CHP’li Başevirgen: Her 100 Aileden 17’si İcralık

CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, Türkiye’de insanların ekonomik zorluklar nedeniyle borçla yaşamaya çalıştıklarını belirten bir açıklama yaptı. Özellikle düşük gelir grubundaki kişilerin, gelir ve gider dengesini sağlayamadıklarını söyleyen Başevirgen, ödenemeyen borçlar nedeniyle her 100 aileden 17’sinin icralık olduğunu söyledi.

Vatandaşların sadece bankalara olan kredi kartı ve tüketici kredisi borçlarının 1 trilyon 33 milyar liraya ulaştığını ifade eden Başevirgen şöyle devam etti:

“Bireylerin bankalara ve finansman şirketlerine olan konut, taşıt, ihtiyaç ve kredi kartı borcu takiptekiler de dahil bir haftada 4,7 milyar lira daha artarak 1 trilyon 34 milyar liraya yükseldi. Bu borcun 812,2 milyar lirası bireysel kredilerden, 221 milyar lirası da kredi kartlarından kaynaklanıyor.

“Son hafta tüketici kredilerinde 2 milyar, kredi kartı borçlarında ise 2,7 milyar liralık artış yaşandı. Cebinde parası olmayan vatandaş mecburen yüksek faizli kredi kartlarını ve varsa kredili mevduat hesaplarını kullanmak zorunda kalıyor. Günü kurtarayım derken de yüksek bir faiz yükü altına daha giriyor.

“Bankalar tarafından son beş yılda kara listede olduğu için takibe alınan ve 2021 yılı sonu itibariyle borcu devam edenlerin sayısı geçen yıl 650 bin 504 kişi artarak 4 milyon 121 bin 998 kişiye ulaştı. Türkiye’de yaklaşık 24 milyon aile bulunduğu dikkate alındığında her 100 aileden yaklaşık 17’sinin icralık olduğu söylenebilir.”

“4 Milyon 122 bin kişi bankalara borcunu ödeyemiyor”

Bekir Başevirgen, 2021 verilerini de hatırlatarak, “Geçen yıl 1 milyon 354 bin kişi tüketici kredisi, 732 bin kişi de kredi kartı borcunu süresinde ödeyemediği için icra takibine alınmıştı. Bankalar tarafından son beş yılda takibe alınan ve 2021 sonu itibariyle borcu devam edenlerin sayısı geçen yıl 650 bin 504 kişi artarak 4 milyon 121 bin 998 kişi oldu. Birden fazla bankaya hem kredi kartı hem de tüketici kredisi borcunu ödeyemediği için takibe alınanlar tek kişi sayıldığında ise 2021’de toplam 1 milyon 704 bin 412 vatandaş bankalar tarafından icraya verildi.” dedi.

“Açlık sınırı asgari ücretin 300 TL üzerinde”

Türk-İş verilerine göre, Şubat 2022’de açlık sınırının, asgari ücretin 300 TL üzerine çıkarak 4 bin 552 TL’ye yükseldiğini söyleyen Bekir Başevirgen şöyle devam etti:

“Şubat’ta yoksulluk sınırı 15 bin lirayı aştı. Türk-İş’in açlık ve yoksulluk sınırı verileri, açlık sınırının yılın daha ikinci ayında asgari ücreti geçtiğini ortaya koydu. Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı şu an 4 bin 552,56 TL. Bir ailenin aylık gıda harcamasının yanı sıra kira, faturalar, ulaşım, eğitim gibi tüm aylık harcamalarını kapsayan yoksulluk sınırı ise Şubat’ta 15 bin 139 TL’ye çıktı.

Türk-İş, mutfak enflasyonundaki artışın aylık yüzde 7,12, son 12 ayda ise yüzde 66,38 olduğunu açıkladı. Bu tabloda karını doyurup evini geçindiremez halde olan vatandaşın, bankalara olan borçlarını ödeyebilmeleri de imkansız. Korkarım ki önümüzdeki günlerde borcundan dolayı kara listeye alınan ve evine haciz gönderilen vatandaşlarımızın sayısında büyük bir artış yaşanacak. İcralar yoluyla vatandaşın elinde ne var ne yoksa alınacak.”

Paylaşın

Erdoğan’ın Sözlerine TTB Başkanı Fincancı’dan Yanıt

Yurt dışına gitmek hekimleri eleştiren ve “ücret” nedeniyle gittiklerini öne süren Erdoğan’a yanıt veren Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “Sağlığı metaya dönüştürüp, kâr alanı olarak tanımlamaları nedeniyle kışkırttıkları sağlık talebini karşılayamamalarının bedelini şimdi hekimlere çıkartıyorlar” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hekimlerin “az ücret aldıkları için yurt dışına gittiği” iddiası üzerine Türk Tabipleri Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı açıklamalarda bulundu.

Hekimlerin çalışma koşullarının ağırlığı nedeniyle ülkeden ayrıldığını belirten Fincancı, Erdoğan’a eleştirilerde bulunarak, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın o övündüğü devasa hastanelerin hepimizin sırtında bir yük olduğunu unutmamak gerekiyor. Üstelik ulaşımın neredeyse olanaksız olduğu yerlere yapılan, hastanenin içinde bile ulaşımın zorlukla yapılabildiği o hastaneler övünülecek değil, utanç duyulacak hastanelerdir” ifadelerini kullandı.

Gerçek Gündem’den Ece Seçil Şahin’in haberine göre Fincancı, şunları söyledi:

“Hekimler yalnızca ücretlerinin düşüklüğü nedeniyle gitmiyorlar bu ülkeden; değer görmedikleri için, şiddete uğradıkları için, hakaret işittikleri için, emekleri değersizleştirildiği için, çalışma koşullarının ağırlığı nedeniyle gidiyorlar. Çünkü daha iyi koşullarda çalışma olanağı bulacaklarını düşünüyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı’nın o övündüğü devasa hastanelerin hepimizin sırtında bir yük olduğunu unutmamak gerekiyor. Üstelik ulaşımın neredeyse olanaksız olduğu yerlere yapılan, hastanenin içinde bile ulaşımın zorlukla yapılabildiği o hastaneler övünülecek değil, utanç duyulacak hastanelerdir. Sağlığı metaya dönüştürüp, kâr alanı olarak tanımlamaları nedeniyle kışkırttıkları sağlık talebini karşılayamamalarının bedelini şimdi hekimlere çıkartıyorlar. Onun için hekimler bu topraklarda kalmıyorlar. “Gençlerle bu işi yaparız” diyor ancak zaten gençler gidiyor, gelecek göremedikleri için.

Bizim giden insanlarımızın dönme talebi olmadığı gibi, gerçekten nitelikli eğitimin sağlandığı ülkelerden talep de söz konusu değil ne yazık ki. Bizim koşullarımızı kendi koşullarından görece daha iyi bulan yerlerden belki gelmek isteyenler oluyordur ama onların koşullarının bizden çok daha zor olması demek, eğitimlerinin de bizden çok daha sınırlı olması demek. Bütün olanaksızlıklara ve olumsuzluklara rağmen, özellikle üniversitelerin içini boşaltmış olmalarına rağmen Türkiye’de hala tıp eğitimi nitelikli bir eğitimdir.”

14 Mart Tıp Bayramı ve 15 Mart’ta Türk Tabipleri Birliği olarak 2 günlük greve gideceklerini de anımsatan Fincancı, şöyle devam etti:

“Bizim haklarımızı talep etmek ve bunun için mücadele etmek gibi bir hakkımız bulunmaktadır. Buna karşılık bizim haklarımızı vermeyeceğini ilan etmek ve bunu öfkeyle ifade etmek, son dönemde tüm hak arama eylemlerine yönelik bu öfkeli ve düşmanlaştırıcı söylemlerin de bir uzantısı olarak değerlendirilebilir.”

Erdoğan ne demişti?

Erdoğan, hekimleri eleştirdiği açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı:

“Açık konuşuyorum, açık konuşmayı severim. Varsın gidiyorlarsa gitsinler. Bizler de üniversiteleri yeni, bitiren doktorlarımızı buralarda istihdam ederiz, buralarda onlarla devam ederiz. Gerekirse yurt dışından ülkemize dönmek isteyenleri süratle davet ederiz. Buralar boş kalmaz merak etmeyin. Doktorluk gibi bir aziz mesleği oraya onu dayamak herhalde pek de insani değildir.”

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: İttifak İçin İlkelerde Uzlaşmalıyız

DEVA Partisi’nin Millet İttifakı’na katılıp katılmayacağına ilişkin değerlendirme yapan DEVA Lideri Babacan, “Hepimizin bir ittifak vizyonu varsa ki görünen o yönde, değer ve ilkelerde uzlaşılması gerektiğini görüyoruz” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin kuruluşunun ikinci yıldönümünde internet medyası ve gazetelerin Ankara temsilcileriyle bir araya geldi.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e ilişkin ortak metin çalışmasını tamamladıklarını hatırlatan Babacan, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in seçimden sonra en fazla altı ay gibi bir sürede Meclis tarafından onaylanmasını hedefliyoruz ancak cumhurbaşkanının yetkilerini nasıl kullanacağı, kendisini destekleyen parti ve partilerin tutumu gibi pek çok konunun çalışılması gerekiyor” dedi.

“Kendi içimizde epey ilerledik”

Tüm bu konuların altı başkan olarak ortak çalışılması gereken bir konu olduğu konusunda mutabık kaldıklarını kaydeden Babacan, “Artık o çalışmanın başındayız. Kendi içimizde epey ilerledik” ifadesini kullandı.

Babacan, DEVA Partisi’nin Millet İttifakı’na katılıp katılmayacağına ilişkin soru üzerine “Hepimizin bir ittifak vizyonu varsa ki görünen o yönde, değer ve ilkelerde uzlaşılması gerektiğini görüyoruz” dedi.

“İlk 90 dakika önemli”

Toplumda ve siyasi partilerde ittifaka doğru bir gidiş olduğuna dair bir ön kabul olduğunu kaydeden Babacan, şöyle devam etti: “Konuşulması gereken bir konu var. Geçiş süreci, ilkeler, ekonomi ya da diğer başlıklarda mutabakata varmamız gerekiyor. Hangi konularda ortak çalışacağımız konusunda mutabakata varmamız gerekiyor. Seçimin ardından ilk 90 dakikada yapılacak açıklamalar da çok önemli. Hızlıca çözülmesi gereken sorunlar var. Örneğin artık hükümet, hiçbir baskı yapmayacak, herkes istediğini özgürce söylesin dediğinizde herkes bir nefes alır.”

“Altı başkan adayda mutabık olmalı”

Babacan, 12 Şubat’ta altı liderin yuvarlak masa buluşmasında adaylık konusunun gündeme gelip gelmediğine ilişkin soru üzerine ise “Adaylıkla ilgili iki konu konuştuk. Birincisi adayla ilgili altı başkanın mutabakatı olsun dedik. İkincisi aday konusunun bugünün meselesi olmadığını konuştuk. Çok kısa bir konuşma oldu. Bunun dışında adaylıkla ilgili bir konu konuşulmadı” yanıtını verdi.

“Kürt sorununun varlığını kabul ediyoruz”

Babacan, HDP ve Kürt sorununa ilişkin bir soru üzerine de HDP ile diyalog kanallarını açık tuttuklarını belirterek, şunları söyledi:

“Öncelikle Kürt sorununun varlığını kabul ediyoruz. Çözümün de öncelikli olarak temel insan hakları ve özgürlükler neyse aynen tanınmasından geçtiğini söylüyoruz. Daha önce çözüm süreci yaşandığını biliyorsunuz. Çözümün önce eşit vatandaş görmekten insan olmaktan, hakların tanınmasıyla olacağını söylüyoruz.”

Altı genel başkanın buluşması ayda bir kez olmak üzere devam edecek. DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan gelecek buluşmanın kendi ev sahipliğinde 27 Mart tarihinde düzenleneceğini açıkladı.

Paylaşın

Karamollaoğlu, Erdoğan’a Sert Sözlerle Yüklendi

Sosyal medya hesabından açıklama yapan SP Lideri Temel Karamollaoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hekimlere yönelik sözlerine tepki göstererek, “Hekimlere yönelik itibar suikastı yapıyor adeta!” dedi.

Haber Merkezi / Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarına sosyal medya hesabından yaptığı açıklamalar ile tepki gösterdi. Karamollaoğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı;

“Cumhurbaşkanı Erdoğan, söylenmemesi gereken cümleler sarf etmiş hekimlerimiz için. Hekim maaşlarını çok buluyor. Aslında; bugünkü şartlarda bir hekimin bir aylık maaşıyla, orta sınıf bir aracın yakıt deposunun en fazla altı kez dolacağını bilmiyor numarası yapmaya çalışıyorlar!

Bütçeden sonra Meclis’te görüşüleceği sözü verdikleri sağlık emekçilerinin maaş, ek ödeme ve emekli maaşlarında artış yapılmasını kapsayan düzenlemeyi Meclis’e getirmeyeceklerini ikrar etmek yerine; hekimlere yönelik itibar suikastı yapıyorlar adeta!

Ayrıca madem yurt dışına gidenlerin dönmesini sağlayacak imkanlar verilecekse; şu anda yurtta bulunanlardan bu imkanlar neden saklanıyor? Hatta bu imkanlar var idiyse; neden daha öncekilerin yurt dışına gitmesine neden olundu ve seyirci kalındı?

Hiç kimse kusura bakmasın! Güven vermek yerine tehdit eden devlet, vatandaşına nasıl nitelikli sağlık hizmeti sunacak? Erdoğan ve Hükümeti ise ister anlasın ister anlamasın; bir hekim kolay yetişmiyor!

Hekimlerimiz ve diğer bütün sağlık emekçilerine ahde vefa gösterilmelidir. Gösterdikleri emek ve aldıkları ücret arasındaki mağduriyet oluşturan fark giderilmelidir. Sağlığımızı koruyanları korumak yerine korkutmaya tevessül eden tavırlara da kesinlikle son verilmelidir!”

Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı açıklamada, “Bu devlet sizi okuttu, yetiştirdi. En çok maliyeti yüksek olan da hangi birimdir? Sağlıktır. Ama şimdi ‘efendim işte az para veriyormuş’. Sordum, en az alan ne alıyordur? 8 bin, 9 bin. En yüksek alan ne alıyordur? İşte 25 bin civarında alıyordur. E buna rağmen özel sektör çok daha büyük paralar verdiği için oralara kaçıp gidiyorlarmış. Bakın açık konuşuyorum. Varsın gidiyorlar, gitsinler” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

HDP’li Buldan: İktidarın Gitme Zamanı Gelmiştir

Van’da partisinin düzenlediği 8 Mart mitinginde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Buradaki kadınlara sormak istiyorum. Marketlere gidebiliyor musunuz, pazara gidebiliyor musunuz, alışveriş yapabilir musunuz, hayır. Zamlar bu ülkeyi bugün en fazla kadınlar üzerinden vurmuştur. Bugün bu ülkede en büyük mağduriyeti biz kadınlar yaşıyoruz, çünkü bu ülkeyi yönetenler zamlarıyla, yalanlarıyla, talanlarıyla, hırsızlıklarıyla bu ülkeyi yönetiyorlar. Bizim itirazımız bunadır. ” dedi.

Haber Merkezi / Buldan, konuşmasının devamında, “Ülkeyi yoksullukla baş başa bıraktılar. Aslında bunun adı bir yoksulluk değil derin bir yoksulluktur. Yani açlıktır, sefalettir ama kendileri şatafat içinde yaşarken, saraylarda yaşarken, yandaşları 5’li maaşlar alırken ülkeyi sarayların penceresinden toz pembe gören bir iktidarla karşı karşıyayız. Peki bu iktidara artık “zamanın doldu, gitme zamanın geldi” demek için sandıkları 4 gözle beklediğimizi buradan ilan edebilir miyiz. Evet, Van’dan bir kez daha diyoruz ki bu iktidarın gitme zamanı gelmiştir, bu iktidarı gönderecek olan biz kadınlarız.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan Van’da 8 Mart mitinginde konuştu. Buldan’ın açıklamaları şöyle:

“Sevgili kadınlar, sevgili anneler, sevgili yoldaşlarım, bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Hepinizin kadınlar gününü yürekten kutluyorum. Sadece bugün değil, her gün, her saat, her dakika kadınlar günü olmak zorundadır. Çünkü bizler bugünlere kolay gelmedik. Kadınlar olarak bir araya gelip ellerimizi birleştirdiğimiz gündür bu gün. Haklarımızı haykırdığımız gündür bugün, kadınlar olarak eşitlik, adalet temsiliyetini haykırdığımız ve adaleti istediğimiz gündür bu gün. Kadınlara yönelik her türlü şiddeti, her türlü baskıyı, sömürüyü lanetlediğimiz ve kınadığımız gündür bu gün. Erkek yargıya, haklarımızı gasp edenlere, ülkeyi bu duruma getirenlere, zamlara, yoksulluğa, enflasyona, hayır dediğimiz, karşı çıktığımız, itiraz ettiğimiz gündür bu gün sevgili kadınlar.

“8 Mart’ı Deniz Poyraz ve Garibe Gezer’e adadık, mücadelesini sürdüreceğiz”

Aynı zamanda haklarımızı elde ettiğimiz için zılgıtlarımızla, halaylarımızla, horonlarımızla bir araya geldiğimiz gündür bu gün sevgili kadınlar. Bir kez daha hepinizin 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Yüreği burada olan, buraya gelemeyen, iş yerinde çalışmak zorunda kalan, fabrikalarda, tarlalarda işlerinin başında emek veren, bedel ödeyen milyonlarca kadını buradan bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Cezaevlerinde rehine olarak tutulan sevgili Figen Yüksekdağ’a, sevgili Gültan Kışanak’a Aysel Tuğluk’a, Ayla Akat Ata’ya, ismini sayamadığımız yüzlerce kadın arkadaşımıza, sizin Van’ın il eş başkanlığını yapan bugün haksız ve hukuksuz şekilde cezaevinde olan Yadigar Karabulat’a buradan sevgilerimi, saygılarımı gönderiyorum, Bedia Özgökçe’ye sevgilerimi, saygılarımı gönderiyorum. Sevgili kadınlar, hak arayan annelerimize, Cumartesi Anneleri’ne, Barış Anneleri’ne, Emine Şenyaşar’a, Gülistan Doku’nun annesine, hak arayan, adalet arayan her gün çocukları için meydanlarda olan annelerimize buradan sevgilerimi saygılarımı gönderiyorum. Biliyorsunuz, bu seneki 8 Mart’ımızı Deniz Poyraz’a ve Garibe Gezer’e adadık. Bir kez daha her ikisini de rahmetle, minnetle, sevgiyle anıyorum, onların mücadelesini yaşatacağımıza bir kez daha söz veriyorum.

“Kadın mücadelesini sonuna kadar götürmeye kararlıyız”

Sevgili kadınlar 30 yıl önce bugünleri hayal edebilir miydik, hayır. 30 yıl önce deselerdi ki kadınlar kendi örgütlülüğünü sağlayacak, kendi meclislerini kuracak kimse inanmazdı. Deselerdi ki kadınlar parlamento gruplarını kuracaklar, buna kimse inanmazdı. Eşitlik temsiliyetini hayata geçireceklerdi deselerdi, kimse inanmazdı. Ama biz bunların hepsini başardık. Bugün Kürt kadınları, Türk kadınları, Alevi, Ermeni, Süryani kadınlar, ezilen yok sayılan milyonlarca kadın bir araya geldik ve kendi örgütlülüğümüzü kurduk, kendi haklarımız için mücadele ediyoruz. Bu mücadeleyi sonuna kadar götürmeye kararlıyız. Peki bunlar yeterli mi? Elbetteki yeterli değil, yolumuz uzun, mücadelemiz uzun, yapacak çok işimiz var. Çünkü bu ülkede hala kadınlar inkar ediliyor, kadınlar haksız yere cezaevinde tutuluyor. Bu ülkede kadınların emeği sömürülüyor ve bu ülkede hala kadınlar şiddet görüyor, baskıya maruz kalıyor, katlediliyor, öldürülüyor. İşte bunun için sevgili kadınlar daha yapacağımız çok iş var. Yolumuz uzun, bu uzun yolda elbette bu mücadeleyi daha da büyütmek, daha fazla örgütlenmek ve bir araya gelmek için kadınların bilinçli bir şekilde bu mücadeleyi sürdürmesi lazım.

“Kadınların haklarını güvence altına alacak yeni bir anayasaya ihtiyaç var”

Taleplerimiz çok, isteklerimiz çok. Kadınlar olarak bu ülkede Kürt Sorununun demokratik yöntemlerle çözülmesini talep ediyoruz. Çünkü bu ülkede bir sorun var ve bunun sorunun adı Kürt Sorunudur. Çözülmeyen devasa bir sorundur. Kadınların haklarını güvence altına alacak yeni bir anayasaya ihtiyaç var. Bu yeni anayasada kadınların sözünün, renginin, kimliğinin, kültürünün güvence altına alınması için bu mücadeleye devam edeceğiz. Ancak şunu ifade etmek isterim ki; bu ülkeyi yönetenler bırakın kadını, bugün bu ülkede herkesi, toplumu yok sayan bir anlayışa, zihniyete sahipler. Ülkeyi nasıl yönettiklerini biliyoruz. Bu yönetimden en fazla biz kadınlar zarar görüyoruz, mağdur oluyoruz.

“Bu iktidarın gitme zamanı gelmiştir, gönderecek olan kadınlardır”

Buradaki kadınlara sormak istiyorum. Marketlere gidebiliyor musunuz, pazara gidebiliyor musunuz, alışveriş yapabilir musunuz, hayır. Zamlar bu ülkeyi bugün en fazla kadınlar üzerinden vurmuştur. Bugün bu ülkede en büyük mağduriyeti biz kadınlar yaşıyoruz, çünkü bu ülkeyi yönetenler zamlarıyla, yalanlarıyla, talanlarıyla, hırsızlıklarıyla bu ülkeyi yönetiyorlar. Bizim itirazımız bunadır. Ülkeyi yoksullukla baş başa bıraktılar. Aslında bunun adı bir yoksulluk değil derin bir yoksulluktur. Yani açlıktır, sefalettir ama kendileri şatafat içinde yaşarken, saraylarda yaşarken, yandaşları 5’li maaşlar alırken ülkeyi sarayların penceresinden toz pembe gören bir iktidarla karşı karşıyayız. Peki bu iktidara artık “zamanın doldu, gitme zamanın geldi” demek için sandıkları 4 gözle beklediğimizi buradan ilan edebilir miyiz. Evet, Van’dan bir kez daha diyoruz ki bu iktidarın gitme zamanı gelmiştir, bu iktidarı gönderecek olan biz kadınlarız.

“Ukrayna’da da Ortadoğu’da da Türkiye’de de barış”

Bu gün sadece elbette ülkemizde değil dünyada yaşananlar da bizleri yakından ilgilendiriyor. Ukrayna’daki savaş, karşı çıktığımız bir savaştır. Biz biliyoruz ki savaşlar önce kadınları, önce çocukları vurur. Her türlü savaşa ve çatışmaya karşı biz kadınlar itirazlarımızı yükseltmeye devam edeceğiz. Hiçbir sorunun savaşla çözüleceğine inanmıyoruz. Bu savaşları çıkaran erkek egemen güçler, kadınları ve çocukları düşünmeden bu savaşların kararlarını veriyorlar. Biz kadınlar her zaman her yerde barışta ısrar ediyor ve bu talebi dile getireceğiz. Sadece Ukrayna’da değil dünyanın neresinde olursa olsun her türlü savaşa ve çatışmalı ortama kadınlar karşıdır. Ukrayna’da da Ortadoğu’da da barış, Suriye’de de Türkiye’de de barış. Çünkü dünyanın toplumsal barışa ihtiyacı var. Kürtlerin, Türkiye’nin barışa ihtiyacı var. Gittiğimiz her yerde barış diyeceğiz, barış diyeceğiz, barış diyeceğiz.

“Kadın katilleri ellerini kollarını sallayarak dolaşıyor”

Sevgili kadınlar gün geçmiyor ki bu ülkede bu coğrafyada kadınlar şiddete uğramasın, kadınlar katledilmesin, baskıya uğramasın, öldürülmesin. Son bir ayda Türkiye’de tam 26 kadın katledildi. Bunların katilleri cezasızlık politikasından kaynaklı olarak ceza almadılar. Erkekler bu şiddet politikasından beslenerek kadınları katletmeye devam ettiler. Van’da son bir ay içinde tam 4 kadın, erkekler tarafından katledildi. İşte erkek zihniyetin erkek yargısı, erkek iktidar bu ülkede kadınların katledilmesine sebep olan politikalar izliyorlar. Kadın katilleri bu ülkede, kadınların katledilmesine neden olan politikalara devam ediyorlar. Hiçbir kadının katili ceza almıyor, ellerini, kollarını sallayarak buralarda dolaşmaya devam ediyorlar. Biz hukuk önünde her bir kadının, katledilen her bir kadının katilinin cezalandırılması için hukuki ve siyasi mücadelemizi sürdüreceğimize buradan söz veriyoruz.

“Bu iktidar hasta tutsakları cezaevinde tutmaya devam ediyor”

Sevgili kadın arkadaşlarım, ben eminim ki bu alana gelen her bir kadın arkadaşımın mutlaka ya bir yakını, ya bir evladı, ya bir kardeşi, ya bir akrabası cezaevindedir. Bugün cezaevinde yaşanan hak ihlalleri artık Türkiye’nin demokrasisine, geleceğine vurulan kara bir tablodur. Bu kara tablo içinde hasta tutsaklar başta olmak üzere cezaevlerinde binlerce insan hak ihlalleriyle karşı karşıyadır. Sebepsiz, haksız yere binlerce insanın cezaevlerinde tutulduğunu çok iyi biliyoruz. Hasta tutsakların bugün ölümle pençeleşen artık kendi yaşamlarını tek başına idame ettiremeyen binlerce hasta tutuklunun tahliye edilmesine karşı bu iktidar ne yazık ki onları cezaevinde tutmaya devam ediyor. Biz HDP olarak, HDP’li kadınlar olarak annelerimizin bu sorununu sonuna kadar takip edeceğimizi, Aysel Tuğluk ve diğer hasta tutsakların tahliyesinin gerçekleşmesi için her türlü mücadeleyi sürdüreceğimize söz veriyoruz. Çünkü biliyoruz ki cezaevleri kanayan bir yaradır. Bu yaranın üzerinin kabuk bağlamasını önleyeceğiz ve arkadaşlarımızın tahliyesi için mücadele edeceğiz.

“Bu zihniyeti değiştirecek olan kadınların ortak mücadelesidir, ittifakıdır”

Biz aynı zamanda bir kadın ittifakı kurduk. Kadın ittifakı kapalı kapılar ardında, dar odalarda kurulmadı, kadın ittifaklarımız bu meydanlarda kuruldu. Bu mücadele ile birlikte büyümeye devam edecek. Bu ülkeyi kurtaracak olan, bu ülkenin zihniyetini değiştirecek olan kadınların ortak mücadelesidir, kadınların ittifakıdır. Bu ittifakın meydanlarda kurulmasını önlemeye karşı, bu meydanları bizlere yasaklayanlara karşı, bugün buraya Van Büyükşehir Belediyesine atanan kayyıma, her gün bir meydanı yasaklayanlara karşı diyoruz ki “bu meydanlar, bu topraklar, bu ülke bizimdir, hiç kimse bizden bunları alamaz” diyoruz. Sizin gasp ettiğiniz belediyelerimiz bir gün mutlaka yine kadınların, HDP’nin eline geçecek, halkın iradesi kimi isterse onun eline geçecek. Öyle bedavadan gelip halkın iradesini hiçe sayarak belediyelerimizi gasp etmek hiçbir zaman kabul etmediğimiz bir şeydir.

“Kayyımlara: Bu devran dönecek, siz gideceksiniz, kadınlar gelecek”

Dolayısıyla buradaki bütün kayyımlara şunu ifade etmek istiyorum, bu devran dönecek siz gideceksiniz, biz geleceğiz, kadınlar gelecek. Bizler kalıcı, onurlu bir barışı bu ülkeye mutlaka armağan edeceğiz. Yaşanan bütün haksızlıkları ve hukuksuzları sona erdirmek için mücadelemize devam edeceğiz. Yaşanan bütün haksızlıkları ve hukuksuzlukları sona erdirmek için mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu mücadelede kadınların önemli yeri vardır.

“Gelecek yüzyıl mutlaka kadınların yüzyılı olacaktır”

Bu yüzyıl, çok zorlu bir yüzyıl olarak tarihe geçti. Ama onurlu bir mücadelenin de yüzyılını geride bıraktığımızı ifade etmek istiyorum. Gelecek yüzyıl mutlaka kadınların yüzyılı olacaktır. Bunu buradan bir kez daha ilan ediyorum. Ben konuşmamı çok uzatmayacağım. Hepinizin bir kez daha 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Bugün burada, Van’da bu kadar büyük bir ilginin, bu kadar coşkulu ve kararlı büyük bir kitlenin 8 Mart’ı kutlaması bizleri mutlu etti, gururlandırdı. Şimdi sırada Newroz var. Milyonlarla birlikte Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin, Süryanilerin, kadınların ve gençlerin herkesin el ele omuz omuza Newroz halaylarında buluşacağı, böylesine coşkulu ve kararlı geçeceğini biliyoruz ama yine de bu çağrıyı bir kez daha yapıyoruz. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum, hepinizi yürekten kucaklıyorum.”

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 130 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 37 bin 407 yeni vaka tespit edilirken, 130 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85.18 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 92.99 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 365 bin 005 test yapılırken, 37 bin 407 yeni vaka tespit edildi. 130 kişi hayatını kaybederken, 69 bin 294 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, aşılama verilerine de yer verildi. En az 1 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 1. doz aşılama oranı ortalama yüzde 92,99 oldu. 2. doz ortalaması ise yüzde 85,18 olarak belirlendi. Öte yandan Türkiye’de bugüne kadar uygulanan aşı miktarı ise 146 milyon 097 bin 881 doza yükseldi.

Sağlık Bakanlığı’nın paylaştığı haritada, 2. doz aşılamada hedef nüfusun yüzde 75 ve üzerinin aşılandığı iller mavi renkle gösteriliyor. Tabloda yer alan bilgilere göre; 2. doz aşılamada yüzde 89.2 aşılama oranıyla Osmaniye birinci sırada yer alıyor.

Yüzde 62.3 aşılama oranı ile Urfa ise son sırada bulunuyor. 2. doz aşılamada üç büyük ilde ise birinci sırada yüzde 85.1 ile İzmir, ikinci sırada yüzde 82.7 ile Ankara ve üçüncü sırada yüzde 77.5 ile İstanbul yer alıyor.

Bakanlığın açıkladığı 7 Mart Pazartesi gününe ait verilere göre, 34 bin 343 vaka tespit edilirken 132 kişi yaşamını yitirmişti. Dün, 371 bin 684 test yapılmış ve 68 bin 815 kişi sağlığına kavuşmuştu.

DSÖ’den yeni varyant uyarısı

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve beraberindeki uluslararası kuruluşlar, Covid-19’un yabani hayatta yayılmasının yeni varyantların türemesini kolaylaştırma endişesine karşı, virüsün hayvanlar arasında geçişini yakinen takip ettiklerini açıkladı.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Enflasyon Sopasını Fakirin Fukaranın Sırtında Kırdılar

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, AK Parti hükümetini yüksek fiyatlar ve gıda krizi karşısında önlem almamakla eleştirerek, “Aylardır söyledim, önlem alın diye uyardım. Bunlar tam tersini yaptılar zam üstüne zam yaptılar. Enflasyon sopasını fakirin fukaranın sırtında kırdılar.” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde gerçekleştirdiği grup toplantısında, “Tasada ve kıvançta beraber olacağımız, kadın-erkek ayrımı olmayan, hiçbir kimsenin ötekileştirilmedi bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz. Bunun sözünü veriyorum, mutlaka Türkiye kucaklaşacaktır, mutlaka Türkiye helalleşecektir, büyüyecektir, mutlaka Türkiye’ye demokrasi gelecektir, mutlaka İstanbul Sözleşmesi yürürlüğe girecektir” ifadelerini kullandı. CHP lideri Kılıçdaroğlu, “Bir iktidar göreve geliyorsa sözünü tutacak. Bu sözü en tepedeki insan vermişse bu sözün arkasında durması lazım. ’19 Ocak’ta muhtar maaşlarını asgari ücret seviyesine yükseltme kararı aldık’ diyor hala yok, niye yok?” dedi.

“Anadolu’nun içi boşalıyor” diye sözlerini sürdüren Kılıçdaroğlu, “Eskiden Anadolu Kaplanları vardı. Yatırım batıya kaydı. Sınırları ticaretinde ciddi kısıtlama gelmiş vaziyette. Buradan bütün Vanlı kardeşlerime sesleniyorum; Van’ın tarihini de ekonomisini de büyüteceğiz. Van’ı gerçek anlamda büyütmeye söz veriyorum” ifadelerini kullandı. Sağlık çalışanlarına verilecek desteği hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Bir politikacı verdiği sözü tutmuyorsa, o partiye oy vermeyeceksiniz. Yine gidip oy veriyorsanız; o zaman demokrasi yok, özgürlük yok, geçinemiyorum diye dert yanmayacaksınız” dedi.

Birbiri ardına gelen zamları hatırlatan Kılıçdaroğlu, son açıklanan büyüme rakamına da dikkati çektiği konuşmasında,  “Kim büyüdü? Esnaf büyümemiş, apartman görevlisi büyümemiş, taksi şoförü ‘Hayır’ diyor, kamyon şoförü ‘ne büyümesi mazot aldık eziliyoruz’ diyor. Çiftçi ‘dalga mı geçiyorsunuz, gübreye ödediğimiz faturaları biliyor musunuz’ diyorlar. Kim büyüdü? Beşli çete!” ifadelerini kullandı.

“Bütün bunların sorumlusu kim?” diye soran CHP lideri, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidara gelmeden önce bir televizyon kanalında söylediği “Benim Anadolu’daki hafta  pazarlarını atıklarını eve götürüyorsa, meydanlar açız açız diye bağırıyorsa, evinin suyunun elektriğinin parasını ödeyemiyorsa ve artık ‘yandım Allah’ diyorsa benim vatandaşım, yüzde 25’i açlık sınırının altındaysa, yüzde 50’si yoksulluk sınırının altındaysa bu hale Türkiye’yi kim getirdi? Bu hükûmet getirmedi mi?” sözleriyle yanıt verdi. Kılıçdaroğlu Erdoğan’ın videosunu izlettikten sonra, ” Ben söylemiyorum, en yetkili kişi söylüyor. Bu itiraf son derece değerlidir” dedi.

Öte yandan ana muhalefet partisi lideri Erdoğan’ın AKP’li milletvekillerine yaptığı “Yaptıklarımızı vatandaşlarımıza anlatın” talimatına da, “Nasıl senin yaptıklarını anlatsınlar. Kasaba gittin elektriğe yüzde 102 zam yaptık memnun musun? Akıl alçak şey değil. Çiftçiye gittin gübreye yüzde 450 zam yaptık engel tokalaşalım. Bunlarda akıl da yok. Yönetim nedir onu da biliyorlar” diyerek yanıt verdi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Bütün vatandaşlarımızı yürekten kucaklıyoruz. Onlara güzel bir Türkiye vadediyoruz. Tasada ve kıvançta beraber olacağımız, kadın-erkek ayrımı olmayan, hiçbir kimsenin ötekileştirilmedi bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz. Bunun sözünü veriyorum, mutlaka Türkiye kucaklaşacaktır, mutlaka Türkiye helalleşecektir, büyüyecektir, mutlaka Türkiye’ye demokrasi gelecektir, mutlaka İstanbul Sözleşmesi yürürlüğe girecektir.

Bayburtlu kardeşlerin milletvekili istiyorum sizden. Bayburt’un gerçek anlamda il olmasını istiyorsanız, Bayburt’ta işsizlik olmasın diye düşünüyorsanız oyunuzun rengini değiştireceksiniz. Millet İttifakı’nın bileşenlerine oy vereceksiniz. O zaman göreceksiniz Bayburt tarihteki görkemli günlerine mutlaka kavuşacaktır.

“En temel sorun verilen sözlerin tutulmamasıdır”

Bir siyasal iktidar halkın oylarıyla gelip iktidar olursa verdiğiniz sözleri tutması lazım. En temel sorun verilen sözlerin tutulmamasıdır. Bu vatandaşla siyasetçi arasındaki güveni temelden sarsar. 19 Ocak 2022, muhtarlar toplantısı yapılıyor, ‘Muhtar maaşlarının asgari ücretin altında kalmasına gönlümüz razı olmadı, 4250 liraya yükseltme kararı aldık’ diyor. Hâlâ yok. Niye yok? Bize asgari ücret maaşı sözü vermiştiniz  bugüne kadar gerçekleşmedi bir yerde bir aksama mı var yoksa siz unuttunuz mu parayı başkalarına mı kaptırdınız diye bir sorun bakalım dedim.

Anadolu’nun işi boşalıyor. Yatırım büyük ölçüde Batı’ya kaydı. Eskiden Anadolu Kaplanları vardı. Van diye görkemli bir ilimiz vardır. Biraz boynu bükük. Çünkü sınır ticaretinde ciddi kısıtlamalar gelmiş vaziyette. Bütün sınırlarda bulunan illerimizin diğer ülkelerle sınır ticareti yapmasını isteriz. Kilis bunun çok tipik bir örneğidir. Bunun yasal bir zemine oturması bizim açımızdan değerlidir. Bu kısıtlamalar var. Vanlı kardeşlerime sesleniyorum hiç meraklanmayın Van’ın tarihini de coğrafyasını da turizm alanında yükselteceğiz. Van’ın kahvaltısını her yabancının da tatmasını isterim. Van’ı gerçek anlamsa büyütmeye bu kürsüden söz veriyorum.

Muhtarların üzerine bir görev düşüyor, sandığa gittikleri zaman sözünde durmayan politikacıya asla oy vermem diyecek. Bugün beni yarın toplumun çok daha büyük bir kesimini  kandırabilir diyecek. Sağlıkçılar için de bütçeden önce bir torba kanun gelmişti. Sayın Sağlık Bakanı aradı, genel kurulda görüşülecek biz genel kurulda görüşülürken malum pandemi dolayısıyla sağlıkçılar büyük özveride bulundular, onların aylıklarına zam yapalım dediler. Çok güzel.

Biz tamam dedik, eksiklik var normalde bütün sağlık çalışanlarını karşılaması lazım ama biz buna destek vereceğiz dedik. Geldi biz desteğimizi açıkladık, fakat dediler ki bunu bir görüşmemiz lazım. Bütün sağlık çalışanlarını kapsasın dendi, eyvallah, çok daha güzel bir tablo çıkar. Gitti komisyona komisyondan çıkmadı. Hatta komisyondan gelir diye cuma- cumartesi, pazar da parlamento açık kaldı. Sağlıkçılarla ilgili maddeler tamamıyla çıkarıldı. Ve torba kanun o şekilde geçti. Tam 4 ay geçti. Sağlıkçılarla ilgili verdikleri sözü tutmadılar.

Bütün sağlıkçı kardeşlerimize söylüyorum bir politikası verdiği sözü tutmazsa o politikacının mensup olduğu partiye oy vermeyeceksiniz kardeşim. Biz kandırılmaya alıştık diyorsanız o zaman  devam edin. O zaman demokrasi yok, özgürlük yok, geçinemiyorum diye dert yanmayacaksınız! Kendi geleceğinizi kendi iradenizle belirleyeceksiniz. Sizi kandıran siyasetçiye izin vermeyeceksiniz. Ak Parti’nin bu zeytin ağaçlarına karşı bir alerjisi var. Kanunla yapamadıklarını bir yönetmelikle yaptılar. Şimdi bunun üzerine bütün STK’lar davalar açtı bizler de dikkatle değerlendiriyoruz.

Nükleer enerji düzenlemesi: AYM’ye itiraz dilekçemizi hazırlayacağız

İnsan bazen şaşırıyor. Nükleer enerji düzenlemesi vardı. Orada CHP’lilerin yaptığı ciddi itirazlar vardı. Bir nükleer enerji komisyonu kurulacak ve bu kurumun da liyakat sahibi olmaları lazım. Bu konuda önergelerimiz verildi. Fakat her seferinde reddedildi. Kaboğlu ‘Ya bunlar  bunu böyle yaptı ama ya bunlar bir yönetmelikle veya KHK ile kendilerine yönelik bir kurum oluştururlarsa’ dediğinde, Özgür Özel kardeşimiz ‘Hayır yapamazlar’ demiş.

Nitekim kanunun yayınlandığı gün nükleer düzenleme kurumuyla ilgili düzenleme de Resmi Gazete’de yayımlandı. Şuanda nükleer kelimesinin n’sini dahi bilmeyen bir kişiyi oraya atamak mümkün. Ya devlette adalet liyakat unutulmuş vaziyette. AYM iptal kararı vermişti .Bunun için de yine Kaboğlu hocamıza görev düşüyor. AYM’ye itiraz dilekçemizi hazırlayacağız. Devlet böyle yönetilmez, devlet bilgi, birikim, adaletle yönetilir. Ama bunlara böyle yapıyorlar. Ama hiç kimse merak etmesin hepsini aşacağız.

Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Hayatın kahrını çeken kadınlar, evladı işsiz olduğu için iş arayan kadınlar, gece sokağa rahat çıkamayan kadınlar, yılın sadece 1 günü bütün kadınlar acaba  bir araya gelip yürüyüş yapabilir miyiz, kendi haklarımızı, beklentilerimizi topluma duyurmak için bir yürüyüş  yapabilir miyiz diye düşünen kadınlara yasak getiren erkekler.

Demokrasinin ne olduğunu bilmeyenler. Kadının haklarını ellerinden almaya çalışanlar. Ve Ukraynalı kadınlar. Bu dramı dünya insanlık hak etmiyor. Tarafların bir araya gelerek anlaşması lazım. Silahla öldürülüyorlar, bomba ile öldürülüyorlar. 21. yüzyılın dünyasında böyle bir vahşeti kabul etmiyoruz. Kadınlar hayatın kahrını çekiyorlar ama dirençle hayata sarılmasını, zorlukları aşmasını da biliyorlar. Kadınların hayatın her alanından güçlü bir şekilde yer almalarını istedik.

Parlamentonun yarısı kadın yarısı erkek olsun. Siyasi partiler yasasını değiştirelim, parlamentonun yapısı bizim nüfus yapımızı göstermiş olsun. Teklif hazırlandı, 400!e yakın kadın kuruluşuna gönderildi, öneriler geldi, teklif son şeklini aldı genel kurula indirdik, açık ve net ifade edeyim size sağlamak istediğimiz bu teklifi AK Parti ve MHP’nin kadın milletvekilleri de dahil reddettiler. Kadınlara şikâyet ediyorum.

Hayat pahalılığını en çok yaşayan kadınlardır. Evladını yatağa aç yatıran, ekmek arasına bir şey koyamadığı için salça sürüp evladına veren annenin dramını kimse anlayamaz. Türkiye’nin bu acı tablodan süratle kurtulması lazım. Bunun için de sandığın gelmesi gerekiyor. Direniyorlar ama gün olacak sandık gelecek ve biz Türkiye’nin kaderini kadın-erkek hep birlikte değiştireceğiz.

Aylardır söyledim, gıda krizi geliyor, önlem alın diye. Gıda krizinin geleceğini görmüyorlar. Kış ayları geliyor bakın insanlar faturalarını ödeyemeyecekler aman bir kara-kış fonu kurun diye defalarca söyledim yine yapmadılar. Ama CHP’li belediyeler bunların tamamını yaptılar. Faturasını ödeyemeyecek durumdaki ailelerin faturalarını ödediler. Ben yine tekrar hepinizin huzurunda CHP’nin aldığı bu kararı uygulayan, kendi sınırları içindeki hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir tabloyu yaratan belediye başkanlarımıza teşekkür ederim. Ne diyorlardı sakın CHP’ye oy vermeyin yardımlar kesilir.’ Bütün bu algının nasıl yıkıldığını nasıl yok olduğunu hepimiz gördük ve bu yanlış algının da tanığı olduk. Bunlar tam tersini yaptılar zam üstüne zam yaptılar enflasyon sopasını fakirin fukaranın sırtında kırdılar.

“Bütün bunların sorumlusu kim?”

Türkiye yüzde 11 büyüdü diye rakamları yayımladılar. Kim büyüdü? Esnaf büyümemiş, apartman görevlisi büyümemiş, taksi şoförü ‘Hayır’ diyor, kamyon şoförü ‘ne büyümesi mazot aldık eziliyoruz’ diyor. Çiftçi ‘dalga mı geçiyorsunuz, gübreye ödediğimiz faturaları biliyor musunuz’ diyorlar. Kim büyüdü? Beşli çete! Bu beşli çeteler yüzde 300 bunlar büyüdüler. Milyonlar fakirleşirken maalesef onlar büyüdüler. Bütün bunların sorumlusu kim? (Erdoğan’ın iktidara gelmeden önce katıldığı bir televizyon programındaki hükümete ilişkin eleştirilerini izletti) Ben söylemiyorum, en yetkili kişi söylüyor.

Bu itiraf son derece değerlidir. Bunu özellikle AK Parti’ye oy veren kardeşlerimin dikkatle birkaç kez dinlemesini isterim. MHP’ye oy veren kardeşlerimin de dikkatle dinlemesini isterim. Bu işin sorumlusu bunlar. Aylardır söylüyorum yanlış yapıyorsunuz diyorum. Önlem alın diyorum. Yaparsan sen kârlı çıkarsın diyorum, sen yapacaksın sen yönetiyorsun bu ülkeyi diyorum. Şu soru akla gelebilir. Eskiden böyle değildi son zamanlarda böyle oldu’ İlk geldiklerinde satmadıkları fabrika bırakmadılar.

Telekom’undan Sümer Bank’ından iletişim hataları tamamını sattılar. Yetmedi. Milyarlarca vergi topladılar. Yetmedi. Merkez Bankası’nın 128 milyar doları var onu da hiç ettiler. İşin doğrusu deniz bitti kara görüldü. Satacak bir şey kalmadı. Milli Piyangoyu da en son sattılar şimdi arazileri sattılar. Haydan gelen huya gider diye bir sözümüz var. Devleti yönetemiyorlar. Şehir hastaneleri yaptık diyecekleri siz yapmadınız bizim paralarımızla yapıldı, bizim çocuklarımız bile ödeyecek bu paraları.

Erdoğan’a öneriler

Bu müfettiş, zabıta tayfasını derhal geri çekeceksiniz bu bir. İki; tarım kanununda çok açık bir hüküm var. Diyor k, her yıl milli gelirin en az yüzde 1 oranında çiftçiye destek verilir. Bunu vereceksin kardeşim. Çiftçinin bu hükümetlerden 229 milyar lira alacağı var. Nasıl vereceksin? Bütçeye  koyacaksın, Ziraat Odaları Birliği Başkanı’nı çağıracaksın  bu paranın kimlere nasıl harcandığının hesabını Ziraat Odaları Birliği’ne vereceksin.

Üç; çiftçinin tarım kredi kooperatifi ve bankalardan çektiği krediler var. İlk yapacağı iş çiftçinin bu kredilerin faizlerini dileceksin. Ben bunu nasıl sileceğim diyorsan alacağından mahsup edersin. Dört; verdiğim sözün arkasında her zaman durum deyip traktöre dolacak mazotun yarısını sen yarısını ben ödeyeceğim diyeceksin. Beş; tarımsal sulamada kullanılan elektrik. Alma kardeşim ya bedava ver.

Diyarbakır’a gidecek orada da aynı şeyi söyleyeceğim. Çitçiye güneş enerjisi üzerinden elektriği bedava vereceğiz. Nasıl yaptığımı öğrenmek istiyorsan bakanlık engel olmasın, bütün taleplerimizi yerine getirsin seni de davet edeceğiz beraber açacağız. Sen yönetmeyi bilmiyorsun. Altı; devlet destekleme alımlarında yeni bir yöntem. Artık öyle taban fiyat falan öyle değil .Yapılacak uygulama çok basit maliyet artı makul kâr eşittir taban fiyat.”

Erdoğan’ın sözlerine yanıt

Yaptıklarımızı vatandaşlarımıza anlatın. Nasıl senin yaptıklarını anlatsınlar. Kasaba gittin elektriğe yüzde 102 zam yaptık memnun musun? Akıl alçak şey değil. Çiftçiye gittin gübreye yüzde 450 zam yaptık engel tokalaşalım. Bunlarda akıl da yok. Yönetim nedir onu da biliyorlar. AK Partili milletvekilleri televizyonlara çıkamıyorlar, onların yerine kalemlerini saraya kiraya vermiş gazetecileri çıkarıyorlar. Onlar da inadına ya da neyse parasına savunuyorlar. Parayla düşünce ifade etmek ahlaki değildir.”

Paylaşın

Osman Kavala’nın Avukatlarından Müebbet İstenen Mütalaaya Tepki

Gezi davasında Savcı Edip Şahiner’in “cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamamasıyla hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis istediği Osman Kavala’nın avukatları yazılı bir açıklama yaptı.

Mütalaaya tepki gösteren avukatlar Osman Kavala üzerindeki “casusluk” suçlamasının sadece tutuklamanın sürdürülmesine yönelik bir hukuki argüman olarak kullanıldığının itiraf edildiğini söyledi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararı ile Uluslararası Ceza Hukuku’na ilişkin karar ve normların ısrarla yok hükmünde addedildiği belirtti.

Osman Kavala’nın avukatlarının açıklaması şöyle:

Osman Kavala hakkında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan davada:

İddia makamı, 4 Mart 2022 tarihinde esas hakkında mütalaasını sunmuş ve Osman Kavala’nın Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi (“cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmak veya görevlerini yapmasını tamamen ya da kısmen engellemek”) uyarınca ağırlaştırılmış müebbet cezasıyla cezalandırılmasını talep etmiştir.

Söz konusu mütalaa gereğince;

Osman Kavala hakkında “15 Temmuz darbe girişimini desteklemek” (TCK 309) ve iki yıldır tutukluluk gerekçesi yapılan “Casusluk” (TCK 328) suçlamalarının konusuz kaldığı imza altına alınmış, özellikle casusluk suçlamasının sadece tutuklamanın sürdürülmesine yönelik bir hukuki argüman olarak kullanıldığı açıkça itiraf edilmiştir

Yine aynı mütalaa uyarınca;

Osman Kavala ve diğer Gezi sanıkları beraat etmiş oldukları Gezi ile ilgili davalardan aynı delillerle yeniden cezalandırılmak istenmiş, TCK 312. madde ile ilgili tutukluluğu değerlendiren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “somut ve meşru delillere dayanmadığı” yolundaki kararı açıkça hiçe sayılarak, Uluslararası Ceza Hukuku’na ilişkin karar ve normlar ısrarla yok hükmünde addedilmiştir.

Mütalaada ne vardı?

Gezi davasında Savcı Edip Şahiner, Cuma günü celse arasında verdiği mütalaada Osman Kavala ve Mücella Yapıcı’nın, “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını istedi.

Kavala’nın “dosyanın gelmiş olduğu aşama, mevcut delil durumu ve suçun sübutu halinde alması muhtemel ceza karşısında kaçma şüphesinin mevcudiyeti de dikkate alınarak, hükümle birlikte TCK’nin 312. maddesinde işlemiş olduğu suç kapsamında tutukluluğunun devamı” talebinde bulundu.

Şahiner diğer sanıklar Çiğdem Mater, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Şerafettin Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ali Ekmekçi’nin ise hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme suçundan 15’er yıldan 20’şer yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.

Mütalaada, yurtdışında olan sanıklar Ayşe Pınar Alabora, Henry Jack Barkey, Can Dündar, Gökçe Yılmaz, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu, Mehmet Ali Alabora, Yiğit Aksakoğlu ve İnanç Ekmekçi’nin ise dosyalarının ayrılmasını talep etti.

Davada bir sonraki duruşma 21 Mart’ta görülecek.

Paylaşın

Cumhurbaşkanı Erdoğan Gidişattan Rahatsız!

Cumhuriyet yazarı Mustafa Balbay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gidişattın rahatsız olduğu ve Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’ye “Verdiğin sözleri tut” dediğini söyledi.

Adalet Bakanlığı’nda Abdulhamit Gül’ün yerine Bekir Bozdağ’ın atamasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Gerekirse kabinede yeni değişiklikler yapabiliriz” diyerek revizyon mesajı vermesi siyasi kulisleri hareketlendirdi.

Mustafa Balbay, Ankara kulislerinden aldığı yeni parti ve görevden alma bilgilerini, Cumhuriyet TV’ye anlattı.

Görevden alınma iddialarıyla ilgili konuşan Balbay, Cumhurbaşkanlığı’nın AKP’nin genel durumundan rahatsız olduğunu söyledi. Balbay, “Pek çok alandaki başarısızlığın o alana bakan bakanlara fatura edilerek görüleceği anlaşılıyor. Bu anlamda, Sağlık Bakanı’nın da böyle bir durumla karşı karşıya olduğunu görüyorum” dedi.

Balbay, açıklamasının devamında “Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nda da böyle bir durum gözüküyor” ifadelerini kullandı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın iki ayrı bakanlığa bölünebileceğini belirten Balbay, “Kültür ve turizm anlamında iki bakanlık olarak değerlendirmek gibi iki anlayış olduğunu görmekteyiz” diye konuştu.

Ekonomik gidişattan rahatsızlık olduğunu belirten Balbay, Erdoğan’ın Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’ye son Bakanlar Kurulu toplantısında ‘verdiğin sözleri tut’ dediğini aktardı. Balbay, toplantıda yaşananları şu şekilde anlattı:

“Nebati’nin zor durumda kaldığını bir kulis bilgisi olarak paylaşmak isterim. Son Bakanlar Kurulu toplantısında, Erdoğan, Nebati’ye ‘verdiğin sözleri tut’ dedi. Nebati ise Erdoğan’a ‘Rusya-Ukrayna meselesinin beklemediği, o nedenle bunların zor olduğunu’ söyledi. Erdoğan’ın karşılık olarak ise ‘Hayır bizi verdiğin sözleri ilgilendiriyor’ dediği bilgisi var.”

Paylaşın

Meral Akşener: O Sandık Elbet Gelecek

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener,  “Biz bu milletin çocuklarını onların haram düzenine ezdirmeyeceğiz. Çaldıkları gibi verecek, geldikleri gibi gidecekler. Şimdiden ilan ediyorum, o sandık gelecek, biz de bir seçim yapacağız. Bu seçim sadece Cumhurbaşkanı veya milletvekillerini belirleyeceğimiz bir seçim olmayacak. Helal ile haram arasında olacak, millet iradesi ile rantçı vesayeti arasında olacak, iyi ile kötü arasında olacak” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasında hükümete eleştirilerini sürdüren Meral Akşener, “Bu saray adeta masalsı bir dünya. Gece gelen rantçıları var, aynı diş perisi gibi. Sarayın da rant perileri var. Çünkü bu periler biliyor ki Sayın Erdoğan, elinde geceleri kalemle bekliyor. Rant perisi geliyor, diyor ki ‘Geçerken uğradık, şöyle bir rantımız var’ diyene haşmetli basıyor imzayı. O kalemi bir gün millet için kullanmayı akıl etmiyor. Bugün gelinen noktada biz bir siyasi parti ile mücadele etmiyoruz, kötülükle mücadele ediyoruz. Bu mücadele haklı ile zalimin, mazlum ile zalimin mücadelesi” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti lideri Meral Akşener, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için “Bir kocaman kuyruklu yalan vardır, ‘Türk kadını mücadele etmedi’ diye, hadi oradan. Bunu söyleyenler bu kadınların bu ülke için verdiği mücadelenin fitresini karşılayamazlar. Bu ülkenin kadınının ayağının altını öpmelisiniz kereste adamlar!” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yaptığı grup toplantısına partili kadınlar da katıldı. Akşener’in açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

Biliyorsunuz, Bay Kriz ve arkadaşlarının en büyük özelliği, beceriksizliklerinin sorumluluğunu, asla kabul etmemeleridir. Kendilerinden başka, herkes ve her şey, herhangi bir konudaki kötüye gidişin, sorumlusu olabilir.

Bir tek kendileri, “Ak” kaşıktır… Bunun psikolojik çözümlemesine, hiç girmeyeceğim, sonra mahkemelik oluyoruz Biliyorsunuz, Bay Kriz’in beceriksizliğinin son yansıması, enflasyon. Milletimiz uçan fiyatlar, gün aşırı gelen zamlar, astronomik faturalar altında, çile çekiyor.

Bu arkadaşlar da, bir süredir, enflasyon canavarının sorumluluğunu, atacak bir şey arıyorlar. Her hafta, başka bir sorumlu uyduruyorlar, ama bir türlü tutunamıyorlar. Nitekim, son olarak, “Dünyada enerji fiyatları yükseliyor, o yüzden enflasyon yüksek.” demeye başladılar.

Ne var ki bu, fütursuzca uydurulmuş, koskoca bir yalan. Belli ki artık, söyleyecek yalanları da kalmamış… Başka ülkeler, enerji ithal etmiyor mu? Sadece biz mi, enerji satın alıyoruz? Dünyadaki ülkelerin, en az yarısında, yıllık enflasyon, bizim aylık enflasyonumuzdan, daha düşük.

Bir tek, Venezüella, Sudan, Surinam ve Zimbabve’de enflasyon bizden yüksek… İşte size, Bay Kriz’in üstün ekonomi politikalarının sonucu. Surinam’la, Zimbabve’yle rekabet eden Türkiye… Gerçekten ibretlik. Bu milletin, artık bu masallara karnı tok. Her şeye rağmen, dünyada enflasyon bu kadar düşükken, bizde yüksek olması, beceriksizlikten başka bir şey değildir. Lafı dolandırmanın alemi yok. Bu fiyat artışlarının nedeni, yolsuzluktur.

Bay Kriz ve ekibinin kötü yönetimidir. Saçma sapan politikalarla, bir yıl içerisinde, Türk Lirası’nın değerini, yüzde yüz düşürürseniz, bir de bunu, rekabetçi kur diye ambalajlamaya kalkarsanız, olacağı budur. Bu kadar basit. Buradan, iktidardakilere seslenmek istiyorum; Sizin enflasyonu düşürmeye niyetiniz de, gücünüz de, bilginiz de, ekibiniz de yok.

Bunu biliyoruz. Ancak yine de, sorumlu siyaset anlayışımızın, bir gereği olarak, size bazı önerilerde bulunacağım: Önce; ekonomide güven ortamı oluşturacaksınız. Para ve maliye politikasını, koordineli ve etkin bir şekilde kullanacaksınız. Türk Lirası’na itibar kazandıracaksınız. Merkez Bankası’na müdahale etmeyeceksiniz.

Politika faizini etkisizleştirmeyi değil, etkili kılmayı hedef alacaksınız. Sonrasında ise;Bütçede israfı, şatafatı, saray sefasını keseceksiniz. Hortumlamayı bırakacaksınız. Bay Kriz’in 5 atlısının, dolar üzerinden olan sözleşmelerini feshedeceksiniz. Söylemesi bile gülünç ama;

Tüm bunların yanında, bir de, saçma sapan açıklamalarda bulunmayacaksınız. Az konuşup çok iş yapacaksınız. Bir gün bir model, ertesi gün başka model denemeyeceksiniz. Mazot 20 lira. Gübrenin kilosu, en az 10 lira. Yemin kilosu, 5 buçuk lira. Silaj 1, kuru yonca, 2 buçuk lira.

Çiftçilerimizin, bankalara ve finans kurumlarına borcu, 178 milyar lira. Piyasa borçlarını da katarsak, 228 milyar lira. Süt/Yem paritesi, tarihte ilk defa, 1’in altına düşmüş. Piyasada, en az 70-75 lira olan, karkas kırmızı et kesim fiyatı,

Et ve Süt Kurumu’nda, hâlâ 55-60 lira. Damızlık inekler, düveler kesime gidiyor. Kurban’da 100 malı olan çiftçinin, bugün 50 malı yok. Hayvancılık işletmelerinin birçoğu, ya boş, ya da yarı kapasite çalışıyor. Çiftçiden, 2 lira 25 kuruşa alınan buğday, neredeyse 6 liraya ithal ediliyor.

Kışın ortasına gelmişiz, hala Buğday ihtiyacı karşılanmamış. Ayçiçek yağı kuyrukları da, artık ülkemizin acı bir gerçeği… İşte size, üstün liyakat nişanını hak eden, bir bakanlık performansı. İşte size, Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin, tarımda oluşturduğu enkazın ibretlik resmi. Yazıklar olsun. Buradan, tarımdaki bu enkazı devralan yeni bakana, hayırlı olsun diyor,

Kendisini, acilen bazı adımları, atmaya davet ediyorum: Sayın Bakan; Çiftçinin, kışlık ekim için kullanamadığı gübreyi, hiç olmazsa, bahar gübresi olarak kullanabilmesi için, ihtiyacı olan gübrenin, yarısını karşılayın. Tarım Kredi ve bankalarda, yapılandırması yapılan çiftçilerin, üretimde kalmalarını sağlayın. Bunun için sicil affı dahil, ödedikleri kadar, yeni işletme kredisi almalarının, önünü açın.

Her ne kadar, 2021 hak edişleri için konulmuş olsa da, ekim-dikim-üretim sezonu öncesi, 2022 toplam destekleme tutarının, en az yarısını, avans olarak ödeyin. Yani, en geç Nisan sonuna kadar, 29 milyar liranın yarısını ödemiş olun. Kalan kısmını ise, en geç Ekim ayında ödeyeceğinizi duyurun. Çiftçilerin kullanacağı mazottan, hiç olmazsa bu yıl için, vergileri kaldırın.

Böylece mazot fiyatını, yarıya düşürmüş olun. Çiğ süt fiyatını, en az 1,30 paritesine güncelleyin. Prim hariç, en az 6 buçuk lira fiyat verin. Süt sanayicisine, elektrik desteği sağlayın. Karkas et fiyatını, ESK fiyatı olarak, en az 75 lira yapın. Çiğ süt ve kırmızı et fiyatlarını, belirli dönemlerde güncelleyin.

Güncelleme tarihlerini önceden ilan edip piyasaya güven telkin edin. Bu vesileyle; Sayın üretici düşmanı Bakan’a hayatta başarılar diliyor; Aynı, ziyadesiyle feyz aldığı, eski Damat Bakan’ın yaptığı gibi, yandaş yayınlardan çıkaracağı, “66 adımda Türk Tarımı” isimli kitabını, sabırsızlıkla beklediğimi, huzurunuzda ifade etmek istiyorum.

Memleket, taksit taksit sevilmez. Memleketini seven, insanını da, toprağını da, doğasını da, ağacını da sever. Memleketini seven, üç beş yandaşı için, memleketin zenginliklerine, memleketin suyuna, memleketin toprağına, memleketin ağacına, düşmanlık etmez.

Ancak maalesef, artık iyice anladık ki, bu iktidarın, bir kötülük ajandası var. Belli ki bu ekip, her hafta toplanıp, “Acaba bu hafta, memlekete ne kötülük yapsak?” diye istişare ediyorlar. Toplantıdan çıkınca da;Ya, ekonomiyi batıracak, yeni kararlar alıyorlar. Ya, yine bir yandaşı ihya ediyorlar.

Ya da, haritadan seçip, memleketin bir başka sahilini, ırmağını, dağını, ormanını, talan ediyorlar. *Nitekim geçen hafta, bu ajandaya zeytinlikleri almışlar. Bunun sonucunda da, zeytinlerimizin talan kararnamesi, bütün yasa ve yetkiler çiğnenerek, anında önümüze konuverdi.

Sayın Erdoğan; Hani, “Nass” vardı? Ne oldu Nass’a? Hazreti Nuh’un gemisine konan güvercinin ağzında, zeytin dalı var. Yüce Rabbim Kuran’da, o ağaç üstüne yemin ediyor. Bu zalimliğe yol verirken, Sure-i Tin hiç mi aklına gelmedi?

Bu talanı, bu kaçak, bu hukuksuz kararı imzalarken, hiç mi vicdanın sızlamadı? “Bir tek yüzüğüm var.” dediğin, fakirlik günlerinde, sofranda bulunduğunda, mutlu olduğun zeytin tanelerinin, hiç mi hatırı yoktu da, imzayı basıp, zeytinlikleri, gözü dönmüş rantçıların yağmasına açtın? Yazıklar olsun.

Bu saray, çok acayip bir yer. Adeta, masalsı bir dünya… Mesela, geceleri gelen rantçıları var. Aynı diş perisi gibi, sarayın da rant perileri var. Çünkü bu periler biliyor ki; Sayın Erdoğan, geceleri elinde kalemle bekliyor. “Geçerken uğradık, şöyle bir rantımız var.” diyene, basıyor imzayı…

Ancak gariptir, O kalemi bir gün de, milletin menfaatine kullanmayı akıl etmiyor, edemiyor. Çünkü bu arkadaşımız artık milletin değil, rantçıların adamı. Onun için, bugün gelinen noktada biz artık, bir siyasi partiyle mücadele etmiyoruz. Biz, artık kötülükle mücadele ediyoruz. Bu mücadele artık, iyiyle kötünün, hakla batılın, haklıyla zalimin mücadelesi.

Kardeşlerim; Biz, “Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.” diyerek büyümüş bir nesiliz. Biz, “Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.” diyerek, evlat yetiştirmiş bir nesiliz. O mübarek ağaçlar da, o varlığın bir parçasıdır. Bizim davamız, bizim yeminimiz, kendini, devletine ve milletine adamaktır.

Varlığını, Türk varlığına adayanlar, milleti yoklukla, yoksullukla boğuşurken, yazlık saray peşinde koşmaz. İşi gücü bırakıp, kupon arazi kovalamaz. Servet peşinde koşanlar için alınan, haram kararlara, sessiz kalmaz, kalamaz.

Çünkü; “Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.” diyenlerin, en büyük serveti, Rantçılardan alacağı alkış değil, Milletinden alacağı hayır duadır. Varsın onlar, Allah’ın huzurunda, hesap vermeyecekmiş gibi yaşasınlar. Varsın onlar, çocuklarına, harcayamayacakları kadar büyük, servetler bıraksınlar.

” O sandık, er ya da geç gelecek”

Varsın onlar, seçim yokmuş gibi, saray sefasına devam etsinler. Biz, bu milletin çocuklarını, onların haram düzenine ezdirmeyeceğiz. Çaldıkları gibi geri verecek, geldikleri gibi gidecekler. Şimdiden ilan ediyorum; O sandık, er ya da geç gelecek. Ve o sandık geldiğinde, biz de bir seçim yapacağız.

Bu seçim, sadece Cumhurbaşkanını veya milletvekillerini belirleyeceğimiz, bir seçim olmayacak. Bu seçim, helal ile haram arasında olacak. Bu seçim, millet iradesi ile rantçı vesayeti arasında olacak. Ez cümle; bu seçim, İYİ ile kötü arasında olacak. Ve o gün geldiğinde, İYİler mutlaka kazanacak!

Toplumuzun her kesimini hızla fakirleştiren bu sistemin verdiği zarar sadece yoksullukla sınırlı kalmadı. 2022 Türkiye’sinde artık yokluk da yaşanmaya başladı. Yeni yokluğumuz ilaç yokluğu. Vatandaş eczacıyı suçluyor, eczacı ilaç firmalarını, firmalar döviz kurunu suçluyor.

Döviz kurunun dili olsa da konuşsa görsek kim suçlu… Yanlış yürütülen ilaç ve geri ödeme planları vatandaşlarımızın en kritik hastalıklarında ilaçsız kalmasına neden oluyor. İlaç fiyatları da tıpkı elektrik, akaryakıt gibi dövize bağlı olarak ilerliyor. 14 Şubat’ta ilaç üreticilerimize fiyat belirlerken ‘1 avroyu 6 lira 29 kuruş kabul ediyorum ona göre fiyatınızı belirledim ya bu fiyata satarsınız ya da bu fiyata satarsınız’ dendi.

Madem devlet olarak ilacı alırken avroyu 6.29 kabul ediyorsunuz o zaman akaryakıt, elektrik fiyatlarında da avroyu 6.29 liraya sabitleyin bakalım. Hodri meydan. Bay krizin bunu yapamayacağını biliyorum. Isparta’yı karanlıkta bırakan, şehir hastaneleri üzerinden milletin sırtına yapışan beşli çeteye kıyamaz da ondan.

Derhal bu saçmalığa son verin. Derhal adım atın. Yıl sonunu beklemeden ilaç fiyatlarının belirlenmesindeki yeni düzenlemeyi yapın. Bugün bol miktarda sahte gülüşler göreceğimiz, hamasi sözler duyup içi boş vaatler dinleyeceğimiz bir gün.

Bugün her dakika, her saat yaşanan acı gerçeklerimizin sadece bir günlüğüne hatırlanacağı gün. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun. Bugünün kadınlar atfedilmesi bile esasında bir mücadeleyi ve bir acıyı işaret eder. Kadınların yaşadığı önyargılar ve baskılar dünyanın her yerinde aynıyken verilen mücadeleler farklı mı?

Elbette değil. Kadınları sürekli olarak bir şeyler için mücadele ederken görürüz. Mesela aydınlanma ile başlayan insan haklarında kadınlara pek yer yoktur. Kadınlar sanki biyolojik olarak farklı, korunması, kollanması ve idare edilmesi gereken ayrı bir tür olarak kabul ediliyordu. Kadınların ilk savaşı burada başladı.

Sonra kadınlar demokrasi için mücadele etti. Stalin’in Doğu Avrupa’yı ele geçirme planını da ilk önce kadınlar itiraz etti. ABD’de ayrımcılığa ve ırkçılığa karşı başlatılan sivil haklar hareketinin kalbinde de yine kadınlar vardı. Berlin Duvarı yıkılırken, İran’da çalınan seçimlere tepki gösterilirken yine kadınlar ön saftaydı. Bu kadınlar birbirlerini hiç tanımadılar ama aslında hepsi kardeşti. Bedel ödemeyi göze aldılar.

Birçok erkeğin ılıman iklim meyvesi gibi her mevsim çiçek dağıtmasının aksine kadınlar adeta sert ve soğuk çınar gibi karakterli ve dimdik durdular. Dünyanın her yerinde kadınlar haklarını korumak için mücadele verirken Türk kadınları kaderlerine razı mı geldi? Elbette gelmedi. Türk kadının verdiği mücadele belki de dünyanın başka hiçbir yerinde görülmedi.

Osmanlı’nın yıkılış döneminde kadınlar hak mücadelesine başladı. İstanbul’un 93 Harbiden itibaren İstanbul’un ekonomisini götürenler kadınlar. Bunu ABD’li ve Avrupalı birer kadın gazeteciler söylüyor. Bahçe ekonomisi… Takas üzerinden açların doyurulduğu, üstlerinin giydirildiği bir süreç bu. Beyaz Konferanslar…

Hem Kurtuluş mücadelesinin içinde herkesten önce yer alan, Atatürk’ün arkasında, yanında saf tutan buna karşılık aynı zamanda onun diplomatik mücadelesini veren kadınlardan bahsediyorum. Peki dünyanın her yerinde kadınlar haklarını korumak için, mücadeleler verirken Türk kadınları kaderlerine razı mı geldi? Elbette gelmedi… Siz iktidardakilerin, uyduruk erkek egemen diskurlarına bakmayın. Türk kadının verdiği mücadele, belki de dünyanın başka hiçbir yerinde görülmedi.

Peki dünyanın her yerinde kadınlar haklarını korumak için, mücadeleler verirken Türk kadınları kaderlerine razı mı geldi? Elbette gelmedi… Siz iktidardakilerin, uyduruk erkek egemen diskurlarına bakmayın. Türk kadının verdiği mücadele, belki de dünyanın başka hiçbir yerinde görülmedi.”

Bu ülkenin kadının ayağının altını öpmelisiniz kereste adamlar! Utanmadan sıkılmadan hiçbir şeyi hak etmediğimizi söylüyorsunuz. Bu ülkenin kadını her şeyi hak etti. Bileğinin yüreğinin gücü ile hak etti. Tercihlere zorlanmasıyla hak etti. Ve ailesini ülkesini milletini sağ ve ayakta tutmasıyla gösterdiği gayretle hak etti.

Bir kocaman kuyruklu yalan vardır. Türk kadını mücadele etmedi diye. Hadi oradan be. Bunu söyleyenler o kadınların bu ülke için verdiği emeğin fitresini karşılayamazlar. Zekatı fazla gelir. Emeklerinin fitresini karşılayamazlar.

Top mermileri, ıslanmasın diye kazağını, mermilerin üzerine örten ve donarak şehit düşen Şerife Bacı’nın sırtında yükselen cumhuriyetimiz… Düşmanın korkulu rüyası olan Fatma Seher’in Gördesli Makbule’nin Nene Hatun’un cesaretiyle kurulan cumhuriyetimiz… *Genç, yaşlı, çocuk, kadın, erkek fark etmeksizin; verdiğimiz o kutlu kurtuluş mücadelesinin, nişanesi olan cumhuriyetimiz… Ve bugün burada yüce Meclisimiz altında buluşabilmemizi sağlayan cumhuriyetimiz…

Paylaşın