Bebekler Hakkında Bilmediğiniz İlginç Gerçekler

Yeni doğmuş bir bebek kadar saf, güzel ve mutlu bir şey yoktur. Birçok kişi için neşe kaynağıdırlar. Bununla birlikte, söz konusu bebekler olduğunda, çözülecek çok şey var. Ebeveynler, bir süre, bebeklerinin neyi sevdiğini, onları neyin rahatsız ettiğini ve onları uyutan şeyin ne olduğunu anlamaya çalışırlar.

Haber Merkezi / Ama aslında, bebekleri hakkında muhtemelen bilmediğiniz pek çok ilginç şey var. İşte bebekler hakkında bilmek isteyeceğiniz birkaç ilginç gerçek.

Yeni doğmuş bir bebek gözyaşı dökemez;

Yeni doğan bebekler ağlamalarıyla bilinirler. İster uykulu ister aç olsunlar, ne olursa olsun büyük bir yaygara koparırlar ve bu konuda yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur.

Peki gözyaşları bir nehire dönüşür mü? Tabi ki de hayır! Bebekler, bir aylık olana kadar gözyaşı dökmezler. Bazı durumlarda bir bebek ilk gözyaşını dört veya beş aylıkken dökebilir.

Bebeğin ilk kakası kokmaz;

Yeni doğan bir bebeğin, ilk birkaç gün kakası güçlü bir kokuya sahip değildir. Çünkü sindirim sistemleri bakterilere sahip değildir. Bağırsak bakterileri, kakaları daha kokulu yapan şeydir.

Bebekler bazen nefes almayı bırakabilirler;

Birçok şey bir ebeveynde paniğe neden olabilir. Ama ya yeni doğan bebeğin nefes almayı bırakması, bu kesinlikle büyük bir kaosa neden olur. Bununla birlikte, düzensiz solunum, bebeklerde normal kabul edilen bir şeydir. Özellikle bir bebek uyurken 5-10 saniye nefesini kesebilir.

Genellikle sağa bakarlar;

Bebekler söz konusu olduğunda, sadece yüzde 15’i sola bakmayı sever ve geri kalanı doğal olarak başlarını sağa bakar. Bir gen ile ilişkili olduğu söylenir. Ancak bu durum sadece birkaç ay sürer.

Siyah, beyaz ve gri görürler;

Yeni doğmuş bir bebeğin görme bozukluğu olması muhtemeldir. Doğumdan sonraki ilk birkaç haftada sadece siyah, beyaz ve gri görebilirler ve yüzlerinden sadece 25 ile 35 cm. kadar uzağa odaklanabilirler. Ancak birkaç hafta sonra renkli görmeye başlayabilirler.

Erkek bebekler ereksiyon olabilirler;

Erkek bebeklere gelince, özellikle çiş yapmak üzereyken ereksiyon olabilir. Korkacak veya utanacak bir şey yok. 

Bebekler ağlayarak kendilerini korkutabilirler;

Yeni doğmuş bir bebek, yüksek bir gürültüden ve hatta kendi ağlamalarından dahi korkabilirler. Yani kendilerini korkutma potansiyeline sahiptirler. Buna Moro Refleksi denir. Bebeklerin yaptığı ve birkaç ay içinde yavaş yavaş bıraktığı bir şeydir.

Paylaşın

Her Gün Kahve İçmek Felç Riskini Yüzde 21 Azaltıyor

Güne bir fincan kahve içmeden başlayamayan kaç kişi var? Pek çoğumuz, sadece sabah değil, kendimizi enerjik ve uyanık tutmak için gün boyunca daha fazla kahve tüketiriz. Yakın zamanda yapılan bir araştırma, her gün içtiğimiz kahve miktarının kalp krizi ve felç riskini etkilediğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / 11 yıl süren araştırma, 468.629 katılımcıyı içeriyordu. Araştırmaya katılanlar, kahve tüketimlerine göre üç gruba ayrıldı: düzenli olarak kahve içmeyen, az veya orta düzeyde kahve tüketen ve çok fazla kahve tüketen.

Sonuçlar yaş, cinsiyet, kilo, boy, sigara içme durumu, fiziksel aktivite, yüksek tansiyon, diyabet, kolesterol düzeyi, sosyoekonomik durum, alkol alımı, et, çay, meyve ve sebze tüketimine göre ayarlandı.

Araştırmada, az ve orta derecede kahve tüketen kişilerin, kahve içmeyenlere kıyasla tüm nedenlere bağlı ölüm riskinin yüzde 12 daha düşük olduğunu ortaya koydu.

Ayrıca araştırmanın diğer bir çarpıcı sonucu da, az ve orta derecede kahve tüketen kişiler de, kardiyovasküler hastalıktan ölüm riskini yüzde 17 ve felç riskini ise yüzde 21 daha azalttığını buldu.

Görüntüleme analizi ile elde edilen bulgular da, günlük kahve tüket kişiler ve düzenli olarak kahve içmeyen kişiler karşılaştırıldığında, günlük kahve tüketenlerin daha sağlıklı büyüklükte ve daha iyi işleyen bir kalbe sahip olduğunu gösterdi. Bu, yaşlanmanın kalp üzerindeki zararlı etkilerini tersine çevirmekle ilgili.

Uzun vadede her gün 0,5 ila 3 fincan kahve içmenin, kalp sağlığımız ve genel sağlığımız üzerinde faydalı bir etkiye sahip olduğu bulundu. Her gün 0,5 ila 3 fincan kahveyi güvenle tüketebilirsiniz.

Ancak, her ay bir hafta gibi bir süre kahve içmeye de ara verin. Kahve tüketmek için doğru zamanın uyandıktan bir saat sonra ve yatmadan bir kaç saat önce olduğu söyleniyor.

Paylaşın

Dudak Şekliniz Kişiliğiniz Hakkında Ne Söylüyor?

Dudaklarınız, gözlerinizden sonra yüzünüzün en çekici özelliğidir; bir gülümseme bir çok şeyi değiştirebilir. Dudaklarınız, kişiliğiniz hakkında da çok şey ortaya koyabilir. Yüz okuma bilimine göre, vücudumuzun her özelliği kişiliğimiz hakkında bir fikir verir.

Haber Merkezi / Lipsology olarak da bilinen dudak analizi, Çin’in yüz okuma becerisiyle bağlantılıdır. Boyutundan ve şeklinden dolgunluk ve konturlara kadar dudaklarınız kişiliğinizin bazı hayati yönlerini ortaya çıkarabilir. Dudak şeklinizin kişiliğiniz hakkında neler söylediğini öğrenmek için okumaya devam edin.

Dolgun dudaklar;

Bu tür dudaklara sahip kişiler, empatiktir ve mükemmel bir ebeveynlik içgüdüsüne sahiptir. Sevecen bir kişiliğe sahiptirler ve çevrelerindeki insanlarla ilgilenirler.

Ayrıca, başkalarıyla güçlü bağlar kurmayı ve onları korumak için her türlü çabayı göstermeyi severler. İlişkilere çok değer verirler ve karmaşık bir durumda sıkışıp kaldıklarında, önce başkalarını sonra kendilerini düşünürler.

Kalın üst dudaklar;

Üst dudağı alt dudağına göre daha dolgun olan kişilerin, drama tutkunu olduğu söylenir. Kendileri hakkında tutarlıdırlar ve dikkatleri kendilerinde toplamayı severler; bunun için her şeyi yapabilirler. En iyi yanları, karizmatik olmalarıdır. Ayrıca her durumda espri yapabilen, eğlenceli kişiliklerdir.

Kalın alt dudaklar;

Alt dudağı üst dudağından daha kalın olan kişiler, genellikle mutlu ve eğlenmeyi bilen tiplerdir. 9 – 5 ofis işinden hoşlanmayan, eğlenceli ve enerjik tiplerdir. Ayrıca, macerayı severler. Meraklıdırlar, yeni olan her şeye açıktırlar.

İnce dudaklar;

İnce dudaklı kişiler, temkinli, bağımsız ve çekingendir. Bu nedenler, genellikle yalnız olarak etiketlenirler. Ancak onlar, yalnızken kendilerini çok rahat hissederler. Bu durum, uyum sağlayamadıkları anlamına gelmez, bir ortamda, hızla ortak bir tartışma konusunu bulabilir ve grubun bir parçası olabilirler. Aynı zamanda bu kişiler, yüksek başarılı ve kararlı olma eğilimindedir.

Merkezde daha dolgun dudaklar;

Dudaklar merkezde daha dolgun olan kişiler, fazla çaba harcamadan ilgi odağı olmayı bilen doğal bir sanatçıdırlar ve bu yetenekten gurur duyarlar. Yalnız kalmak yerine insanlarla çevrili olmayı severler. Aynı zamanda eğlenmeyi ve hayattan zevk almayı da bilirler.

Yay şeklindeki dudaklar;

Bir aşk tanrısının yay şeklinde dudaklarına sahip kişiler, yaratıcı düşünme yetenekleriyle bilinirler. Yeteneklerinin farkındadırlar ve istediklerini elde etmek için kullanırlar. Ayrıca etkileyici bir hafızaya ve mükemmel hatırlama yeteneklerine sahiptir. Ayrıca, hızlı fikirlidirler ve zaman zaman dürtüsel olabilirler.

Tanımsız aşk tanrısı dudaklar;

Bu tip dudaklara sahip olanlar çok güvenilir ve sorumluluk duygusu çok gelişmiştir. Bununla birlikte, zaman zaman bu nitelikler onların duygularını bulanıklaştırır. Bu süreçte genellikle ihtiyaçlarını ihmal ederler. Ayrıca, son derece yardımsever ve paylaşımcıdırlar, ve bir sorunu verilen süre içinde kesinlikle çözerler.

Paylaşın

Yatağınızın Sırt Ağrısına Neden Olduğunu Nasıl Anlarsınız?

Sırt ağrısı, çeşitli nedenlerden kaynaklanan yaygın bir sorundur. Uzun saatler oturmak, kötü duruş, çok fazla cep telefonu kullanmak, yattığınız yatak gibi her şey sırt ağrısına neden olabilir.

Haber Merkezi / Sırt ağrısının altında yatan neden, doğal olmayan bir pozisyonda uzun süre durmak veya yatmak nedeniyle omurgaya uygulanan baskıdır. Sırt ağrısı, belinizde ağrı, boynunuzda tutukluk, bacaklarınızda ve ayaklarınızda uyuşma şeklinde kendini gösterebilir.

Ancak sırt ağrınızın önemli bir nedeni, üzerinde uyuduğunuz yatak olabilir. Sırt ağrınızın nedeninin yatağınız olup olmadığını buradan öğrenebilirsiniz.

Çok sert ve çok yumuşak yatak, kalktıktan hemen sonra rahatsızlığa ve kronik sırt ağrısına neden olabilir.

Yataktan kalktıktan hemen sonra veya kalktıktan 10 ila 30 dakika arası ağrıyı hissediyorsanız ve biraz yürüdükten veya esnedikten sonra daha iyi hissediyorsanız, bunun suçlusu yatağınızdır.

Uyurken sürekli huzursuzluk yaşıyorsanız ve eklemlerde artan baskı ile birlikte bütün gece sağa sola dönüp duruyorsanız. Yatağınızı değiştirmeniz gerekebilir.

Orta yumuşak ile orta sert yatak, daha yumuşak ve daha sert yataklara kıyasla sırt ağrısı olasılığını azaltır. Yatak, tüm vücudu, özellikle omurganızın ve kemerinizin hizasını desteklemelidir. Sert bir yatak omurganıza baskı yapar, yumuşaksa omurganızı desteklemez.

Yeni yatak almak

Yeni bir yatağa geçtiğinizde vücudunuz yattığınız yatağa alıştığı için sırtınız da bir geçiş sürecinden geçer. Bu nedenle, yeni yatağınız daha sağlıklı olsa bile, omurganızı nötr konuma getirmek zaman aldığından, bu durum sırt ağrısına neden olabilir.

Yeni yatağa alışmak zaman alır, çünkü ilk başta yaylar ve köpükler serttir ve yavaş yavaş yumuşar ve omurganızın konumuna göre hizalanır. Geçiş dönemi 21 gün kadar sürebilir ve sonunda kendinizi daha iyi hissetmeye başlarsınız.

Yeni bir yatak satın almak için ipuçları;

  • Satın almadan önce deneyin
  • İade ve deneme süresinden emin olun
  • Gerçek müşterilerden gelen yorumları okuyun
  • Omurga ile ilgili herhangi bir sorununuz varsa sağlık uzmanınıza danışın
Paylaşın

Formsuz Olduğunuzu Gösteren 6 İşaret

Pandemi, fiziksel ve zihinsel sağlığımızı kesinlikle etkiledi. Bazı insanlar bu dönemde zamanını çalışarak, egzersiz yaparak, sağlıklı beslenerek harcarken, bazı insanlarda tam tersini yönde davranışlar ortaya koydu. 

Haber Merkezi / İster çok kilo almış olun, ister kendiniz gibi hissetmiyor olun, bunların hepsi yeni bir başlangıç yapmanız gerektiğini gösterebilir.

Egzersiz yapmaktan sağlıklı beslenmeye kadar, tüm bunlar vücudunuzda ve zihninizde olumlu değişiklikler yapabilir. Ancak, önce değiştirmeniz gerekip gerekmediğini belirlemeniz gerekir. İşte o işaretlerden bazıları;

En ufak bir harekette nefesiniz kesiliyor;

Zinde ve sağlıklı bir insan asansör yerine genellikle merdivenleri kullanmayı tercih eder. Aksine, en ufak bir harekette nefes kalacağını bilenler asansöre binmeyi, merdiven kullanmaya tercih ederler; bu büyük bir sorun. Daha hareketli olmanın, egzersiz yapmanın ve sağlıklı beslemenin zamanı gelmiş demektir.

Kalp atış hızı;

Nefesinizin yanı sıra, kalp atış hızınız da size ne kadar formda olduğunuzu söyleyebilir. Hareket etmediğinizde veya dinlenirken bile nabzınızın yüksek olduğunu fark ederseniz, bu durum, vücudunuzun bir şeylere tepki geliştirdiğini gösterir.

Yaralanmaya daha yatkınsın;

Vücudunuz zayıf olduğunda veya formsuz olduğunda, yaralanmalara daha yatkın hale gelirsiniz. Sırtınızda, boyun bölgesinde, omuzlarınızda veya vücudunuzun herhangi bir yerinde sık sık ağrılar yaşamaya başlarsınız. Bu ihmal edilmeyecek kadar önemli bir durum, hemen düzenli egzersiz yapmaya başlamalısınız. Bu aynı zamanda kaslarınızı güçlendirmeye ve sağlıklı bir kiloda kalmanıza yardımcı olacaktır.

Uykusuz geceler;

Yeterince hareket etmemek, sağlıksız beslenme ve stres,  uyku kalitenizi etkileyebilir. Bu, aynı zamanda vücudunuzu en iyi şeyden mahrum bıraktığınız anlamına gelir. Uyku problemi devam ederse vücudunuz kronik sağlık risklerine maruz kalabilir. 

Sağlıksız yiyeceklere için can atıyorsun;

Hareketsiz bir yaşam tarzı sürdürdüğünüzde sağlıksız yiyeceklere başvurabilirsiniz. Abur cubur için açıklanamayan istek, sağlığınız için çok zararlı olabilir. Uzmanlara göre, hareketsiz kalmak, ghrelin adı verilen ve sürekli aç hissetmenize neden olan bir hormonu tetikleyebilir.

Obez olmak;

Formda olmamanın kesin göstergelerinden biri obez olmaktır. Doktorunuz fazla kilolu olduğunuzu söylediyse, sağlıksız ve formsuz olma ihtimaliniz yüksektir. Obez olmak sizi çeşitli hastalıklara yakalanma riskine sokar ve ayrıca günlük fonksiyonlarınızı engeller. Uzun vadede bir sorun haline gelebilse de, egzersiz ve sağlıklı beslenme ile kontrol altına alınabilir.

 

Paylaşın

Samanyolu’nda Ne Kadar Soğuk Gezegen Var?

Samanyolu Galaksisi’nde çoğu Dünya’dan birkaç bin ışık yılından daha az uzaklıkta, binlerce gezegen keşfedilmiş durumda. Yine de Samanyolu Galaksisi’nin 100.000 ışık yılı genişliğinde olması, gezegenlerin galaksi içerisindeki dağılımını araştırmayı zorlaştırıyor.

Haber Merkezi / Ancak bir araştırma ekibi bu engeli aşmanın bir yolunu buldu. Yeni yayınlanan bir araştırmada, galaksi merkezinden, çevresine doğru gezegen bulunma olasılığının nasıl değiştiğini belirlemek için yeni bir gözlem ve modelleme kombinasyonu geliştirildi.

Yeni yöntem, gezegenler gibi nesnelerin uzak yıldızlardan gelen ışığı bükerek ve büyüterek mercek görevi gördüğü yerçekimi mikro mercekleme adı verilen bir olguya dayanıyordu. Bu yöntem, Samanyolu Galaksisi boyunca Jüpiter ve Neptün benzeri soğuk gezegenleri tespit etmek için kullanılabilir.

Araştırmada yer alan bilim insanlarından Daisuke Suzuki, yerçekimi mikro merceklemenin şu anda Samanyolu’ndaki gezegenlerin dağılımını araştırmak için tek yol olduğunu belirterek, esas olarak Güneş’ten 10.000 ışık yılı uzaklıkta olan gezegenlere olan mesafeyi ölçmenin zorluğu nedeniyle çok az şey bilindiğini söyledi.

Bu sorunu çözmek için bilim insanları, gezegensel mikro merceklemede merceğin ve uzak ışık kaynağının göreli hareketini tanımlayan bir miktarın dağılımını düşündüler. Araştırmada yer alan ilim insanları, mikro mercekleme yöntemi ile gezegenlerin galaksi dağılımını çıkarabilirler.

Araştırma sonucuna göre, gezegen dağılımı galaksi merkezinden çevreye bağlı olmadığını gösteriyor. Bunun yerine, yıldızlarından uzakta dönen soğuk gezegenler, Samanyolu’nda evrensel olarak var gibi görünüyor. Buna güneşe göre çok farklı bir çevreye sahip olan ve gezegenlerin varlığının uzun süredir belirsiz olduğu galaksi çıkıntısı da dahildir.

Araştırmada yer alan bir başka bilim insanı Naoki Koshimoto, galaksi çıkıntısındaki yıldızların daha yaşlı ve birbirlerine güneşin yer aldığı bölgedeki yıldızlardan çok daha yakın olduklarını belirterek, “Gezegenlerin bu yıldız ortamlarının her ikisinde de bulunduğunu bulmamız, gezegenlerin nasıl oluştuğunu ve Samanyolu’ndaki gezegen oluşumunun tarihini daha iyi anlamamızı sağlayabilir” dedi.

Paylaşın

Kadınların Gözden Kaçırdığı 6 Erken Tiroid Uyarısı

Aşırı yorgunluk, saç dökülmesi, adet düzensizliği mi yaşıyorsunuz? Yoksa kendinizi endişeli, terli ve aç mı hissediyorsunuz? Bunlar, farklı yaşlardaki kadınlar tarafından yaşanabilecek bazı yaygın semptomlar olsa da, tiroid bezinizle ilgi bir olumsuz durum varsa, semptomların çok daha belirgin hale gelme olasılığı vardır.

Haber Merkezi / Tiroid bezi önemli bir hormon düzenleyicidir. Dünya çapında her 8 kadından 1’i tiroid kökenli bir rahatsızlık yaşamaktadır.

Vücudun diğer organları gibi,  tiroid fonksiyonunu da kontrol etmek ve düzenlemek oldukça önemlidir. Boynumuzun önünde duran kelebek şeklinde bir organ olan tiroid organı, kilo verme, metabolizma hızı, enerji gibi hayati fonksiyonları düzenleyen triyodotironin (T3) ve tiroksinden (T4) önemli hormonların üretiminden sorumlu bir organdır.

Unutulmaması gereken nokta, tiroidin vücuttaki diğer tüm organları etkileyebilecek kadar etkili bir organ olduğu ve özellikle farkında olmadığınızda semptomları ayırt etmenin giderek zorlaşabileceğidir. Bu nedenle, kadınlar daha dikkatli bir şekilde uyarı işaretleri ve semptomları aramalı ve doğru bakımı yapmalıdır.

Bu açıklamalardan sonra, özellikle dikkat edilmesi gereken bazı yaygın belirtileri sizler için listeledik;

Açıklanamayan kilo kaybı veya artışı;

Tiroid seviyelerinin genel metabolizmanız üzerinde büyük etkisi vardır ve kilonuzu da kontrol altında tutar. Kilo vermenin veya kilo almanın birçok nedeni olsa da, kilonuzda ani veya açıklanamayan değişiklikler yaşıyorsanız, muhtemelen önce tiroidinizi kontrol ettirmeniz gerekebilir. Düşük tiroid hormon seviyeleri kilo alımına neden olabilirken, aşırı aktif bir tiroid aşırı hızlanma yapabilir ve beklenmedik bir şekilde kilo vermenize neden olabilir. Hipotiroidizme bağlı kilo kaybı, kadınlarda en sık görülen değişikliklerden biridir.

Boyun çevresindeki cilt kıvrımlarının koyulaşması;

Gözden kaçabilecek tiroid bozukluğunun yaygın bir erken belirtisi, boynunuzun etrafındaki derinin koyulaşmasıdır. Araştırmalar, boyun çevresindeki cilt kıvrımlarının koyulaşmasının genellikle hormonal yükselmeler nedeniyle olduğu bulmuştur. Ayrıca, tiroid organı cilt ve saç sağlığını korumaktan sorumludur. T3 ve T4 seviyelerinin bozulması ayrıca kuru cilt, kaşıntılı kafa derisi, yağlı cilt gibi sorunlara veya tırnaklarda kırılganlığa neden olabilir.

Yorgunluk ve zayıflık;

Yorgun hissetmek genellikle yaşlanma ve günlük stres belirtileri olarak kabul edilir. Düzensiz ve kronik yorgunluk ve bitkinlik hissi, altta yatan bir tiroid sorununun sonucu olabilir. Tiroid bezimiz metabolik işlevi önemli ölçüde etkilediğinden, yetersiz çalışan bir tiroid metabolik bir yavaşlamaya neden olabilir ve sizi düzenli olarak daha da yorgun ve uyuşuk hale getirebilir. Benzer şekilde, aşırı aktif bir troid bezi olanlar için metabolik fonksiyon potansiyel olarak alevlenebilir ve enerji kaybına neden olabilir. Tiroid ile ilişkili yorgunluk ve halsizlik ayrıca kalp çarpıntısına, kas güçsüzlüğüne ve titremelere neden olabilir.

Uyku kalitesi düşebilir;

İşte altta yatan bir tiroid sorunundan şüphelenmek için başka bir işaret; uyku güçlükleri. Bir tiroid fonksiyon bozukluğu uykunuzu çok kötü etkileyebilir. Aşırı aktif, yüksek işlevli bir tiroid ruh halinizi, sinir sisteminizi ve kaslarınızı etkileyebilir, buda iyi bir gece uykusu çekmeyi zorlaştırabilir. Ayrıca, düşük aktif tiroid, düşük kaliteli uyku ile ilişkilendirilmiştir.

Anksiyete, sinirlilik ve beyin sisi;

Zihinsel sağlığı zayıflatan veya kötüleştiren herhangi bir belirti asla hafife alınmamalıdır. Pek çok sağlık durumu nispeten ruh hali dalgalanmaları ve stresle bağlantılı olsa da, tiroidden muzdarip kadınların anksiyete sorunları, sinirlilik, titreme, sinirlilik, yoğun ruh hali değişimlerinin yanı sıra beyin sisi yaşama riskinin daha yüksek olduğu söyleniyor.

Adet düzensizlikleri ve değişiklikleri;

Kadınlarda, her türlü adet değişiklikleri veya düzensizlikleri öncelikle PCOS veya kısırlık sorunlarının uyarı işareti olarak alınır. Ancak, durum her zaman böyle olamaz. Tiroid seviyelerinin bozulması da birçok periyodik değişikliğe neden olabilir ve tiroid üreme sisteminizi doğrudan kontrol ettiği için düzenli adet akışını etkileyebilir. Çok düşük veya yüksek tiroid hormon seviyeleri, yaşlı kadınlarda (35 yaş üstü) adet dönemlerini hafif, ağır veya yetersiz yapabilirken, aynı zamanda adetlerin uzun süre durmasına veya erken menopoza neden olabilir. Bu nedenle, herhangi bir değişiklik en erken dikkate alınmalıdır.

 

Paylaşın

Şınavda Ustalaşmak İçin 8 Altın Kural

Şınav, her fitness tutkunu için önemli bir egzersiz şeklidir. Şınav çekmek, vücudunu mükemmel bir şekle sokmaya çalışan herkes için bir zorunluluktur. Bu tek hareket, doğru şekilde yapmanız koşuluyla tüm vücudunuzu güçlendirebilir.

Haber Merkezi / Ancak, özellikle yeni başlayan biriyseniz, şınav çekmek gerçekten zordur. Çoğu kişi, bu tür bir egzersize karşı sevgi ve nefret türünde bir ilişki yaşar, ancak ustalaşma hissi şaşırtıcı bir mutluluk verir. Mükemmel bir şınav çekmekte zorlanıyorsanız, işte uymanız gereken bazı temel kurallar:

Kaliteye odaklanın

Bir seferde kaç tane şınav çektiğiniz önemli değil, doğru şekilde yapıp yapmadığınız önemlidir. Unutmayın nitelik nicelikten daha önemlidir. Yanlış şınav yapmak sizi yaralanma riskine sokabilir ve size hiçbir şekilde faydası olmaz. Bu egzersiz şeklini yaparken duruşunuza dikkat edin.

Kalçalarınızı yukarı kaldırmayın

Şınav çekerken kalçalarınızı yukarı kaldırmayın. Bunu yapmak göbek kaslarını serbest bırakacaktır. Sırtınızı düz bir çizgide tutun ve egzersizi yaparken karın kaslarınızı çalıştırın. Kalçalarınızı yukarı hareket ettirmek omuzlarınıza çok fazla baskı uygulayacaktır.

Yerden başlayın

Şınavınıza her zaman yerden başlayın. Bu egzersizi yaparken dayanıklılığı artırmak için omurganızı düz tutun ve göbeğinizi kullanın.

Kollarınız omuz genişliğinden daha fazla aralıklı olmalıdır 

Şınav yapmaya yeni başladıysanız, basit bir şınav şekline bağlı kalmak daha iyidir. Elinizi omuz genişliğinden daha fazla açık olacak şekilde yere koyun. Başparmaklarınız ve koltuk altlarınız, aşağıdayken yanlardan 45 derecelik bir açıyla dirseklerinizle aynı hizada olmalıdır.

Başınızı düşürmeyin

Başınız vücudunuzla aynı hizada olmalıdır. Bu sizi herhangi bir yaralanmadan koruyacaktır. Çenenizin alttan yere çarpmasını önler.

Tam tekrar yapın

Yere tamamen geldiğinizden emin olun. Her aşağı indiğinizde göğsünüz zemini fırçalıyor olmalı.

Kollarınız düz olana kadar yükselin

Kollarınız düz olana kadar yükselin. Yukarı çıkarken dirseklerinizin bükülmediğinden emin olun.

Varyasyonları denemek için acele etmeyin

Yeni başlayan biriyseniz, bir varyasyonu denemek için acele etmeyin. İlk önce, temel bilgilerde uzmanlaşın ve ardından varyasyonlara gidin.

Paylaşın

Bebek Sahibi Olmak İçin İdeal Bir Yaş Var Mı?

Ne zaman bebek sahibi olunacağı, herkesin evlendikten veya yetişkinliğe girdikten sonra düşündüğü sorudur. Cevap herkes için farklıdır. Kariyer, gelecek planlaması, zaman ve en önemlisi yaş ve sağlık, bebek sahibi olmak için karar vermede önemli faktörlerden bazılarıdır.

Haber Merkezi / Çoğu kadın 20’li yaşlarında bebek sahibi olmayı planlasa da, gerçek şu ki birey hiçbir zaman bebek sahibi olmaya tam olarak hazır değildir. Soru şu: Hamile kalmak ve bebek sahibi olmak için ideal bir yaş var mı?

Hiçbir yaş mükemmel değildir, ancak gerçek şu ki, bir kadın hamile kalmaya çalışıyorsa, bazı yaşlar diğerlerine kıyasla daha iyidir. Austin’deki Texas Üniversitesi’nden bir sosyoloğa göre, ergenlik çağının başları veya yirmili yaşların sonu, biyolojik olarak hamile kalmak için en iyi yaşlardır. Çünkü vücudun üreme sistemi ve diğer tüm sistemler zirvededir.

Bir kadın adet gördüğü süre boyunca hamile kalabilir, ancak doğurganlığı 32 yaşında azalmaya başlar ve 37 yaşına geldiğinde bu süreç hızlanır. Ergenlik, bir kadının biyolojik olarak en doğurgan olduğu zamandır. hamile kalmak için en iyi yaştır. Ama hazır olan sadece kadının bedenidir, geri kalanı değil. Yirmili yaşların sonları, daha olgun olduğu için bir kadının hamile kalması için en uygun yaş olabilir.

Yeni yapılan bir araştırma, 30’lu yaşların sonundaki kadınların, 20’li yaşların başındaki kadınlara kıyasla, en doğurgan günlerinde bile hamile kalma şanslarının yüzde 50 daha düşük olduğunu ortaya koydu.

Bazıları için 30’lu yaşlarda gebe kalmak kolaydır, ancak ölü doğum ve down sendromlu bir bebeğe sahip olma riski daha fazladır. Ayrıca, geç gebe kalan kadınlarda preeklampsi, gestasyonel diyabet ve erken doğum gibi sorunlar daha sık ​​görülür.

Ancak teknolojideki ilerlemelerle, daha yaşlı olsanız bile sağlıklı bir hamilelik ve sağlıklı bir bebeğe sahip olmak artık çok kolay. 30 yaşından sonra çocuk sahibi olmanın bir yararı, bu çocukların daha genç annelerden doğanlara kıyasla daha iyi bilişsel becerilere sahip olmalarıdır. Bu durum, çocukların daha akıllı olmasının ardındaki bir faktör olabilir.

30 yaşından sonra çocuk sahibi olmayı seçmek kesinlikle iyidir. Akılda tutulması gereken tek şey, karşılaşmanız gerekebilecek olası komplikasyondur. Bunları bilmek işleri daha iyi hale getirmese de, en azından kadını gelecek sorunlara hazırlar ve böylece mücadelesini biraz daha kolaylaştırır.

50 yaşında çocuk sahibi olmak! Bu mümkün mü?

Araştırmalar, bir kadının menopoz aşamasına ulaşana kadar bebek sahibi olmak için asla çok yaşlı olmadığını söylüyor. Yani 50 yaşında olsanız bile çocuk sahibi olmanız mümkündür.

Teknolojideki gelişmeler 40’lı hatta 50’li yaşlardaki kadınların anne olmalarını mümkün kılmıştır. Bu yaşta hamile kalmak şaka değil, tüp bebek veya donör yumurta yardımı ile hamile kalınabilir. Bunun için rahminizin bebeği taşıyacak kadar sağlıklı ve güçlü olması yeterlidir.

Bebek sahibi olmak kadının hayatında önemli bir değişiklik getirir, bu nedenle kadının bunu düşünmesi ve kendisi için en iyi zamanın ne olduğunu görmesi çok önemlidir. Ancak, vücudunuz ve komplikasyonlarınız hakkında bilgi sahibi olmak kesinlikle yardımcı olabilir.

Paylaşın

Kendin Olmanın En İyi Yolları!

Farklı durumlar ve anlar hayatınızın gidişatını değiştirir. Üzerinde düşündüğünüzde, mevcut durumda hayatınızın en iyi versiyonu olduğunu düşünüyor musunuz? Bu gerçek sen misin? Çoğumuzun kendimize sorduğu bir sorudur ve çok doğaldır.

Haber Merkezi / Çok daha iyisini yapabileceğinizin ve çok daha fazlasını başarabileceğinizin farkında mısınız? İşte, kendin olmana yardımcı olabilecek bazı yollar…

Ne istiyorsun?

Kendine bir yön vermek için yapacağın ilk adım, oturmak ve ne olmak istediğini ve kendini nerede gördüğünü yazmaktır. Hedefin veya hedeflerin ne? Maddi veya manevi her şey olabilir…

Neden hedeflerine ulaşamıyorsun?

Sizi hedeflerinizden uzaklaştıran her şeyi göz önünde bulundurun ve onları bir yere yazın. Önce bu engellerle başa çıkmanın yollarını bulun.

Yoluna devam et

Birçoğumuz disiplinden uzaklaşır ve hayatımız için olumsuz olduğunu bildiğimiz alışkanlıklara kapılırız. Kendiniz üzerinde yeniden çalışın, bu sizi yeniden canlandıracak!

Güçlü olun

Kendinizi en iyi siz tanırsınız ve buna kendi güçlü yanlarınız da dahildir. En güçlü yönün hangisi? En iyi olduğun en az 7 şeyi listeleyin ve onlar üzerine yoğunlaşın.

Beklentiler

Elde etmek istediğiniz her şeyi not etmiş olmanız, gerçekçi tutmanız dahilinde iyi bir şey. Yazdıklarını okuyan tek kişi sensin, o yüzden gerçekçi ol!

İlk önce bunları gerçekleştirmeye çalışın; gerekirse araştırın. Ayrıca, yapabiliyorsanız başkalarına yardım edin, bu size de hedeflerinize ulaşmanızda yardımcı olabilir!

Paylaşın