Mezopotamya Nasıl Medeniyetin Beşiği Oldu?

Fırat ve Dicle nehirleri arasında yer alan ve “medeniyetin beşiği” olarak anılan Mezopotamya, insanlık tarihindeki birçok ilkin gerçekleştiği, uygarlığın temel taşlarının atıldığı bölge olarak bilinir.

Kurtuluş Aladağ / Bu verimli bölge (bugünkü Irak, Suriye ve Türkiye’nin bir kısmı), yaklaşık MÖ 10 bin yılından itibaren tarım devrimine ve ardından karmaşık toplumların oluşumuna ev sahipliği yaptı. Mezopotamya’nın medeniyetin beşiği olmasının temel nedenleri:

Tarım devrimi ve verimli topraklar

Fırat ve Dicle nehirlerinin sağladığı alüvyonlu topraklar, Bereketli Hilal Bölgesi’nde tarımın gelişmesini sağladı. Buğday, arpa, mercimek gibi ürünlerin tarımı MÖ 9 bin civarında başladı.

Bereketli Hilal, kışları yağmurlu, yazları kurak geçen Akdeniz ikliminin egemen olduğu, hilal biçiminde, oldukça bitek bir alandan oluşur. Güneyde Arabistan Çölü ile kuzeyde Doğu Anadolu Dağlık Bölgesi arasında yer alır. Eski Babil toprakları ile hemen yakınındaki Elam’dan (bugün İran’ın güneybatısı) Dicle ve Fırat ırmakları ile Asur topraklarına kadar uzanır. Zağros Dağları’ndan, batıda Suriye üzerinden Akdeniz’e, güney yönünde de Filistin’in güneyine kadar olan toprakları içine alır.

Mezopotamyalılar, nehir sularını kontrol altına almak için sulama kanalları ve baraj sistemleri geliştirdiler. Bu, tarımsal üretimi artırarak, gıda fazlası yarattı ve yerleşik hayata geçişi hızlandırdı. Artan gıda üretimi, insanların avcı – toplayıcı yaşam tarzını terk ederek köyler ve şehirler kurmasını sağladı. Bu durum, uzmanlaşmış iş bölümlerinin (ziraatçiler, zanaatkârlar, tüccarlar) ortaya çıkmasına yol açtı.

İlk şehirler ve toplumsal organizasyonlar

Mezopotamya, Uruk, Ur, Eridu ve Babil gibi dünyanın ilk şehir devletlerinin kurulduğu yerdir (MÖ 4000 – 3000). Zamanla bu şehirler, idari, dini ve ekonomik merkezler haline geldiler.

Kayıt tutma, ticaret, hukuk ve edebiyatın gelişmesini sağlayan yazının icadı MÖ 3 binli yıllarda Sümerler tarafından gerçekleştirildi. Yazının icadıyla birlikte, karmaşık toplumların yönetiminde devrim yaratıldı. Hammurabi Kanunları (MÖ 1754 civarı) gibi erken dönem hukuk sistemleri, toplumsal düzeni sağladı ve devlet yönetimini formalize etti.

Kültürel ve teknolojik yenilikler

Mezopotamyalılar, astronomi, matematik (60 tabanlı sayı sistemi) ve takvim sistemleri geliştirdiler. Bu gelişmeler, modern saat ve daire ölçülerinin (360 derece) temelini oluşturdular.

Mezopotamya genelinde yaygın olarak bulunan zigguratlar (tapınak-kuleler), sulama sistemleri ve tuğladan yapılmış yapılar, mimari ve mühendislikte yeniliklerin göstergesiydi. Gılgamış Destanı gibi eserler, insanlık tarihinin en eski yazılı edebiyat örneklerindendir ve bu eserler evrensel temalar (ölüm, dostluk, anlam arayışı) içerir.

Stratejik konumu sayesinde farklı kültürler arasında bir köprü olan Mezopotamya, İndus Vadisi, Mısır ve Anadolu ile ticaret, fikir ve teknoloji alışverişini kolaylaştırdı.

Din ve toplumsal yapı

Mezopotamya coğrafyasında yaşayanlar, çok tanrılı bir inanç sistemine sahipti ve tapınakları toplumun merkeziydi. Din, toplumsal düzeni pekiştiren bir unsur oldu. Mezopotamyalılar, krallar, rahipler, tüccarlar ve kölelerden oluşan karmaşık bir sosyal yapı geliştirdiler.

Sonuç olarak; Mezopotamya’daki yenilikler, sonraki medeniyetler (örneğin, Antik Yunan, Roma, Pers) üzerinde büyük etkiler bıraktı. Yazı, hukuk, matematik ve şehirleşme gibi unsurlar, modern dünyanın temelini oluşturdu. Bölgenin kültürel ve teknolojik birikimi, Avrupa, Asya ve Afrika’daki medeniyetlere yayıldı.

Paylaşın

Araştırma: Kaslardaki Gizli Yağ Ölüm Riskini Artırabilir

Yeni bir araştırmaya göre, sadece belinizin etrafındaki değil, kaslarınızın derinliklerinde gizlenen yağlar da kalp krizi, kalp yetmezliği ve hatta ölüm riskini artırabilir.

Haber Merkezi / Kaslar arası yağ olarak adlandırılan bu tür yağlar, vücutta düzenli olarak görünmeyebilir veya vücut kitle indeksine (VKİ) yansımayabilir, ancak yine de kalp sağlığınıza zarar verebilir.

Harvard Tıp Fakültesi ve Brigham ve Kadın Hastanesi’nden Profesör Viviany Taqueti liderliğindeki araştırma, kasların içinde depolanan yağın kalp fonksiyonunu ve uzun vadeli kardiyovasküler hastalık riskini nasıl etkilediğini derinlemesine inceleyen ilk araştırmadır.

Deri altında veya organların etrafında bulunan yağın aksine, kaslar arası yağ, kas lifleri arasına yerleşmiştir ve ileri görüntüleme yöntemleri olmadan görülmesi veya ölçülmesi daha zordur.

Bu yağlar, iltihaplanmayı tetikleyebilir, metabolizmayı bozabilir ve kalbe kan sağlayanlar da dahil olmak üzere kan damarlarına zarar verebilir.

Çoğunluğu kadın 669 hastanın (ortalama yaş 63) incelendiği araştırmada öne çıkan bulgular şöyle:

Yağlı kas oranındaki her yüzde 1’lik artış, kalpteki küçük kan damarlarının düzgün çalışmadığı bir durum olan koroner mikrovasküler disfonksiyon (CMD) riskinde yüzde 2’lik bir artışa neden oluyor.

Aynı yüzde 1’lik artışın, hastaneye yatma veya kalp krizi veya kalp yetmezliğinden ölme riskinin yüzde 7 daha fazla olmasıyla bağlantılı olduğu ortaya çıktı.

Profesör Taqueti, deri altındaki yağın aksine, kaslar arasındaki yağın iltihaplanmaya yol açabileceğini, kan şekerinin düzenlenmesini bozabileceğini ve insülin direncini kötüleştirebileceğini, bunların kalp kasına ve kan dolaşımına zarar verme olasılığını artırdığını açıkladı.

Vücut kitle indeksi ve bel çevresi gibi geleneksel belirteçlerin artık bir kişinin kalp riskini değerlendirmek için yeterli olmadığını vurgulayan Taqueti, “Birinin kaslarında yağ depolandığını bilmek, dışarıdan sağlıklı görünseler bile, kimin risk altında olduğunu belirlemenin daha iyi bir yolunu sunuyor” dedi.

Taqueti, “Henüz bilmediğimiz şey, obezite ve diyabet için yaygın olarak kullanılan GLP-1 ilaçları gibi tedavilerin özellikle bu tür yağları hedef alıp alamayacağı” diye ekledi.

Paylaşın

DEHB, Yetişkinlerde Bunama Riskini Artırabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan yetişkinlerin yaşlandıkça bunama geliştirme olasılığının daha yüksek olabileceğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Cenevre Üniversitesi Hastaneleri ve Cenevre Üniversitesi’nden bilim insanları, DEHB’li yetişkinlerin beyinlerinin, Alzheimer ve diğer yaşa bağlı demans türlerinde görülen değişikliklere benzer değişiklikler gösterdiğini buldular.

Araştırmaya ilişkin bulgular, Psychiatry and Clinical Neurosciences dergisinde yayınlandı.

DEHB odaklanmayı, dürtüleri kontrol etmeyi ve hareketsiz kalmayı zorlaştıran yaygın bir beyin rahatsızlığıdır.  Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, yetişkinlerin yaklaşık yüzde 3,5’i DEHB ile yaşıyor.

Bilim insanları, araştırmada, 25 – 45 yaşları arasında DEHB’li 32 yetişkini inceleyerek, DEHB’siz 29 yetişkinle karşılaştırdılar. Bilim insanları, bunu yapmak için kantitatif duyarlılık haritalaması veya kısaca QSM adı verilen özel bir beyin taraması yöntemini kullandılar.

Araştırmanın sonuçlar çarpıcıydı. DEHB’li kişilerin beyinlerinin belirli bölgelerinde, bu rahatsızlığı olmayanlara göre daha fazla demir vardı.

Araştırma, precentral korteks adı verilen bir beyin bölgesindeki yüksek demir seviyeleri ile kandaki yüksek NfL seviyeleri arasında net bir bağlantı buldu. Bunlar çok önemli belirteçlerdir, çünkü her ikisinin de beyin yaşlanması ve demansın erken evreleriyle bağlantılı olduğu bilinmektedir.

Araştırmayı yürüten Profesör Paul G. Unschuld, bilim insanlarının, DEHB ile ileride bunama riski arasında olası bir nörolojik mekanizmayı ilk kez gördüklerini söyledi.

Bu araştırma, yetişkinlerde DEHB’nin yalnızca günlük yaşamda dikkat ve davranışları etkileyen bir rahatsızlık olmadığına, aynı zamanda beyin sağlığı üzerinde de uzun vadeli etkileri olabileceğine dair kanıtlara katkıda bulunmaktadır.

Bu nedenle, DEHB’nin erken teşhisi ve iyi yönetimi, yaşam kalitesini iyileştirmenin yanı sıra, yaşlılıkta hafıza sorunlarına veya bilişsel gerilemeye karşı da koruma sağlayabilir.

Paylaşın

Güneş Alerjisi Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Güneş alerjisi, tıbbi adıyla fotosensitivite veya solar ürtiker, cildin güneş ışığına veya ultraviyole (UV) ışınlarına karşı anormal bir reaksiyon göstermesi durumudur.

Haber Merkezi / Bu durum, ciltte kaşıntı, kızarıklık, kabarıklık (ürtiker), yanma veya döküntü gibi belirtilere yol açabilir. Durum, genellikle güneş ışığına maruz kaldıktan kısa süre sonra ortaya çıkar ve birkaç dakika ila birkaç saat içinde kendiliğinden kaybolabilir.

Nedenleri:

Fototoksik reaksiyonlar: Bazı ilaçlar (örneğin, antibiyotikler, antihistaminikler), kimyasallar veya bitkisel maddeler cildi güneş ışığına karşı hassas hale getirebilir.

Fotoalerjik reaksiyonlar: Bağışıklık sisteminin güneş ışığına veya ciltteki bazı maddelerle UV ışınlarının etkileşimine karşı alerjik bir tepki vermesi.

Genetik faktörler: Bazı genetik hastalıklar, örneğin porfiri veya lupus, güneş ışığına hassasiyeti artırabilir.

Kronik hastalıklar: Lupus, dermatit veya bazı metabolik bozukluklar bu duruma yol açabilir.

Belirtileri:

Ciltte kırmızı, kaşıntılı döküntüler veya kabarıklıklar.
Yanma veya batma hissi.
Nadiren, baş ağrısı, mide bulantısı veya halsizlik gibi sistemik sorunlar.

Tedavisi ve önlenmesi:

Güneşten korunma: Geniş kenarlı şapka, UV koruyucu kıyafetler ve yüksek SPF’li güneş kremi kullanmak.

İlaç kontrolü: Fotosensitiviteye neden olabilecek ilaçların doktor kontrolünde değiştirilmesi.

Antihistaminikler: Alerjik reaksiyonları hafifletmek için kullanılabilir.

Fototerapi: Bazı durumlarda, cildi UV ışınlarına alıştırmak için kontrollü ışık tedavisi uygulanabilir.

Doktor kontrolü: Altta yatan bir sağlık sorununun belirlenmesi için dermatolog veya alerji uzmanına başvurulmalı.

Paylaşın

Konut Temel Hak Mı Sermayenin Kâr Alanı Mı?

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (Madde 25), barınmayı temel bir insan hakkı olarak tanımlar; güvenli, sağlıklı ve uygun bir yaşam alanı olmadan bireylerin fiziksel ve zihinsel refahı sağlanamaz.

Kurtuluş Aladağ / Konutun temel bir hak olarak görülmesi, sosyal eşitlik ve kapsayıcılık açısından önemlidir. Herkesin uygun fiyatlı ve güvenli bir konuta erişimi, yoksullukla mücadele ve toplumsal istikrar için kritik bir unsur olarak öne çıkmaktadır.

Konut, ideal olarak temel bir insan hakkı olarak görülse de, kapitalist (Sermaye egemenliğine dayalı ekonomik sistem) sistemlerde sermayenin kâr alanı haline gelmektedir. Bu sistemlerde konut, bir mal veya yatırım aracı olarak kabul edilir ve ona göre değerlendirilir.

Kapitalist sistemlerde, gayrimenkul sektörü, ekonomik büyümeyi destekleyen önemli bir endüstridir ve inşaat, emlak geliştirme, finans gibi alanlarda büyük kârlar sağlar. Bu görüşe göre, konut piyasası arz-talep dinamiklerine göre işler ve devlet müdahalesi minimumda olmalıdır.

Sermayenin konutu bir kâr aracı olarak görmesi, gentrifikasyon, kira artışları ve uygun fiyatlı konut eksikliği gibi sorunlara yol açabilir. Bu durum, özellikle düşük gelirli grupların barınma hakkına erişimi zorlaştırır.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (Madde 25) gibi bir çok uluslararası sözleşmede belirtilen, konutun temel hak olması gerektiği fikri, toplumsal eşitsizlikleri azaltmayı hedefler. Ancak, sermaye egemenliğine dayalı sistemlerde bu hakkın genellikle kağıt üzerinde kaldığı sıkça vurgulanmaktadır.

Türkiye’de konut piyasası, son yıllarda yüksek enflasyon, artan inşaat maliyetleri ve spekülatif fiyat artışlarıyla şekillenirken, özellikle büyük şehirlerde, gayrimenkul yatırımı yüksek kâr getiren bir alan olarak öne çıkıyor.

Örneğin, yüksek kiralar, düşük gelirli grupların konuta erişimini zorlaştırmaktadır. Bu, devletin (Vergilerden oluşan ana sermaye) sosyal politikalarının yetersizliğini veya piyasa odaklı yaklaştığını gösterir.

Ayrıca, “kamu yararı” gerekçesiyle sunulan “kentsel dönüşüm” gibi projeler, genellikle sermaye gruplarının çıkarına hizmet ederler: Gecekondu alanlarının lüks sitelere dönüşmesi.

Çözüm önerileri

Kapitalist ekonomilerde sorunun çözümüne yönelik öneriler, konutun temel bir hak olarak erişilebilirliğini artırırken, piyasanın kâr odaklı yapısını tamamen dışlamaz ve dengeli bir yaklaşım sunmayı hedefler:

“Anayasal düzeyde veya yasal düzenlemelerle barınma hakkı açıkça tanımlanmalı ve bu hakkın korunması için bağlayıcı politikalar geliştirilmeli.

Devlet destekli kuruluşların, uygun fiyatlı konut üretimini artırması ve bu projelerin düşük gelirli gruplara öncelik tanıması.

Özel sektörün kâr motivasyonuyla uygun fiyatlı konut üretimi teşvik edilebilir. Devlet, arazi tahsisi veya vergi indirimleri gibi teşviklerle özel sektörü bu alana yönlendirilmesi.

Büyük şehirlerdeki boş veya atıl durumdaki konutlar tespit edilerek, kiralama veya satış yoluyla piyasaya kazandırılması.

Yüksek enflasyon ortamında kiracıları korumak için kira artışlarına üst sınır getirilmesi. Örneğin, kira artışlarının yıllık enflasyon oranını aşmaması gibi düzenlemeler.

Gayrimenkul spekülasyonunu caydırmak için, kısa vadeli alım-satımlara yüksek vergiler getirilmesi. Ayrıca, birden fazla konuta sahip olanlara artan oranlı emlak vergisi uygulanması.

Kiralık konutların kalite standartları ve fiyatlarının şeffaf bir şekilde denetlenmesi için bir düzenleyici kurum oluşturulması.

Şehirlerin plansız büyümesini önlemek için, yeni yerleşim alanlarında altyapı ve ulaşım imkanlarıyla desteklenen uygun fiyatlı konut bölgeleri planlanması.

Devlete ait araziler, lüks projeler yerine uygun fiyatlı konut üretimi için kullanılması.

Kentsel dönüşüm projelerinde, mevcut sakinlerin yerinden edilmesini önlemek için yerinde dönüşüm modelleri geliştirilmeli ve hak sahiplerine uygun fiyatlı alternatifler sunulmalı.

Düşük gelirli aileler için devlet destekli, düşük faizli veya uzun vadeli mortgage programları oluşturmalı. Konut kooperatifleri teşvik edilerek, bireylerin kolektif bir şekilde uygun fiyatlı konut üretmesi desteklenmeli

İnşaat malzemelerindeki fiyat artışlarını kontrol altına almak için ithalat kolaylıkları veya yerel üretim teşvikleri getirilebilir.”

Paylaşın

Yaş Ayrımcılığı Nedir? Etkileri

Yaş ayrımcılığı, bireylerin yaşlarına dayanılarak önyargılara, stereotiplere veya ayrımcı davranışlara maruz kalmasıdır. Genellikle yaşlı bireylere yönelik olumsuz önyargılarla ilişkilendirilse de, genç bireyler de yaş ayrımcılığına uğrayabilir.

Haber Merkezi / Bu durum, iş hayatı, sosyal ilişkiler, sağlık hizmetleri veya toplumsal algılar gibi çeşitli alanlarda ortaya çıkabilir:

İş hayatında: Yaşlı çalışanların “teknolojiye uyum sağlayamaz” gibi stereotiplerle işten çıkarılması veya gençlerin “deneyimsiz” görülerek terfi edilmemesi.

Sosyal hayatta: Yaşlı bireylerin “yavaş” veya “yetkin değil” gibi yanlış algılarla dışlanması.

Sağlık hizmetlerinde: Yaşlı hastaların şikayetlerinin ciddiye alınmaması veya gençlerin sağlık sorunlarının küçümsenmesi.

Türleri:

Bireysel yaş ayrımcılığı: Kişisel önyargılar veya birebir davranışlar (ör. bir işverenin yaşlı bir adayı işe almaması).

Kurumsal yaş ayrımcılığı: Politikalar veya uygulamalar yoluyla ayrımcılık (ör. zorunlu emeklilik yaş sınırı).

Kültürel yaş ayrımcılığı: Medya veya toplumda yaşa dayalı stereotiplerin yaygınlaştırılması (ör. yaşlıları sadece “zayıf” veya “bilge” olarak tasvir eden klişeler).

Etkileri: Yaş ayrımcılığı bireyleri, toplumları ve kurumları çeşitli şekillerde olumsuz etkileyebilir:

Bireysel etkiler:

Psikolojik etkiler: Yaşlı bireyler, “yetersiz” veya “değersiz” gibi stereotiplere maruz kalarak özgüven kaybı yaşayabilir. Gençler, “deneyimsiz” görülerek ciddiye alınmama nedeniyle kendilerini dışlanmış hissedebilir. Anksiyete, depresyon ve stres gibi mental sağlık sorunları artabilir.

Sosyal izolasyon: Yaşlı bireyler, sosyal etkinliklerden dışlanabilir. Gençler, görüşlerinin önemsenmemesi nedeniyle topluluklardan uzaklaşabilir.

Ekonomik etkiler: İşe alınmama, terfi edememe veya erken emekliliğe zorlanma gibi durumlar maddi güvencesizliğe yol açabilir. Gençler, yaşa dayalı önyargılar nedeniyle kariyer fırsatlarını kaçırabilir.

Toplumsal etkiler

Nesiller arası kopukluk: Yaş ayrımcılığı, genç ve yaşlı nesiller arasında iletişimi ve iş birliğini azaltarak toplumsal uyumu zedeleyebilir.

Stereotiplerin yayılması: Medya ve kültürel anlatılar, yaşlıları “zayıf” veya gençleri “sorumsuz” gibi klişelerle tasvir ederek önyargıları pekiştirebilir.

Kaynak israfı: Yaşlıların deneyimlerinden veya gençlerin yenilikçi fikirlerinden yeterince faydalanamamak, toplumsal gelişimi yavaşlatabilir.

Kurumsal etkiler:

İş gücü verimsizliği: Yaşlı çalışanların erken emekliliğe zorlanması veya gençlerin potansiyelinin göz ardı edilmesi, yetkinlik kaybına neden olabilir. İş yerlerinde çeşitliliğin azalması, yaratıcılığı ve problem çözme kapasitesini de düşürebilir.

Hukuki ve itibar sorunları: Yaş ayrımcılığı davaları, işyerine maddi ve itibar kaybı yaşatabilir.

Sağlık hizmetlerinde yetersizlik: Yaşlı hastaların şikayetlerinin ciddiye alınmaması veya gençlerin sağlık sorunlarının küçümsenmesi, yanlış teşhis veya tedaviye yol açabilir.

Ekonomik ve politik etkiler

İşsizlik ve yoksulluk: Yaş ayrımcılığı, özellikle yaşlılar için işsizlik oranlarını artırabilir ve yoksulluğu tetikleyebilir.

Politik temsil eksikliği: Yaşlı veya genç bireylerin karar alma süreçlerinde dışlanması, politikaların kapsayıcılığını azaltabilir.

Paylaşın

Toplumsal Eleştiri Nedir? Türleri

Toplumsal eleştiri, toplumun yapısı, değerleri, normları, kurumları veya davranışları hakkında sorgulayıcı, analiz eden ve genellikle reform ya da değişim öneren bir yaklaşımdır.

Haber Merkezi / Bu eleştiri, toplumsal sorunları (eşitsizlik, adaletsizlik, ayrımcılık gibi) ortaya koymak, farkındalık yaratmak ve çözüm önerileri sunmak amacıyla yapılır. Edebiyat, sanat, medya, akademi veya günlük konuşmalar gibi çeşitli alanlarda ifade edilebilir.

Toplumsal eleştirinin özellikleri:

Sorgulayıcı yaklaşım: Toplumun yerleşik düzenini, alışkanlıklarını veya politikalarını eleştirel bir gözle inceler.

Farkındalık yaratma: Bireyleri toplumsal sorunlar (ör. yoksulluk, cinsiyet eşitsizliği, yaş ayrımcılığı) hakkında bilinçlendirmeyi amaçlar.

Değişime odaklanır: Eleştiriler genellikle mevcut durumu iyileştirmek veya daha adil bir toplum yaratmak için öneriler içerir.

Çeşitli yöntemler: Eleştiriler romanlar, filmler, makaleler, karikatürler, protestolar veya sosyal medya gibi farklı mecralarda sunulabilir.

George Orwell’ın 1984 adlı eseri, otoriter rejimlere ve bireysel özgürlüklerin kaybına yönelik bir toplumsal eleştiridir. Banksy’nin sokak sanatı, kapitalizm, savaş veya tüketim kültürü gibi konuları eleştirir.

Belgeseller veya haber analizleri, çevre sorunları veya sosyal adaletsizlik gibi konuları ele alarak toplumsal eleştiri sunar. Sosyal medyada yaş ayrımcılığına dikkat çeken bir paylaşım, toplumsal eleştirinin bir biçimidir.

Toplumsal eleştirinin türleri:

Yapısal eleştiri: Toplumun kurumlarına (eğitim, hukuk, ekonomi, sağlık sistemi, devlet yönetimi) yönelik eleştirilerdir. Bu tür, sistemlerin işleyişindeki adaletsizlikleri, eşitsizlikleri veya eksiklikleri hedef alır.

Kültürel eleştiri: Toplumun değerleri, normları, gelenekleri veya popüler kültürü üzerine odaklanır. Toplumsal alışkanlıklar, stereotipler veya tüketim kültürü gibi unsurları sorgular.

Bireysel / Davranışsal eleştiri: Toplumdaki bireylerin veya grupların davranışlarına, alışkanlıklarına veya tutumlarına yönelik eleştirilerdir. Bireylerin toplumsal sorunlara katkısını sorgular.

İdeolojik eleştiri: Toplumun siyasi, dini veya felsefi ideolojilerini sorgular. İdeolojilerin bireyler ve toplum üzerindeki etkilerini analiz eder.

Estetik / Sanatsal eleştiri: Sanat, edebiyat, sinema veya medya aracılığıyla toplumsal sorunların eleştirilmesidir. Toplumsal mesajlar estetik bir formda sunulur.

Ekonomik eleştiri: Toplumdaki ekonomik sistemlerin, gelir dağılımının veya iş gücü politikalarının eleştirisidir. Eşitsizlik, sömürü veya tüketim alışkanlıkları gibi konulara odaklanır.

Paylaşın

Tohum Yağları, Kalp Hastalığı Ve Diyabet Risklerini Azaltmaya Yardımcı Olabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, tohum yağlarında ve bitkisel gıdalarda bulunan bir omega-6 yağ asidi türü olan linoleik asitin yüksek seviyelerinin daha iyi kalp ve metabolik sağlıkla bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

Haber Merkezi / Araştırma, soya fasulyesi ve mısır yağı gibi tohum yağlarının, bu yağların zararlı olduğu yönündeki son iddiaların aksine, kalp hastalığı ve tip 2 diyabet riskini azaltabileceğine dair kanıtlara katkıda bulundu.

Tohum yağlarının, iltihaplanmaya neden olduğu ve kronik hastalıklara katkıda bulunduğu iddialarının ardından inceleme altına alınmıştı. Ancak bu yeni araştırma, bu iddiaları çürütmektedir.

Araştırmanın başyazarı ve Indiana Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu-Bloomington’da yardımcı doçent olan Dr. Kevin C. Maki, “Araştırmamız, kanlarında yüksek linoleik asit seviyesine sahip kişilerin kalp hastalığı ve tip 2 diyabet risk belirteçlerinin daha düşük seviyelerde olduğunu buldu” dedi.

Araştırmada, bin 894 katılımcının verileri analiz edildi. Araştırmacılar, katılımcıların kan plazmasındaki linoleik asit miktarını inceledi ve bunu kalp ve metabolik rahatsızlıklarla bağlantılı çok çeşitli sağlık belirteçleriyle karşılaştırdı. Bunlar arasında kan şekeri seviyeleri, insülin, insülin direnci ve inflamasyonun birkaç temel göstergesi yer alıyordu.

Araştırmanın sonuçları her alanda tutarlıydı: “Kanlarında daha fazla linoleik asit bulunan kişilerin glikoz ve insülin seviyeleri daha düşüktü, bu da daha iyi kan şekeri kontrolü anlamına geliyordu.

İnsülin direncinin azaldığını gösteren bir belirteç olan HOMA-IR puanları daha düşüktü. Ayrıca, kalp hastalığı ve metabolik bozukluk riskinin artmasıyla bağlantılı olan C-reaktif protein (CRP), glikoprotein asetilleri ve serum amiloid A gibi inflamasyon belirteçlerinin seviyeleri de daha düşüktü.”

Dr. Maki, “Bu sonuçlar, linoleik asidin yalnızca güvenli olmadığını, aynı zamanda bazen suçlandığı hastalıklara karşı da koruma sağlayabileceğini gösteriyor” dedi.

Sonuç olarak, bu araştırma tohum yağlarının ve diğer linoleik asit kaynaklarının kalp ve metabolik sağlık için faydalı olabileceği fikrini destekliyor.

Paylaşın

Uranüs’ün Bir Dans Partneri Olduğu Keşfedildi

Bir grup bilim insanı, Uranüs ve Neptün arasındaki uçsuz bucaksız alanda, en az bir milyon yıldır Uranüs ile hassas çekim manevraları içinde olan küçük bir gezegen keşfetti.

Haber Merkezi / Keşif, Güneş Sistemi’nin dış kısımlarına ilişkin dinamiklere ışık tutuyor.

2015 OU₁₉₄ olarak adlandırılan küçük gezegeni özel kılan şey; Uranüs ile olan, 3:4 ortalama hareket rezonansı olarak bilinen bir ilişki içinde kilitlenmiş, dikkat çekici derecede istikrarlı ilişkisidir. Bu, 2015 OU₁₉₄’nin Güneş etrafında tamamladığı her üç yörüngeye karşılık Uranüs’ün tam olarak dört yörüngeyi tamamladığı anlamına geliyor.

Rezonans, fizikte bir sistemin (genellikle doğrusal bir sistemin) bazı frekanslarda diğerlerine nazaran daha büyük genliklerde salınması eğilimidir. Bunlar, o sistemin rezonans (tınlaşım) frekansları olarak adlandırılır. Bu frekanslarda küçük periyodik kuvvetler bile çok büyük genlikler üretebilir.

Bu hassas matematiksel ilişki, iki cismin istikrarlı bir dans içinde kalmasını sağlayan, çarpışmalarını veya birbirlerinden uzaklaşmalarını önleyen bir kütle çekim ortaklığı oluşturur.

Rezonansın, geçmişte en az bin yıl, hatta muhtemelen 1 milyon yıl boyunca istikrarlı kaldığı ve gelecekte de 500 bin yıl daha devam edeceği tahmin ediliyor. Bu, kütle çekim ortaklığının Güneş Sistemi’nin erken dönemlerinde oluştuğu ve sayısız değişime rağmen varlığını sürdürdüğü anlamına geliyor.

Keşfi önemli kılan şey, Uranüs ve Neptün’ün yörüngeleri arasında rezonans halinde bulunan hiçbir cismin daha önce  bulunmamış olmasıdır.

Araştırmacılar ayrıca, Uranüs ile aynı 3:4 rezonansını birkaç yüz bin yıldır sürdüren 2013 RG₉₈ de dahil olmak üzere başka adayları da ortaya çıkardı. Üçüncü aday olan 2014 NX₆₅, Neptün’den gelen güçlü kütle çekim etkisini gösteriyor ve bu bölgedeki kuvvetlerin karmaşık etkileşimini akla getiriyor.

Paylaşın

Zigguratlar: Mezopotamya Medeniyetinin Sembolleri

Zigguratlar, Antik Mezopotamya’da (Sümer, Akad, Babil ve Asur medeniyetlerinde) dini ve idari merkezler olarak inşa edilen, basamaklı piramit şeklindeki yapılardır.

Haber Merkezi / Genellikle tapınak kule olarak anılan Zigguratlar, şehirlerin en önemli yapılarındandı.

Çoğunlukla kerpiç (güneşte kurutulmuş tuğla) ve tuğladan yapılan Zigguratlar, genellikle kare veya dikdörtgen tabanlı, kat kat yükselen platformlardan oluşuyordu. Zigguratların en üst bölümünde, tanrıya adanmış bir tapınak bulunuyordu.

Dini ritüeller, tanrılara tapınma ve bazen astronomik gözlemler için kullanılan Zigguratlar, ayrıca idari ve sembolik bir merkezdi ve şehirlerin gücünü temsil ediyorlardı. Zigguratlar, insan ile tanrılar arasında bir köprü olarak görülüyordu; basamaklar, gökyüzüne (tanrıların mekânına) ulaşmayı simgeliyordu.

Ur Zigguratı (MÖ 21. yüzyıl, Irak): Sümer kenti Ur’da, ay tanrısı Nanna’ya adanmış, iyi korunmuş bir Zigguratır. Kral Ur-Nammu tarafından inşa edilmiştir.

Çoga Zenbil (İran, MÖ 13. yüzyıl): Elam medeniyetine ait, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan bir Zigguratır.

Zigguratların kalıntıları, özellikle Irak ve İran’daki arkeolojik sit alanlarında bulunuyor. Bunlar, Mezopotamya medeniyetlerinin mimari ve dini anlayışını anlamak için önemli kaynaklar arasındadır.

Ur Zigguratı

Ur Zigguratı, Irak’ın güneyindeki Dikar (Dhi Qar) vilayetinde yer alan Ur kentinde bulunan, Sümer medeniyetinin en önemli mimari yapılarından birisidir.

MÖ 21. yüzyılda inşa edilen bu Ziggurat, ay tanrısı Nanna’ya (Sin) adanmıştır ve Sümer kralı Ur-Nammu tarafından yaptırılmıştır.

Yapı, yaklaşık 64×46 metre tabanlı, üç ana kademeli platformdan oluşan basamaklı bir piramittir. Orijinal yüksekliğinin yaklaşık 30 metre olduğu tahmin ediliyor, ancak bugün sadece alt iki katman iyi durumdadır.

Yapının mekezi kerpiçten, dış cephesi ise dayanıklılığı artırmak için pişmiş tuğladan yapılmıştır. Üç ana merdiven (biri ön, ikisi yanlarda) Ziggurat’ın üst platformlarına ulaşıyor.

Ur Zigguratı, 2016’da, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne eklenmiştir

Çoga Zenbil

Çoga Zenbil (veya Tchogha Zanbil), İran’ın Huzistan eyaletinde, Susa’ya yaklaşık 30 km uzaklıkta bulunan, Elam medeniyetine ait bir Ziggurattır.

MÖ 13. yüzyılda, Elam kralı Untash-Napirisha tarafından inşa edilen yapı, tanrı Inshushinak’a adanmıştır. Antik Mezopotamya’nın en iyi durumda olan zigguratlarından Çoga Zenbil, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almaktadır.

Yapı, yaklaşık 105×105 metre kare tabanlı, beş katlıdır. Orijinal yüksekliğinin yaklaşık 53 metre olduğu tahmin ediliyor, ancak bugün sadece alt üç katman iyi durumdadır. Yapının en üst bölümünde, tanrıya adanmış bir tapınak bulunmaktadır.

Yapının merkezi kerpiçten , dış cephesi ise dayanıklılığı artırmak için pişmiş tuğladan yapılmıştır. Tuğlalar üzerinde çivi yazısıyla yazıtlar yer almaktadır, bu da Elam dilini ve kültürünü anlamada önemli bir kaynaktır.

Ziggurat, iç içe geçmiş kare platformlardan olmakta ve her kat, merdivenlerle üst kata bağlanmaktadır. Yapı, Dur-Untash (Untash Kenti) adı verilen bir şehirle çevriliydi.

Paylaşın