Yargıtay Verileri Güncelledi: AK Parti’nin Üye Sayısı Düştü

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıkladığı son verilere göre, AK Parti’nin 2 Mart 2022’de 1 milyon 89 bin 543 olan üye sayısı, 35 günde 5 bin 319 azalarak 11 milyon 84 bin 224’e geriledi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, faaliyette bulunan siyasi partilerin üye sayısı verilerini güncelledi. Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre, Yargıtay’ın 7 Nisan itibariyle açıkladığı verilerine göre AK Parti’nin üye sayısında 5 binin üzerinde azalma meydana geldi. MHP ise üye sayısını artırdı.

‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi’ mutabakat metnini liderler düzeyinde imzalayan CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nin üye sayıları artarken Demokrat Parti’nin üye sayısı azaldı.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla partide uzun süredir ‘yeni üye’ kampanyası yürütülüyor. 15 milyon üye hedefinde olan AK Parti, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıkladığı son verilere göre bu hedefinden oldukça uzak durumda. AK Parti’nin 2 Mart 2022’de 1 milyon 89 bin 543 olan üye sayısı, 35 günde 5 bin 319 azalarak 11 milyon 84 bin 224’e geriledi.

Cumhur İttifakı ortağı MHP’de ise AK Parti’nin tersine üye sayısında artış kayıtlara geçti. MHP 476 bin 823 olan üye sayısını 3 bin 62 artırarak 479 bin 885 üyeye ulaştı.

Sandık güvenliği çerçevesinde üye örgütlenmesi çalışmalarına devam eden CHP’de bir süredir gözlenen üye artış trendi Yargıtay’ın son verilerine göre de devam etti. Bir ay önce 1 milyon 315 bin 22 üyeye sahip olan parti, 15 bin 589 yeni üye ile toplam 1 milyon 330 bin 611 sayısına ulaştı.

En çok üye artıran parti İYİ Parti oldu

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in esnaf ziyaretlerini sürdürdüğü dönemde, İYİ Parti’nin üye sayısında artış yaşandı. İYİ Parti 539 bin 929 olan üye sayısını 18 bin 18 artırarak 557 bin 947 üyeye ulaştı. Yargıtay’ın verilerine göre üye sayısını son bir ayda en çok artıran siyasi parti İYİ Parti oldu.

Gültekin Uysal’ın liderliğini üstlendiği ve Millet İttifakı içerisinde yer alan Demokrat Parti’nin üye sayısı ise bu dönemde düştü. Demokrat Parti’nin 402 bin 194 olan üye sayısı 2 bin 525 azalışla 399 bin 669’a geriledi.

AK Parti’den istifa eden eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın kurdukları siyasi partilerin üye sayısındaki artış eğilimi son verilerde de sürdü. Babacan’ın liderliğindeki DEVA Partisi 127 bin 889 olan üye sayısını 14 bin 14 artırarak 141 bin 903 üyeye ulaştı. Davutoğlu’nun liderliğini üstlendiği Gelecek Partisi ise 52 bin 241 olan üye sayısını 3 bin 373 artırarak 55 bin 614 üyeye ulaştı.

Millet İttifakı üyesi, Temel Karamollaoğlu liderliğindeki Saadet Partisi de son bir ayda üye sayısını artıran partiler arasında yer aldı. SAADET 271 bin 210 olan üye sayısını 2 bin 78 artışla 273 bin 288’e çıkardı.

Eski başbakanlardan Necmettin Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan’ın genel başkanlığını üstlendiği Yeniden Refah Partisi 200 bin üye barajını son verilere göre aştı. Parti 187 bin 873 olan üye sayısını 14 bin 716 artışla 202 bin 589’a çıkardı.

HDP’nin üye sayısı arttı

Kapatılması talep edilerek hakkında dava açılan ve bir yandan da ‘Demokrasi İttifakı’ çalışmalarını sürdüren HDP, son bir ayda üye sayısını arttıran siyasi partiler arasında yer aldı. Yargıtay’ın verilerine göre 42 bin 648 üyesi olan HDP, 371 artışla 43 bin 19 üyeye ulaştı.

Üçüncü İttifak kapsamında çalışmalar yürüten Türkiye Komünist Partisi (TKP), Sol Parti ve Emek Partisi’nin üye sayıları da Yargıtay tarafından güncellendi. Türkiye Komünist Partisi 4 bin 786 olan üye sayısını 92 artışla 4 bin 878’e, Sol Parti 5 bin 45 olan üye sayısını 105 artışla 5 bin 556’ya çıkardı.

Emek Partisi’nin ise 5 bin 259 olan üye sayısı 3 azalarak 5 bin 256’a geriledi. Meclis’te 4 Milletvekiliyle temsil edilen Türkiye İşçi Partisi, ise 7 bin 624 olan üye sayısı ise son bir ayda bin 152 artarak toplam üyeye 7 bin 776’a ulaştı.

CHP’den ayrılarak Memleket Partisi’ni kuran Muharrem İnce’nin partisi de son bir ayda üye sayısını artırdı. Memleket Partisi 20 bin 636 olan üye sayısını bin 704 artırarak toplam 22 bin 340 üyeye ulaştı.

Cumhurbaşkanı adayı olarak Mansur Yavaş’ı göstererek dikkatleri üzerine çeken Zafer Partisi’nin lideri Ümit Özdağ’ın partisi de bu dönemde üye sayısını artırdı. Zafer Partisi 2 bin 381 üyeden bin 622 artışla toplam 4 bin 3 üyeye ulaştı. Sosyal medyada gösterdiği tepkilerle ve açıklamalarıyla gündem olan Mustafa Sarıgül’ün partisi Türkiye Değişim Partisi’nin üye sayısı 8 bin 188 olarak kayıtlara geçti.

Paylaşın

Kutuplaşma Bu Kez AK Parti’ye Kaybettiriyor

Sosyal Demokrasi Vakfı Başkanı (SODEV) ve AKSOY Araştırma Şirketi’nin kurucusu Ertan Aksoy, gündemdeki son gelişmeleri, verilere dayalı analizlerle, siyasilerin gündem belirleyen açıklamalarını değerlendirdi.

Kutuplaşmanın bu defa AK Parti’ye kaybettirdiğini ifade eden Aksoy’un Cumhuriyet Gazetesi için yazdığı yazının ilgili bölümü şöyle:

Yazının da konusunu oluşturması nedeniyle bu hafta kutuplaştırmaya iyi örnek oluşturabilecek bir açıklamanın seçmende nasıl karşılık bulduğuna dair sonuçları sizinle paylaşmak isterim. Erdoğan’ın bu hafta yaptığı açıklamanın videosunu deneklere izlettik.

Gördüğünüz üzere biz ve onlar siyasetinde “onlar”ı güçlü bir biçimde hedef alan bir açıklama. Özellikle AKP ve MHP tabanının farkındalığını artıracak birçok anahtar kelime bu konuşmada geçiyor. Açıkçası ölçmesek Erdoğan’ın tabanını bu konuşma ile güçlü bir şekilde yakaladığını düşünürdüm. Sonuçlar ise bu konuda yanıldığımı gösteriyor. Birlikte bakalım.

Cumhur İttifakı tabanı açısından baktığımızda güçlü sayabileceğimiz bu açıklamaya seçmenin katılımı aynı oranda güçlü değil. Katıldığını ifade edenlerin oranı yüzde 34,2. Bu oran AKP seçmeninde yüzde 61,9’da ve MHP seçmeninde yüzde 52,9’da kalmaktadır.

Başka liderlerin açıklamalarının kendi tabanlarında yüzde 90 gibi bir oranla destek bulduğunu hesaba katarsak, Erdoğan’ın açıklamalarının kendi tabanında ne kadar zayıf bir karşılık bulduğunu daha iyi anlayabiliriz.

İki önemli nedeni var

Erdoğan’ın bu açıklamalarının iki önemli nedeni var; İlki kendi tabanını konsolide etmek, ikincisi muhalif bloğa kaptırdığı seçmeni, muhalif bloğu itibarsızlaştırarak tekrar kazanmak. Oysa sonuçlar hem kendi tabanını konsolide edemediğini, hem de muhalif bloğa kaptırdığı seçmeni döndüremediğini gösteriyor.

Özetle; kutuplaştırma bu kez AKP’ye kazandırmadığı gibi kaybettiriyor. Aşırılaşan siyasetin bizlere psikolojik yükü büyük fakat bu siyasetin sahiplerine siyasal maliyeti daha büyük. Ülkenin geldiği yer itibariyle biz sosyal demokratlara düşen önemli bir görev var; aşırıya karşı makul olanda inat ve ısrar etmek. Ötekileştirene, yoksulluğu dahi yönetmeye çalışana karşı kapsayıcı olan, yoksulluğu yok etmeyi önceleyen, insanı merkeze alan bir kalkınma programından başka bir şeye zihnimizde yer açmamak.

Paylaşın

Demirtaş: Ben Halen Aday Adayıyım, İddiamı Koruyorum

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, cumhurbaşkanı adaylığı gündemine dair yaptığı açıklamada, “Ben halen aday adayıyım, iddiamı koruyorum” ifadelerini kullandı.

Gazeteci Candaş Tolga Işık, kişisel sosyal medya hesabı üzerinden Selahattin Demirtaş’a “Kürtler Mansur Yavaş’a oy verir mi?” sorusunu avukatları aracılığıyla sorduğunu duyurdu, Demirtaş’ın cevabını yazdı.

Demirtaş’ın cevabı şu şekilde;

“HDP’nin Eylül 2021’de açıkladığı tutum belgesini kabul eden o ilkeleri uygulama kapasitesi, niyeti, samimiyeti olan ve kazanabilecek bir adayı destekleyebiliriz. Biz cumhurbaşkanı adaylığında isimden çok ilkelere bağlı olup olmayacağına bakarız. Ayrıca gelişmelere göre partimiz karar alırsa beni de aday gösterebilir ancak ben o tarihe kadar hala siyasi yasaklı ve hapisteysem bir aday lehine çekilme de gündeme gelebilir.

Bunların hepsi ihtimaldir, günü geldiğinde değerlendirilir, tartışılır. Elbetteki Millet İttifakı kendi adayını kendi belirleyecektir, isim noktasında bizim kendilerine bir dayatmada bulunmamız söz konusu olamaz.

“Ben halen aday adayıyım”

Ancak eğer ki aday geniş kesimlerin de ortak adayına dönüşecekse bu durumda adayı belirlerken bu kriterleri göz önüne alacaklardır diye düşünüyorum, isim noktasında bugün herhangi bir fikir beyan etmem doğru olmaz. Ancak ben şahsen Ekrem beyi de takip etmeye çalışıyorum, tüm baskılara rağmen elinden geldiğince hizmet etmeye, başarılı olmaya gayret ediyor. Olabildiğince kucaklayıcı olmaya gayret ediyor, Anadolu’da toplumsal karşılığı da olduğunu görebiliyorum.

Özel olarak bu isimleri sorduğunuz için bunu belirtiyorum yoksa adaylık konusunda Millet İttifakı kendi kararını kendisi verecek. Bekleyip göreceğiz ancak ben halen aday adayıyım, iddiamı koruyorum.”

Paylaşın

Medya Kuruluşlarına 2021’de 55,8 Milyon Lira Ceza

Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) 2021 Yılı Faaliyet Raporuna göre kurul geçen yıl basın yayın kuruluşları hakkında 55 milyon 822 bin 365 lira 70 kuruş tutarında, bin 661 ayrı ceza kararı aldı. RTÜK, bu cezalardan toplam 17 milyon 10 bin 985 lira da gelir elde etti.

Rapora göre, 2021 yılında toplam 236 dava açıldı. Bunların 91’i RTÜK lehine 11’i de aleyhine sonuçlanırken, 134 davanın da henüz karara bağlanmadığı bildirildi.

Davalardan 140’ı verilen idari para cezalarına itiraz amaçlı açılırken, geçici yayın durdurma cezalarından da 35’i yargıya taşındı. RTÜK aleyhine açılan davalardan 16’sı yayın lisansı iptali kararı, 9’u para cezası ve program durdurma yaptırımı ile ilgili oldu.

2017-2021‘de bin 153 dava RTÜK lehine sonuçlandı

RTÜK 2021 Faaliyet Raporu’ndaki verilere bakıldığında, 2017-2021 yılları arasında RTÜK aleyhine bin 566 dava açıldı. Bu davalardan bin 153’ü RTÜK lehine, 190’ı da RTÜK aleyhine sonuçlandı.

Geri kalan davaların ise sürdüğü belirtildi. Raporda, RTÜK’ün çeşitli medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar ile gerçek kişiler ve sosyal medya hesapları hakkında da 129 ayrı suç duyurusunda bulunduğu belirtildi.

Uluslararası medya kuruluşu

RTÜK, bu sene Şubat ayında Türkçe yayın yapan üç uluslararası haber sitesine lisans alma şartı getirdiğini duyurmuştu. RTÜK kararına göre lisans başvurusu yapmamaları halinde Deutsche Welle, Amerika’nın Sesi ve Euronews’e Türkiye’den erişilmesi mümkün olmayacağı belirtilmişti.

RTÜK

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Türkiye’de faaliyet gösteren tüm radyo ve televizyonların yayınlarını denetleyen kamu kuruluşu. Üyeleri TBMM Genel Kurulu tarafından siyasi partilerin adayları arasından seçilir. Türkiye Cumhurbaşkanı tarafından, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilişkilendirilmiştir.

RTÜK, özel radyo ve televizyon yayınlarını düzenleyen, mülga 3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’un 13 Nisan 1994 tarihinde TBMM’de kabul edilmesinin ardından, 20 Nisan 1994 tarihinde 21911 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle kurulmuştur.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 32 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 5 bin 609 yeni vaka tespit edilirken, 32 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,39 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,11 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 172 bin 461 test yapılırken, 5 bin 609 yeni vaka tespit edildi. 32 kişi hayatını kaybederken, 7 bin 315 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,39 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,11 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 147 milyon 211 bin 194’e yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Manisa ve Zonguldak takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 09 Nisan verilerine göre, 186 bin 226 test yapılmıştı. 6 bin 986 vaka tespit edilirken, 35 kişi hayatını kaybetmiş ve 8 bin 825 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

MEB Okullara Yazı Gönderdi: Ramazan Programları Düzenleyin

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Din Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından Milli Eğitim Müdürlüklerine (MEM), Ramazan nedeniyle bir yazı gönderildi. Yazıda okullarda iftar, sahur gibi etkinlikler düzenlenmesi istendi.

Yazıda, Din Öğretimi Portalı’nda yer alan “Ramazan Günlükleri” adlı örnek etkinlik çalışmalarının okullarda duyurulması istendi. Örnek etkinlik çalışması adı altında öğrencilerin okul ortamında manevi bir iklim oluşturmaları talep edildi. Öğrencilerin; kabe, cami, Kuran, seccade gibi dini unsurları içeren maket ve materyalleri okul ortamına taşıyabileceği ve bu etkinliklerin öğrenciler tarafından organize edilebileceği belirtildi.

Öğrencilere öneriler

Evrensel’den Eylem Nazlıer’in haberine göre Ramazan Bereketi adlı örnek etkinliklerin sıralandığı 28 sayfalık etkinlik çalışmasında, öğrencilerin kadir gecesinde okullarında ve camilerde özel programlar düzenleyebilecekleri ve düzenlenen bu programlara katılabilecekleri önerisi yer aldı. Öğrencilere bütün sınıfların okulun bahçesinde bir araya geldiği öğretmen, veli ve idarecilerin konuk olduğu büyük iftar organizasyonu tertip edebilecekleri söylendi.

İstanbul Eğitim Sen 2 No’lu Şube Sekreteri Sevgi Yılmaz, AKP’nin eğitimi gericileştirdiğine dikkat çekerek “AKP, eğitimi hem piyasacılaştırdı ve hem de dini değerlere göre yeniden düzenlemeye çalışıyor” dedi. MEB’in önlerine koyduğu bu etkinliklerin birdenbire olmadığını ama giderek bir hız kazandığını dile getiren Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:

“Bununla ilgili en temel adımı 4+4+4 düzenlemesiyle attılar aslında. Türkiye’de laiklik tartışması hep yapıldı ama 4+4 +4 sürecinde vatandaşların aldığı 12 yıllık kesintisiz eğitim parçalandı. İmam hatip ortaokullarının açılmasına zemin hazırlandı. Meslek liselerinin sayısı artırıldı. Öğrenciler yeniden biçimlendirilmek istendi.”

Eğitimin gericileştirilmeye çalışıldığını belirten Yılmaz, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Yıllardır bu ülkede ders saatleri özellikle cuma günleri cuma namazına göre ayarlanıyor. Bütün okullarda kütüphane, öğrencilerin nefes alacağı yerler yok. Ama kocaman mescitler vardır. Okullarda mescitlerin oluşturulması da 4+4+4’ten sonra geldi. İhtiyaçtan fazla imam hatip yaptılar yetmedi. Bütün okulları imam hatipleştirme derdindeler. Bursa’da bir okul müdürü kız ve erkek öğrencilerin ayrı ayrı oturtulmasını istiyor, bir başkası aynı kapıdan girmelerine yasak getiriyor. Sancaktepe’de İmam Hatipliler Derneği ile birlikte İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün de yer aldığı bir namaz platformu oluşturuldu. “Namaz kılarsınız boynunuz ağrımaz, kaslarınız güçlenir” diye okul panoları üzerinden öğrencilere bunları telkin ediyorlar. Şimdi de Ramazan vesilesiyle bir dizi dini etkinlik önerisinde bulunuluyor. Bunlar gönüllülük esasına dayansa da hiçbiri gönüllü faaliyetler olarak kalmıyor. Öğretmenler buna zorlanıyorlar, bu etkinlikleri yapmak zorunda bırakılıyorlar, aksi davrananlara mobbing uygulanıyor. Okul müdürleri buna itiraz eden öğretmenlerin çalışma koşullarını ağırlaştırıyor.”

Yılmaz, bu tür etkinliklerin MEB tarafından örgütlenmesinin büyük riskleri de beraberinde getireceğine dikkati çekerek “Bu etkinlikler tekçi anlayışla planlanmakta, memleketin yüzde 99’u Müslüman diye bir ön kabulle gerçekleştiriliyor. Ve tek bir din, tek bir inanç esas alınarak bu faaliyetler okullara getiriliyor. Bu okullarda akran zorbalığına da neden olabilir” uyarısında bulundu.

‘Laiklik inanç özgürlüğüdür’

Öğrencilerin bir bölümünün ayrımcılığa uğrayacağını yine aynı şekilde bunun öğretmenler için de geçerli olduğuna işaret eden Yılmaz, “Biz bunun çok tehlikeli olduğunu toplumsal barışı ve huzuru bozacağını her defasında söyledik. Bundan vazgeçilmeli; laik eğitim, laik yaşam herkesin ihtiyacıdır, laiklik inanç özgürlüğüdür. İnsanların özgürce yaşamasının garantisidir. Çocuklarımızın geleceğini karartan bu uygulamalardan Bakanlığın bir an önce vazgeçmesini istiyoruz” şeklinde konuştu.

Paylaşın

CHP ‘Seçim Kanunu’ İçin AYM’ye Gidiyor!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasının ardından Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Seçim Kanunu’ndaki 3 madde için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuracak.

Haber Merkezi / Başvuruda, il ve ilçe seçim kurullarının oluşumları, kıdemli hakimler yerine birinci sınıf hakimler arasından kura çekimi ve üç ay içinde seçim kurullarının yeniden oluşturulması yönündeki düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olduğu için yürütmesinin durdurulması ve iptali talep edilecek.

Seçim Kanunu’ndaki değişiklikler

Milletvekili Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmi Gazete’de yayımlandı. Kanuna göre, seçimlerde yüzde 10 olarak uygulanan ülke seçim barajı yüzde 7’ye indirildi.

İttifakın aldığı oy toplamı ülke barajını geçtiği takdirde, seçim çevrelerinde milletvekili hesabı ve dağılımı, ittifak içinde yer alan her bir partinin o seçim çevresinde almış olduğu oy sayısı dikkate alınarak yapılacak.

İttifakı oluşturan siyasi partilerin her birinin çıkaracağı milletvekili sayısı, her seçim bölgesinde ittifak içinde elde ettiği oy sayısı esas alınarak genel D’Hondt uygulaması ile belirlenecek.

Seçime katılma yeterliliği elde eden parti, Siyasi Partiler Kanunu’nda öngörülen ve parti tüzüğünde belirtilen süreler içerisinde ilçe, il ve büyük kongrelerini üst üste iki defa yapmamışsa seçime katılma yeterliliğini kaybedecek. Salt TBMM’de grup kurmuş olmak, seçime katılabilmenin yeter şartından biri olamayacak.

Görme engelli seçmenlerin oyun gizliliği esasına uygun şekilde oy kullanabilmelerine imkan sağlanacak. Bu kapsamda Yüksek Seçim Kurulu (YSK), görme engelli seçmenlerin kullanabilmesi için oy pusulalarına uygun şablon sağlayacak.

Seçim kurulunun belirlenmesi

İl seçim kurulu, bir başkan, iki asıl üye ile iki yedek üyeden oluşacak.

İl seçim kurulu başkanı ve asıl üyeleri ile yedek üyeleri, iki yılda bir ocak ayının son haftasında, il merkezinde görev yapan, kınama veya daha ağır disiplin cezası almamış, en az birinci sınıfa ayrılmış ve birinci sınıfa ayrılma niteliklerini kaybetmemiş hakimler arasından, adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonunca ad çekme suretiyle tespit edilecek.

Kurada ilk çıkan hakim başkan, sonraki iki hakim asıl ve son çıkan iki hakim yedek üye olarak belirlenecek. Ad çekmeye katılacak hakim sayısının beşten az olması durumunda, bu hakimler arasında ad çekme işlemi yapıldıktan sonra eksik kalan asıl ve yedek üyeler, en kıdemli hakimden başlayarak belirlenecek.

Ad çekmeye katılacak hakimin bulunmaması durumunda ise başkan ve asıl üyeler ile yedek üyeler en kıdemli hakimden başlayarak belirlenecek. Bu suretle kurulan il seçim kurulu iki yıl süre ile görev yapacak.

Kıdemin belirlenmesinde kınama veya daha ağır disiplin cezası almış olanlar diğerlerinden daha az kıdemli sayılacak.

İl seçim kurulu başkanlığının boşalması halinde asıl ve yedek üyelerden en kıdemli hakim il seçim kuruluna başkanlık edecek.

İlçelerde, ilçede görev yapan kınama veya daha ağır disiplin cezası almamış en az birinci sınıfa ayrılmış ve birinci sınıfa ayrılma niteliklerini kaybetmemiş hakimler arasından, merkez ilçelerde ise aynı nitelikleri taşıyan hakimler arasından adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonunca ad çekme suretiyle belirlenen hakim, kurulun başkanı olacak.

Ad çekmeye katılacak hakimin bulunmaması durumunda ise en kıdemli hakim kurulun başkanı olacak.

Seçmen kütüğünden güncelleme

Sandık kuruluna üye bildirme hakkı olan bir parti, oluru olmadan başka bir parti üyesini sandık kurulu üyesi olarak gösteremeyecek.

Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun uyarınca yapılacak mahalli idareler genel seçimlerinde, yerleşim yeri adresine göre oluşturulan seçimin başlangıç tarihinden 3 ay önceki seçmen kütüğü üzerinden güncelleme yapılacak.

Kütük düzenlemesi nedeniyle seçmen hiçbir şekilde oy kullanma hakkından yoksun bırakılmayacak. Adresi kapanmış olması sebebiyle adres kayıt sisteminde görünmeyenlerin, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün adres kayıt sisteminde bulunan en son geçerli adres bilgileri esas alınacak.

Muhtarlık bölgesi askı listelerinin askı süresi içinde bir seçim çevresinden diğerine yapılan seçmen nakil istemleri hakkında, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından itiraz üzerine veya nakil isteminin şüpheli bir girişim olduğu kanaatine varılması üzerine, resen yapılacak araştırma ve inceleme neticesinde, nakil isteminin kabul edilmemesi halinde, seçmen kaydı dondurulamayacak ve bir önce kayıtlı olduğu adreste seçmen kaydı devam edecek.

İl seçim kurulu başkan ve üyeleri ile ilçe seçim kurulu başkanları, kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 3 ay içinde yapılan değişikliklere göre yeniden belirlenecek. Bu şekilde belirlenen başkan ve üyeler, önceki başkan ve üyelerin görev süresini tamamlayacak.

Yasayla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne paralel olarak Seçim Kanunu’ndaki “başbakan” ibaresi kanundan çıkarıldı.

Paylaşın

Altı Muhalefet Partisi Yol Haritası İçin Komisyon Kurdu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi, genel başkanlarının güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş hedefine yönelik çalışmayı yapacak komisyon kurulması kararının ardından 6 parti yetkililerinin yer aldığı çalışma grubu oluşturuldu.

Euronews’in edindiği bilgilere göre, sürecin yol haritasını belirleyecek komisyonda, CHP adına Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, İYİ Parti adına Seçim İşleri Başkanı Şenol Sunat, Saadet Partisi adına Seçim İşleri Başkanı Bülent Kaya, Demokrat Parti adına Genel Sekreter Serhan Yücel, DEVA Partisi adına Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu ve Gelecek Partisi adına İnsan Hakları Başkanı Serap Yazıcı yer alıyor.

Komisyonun çalışması

Çalışma kapsamında öncelikle her parti Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş sürecine ilişkin kendi yol haritasını belirleyecek. Daha sonra 6 parti yetkilisinden oluşan komisyon bir araya gelerek geçiş sürecinin hangi dönemi ihtiva edeceğini istişare edecek, parlamenter sisteme geçiş sürecinde yapılması gerekli anayasal ve yasal düzenlemeleri masaya yatıracak.

Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri ile kabineyle çalışma şeklini de ele alacak komisyon, Meclis İçtüzüğü, Siyasi Partiler ve Siyasi Etik kanunlarını çalışacak.

24 Nisan’da bir araya gelecekler

Altı muhalefet partisi lideri Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın ev sahipliğinde 24 Nisan’da yeniden bir araya gelecek. Altı muhalefet partisi lideri, son olarak DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ev sahipliğinde bir araya gelmişlerdi. Son toplantı sonrası yapılan açıklamada, Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme vurgu yapılmış ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş sürecinin yol haritası kapsamında bir çalışma grubu oluşturdukları bilgisi verilmişti.

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi: Zorunlu Din Dersi İnanç Özgürlüğünün İhlalidir

Anayasa Mahkemesi (AYM), kızının zorunlu din dersinden muaf olmak için verdiği dilekçe reddedilen babanın yaptığı başvuruda, Anayasa’nın “din ve vicdan özgürlüğü” maddesinin ihlal edildiğine karar verdi.

Kısa Dalga’dan Kemal Göktaş’ın haberine göre; Anayasa Mahkemesi’nin “ebeveynlerin eğitim ve öğretimin kendi dinî ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama hakkının ihlal edildiğini” belirterek verdiği karar AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) kararlarına uyum gösterilmesi anlamına geliyor.

AYM’nin önümüzdeki günlerde açıklayacağı gerekçeli kararının, zorunlu din derslerinden muafiyet konusunda ebeveynlerin talebinin yeterli görülmesi ve dersin içeriği konusunda önemli hükümler içermesi bekleniyor.

Anayasa Mahkemesi’nin Hüseyin El ve kızı Nazlı Şirin El adına avukat Esra Başbakkal’ın başvurusu üzerine aldığı karar, 13 yıllık bir hukuk mücadelesi sonunda çıktı.

Hüseyin El, 2009 yılında Eskişehir Havacılar İlköğretim Okulu Müdürlüğü’ne başvurarak o tarihte 4. sınıf öğrencisi kızı Nazlı Şirin El’in din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinden muaf tutulmasını istedi. Okul müdürlüğü ise Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürlüğü’nden alınan görüş doğrultusunda bu talebi reddetti.

“Sadece azınlıklar muaf olabilir”

Okul müdürlüğünün ret yazısına eklenen Genel Müdürlük yazısında ‘azınlık okulları dışında kalan ilk ve orta öğretim okullarımızda öğrenim gören T.C. uyruklu Hıristiyanlık ve Musevilik dinlerine mensup öğrencilerin, bu dinlerden birine mensup olduklarını belgelendirmeleri kaydıyla, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine girmelerinin zorunlu olmadığı’ belirtildi. Yani Millî Eğitim Bakanlığı, Hıristiyan veya Musevi azınlığa mensup olmayanların zorunlu din dersinden muaf tutulamayacağı gerekçesiyle başvuruyu reddetti.

Kimliğinden “İslam” ibaresini çıkardı

Hüseyin El, bunun üzerine nüfus cüzdanındaki İslam ibaresini çıkardı ama bu da kızının zorunlu din dersinden muaf olmasını sağlamayınca Millî Eğitim Bakanlığı ve Eskişehir Valiliği’ne karşı dava açtı. Dava dilekçesinde din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin kendisinin dini veya felsefi inancına uygun olmadığı, herhangi bir din mensubu olduğuna bakılmaksızın din ve inanç özgürlüğünün uygulanması kapsamında çocuğunun bu dersten muaf tutulmasını istedi. Ayrıca, dersin müfredatının belirli bir din anlayışını esas aldığı, nesnel ve rasyonel bir öğretime yönelik olmadığı belirtildi.

Yerel mahkeme haklı buldu

Ankara 1. İdare Mahkemesi, dava sonunda Hüseyin El’i haklı bularak muaf tutulma talebinin reddedilmesine ilişkin kararın iptal edilmesine karar verdi. Mahkeme kararında, AİHM’in 2007 yılında verdiği Hasan ve Eylem Zengin kararına atıf yaptı ve din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin içeriğinin ‘çoğulculuk anlayışı içerisinde, nesnel ve rasyonel bir şekilde’ verilmediği belirtildi. Kararda, “din eğitiminin ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin talebine bağlı olduğuna” vurgu yapılarak bu dersin zorunlu tutulmasının hukuka aykırı olduğu ifade edildi.

Danıştay kararı bozdu

Ancak bakanlık ve valiliğin temyiz başvurusu üzerine Danıştay 8. Dairesi, mahkemenin bu kararını “mevzuata aykırı olduğu” gerekçesiyle bozdu. Ankara 1. İdare Mahkemesi’nin bu bozma kararına uyarak davanın reddine karar verdi. Mahkeme bu ret kararını 2005-2006 öğretim yılında yapılan değişlik nedeniyle, dersin çoğulcu nesnel ve rasyonel bir şekilde yapıldığına ilişkin bilirkişi raporuna dayandırdı. Bu kararın temyiz incelemesini yapan Danıştay 8. Dairesi de ret kararını onadı.

“Baskıya maruz kaldı”

Kararın kesinleşmesinin ardından avukat Esra Başbakkal, 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’ne müvekkili Hüseyin El ve kızı Nazlı Şirin El adına bireysel başvuru yoluna gitti.

Başbakkal’ın bireysel başvuru dilekçesinde, dava süreci devam ederken Nazlı Şirin El’in sınıf kaybettiği, karnesinin kendisine verilmediği ve din dersine girmediği için okul yönetimi, öğretmenler ve öğrenciler tarafından manevi baskıya maruz kaldığı için okul değiştirmek zorunda kaldığı belirtildi.

Dilekçede, “din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin müfredat programının ve dersin genel niteliğinin müvekkilin düşünce yapısının dışında olduğu ve bu dersin zorunlu tutulmasının ve Hıristiyan ve Musevi olmak dışında başka bir seçenek sunulmamasının Anayasal ilkelere aykırı olduğu” savunuldu.

“AİHM kararına aykırı”

Dilekçede AİHM’in Alevi yurttaşların zorunlu din derslerinden muaf tutulmamasını insan hakları ihlali olarak gören Hasan-Eylem Zengin kararına atıfta bulunularak şöyle denildi:

“AİHM’in Hasan-Eylem Zengin kararında bu dersin gerçekten farklı dini kültürlerle ilgili bir ders olması halinde, yalnızca Müslüman çocuklar için zorunlu tutulmasına sebep olmadığı vurgulanmıştır. Kaldı ki, bugün itibariyle durum halen aynı olup, bu ders halen Müslüman çocuklar için zorunluluğunu korumaktadır. Başvurucu açısından çocuğu için zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin müfredatının Sözleşme’nin ve AİHS’nin belirlediği; eğitim sisteminde, din dersleriyle ilgili çoğulculuk, nesnellik ve eleştirellik koşullarının yerine getirilmemesi ve başvurucunun ebeveyn olarak inançlarına saygı gösterilmesini sağlayacak uygun bir yöntem sunulmaması Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır.”

“Din ve vicdan hürriyetinin ihlali”

Anayasa Mahkemesi, 2014 yılında yapılan bu başvuruyu önceki gün (7 Nisan 2022) görüştü. AYM’nin açıklanan kısa kararında “Anayasa’nın 24. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan ebeveynlerin eğitim ve öğretimin kendi dinî ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama hakkının ihlal edildiğine” karar verildiği belirtildi.

AYM’nin ihlal edildiği sonucuna vardığı Anayasa’nın “din ve vicdan hürriyeti” başlıklı 24. maddesinin 4. fıkrası “Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır” hükmünü taşıyor.

AYM’nin önümüzdeki günlerde açıklanacak olan gerekçeli kararı, din derslerinden muafiyet ve bu derslerin müfredatı konusunda Millî Eğitim Bakanlığı’nı bağlayıcı hükümler içermesi bekleniyor.

Paylaşın

Sağlık Bakanlığı Hakkındaki Şikayetler Rekor Kırdı

Sağlık Bakanlığı’yla ilgili Kamu Denetçiliği Kurumu’na (KDK) yapılan şikâyet başvurularının 2015 yılından 2021 yılının sonuna kadar yüzde 588 arttığı öğrenildi. CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, KDK’ye yapılan şikâyet başvurularının yıllara göre dağılımını paylaştı.

Verilerin, “Sağlık Bakanlığı yönetilemiyor” eleştirilerinin haklılığını ortaya koyduğunu belirten Emir, “Şikâyet sayıları, iktidarın sağlık politikasına adeta ayna tutuyor. Hekimlerin taleplerine kör ve sağır olan bakanlık, yurttaşın sağlık hizmetine erişimde yaşadığı sorunları da görmezden geliyor” dedi.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, Sağlık Bakanlığı 2015 yılında 193 şikâyete konu oldu. Yurttaşlar, 2016 yılında ise Sağlık Bakanlığı’nın muhatabı olduğu sorunların çözümü için 275 kere ombudsmanın kapısını çaldı. Verilere göre, Sağlık Bakanlığı 2017 yılında da KDK’ye 467 kere şikâyet edildi.

Emir, 2018 yılında ise Bakanlığın muhatabı olduğu şikâyetlerin bin 239’a fırladığına dikkati çekti. Sağlık Bakanlığı ya da bağlı kuruluşları ile ilgili 2018 yılında KDK’ye yapılan şikâyetlerin tüm şikâyetler içindeki oranı yüzde 7 oldu. Şikâyet sayılarındaki artış 2019 yılında devam etti. Buna göre, Sağlık Bakanlığı konulu şikâyet başvurusu 2019 yılında bin 383 olarak gerçekleşti.

Pandemiyle rekor geldi

Kovid 19 salgınının ülkede görülmeye başlandığı 2020 yılı ise Sağlık Bakanlığı rekor şikâyet sayısına ulaştı. Bakanlığın 2020’de bin 732 şikâyete konu edildiğini anlatan Emir, “Bakanlığın salgın sürecini iyi yönetemediği, Kamu Denetçiliği Kurumu’nun verilerinde de çok net şekilde görülüyor” ifadesini kullandı.

Bakanlığın 2021 yılında ise bin 328 şikâyete konu edildiğini ve tüm idareler arasında en çok şikâyet edilen dördüncü idare olduğunu vurgulayan Emir, şunları söyledi:

“Her gün yüzlerce insanımızı kaybettiğimiz pandemi sürecini yalanlarla, uydurma başarı hikâyeleriyle geçiştirmeye çalışan Sağlık Bakanının foyası bir kez daha ortaya çıktı. Hep söylüyoruz, gerçekler er ya da geç gün yüzüne çıkıyor. Kamu Denetçiliği Kurumu’na yapılan şikâyetlerdeki anormal artışlar da Bakanlığın süreci nasıl eline yüzüne bulaştırdığını gözler önüne seriyor. Bakana bir kez daha sesleniyoruz, yalandan başarı hikâyeleri peşinde koşmak yerine işinizi yapın, halkın sağlığıyla oynamayın.’’

Paylaşın