin dolara mal olan kamikaze insansız hava araçlarının, diğer IHA’lara göre nispeten ucuz olması ve bileşenlerinin kolayca temin edilebilmesi nedeniyle Ukrayna ordusu şimdi zor bir soruyla karşı karşıya: Her biri bir kamikaze insansız hava aracından kat be kat daha pahalı olan son teknoloji uçaksavar füzelerini onlara karşı kullanmaya değer mi? Çünkü Rusya bu uçakları yoğun olarak kullanıyor ve her birinin vurulması büyük bir maliyeti beraberinde getiriyor.

Ayrıca insansız hava araçlarına yönelik savunma nedeniyle Ukrayna askerleri cephede yetersiz kalıyor. Bu da Rusya’nın bir hesabı gibi görünüyor.

Batılı askeri uzmanlar ise Rusya’nın elindeki kamikaze insansız hava araçlarını, sayıları azalmaya başlayan, çok daha pahalı olan güdümlü seyir füzelerinin yerine kullandığını belirtiyorlar. Basit, ucuz kamikaze insansız savaş uçakları cephede neredeyse hiçbir rol oynamıyor. Ancak anlaşılan Rusya, onların sivil halkı yıpratacak psikolojik etkilerine bel bağlamış durumda.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Devrim Niteliğinde Kanser Tedavisi: İmmünoterapi

İmmünoterapi, kanser tedavisinde büyük potansiyele sahip devrim niteliğinde bir kanser tedavi yöntemidir. Kanser hücreleri vücudun bağışıklık sisteminden saklanabilirler. İmmünoterapi, bağışıklık sistemini, kanserli hücreleri bulup yok etmesi için daha iyi çalışır hale getirir.

Haber Merkezi / Farklı tür kanserlerin sürecinde çeşitli immünoterapi türleri kullanılabilir. Mevcut immünoterapi seçenekleri şunlardır:

Bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri: Bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri bağışıklık kontrol noktalarını bloke eden ilaçlara verilen isimdir. Bağışıklık kontrol noktaları, bağışıklık sisteminin normal bir parçasıdır ve bağışıklık tepkilerinin gereğinden daha çok güçlü olmasını ve vücuda zarar vermesini engeller. Bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri bunları bloke ederek bağışıklık hücrelerinin kansere daha güçlü yanıt vermesini sağlar.

Monoklonal antikorlar: Bağışıklık sistemi üzerinde bulunan ve belirli hedeflere bağlanabilen proteinlerdir. Bu antikorlar kanser hücrelerini işaretler ve bağışıklık sistemi tarafından daha kolay bulunmasını sağlar. Bu nedenle hedefe yönelik tedavi olarak bilinir. Monoklonal antikorlar sağlıklı hücreler değil kanser hücrelerinin özel bölümlerini tanırlar. Kanser hücrelerinin yüzeyindeki büyüme bölgelerini bloke ederek kanserin büyümesine engel olurlar. Bazı monoklonal antikorlar radyasyonla kaplanarak vücuda verilir. Böylece hedefe yönelik radyoterapi yapılabilir. Bazı monoklonal antikorlara kanser ilaçları yüklenir böylece doğrudan kanser dokusuna ulaşmaları sağlanır.

T-hücre transfer tedavisi: Aynı zamanda modülatör hücre tedavisi, modülatör immünoterapi veya immün hücre tedavisi olarak da adlandırılan T-hücre transfer tedavisi ise T-Hücrelerinin kanserle doğal savaşma yeteneğini artıran bir tedavi türüdür. Bu tedavi sürecinde bireyin tümöründe bulunan bağışıklık hücreleri alınır. Bireyde bulunan kanser türüne karşı en aktif olanlar, bu kanserli hücrelere karşı daha etkin bir şekilde saldırabilmesi için seçilir veya değiştirilir. Sonra bu bağışıklık sistemi hücreleri çok sayıda çoğaltılır ve bir iğne ile tekrar vücuda geri verilir.

Kanseri tedavi eden aşılar: Bizi enfeksiyonlardan koruyan bakteri ve virüslere karşı geliştirlmiş aşılardan hepimizin az ya da çok bilgisi vardır. Kanser aşıları tamamen farklı özelliktedir. Zayıflatılmış bakteri veya virüs taşımazlar. Bunlar kanserden koruyan aşılardan da farklıdır. Kanserden koruyan aşılara örnek HPV aşısı ve hepatit B aşısıdır. Kanser aşıları tümör yüzeyinde bulunan antijenleri içerir. Vücuda verildiklerinde bağışıklık sisteminin  kanseri tanımasını ve aktif hale gelmesini sağlarlar. Kanser aşıları kendi tümör hücrelerinizden kişiye özel üretilebilir. Şu anda prostat kanseri için uygulanmakta olan bir aşı kanseri tamamen ortadan kaldırmasa da hastaların ömrünü uzatmaktadır.

Bağışıklık sistemi modülatörleri: Bağışıklık sistemi modülatörleri vücudun kansere karşı bağışıklık tepkisini arttırır. Bağışıklık sistemi modülatörlerinin bir bölümü bazıları bağışıklık sisteminin sadece belirli kısımlarını etkilerken diğerleri bağışıklık sistemini daha genel bir şekilde etkileyebilir.

Onkolitik virüsler: Vücuda verildiğinde normal hücrelere dokunmayan ancak kanser hücrelerini parçalayan virüslerdir.

Hangi kanserlerde kullanılabiliyor?

İmmünoterapi, birçok kanser tipinde kullanılıyor. Günümüzde malign melonom; yani ben kanserlerinde etkilidir. Malign melonomda, kemoterapinin hemen hemen hiç etkisi yoktur. Buna karşın immünoterapi çok daha etkilidir. Küçük hücre dışı akciğer kanserinde birinci seçenek kemoterapidir. Ancak sonrasında hastalık ilerlerse ikinci seçenek olarak immünoterapi ilaçları kullanılır. Bir diğer kullanım alanı böbrek kanseridir. Hedefe yönelik ilaçlar başarısız olduğu zaman ikinci seçim immünoterapi olur. Lenf kanserlerinde de (Hodgkin hastalığı) kullanılır. Bağırsak, mesane, mide ve meme kanserinde de kullanılmasına yönelik çalışmalar ise devam ediyor.

Ne tür yan etkiler yapabilir?

İmmünoterapi bağışıklık sistemi ile ilgili yan etkiler yapabilir. Bunlar; deride birtakım belirtiler, ishal gibi durumlardır. Akciğerde iltihap (mikropsuz zatürre), hormon sistemi üzerinde etkileri olabilir. Örneğin; tiroit bezi üstüne etki ederek yavaş ya da hızlı çalışmasına neden olabilir. Böbrek üstü bezi yetersizliği yapabilir. Hipofiz bezinin yetersizliği görülebilir. Halsizlik, iştahsızlık yapabilir.

Yan etkilerin çok iyi bilinmesi, hastaların sıkı takip edilmesi gerekir. Bu yüzden immünoterapi uygulayan medikal onkologların, yan etkiler oluştuğunda ilacın ne zaman kesileceğini, ne zaman devam edileceğini iyi bilmesi ve bu konuda önlemler alması gerekir. Takibi yapan göğüs hastalıkları, endokrinoloji, gastroenteroloji gibi diğer dallardaki hekimlerin de herhangi bir yan etki görüldüğünde nasıl müdahale edilmesi gerektiğini bilmesi gerekir. Örneğin; yan etkiler görüldüğünde kortizon kullanılması gerekebilir. Bu yüzden hekimin kortizonu ne zaman kullanacağını bilmesi gerekir.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Galatasaray, Fenerbahçe Derbisi Öncesi Fire Vermedi

Süper Lig’in 17. haftasında Galatasaray ile MKE Ankaragücü, Ali Sami Yen Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Zorbay Küçük’ün düdük çaldığı karşılaşmadan Galatasaray 2-1 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Bu sonucun ardından Galatasaray puanını 36’ya yükselterek yeniden zirveye yerleşti. Üst üste ikinci mağlubiyetini alan MKE Ankaragücü ise 16 puanda kaldı.

Galatasaray, 8 Ocak Pazar günü derbi maçta Fenerbahçe’ye konuk olacak.

Karşılaşmadan dakikalar:

3. dakikada Berkan’ın pasında Gomis ceza yayı önünden kafayla Mertens’in önüne indirdi. Bu oyuncunun sert şutunda meşin yuvarlak üstten az farkla dışarı gitti.

5. dakikada Mertens’in pasında Berkan Kutlu, ceza sahası dışı sağ çaprazından yaptığı sert şutta kaleci Bahadır direk dibinden topu kornere çeldi.

7. dakikada sağ taraftan kullanılan köşe vuruşunda Emre Kılınç’ın ceza yayı üzerinden yaptığı vuruşta top penaltı noktasında Taylan Antalyalı’nın önünde kaldı. Taylan’ın röveşata ile yaptığı vuruşta üst direğe da çarpan meşin yuvarlak ağlarla buluştu. 0-1

16. dakikada Rashica’nın sağ taraftan ortasında Barış Alper Yılmaz, penaltı noktasından yaptığı kafa vuruşunda topu filelere gönderdi. 1-1

21. dakikada Rashica’nın soldan ortasında savunma arkasına sarkan Abdülkerim Bardakcı’nın uygun durumda kafayla vurduğu top yandan auta gitti.

30. dakikada Galatasaray öne geçti. Mertens’in pasıyla ceza sahası içinde sırtı kaleye dönükken buluşan Gomis, arkasındaki Mujakic ile bir süre mücadele etti. Fransız golcü, rakibine rağmen sol çaprazdan dönerek şutunu çekti. Kaleci Bahadır Han’ın müdahale ettiği top uzak direğe de çarparak ağlarla buluştu: 2-1.

40. dakikada Malcuit’nin sağdan ortasında penaltı noktası üzerindeki Zahid’in gelişine vurduğu topu kaleci Muslera son anda direk dibinde önledi. Ceza sahasına düşen meşin yuvarlak kornere gitti.

45. dakikada Berkan Kutlu’nun ceza sahası yayının solundan çektiği şutta meşin yuvarlak auta çıktı.

57. dakikada sağ taraftan topla ilerleyen Mertens, son çizgiden yaptığı orada Gomis, sol ayağıyla gelişine vurmak istedi. Top üstten dışarı gitti.

69. dakikada Ali Sowe’un derinlemesine pasında koşu yapan Malcuit, ceza sahası dışı sağ çaprazından yaptığı ortada arka direkte Emre Kılınç’ın kafa vuruşunda kaleye paralel giden top dışarı çıktı.

87. dakikada Yunus Akgün’ün pasıyla sağ çaprazdan ceza sahasına giren Kerem Aktürkoğlu, kaleciyle karşı karşıya vuruşunu yaptı ancak meşin yuvarlak Bahadır Han’dan döndü.

Stat: Ali Sami Yen

Hakemler: Zorbay Küçük, Kerem Ersoy, Abdullah Bora Özkara

Galatasaray: Fernando Muslera, Leo Dubois, Victor Nelsson, Abdülkerim Bardakcı, Patrick van Aanholt, Fredrik Midtsjö (Haris Seferovic dk. 90+5), Berkan Kutlu, Milot Rashica (Yunus Akgün dk. 83), Dres Mertens (Yusuf Demir dk. 83), Barış Alper Yılmaz (Baran Aksaka dk. 90+4), Bafetimbi Gomis (Kerem Aktürkoğlu dk. 71)

MKE Ankaragücü: Bahadır Güngördü, Malcuit (Oğuz Ceylan dk. 75), Radakovic, Mujakic, Marlon, Diack, Taylan Antalyalı (Pedrinho dk. 80), Emre Kılınç, Ghayas Zahid (Pedro Rodrigues dk. 81), Chatzigiovanis (Giorgi Beridze dk. 58), Ali Sowe (Federico Macheda dk. 81)

Goller: Taylan Antalyalı (dk. 7) (MKE Ankaragücü), Barış Alper Yılmaz (dk. 16), Gomis (dk. 30) (Galatasaray)

Paylaşın

TİP Lideri Baş’tan Erdoğan’a: Kolaysa Emekli Maaşıyla Sen Yaşa!

Sefalete mahkûm edilen emeklilerin yaşadığı geçim sıkıntısına değinen TİP Lideri Baş, “Bundan 6 yıl, 7 yıl, 8 yıl, 10 yıl önceye gidelim. Asgari ücretten düşük maaş alan emekli oranı yüzde 4-5 civarında. Emekliler asgari ücrete yakın paralar alıyorlar” dedi ve ekledi:

“Artık 2020’den beri bu veriler açıklanmıyor, 2020’de emeklilerin yarısı asgari ücret alıyordu yüzde 50 oranındaydı. Şimdi son yapılan zamma göre emeklilerin en az yüzde 70’i asgari ücretin altında yaşamaya çalışıyor. İktidar, emeklilerin yüzde 70’ine asgari ücret diye belirlediğimiz rakamın altında bir rakamla yaşama dayatması yapıyor. Kolaysa sen yaşa kardeşim bu parayla? Kolaysa sen yaşa! Yine oyalamalar, yine Saray oyunları devam ediyor.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, partisinin İstanbul il örgütü binasında haftalık basın toplantısı düzenledi. Baş, Türkiye gündemini değerlendirdiği basın toplantısında dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Konuşmasının başında yurttaşların yeni yılını kutlayan TİP Genel Başkanı “2023 özel bir yıl” derken “Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yıl dönümü, Gezi Direnişimizin 10. yıl dönümü. Biz bu önemli yılda Saray Rejimi’ni tarihin çöplüğüne gönderme, eşit, özgür, barış içinde yaşayacağımız bir memleket kurma kararlılığımızı bir kez daha tekrarlıyoruz” ifadelerini kullandı.

2023’ün iktidar açısından da özel bir yıl olduğunu belirten Baş, şöyle devam etti:

“12 yıl kadar önce ‘Türkiye hazır hedef 2023’ diye yola çıkmış bir iktidar vardı. Bugünlerde elime iki sayfalık bir metin ulaştı. Bu AKP’nin dördüncü kongresinde Eylül 2012 tarihli 2023 hedeflerini anlatan bir metin.

63 madde kongreye katılan tüm basın emekçilerine sunulmuş, AKP imzalı olan bir metin ve bu 63 maddede neler demişler 2023’ün ilk basın toplantısında bunları hatırlatmak istiyorum.

Örneğin şöyle başlıyor; parti kapatmalarının tamamen kaldırılması.

2 parti kurulmasında kısıtlayıcı ve yasaklayıcı hükümlerin kaldırılması.

3 partilerde tek tipleştirici hükümlerin kaldırılması.

4 parti kapatmaların kaldırılması.

5 partiye değil gerçek kişilere ceza.

6 siyasete katılımın önündeki tüm engellerin kaldırılması.

7 seçimlerle ilgili mevzuatların tümden yenilenmesi işte barajın kaldırılması, temsilde adaletin sağlanması diye başlamış.

Peki nasıl bir Türkiye ile karşı karşıyayız? 2023 geldi, söyledikleri tarih geldi. Ne var gündemde? ‘Parti kapatmayı kaldıracağız’ demişler HDP üzerinde kapatma davası var. Milyonlarca yurttaşın oyunu almış parti kapatılmak isteniyor.

‘Parti kurulmasında kısıtlayıcı ve yasaklayıcı hükümleri kaldıracağız’ demiş. Aylardır Yeşiller Partisi partinin kuruluşunu gerçekleştiremediğini, mahkeme kararlarına rağmen gerçekleştiremediğini söylüyor.

Partilerde tek tipleştirici hükümler kaldırılacakmış, geçtik siyasi partileri tüm ülkeyi tek tip hale getirmeye çalışan, yurttaşlar arasında ayrımcılığı körükleyen bir parti haline gelmiş. Buradan bütün yurttaşlarımıza özellikle rica ediyorum: AKP’nin bundan 10 sene önce açıkladığı 2023 vizyonuna bakalım ve bugün AKP’nin Türkiye’yi nasıl bir hale getirdiğini zaten yaşıyoruz, ikisini birlikte mukayese edelim.

‘AKP’yi yüz yılın yalancısı ilan ediyoruz’

Şu belge, tarihe yalanın belgesi olarak geçecek. Buradan Adalet ve Partisi’ni 2023 yılında yüz yılın yalancısı ilan ediyoruz. Yüz yılın yalancısı en büyük yalanları söyleyen parti olma unvanını ele geçirmiş durumdalar.

Bugün memlekette ne yaşıyorsak hepsinin tam tersini önlerine hedef olarak koymuş bir iktidarla karşı karşıyayız. Dolayısıyla bu belge ancak ve ancak yüzyılın yalancısı olarak anılması için akıllarda tutulması gereken, arşivlerden bulup çıkarılması gereken, her yurttaşımızın mutlaka okuması gereken bir belgedir.

Hedefledikleri ülke ortada, yarattıkları ülke ortada. Adaletsizlik yaşamın her alanına sirayet etmiş, ülkenin yarısı asgari ücretle açlık sınırında yaşamaya mahkûm edilmiş, yoksulluğun, gelir adaletsizliğinin alıp başını gittiği, partilerin hem kapatıldığı hem kurdurulmadığı, dilleri, cinsel yönelimlerin yasaklandığı ayrımcılığın kol gezdiği, eğitim sisteminin paramparça edilip yurttaşların özel okullara mecbur edildiği kapkaranlık bir ülke haline getirdi AKP 2023’e girerken Türkiye’yi.

Biz bu vesileyle AKP’nin bu yalanlarını AKP’nin bu ülkeyi mahvettiği politikaları bir kez daha ortaya koyarken, kendi adımıza da 2023 için tek bir hedef koyuyoruz. Yurttaşlarımıza açlık sınırında bile yaşamayı çok görenleri milyonları süt alamaz, bir kirayı ödeyemez hale getirenleri, çocuklarını okullarına gönderebilmek için ailelerin bankalarda kredi alma sıralarına girdiği, bankalara, tefecilere mahkûm edildiği bu siyasi partiyi 2023 yılında bu ülkeden söküp atacağız.

Eşit, özgür, barış içinde ve kardeşçe yaşayacağımız bir cumhuriyet için 2023 yılında Saray Rejimi’ne son noktayı koyma kararlılığıyla giriyoruz. Hani bundan 10 sene önce 15 sene önce bir hikâye anlatıyordu Tayyip Erdoğan. 2023’e başlarken şunu söylemek lazım: Senin hikayen de senin yolun da bitti Tayyip Erdoğan. Artık halkın hikayesi başlıyor. Halkın önünün açık olduğu günler 2023’te önümüzde bizleri bekliyor.”

Açıklamalarının devamında geçen hafta Erdoğan’ın açıkladığı EYT düzenlemesine ilişkin konuşan Erkan Baş, “Bu duyurunun üzerinden 1 haftadan fazla vakit geçti ve şu anda hala Meclis’e gelmiş bir teklif falan yok” dedi.

İktidarın EYT’lilerin umuduyla oynadığını belirten Baş, şu ifadeleri kullandı:

“İnsanların yıllardır mücadele ettiği, zaten hakkı olan bir şeyi sanki kendisi bahşediyormuş gibi insanlara sunuyor ama bunu yaparken bile açık konuşalım yurttaşlarımızla alay ediyor. Yani çıkıyor bir akşam diyor ki ‘EYT’yi çözdüm hadi hayırlı olsun’ İnsanlar yıllardır bu anı bekliyorlar doğal olarak ertesi sabah SGK binalarının önünde kuyruklar oluşuyor, vatandaş emeklilik işlemlerini başlatmak istiyor. Şunu bile söylemiyor, ‘konuyla ilgili bir kanun göndereceğiz’ falan demiyor çözdüm bitti hayırlı olsun…

Ne oldu arkadaş? Ortada bir teklif var mı Melis’e sunulmuş bir öneri var mı? Kanun teklifi var mı? Hiçbirisi yok. İnsanların umutlarıyla alay eden bu yaklaşımlarını da unutmayacağımızı burada bir kez daha ifade etmek istiyorum.”

‘Kolaysa sen yaşa kardeşim bu parayla? Kolaysa sen yaşa!”

Açıklamalarının devamında Türkiye’de sefalete mahkûm edilen emeklilerin yaşadığı geçim sıkıntısına değinen Erkan Baş, “Emeklinin hali ne olacak?” dedi.

Baş şöyle devam etti:

“Bundan 6 yıl, 7 yıl, 8 yıl, 10 yıl önceye gidelim. Asgari ücretten düşük maaş alan emekli oranı yüzde 4-5 civarında. Emekliler asgari ücrete yakın paralar alıyorlar. Artık 2020’den beri bu veriler açıklanmıyor, 2020’de emeklilerin yarısı asgari ücret alıyordu yüzde 50 oranındaydı. Şimdi son yapılan zamma göre emeklilerin en az yüzde 70’i asgari ücretin altında yaşamaya çalışıyor.

İktidar, emeklilerin yüzde 70’ine asgari ücret diye belirlediğimiz rakamın altında bir rakamla yaşama dayatması yapıyor. Kolaysa sen yaşa kardeşim bu parayla? Kolaysa sen yaşa! Yine oyalamalar, yine Saray oyunları devam ediyor.

EYT’lilerin, emekli yurttaşlarımızın endişeleri haklı. Bu sebeple biz açıkça ifade ediyoruz; tam bir teyakkuz halinde olacağız. Hem EYT’lilerin yıllardır mücadele ettikleri haklarını tam ve eksiksiz olarak almaları için hem bunun yol açtığı yeni mağduriyetin muhatabı olan milyonlarca yurttaşımızın yeni bir haksızlığa uğramasını engellemek için hem de emeklilerin insan gibi yaşayabilecekleri bir emeklilik maaşını alabilmeleri için.”

TİP, EYT konusunda ne diyor?

Mevcut EYT düzenlemesine karşı partisinin önerilerini de sıralayan Erkan Baş şöyle konuştu:

“Biz diyoruz ki işe giriş tarihlerine göre kademeli, uygulanabilir ve adil bir yaş düzenlemesi getirilmelidir. Siz insanları kaç yaşında çalışmaya başlatıyorsunuz? Kaç yıl çalışacakları buna göre şekillenmeli belirlenmeli. Siz Türkiye’de insanları Afrika’dan beter koşullarda çalıştırıp Avrupa’daki gibi emeklilik hayallerine kabul ettiremezsiniz, bu dayatmayı kabul etmiyoruz.

Çalışma koşullarının bu kadar ağır, dünyadaki en uzun çalışma saatlerine sahip ülkelerden bir tanesine gelmiş bir ülkede insanlar çalıştıkları yıllarda ömürlerinden vererek çalışıyorlarsa emeklilik de buna göre düzenlenmelidir. Bunun dışında bir şey kabul edilemez.

Ayrıca TİP olarak diyoruz ki; emeklilik aylıklarının alt sınırı asgari ücretin net tutarından az olamaz. Ayrıca artık neredeyse yüzde 30’lara düşen aylık bağlanma oranlarının yeniden yüzde 70’lere çıkartılması net bir talep olarak ifade edilmelidir. Emekçiyken ödediğimiz primler, emekliyken aylık olarak cebine girmelidir. Yani siz insanlardan çalışırken aldığınız primlerin karşılığını bile vermiyorsunuz. Ayrıca refah payı yüzde 100’e yeniden çıkarılmalı ve mutlaka emekliler enflasyon karşısında koruma altına alınmalıdır.”

Basın toplantısının devamında TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerini eleştiren TİP Genel Başkanı, “Bu kurum sadece Tayyip Erdoğan’ın hoşuna giden rakamları açıklamak üzere yapılanmış durumda” dedi.

TÜİK eliyle Cumhuriyet tarihinin en büyük hırsızlığının ve dolandırıcılığının yapıldığını söyleyen Erkan Baş şöyle devam etti:

“Cumhuriyet tarihinin en büyük hırsızlık, dolandırıcılık ve yolsuzluk suçlarından birisine zemin hazırlamış durumdadır. Sokaktan herhangi bir arkadaşımızı çevirsek, zaten TÜİK’in verdiği rakamların hayatta bir karşılığı olmadığını söyleyecek. Bu memlekette hayatında bir gün olsun pazara giden, markete giden, alışveriş yapan, otobüse, minibüse toplu ulaşım araçlarına binen kime sorsanız enflasyonu hesaplar demeyeceğim, enflasyonun altında eziliyor. Bu memlekette emeğiyle, alın teriyle yaşayan tüm yurttaşlar TÜİK’in söylediği rakamın hayatla gerçekle bir ilgisi olmadığını biliyor.

Ama bu sahte rakamlarla hepimizin bildiği gibi özellikle emekli ve memur maaş oranının belirlenmiş oluyor ve böylece bu sahte rakamlarla bu memlekette milyonlarca insanın boğazından lokma çalıyor. Çoluk çocuğun emeği çalınıyor insanın hakkettiğini alması gerekeni gasbeden bir iktidarla karşı karşıyayız. Burada dolandırıcılık suçu vardır iddia ediyorum burada nitelikli dolandırıcılık suçu vardır.

Bir rakam paylaşmak istiyorum; 2015 yılında ortalama memur maaşı 2,5 asgari ücrete denk geliyormuş. Geçen yıl bu 1,7‘ye kadar inmiş şimdi yüzde 30 üzerinden hesaplarsak aşağı yukarı 1,5 kat anlamına gelecek.

Yani şu demek, 8 yılda memur maaşı 2,5 asgari ücretten 1,5 asgari ücrete düşmüş. Yani aslında her ay bir asgari ücreti bu iktidar çalmış. Göstere göstere, gözümüzün içine baka baka memurlardan her ay bir asgari ücreti çalan bir iktidarla karşı karşıyayız.

Tabii yapacaklar, bunların varlık nedeni bu ve utanmayacaklar. Utanmazlar bakın çok açık söyleyeceğim utanmayacaklar çünkü bir taraftan diyecekler ki ‘ekonomi her geçen gün büyüyor.’ Ekonomi büyüyor memlekette. Mesela bankalar cumhuriyet tarihinin karlılık oranlarında rekorlarını kırmışlar ama bu ülkede çocukların beslenme çantasında yiyecek bir şey var mı yok mu bu iktidarın derdi değil. İnsanlar çocuklarına süt alabiliyorlar mı bu iktidarın derdi değil.

Bırakın ev sahibi olma hayallerini, insanlar ilk depremde yıkılacaklarını bildikleri evlerin kirasını bile ödeyemez durumdalar. Ama 18 milyon vatandaşı açlığa, yoksulluğa, sefalete mahkûm eden bu sözde zammı müjde diye pazarlamaktan utanmıyorlar.”

Sinan Ateş cinayeti

Konuşmasının son bölümünde Ankara’da sokak ortasında işlenen Sinan Ateş cinayetine ilişkin açıklamalarda bulunan Erkan Baş, “Ülkenin başkentinde bir siyasi cinayetin tüm ayrıntılarıyla açığa çıkarılmaması kabul edilebilir bir şey değildir” dedi.

“Kendisi dışında herkesi terörist diye yaftalayanlar bu işin olağan şüphelileri durumundalar” diye konuşan Baş şu ifadeleri kullandı:

“Şüpheliler milletvekilleriyle yan yana yine fotoroman gibi boy boy fotoğrafları çıkmış. Kimin çanak tuttuğu, kimin azmettirdiği ortada. Bu çağ dışı bu insanlık dışı zihniyet Türkiye için bir güvenlik sorunudur bunu ifade etmemiz lazım.

Türkiye’de yurttaşların birlikte yaşama iradesine, barışa, mutluluğa, kardeşliğe karşı bir tehdittir bu zihniyet. Sokaklarda daha önce başlayan şiddet gösterileri buna başvuran zihniyetin ne olduğunu bize bir kez daha gösteriyor. Bunlar üzülerek ifade ediyorum bu ülkenin yönetiminde söz sahibidirler aynı zamanda. Saray Rejimi’nin en büyük destekçileridir. Biz bu anlayışa karşı, bu siyasete karşı her zaman her yerde karşı durduk, tam karşısında durduk, duruyoruz ve durmaya devam edeceğiz.

En büyük güvencemiz yalnız olmadığımızı biliyoruz. Türkiye’de gündüz gözüyle sokak ortasında bir insanı öldürmekten çekinmeyen, resmen bu ülkenin kanunlarına kurallarına kafa tutan bu zihniyete toplumumuzun da büyük bir bölümünün karşı olduğundan eminiz bunu biliyoruz.

Bir kez daha yineliyoruz. Saray Rejimi’nde bu siyasi parti görünümlü ama esasen siyasetle halkla hiçbir ilgisi olmayan yaklaşımların egemen olduğu bir Türkiye yaratılmıştır ama bunların Türkiye’nin geleceğinde yeri yoktur.  Bu karanlık aşılmak durumundadır bu karanlığı el ele, yürek yüreğe birlikte aşabiliriz Türkiye ancak bu kanunsuzluğun üzerine giderek düze çıkabilir, yaşanabilir bir ülke haline gelebilir.

Biz Ülkü Ocakları eski genel başkanı Sinan Ateş cinayetinin tüm ayrıntılarıyla açığa çıkmasını, hangi hesapların, hangi planların amaçları olarak sonucu olarak bu cinayetin işlendiğinin ortaya çıkartılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda takipçisi olacağımızı bu suç şebekelerinin bütün ayrıntılarıyla kamuoyu tarafından bilinmesinin en temel yurttaşlık hakkı olduğunu söylüyoruz.”

Paylaşın

Erdoğan, Erken Seçim İçin Meclis’i Feshedebilir Mi? Uzmanlar Yorumladı

Prof. Ece Göztepe Çelebi, konuyla ilgili yapılan açıklamaların gerçeğin yarısını ifade ettiği görüşünde. Çelebi’ye göre, Cumhurbaşkanı erken seçim kararı alabilir ve bu anayasal bir haktır fakat ikinci döneminde olan Cumhurbaşkanı üçüncü kez yeniden aday olamaz. 

Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Serap Yazıcı, Anayasanın 116. maddesindeki ”Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.” cümlesine dikkat çekiyor.

18 Haziran’da yapılması beklenen 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin AK Parti tarafından öne çekilebileceğine dair tartışmalar kulislerde farklı seçim tarihlerinin konuşulmasına neden oluyor. Buna göre olası erken seçim tarihleri Ankara kulislerine göre 9 Nisan, 30 Nisan ve 14 Mayıs…

Altılı Masa, 6 Nisan’dan önceki bir tarihte seçim kararı alınması durumunda destek vereceğini, fakat sonraki tarihler için bir desteğinin söz konusu olmayacağını açıkladı.

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise erken seçim iddialarına ilişkin “Genel seçimler ister zamanında yapılsın isterse erkene alınsın. Biz iki seçeneğe de varız ve hazırız” dedi.

Konuyla ilgili AK Partili kurmaylardan da açıklamalar geldi. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin Merkez Yürütme Kurulu toplantısı sonrasında yaptığı basın açıklamasında seçimlerin zamanında yapılması yönünde iradeleri olduğunu ifade etti.

Fakat ‘’Çıkabilecek bazı sıkıntılar, vatandaşlarımızın yurt dışında seyahat dönemi olması, çeşitli şekillerde ülkemizde hareketliliğin yaşandığı dönem olması sebebiyle değerlendirme yapılıyor’’ diye de sözlerine eklemede bulundu.

Olası bir durumda seçim tarihinin erkene alınmasının Anayasa ve seçim mevzuatındaki olabilirliği de merak konusu.

“Cumhurbaşkanımızın yeni sistemdeki ilk dönemidir”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ iki türlü seçime gitme imkanından bahsediyor:

‘’Birisi, Meclis’in 360 milletvekiliyle karar almasıyla, diğeri, Cumhurbaşkanının Meclis’i feshetmesiyle. Dolayısıyla 18 Haziran değil de başka bir tarih durumu söz konusu olacak olursa bunlardan birisi uygulanabilir. Muhalefet yokum derse kendileri bilir.”

Hamza Dağ ayrıca Erdoğan’ın adaylığıyla ilgili tartışmalara ilişkin “Cumhurbaşkanımızın yeni sistemdeki ilk dönemidir” diye konuştu.

Peki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Meclis’i fesh etme yetkisi var mı? Ya da muhalefet erken seçim desteği vermezse, hükümet nasıl bir yol izleyecek?

Euronews Türkçe’den Dilek Gül’e konuşan Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı ve Anayasa Hukuku Profesörü Ece Göztepe Çelebi, konuyla ilgili yapılan açıklamaların gerçeğin yarısını ifade ettiği görüşünde.

Çelebi’ye göre, Cumhurbaşkanı erken seçim kararı alabilir ve bu anayasal bir haktır fakat ikinci döneminde olan Cumhurbaşkanı üçüncü kez yeniden aday olamaz.

Bir diğer seçenek, eğer Meclis’te 360 yeter oyu sağlanır, Meclis erken seçim kararı verirse Cumhurbaşkanının üçüncü kez aday olmasının önünde bir engel yok.

‘’Anayasa’nın 116’ncı maddesinin ilk fıkrası TBMM’nin seçimlerin yenilenmesini düzenliyor. Ama bunun için 2017 değişikliğiyle nitelikli bir karar yeter sayısı aranıyor. Bu da Anayasa değişikliği için gerekli olan minimum üye tam sayısının beşte üçü yani 360 oy. Eğer Meclis erken seçim kararı verirse Cumhurbaşkanlığı seçimi de beraber yapılıyor. İkinci fıkrası Cumhurbaşkanın da seçimlerin yenilenmesine karar verebileceğini söylüyor.

Bunun için herhangi bir gerekçe bildirmesi gerekmiyor. Bu durumda da TBMM Genel Seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi beraber yapılıyor. Bu ikisi birbirine eşmiş gibi görünen yetki. Fakat sonuçları farklı. Eğer Cumhurbaşkanı ikinci dönemindeyse ki bizde 2014-2018 dönemlerinde seçilen kişi aynı kişi, Meclis’in erken seçim kararı vermesi halinde Cumhurbaşkanı üçüncü kez aday olabiliyor.

Ama eğer seçimlerin yenilenmesine kendi karar verirse ve ikinci dönemindeyse, bu sefer üçüncü defa aday olma şansı yok. Herkes gerçeğin yarısını söylüyor. Elbette Cumhurbaşkanı’nın ülkeyi seçime götürmesi anayasal haktır ama bu bir yarım gerçektir. Bu durumda Cumhurbaşkanı aday olamaz.’’

Gelecek Partisi İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Serap Yazıcı da muhalefet destek vermedikçe Meclis’in seçimleri yenileme kararını alamayacağını şu sözlerle anlatıyor:

”Çünkü Cumhur Blokunun (AKP+MHP+BBP) Meclisteki toplam sandalye sayısı 336 olup yenileme kararını verebilmek için bu blokun 24 milletvekilinden gelecek desteğe ihtiyaçları var. Bu sağlanamadığı takdirde seçimlerin yenilenmesinin yegâne yolu, Cumhurbaşkanının 116. maddenin 3. fıkrasına dayanarak karar vermesidir. Ancak Cumhurbaşkanı bu yetkiyi kullandığında üçüncü bir kez daha aday olması mümkün değildir. Böylece Cumhurbaşkanı, vereceği yenileme kararıyla görev süresini kısaltmış olacak; bir daha aday da olamayacaktır.”

Anayasa Hukuku Profesörü Ece Göztepe Çelebi, muhalefetin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aday olmanın koşullarını taşımadığını gündeme getirmesi durumunda ise gidebileceği tek yerin Yüksek Seçim Kurulu olduğunu söylüyor. Ve Yüksek Seçim Kurulu’nun da iki seçeceğinden bahsediyor:

‘’Meclis Başkanı Mustafa Şentop, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi’nin 2022 yılının nisan ayında yayımlanan 50. sayısında kırk sayfalık bir makale kaleme aldı. Şentop’un makalesine göre 2017’de hükümet sistemi değiştiği için cumhurbaşkanı ilk defa 2014’te değil, 2018’de seçildi. Dolayısıyla 2023 seçimlerindeki adaylığı da üçüncü değil ikinci adaylığı. Yani diyor ki 2018 ilk görev süresi.

Şimdi Cumhurbaşkanı erken seçim kararı verdi, aynı zamanda da aday benim dediğinde muhalefet bu anayasaya aykırı derse gidebileceği yer Yüksek Seçim Kurulu olacak. Ve muhalefet diyecek ki bu kişi aday olmanın koşullarını taşımıyor. YSK’nın da iki seçeneği var; ‘Evet Anayasa’ya aykırı, sen aday olamazsın Erdoğan’ diyecek ya da ben de Şentop’un makalesini okudum, ‘aday olabilir’ diyebilir.

O zaman YSK kararına karşı ne yapılabilir? YSK kararlarına karşı Anayasa Mahkemesi’ne gidilemiyor. O zaman elimizde AİHM kalıyor gibi görünse de o da yok. Çünkü AİHM’nin birinci protokolünün üçüncü maddesi genel seçimler ve parlamentoya ilişkin seçimleri kapsıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri bu kapsamda değil. Dolayısıyla Cumhurbaşkanının adaylığı konusunda gidilebilecek iç hukuktaki tek merci YSK, ama onun kararına karşı gidilebiecek bir dış makam yok.’’

Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Serap Yazıcı, Anayasanın 116. maddesindeki ”Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.” cümlesine dikkat çekiyor.

Ve Anayasa koyucunun Cumhurbaşkanının sadece iki kez seçilebileceğini öngören 101. maddenin 2. fıkrasına bir istisna getirdiğini ifade ediyor. Detaylarını ise şu denklemde açıklıyor:

”Anayasamızın 116. maddesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ve Cumhurbaşkanına seçimleri yenileme yetkisini tanımıştır. Maddenin ilk fıkrası, bu yetkiyi Türkiye Büyük Millet Meclisi yönünden; 2. fıkrası ise Cumhurbaşkanı yönünden düzenlemiştir. Bu organlar, seçimleri yenileme yetkisini kullandıkları takdirde Cumhurbaşkanlığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri birlikte yapılacaktır.

Ancak anayasa koyucu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu yetkiyi kullanmasını nitelikli çoğunluk şartına bağlamıştır. Meclis, seçimleri yenileme kararını üye tamsayısının beşte üçü olan 360 milletvekiliyle alabilecektir. Dahası Anayasanın 116. maddesinin 3. fıkrasına göre Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu yetkiyi Cumhurbaşkanının ikinci döneminde kullanırsa Cumhurbaşkanı için üçüncü bir kez daha aday olma imkânı doğacaktır.

Bu hüküm şöyledir: “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.” Böylece anayasa koyucu, Cumhurbaşkanının sadece iki kez seçilebileceğini öngören 101. maddenin 2. fıkrasına bir istisna getirmiştir.

Bu istisnanın amacı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin seçimleri yenileme kararı vererek ikinci dönemindeki bir Cumhurbaşkanının görev süresini kısaltmasını önlemektir. Bu, 2017 Anayasa değişikliğinin Cumhurbaşkanı ekseninde hazırlandığını gösteren önemli bir husustur. Burada üzerinde durulması gereken en önemli konu, Cumhurbaşkanının 116. maddenin 2. fıkrasına dayanarak Meclis seçimlerini yenilemesi halinde kendisi için üçüncü bir kez daha aday olma yolunun açılmayacağıdır.”

Paylaşın

Türkiye Ve Suriye Yakınlaşması: Suriyeli Muhalifler Sürece Nasıl Bakıyor?

Suriye Geçici Hükümeti oluşumunun Başkanı Abdurrahman Mustafa, “Birçok bürokratla görüşmelerimiz oldu. Biz Türkiye’nin her zaman Suriye halkının yanında olduğunu zaten biliyoruz” dedi ve ekledi:

“Bizim bürokratlarla görüşmelerimizde, (Suriye-Türkiye arasındaki) bu görüşmelerin teknik görüşmeler olduğu; terörle mücadeleyle, PKK terör örgütüyle mücadeleyle ve Suriye’nin toprak bütünlüğüyle ilgili olduğu vurgulandı. Sayın bakanımız da (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu) aynı şeyi vurguladı.”

Abdurrahman, önümüzdeki dönemde Türkiye ile Suriye’nin ilişkilerinin normalleşmesi ihtimali düşünüldüğünde, kendilerinin durumunun ne olacağına dair bir kaygılarının olup olmadığını sorusuna “Öyle bir durum yok” diye cevap verdi.

Türkiye, Suriye ile 2011’den sonraki ilk siyasi temasını 2022’in son günlerinde Rusya’nın ev sahipliğinde gerçekleştirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e önerdiği Türkiye-Rusya-Suriye üçlü mekanizmanın ilk toplantısında, Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan, Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ve Suriye istihbarat yetkileri ile bir araya geldi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu de önümüzdeki haftalarda Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile gerçekleştirecekleri üçlü görüşme için temasların sürdüğünü açıkladı.

BBC Türkçe’ye konuşan Abdurrahman Mustafa, bu süreçle ilgili olarak, Suriye Müzakere Komitesi Başkanı Bedir Camus ve Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Salim Al Muslat’tan oluşan bir heyetin hafta içinde Ankara’da çeşitli temaslarda bulunduğunu belirtti ve bu görüşmelerle ilgili şunları söyledi:

“Birçok bürokratla görüşmelerimiz oldu. Biz Türkiye’nin her zaman Suriye halkının yanında olduğunu zaten biliyoruz. Bizim bürokratlarla görüşmelerimizde, (Suriye-Türkiye arasındaki) bu görüşmelerin teknik görüşmeler olduğu; terörle mücadeleyle, PKK terör örgütüyle mücadeleyle ve Suriye’nin toprak bütünlüğüyle ilgili olduğu vurgulandı. Sayın bakanımız da (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu) aynı şeyi vurguladı.”

‘Biz de Suriyelilerin kendi memleketlerine dönmesi için çaba harcıyoruz’

Abdurrahman, önümüzdeki dönemde Türkiye ile Suriye’nin ilişkilerinin normalleşmesi ihtimali düşünüldüğünde, kendilerinin durumunun ne olacağına dair bir kaygılarının olup olmadığını sorusuna “Öyle bir durum yok” diye cevap verdi ve devam etti:

“Biz bugüne kadar her zaman siyasi çözümden yana olduğumuzu ifade ettik ve ister Cenevre, ister Astana olsun, isterse Anayasa Komisyonu olsun, bütün bu süreçlere pozitif olarak katkıda bulunduk. Maalesef yine tıkandı çünkü rejim ve müttefikleri; Ruslar, İranlılar her zaman askeri çözümden yanadır.

“Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendi egemenliği vardır, kararlarını kendi belirler ama biz şuna inanıyoruz ki sayın bakanla (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu) görüşmemizde de bu vurgulandı; asla bu (süreç), Suriye halkının ve Suriye muhalefetinin çıkarlarının aleyhinde olmayacaktır. Kendisi tam tersine, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’in 2254 No’lu kararına bağlı olduğunu ve bunun için çaba harcadıklarını ifade etti.

“Biz zaten Türkiye’nin hiçbir zaman Suriye’nin geleceğiyle ilgili Suriye halkının beklentilerinin dışında bir şey yapmayacağa inanıyoruz, görüşmelerimizde de bu vurgulandı. 2254 No’lu kararla oluşacak herhangi bir çözümü zaten biz de baştan beri destekliyoruz. Sayın bakanımızın bize desteğinin sürdüğünü, bunda herhangi bir değişikliğin olmadığını, bizi endişeye sevk edecek bir durumun olmadığını gördük.”

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde 2015 yılında kabul edilen 2254 sayılı karar, Suriye’de ateşkesin sağlanmasını ve ülkedeki sorunlara siyasi çözüm getirilmesini içeriyor.

Abdurrahman, kendilerinin de Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olduklarını ve Suriyelilerin ülkelerine dönmesini istediklerini savundu: “Terörle mücadeleyi zaten yapıyoruz. Türkiye ile birlikte baştan beri Suriye’nin bölünmesine karşıyız.

“Türkiye’nin, Türkiye’deki Suriyelilere veya bizim bölgemizdeki Suriyelilere desteği aynı devam ediyor. Tabii ki biz de Suriyelilerin kendi evlerine, kendi memleketlerine, kendi köylerine dönmesi için çaba harcıyoruz. Bu dönüşler ancak gönüllü, onurlu ve güvenli bir şekilde Birleşmiş Milletler çatısı altında sağlanır. Türkiye de bu hususta aynı görüştedir.”

Türkiye muhalefetten tutum değiştirmesini istedi mi?

Esad yönetimi ile mücadelelerinin sürdüğünü söyleyen Abdurrahman, “Türkiye sizden Suriye yönetimine dair tutum değiştirmenizi istedi mi?” sorusuna cevap olarak ise “Böyle bir şey hiç olmadı” dedikten sonra ekledi:

“Zaten bizim adil taleplerimiz var. Bu da Birleşmiş Milletler kararlarının uygulanması ve demokratik, insan haklarına dayalı, çoğulcu, herkesi kapsayan bir Suriye oluşturmaktır. Dolayısıyla bizden bunun dışında bir talepte bulunulmadı. BM’nin Suriye’deki çözümünü desteklediklerini vurguladılar.”

Harekât hazırlığı var mı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2022 yılının son kabine toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada, 2023’ün gündem başlıkları arasında “terörle mücadelenin üst sıralarda yer alacağını” söylemiş ve Suriye’nin kuzeyine dikkat çekmişti.

Erdoğan, “Özellikle Suriye’den ülkemize yönelik tehditleri tamamen yok etmek için 30 kilometre derinliğindeki güvenlik hattımızdaki boşlukları kapatacak yeni adımlar atacağız. Bu kapsamda terör örgütünün silahlı kapasitesi yanında güç ve destek aldığı tüm kaynaklarını, tüm altyapısını imha edecek yeni bir mücadele safhasına geçeceğiz” ifadelerini kullanmıştı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da 29 Aralık’ta düzenlediği basın toplantısında Suriye ile başlatılan sürecin askeri operasyonları engellemeyeceğini söylemişti.

Olası bir harekâta Suriyeli silahlı muhalif grupların çatı örgütü Suriye Milli Ordusu yapılanmasının da katılması bekleniyor.

Bu yapılanma, Suriye Geçici Hükümeti oluşuma bağlı olarak hareket ediyor.

Abdurrahman, söz konusu harekâtın ertelendiği yönündeki iddialarla ilgili soru karşısında ise diplomatik sürecin sürdüğünü söyledi:

“Sonuçta ilk önce diplomatik kanallarla çözülmeye çalışılır. Mutabakatlar vardı; 2019 mutabakatı vardı, Ruslarla da mutabakatlar vardı. Sonuçta illa olması gerekiyorsa bizim Milli Ordu zaten her zaman savaş durumundadır, bunun için özel bir hazırlık yapmasına gerek yoktur, zamanı geldiğinde gerekli operasyonları yapar ama şu anda diplomatik süreç devam ediyor.”

Abdurrahman, “Yani Suriye Milli Ordusu örgütlenmesinde şu an için harekât için özel bir hazırlık yok mu?” sorusuna da şu yanıtı verdi:

“Devamlı eğitim veriyoruz, yeniden yapılanmaya gidiyoruz, düzenlemeye çalışıyoruz, nizami orduya çevirmeye çalışıyoruz; bunlar zaten her zaman var. Bizim zaten mücadelemiz bitmedi ki. İster rejime karşı ister DAEŞ’e karşı, ister El Kaide’ye karşı, isterse PKK terör örgütüne karşı… Hepsine karşı mücadelemiz zaten devam ediyor yani hiçbir zaman durmadı.”

Paylaşın

Babacan’dan ‘Adaylık’ Açıklaması: Altılı Masa Beni Desteklerse…

Türkiye’nin 13. cumhurbaşkanı seçilmek için altılı masanın henüz bir aday belirlemediğini ifade eden DEVA Lideri Babacan, ”Altılı masa beni aday olarak desteklerse, hem seçilebilirim hem de en iyi şekilde yaparım ama bu altılı masanın mutabakatıyla yapılacak olan bir şey” dedi ve ekledi: 

”Bugün itibarıyla her türlü seçeneğe açığız. Partimiz içerisindeki istişare sürecimizi devam ettiriyoruz. Bu tamamlandıktan sonra da masaya partimizin görüşüyle beraber gidip orada mutabakat için çalışmaya başlayacağız. Biz halen parti içerisindeki istişarelerimizi tamamlamadık. Başka partilerin başka önerileri de olabilir. Her parti farklı isimlerle gelebilir. Adayımız belirlensin, 6 parti sımsıkı ortak adayının arkasında durduktan sonra Türkiye’de ortam birden değişecektir.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, parti kurucularından Genel Başkan Danışmanı Ali İhsan Merdanoğlu’nun eşinin taziyesine katılmak üzere gittiği Diyarbakır’da gündeme dair gazetecilerin sorularını yanıtladı.

BBC Türkçe’den Hatice Kamer’in aktardığına göre, seçim ve altılı masa adayıyla ilgili bir soruyu, ”Seçim ne kadar erken olursa o kadar iyi olur” diye yanıtlayan Babacan şöyle devam etti:

”Sorunlara çözüm bulabilmek, ülkenin içinde bulunduğu derin adalet özgürlük ve refah sorununun aşılabilmesi için iktidar değişikliği şart, bu da seçimle olacak, meşru demokratik siyasetle sorunlarımızı çözeceğiz.”

Türkiye’nin 13. cumhurbaşkanı seçilmek için altılı masanın henüz bir aday belirlemediğini ifade eden Babacan, ”Altılı masa beni aday olarak desteklerse, hem seçilebilirim hem de en iyi şekilde yaparım ama bu altılı masanın mutabakatıyla yapılacak olan bir şey” dedi. Babacan şöyle devam etti:

”Bugün itibarıyla her türlü seçeneğe açığız. Partimiz içerisindeki istişare sürecimizi devam ettiriyoruz. Bu tamamlandıktan sonra da masaya partimizin görüşüyle beraber gidip orada mutabakat için çalışmaya başlayacağız. Biz halen parti içerisindeki istişarelerimizi tamamlamadık. Başka partilerin başka önerileri de olabilir. Her parti farklı isimlerle gelebilir. Adayımız belirlensin, 6 parti sımsıkı ortak adayının arkasında durduktan sonra Türkiye’de ortam birden değişecektir.”

DEVA Partisinin Pazartesi günü temel hak ve eylemleriyle beraber 354 adım 18 başlıkla 354 eylem açıkladıklarını hatırlatan Ali Babacan, Kürt sorununu parti programlarında önem verdikleri bir başlık olarak ele aldıklarını ekledi:

”Biliyorsunuz partimizin programı özgürlüklerle başlıyor, adalet ve hukukla devam ediyor. Ülkemizde çözülemeyecek hiçbir sorunun olmadığını inanıyoruz. Yeter ki iyi niyetle ve samimiyetle sorunların çözümü için hep beraber yol alalım. Yeter ki 85 milyon vatandaşlarımızın hepsine aynı samimiyetle kucaklayalım”

Paylaşın

Bakan Özer, Özel Okul Zam Oranını Açıkladı: Yüzde 65

Özel okulların 2023’te yapacağı zam oranı belli oldu. Özel okul temsilleriyle bir araya gelen Bakan Özer, bu sene bir değişikliğe gittiklerini belirterek, ”ÜFE yerine TÜFE’yi baz alacak şekilde belirleme kararı aldık” dedi. Bakan Özer, 2023-2024 özel okul zam oranının yüzde 65 olduğunu açıkladı. 

Haber Merkezi / Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, özel öğretim kurumlarının önümüzdeki yıl eğitim ücretlerinde yapacakları artışa ilişkin kurum temsilcileriyle bir toplantı yaptı.

Bakanlık Tevfik İleri Salonu’nda gerçekleşen görüşmeye MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Mustafa Gelen, Teftiş Kurulu Başkanı Metin Çakır; TÖZOK Başkanı Zafer Öztürk, ÖZDER Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akça, ÖZDEBİR Yönetim Kurulu Başkanı Naci Atalay, ÖZKUR-BİR Yönetim Kurulu Başkanı Enis Şener, TOBB Eğitim Meclisi Yönetim Kurulu Üyesi Metin Özer ve TÖDER Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Taşel katıldı.

Özel okulların gelecek yıl eğitim ücretlerinde yapacakları artışın ele alındığı toplantı sonrasında açıklama yapan Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, özel öğretim kurumlarının kalitesinin artması ve hizmetleriyle ilgili ihtiyaç duydukları desteklerin de kapsamlı bir şekilde değerlendirildiğini kaydetti.

Özer, Millî Eğitim Bakanlığının ocak ayında açıklanan ÜFE ve TÜFE oranlarını dikkate alarak özel öğretim kurumlarının bir sonraki yıl yapacağı artışı tüm öğrenci ve veliler adına belirlediğini anlatarak bu yıl artış hesaplamasında bir değişikliğe gitme kararı aldıklarını açıkladı. Özer, “Üretici fiyat endeksinden ziyade tüketici fiyat endeksini baz alacak şekilde 2023 yılı fiyatını belirleme kararı aldık.” dedi.

“Artış oranı yüzde 65”

Özer, 2023 yılındaki enflasyon beklentisinin düşük olması ve velilerin bu süreçte desteklenmesi bağlamında Millî Eğitim Bakanlığı olarak bu yılki ücret artışı oranını yüzde 65 olarak belirleme kararı aldıklarını ifade etti.

Özel öğretim kurumları temsilcilerinin tamamının artışın yetersiz olduğuna ilişkin görüş belirttiğini söyleyen Özer, “… Ama biz hem hükûmet hem de Millî Eğitim Bakanlığı olarak 2023 yılındaki enflasyon beklentilerini ve tüketici fiyat endeksini dikkate alarak yeni fiyatı belirleme kararı aldık. Hem de velilerimizi destekleme anlamında da böyle bir karar aldık ve bu kararı, inşallah, yarından itibaren uygulamaya sokmuş olacağız. Yeni almış olduğumuz kararın tüm öğrencilerimize, özel öğretim kurumlarındaki velilerimize hayırlı olmasını diliyorum.”

Konuşmasında sektör temsilcilerine teşekkür eden Özer, “Her ne kadar sektör temsilcileri, bu artış oranını kabul etmeseler de yeni uygulamanın getirmiş olduğu zorlukları, inşallah, hem bakanlık hem de özel öğretim kurumları birbirine destek olarak birlikte aşacağız.” diye konuştu.

Paylaşın

TİP’li Atay Hakkında Erdoğan Ve Soylu’ya Hakaret Ettiği Gerekçesiyle Fezleke

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkan Yardımcısı Barış Atay hakkında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya yönelik sosyal medya paylaşımları nedeniyle dokunulmazlık fezlekesi hazırladı.

Meclis’e sunulmak üzere hazırlanan söz konusu fezlekede Atay’ın Erdoğan’a ve Soylu’ya “hakaret ettiği” iddia edildi.

TİP’li Atay, 2018 yılında “Sadece Diktatör” isimli tiyatro oyununun yasaklanmasının ardından karara tepki göstermiş ve Twitter hesabından “Oyunumuz Erdoğan tarafından yasaklanmıştır. Bunun tümden bir yasaklamanın başlangıcı olduğunu biliyoruz” demişti.

Paylaşımında “#SadeceDiktatörYasaklar” etiketini de kullanan Barış Atay hakkında bu paylaşım nedeniyle Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle dokunulmazlığının kaldırılması talebiyle fezleke hazırlandı.

Barış Atay’ın Batman’da 18 yaşındaki İpek Er’e cinsel saldırıda bulunarak, Er’in intiharına sebep olan Uzman Çavuş Musa Orhan’ın serbest bırakılmasına gösterdiği tepki de suç sayıldı.

Orhan’ın serbest bırakılmasına karşı sosyal medya hesabından Bakan Soylu’yu etiketleyerek paylaşımlarda bulunan Atay’ın Soylu’ya hakaret ettiği öne sürüldü.

Atay ayrıca adil yargılanma talebiyle başladığı ölüm orucunun 238. gününde hayatını kaybeden Avukat Ebru Timtik’in fotoğrafının İstanbul Barosu’na asılmasına ilişkin “Terör örgütü mensubunun fotoğrafını İstanbul Barosu’na asanları şiddetle kınıyorum” diyen Soylu’ya da tepki göstermişti.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın